Etiket arşivi: Süleyman Soylu

Süleymanlılar neden hanımları hacca götürmüyor…

“Biz nasıl bir dünyada yaşıyormuşuz”

Ankebut Ağı’nın Suudi Amerika’daki fuhuş mafyaları ve Süleymanlılar neden hanımları hacca götürmüyor?

[27.04.20 01:30]

Selamun aleykum abi ramazanimiz mübarek olsun ben size bir şey soracam saskinlikla sizi takip ediyorum soysuzdan az cekmedik bizde ailecek fahriye kara olayi vardi 3sene önce gündemde annem oluyor kendisi yasiyormu bilmiyoruz tam bulundu derken herkez tehdit edildi birsekilde susturuldu sizi cok iyi tanimiyot bilmiyorum ama anladigim kadariyla rabbimin lutfettigi bazi ilimleriniz var hamdolsun gercekten merak ediyorum annem yasiyormu hacda kaybolan fahriye kara yi belki duymussunuzdur muge anliya cikmisti ailem ne oldu anlatsak anlamiyoruzki acikliyalim bir var dediler bir yok oldu cok utanarakta yaziyorum gercekten ozur dilerim ama ilminizden faydalanmak isteriz ailemiz merak icinde yardimci olabilirsiniz umidindeyim lutfen yardim edebilirseniz bize bilgi verin

[27.04.20 10:23]

[#DoğuTürkistanıDuyuyoruz Mehmet Fahri Sertkaya kişisinden iletildi]

v.a.s. kardeşim. Bir insana böyle şeyler yazmak istemezdim. Kendimi senin yerine koyamyorum ama bildiklerimi gizlersem de onu da vebal olarak görüyorum. Anladığım kadarı ile Ankebut Operasyonu kapsamında yaptığım yüksek sayıdaki yayını gördün, dünyada nasıl bir Yahudi/Mason gizli derin devleti olduğunu ve dünya genelinde bütün kara para işlerinin ve bütün insanlık dışı işlerin bunlardan sorulduğu iyice bildin.

Benim öyle sıradışı ilmim falan yok, herkesin zan ettiğinin aksine cinler alemi ile de çok alakalı ve irtibatlı değilim. Üzerimize o yolla geldikleri için mecburen ve zaruret kadar o işlere girdik. Cinlerden haber alanlardan, cinlerin haberlerine itibar edeceklerden falan değiliz.

Koca bir cemaatiz, devletin bütün kurumlarında kardeşlerimiz var. Kurulu bir sistemimiz var ve ona kısaca YİT diyoruz. Elimizde deniz derya kadar somut deliller var ve bunları sadece birkaç ay sonra zaten paylaşmaya başlayacağım ve bunlar Türkiye’yi değil bütün dünyayı sarsacak. Duyanlar inanamayacaklar ve “Biz nasıl bir ünyada yaşıyormuşuz” diyecekler. Dünya üzerindeki kara para işleri ve Yahudi para hakimiyeti de bunun akabinde kısa sürede yıkılacak. Senin mesajını görünce YİT’teki arkadaşlara yönlendirdim ve zaten biliyorlarmış. Milyonlarca vak’adan bir tanesi de senin annen ve annen ailesine, eşine, kimseye bir yanlış yapmamış. Çok değerli ve çok şerefli bir hanım ama akıl almaz şeyler yaşatmışlar.

Bizim Türkiye’de de koca koca fuhuş mafyaları olduğunu, bunların AKPKK üzerinden ve gizli Yahudi TC vatandaşları üzerinden yönetildiğini, en tepe isimlerin bahsettiğimiz konseyler olduğunu, dün o hahamlardan birini öldürdüğümü v.s. hep okumuş anlamışsındır. Uluslar arası bu ağı/sistemin bir bölümü de Suudi Arabistan’da faaliyette. Hacca ve umreye giden kadınlardan bazılarını gözlerine kestirip kaçırıyorlar ve zorla/tehditle fuhuş yaptırıyorlar. Zaten duymuşsundur, biz cemaat olarak hanımları hacca pek götürmüyoruz. Sadece istinai haller oluyor. Onun harici gidemiyor. Suudi Arabistan denilen yer bizim dört asırlık toprağımız ve peyk bir devlet. Bizden ihanetlerle alınan o topraklarda Yahudiler İngiltere’yi kullanarak sözde bir devlet kurdular. O devlet hiçbir zaman gerçek Araplar ve gerçek Müslümanlar tarafından yönetilmedi.

Annen de bu zavallılardan birisi. Müge Anlı da gizli Yahudi birisi ve ATV de zaten gizli yahudilerin kontrolünde. Yıllarca bunları da anlattım durdum. Müge Anlı bu işe girince kolayca önemli bilgilere ulaşabilmiş. Lakin daha sonra Ankebut Ağı’nın Suudi Arabistan’daki adamları yani oranın devlet yetkilileri Tayyip’le görüşmüş ve yayınların sonlandırılmasını ve mevzunun kapatılmasını istemişler. Tayyip de Soysuz’a bu talimatı vermiş ve senin kanaatin isabetli ki deliller çıkmaya başladığında hükumet gücüyle yol kesilmiş.

Annenin şu anki durumu hakkında kesin bilgi sahibi değiliz. Üç sene önce mevzular gündeme geldiğince hayattaymış. Çok büyük ihtimalle şu anda hala hayatta. Metafizik yönü kuvvetli arkadaşlarım var ekibim arasında, bunu zaten dünya biliyor. O arkadaşlarımın isabet oranını da biliyorlar. Metafizik olarak bakıldığında annen hayatta ve sağlıklı görünüyor. Özünü kaybetmemiş, hiçbir zaman kendini bozmamış ve dinini, ibadetini, Allah’a teslimiyetini terk etmemiş. Bir süre çok büyük mücadeleler vermiş, defalarca kaçmayı denemiş ama olmamış. Sonra imtihan demiş ve kaderine teslim olmuş.

Orada bu fuhuş mafyasını ayakta tutanlar hatta yönetenler devlet yetkilileri. Şu meşhur Selman da annenle alakalı kriz çıktığında konuyla ilgilenip kapatılmasını sağlayanlardan biri olmuş. Böyle bir durumda, dini ve siyasi görüşü her ne olursa olsun, insan kalmış hiç kimse sabır edemez ve tepkisiz kalamaz. Bu hususta, ne yapmak istersen yap. Ben yazdıklarımın arkasındayım. İstersen al bu yazdıklarımı, açık kimlik bilgilerimle beraber adli makamlara ulaştır ve soruşturma başlatsınlar. Tamamını değilse de annenle alakalı olan delilleri adli makamlarla paylaşacağım. Senin ve aile fertlerinin güvenliği için bunlara sana değil doğrudan adli makamlara teslim ettireceğim. Ölümüne yanındayım. Artık karar senin.

Sadece Tayyip’le Soysuz değil, bütün AKPKK kabinesi Fahriya Kara hadisesinin gerçek yüzünün meydana çıkmaması için çırpındı. Hususiyle Adalet Bakanı Abdülhamit Gül ile Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da çok çırpındı ve şeytanlıklarını sergiledi.

Aynı kadro aynı şeytanca usullerle onbuçuk aydır benim üzerime de geldi ve zaten benim üzerime kurdukları bütün pusuları aleyhlerine çevirdim, kazdıkları kuyulara kendileri düştüler, soruşturmalar başladı ve çok yakında bunların şeytanca yüzlerini bütün Türkiye değil, bütün dünya duyacak.

Abdülhamit Gül ve Solomon Soysuz hakkında hazırlanacak fezlekelere Fahriye Kara meselesi de eklenecektir.

