CHPKK’li Engin Özkoç rahat durmuyor. PKK ile görüşüyor. Pervin Buldan’la ve Selahattin Demirtaş’la irtibatı oluyor. CHPKK lideri gizli Ermeni vatan haini Kemal Kılıçdaryan, terör ağları ile iletişimini gizli Yahudi/Ermeni karışık soydan gelen Engin Özkoç üzerinden de kuruyor. Özkoç’un Hakan Fidan’la da bağlantısı kuvvetli.
Şahsıma ve cemaatime karşı haince ortak planlar kuruyorlar. Hakan Fidan aktif bir şekilde bu planın içinde… Solomon Soysuz’un ise neler döndürülmek istendiği konusunda bilgisi var ama henüz tam aktif katılmadı. Planlar, şahsıma ve cemaatime zarar vermenin ötesinde, şu mücadeleye ve memlekete, millete büyük zararlar verecek mahiyette… En anlaşılır şekilde cümle kurmak gerekirse şu söylenir: Ülkemizi Ruslara satıyorlar.
Her yeri ve her kesi dikkatle takip ediyoruz. Resmi kimliklilere düşen vazifeler var. Onlar bu haince planlara müdahil olmayacaklarsa, anlaşılan o ki bizim çok sert bir müdahalemiz zaruri olacak. Bu da epeyi kişinin canını yakacağı gibi memlekette aniden bir kaos ortamı oluşturacak. Mesele değil, söz konusu vatansa, hainlerin canı çıksın.
Bu süreç bu şekilde giderse, bu üçlü çete (Fidan-Soysuz-Akar) oyundan düşürülürse, ülkemiz içindeki Ermeni/Hristiyan çetesi ve dünya üzerindeki Ermeni/Hristiyan teşkilatı/ağı için çok kötü olacağını…
Bu güne kadar Tayyip’i bir şekilde bazı konularda oyalayabildiklerini ya da yönlendirebildiklerini ve bu gücü kaybetmek istemediklerini…
Şimdi kendi çetesi dağıtılırsa, kendi çetesinin ve milletler arası teşkilatının Tayyip’i kontrolde tutamayacağını ya da yönlendiremeyeceğini….
Tayyip üzerindeki nüfuzlarını tamamen kaybedeceklerini…
Ayrıca ülkemizde gizli Ermeni/Hristiyan çetesine mensup olmayan ama kendilerinin nüfuzunda olan farklı kesimlerin, grupların da kontrolünü kaybedeceklerini…
Bunun çok kötü olacağını ve bir yolunu bulup Tayyip’i mutlaka ellerinde tutmaları gerektiğini…
Bu mümkün olmazsa Tayyip’i oyundan düşürmeleri gerektiğini…
Bunu da milletler arası teşkilatlarını kullanarak yapmaları gerektiğini…
İlk etapta ülkeyi karıştırıp Tayyip’i çok zora düşürüp sonra da onu düze çıkartan, sıkıntılardan kurtaran ekip görüntüsü vermeyi…
Tayyip’i yurtdışı ticari bağlantılarıyla vurmaları gerektiğini…
Ellerinde ordu, jandarma, emniyet teşkilatı ve istihbarat teşkilatının bulunduğunu, bu vesileyle yapabileceklerinin sınırlı olmadığını ve çok ihtimalli planlar çalışmaları gerektiğini…
Metafizik sahada cehennemi manzaralar oluşuyor. Dünya üzerinde Hakan Fidan’ı ve onun organize ettiği ihanet çetesini ve PKK’yi korumak için mücadele eden büyük bir kitle var.
Ülkemizde doğuda, güneydoğuda şeyh görünen gizli Ermeni ve Hristiyan büyücülerden…
Irak’ta ve İran’daki Şii din adamı görünen gizli Hristiyan büyücülerden…
Türkiye’deki gizli Ermeni/Hristiyan çetesinin yüksek sayıdaki büyücülerinden…
Bunlarla sıkı paslaşan Rusya’daki çok yüksek sayıdaki din adamı görünüşlü büyücülerden…
Bunların haricinde ABD, Almanya, Rusya, İngiltere, Fransa, İtalya, Avusturya, İspanya, İsviçre, Çin, Ermenistan ve İran’ın gizli servislerinin büyücüleri ve medyumlarından…
Söz konusu bu ülkelerde bulunup resmi kurumlara çalışmayan çok ama çok yüksek sayıdaki büyücülerden ve medyumlardan…
Eş zamanlı ve çok büyük metafizik saldırılar yapılıyor.
Karşılığı her defasında bir Osmanlı tokadı oldu, oluyor. Gerçekten bu defa kendilerini aşarak saldırıyorlar. Olağan üstü saldırılar oluyor. Birkaç gündür de oluyordu ama dün akşam Hakan Fidan’ı, Solomon Soysuz’u, Hulusi Akar’ı, Rus-Ermeni-Hristiyan bağlantılarını, oyun içinde nasıl oyunlar kurulduğunu, Tayyip’i nasıl oyuna getirdiklerini fark ettiren sadece birkaç cümle yazmam ve ifşa etmemden sonra adeta kudurdular.
