Etiket arşivi: Süleyman Soylu

Kukla

Kukla

Ordumuz ve Emniyet Teşkilatımız içinde bazı vatansever insanlar arasında hala Sedat Peker’e sempati besleyenler var.

Son videolarına bakarak, arka planı bilmeden ona kapılanlar, ona inananlar var. Sedat Peker o videolarda sadece ona verilen rolü oynuyor. O videolarda görünen kişi gerçek haliyle Sedat Peker değil ki videolarda rol yaparken bile aslında son derece tutarsız, ayarsız, kibirli, saldırgan/zararlı, fitneci/yalancı ve baş belası birisi olduğu kolayca görülebiliyor.

Gerçek Sedat Peker’i seneler önce yazmıştım. Öncelikle o Türk de Müslüman da değil. Hep numara yaptı, yapıyor. “Kafkas kökenli Karadenizli Türk’üm” diyor. Aslında Rusya Yahudisi kökenleri var ve bu kökeninden hiçbir zaman kopmadı. Soysuz’la bu güne kadar arası çok iyi idi çünkü o da Rusya Yahudisi kökenli…

Diğerleri gibi Sedat da gizli Yahudi ve hatta Satanist… İçimizdeki İsrail’in, MİT aracılığıyla sahada oynattığı, kara para işlerinde kullandığı, bir sürü pis işleri açık olmasına rağmen basın ve medya oyunlarıyla kahramanlaştırmak istediği çok sayıdaki gizli Yahudi ve gizli Ermeni sözde mafya babalarından, basit bir kukladan başka bir şey değil. Bu devlet Sedat’ı bitirmek istesin, iki saatlik işi var ki daha önce ona bu yapıldı. Daha önce Emniyet Teşkilatı onu yaka paça aldı, dosyalarıyla, delilleriyle birlikte hakimin önüne çıkarttı. Orada bile serbest bırakıldı. Adliyeden çıkarken yaşananlara kendi bile inanamıyordu, sorulara cevaplar veremiyordu. Bir devlet izin vermeyecek de orada yine de mafyalar ve terör örgütleri var olabilecek, bu mümkün müdür. Buna kim inanır.

Resimde Sedat’ın tişörtünde gördüğünüz işaret Satanistlerin meşhur Baphomet dediği Şeytan’ı/İblis’i temsil eder. Sağ eliyle bütün kötülükleri ve kötü enerjiyi toplayıp sol eliyle yer yüzüne yani ademoğulları arasına yayar. Gerçek Yahudilik aslında Satanistliktir ve iyilik temelli değil, kötülük temellidir. Asla iyiliği emir etmez ve tavsiye bile etmez. Gerçek bir Yahudi/Satanist hayatı boyunca ademoğullarına kötülük yapmakla mükelleftir. Çünkü onların itikadına göre Yahudiler ademoğulları değildir. Başka bir türdür. İnançlarına göre Yahudiler Şeytan’ın evlatlarıdır. Şeytan da ademoğullarının felakete sürüklenmesinde evlatlarını yani Yahudileri kullanır. Sistem budur. Bunlar için yalan söylemek, cinayet işlemek ya da işletmek, uyuşturucu hatta organ işi yapmak, ihanet etmek, çalmak, gasp etmek, işkence etmek, şehir sularına zehir katmak, kasten hastalıklar yaymak, namusa kadar en ağır iftiraları etmek ve bunları yaparken tam tersine biri gibi görünmek ve akla gelen her şey caizdir hatta yapılması gereken bir vazifedir.

Kara paracı, mafya reisciği, gaspçı, hırsız, uyuşturucu işi dahil türlü kara para işlerini yapmış ve yapmaya devam eden gerçek bir pisliktir Sedat Peker…

Resimde yanında gördüğünüz kişinin adı Metin Yılmaz’dır. Uyuşturucu dahil her türlü piş işlerinde kullandığı adamlarından biriydi. Sonra Metin Yılmaz’ın infaz talimatını Peker verdi. Peker verdi ama Peker’e çalışıyor görünenler arasında profesyonel MİT’çiler var. Bunlar artık eski kuşak mafyalar gibi değiller. Adam kaldırmakta MİT’in elinde ne teknikler varsa, bunlarda da var. Aslında ortada Peker’in reisi olduğu bir mafya falan da yok. Bütün sistem MİT’in… MİT’in içindeki İsrail’in ve Ermenistan’ın…

Bunların bu devlete ve bu millete hatta bu insanlığa verdikleri zararın haddi hesabı yok. Anlatmakla bitecek gibi de değil ama sadece şu Metin Yılmaz cinayetinin üzerine gidilse bile hem kukla/piyon Sedat Peker hem de üste doğru bütün sistem çorap söküğü misali sökülür, çözülür, dağıtılır. Bu devletimiz için bunu yapmak da hiç zor değildir. Zaten Akademi Dergisi on yıldan fazla süredir içimizdeki gizli Yahudileri, gizli Ermenileri, Masonları, bunların usullerini, tekniklerini, hilelerini, oyunlarını, nerelere nasıl sızıp ne haltlar ettiklerini, tarihimizi ve dinimizi ve lisanımızı nasıl kasten tahrif etmek istediklerini, cumhuriyet ve Atatürkçülük diye kendilerine ait bir rejim kurduklarını v.s. ifşa etti.

Sağda solda çıkıp vatansever, hak-hukuk dava etmiş bir kahraman, yok ailesinin hukukunu dava etmiş onurlu bir baba, turancı, ülkücü rolü kesen lüzumsuzlara, pislik heriflere gerçek vatansever olan gençler itibar etmesinler.

Bir önceki videoda “Bana pislik dedi be abi” diye isyan eden Sedat, bu videosunda içinde bulunduğu ve anlatıp ifşa ettiği meseleler hakkında “Bunlar pis işler, cami imamı anlatacak değil ya… Elbette ki ben anlatacağım” diyebiliyor. Altı tane videoda bunun gibi kaç tane tezat ve açık var.