Ortalık darmadağındı zaten, daha da dağılıyor.

CIA personeli İbrahim Kalın, Erdoğan’ı aradı.

Fahriye Kara hadisesine dair paylaşımlarımı söyledi.

Tayyip, bunun çok kötü olduğunu, bu konunun üzerine gideceğimi, bundan sonra durmayacağımı ifade ile “Bir şey kalmadı değil mi? (Bu konuda delil, şahit bırakmadınız, konunun önünü o zaman zaten kapatmıştınız değil mi?)” diye sordu.

Kalın da “Yok efendim. Biz ilgilendik. Bir sorun çıkmayacaktır.” dedi.

Tayyip “Arabistan’dan haber aldınız mı? Bilgileri var mı?” deyince Kalın “Biz konu ile ilgilendiğimizi, gerekli önlemleri aldığımızı bildirdik. Onların da konuyla ilgilenmesi gerektiğini söyledik” dedi.

Tayyip de “Bir şey çıkmasın. Mevzuyu bırakmayın. Bir şey olursa da haberim olsun” dedi. Görüşmeyi kapattılar.

“İşi sıkı tutun.”

Trump’la Selman telefon görüşmesi yaptılar ve bu sabah yaptığım Fahriye Kara paylaşımlarını konuştular.

Ankebut Ağı’nın uluslararası çaptaki fuhuş mafyasının Suudi Amerika’daki ayağını tehlikede görüyorlar.

Dikkatli olunması gerektiğine dair konuştular.

Selman’ın haberleri alıp almadığını (paylaşımlarımdan ve çıkan krizden haberi olup olmadığını) sordu ve “Bu çok büyük bir tehlike bizim için. Bu konuda hiçbir sıkıntı olmasın.” dedi.

Selman “Biliyorum, evet. En ufak bir darbede bittiğimizin resmidir.” dedi.

Trump da tekra tekrar “işi sıkı tutun” talimatı verip görüşmeyi sonlandırdı.

Mehmet Fahri Sertkaya

Bu millet akıllanmaz, artık ilahi azabı hak etti!

Aylardır söylediğimiz, yazdığımız herşey gerçekleşti, gerçekleşmeye devam ediyor.

Bu millet akıllanmaz, artık ilahi azabı hak etti!

Koronanın tedavisi MFS eliyle olacağını yazdık, her sözümüze itimat ettiniz, bu dediğimizi ciddiye almadınız.

Ama her şerde bir hayır vardır. MFS’ nin içeride olması milletin dışarda hastalanması, ölmesi, hepsi vatandaşların titreyip kendine gelmesini sağlayacak.

Ama daha çok uzun süreceğe benziyor bu hastalık, çünkü Solomon Soysuz olayında bile millet hâlâ akıllanmamış, koca koca adamlar, ağlayanı mı dersin, intihar etmeye çalışanı mı dersin, ne derseniz deyin, bu ülkemizdeki münâfıklar topyekûn hezimete uğramadan, insanlar gerçeği görmeden, bu azap bitmeyecek.

Takipçilerimiz merak ediyordur, neden eskisi gibi yorum yazılmıyor diye.

Böyle olması gerekiyor bu önümüzdeki zorlu imtihanı sadece hak eden geçecek. Artık kolaylık sağlamak, insanlara yön vermek olmayacak. Merkezimiz bile artık nasihat etmiyor insanlara. Bu saatten sonra hak eden hakettiğini yaşayacak.

Yeri gelmişken ne yaparsanız yapın, Allah nurunu tamamlayacak, yaklaşıyor yaklaşmakta olan.

Mehmet Fahri Sertkaya

İbrahim Kalın ara ara Tayyip’e raporlar verdi

İbrahim Kalın ara ara Tayyip’e raporlar verdi. “İstediğimiz gibi bir sonuç çıkmadı. İnsanlar birbirine düşmedi. Birkaç provokasyondan başka bir şey olmadı.” dedi.

AKPKK teşkilatı içindeki cahil ve samimiyetsiz, kullanılmaya müsait tipleri kullanmak istediler. Bunları tahrik ettiler ve aslında daha çok sayıda ölümlü ve yaralanmalı hadise yaşanmasını planladılar. Bunlar da istedikleri gibi olmadı.

Saadet’in Malatya’daki sandık müşahitlerinin öldürülmesine dair soruşturma da verdiğim bu bilgiler etrafında yapılmalı. O vak’adaki katillerin de kullanıldığı, birilerinin ortalığı kasten karıştırdığı kanaatindeyiz.

Kural/değer tanımaz Allahsızın teki olan Tayyip, danışıklı dövüştüğü CIA personeli ve gizli Ermeni Kemal Kılıçdaroğlu ile bir telefon görüşmesi yaptı.

“Ben sizin bu insanları ayağa kaldırıp istediğimiz sonuçları veremeyeceğinizi biliyordum. Ne kadar vurursanız vurun o şekilde olmayacak. Siz yine vurmaya, söylemlerinize devam edin. Ben Soysuzla görüşüp Emniyet’i ayarlayacağım (operasyonlar yaptıracağım, ortamı gereceğim), siz üzerinize düşeni yapın (Sert karşlıklar verin, çatışma çıkartın)”. dedi.

Tayip daha sonra gizli Yahudi ve Mason bir çete lideri olan Solomon Soysuz’la görüştü:

“Bu iş artık kontrolümüzden çıktı, ne gerekiyorsa yapın (şu kaosu bir şekilde çıkartın artık, hiçbir şeye takılmayın, her yolu deneyin). İçeri almanız gerekiyorsa içeri alın. İnsanları zorlayın, eğer olmazsa çatışmaya da girin. Görelim bakalım tokat nasıl oluyormuş (‘Millet AKPKK’ye tokadını vurdu’ şeklindeki haber başlıklarına karşılık olarak söylüyor)” dedi.

Bu telefon görüşmesinden sonra Soysuz talimatları iyice anlamış oldu ve hamlelere başladı. CHPKK’li sandık müşahitlerini gözaltına aldırması bir şey değil, ortalığı çok karıştıracaklar.

Ne şekilde oyunlar kuracaklarını, nerede nasıl gösteriler yapacaklarını, nasıl polis müdahaleleri yapılacağını, neticesinde ortalığı nasıl iyice karıştıracaklarını hep planladılar. Şu anda bu partilerin yönetici kadrosundaki hainler başta olmak üzere içimizdeki İsrail bu planları bir an önce uygulamaya dökmek için harıl harıl çalışıyor. Geceden beri irtibat halindelerdi. Sürekli konuşmalar ve yoğun mesai yaptılar.

Seçim sonrası oylarının çalındığını ve itiraz edeceklerini söyleyen AKPKK’li gizli Hıristiyan Mehmet Özhaseki’nin seçimler öncesi “’Oylar çalındı’ Yapma ya… ‘Oylara sahip çıkamadık abi’ Ağlak ağlak gezmeyin, biraz dürüst olun dürüst” dediği video sosyal medyada gündem oldu.

Özhaseki’ye “Haydi sen de artık harekete geçebilirsin” dediler. O da planlar dairesinde hamlelerini yapıyor.

Bizim yönlendirmemize gerek yok. Sahadaki vatansever gruplar da oyun içinde oyun kurmaları gerektiğini biliyorlar.

Ortalık karıştığında çok fazla müdahil olmamalılar. Bu kaosun elbette zararlı yönleri de olacak ama çoğunlukla bu memlekete, millete, insanlığa faydalı yönleri olacak. Bırakılsın, bunlar kendi adamlarını birbirlerine kırdırsın. Akıllı olmayan, nasihat almayan, samimiyetsiz olan, cezasını kendisi bulsun. Onları, besledikleri yılanlar soksun.