Bir “varlıkta kalma ya da yok olma” savaşına çevirdiler. Anlaşılan o ki onlar da bu krizi aşamazlarsa varlıkta kalamayacaklarını, her manada yeni bir dünya kurulacağını, maddi gücün de siyasi gücün de bir anda el değiştiriceğini iyice biliyorlar.
Geceden bu yana gerçekten çok büyük üç saldırı oldu. Üçü de birbirinden şiddetliydi. Öyle anlar oldu ki bir saat içerisinde onlarca kat trilyon cin kabilesi yok etmek zorunda kaldığımız zamanlar oldu. Bu, bu sahanın içinde çok yüksek tecrübeye sahip kişlere söylense, ilk anda inanamayacağı bir şey… Lakin şimdi söz konusu yüksek tecrübeli kişilerden hangisine sorulsa, bu yazdıklarımı hemen doğrularlar.
Evet, gerçekten çok iyi organize oldular, çok mücadele ettiler, ortalığı yıktıklarını zan ettiler ama Osmanlı tokatlarını yiye yiye öldüler, ağır yaralandılar, dağıldılar. Ve bizde hiç zarar ziyan yok.
İçişleri Bakanı, uyuşturucu mafyası lideri Solomon Soysuz’un, son günlerde Rusya’nın mafyalarıyla değil de idari kadrosuyla tehlikeli bir yakınlaşma içerisinde olduğunu bilmeyenler de Türkiye ve dünya siyasetinde neler olduğunu doğru anlayamazlar.
Soysuz’un işleri ağırdan almasının, planları aksatıp bozmasının, Tayyip’in talimatlarını yerine getiriyor görüntüsü verirken aslında sinsice kuyusunu kazmasının, Tayyip’in arkasından türlü işler çevirmesinin Rusya ile alakası var.
Son günlerde İçişleri Bakanlığı makamında Rusya ile gizlice yakınlaşıp bağlantılar kuran bir Solomon Soysuz var. Solomon Soysuz’un Hakan Fidan’la yaptığı görüşme de zaten bu ortak paydalar üzerine oldu. Gizli Ermeni ve Hristiyan olan Hakan’ın şu şartlarda zaten başka bir şey yapması beklenemezdi. Hulusi Akar da bu ihanet ekibinin içinde… Bu üçlü çetede ele başı, fine başı ise Hakan Fidan… Hulusi Akar’ın Tayyip’in de bilmediği bağlantıları aslında Hakan Fidan üzerinden kurulmuş bağlantılar. Bu bağlantıların bir kolu gizli Ermeni çetelerinden birinin reisi olan Doğu Perinçek’e çıkıyor.
Tayyip’e uzun zaman önce “Gizli Ermeniler MİT üzerinden senin dibini oyuyorlar. Doğu Perinçek bu hususta çok aktif görülüyor. Senin korumaların arasında bile adamları var. MİT’i tamamen kendi kontrolüne al. Gizli Ermenilerin üzerinden geç, yoksa kötü olacak” demiştim. Hiçbir işe yaramamıştı…
Türkiye’de neler döndüğünü, siyasi sahnede esen rüzgarları doğru yorumlayamayan çok kişiler ve kurumlar var dünya üzerinde… İstihbarat eksikliğinden dolayı doğru yorumlayamıyorlar. O da şu… Tayyip, etrafındaki pek çok kişi tarafından kandırılıyor, yönlendiriliyor ve pasifize ediliyor.
En başta Solomon Soysuz her seferinde Tayyip’e oyun içinde oyun kuruyor. Tayyip’in kendisine verdiği talimatları hakkıyla, tamamiyle ve iyi niyetle yerine getirmiyor. O kısımlarda hep oyun içine oyun giriyor. Soysuz, Tayyip’in yüzüne gülüyor, çok mert duruyormuş görüntüsü oynuyor, ara ara “İyi da abi, öyle söylüyorsun da öyle yaparsak şöyle kötü olmaz mı” şeklinde endişelerini de bildiriyor. Sonra Tayyip’in talimatlarına uyuyormuş gibi görünüyor ama alttan alttan her seferinde kuyu kazıyor.
Bunu MİT’in başındaki Hakan Fidan da yapıyor. Hakan, Ermeni/Hristiyan kökenli ve kim ne derse desin kökenleri, bağlantıları, tavırlarını/kararlarını etkiliyor. Hakan Fidan Türkiye’deki gizli Ermeni çetesiyle ve bu çetenin milletler arası bağlantılarıyla yakın duruyor. Gönlü hep onlardan yana…
Bir diğeri de Hulusi Akar… Hulusi Akar’ın da Tayyip’in tam olarak bilmediği ve nüfuz edemediği bağlantıları var. Hulusi kesinlikle Tayyip’e dost değil ve sinsi oyunlarla ona hep ayak bağı oluyor.