Yanına verdikleri MİT’çiler ve üstüne kendi gibi gizli Yahudi ve Satanist olan, insan katledilen ayinlere katıla katıla sıfatında meymenet kalmamış olan karısı da Sedat’ın dikkate alınır üç beş video hazırlamasını sağlayamıyorlar.

Sedat Peker şu ana kadar bazı pis işlerin ve pis heriflerin gerçek yüzünün anlaşılmasına sebep oldu ama kendi pis işlerini ve gerçek pis yüzünü, pisliğin teki olduğunu gizleyebilecek şartlarda değil. Şu andan sonra, karşısına aldığı güç unsurları onu bir kaşık suda boğacaklardır ve bunu izlemek biz gerçek vatanseverlere büyük bir zevk verecek.

Bakınız:

Mehmet Fahri Sertkaya

Kuklacılar hedeflerine ulaştılar

Kuklacılar hedeflerine ulaştılar. Arka planda anlaştılar ve kuklaların ikisi de meydanda kaldılar. Ne olacağı belli, iki kukla da sahneden alınacak.

Ani bir karar değişikliği olmazsa biri içeri, diğeri mezara girecek. Büyük ihtimalle içeriden de yol mezara çıkar.

Bu iki kukladan birine, burnu havada olana, egosu tavan yapmış olana, sözün başından sonuna kadar kibirli gülümsemeler ekleyene karısı da ihanet ediyor. Karısının bağlantıları bu kuklanın bağlantılarından daha geniş ve bu kuklanın içeri alınacağını karısı biliyor da renk vermiyor.

Mehmet Fahri Sertkaya

Yalan!

Soysuz İçişleri bakanı sıfatıyla bu twiti attığında Diyarbakır’daki söz konusu askeri üsde silahlı çatışmalar devam ediyordu. Henüz 10-15 dk öncesine kadar da devam etti. Silahlı çatışmalar ara ara durarak devam etti. Milli Savunma Bakanlığı da Soysuz herifin peşinden yalan beyanda bulunulan bir twit attı ve Türk milletini kandırdı, suç işledi. Az önce MSB suç delili olan o twiti sildi. Bu AKPKK en çok da adli yetkililerin üzerine yıkılacak. Koca memlekette bu kadar yalan, bu kadar ihanet, bu kadar zulüm, bu kadar kandırma, bu kadar terör ve soygun var ama adli yetkililer yok… Varlar da yoklar… Ekmeğini yedikleri devlete/millete ihanet ediyorlar. Bunun da hesabı onlardan çok yakında hukuk yoluyla sorulacak. AKPKK devrildiğinde bunların yüzlercesi idam edilecek. Memleket satılıyor, hiç kimsenin can güvenliği bile yok ve buna müsaade eden hatta ortaklık eden adli yetkililerin yaşama şansları yok. İhanetin affı yok. Tahammül edilemez bir rezillik, ahlaksızlık, ihanet seviyesine gelindi.

Mehmet Fahri Sertkaya

İnfaz kararları verildi

Görüşmeler, toplantılar tamamlandı. Peker’in de Soysuz’un da ipini çekmeye, yok etmeye karar verdiler.

Önce Sedat Peker’in ipini çekecekler, onu hukuk dışı yöntemlerle öldürtecekler. Bir mafya çatışmasına kurban gitmiş gibi görünecek. Aynı anlarda Solomon Soysuz’un “soruşturmanın selameti, sıhhati için” istifa etmesi gibi bir görüntü oluşturacaklar. Onu biraz daha geriye çekecekler. İstifadan kısa süre sonra intihar etmiş gibi görünen bir cinayetle işini bitirecekler.

Ve tabii ki Soysuz ve Peker beklediğim doğru kararları alırlarsa, ben bu infaz planlarının gerçekleşmesine izin vermeyeceğim.

Mehmet Haberal ve onun üstündekiler karşımda bir süredir diz çökmüşlerken, Haberal’dan aşağı doğru sıralamada yer alan Mehmet Ağar ve onunla birlikte iş tutucak kişiler/çevreler, benim için mesele bile değiller. Ezer geçerim ama neden, kim için ezip geçeyim. O kişilerin de bana fayda sağlamaları lazım ki bunu yapayım.

Mehmet Fahri Sertkaya

Çakıcı’nın ifadesi alınamıyor ama neden!

Dünyanın kaç ülkesinde şöyle bir rezilliğe izin verilir Gizli Ermeni, kara paracı mafya reisciği, MİT piyonu Alaattin Çakıcı mahkemede/duruşmada görülüyor. Gömleği salmış, ellerini de ara ara ceplerine sokuyor. Denge sorunu var, ayakta duramıyor. Hakim, hakimlikten çıkmış da klinikteki psikiyatrın sergilemesi beklenen tavırları sergilemek zorunda kalıyor. Çakıcı konuları ve soruları bile anlamıyor. Verdiği cevaplar alakasız, mantıksız. Hakime atar yapmaya kadar ayarı kaçırıyor ve ne kadar tuhaf ki TC’nin hakimi bu kadar rezilliğe izin veriyor. Kendini de rezil ediyor hatta tartışılabilir ama bence suç işleme sınırına da giriyor. 2012 yılında bile Çakıcı bu kafayı yaşıyor. O gün kokain çekerek duruşmaya katıldığı iddiaları konuşuldu, konuşuluyor. Lakin bu herifin çekmediği zamanlarda da kafası böyle… Gerçek bir hukuk devletinde şu halde olduğu görüldüğü gibi hakim, duruşmada karar alır ve “Şahsın akıl sağlığının yerinde olup olmadığının tespiti için falanca ruh ve akıl sağlığı hastahanesinde TCK bilmem kaçıncı maddesine göre 21 gün müşahede altına alınmasına ve davanın seyrinin sağlık kuruluşundan gelecek rapora göre belirlenmesine karar verilmiştir.” der. AKPKK’nin “Yeni Türkiye” deyip durduğu şey nasıl bir Türkiye ise, memleket, millet, devlet, akıbet meselelerine işte böyle gizli kimlikli, bir ömür piyon olarak kullanılmış, akılını da kırmış, mafyacılık faaliyetlerine de tuhaftır ki halen devam eden, gaspçı, yağmacı, katil tipler yön vermeye kalkıyor. Bu Türkiye’nin bu kadar seviyesizliğe ve bu kadar ayarsızlığa da tahammül etmesi mümkün değildir. Hiç kimse, böyle tiplerin adalet, millet, devlet meselelerine yön vermesine izin vermeyecektir. O Solomon Soysuz o makamdan alınacak, hakkında fezleke hazırlanacak ve adaletle yargılanacak. Mafya babacıkları değil, kralı gelse vatan hainlerini vatan, din, devlet, namus ve beka meselesi diye diye savunamayacak. Yok öyle bir Türkiye… 80 küsur milyon insanı toptan ahmak mı zan ediyorlar.İfadesi alınamıyor.