Vatanseverler, beyin takımına yönelmeliler. Bunların sahada kullandığı beyin takımı denecek kişileri ele geçirip konuşturup gizli operasyonlarına devam etmeliler. Alttan alttan temelleri yıkmalılar. Mümkün olduğunca somut deliller toplamalılar ve iyice düşünüp hesap etmeden hamleler yapmamalılar.

İcabı halinde gayr-i resmi surette tetik çekmekten geri durmamalılar. Bu, gerçek ve meşru bir harp ama devlet gücümüzün içine İçimizdeki İsrail sızmış durumda…

Onlarca senedir olduğu gibi, bu defaki haince ve kanlı planlar da gizli Yahudi ve Mason Aydın Doğan üzerinden yönetilen basın ve medya kuruluşlarına aktarıldı.

Defalarca yazdım ki Aydın Doğan karşımızda çok sıkıştığı için bir satış/devir tiyatrosu oynadı. Kağıt üzerinde devredilen bu basın ve medya kuruluşlarını aslında hala kendisi yönetiyor. Kendisi de bu kuruluşları içimizdeki İsrail adına yönetiyor. Kendine ait değil. Bunlar onun gazeteleri, TV kanalları değil. Hiçbir zaman da şahsına ait olmadı. Şu anda da Demirören grubuna ait değil. Gizli Ermeni ve gizli Hıristiyan olup Ankebut Ağı’nın bir mensubu olan Demirören sadece resmiyette sahip gösteriliyor.

Türkiye’ye yapılacak ihanetlerin bir ayağında da içimizdeki İsrail’in basın ve medya kuruluşları ve dolayısı ile Aydın Doğan ve yakın çevresindeki adamları olacak.

Rolünü oynuyor bu CIA casusu İbrahim Kalın. Bakmayın böyle yazdığına, arka planda tam tersini yapıyor.

Kaos çıkartıp kendi kontrollerinde AKPKK’yi devirme… CHP’yi ve İyi Part’yi, Tayyip’i deviren partiler rolüne büründürme ve yine kendilerine çalışan Sabetaycı gizli Yahudi Meral Akşener’i iktidara getirme projesinin en kilit adamlarından biri, işte bu paylaşımı yapan İbrahim Kalın…

Bizim için büyük şehirlerde AKPKK’nin kazanmış olması ile CHPKK’nin ya da İYİ partinin kazanmış olması arasında hiç fark yok. Hepsi de Ankebut Ağı’nın partileri… Şeytan’ın Konseyi’nde, dün yazdıklarımı da değerlendiler. Kibirli, tepeden bakan yorumları devam etti. “Bunlar neden bu kadar sevindi. İki tarafın da bize çalıştığını zaten biliyorlar ve yazıyorlar.” dediler. Lakin yine oyun içinde oyun kurduğumuzu, planlarını büyük oranda sekteye uğrattığımızı, zora düşürdüğümüzü, ülkemizdeki adamlarının morallerini iyice çökerttiğimizi, vatansever grupların elini ve moralini iyice güçlendirdiğimizi ve meselenin pek çok yönünü görmek istemediler.

Mehmet Fahri Sertkaya

TC’nin İçişleri Bakanı, Cumhurbaşkanının emri ile Türkiye’de terör faaliyetleri gerçekleştiriyor.

TC’nin İçişleri Bakanı, Cumhurbaşkanının emri ile Türkiye’de terör faaliyetleri gerçekleştiriyor.

Devletin başına geçmiş CIA personeli hainler, insanlık dışı kirli işlerini, mafyalarını ve hain adamlarından oluşan partilerini/rejimlerini korumak, yönetimde kalmak, ülkenin idaresini cumhuriyet ve demokrasi palavraları ile elde tutabilmek için Türkiye’de çok kan dökmeye hazırlanıyor. Yüz yıldır devam eden danışıklı dövüşlere bir kez daha kan bulaştırılacak.

Türkiye, devlet gücü ile bir kaos/fitne sürecine sokuluyor.

Bir çete lideri, bir uyuşturucu baronu olan Solomon Soysuz, İçişleri Bakanı sıfatı ile haince ve fitneci hamleler yaptı/yapacak, olağan üstü hal oluşturacak ve çok kan dökülecek.

Soysuz’un gözaltına aldırdığı CHPKK’li sandık müşahtileri masum. Hiç suçları yok. Kirli bir oyunun içinde kaldılar.

Herkes “Tamam CHPKK kazandı, sıkıntı bitti” dedi. AKPKK’liler de mağlubiyeti kabullendi. Hatta Binali Yıldırım bile İstanbul’a astırdığı ilanları kaldırttı. Melih Gökçek bile CHPKK’nin kazandığını kabullendi, bu gerçeği açıkça konuştu. Böyle olunca da seçim tartışmaları ile memlekette kaos çıkartma ihtimali düştü ve bu Türk/İslam düşmanlarını kahreden bir gelişme oldu.

Bunun üzerine, CHPKK’nin, AKPKK’nin, MHPKK’nin, HDPKK’nin Saadet’in ve İyi Parti’nin üst seviye isimlerinin hepsinin bilgisi dahilinde olarak, ortalığı karıştırmak için daha sert müdahaleler yapmaya başladılar. Hedef, sadece İstanbul belediye başkanlığını usulsüzce ele almak değil, ortalığı en kısa zamanda karıştırmak. Seçim ya da İstanbul belediyesi, bu işin bahanesi…

Aslında hedefleri YSK, AA, içimizdeki İsrail’in basın ve medyası ve il/ilçe seçim kurulu hileleri ile AKPKK’nin İstanbul’u ve başka pek çok büyük ili birkaç puan farkla kazandığı şeklinde bir numara oynamaktı. Planları uygulamakta başarısız olunca ve CHPKK kazanmış çıkınca önce bir sarsıldılar, şimdi ise toparlanıp, yeniden gayrete gelip insanlık dışı planlarını kısmen değişmiş şekilde uyguluyorlar.

AKPKK hilelerle kazanmış gösterilip CHPKK’liler itiraz ve isyan edecekken, CHPKK hilelerle kazanmış gösterilip de AKPKK’liler itiraz ve isyan edecekler. Her halükarda planlanan kaos çıkartılacak. CHPKK’li üst seviye hainler bile “Sokaklara inecekler olacakmış, uyarıyoruz” diye baştan konuştular ki planları bildiklerinden ve içinde olduklarından bu şekilde konuştular. Planladıkları çatışma ortamı oluşunca, sanki kendileri bunu istemediği halde oluşmuş gibi görüneceklerdi. “48 saat hiç kimse yerini terk etmeyecek” açıklamasından tutun da meydanlarda toplanmış kalabalıklara “Hak, hukuk, adalet” sloganları attırmaya kadar her şey daha öncesinden iyice planlanmış/çalışılmış kısımlar.

Mehmet Fahri Sertkaya

“Beni de mi öldürecekler?”

Soysuz’un gönderdiği adam ile İstanbul Emniyet Müdürü Dr. Mustafa Çalışkan arasında dikkat çekici bir konuşma geçti.

Çalışkan: “Bu benim görevim, ihbar aldım” deyince,

Soysuz’un adamı: “Biliyorum ama bu görevden uzak dur”

Çalışkan: “Durmazsam ne olacak müdür bey, beni de mi öldürecekler?”

Soysuz’un adamı: “Sen bilirsin, bundan sonra başına geleceklerden ben mesul değilim.”