Bu üç kişi hakkında da kaç kere ikaz edici yazılar yazdım. Bütün dünya okudu, anladı. En çok da Soysuz hakkında Tayyip’i ikaz ettim. Her seferinde Tayyip, yaptığım bu hamleleri aralarında fitne çıkartmak istediğime yordu. Aslında bazı zamanlarda hakikati anladı, hak verdi, bir şeyler de yapmak istedi. Lakin benim dediğimi yapmış bir Tayyip görüntüsü oluşacak diye, böyle bir şey nefsine çok ama çok ağır geliyor diye, farkında olarak hatalar yaptı. İşte bu gün Tayyip çok köşeye sıkıştı. Artık ne yana hamle yaparsa yapsın, başına felaketler gelecek. Fark şu ki doğru safı seçtiğinde başına nispeten daha az felaketler gelecek. Bunu da çok iyi biliyor. Lakin bu işleri buraya farkında olarak getirdi. Bir gün bu manzaranın yaşanacağı kesindi.
Ben ona “Kabineyi değiştir” dediğimde ve sahayı buna kolayca hazırladığımda nefsi tavırlar yapmak yerine, o dengeleri gözetip dediğimi yapsaydı, şu anda şu bitik ve çok fena köşeye sıkışmış halde olmak yerine dünyanın en etkili siyasi liderleri sıralamasında üçüncü sırada olacaktı. Şu anda bambaşka bir Türkiye olacaktı. Hırs, hased, inat ve benzeri nefsi tavırları, aklının ve mantığının önüne geçti ve her şeyi berbat etti. Bu süreçler boyunca etrafında bulunup da kendisine doğruları söyleyenler oldu, onları da dinlemedi.
Şimdi bir kez daha dünyanın her tarafından herkes şaşkına döndü. “Bu Tayyip’in aklı mı yok, ne yaptı bu adam böyle” deyip durdular. Bu Tayyip bu günleri çok önceden hazırlamaya başlamıştı, bu günlerin geleceği belliydi. Üst üste yapılan bunca hatanın sonu elbette böyle olacaktı. Etrafındaki o lüzumsuzlarla yoluna devam etmek istedikçe neler olacağı da belli: kısa sürede bir şekilde yok olacak…
Unuturum zan etme, bu şehirden ya şu köpeğin gider ya ben giderim. Beni götürmeye de hiçbirinizin gücü yetmez. O halde karar sizin… Ya uydurun punduna ve alın şunu ya da bırakın bana, ben gürültülü şekilde alırım.
Yakacık’ta ayarın çok kaçtığına, devlet düzeninin çok bozulduğuna, PKK teröristlerinin bile sanki hiç devlet otoritesi ve kolluk gücü yokmuş gibi davrandığına temas etmiştim hatta isyan etmiştim.
Bundan bir süre sonra Yakacık’ta şu gördüğünüz hadise yaşandı. Ölen o polis, rüşvetçi bir polisti. Tam olarak mafyaların içinde faaliyet gösteren bir polis değildi. O kadar cesareti, çapı ve bağlantıları olan birisi değildi. Zincirin en zayıf halkası denilebilecek, zayıf karakterli görülen kişilerden biriydi. Uyuşturucu mafyaları dahil her türlü kara para mafyalarını kolluyordu. Aldığı rüşvetler karşılığında elinden gelen her şeyi, hukukun dışına çıkarak yapıyordu.
Yakacık’a dikkat çekmemden sonra oralarda gerilme arttı. Endişelenen üst isimler de açık verilmemesi için gerekirse infazlar bile yapılmasını istedi. Bu polisi ortadan kaldırdılar. Şu basında, medyada anlatılan hikayeye bir bakın… Bu ülkedeki hiçbir polis, savcı, hakim ve hatta basın mensubu, o hikayeye inanmaz ve o hikayeyle vakit kaybetmez.
Bu işin de arkası kalabalık. Yazmayacaktım, o günden beri dokunmadım ama şimdi yazmaya karar verdim. Çünkü intihar süsü verilerek öldürülen dört genç hadisesiyle mantık/kurgu hataları açısından çok benzeşiyor. Bu işleri yapanlar bu milleti ahmak yerine koyarak yaptılar.
Şimdilik şu kadarını yazayım ki bu polisin kolladığı kara para sistemi de Soysuz’a çıkıyor. Bu polisin öldürülmesi de Soysuz’un talimatları ve bilgisi dahilinde gerçekleştirildi. Senelerdir anlatıyorum ki Silivri eski Emniyet Müdürü Hakan Çalışkan’ın şehit edilmesi emrini de Soysuz vermişti. Hakan Çalışkan’ın emrindeki polisler Soysuz’un oğlunu bir torbacı ile birlikte bir araçta yakalamıştı ve araçta uyuşturucu da vardı. Rize eski Emniyet Müdürü ve uyuşturucu mafyası mensubu Altuğ Verdi’nin öldürülmesi emrini de Soysuz vermişti. Mafya içi çatışma yaşamışlardı.
Soysuz’a sorsak, bu güne kadar kaç resmi kimlikliyi öldürdüğünü/öldürttüğünü kendi bile tam olarak bilemiyordur.
Manisa’da açık arazide cesetleri bulunan dört genç intihar etmedi, öldürüldü. Hem de profesyonelce öldürüldü.
Bu gençler hakkında televizyon kanallarında konuşturulan bazı kişilerin ya da yakınlarının “Çok iyi, tertemiz gençlerdi” dediklerine aldanmayın. Pislikleri yüzlerinden akan, her bakanın görebildiği kadar ileri seviye pisliklerdi.