https://ok.ru/video/2510711884326

Mehmet Fahri Sertkaya

Bir susun, boş boş konuşmayın. Haddinizi bilin.

Bir susun, boş boş konuşmayın. Haddinizi bilin.

Herkes bir şeyler yazıyor çiziyor ama aslında hepsi de gölgesinden korkuyor. Yalanları sıralayanların, dönen dolaplara destek olanların, hainleri kollayanların, alçakları kollayanların bini bir paraya… İyice kirlettiler memleketi ve kalemi eline alan, kameranın karşısına geçen, hayal aleminde yazıp üflüyor. Dengeler değişmişmiş, mektup yazılmışmış, şimdi her şey çok başka olacakmış, falan…

Alaattin Çakıcı Türk ve Müslüman rolü oynayan bir gizli Ermenidir. Basit bir MİT piyonundan başka bir şey de değildir. Böylelerinin zaten MİT ya da benzeri başka bir gizli servise kendini bağlamadan iki ay sahada yol alabilmeleri de mümkün değildir. Bu güne kadar ve bu günlerde daha çok MİT içindeki gizli Ermenilerle paslaştı, paslaşıyor.

Gizli Ermeni ve MİT piyonu olduğunu artık dağdaki çobana bile duyurduğumuz Devlet Bahçeli’nin, gizli Ermeni Alaattin Çakıcı’yı sahiplenmesi, tahliyesini sağlaması kadar ve Cumhur İttifakı denilen bu çetenin çok sıkıştığı yerlerde son çare olarak Çakıcı gibi piyonların sahaya sürülmesi kadar tabii ne olabilir. İkisi de gizli Ermeni, ikisi de vatan haini, ikisi de MİT piyonu, ikisi de kara paracı, ikisinin de iplerini aynı el tutuyor. Dengeler zaten yıkılmış da son çare olarak Çakıcı gibilerden medet uman bir iktidar var. Zaten fiilen yıkılmış bir denge, bir sistem, değişebilir mi? O kadar ucuz, o kadar mı kolay böyle başlıklar atmak? Birileri çıkıp bu basit oyunu bozmaz mı, birkaç vatan evladı savcı ve hakim çıkıp bunun hesabını hukuki zeminde o sözde gazetecilere, programcılara, sosyal medya aktörlerine sormaz mı?

Doğru düzgün el yazısı yazamayan… Adını bile düzgün yazamayan… Orta okul 2. sınıf talebesi seviyesinde yazılar/mektuplar yazan, aslında bunu da talimatla yazdırılan… Çok ama çok ağır ruhi bunalımlarda yaşayan… Kendisine sürekli olarak zarar vermek eğiliminin haricinde, etrafındaki herkese de sürekli olarak zarar vermek eğilimi sergileyen… Dünyanın bütün ülkelerinde, yapılacak tek bir muayenede bile hemen “Aşırı tehlikeli klinik vak’a” teşhisi konularak korunaklı/güvenlikli bir kliniğe derhal kaldırılacak olan… İntihar etmesin diye her gün yüksek miktarda aldığı ilaçların tesiriyle bilinci yarı açık şekilde ortada dolanan… Akla gelen her türlü kara para işini yapan ya da yaptıran… Buna rağmen yapmadığına dair yalan yere yeminler edebilecek kadar karaktersiz olan… MİT’in de desteğiyle etrafına topladığı birkaç yüz tane silahlı keklikle kendini acayip bir yerlerde gören… Devlet sistemi doğru şekliyle işlese, iki saate hepsi ters kelepçe ile toplanabilecek bir mafyacığın gölgesinden bile korkan reisciği olan… Yüksek sayıda cinayetin azmettiricisi de olan… Mevcut TCK’ya göre suçları buradan köye yol olan… Çok sayıda TC vatandaşının malına, mülküne adice çöken, yağmacılık, hırsızlık da yapan… Kendi kırık kafasında kendince bir hukuk sistemi kuran ve bunu da kendi nefsani ve şeytani hedefleri için eğip büküp duran… Ne dediğini, ne yaptığını, ne yapacağını, neyi neden yaptığını kendi bile şaşırıp sonunda akıl terazisini bu derece kıran…

Bütün bunlara rağmen kendini memleket, millet sevdalısı ve hak/hukuk savunucusu gibi gösteren…

Sonra…

Koca milletin karşısında devlet, millet diye diye yeni ihanetler sergileyen… TC’nin yalanları yıllardır üst üste somut şekilde ispat edilmiş sözde İçişleri Bakanını, gizli Yahudi ve Mason Solomon Soysuz’u ipten almaya kalkan… Kendisi gibi müptezel, uyuşturucu bağımlısı ve satıcısı, mafya lideri, katil, sadist, hain, gizli kimlikli Soysuz’u vatan/devlet davasıyla özdeşleştirmeye kalkan… Menfaatine uyduğunda her tükürdüğünü yalayan… Senelerce Tayyip’e en ağır sözleri edip sonra çıkınca bir kere aleyhinde tavır sergilemeyen… Şimdi ise Tayyip piyonu üzerine kurulmuş AKPKK organize suç, terör ve ihanet örgütünü son bir gayretle ve aleme korku salarak ayakta tutmaya kalkan bir Alaattin Çakıcı meydanda.