Süleyman Soysuz daha önce Mustafa Çalışkan’ın yeğeni ve Silivri Emniyet Müdürü Hakan Çalışkan’ı öldürtmüştü. Şehit Hakan Çalışkan, Soysuz’un oğlunun arabasında bir uyuşturucu çetesi mensubu ve biraz da uyuşturucu yakalanınca görevini tam yapmak istediği için baskı altına alınmıştı. Soysuz’un talimatı ile araya girip baskı kuranlara restini çekince de makamında intihar süsü verilerek öldürülmüştü.

“Şu durumda mecburuz, elimiz mahkum.”

Estetik güzeli mafya babacığı Sedat Peker, hakkında yazdıklarımı görüp sinir krizi geçirmiş. Bir on dakika kadar bağırmış, sövmüş, bana tehditler savurmuş. “Sen görürsün oğlum, senin a. koyacağım. Seni ibretlik bir şekilde öldürmezsem bana da Sedat demesinler” tarzında, mahallenin yeni yetme kopilleri gibi atarlanmış.

Sonra da kendisi gibi Rus Yahudisi kökenli ve Mason Süleyman Soysuz’u aramış:

Estetik güzeli: Ben bu durumu sineye çekip kabullenemem. Bütün bunlara (yazılara) karşılık olacak bir cevap vermem lazım

Soysuz: Yahu Sedat biz bilmiyor muyuz bu işin karşısında cevap vermeyi. Sadece sen değil ki biz kaç kişiyiz burada. MİT, CIA, Amerika, Tayyip, İsrail, bu kadar adamız. Hiçbirimiz karşılık veremiyor muyuz? Adamlarımız mı yok, gücümüz mü yok var ama işin içinde başka oyunlar da var. -Bir kişi değil, arkasında koca cemaat var. Başka başka işler var. O yüzden temkinli ilerleyelim- derken, işler bu hale geldi. Şimdi yapacağımız en ufak hatada bütün sistemi (Ankebut Ağı’nın tepkisini kastediyor) kendi üzerimize çekeriz. O yüzden şimdilik fevri davranma. Kimseye sormadan da hiçbir işe kalkışma kardeşim.

Estetik güzeli: O zaman bu lafların altında mı kalacağım?

Soysuz: Şu durumda mecburuz, elimiz mahkum.

Estetik güzeli: Böyle işin a. koyarım. Bu ne biçim iş. O zaman karı gibi oturayım, elim kolum bağlı bekleyeyim, gelip beni alsınlar, böyle mi yapayım?

Soysuz: Merak etme kardeşim, az kaldı. Sonunda bu laflarının hepsini yutturacağız bunlara.


Mafya babacıkları

Türkiye’deki mafya babacıklarının ezici çoğunluğu, içimizdeki İsrail tarafından, Mason teşkilatı tarafından mafya babacığı yapılmış, korunmuş, kollanmış, binbir türlü pis işlerinde kullanılmış, basın ve medya oyunları ile gücü abartılmış ama gölgesinden korkan kripto kimlikli pislik heriflerdir.

İçimizdeki İsrail bir de her şeyi o kadar ters yüz etmiştir ki tehdit, şantaj, yalan, dolan, fitne, fesat, ego, kibir, cehalet, cinayet, ahlaksızlık, yağmacılık, mala/mülke çökme tarzı ile kara/kanlı para elde eden böyle itler milletimize vatan/millet sevdalıları, gariban dostları olarak da gösterilmiştir.

Bir misal: Estetik güzeli, Rus Yahudisi, Mason, katil, hırsız, arsız, yalancı, vatan haini pislik herif Sedat Peker…

Cürmü boyunu on bin kere aşmış, AKPKK ve Mason teşkilatı sayesinde dosyaları kapatılmış, yargılandığı davalarda temize çıkartılmış, şimdi bile derhal ters kelepçe ile alınması icap ederken AKPKK organize suç, terör ve ihanet örgütü sayesinde “vatan evladı” taklidi yapan bu maymunun bana ve sistemime karşılık vermeye gücü olsa, on dakika sinir krizi bile geçirmez, ilk dakikada atağa kalkar, yapabileceği bir şey varsa yapardı. Hatta duramaz şimdi de yapar.

Soysuz’u araması, o kadar lafı etmesi hep numara, ortama ayar verme teşebbüsü. Bir yandan şamarımı yedi, alemin önünde havası bozuldu, çakma itibarı ve gücü yok olacak. Bir yandan sanki bir gücü varmış gibi göstererek işlerine ortak olduğu kendi gibi vatan haini siyasetçiler ve patronlar onu kale almayacak. Üstüme gelse zaten şamarımı tam yiyip oturacak, sistemi birden çökecek. Oynadı rolünü…

Benim kalemim, muhatabım bile değil. Uzun süredir beni takip ettiğini, mevzu ettiğini, it gibi tırstığını zaten biliyorum. Şimdi istesem hukuk yolu ile de hukuk dışı yollar ile de kısa sürede ezer geçerim. Benim ayarımı bozarsa, bir talimatımdan sonra İstanbul’daki bir mekanından diğerine bile geçemez olur.

Ben dünyanın kaç devletine birden, kaç uluslar arası mafyasına birden koymuşum postamı, kim bu estetik güzeli? Kim bunu var eden ve bir nane imiş gibi gösteren İçimizdeki İsrail ya da Ankebut Ağı?

Estetik güzeli hakkında geçmişte yaptığım birkaç paylaşımı şimdi bir daha gruba yönlendireyim…

Suç örgütü liderliğinden yargılanan Sedat Peker, “Ak saçlı” dediği gizli Ermeni ve MİT/CIA ortak casusu Devlet Bahçeli’nin suç, terör ve ihanet örgütü MHPKK’nin yüzde 4-5 oy alacağının konuşulmasına tepkili. Peker, “Milletimizin kendi siyasi istikbalini ve partisinin zarar göreceğini düşünmeden ülkesi için birçok fedakarlığı yapan Milliyetçi Hareket Partisi’ne ve ak saçlı bilge liderine böyle birşeyi asla yapmayacağına inanıyorum” dedi.

Şu videoya bir bak… Sene 2004… Polislerimizden Allah razı olsun, işlerini dört dörtlük yapmışlar ve çok sevdiğin Sedat Peker isimli mafya babacığını, organize suç örgütü liderini paket yapıp almışlar. Sonra ne dönmüş? Nasıl olmuş da bu Sedat Peker tahliye edilmiş? Bak polisler öfkeden duvarları yumruklamışlar? Adamlar haklı, ben olsam daha da ileri giderdim. Devletin bir kurşununu hayırlı bir iş için feda ederdim.

Kim bunlar Zeki? Bu milletimize anlat hele, kim bu devlet içinde devlet olan mafyacıklar, kirli çeteler, masonlar, Sabetaycılar, CIA’cılar? Bak haberi veren Kanal D bile içimizdeki İsrail’in kurumsal TV kanallarından biri… Haberi sunan Atasagun de kripto Yahudi mi?

Sedat Peker ile AKPKK arasındaki ilişki ne zaman, nasıl başladı, nerelere kadar uzandı? Sen benim önümü kesemeyince neden hemen Sedat Peker’e koştun ya da adını kullandın? Onun adını, çok dara düştüğünde, onun rızası olmadan da kullanıyor musun? Aranızdaki hukuk ne zaman, nasıl başladı? Sizi kimler tanıştırdı? Ne işler çevirdiniz bu güne kadar? Neler döndü, neler dönüyor? Bize neler anlatacaksın? Neden bu gün de AKPKK bu mafya babacığına hukuk sisteminde hususi bir koruma sağlıyor? Devlet gücümüzü çetelere, CIA’cılara, Sabetaycı hainlere, Masonlara kullandıranlar kimler? Sana dokundurmayan ihanet gürühu, neden Sedat’ı da kolluyor? “Süleymancılara operasyon” denip duruyor ve sen de arada bu gibi cümleler kuruyorsun ya, söyle hele bu saydıklarımla mı yapacaksınız operasyonu?