Konuşturulanların çoğu seçilerek konuşturuldu, ailelerinden ve akrabalarından olanlar da gerçekleri söylemiyorlar.
Çok kısa sürede ve az emekle bile bu gençlerin aslında nasıl gençler oldukları öğrenilebiliyor. Köylüler, bu gençlerin serseri, geçimsiz ve para, yeme, içme, gezme peşinde gençler olduklarını biliyorlar.
Zaten kameralara konuşan bir genç “Bunlar hep geziyorlar. Ben son gördüğümde aynı arabalarında gördüm. Yine yüksek sesle müzik açmışlardı ve yine çok hızlı geçtiler” mealinde konuştu.
Bu gençler bir süredir uyuşturucu mafyasının ayak takımına dahil olmuş gençler… Torbacı da denilebilir. Bu lüzumsuz gençler, yolu bulmak, parayı vurmak için hiç çekinmeden milletin çocuklarını zehirleyen kişilerdi.
Uyuşturucu işinde bir süredir faaliyet gösteren bu gençler, henüz sektörde yeni kabul edildikleri halde, içinde bulundukları uyuşturucu mafyasına da kazık atmaya kalktılar. Çok hızlı gitmek istediler.
Daha sonra meydana çıkan videolarında “Planlarımız vardı ama seni de yarı yolda bıraktık kardeşim, kusura bakma” tarzında konuşmalarının da sebebi bu…
İçinde faaliyet gösterdikleri uyuşturucu mafyası, bunlara çok kızdı. Ortadan kaldırmaya karar verdiler. Zaten kim olduklarını, nerelere takıldıklarını hep biliyorlardı. Bağ evinde toplanmalarını beklediler ve sonra orayı bastılar.
Çok sayıda silahlı kişi ile ani bir baskın yapılınca, bu zehir taciri gençler, şoka girdiler. Uzun süre ağladılar, yalvardılar, kendilerini her türlü ezdiler ve affedilmeyi istediler. Lakin treni baştan kaçırmışlardı.
Aralarından boynu kırılarak öleni, gelen kişiler öldürdüler. Sonrasında diğerlerinin yalvarıp yakarmalarını ve gözyaşlarını hiç dikkate almayıp o videoyu silah tehdidi altında çektirdiler.
Dikkat edin, gözyaşlarına boğulmuş olmanın alametleri hala göz çevrelerinde göründüğü gibi, nefes alış verişleri ve beden dilleri de büyük bir hararetten sonra kendilerini aniden ve zorla sakinleştirdiklerinin tezahürleri ile dolu.
İş aslında bu safhaya gelmeden önce mafya, tepe isimlerden destek istedi. Üzerlerine hukuki sıkıntı kalmayacak şekilde öldürmeleri için devleti, emniyeti, adli tıp sistemini, hukuk sistemini bilen profesyonellere ihtiyaç vardı.
Bunun endişesiyle mafya tutup Solomon Soysuz’u telefonla aradı. Kendilerince şifreli konuştular ama ona da aslında şifreleme denilemez. Gayet net anlaşılıyordu. Neredeyse hemen her gün birilerine sıktıran, öldürten İçişleri Bakanı ve uyuşturucu mafyası üst yöneticisi Soysuz, hemen talebe karşılık verdi. İstihbarattan, ordudan, emniyetten atılmış ya da kısa sürede çok para kazanmak için kendileri ayrılmış kişilerden oluşan çetesinin mensuplarından birkaçını oraya gönderdi.
Söz konusu telefon konuşmasında Soysuz’un muhatabı kalifiye eleman kalmadığından, bu işlerin çoluk çocuğun eline düştüğünden, artık eskisi kadar rahat/büyük para kazanamadıklarından, işlerin çok daha zorlaştığından şikayet etti.
Sonra Soysuz’un infaz ekibi bağ evine geldi. Manzaraya/şartlara profesyonellerin gözüyle yakından bakıldı. Planlar yapıldı ve soğuk kanlılıkla uygulandı.
Bir insanın boynunun nasıl kırıldığını bilemeyecek, bilmeden bunu denese acemiliğini gösterecek ve ceset üzerinde bunun izlerini bırakacak bu kişiler, anlatılan hikayeye kanarsanız eğer, hiç titremeden ölüme gitmişler, kendilerini öldürmüşler.
Biri doğum günü kutlaması için hazırlıklar yapıyor ve esnaf dahil herkesi davet ediyor…
Diğeri yeni iş planları gereği İngilizce öğrenebilmek için internetten kitap siparişi veriyor… Diğerleri de hayatın olağan akışı içinde yollarına devam ediyor.
Sonra bir anda işte bu haberle Türkiye sarsılıyor. Girdikleri bu kötü yolda, henüz iyice ilerlemeden ve daha fazla insana zarar veremeden yolları kesiliyor.
Ölüme hiç sarsılmadan, hiç tereddüt etmeden gidebilecek kadar ruh sağlıkları bozulmuş olan gençlerin, ölümlerinden kısa süre öncesinde etraflarının da fark edeceği anormallikler sergilememesi mümkün değildir. Lakin bu gençlerin hiçbirinde böyle anormallikler de görülmedi.