Herkes de bilmeli ki vaziyet budur, Çakıcı denilen reiscik de aslında bir MİT piyonundan başka bir şey değildir, o soysuz herifi bu ipten alabilecek de değildir. Her hangi bi dengenin değişmiş olması da söz konusu değildir. Şöyle memleketin adalet, huzur, emniyet için çırpındığı anlarda kalemine ve mikrofonunu, kamerasını hatalı kullananlar için aslında bütün dengeler değişmiştir. Onların hepsini bu necip millet ve bu devlet, yakın bir tarihte onlara yedirir.

Çakıcı kime ne mesaj vermişmiş… Boş versinler bu basit manevraları da işte mesajı biz böyle verdik. Bundan sonra ne yapacaklarına karar versinler ki bundan sonraki hayatları için bu kararı bir kırılma noktası oluşturacak

Mehmet Fahri Sertkaya

Soysuz!

2019’un Ağustos ya da Eylül ayında, Ümraniye E Tipi toplama kampında gördüğüm şu rüya seninle, senin bitişinle alakalı bir rüya idi. Daha ceza evinde iken tabir etmiştim ve çıkar çıkmaz da yazmış paylaşmıştım. Bu sahada uzman olan ve danışabileceğin birileri varsa, bu rüyayı tabir ettir. Şu günden, öldürüleceğin güne kadar yaşayacaklarını genel hatlarıyla anlatıyor.

“Rabbin sana rüyada görülenlerin tabirini öğretecek.”

﴾4﴿ Bir gün Yûsuf, babasına demişti ki: “Babacığım! Ben rüyamda on bir yıldızla güneşi ve ayı gördüm; onları bana secde ederken gördüm.”

﴾5﴿ Babası, “Yavrucuğum” dedi, “Rüyanı sakın kardeşlerine anlatma, sonra sana tuzak kurarlar! Çünkü şeytan insana apaçık bir düşmandır.”

﴾6﴿ Anlaşılan böylece rabbin seni seçecek, sana rüyada görülenlerin tabirini öğretecek ve daha önce ataların İbrâhim ve İshak’a nimetini tamamladığı gibi sana ve Ya‘kūb soyuna da nimetini tamamlayacaktır. Kuşkusuz rabbin çok iyi bilendir, hikmet sahibidir.”(Yusuf Suresi,4-6 Ayet-i Kerimeler)

Rüya, “görmek” mânasına gelen rü’yet masdarından alınmış bir isim olup, uyku halinde birtakım olay ve şekillerin görülmesi demektir. Türkçe’de buna “düş” denir. Rüya kişinin sadece iç dünyasıyla ilgili bir olay olmayıp, aynı zamanda hayalin ötesinde dış dünyada bir gerçeğe de işaret eder.

Büyük alim Fahrettin-i Râzî’ye göre yüce Allah, insan ruhunu madde ötesi âleme çıkabilecek, levh-i mahfûz denilen ve bütün insanların kaderlerinin yazılı olduğu alemi okuyabilecek yetenekte yaratmıştır. Ancak ruhun bedenle bağları buna engel olmaktadır. Yani bu, dört ana unsurdan (ateş, hava, su, topraktan) meydana gelmiş olan vücutlarla yapılamayacak ve sadece ruhla yapılabilecek bir şeydir. Uyku halinde ruhun bedenle ilgisi/bağları azalır. Bu nedenle hadis-i şerifte “Uyku yarı ölümdür” denilmiştir. Uyku halinde de ölüm halinde olduğu gibi insanın ruhu bedeninden çıkar ve levh-i mahfûzu okuma gücü artar. Ruhun orada gördükleri, hayal aleminde, zihinde kendine özgü izler, işaretler bırakır (XVIII, 135). Görülen bu izler, işaretler, hayalin ötesindeki bir gerçeği yani levh-i mahfûzdaki bilgiyi gösterir ki rüyanın asıl işaret ettiği şey de budur. Yani lehv-i mahfuzdaki bilgiler rüya alemine bir takım değişik sembollerle, görüntülerle aksettirilir. İşte görülen bu sembolik görüntülerin doğru tabir edilmesi gerekir. (levh-i mahfûz hakkında bilgi için bk. Bürûc 85/22).

Gazzalî, levh-i mahfûz ile insan kalbini, karşı karşıya duran fakat aralarında perde bulunan iki aynaya benzetmektedir. Aynaların arasındaki perde kaldırıldığında birindeki görüntü diğerine aynen yansır (ki bu perde büyük bir dini gayret, nefisle mücadele ve yüksek bir manevi dereceye ulaşmak ve İslami ilimleri de tahsil etmekle kaldırılabilir). İşte rüya olayı buna benzer; insan uyuduğu zaman kalbin, maddeden ibaret olan duyu organlarıyla ilgisi, bağı büyük oranda kesilir, levh-i mahfûz ile kalp (manevi kalp, gönül) arasındaki perde ise kalkar, böylece levh-i mahfûzdaki bazı bilgiler kalbe yansır; hayal gücü bu bilgileri sembollerle alarak korur, insan uyandığında ancak hayalindeki sembolleri hatırlar. (İhyâ, IV, 504-505). İşte rüyayı yorumlayıp sembollerle işaret ettiği perde arkasındaki o gerçekleri göstermeye “rüya tabiri” (yorumu) denilmektedir (ayrıca bk. Yûsuf 12/44).