İnsanın aklına gelmiyor değil, yoksa Sedat Peker de pek çok meşhur mafya babacığı gibi içimizdeki İsrail’in adamı bir kripto Yahudi mi? Bir adamı vardı, şu video çekildiği tarihte sağdı ve yanındaydı. Sonra öte tarafa adisyonu ödemeye gönderdiler onu, adı da şey olacaktı, sen söyle, Ali Şahin Gürman mı ne? O da kripto muydu? Sahi, nedir bu işler böyle, hep denk mi gelmiş bunlar?

Ses ver Zeki, ses ver artık? Konuş, dök o sahte AKPKK ve Reis sevdanın arkasındaki gerçekleri. Bu sahte sevginin arkasında aslında nasıl bir menfaatçilik olduğunu, ne kadar vurduğunu, kaç ülkede neler satın aldığın da anlat. Derneğin UKİD’in Afrika masasının başına, uluslar arası dolandırıcı Ahmet Kemal Öncü’yü, bütün suçları senelerdir ispatlı olduğu halde koymuş pisliğin tekisin sen, haydi konuş, ne konuşacaksan?

Seni insan şeytanı seni…

Bir daha adımı anarken duruşunu düzelt, önünü ilikle, tabirlerini iyice seç, düzgün cümleler kur. Yoksa kırarım kalemini.

İşte meydan, bütün Türkiye görsün bakalım, üstüme gelebiliyor musun, gelemiyor musun?

Numarayı da bırak, herkes biliyor orada burada numaradan atar yaptığını, benden it gibi tırstığını ve bir şey yapabilecek olsan durmayıp yapacağını. Seni sen yapan vatan hainlerini de seninle aynı anda aynı mezara gömecek kadar gücüm var benim.

Sen bu işleri içindesin, bilirsin: mafya babaları ya da nam-ı diğer organize suç örgütü liderleri de estetik yaptırır mı Zeki? Bunlardan hangisi gerçek Sedat Peker?


AKPKK bu katili, bu hırsızı, bu şerefsiz haini serbest bıraktığında, bunu yakalayan polis memurları bile duvarları yumrukladı.

Mehmet Fahri Sertkaya

Yoksa sen al bavulu kaç, ben alıp bavulu kaçacağım!

Rize Emniyet Müdürü Altuğ Verdi’nin, Süleyman Soysuz’un talimatı ile uyuşturucu mafyası tarafından makamında öldürülmesinin ardından, Tayyip ve Süleyman Soysuz bir ara geldiler.

Görüşmenin dikkat çekici bir kısmı şu şekilde:

Soysuz: Arkadaş markadaş, tamam eyvallah da… Öyle “İstediğim emre uyarım, istediğim emre uymam tarzı takılmayacaksın. Yoksa bu sistem seni yok eder.” demiştim ona da dinlemedi beni…

Tayyip: Boş ver. Belki de iyi oldu bu… Zaten bu aralar Telegram’da sürekli “sıkın” deniyor. Olmazsa “Bu yayınlardan etkilenip de sıkmış biri” deriz. Çok büyük mesele olmaz, zaten peşine düşmezler, bu (müdür) bizim sistemin adamı…

Soysuz: Abi tamam öyle diyorsun da zaten bu adamlar bizim soyumuzu sopumuzu, kökenimizi bile bizim bilemediğimiz kadar iyi biliyor. Bunu mu bilemeyecekler. Emniyet müdürünün öldürülmesini de elbette çözerler. Adam “Delil, kanıt var” diyor her şeyde… Kim bilir bunda da ne bulup çıkartacaklar. Bizi köşeye sıkıştırmasınlar da yine… Dünya kadar malı (uyuşturucuyu) zaten kaptırdık, verdik ellerine (Emniyete).. Tamam mal bizim ama onu tekrar geri alırken de bir sürü alavere dalavere ile uğraşıyoruz. Bütün bu zahmete hiç değmiyor. Bu problemler bizim işlerimizi yavaşlatıyor.

Tayyip: Bunlara bir çözüm bulmalıyız. Yoksa artık yakındır yani tüymemiz gerekebilir.

Soysuz: Valla ben hazırım. Tüm hazırlıkları yaptım yani en ufak bir kıvılcıma bakar. Sonra ben giderim. Zaten kendi adamlarına zarar gelir diye konsey de hiç ses çıkartmıyor (bizim Ankebut Operasyonumuza karşılık verilmediğine sitem ediyor). Bak söylemedi deme, arada kalan biz olacağız. İlk bizi alacaklar, belli bu iş. Milleti harekete geçirecek en ufak bir şey, bizim sonumuzu getirir, bunu sen de biliyorsun.

Tayyip: Evet.. O kadar büyütecek bir şey yok. Bu Türk milleti devlete çok bağlı, kolay kolay ayaklanmazlar.

Soysuz: Bu işe bir çözüm bulmalı. Konseyler kendilerini sağlama almak için bizi bunların önüne atacak belli. Bunlara (konseylere) güven olmaz. Biz ne yapacağız. Nasıl çıkarız bu işlerden. Ya da bu insanları (bizi kastediyor) nasıl susturabiliriz, susturabilir miyiz…

Tayyip: Haklısın. Sen düşün, ben de bir düşüneyim, ne yapabiliriz…

Soysuz: Abi zaten iki ay kaldı ise kaldı. Ne yapabilirsek yapacağız. Yoksa sen al bavulu kaç, ben alıp bavulu kaçacağım.

Mehmet Fahri Sertkaya

O yol verdi, mafya indirdi.

Soysuz yol verdi, mafya indirdi.
Tipik bir Süleyman Soysuz cinayeti…

Makamında öldürülen Rize Emniyet Müdürü Altuğ Verdi, Emniyet Teşkilatının yüz karası, yediği içtiği haram/rüşvet olan pisliğin tekiydi.

Sürekli Masonlarla ve Ankebut Ağı ile iş tutuyordu. Bu Masonların uluslararası çapta fuhuş, uyuşturucu, silah, organ dahil her pis işi yaptıklarını biliyor ama Ankebut Ağı’nın tepe teşkilatını bilmiyordu.

Evvelden beri pisliğin teki olan Altuğ Verdi, alçak vatan haini ve bütün pis işlerin içinde olan Binali Yıldırım’ın Boşbakanlığı zamanında korumalığını yaptı ve iyice dibe vurdu.

Boşbakan Binali namına piyasada terör estirmeye kalkmış, çok kişileri tehdit etmiş, korkutmuş, sindirmiş ve türlü hukuksuzluklar yapmış birisiydi Altuğ Verdi…

Bir kripto Yahudi olan Altuğ Verdi, bütün kirli işlerin içindeydi. Fuhuş, uyuşturucu dahil pis işler çevirenlerle birlikte çalışıyor, pay ya da sürekli rüşvet alıyordu.

“Param/imkanım olsun, giyineyim, gösteriş yapayım, lüks yaşayayım, etraf hep görsün” ayarında bir gösteriş budalasıydı. Üst makamlarda olanlara sürekli yalakalık yapan bir sefildi. Paranın hangi yollardan geldiği umurunda bile değildi.

Ve gün geldi, Mevla’nın bu sefil mahluka verdiği mühlet bitti. İnsanlık dışı sistemleri içinde, uyuşturucu işi ile alakalı sorunlar çıktı. Bu sorunlar, uyuşturucu işindeki adamlarla arasında karşılıklı mücadeleye dönüştü.