Biri boynu kırılarak diğerleri tarafından öldürülmüş olsun. Diğer üçü, intihar etmeye gittikleri o araziye, zaten boynu kırılarak ölmüş olan arkadaşlarını neden götürsün?
Çok çok bunalmış ve daralmış ve ölüme susamış halde olsalar bile, bir insanın alnına dayanan bir tüfekle, kafası/beyni parçalanarak ölüme gitmesi kolay şey midir?
Aynı anda üçünün birden buna tereddütsüz hazır olması hayatın tabii akışına uygun mudur? Ya birinden talimat almışlar gibi hepsinin birden telefonlarını kapatmasına ne denilebilir.
Bu üç gençten biri, diğer ikisinden birini kafasından vurdu ve feci şekilde öldürdü diyelim… Karşısında kalan diğeri, ölenin halini görüp hiç sarsılmaz mı? Silahın alnına dayanmasına ve aynı feci sona gitmeye hiç tepki vermeden nasıl razı olur. Ya bunları bu kadar vahşice öldüren kişi hiç sarsılmaz mı? Sonra kendisine çene altından bu silahı dayayıp tetiğe basması, o kadar kolay mı?
Bu gençlerin ailelerinden kimseye hiçbir mesaj bırakmaması normal mi? Bu işin hukuku bellidir ve böyle toplu intiharlar önceden kararlaştırılır. Önceden kararlaştırıldığı için de mutlaka etraftan sezenler, anlayanlar olur ve intihar edenler de daha çok kişiye mesajlar bırakırlar.
Türkiye büyük ve güçlü bir devlet…
Bakmayın sözde Türk basın ve medyasında “İşte biz böyleyiz” denile denile moral bozulmasına. Pek çok sahada, dünyanın önde gelen devletlerine yakın seviyedeyiz.
Olay yeri incelemede de adli tıp sahasında da çok iyi yerlerdeyiz. Konuyu inceleyen/çalışan resmi kimlikli ekip arasında Soysuz’un adamları olmasa, böyle bir hadisenin “intihar görüntüsü verilmiş bir cinayet” olduğunu birkaç saat içinde kesinlik derecesinde söyleyebilirler. Hatta kendi aralarında söylediler ama röportaj yapacağı kişiler konusunda bile tepeden emirler alan yandaş basın ve medya, bunları sizlere duyurmadı. Bakın, haftalarca hatta aylarca tartışılabilecek ve iyi reyting yapılacak bu konunun üzerine gitmediler, peşini kovalamıyorlar.
Bu, Soysuz’un talimatı, nüfuzu ve devlet sistemini/kurumlarını yönlendirmesi/kısıtlaması ile gerçekleştirilmiş bir cinayet vakasıdır.
Lakin bu şekilde gerçekleştirilmiş ilk cinayet vakası değildir. Bir an önce şu soysuz, katil, cani, mafya reisi, milyonlarca insanın damarlarında zehir olup akan pislik herif, Rusya Yahudisi kökenli Mason vatan haini herif durdurulmadıkça bu acılar, bu cinayetler ve anaların gözyaşları durdurulamayacaktır.
1-)Moğolistan’da çölde bile çarpılan büyücüler var.
2-)Hintliler de hala rahat durmuyorlar ve sürekli büyüler yapılıyor o taraftan…
3-)Trump yeraltındaki birkaç tesise-üsse daha baskınlar yaptırdı ve oralardaki Yeşilleri de öldürttü. Oralardan çıkan teknolojik aletlere de Pentagon el koydu.
Şu sıralarda Pentagon’da, ciddi ciddi uzaylılarla sıcak çatışmalar yaşandığını bilmeyen, duymayan yok gibi… Hatta bu bilgi dışarı da sızdı ve dün bazı sosyal mecralardaki bazı hesaplar 51. Bölgede de benzeri çatışmaların yaşandığını iddia ettiler.
ABD yönetimi, Yeşillere ait yer altı üslerinin patlatılmasından sonra ele geçen yüksek teknolojiye de çok sevindi. O üslerden ele geçen haberleşme cihazlarının yanında en ileri iPhone modeli bile oyuncak misali kalıyor.
Bunları yavaş yavaş kendilerinin keşfettiği yüksek teknoloji ürünleri olarak seri üretime başlayıp satacaklar ve batık haldeki maliyelerini ayağa kaldıracaklardır. Zaten bu, evvelden beri yaptıkları şey ve bu konularda çok yayınlar yapmıştım. ABD, bir anda ABD oldu ve bunda uzaylı türlerden ele geçirilen bilim ve teknoloji de çok etkili oldu. Onlarca senedir NASA, üzerinde hayat olan başka gezegenleri izledi, oralarda günlük hayatı inceledi ve tersine mühendislikle pek çok teknolojiler geliştirdi. Bunları özel şirketlere çok büyük paralar karşılığında sattı.
Mystical objects, Tarot cards, skull, candles, old books, knives and materials for magic rituals.
4-)Çin’de ve Hindistan’da çok az paralar karşılığında bize büyüler yapan çok sayıda kişi var. Son on gündür oralarda onlar arasında can kayıpları iyice artmıştı ama dün gündüz ve dün akşamdan bu sabaha kadar geçen sürede de çok yüksek can kayıpları yaşandı.