Herkesin gördüğü rüya bir değildir!

Sadık rüya görenler bazı hadiseleri yaşanmadan önce bilebilirler. Buna rüya yoluyla keşif denilir.

İslâmî kaynaklarda genel olarak üç türlü rüyanın bulunduğu ifade edilmektedir:

a) Sadık rüya: Kaynağı ilâhî olan ikaz ve işaretler olup doğru ve gerçek rüyalardır. Hz. Peygamber bu tür rüyaların peygamberliğin kırk altı cüzünden biri olduğunu haber vermiştir (Buhârî, “Ta‘bîr”, 2-4). Sadık rüya gören kimse, bu vesileyle Allah’ın ilim, irade, kudret ve yaratmasıyla ilgili bazı şeyler hakkında bilgi sahibi olur. Böylece zaman içerisindeki bazı gayb olaylarını, meydana gelmeden önce keşfeder ve haber verir veya mekân içindeki bazı şeyleri insanların normal olarak görmesinden önce görür ve bildirir. Bu duruma, “rüya yoluyla keşif” denilmektedir.

b) Nefisten yani beyin, duyu organları ve iç organlardan kaynaklanan yani vücudun maddi taleplerinden kaynaklanan düşler. Bunlar, hâtıraların, arzuların hayalde canlanmasından ibarettir.

c)İnsan ruhunun gizli bir dış tesirden (şeytanlar/cinler) etkilenmesi neticesinde meydana gelen korkma ve sapmalar olup yalancı bir çağrışım ve hayalî bir olaydır. Hz. Peygamber bu tür rüyaların şeytandan kaynaklandığını haber vermiştir (Buhârî, “Ta‘bîr”, 3).

Gerek nefisten gerekse şeytandan kaynaklanan, aşkın kaynağı olmayan karmakarışık rüyalara “ahlâm” veya “edgasu ahlâm” denmektedir (bk. Yûsuf 12/44; Elmalılı, IV, 2865)

﴾4﴿ Bir gün Yûsuf, babasına demişti ki: “Babacığım! Ben rüyamda on bir yıldızla güneşi ve ayı gördüm; onları bana secde ederken gördüm.”

﴾5﴿ Babası, “Yavrucuğum” dedi, “Rüyanı sakın kardeşlerine anlatma, sonra sana tuzak kurarlar! Çünkü şeytan insana apaçık bir düşmandır.”

﴾6﴿ Anlaşılan böylece rabbin seni seçecek, sana rüyada görülenlerin tabirini öğretecek ve daha önce ataların İbrâhim ve İshak’a nimetini tamamladığı gibi sana ve Ya‘kūb soyuna da nimetini tamamlayacaktır. Kuşkusuz rabbin çok iyi bilendir, hikmet sahibidir.”(Yûsuf Suresi, 4-6. Ayet-i kerimeleri)

Hz. Yûsuf’un gördüğü bu rüyada baba, anne ve kardeşlerin güneş, ay ve yıldızlarla temsilî olarak anlatılması, rüyanın ve neticesinin önemine işaret ettiği gibi, Hz. Yûsuf’un şanının yüceliğini de gösterir. Hz. Yûsuf’un rüyası, yüce Allah’ın onu peygamberlik görevine hazırladığının bir işaretidir. Nitekim Hz. Peygamber’e de vahyin gelişi sâdık rüya ile başlamıştır (Buhârî, “Bed’ü’l-vahy”, 3).

Hz. Yûsuf’un gördüğü bu rüyayı yorumlayan Hz. Ya‘kūb, oğlunun ileride büyük bir makama geleceğini anlamıştı. Ancak diğer oğullarının, yorumu gayet kolay olan bu rüyadan haberleri olduğu takdirde Hz. Yûsuf’u kıskanarak ona kötülük edeceklerinden endişe etmiş, bu sebeple rüyasını kardeşlerine anlatmaması için onu uyarmıştır. Hz. Yûsuf’un rüyada gördüğü güneş, babası Ya‘kūb; ay, annesi Rahel; yıldızlar ise on bir kardeşi idi. Bünyâmin adındaki en küçük olanı öz, diğerleri üvey kardeşleriydi (Şevkânî, III, 9).

Anlaşıldığı kadarıyla Yüce Allah’ın Hz. Yûsuf’a nimetini tamamlamasından maksat, ona nimetlerin en üstünü olan peygamberlikle birlikte devlet yöneticiliğini de nasip etmiş olmasıdır. Böylece ona hem dinî hem de dünyevî müstesna nimetler nasip etmiş, lutfunu tamamlamıştır. Ataları Hz. İbrâhim ve İshak’a peygamberlik vererek onları en büyük şerefe erdirdiği gibi, Ya‘kūb’un soyundan da birçok peygamber ve hükümdar göndermek suretiyle bu soyu başka kavimlerin hiçbir şekilde ulaşamayacakları bir şerefe ulaştırmıştır (Mâide Suresi, 5/20).

…”Sonra sahne değişiyor ve kendimi bir anda cezaevinden çıkmış görüyorum. Bir sitedeyim. Çok sayıda apartmandan oluşan sitenin büyük bahçeleri var, içinde dolaşılan yolları var. Sitenin ana giriş kapısının hemen içinde ve yolun sağ yanında iki adet büyük beton saksı görüyorum. Belediyenin sahil yollarında kullandığı güzel şekilli büyük saksıların aynısı…

Rüyada site görmek

Rüyada site görmek, büyük işlerle uğraşıldığına, kişinin çok büyük emelleri olduğuna ve herkesin şaşkınlıkla dinlediği projeler için kolları sıvayarak işe girişeceğine alamettir. Başkalarına kulak asmadan yalnızca inancıyla hareket edecek olan rüya sahibinin gerçekte imkansız görülen işleri kısa süre içinde başarabileceğine delalet eder. Genellikle yoğun bir iş yaşamı ile mücadele etmek ve özel yaşama fazla vakit ayıramamaktan dolayı aile içinde yaşanacak olan sıkıntıları da haber verir.