Soysuz, önce kibarca müdahale etti, ara bulmak istedi. Uzlaştırmak istedi. Müdür Altuğ Verdi yanaşmadı, inatlaşıp dikleşti. Sistemi darbe alan Soysuz bu defa tehditler savurdu ve her zaman yaptırdığı işi bir daha yaptırdı, bir Emniyet Müdürünü daha katlettirdi. Şükür ki bu defa öldürttüğü, uyuşturucu işlerini bozdu diye makamında şehit ettirdiği Silivri Emniyet Müdürü Hakan Çalışkan gibi bir vatan evladı değil, kendisi gibi insanlıktan çıkmış pisliğin tekiydi.

Türkiye’deki en büyük uyuşturucu baronlarından biri olup Rus Yahudisi kökenli bir Mason da olan Süleyman Soysuz, Altuğ Verdi ile telefon görüşmelerinde bile atıştı.

Soysuz ara bulmak istedikçe dik/inat bir tip olan Altuğ Verdi “Yapacağım bir şey yok, elimden bir şey gelmez” dedi.

Bu hallerden sonra Soysuz, mafyanın tarafını açıkça turarak müdüre posta koydu ve “Ben ne istiyorsam sen onu yapacaksın” dedi.

İtaat etmeyen müdür, itaatsizliğin bedelini canı ile ödedi. Kuyusu derin, azabı elim olsun. Diğer insan şeytanlarının da mühletleri bitecek…

Müdürün infazını Soysuz’dan ziyade mafya planladı. Soysuz talimat ve yol verdi, mafya indirdi. Katil polis de uyuşturucu mafyasının adamı. “Üniversite kazanıp da merkeze alınmasını istedi. Bu hususta tartışma çıkınca müdürü vurdu” gibi açıklamalar, itibar edilecek türden değil… Katil özel korumaya alınmalı, özel yetkili mahkemeler hemen vak’ayı derinlemesine ele almalı ve Soysuz gibi bir insan şeytanına icap eden hukuki müdahale yapılmalı.

Mehmet Fahri Sertkaya

Organ kaçakçılığı iddiaları mevcut ama delillendirme yok!


“Adalet yok, biz ne istersek ona uyacaksınız. İstersek canınızı, malınızı, ırzınızı, evladınızı, kızınızı, toprağınızı, devletinizi alırız, boşa uğraşmayın” demek gibi bir şey…

Sözde hakim Nusret Alper PAZARCIKLI’nın baktığı dosyada “Organ kaçakçılığı iddiaları mevcut ama delillendirme yok” denilerek, erişimin engellenmesine karar verilmiş.

Biz devlet miyiz, polis miyiz, savcı mıyız? Sahaya inip delilleri de biz mi toplamalıyız? İşgal idaresi altında mıyız, haberimiz mi yok?

  • Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü, üst üste gönderdiğim ihbar maillerini ne yaptı? Bunları işleme aldı mı? Derhal baskın yaptı mı? “Mailleri yok ediyorsunuz, ağır ceza mahkemelerinde yargılanacaksınız” dediğim maili bile yok etmedi mi? Peşim sıra “Şu şu ihbarları neden yok ediyorsunuz, bir hastahanenin altında gizli bodrum katları olup olmadığını tespit etmek çok mu zor? Neden derhal gidip kontrol etmiyorsunuz? Söz konusu tünelin varlığını Büyük Şehir Belediyesi, Valilik ve siz Emniyet, zaten biliyormuşsunuz? Nedir bu yaşanan?” diyen yüzlerce kişinin maillerine neden cevap verilmedi?
  • Birbiri ile bağlantılı, mantık örgüsü içinde, yüzlerce gerçek şahsın isimleri geçilerek ve çok ağır suçlamalarda bulunularak yüzlerce yayın yaptık, bunların hangisi suç duyurusu kabul edildi, hangisi hakkında tahkikat yapıldı? Bunların arasında kendini Cumhurbaşkanı zan eden vatan haininden tutalım da çok meşhur ve büyük patronlara kadar herkes vardı, Memorial’ın sahibi gösterilen organ mafyası mensubu gizli Yahudi ve Mason Turgut da vardı, hangisi ceza davası açabildi?
  • Diyarbakır Emniyet Müdürü’nün ismini onlarca kere vererek, devlet içine sızmış organ mafyasının baskı ile vazifesini yapmadığını, bu Allahsızca sistemin üyesi Numan Kurtulmuş’un tehdidine boyun eğdiğini, en ağır tabirleri de isimlerin yanında kullanarak defalarca yazmadık mı? Mailler nerede, bu şahıslar neden sessiz kaldı, neden davacı olamadılar? Numan panikle Diyarbakır’a koştu, ne haltlar çevirdiğini ayrıntısı ile yazmadık mı? Çıkıp yalanlayabildi mi? Oyun bu şekilde bozulunca bu defa Süleyman Soysuz Diyarbakır’a koşmadı mı? O da olmayınca uyduruk bir futbol turnuvası bahane edilerek bütün devlet erkanı Diyarbakır’a taşınarak, bize, milletimize karşı hamle yapılmadı mı?
  • Derhal polis operasyonu yapılmadığı, icap eden tahkikatlar yapılmadığı için yüz binlerce insanı CİMER’e yönlendirdik ve “Hassasiyet gösterelim, çekinmeyin, hukuki yükü bizim sırtımızda, şikayet edin, bu yayınları aktarın” dedik de ne oldu? Dünyanın gözleri önünde CİMER 12 gün kapalı tutulmadı mı?
  • Bu organ mafyası ile alakalı olarak Kızılay yönetimini ve gizli Yahudi ve Mason Kerem Kınık’ı bile suçlamadık mı? Kızılay kurum olarak, Kerem şahıs olarak bizden davacı olabildi mı? Kaçırılmış, yanlarında annesi ve babası veya bir yetişkin yakını olmayan Afganistanlı, Pakistanlı, Iraklı, Suriyeli onlarca çocuğu sağ kurtarmak isteyip de peşlerine düşmedik mi? Sistemleri bozulunca bunları İzmir’de kaza süsü ile öldürmek istemediler mi? “Bu kadar çocuk, hepsi ayrı ülkeden, Türkiye’de bunların annesi, babası yok, hala mı tahkikat yapmayacaksınız, bizi kim yönetiyor, devletimizi kim çaldı?” demedik mi?

Uzatmanın lüzumu yok, arkasına onlarca madde daha eklenebilir. Bakılsın yüzlerce yayına, insanlık namına, devlet, millet, vatan, gelecek nesiller namına devleştik ama kendi devletimizin işleyişini durdurmuşlardı. Şimdi “İster çıldırın, ister patlayın, ister millet darbesi yapın, biz size istediğimizi, sizin devlet gücünüzle yaparız. Sistemi ele aldık, mahkemeler de bizde, meclis de bizde, istihbarat da bizde… Organlarınızı da çalarız, yeni ergen genç kızlarınızı da çalar, dünyaya fuhuş için satarız. Uyuşturucuyu devlet gücü ile getirir sokak sokak bütün Türkiye’ye yayarız. Mani olmak isteyen Emniyet mensuplarını, savcıları, hakimleri öldürürüz.” demek değil midir bu? Şehit Emniyet Müdür Hakan Çalışkan dosyası ne oldu? Bu cinayette Soysuz’un kullandığı Emniyet personelinden bazılarının isimlerini bile verdik, kim tahkikat yaptı? Bu ismi verilenlerin hangisi “Olur mu öyle şey, bana bu iftira nasıl atılabilir?” deyip hukuka gidebildi?