Eş zamanlı olarak Çin ve Hindistan başta olmak üzere dünyanın dört bir yanından bize metafizik saldırılar yapan medyumlar-metafizikçiler de çok darbeler aldılar ve onlar arasında da can kayıpları iyice arttı.
Yine eş zamanlı olarak cinler arasındaki can kayıpları da çok arttı. Cinler, dünya üzerinde bulundukları yerlerin çoğunda yok oldular. Çin tarafı aynı şekilde davranırsa yakında Çin’de topluluk halinde cinler kalmayacak. O derece yok olacaklar.
Lakin Çin’e çalışan medyumların son haftalarda olağan üstü gayret gösterseler de yıkılıp durmaları ve fazla can kaybı yaşanması Çinlileri yeniden büyü kartını daha aktif kullanmaya zorladı.
5-)Şi rolündeki biyonik robotun içindeki yeşil uzaylı hep çıldırıyor. Sürekli olarak sağa sola bağırıyor, talimatlar yağdırıyor. Metafizik sahada sürekli bozgun yaşamalarını kabullenemiyor. ABD’ye, Trump’, Biden’a, bana ve herkes sürekli sövüp sayıyor. Çin’deki gücünü, saygınlığını, otoritesini iyice kaybediyor ve bunun çok iyi derecede farkında. Bu şiddetinin asıl sebebi de bu…
Tayyip’in, yönlendirmelerime çok geç ayak uydurarak, iş işten geçtikten ve anlaşmalar bozulduktan sonra Türkçü çıkışlar sergilemesi ve Türk Konseyi tabirini kullanması da Şi’yi çok sinirlendiriyor.
Tayyip’in laf olsun diye konuştuğunu, ciddi ve samimi olmadığını ve bir şey yapamaz şartlar içinde kaldığını çok iyi biliyor ama milletlerde bu havanın hakim olması ihtimali onu çok korkutuyor.
Biz, Ankebut Ağı ile bazı ortak paydalarda hareket etmekten vazgeçtikten sonra Tayyip’in hırsı, hasedi, kini biraz duruldu ve sarsılıp biraz kendine geldi. Zaten bu süre içinde konseyler içindeki Çin yanlısı üyeler de büyük darbeler aldılar ve çoğu görüş-saf değiştirdi. Bunun devamında Tayyip yüzünü yeniden batıya, daha doğru ifadeyle Ankebut Ağına döndü. “Türkiye’nin yönü batıdır” temalı konuşmalarını bu geri dönüşünü dünyaya ilan etmek için yaptı. İlk bakışta Tayyip de Tayyip’in üzerine oynayan iç odaklar da ABD de Ankebut Ağı da kazanmış gibi ama ne kadar büyük kaybettiklerini çok kısa bir süre sonra anlayacaklar.
Uyuşturucu çetesi lideri gizli Yahudi ve Mason Solomon Soysuz’un son 15 günde verdiği kayıp, son iki yılda verdiği kayıplara eş gibi… Sahada yaptığımız operasyonlar bunlara çok büyük kayıplar verdirdi. İyice belleri büküldü. Soysuz da beraber iş yaptığı mafyalarla artık anlaşamıyor. Mafyalarla işleri azaltmayı düşünüyor ama bu defa da o bölgelerde başka mafyaların hakim olmasından korkuyor.
Vekil, vali, kaymakam, emniyet müdürü olup da aslında uyuşturucu dahil bütün kara para işlerinde faal olan adamlarından bir kısmının metafizikle çarpılmış olması ve korona diyerek hemen kendilerini oyundan çekmek istemeleri de Soysuz’u ve AKPKK organize suç, terör ve ihanet örgütünün diğer üst isimlerini zorluyor.
6-)Kumarhanelere de yasa dışı bahis sitelerine de esnafı haraca bağlayanlara da hep operasyonlarımız oldu. Bir çok kişi rezil oldu. “Buralar bizim mekanlar, yedirin polise, jandarmaya, bize baskın yapmasınlar” diyorlar ama şartların değiştiğini kabullenemiyorlar.
Kısa süre önce PKK’nin üst isimlerinin toplantısında da adım anıldı. “Bu adam devletlere meydan okuyor, bizim gibi taşeron örgütleri siler geçer” dediler.
7-)Diyarbakır’da kaçırılmak istenirken kurtarılan üç yaşındaki çocuk, bize yapılacak bir büyü ayinine kurban gidecekti.
Orada, kaçarken çocuk hırsızlarından birinin sığındığı o kilisede son zamanlarda sürekli olarak bize büyüler yapılıyor.
Anlatmıştım, Türkiye’nin dört bir yanında köpeklerin ve kedilerin patilerinin kesildiği vakalardaki artış da büyülerle alakalı. Kısa bir süre önce İstanbul’da Afrika kökenli bir grup da ayin yaparken ihbar edildi ve polis baskını olmuştu. Türkiye’nin ve dünyanın dört bir yanında büyücülerde ve medyumlarda artış gösteren faaliyetler artık iyice zahir-görünür oluyor.