…”Saksılardan birinin toprağını eşeliyorum ve bir çift ayakkabı buluyorum. Kaldırıp bakıyorum. Görünüşü basit ama malzemeyi kaliteli buluyorum. Esnetiyorum, inceliyorum, sağlam olduğuna kanaat ediyorum. İhtiyacım olduğunu düşünüyorum ama “Bunun sahibi vardır, alma” diyorum kendi kendime. Sonra “Harp var, caiz olur, al” diyorum ama içim daralıyor, doğru bulmuyorum ve almıyorum”…

Rüyada ayakkabı görmek

Ayakkabının kocaman saksının içinden çıkması ise söz konusu imajın, gücün, itibarın tahmin edilemeyecek kadar büyük olmasına delalet ediyor. Saksının beton olması ise bunun yıkılamayacak kadar sağlam olmasına…

O bir çift ayakkabının çok sağlam malzemeden yapılmış ve çok kullanışlı olması da ayrıca mühim… Manayı destekliyor. Ayakkabının başkasına ait olduğunu düşünüp çekinmem ise, o mevkiye ve güce ulaşana kadar tevazuyu, hukuka bağlılığı, samimiyeti, dürüstlüğü terk etmemem ve kimseyi ezmeden oraya gelmem. Ayrıca oraya geldiğimde de aynı duruşu koruyabilecek olmama delalet ediyor.

….”Sonra yine sahne değişiyor. Kendimi pantolonsuz görüyorum. Amazon kabilelerindeki erkekler misali bir haldeyim. Boy havlusu önümü arkamı kapatıyor ama bacaklarımın yanları fazlasıyla açık ve bu bana elem veriyor.”…

Rüyada banyo havlusu görmek

“Banyo havlusu görmek, alnının akıyla bir işten çıkmak ve istenilen başarıya çok zahmet çekmeden ulaşmak anlamına da gelir. Banyo havlusu görmek, alnının akıyla bir işten çıkmak ve istenilen başarıya çok zahmet çekmeden ulaşmak anlamına da gelir.”

Bu rüyada görülen kişinin/Soysuz’un yarı çıplak olması kısmı:

Yüz kızartıcı bütün çirkin işlerinin ifşa olmasına, o makamdan devrilmesine delalet ediyor.

Rüya tabirinde, bir kişi tamamen çıplak ya da yarı çıplak görülüyorsa, bu rüyanın ilk manası o kişinin gizlediği çok sayıda suçunun ve çirkin işlerinin herkes tarafından öğrenilmesidir.

İmam-ı Nablusi’ye göre Halkın kendisinin avret mahalline baktıklarını gören kimse, vali ise azledilir veya devlet hizmetinde bulunan başka bir kimse ise, rütbe ve makamından ayrılır.

…”Sonra yine sahne değişiyor. Kapalı bir odadayım. Odada yüzünü seçemediğim bir erkek var. Bu kişinin Ankebut Ağı’nın mensubu olduğunu, bana çok sıkıntı çıkarttığını, benim hukuksuz şekilde içeri alınmama ve içeride tutulmama eli çok karışan biri olduğunu biliyorum.

Yerden 130 cm kadar yüksekliğe ulaşan, yoğun kullanım için üretilen kaliteli bir fotokopi makinesinin üzerine iki kolunu koymuş, gerilmiş, kalçasını dışa doğru vermiş, sanki kadınsı bir duruşla duruyor.”...

Burada mana Soysuz’a çıkıyor, rüya sahibine değil. Zira bedeninin ayıp yerinde ur görülen kişi, rüya sahibi değil, Soysuz…

Burada sadece mal, mülk kaybetmek manası yok. Sistem, kullanılan insanlar dahil bir bütün kaybedilecek. Nüfuz, itibar kaybı da var.

Rüyanın devamındaki kısmını şimdi açık açık yazmak doğru olmayacak. Zaten bu ilimden anlayanlar, kolayca bu rüyayı tabir edebilirler. Zor ve karışık bir rüya değil bu…

Genel hatlarını, hiç tabir bilmeyenler bile artık iyice anlayabilirler. Ankebut Operasyonu artık Soysuz’u da bitirmiştir. Onunla beraber bitmek, yok olmak isteyenler onunla yan yana kalmaya devam edebilirler. Herkesin hür iradesi var, Allah da mühlet veriyor, sonra herkes hak ettiğini buluyor ve hak ettiği şekilde ölüyor.

Soysuzca yaşayan, soysuzca ölüyor.

Mehmet Fahri Sertkaya

Katliam vurgusu yapıyorlar, korku salıyorlar

Katliam vurgusu yapıyorlar, korku salıyorlar

Devleti mafyalar, terör örgütleri, vatan hainleri yönetiyorlar

İstanbul Esenler Otogarında katliam yapılacağı ve son anda önlendiği şeklindeki bilgiler doğru değil. Tam bir mizansen sergileniyor. Kendileri böyle bir oyun oynadılar. Açıklamayı/başlığı da en üst perdeden verdiler ve “katliam önlendi” dediler. Nedeni açı; korku salmak…

Beklenen büyük İstanbul depremine dair gerekli tedbirleri almak, hazırlıkları yapmak yerine bu fırsattan istifade ile nasıl devasa çapta kara para işleri yapabileceklerini planladılar. Lakin her şeyi acele planladılar. Bazı kısımlarda açıklar verdiler. Bu kısım da onlardan biri… Tam kapanma dedikleri kısmi kapanmanın devamındaki süreçte deprem yaşanacak, bütün Marmara ama özellikle İstanbullular hedef olacak. Organları, çocukları, kadınları, kızları, taşınabilir değerli eşyaları, takıları, hepsi hedef olacak.