Hal böyle ise ki böyle, bize, milletçe kalkıp devleti/vatanı/milleti kurtarmaktan başka yol kalmış mı?

Şu Harun Çoban kardeşimiz, yüzlerce suç duyurusu ve şikayet dilekçesi verdi, hangi biri işleme alındı? Bunların yok edildiğini, sümen altı edildiğini sesli anlatımlarla ve Adliye/Savcılık ve savcı isimleri vererek anlatık da ne değişti? Şimdi devlet gücümüz onun aleyine çevrildi. O içeride, katiller, mafya mensupları, hainler, organ mafyası mensupları, fuhuş mafyası, uyuşturucu mafyası mensupları bizim devlet gücümüzle bize posta koyuyor, öyle mi?

O zaman altta kalanın canı çıksın, anlaşılan o ki biz bir istiklal harbi vereceğiz ve önce, her pisliğin merkezinde olduklarını somut binbir türlü delille ispat edebildiğimiz ABD ile İsrail’in Büyük Elçiliklerini, Konsolosluklarını, ayrıca sahada kullandıkları kirli çetelerini, ayrıca Mason teşkilatının önde gelen binlerce mensubunuz, harp hukuku dahilinde oyundan düşüreceğiz.

Hep diyoruz, işte meydan… Bizim devlet gücümüz bizim aleyhimize çevrilmek istendiğinde, biz her şeyi ama her şeyi göze alacağız ve hiç de zaman kaybetmeyeceğiz.

Mehmet Fahri Sertkaya

Devekuşu Kabare…


Çok komik… Savcılığı, hakimliği bırakıp komedi/kabare işine falan girseler, daha iyi kazanırlar. Şundan daha çok saygı görürler. Daha çok itibar edilirler.

Süleyman Soysuz’un planlaması ve olay yerinde bizzat yönetmesi ile öldürülen Rus elçi Karlov’un öldürülmesine dair başlatılan soruşturma nihayet tamamlanmış.

Çok yakında vatana ihanet suçlaması ile yargılanması beklenen savcı, iddianamede kendini aşmış, uçuşa geçmiş hatta belki de desteksiz yüksek atlama rekoru denemiş.

Soysuz’un cinayette kullandığı tetikçi polis memuru Mevlüt Mert’in, BOP’çuların ve içimizdeki İsrail’in el üstünde tuttuğu ve adeta devlet desteği verdirttiği Vehhabi sapık zihniyetli Nurettin Yıldız gurubu ile bağlantılı olduğunu kabul etmiş. Ancak şüphelinin suçu bu grubun üzerine yıkmak için sızdırılmış bir Gülen cemaati üyesi olduğunu öne sürmüş ve ”Mevlüt Mert Altıntaş’ın ev arkadaşı Sercan Başar ile birlikte renklendirilerek Nurettin Yıldız Grubu’na bağlı olan Sosyal Doku Vakfı’nın uzantısı olan Sosyal Doku Ankara Gönüllüleri Grubu içerisine sızdırılarak gizlenen FETÖ mensubu olduğu anlaşılmıştır.” ifadelerini kullanmış.

Konseylerin emri ile Rusya’nın Türkiye’deki Büyük Elçisi olan Karlov’u Süleyman Soysuz’un öldürttüğünü, daha önce bu gurupta bütün detayları ile anlatmıştık. Hala “Tetikçi silahı ve kurşunu varken bile Karlov hariç kimseye zarar vermemişti, kurşunu bittiği halde neden öldürüldü” sorusunu bile sormadılar. “Emniyet içindeki Esedullah Tim nedir, ne değildir? Nusra bağlantılı ve BOP kapsamında üretilmiş bir grup mudur? Arkasında MİT’in hain kanadı, CIA, MOSSAD var mıdır?” bile demediler ama tiyatro sahnesi sergiler gibi iş tutuyorlar. 80 milyon insanı aptal yerine koyan ve bu vatan hainlerine, meydana çıkartılmış bunca sarsıcı gerçeğe rağmen hizmet eden bu gibi savcıların ve hakimlerin yüzlercesinin çok yakında idam edileceğini öngörebiliyoruz. Bunu çok sık tekrar ediyoruz, çünkü bazıları gerçekten de bu işten sıyrılabileceklerine inanarak bu BOP’çu hainlere yardım ve yataklık ediyorlar, görevlerini kötüye kullanıyorlar. Lakin öyle olmayacak… Türk milleti, yakın gelecekte, yüzlerce hakim ve savcının idam edildiğini ve bir kısmının da müebbet hapis cezaları aldığını görecek. Çünkü her suçun, zulmün, cinayetin, katliamın, ihanetin ve her türlü acının birinci dereceden sorumlularıdır onlar…

Mehmet Fahri Sertkaya

Şehit Emniyet Müdürü Hakan Çalışkan, katillerini tanıyordu.

Şehit Emniyet Müdürü Hakan Çalışkan, katillerini tanıyordu.

Hakan Çalışkan’ın otopsi raporu hükümsüzdür, çünkü düzmece idi. Üsttekiler tarafından çok büyük baskılar yapıldı ve merhumun cesedi üzerinde yapılan incelemeler neticesinde elde edilen pek çok bulgu gizlendi, rapora geçmedi. Bununla birlikte, gerçekte olmayan şeyler varmış/yaşanmış gibi rapora geçildi. Şehit Hakan müdürün elinde barut izi yoktu ama “Barut izi vardır” denildi. Oysa silahı kendi kullanmadı, intihar etmedi, elinde barut izi hiç olmadı. Hatta kendi silahı ile de vurulmadı. Bunları ispat etmek, şu aşamada/vakitte bile çok basit. Kafasına giren ve ölümüne sebep olan kurşunun kendi silahından çıkmadığı hemen şimdi bile kolayca ispat edilebilir. Ölümüne sebep olan kurşunun üzerinde sonradan oynama yapıldığı, izlerin oynandığı ve o kurşunun kendi silahından çıkmadığı şimdi bile kesin surette ispat edilebilir. Bir de konunun basın/medyaya yansıması ile büyük kamuoyu baskısı oluşur ve arkası iplik söküğü misali gelir.

Bu cinayet işinde gizli Yahudi, gizli Mason, vatan haini, insanlık düşmanı uyuşturucu baronu Süleyman Soylu, Ekrem Gülen isimli şahsı kullandı. İçişleri Bakanı Süleyman Soysuz’un imzası ile onaylanan 26.10.2016 tarihli kararname ile Emniyet Genel Müdürlüğü Koruma Dairesi Başkanı olarak atanan Ekrem Gülen, devletin adamı olmaktan ziyade Soysuz’un ve uyuşturucu sisteminin adamı. Soysuz’un uyuşturucu işindeki bütün pis işlerini biliyor ve her sıkıntısında Soysuz için araya giren bir adamı. Ekrem Gülen’in, cinayet öncesinde araya girdiğini herkes biliyor ama çok baskı yaptığını, yetmeyip merhumu tehdit ettiğini herkes bilmiyor. Ya Hakan müdürü şehit eden üç katilin Ekrem Gülen’in adamları olduğunu, bu katilleri onun ayarladığını ve katillerin Silivri Emniyet Müdürlüğü personeli olduğunu kaç kişi biliyor?

YİT biliyor ve hatta YİT Ekrem Gülen’in gizli Yahudi ve Mason olduğunu da biliyor. Zaten böyle olduğu için bu katiller dikkat çekmeden içeri girebildiler ve çıkabildiler ve bu işin üstü örtülebildi. Ekrem Gülen uyuşturucu işinde sokak takımından olanları kolladığı ve Soylu’ya çalıştığı için pay da alıyor. Uyuşturucu satıcısı olduğu için Emniyet personeli tarafından alınanların bırakılmasını bile sağladı.