Diyarbakır’daki o kilisenin altında kaçış tünelleri bulunduğu iddiası da var. Bu bir iddia ama Diyarbakır emniyetinin ve jandarmasının orada dönen her türlü kara para işini ve insanlık dışı işleri bildiği tartışılmaz bir gerçek.
Kara paralar o kadar azaldı ki “Havalar soğuk. Kimsesiz ve sokaklarda yatan kişileri şu numaraya ihbar edin” diye başlatılan kampanyalarda toplanacak çok yüksek sayıdaki kimsesiz kişi, organ mafyalarına kurban edilecek.
IHH’yı kullanarak 80’den fazla vilayetten Suriye’ye TIR’lar gönderilmesi de art niyetliydi. Hem yardım kampanyası denilerek toplanan paraların çoğu zimmete geçiriliyor, hem Suriye’ye ilaç ve gıda yardımı yerine aslında silah ve mühimmat da götürülüyor hem de o TIR’lar geri dönerken sınır kapılarında kontrol edilmiyor ya da sistemin adamları tarafından kontrol ediliyor ve böylece TIR’lar dolusu çocuklar, genç kızlar, yetişkin erkekler ve kadınlar kaçırılıyor.
Bunlar çok iyi para ediyorlar. Çocuklar ve genç kızlar sübyancılık ve fuhuş mafyalarına ve ayinlere gönderiliyor. Yetişkinlerin bazıları ayinlerde kurban ediliyorken çoğu organ mafyalarına kurban oluyorlar.
8-)Parsel parsel eylemişlerdi dünyayı ama işlerine çomak sokan koca bir dünya kadar teşkilat var artık karşılarında… Nereden hamle yapsalar, karşı hamlelerimiz geliyor ve inşaallah kısa süre sonra bunalıp öfkeli ve hesapsız çıkışlar yapmak zorunda kalacaklar. O zaman da topluca üzerlerinden geçeceğiz.
9-)Ankebut Ağı ve Tayyip, Ermenistan’da sürekli olarak iç karışıklıklar yaşanmasını sağlamaya çalışıyorlar. Biz yanlarında olmadığımızda bile planlarını gerçekleştirebileceklerini zan ediyorlar ama aslında buna kendileri bile inanmıyorlar. Bu şartlarda o planlarımızı, kendi planları gibi uygulamalarına izin vermeyeceğiz ki izin verirsek hayra değil şerre dönecek. Ne milletimize, ne ümmetimize ne de insanlığa bir faydası olacak. Daha çok kan dökecekler, daha çok canlar yakacaklar, daha çok sömürecekler, daha çok kara para işleri yapacaklar. Bebeklerin, çocukların, genç kızların, kadınların başta olmak üzere bölgedeki bütün insanların halleri perişan olacak.
Aynı şekilde AKPKK’nin, ordumuzu-askerlerimizi Yahudi-Satanist zihniyetli planlar çerçevesinde Ermenistan’ın haricinde İran, Suriye, Irak, Libya, Yunanistan, Ukrayna ya da başka herhangi bir cephede görevlendirmesine ve milletimizi daha fazla kandırmasına asla izin vermeyeceğiz.
Son zamanlarda Suriye’de askerlerimizi hedef alan bombalı patlamaların ve sınır illerimiz içindeki benzeri terör saldırılarının arkasında Tayyip-AKPKK var. Suriye’ye askeri müdahalenin haklı, hukuka uygun bir zeminini oluşturmak için bunları kendisi yaptırıyor ve her zaman olduğu gibi şeytanlığını sergiliyor. Bozacağız… İzin vermeyeceğiz…
Yakın geçmişte kendilerine samimiyetle dostluk eli uzattığımız hükumetler-liderler ve dini gruplar için köprüden önceki son çıkış bu… Şimdilerde bizlerle anlaşmak ve anlaşmalara sadık kalarak hareket etmek fırsatı ve böylelikle Ankebut Ağını, Tayyip’i ve benzerlerini durdurma şansları bir kez daha ellerine geçti. Bu fırsatı da kaçıranların bir daha aynı fırsatı yakalayacaklarına hiç ihtimal vermiyorum.
10-)
AKPKK organize suç, terör ve ihanet örgütünün mensuplarından olan Mustafa Yel de gerçekten korona olmadı. Metafizikle çarpılanlardan. Son zamanlarda daha çok canlar yakmaya başlamıştı. Organ işi dahil bazı kara para işlerinin içinde…
11-) Çok güzel bir metafizik çatışmaydı. Çok zevkliydi…
Şu birkaç saat içinde en az 700 milyar cin kabilesi yok oldu. 17 farklı büyü ayini dağıtıldı. Birkaçı hariç diğer ayinlerin hepsinde kaçırılan insanlar iblis’e kurban edildi. 13’ler meclisinin mensubu olan pek çok haham şu anda sırt üst yerlerdeler. Gözleri tavana boş bakıyor. İçlerinde ölecekler var. Ölmezlerse çok şaşarız. Korona der de onları da gömer geçerler.