Hal böyle iken beklemedikleri bir şey oldu ve çok yüksek sayıda İstanbullu memleketine gitmeye başladı. Bu, planları kısmen bozdu. Üstüne ben de dün bunların şeytani planlarını anlattım, isimler bile vererek suçlamalar yaptım. İsmi geçen kişilerle yüzleşmek ve konuyu tartışmak bile istedim ve “Devlet kurumlarına güvenmeyin. Kendi imkanlarınızla neler yapabileceğinize bakın. İmkanınız varsa tam kapanma başlamadan Marmara bölgesini terk edin” dedim. Zaten Marmara bölgesinin terk edilmesi gerektiğini aylardır söylüyorum. Dün böyle yapınca bu insanlık düşmanı, satanist, kara paracı, mafya lideri devlet yetkilileri iyice sıkıldılar.

Halkın arasında fısıltı gazetesi şeklinde bu iddialarım da yayıldı, yayılıyor. Çok sayıda dürüst askeri, adli ve mülki amir arasında da yayıldı. Başımızdaki insanlık düşmanları, yine de planlarından vazgeçmediler. İstanbul’un yıkılmasını, kara para işlerinin bu vesileyle coşmasını istediler. İstanbul’dan çıkışı tamamen durduramasalar da azaltmak istediler. Tayyip’in de oluruyla ve istihbarat birimlerindeki adamlarını da kullanarak böyle bir mizansen sergilediler.

Daha önce “İran’la ortak terör operasyonu yaptık” açıklaması yapınca, İran “Hayır, biz öyle bir şey yapmadık” demişti de görev başındaki İçişleri Bakanı Soysuz’un Türk milletine yalanlar söylediği somut şekilde gözler önüne serilmişti. Hiçbir şey de olmamıştı. Olduğu makamda kalmıştı. Soysuz’un yalanları bir araya getirilse, İstanbul’dan Van’a yol olur.

Vaziyetin ciddiyetini, tehlikenin büyüklüğünü, devlet gücümüzün kimlerin elinde olduğunu herkes iyice kavrasın. Gün, birlik günüdür. Herkesin üzerine düşeni yapması vaktidir.

Herkesin tartıştığı alkollü içeceklere dair yasaklamanın, engel çıkartmaların arkasında bile bu alçakların kara para hesapları var. Hile, ihanet, cinayet, terör, katliam suçları işleyerek iktidarı ele geçirmiş bu çete, T.C’nin yürürlükte olan kanunlarına göre, alkollü içkiler sahasında böyle keyfi bir tasarrufta bulunamaz. Bu yaptıkları açıkça kanunlara da aykırı.

Tayyip’in ve çok sayıda devlet yetkilisinin de içinde bulunduğu, çok sayıda yabancı devletle de ittifak halindeki bu kara para çetesi, Türkiye’de çok yakında alkollü içkiler sahasında kara borsa oluşturmaya dönük olarak bu kararları aldı.

Herkes sezdi ki içki yasağının arkasında açıkça bir art niyet var. İşte o art niyet, kara borsa oluşturma niyeti… Güçleri yettikçe alkollü içki stoğu yaptılar, yapıyorlar. Zamanı gelince de ederinin çok üzerinde fiyatlara piyasaya dağıtacaklar.

Bana inanmıyorsanız, Tayyip’e sorun. Olmadı Soysuz’a sorun.

Bankacılık sektöründe çok adice suçlar işleniyor

Türkiye’deki bankaların çoğu, sinsice işler çeviriyor. Tam kapanma dedikleri muamma öncesinde bankalardan parasını çekmek isteyen pek çok kişiye kasıtlı olarak sorunlar çıkartılıyor. İnsanlara, kendi paraları verilmiyor. Bankalar bunu, önümüzdeki 20-30 günlük süreçte ellerinde daha fazla nakit bulundurmak ve bu nakitle faiz geliri elde etmek için yapıyorlar.

İnternet şubeleri üzerinden yapılan havale ve EFT’lerde kasten sorunlar çıkartılıyor. ATM’lere kasten nakit para konulmuyor. Şubelerde kasten işler ağırdan alınıyor ve uzun kuyruklar oluşsa bile bundan rahatsızlık duyulmuyor.

Bütün bu bankalar, devletin başında kendileriyle birlikte her türlü kara para işini yapan pislik herifler bulunduğu için bu şekilde rahat hareket edebiliyorlar. Herkesten çok ise adli yetkililer kendilerini yakıyorlar. Çok yakında bir patlama noktası yaşanacak ve her zaman dediğim gibi, bu enkazın altında herkesten çok bunca şeytanlığa müdahale etmeyen, işlerini yapmayan adli yetkililer kalacak.

Bu bankaların sahipleri arasında, deprem olacağı bilgisini çoktan almış olanlar ve deprem sonrasında çok yüksek meblağda nakitle sırra kadem basacak olanlar da var.

Mehmet Fahri Sertkaya

Şalom

Rusya’nın Yahudi kökenli dünyaca meşhur ressamı vefat etti diye bir yazı olabilirdi bu fotoğrafın yanında ama öyle değil…

Tipik bir Rusya Yahudisi gibi görünen bu kişi, Solomon Soysuz’un dayısı… Bu kişi Yahudi ibadetlerini de yerine getiren bir gizli Yahudiydi. Solomon Soysuz gibi dayısı da büyü işlerinden az anlardı. İyi bilmezdi. Yahudilerden bahsedip de büyücülükten bahsetmemek, hayatın olağan akışına aykırı. Konuşulanlara göre uyuşturucu çektikten sonra ölmüş.