Böyle insanlık dışı ve haince bir ihanet çarkı kurarak, vatanına ve milletine asilce hizmet eden bir vatan evladını katlettiler. Bunlar güvenlik kamerası görüntüleri ile de oynadılar. Zorlanabilirler ama çok uzman personel bunu şu aşamada bile kesinlikle ispat edebilir.

Asıl tehlike Süleymancılar değil, Masonlar

Milletimizi zehirleyen uyuşturucu tacirlerine göz açtırmayan ve bu nedenle makamında şehit edilen Silivri eski Emniyet müdürü Hakan Çalışkan’ın katletilmesinde etkin rol oynayan Ekrem Gülen bir gizli Yahudi ve Mason.

Ekrem’in Süleyman Soylu’ya kirli işlerinde yardımcı olmasının arka planında aslında uyuşturucu dahil kirli işlerden pay almasından ziyade yani menfaat temininden ziyade, kendisinin de Soysuz gibi gizli Yahudi ve Mason oluşu var. Şeytan’ın Konseyi ve daha üstündeki 13’ler Meclisi ve daha üstündeki 3 Kabbalist, dünyayı ahtapotun kolları misali sarmış teşkilatlarını Masonluk teşkilatı sayesinde kontrolde tutabiliyor, organize ediyor ve kullanıyor. Masonluğun beli kırıldığında, dünyanın bu pisliklerden temizlenmesi yolunda çok büyük bir adım atılmış olacak.

Kemal Gülen, Türkiye’deki Masonların üstad-ı azamı ile bağlantılı ve emirleri daha ziyade ondan alan birisi… Bu üstad-ı azam, Soysuz’u bile takmayan, onun amiri yerinde olan ve uyuşturucu işlerinin içinde olan bir vatan haini.

Bunların karşısında Divan-ı Salihin ve yolumuz/teşkilatımız var. Divan-ı Salihin’in kararları icabı yine bu meselede de isimler ve detaylar vermeyeceğim. Çünkü imtihan dünyası dediğimiz bu alemde Müslümanların gayret etmesi, cihad etmesi, kazanması, muzaffer olması, Allah’ın rızasına kavuşması isteniyor. Sahada gayret edenlerin sayısı da artıyor, gayret etmekte olanların vasfı, gayreti de ayrıca artıyor. Bu da büyüklerimizi sevindiriyor ve o kutlu güne çok yaklaşılıyor.

Mehmet Fahri Sertkaya

Katili Süleyman Soysuz’dur.

Katili Süleyman Soysuz’dur.
Şehit Hakan Çalışkan’ın itibarı iade edilmelidir.

Silivri eski Emniyet Müdürü Hakan Çalışkan intihar etmedi. Öldürüldü. İnfaz emrini, vatan haini, insanlıktan çıkmış muzır varlık ve uyuşturucu baronu, gizli Yahudi ve Mason Süleyman Soylu verdi. Basına yansıyan hikaye herkesin malumu ama doğru değil. Uyuşturucu sattığı için yakalanan kişi, Süleyman Soysuz’un oğlunun arkadaşı falan değildi. Bildiğimiz piyasadaki uyuşturucu satıcılarından biri idi. Soysuz’un, uyuşturucu işinde, sisteminin alt birimlerinde çalıştırdığı biri idi.

Hakan müdür baskılara boyun eğmedi. Torbacı seviyesinin bir üstünde olan uyuşturucu satıcısı o şahsı, bütün baskılara rağmen serbest bırakmadı. Kanunlara uydu, Soysuz hakkında da tutanak tuttu. Hakan müdürü “Soylu hakkında tutanak tutma ve işlem yapma” diyerek çokça tehdit ettiler ve korkutmak istediler. İnançlı ve vatanına bağlı bir Müslüman olan şehit Hakan Çalışkan, tehditlere boyun eğmedi. Vazifesini hakkı ile ifa etmek istedi. Ailesini mevzu ederek dahi tehdit ettiler. Çok uğraştılar. “Şahıs Bakanın yakını ve serbest bırakılması isteniyor” talimatını dahi kale almaması, araya konan amirleri kale almaması yetmezmiş gibi bir de bütün baskılara rağmen Soysuz hakkında tutanak tutması, Soysuz’u çıldırttı ve merhumu katlettiler.

Asıl katil Süleyman Soysuz ama tetikçiler üç kişiydiler. Merhum müdürün odasına girdiler, kısa süre içinde, susturuculu bir tabanca ile, yakın mesafeden kafasına tek kurşun sıktılar. Ortamı ayarladılar, intihar sürü verdiler ve çıktılar. Bu, Soysuz pisliğin ne tek cinayeti idi ne de ilk…

Şu cinayetin üzerine ciddiyetle giden her ama her savcı, daha ilk bir iki saat içinde “Bu bir intihar değil, bu bir cinayet” der. Aksini söyleyen de ya bu hainlere çalışıyordur ya da bunlar tarafından korkutulmuş ve susturulmuştur.

İntihar görünümlü bir cinayetle öldürülen Silivri eski Emniyet Müdürü Hakan Çalışkan öldürülmeden önce Süleyman Soylu, beraberce memleket genelinde uyuşturucu işi yaptığı vatan haini Tayyip Erdoğan’dan “olur” aldı. Şehit edilen namuslu, dürüst ve imanlı Hakan müdür, Erdoğan’ın bilgisi dahilinde ortadan kaldırıldlı. “Sen bu düzene çomak sokabilir misin, niye laf dinlemiyorsun, seni uyarmıştık” tarzı ile işlenen bir cinayet bu…

Çok yakında diğer bütün dosyalarla birlikte bu vak’anın gerçek yüzü de patlak verecek ve bütün Türkiye bunların nasıl da insanlıktan çıkmış muzır/pislik herifler olduğunu görecek.

Bu gölgesinden korkan hainlerin hepsi asılacak. Birkaç ay daha ömrü olan herkes Erdoğan’ın, Numan’ın, Soysuz’un, Devitoğlu’nun, hepsinin asıldığını görecek.

Vazifesini Müslümanca, dürüst ve vatansever surette yaptığı için, son anlarında “Süleyman Soylu’nun selamı var.” ve “Ders olsun” denilerek öldürülen evlatları var bu milletin… Unutma, hesap sor!

Şehit Hakan Çalışkan kardeşimizin ruhaniyeti de ordumuzun “ölümsüzler” dediğimiz kısmında, bizimle birlikte Ankebut Operasyonunun içinde ey Soysuz! O kadar seviniyor ki sevinci kelimelerle tarif edilemez.

Masasından kalkıp “Siz kimsiniz ulan!” demiş, koymuş postasını yiğidim ama üç kişilermiş itlerin ve onlar silahı ilk çekenlermiş. Oturtmuşlar yine koltuğuna “Seni uyarmıştık, dinlemedin. Bu işin sonu zaten belli.” diyerek…

“Soylu’nun selamı var. Sen kimsin bu çarka çomak sokmaya kalkıyorsun? Ders olsun herkese” demişler ve başının yanından susturuculu silahla vurmuşlar da şehitler kervanına dahil etmişler.

Ailesi ve yakın akrabaları ile çevresi çoktan haberdar oldu bu gerçeklerden… Yiğidimizin itibarı da iade olunacak, ardından “kahraman” denilecek ve “aziz şehit” denilecek de ey Soysuz, sizin ardınızdan ne denilecek?

Mehmet Fahri Sertkaya