Cemaatimiz içindeki münafıklardan da eş zamanlı olarak büyüler yapanlar vardı ve onlardan ölenler de oldu. Dünya genelinde son birkaç saattir devam eden çatışmalarda ölen dünya insanı medyum ve büyücü sayısı 900’den fazla… Önümüzdeki birkaç saat içinde dünyanın farklı farklı yerlerindeki bu kişiler arasında ölenlerin sayısı artacaktır. 13’ler meclisinden “Bunca büyüler yapıyoruz, bunca medyumlarımız var, bunca cin kabilesi de bizi koruyor. Bütün bunları geçip nasıl bizi çarpabilirler.” deyip duruyorlar. Sanki ilk defa böyle çarpıldılar…
Öğleden önce yaptığım yayınlara da sinirlenmişler. Ahmaklar… Hala kabullenemediler ellerinden cin, büyü, metafizik kartını da aldığımızı…
Çok çekiyorsun Soysuz! Kafan iyice yanıyor. Sağlığına dikkat et.
Mekanımın altına kadar gelen bir tünel kazma planlarını hiç isabetli bulmuyorum. Havadan UFO’ların, karadan da onbinlerce sene ileri teknolojiyle üretilmiş araçların giremediği mekana basit tünellerle girileceğine ihtimal vermek nasıl bir kafayla mümkün oluyor, ben o kafaları hiç bilmiyorum. Ömrümde bir dal sigara bile içmemiş biri olarak, konuya dışarıdan bakıyorum ve anlayamıyorum.
Grilerin ve Yeşillerin ve diğer türlerin gerçekten var olduğundan, dünyanın her yerinde bir asırdır görünen UFO’ların gerçekliğinden hala şüphen mi var. O kadar ileri teknolojili kişilerle danışıklı dövüştüğümü mü düşünüyorsun yoksa onların gücünün yetmediğine gücün yeteceğine kafan güzelken mi karar veriyorsun?
Süleyman Soylu: “Uyuşturucu satıcılarına ve mafyaya gereğini yapın, suçu benim haneme yazın”
İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, ‘En İyi Narkotik Polisi; Anne’ kampanyası kapsamında düzenlenen panelde polislere seslenerek, “İki gruba ne olursunuz müsamahakar davranmayın. Eğer bunun bedeli varsa bedelini ödemeye hazırım. Birincisi uyuşturucu satıcıları, ikincisi mafya. Gereğini yapın, suçu benim haneme yazın. Ne kadar eleştirirlerse eleştirsinler, hiçbirinin eleştirisi bir annenin ızdırabından fazla değildir” dedi.
“Suçu benim üzerime atın” kısmından anlıyoruz ki “Burası artık hukuk devleti değil, vurun, kırın, öldürün ve aklınıza gelen her şeyi yapın” diyor. Sonrasında anlaşılıyor ki “Ben bu devlette on binlerce devlet memuruna bu suçları işletirim ama yine de bana kimse hesap soramaz, beni kimse yargılayamaz” kafasını yaşıyor. Bunu kaçıncı defadır söylüyor.
Bu kafaya sürekli çektiği uyuşturucular sebep oluyorsa, bu kişi orada kalamaz. Aklı başında ise ve bu düşüncede ise, bu kadar hukuk tanımaz biri ise bu kişi yine orada duramaz.
Şimdi birileri de çıkıp “Kimsin lan artist! Hukuk/yargı olmadan, otorite tanımadan, devleti terör örgütüne dönüştürürcesine devlet gücüyle istediğini istediğine vurduruyorsun, gel öyle ise görelim seni” dese ne olacak? Nerede bu yetkili hukukçular, daha neyi bekleyecekler, bu gibi pisliklerin herkesi birbirine katmasını mı?
Böyle bir bakanın emrindeki polisin ve jandarmanın yaptığı operasyonlarda ölen kişilerin, gerçekten polisle/jandarma ile çatışmaya girip de öldüğünü kim nasıl bilebilecek? Bakan alemin gözleri önünde bu kadar eşkıyaca bir tavır sergilerse, en alt birimdeki memuru kim zapt edecek ve hukuka uygun tavırlar sergilemesini sağlayacak? Türkiye nereye döndü, nerede “İnsan hakları, hak, adalet, hukuk devleti” diye diye yazan/konuşan gazeteciler, köşe yazarları ve programcılar?
Birileri bu serseriye haddini bildirsin, fazlasıyla şişmiş ve gürültülü patlayacak. Milleti birbirine katacak.
Solomon Soysuz’un yavaş yavaş karalanması, halk nezdinde kötü gösterilmesi için de talimatlar verildi. Tayyip’in talimatları sonrası sosyal medyada onu karalayıcı paylaşımlar ufak ufak zaten görülmeye başladı. Devamında bu baskıyı artıracaklar ve Soysuz’u bu bahane ile makamından alacaklar. Sonra da bir vesile ile öldürecekler. Soysuz, zamanın aleyhine işlediğini kabullenemiyor. Geçen her günde etrafı daha çok sarılıyor ve çıkmazın içine giriyor.
Muhtemelen, çok sıkışınca yurt dışına kaçmayı ya da bunlarla sert çatışmaya girmeyi düşünüyordur ama yanlış yapıyor. Onun kaçıp da sağ kalabileceği bir yer yok ve beklediği her gün güç kaybediyor.