Soysuz’un yakın zamanda vefat eden annesi de sürekli büyüler yapan bir gizli Yahudiydi. Medyum kabiliyetleri de vardı. Onun hakkında da çok şeyler konuştular. Konuşulan bir iddiaya göre, o sıralarda Soysuz’u çok sıkıntıya düşüren siyasi gelişmeleri Soysuz’un lehine çevirmek için, pek çok önemli kişiye büyüler yapmış durmuş. Hatta metafizikle saldırmış. Sonra da sert bir karşılık alıp ölmüş. Kısacası çarpılmış…

Mehmet Fahri Sertkaya

Soysuz: Kellemi alacaklar

Soysuz Ruslardan yardım istedi

“Mfs’nin yayınları yüzünden artık hiçbir şekilde can güvenliğim kalmadı. Her an her şey olabilir, birileri gelip kafama sıkabilir. Artık bir şey yapmanız, beni korumanız gerekiyor. Yoksa gelip kellemi alacaklar. Neredesiniz, hiçbir şey yapmayacak mısınız?” dedi.

Ruslar yüz vermediler, oyalayıp geçiştirdiler. Şu şartlarda Ruslar da bir şey yapamayacaklarının farkındalar. Soysuz da gerçeklerin farkında… Rusların bir anda büyük güç kaybı yaşadıklarını, köşeye sıkıştıklarını, ne olduğunu bile anlayamadıklarını biliyor. Çaresizlikten, elinden gelebilecek son hamlesini yaptı, Ruslara yalvardı.

Soysuz iyice yalnız kalıyor, kendi sistemi çatırdıyor. İş yaptığı mafyalar sık sık onu arıyor, sürekli sorunlar yaşanıyor. Mallarına el konulduğu da oluyor. İhbarlar neticesinde, nakil sırasında yakalanan malları oldu. Sahada/mafyada kullandığı adamlarından vurulanlar da oldu. Emniyet teşkilatından baskılar artıyor. Ağın Emniyet teşkilatı içindeki adamları çok tedirgin. Soysuz’un kendilerini de yakacağı endişesine sahipler. Emniyet teşkilatındaki ağırlığını/nüfuzunu hızla kaybediyor. Bu güne kadar Soysuz’u siyasette, adli sistemde ve bürokraside kollayan çok sayıda kişinin artık kollamaması kararı alındı ve kısa sürede bu karar sahadakilere ulaştırılacak. Ruslar gibi Soysuz da bir anda tepetaklak oldu.

Kılıçdaroğlu: Dünyada neler dönüyor, bize Pervin ayar veriyor

Gizli Ermeni ve Hristiyan Kemal Kılıçdaroğlu da konulara yoğunlaştığı çok zaman, kendi kendine konuşan kişilerden biri…

Kılıçdaryan, bazen muhataplarına hitapla, bazen kendi kendine şöyle cümleler kurdu.

Sevinsem mi üzülsem mi bilemedim. Bu adam (mfs) ölse bela kalsa bela…B.. gibi kaldık dünden beri… Bir yere (adli makamlara) müracaat edemedik. Güya savcılar bizim… Dünyada neler dönüyor. Bize Pervin ayar veriyor. S.. böyle işi de, siyaseti de…

Çil yavrusu gibi dağıldılar. Elimizden tutan, yanımızda duran yok. Parti içinde konu yok konuşacak, yine döndük aynı sıkıntılı konulara. Gereksizlerden birkaçı birkaç günü idare etsin de bu iş nereye çıkacak bir bakalım.

Bu PKK konusu, nasıl oldu da bu kadar hızlı ilerledi. Kim bu dış mihraklar bu sefer… Mfs, NATO’nun adamı mıymış. Kaç sene kıvrandık o kadar. Şimdi bunun (mfs’nin) kimlerden olduğu bulunmazsa ne yapacağız. Kafamıza oturana kadar bekleyecek miyiz. Kime sorsan, tanımam etmem diyor. Lan madem tanımıyorsun, ne diye adamı beyin olarak görüyorsun. İşin iyice cılkı çıktı. Karışmıyorum ben bir şeye…

Herkes işini yapsın. Kimsenin yükünü de üstlenmeyeceğim. Partiden kim düşerse düşsün. Zaten mfs bizi komple silmiş, belli. Biraz Özgür’den (Özel), Faik’ten (Öztrak) şüpheliyim. Onlara da bakacağız. Süleyman’ın (Soylu) düşüşüne bile sevinemiyorum, işe bak ya!

Soysuz: Her işime taş koydun Tayyip…

Son gelişmeler sonrasında Soysuz, daraldığı her zaman olduğu gibi yine kendi kendine konuştu, durdu.

(İnfazımı konuştular başlıklı ve Rusların beni öldürme planlarını anlattığım yazımı okuduktan sonra) ”Ah ben sizin düşüneceğiniz işi s..m. (Hakan) Fidan’mış… Fidan’la bir arpa boyu yol aldın mı da Fidan diyorsun (ey Putin)… Bunca sene İngilizlere çalışsaydım, yerim çok daha farklı olurdu. Konuşmadan anlaşma beceriniz varsa, alın si… şu adamı (mfs’yi), cümle alem kurtulsun. Putin bile pert oldu bu dinlemelerden… Dün de vermişler haberi, bi (Putin’in) anne kızlık soyadı kalmış.

Hala dalavere, hala kumpas… Geri zekalı bunlar. Bunlar devleti mi idare ediyor senelerdir. Şu mfs’yi elime vermediler ki dünya beni kahraman bilsin… Her işime taş koydun Tayyip… Her yükselişimi kıskandın. Hiç bilmediğin bir Soylu olacak karşında artık. Madem mfs’yi indiremiyoruz. Bundan sonra oyunu kuralına göre oynarız biz de…”