Etiket arşivi: Kara para

Herkes haddini bilecek

Türkiye, bundan böyle hainlerin millete atarlanabileceği, milleti tehdit edebileceği bir ülke değildir. Türkiye, bundan böyle eski Türkiye değildir.

Türkiye tarihinin gelmiş geçmiş en büyük ve en muzır hainlerinden biri olan Devlet Bohçalı, yine açmış ağzını, yummuş gözünü… Yine MİT’ten yazmışlar, vermişler önüne kağıdı, o da okumuş. Okumuş ama bu defa nasıl bir zamanda neler okuduğunun ve o anlarda aslında ne yapmış ve ne demek istemiş olduğunun farkında değilmiş gibi…

Bohçalı yazılanları okurken, bir yerinde “Barışçıl protestolar diyerek neyin hazırlığını yapıyorsunuz? Zamları, enflasyondaki artışları sokak tepkisiyle birleştirip Türkiye’den Kazakistan çıkarmayı mı düşünüyorsunuz?” diyebilmiş.

Öncelikle ifade edilmeli ki Kazakistan’da suç, günah, ayıp, kusur yok. Kazakistan’da yüz kızartıcı bir mücadele de yok. Kazakistan’da, Ankebut Ağının tesis ettiği dünya düzenine yani zulme, katliama, sömürüye, soyguna, asimilasyona, ahlaksızlığa, dinsizliğe, namussuzluğa, peşkeşe, köleliğe dayalı dünya düzenine karşı onurlu, insani, vicdani ve kahramanca bir dik duruş var. Bu duruş, Bohçalının durduğu konumu geçtik, sokaktaki sade vatandaşın bile ilk bakışta net şekilde görebileceği kadar açıkça gözler önünde… Evet, sözde Türk basın medyası bu gerçeği Türkiye halkından gizlemek istese bile Türkiye’deki herkes Kazakistan’da aslında böyle bir duruş sergilendiğini biliyor. Bunu görmemek için kör olmak bile yeterli olmaz. İnsan duyar, dinler, anlar, ten gözü görmese de kalp gözü görür. Vicdanı titrer ve anında doğru safta durur. Lakin, hep dediğim gibi, insan doğan herkes, insan kalmıyor. Bazıları Bohçalı gibi insan şeytanına dönüşebiliyor. Türkçülük/milliyetçilik mücadelesinin başına Türk ve İslam düşmanı taraflar, ülkeler, gizli servisler tarafından konulmuş Bohçalı gibi bir hainin ve o yazıları yazıp kürsüde ona okutturanların, şu şartlarda başka bir tavır sergilemesini beklemek zaten abesle iştigal olurdu.

On yıldır yazdıklarımı burada uzun uzun tekrar edecek değilim. Çoktan bütün Türkiye MHPKK’nin ne olduğunu da Bohçalının aslında nasıl bir Türk ve İslam düşmanı gizli Ermeni vatan haini olduğunu da duydu, öğrendi. Bohçalı üzerinden bu hainler güruhunun, tıpkı şu anlarda Kazakistan’da olduğu gibi kendi devletimizin gücünü bize karşı çevirdiklerini de duydu, öğrendi ve buna bilendi. Bu oyun aslında çoktan bitti ama son kısmını yaşayıp geçirmek kaldı. Bohçalıların ve onlar gibileri arkalayanların da bu gerçeğin farkında oldukları, çok korku ve panik içinde oldukları, zaten kontrolsüz tavırlarından, çıkışlarından da iyice anlaşılabiliyor.

Evet… Biz her zaman söylediğimiz gibi, “Tam vakti” dediğimiz anda Türkiye’de meşru bir millet darbesi yapacağız. Bunu yapabilmek için dünya genelinde şartları/dengeleri de iyice ayarlamak lazımdı ki son yıllarda bunu yaptığımı/sağladığımı ortalama zeka seviyesindeki herkes anladı. Son birkaç ince ayar kaldı.

Ve, biz böyle bir mücadeleyi sadece mali sıkıntılar nedeniyle vermeyeceğiz. Devletimizin kurumları, milletimizin karşısına çoktan geçirilmiş vaziyette. Bu ülkede Türk ve Müslüman olmak ilan edilmemiş bir suç. Devlet sistemi içine sızmış on binlerce kripto kişi, arka plandan gizli bir paralel devlet sistemi işletiyor. Bunun on binle ayrı delili var. Benim davalarımın dosyalarını, yaşanan süreci inceleyen ta fizandaki kişiler bile “Bu Türkiye devleti ne hale gelmiş. Şu yaşanana bakın, bunlar akıl alır şeyler değil. Ülkede her şey gibi hukuk sistemi de çökertilmiş.” demek zorunda kalıyorlar.

Türkiye’de devlet eliyle fuhuş, uyuşturucu, organ, insan kaçakçılığı, mazot ve petrol kaçakçılığı ve her türlü kaçakçılık ile kara para işleri yapılıyor. Peygamber ocağı bildiğimiz ordumuz, son yıllarda kara para işlerini muhafaza etmek ve varlıkta tutmak için başka başka ülkelere gönderiliyor. Katliam suçlarına bile bulaştırılıyor. Milletler arası harp, terör suçlarına ve insanlığa karşı işlenmiş suçlara bile bulaştırılıyor.

Türkiye’nin hemen her şeyi peşkeş çekildi ve hala çekiliyor. Türkiye’de toplanan aşırı vergilerle, tamamen batmak üzere olan İsrail ve batı ülkeleri ayakta tutulmaya çalışılıyor. Türkiye’de pek çok il emniyet müdürlüğü ve müdürü, gayr-i meşru hükumetin kara para sistemi içinde faaliyet gösteriyor. Daha saymakla bitmez şeytanca işler, devletimizin eliyle yapılıyor. Devlet, kontrolümüzden neredeyse tamamen çıkartılmış. Sokağa oynamaya bırakacağımız çocuklarımızı MİT’in siyah transporterları kaçıracak ve Almanya, ABD, Fransa, İngiltere başta olmak üzere dünyanın başka başka ülkelerine organa, fuhuşa ya da ayine gönderilecek diye endişemiz bitmek bilmiyor. Ülkede Tayyip’in ve gizli Hristiyan olan karısı Emine’nin ortakları olduğu hastahaneler sistemiyle, İsraille, ABD ile ve Avrupa ülkeleriyle birlikte organ işleri yapılıyor. Kasten dünyanın farklı yerlerinde otorite boşlukları oluşturuluyor, sorunlar çıkartılıyor ve yüksek sayıda insanın mülteci olması sağlanıyor. Bunların bir kısmı bu hastahanelerde parça parça ediliyor. Kazakistan şu sıralarda bu maksatla da hedefe alınıyor. Nihayet, Türkiye’de insanlar karınları aç yatıyor ama ülkenin bunca zenginliği hala İsrail’in, ABD’nin, AB ülkelerinin, İngiltere’nin, Rusya’nın, Çin’in menfaatine olarak kullanılıyor

Böyle bir ülkede, aldığı talimatlar icabı Tayyip’i girdiği ilk seçimde tek başına iktidara getiren ve o günden beri iktidarda tutan ve onu piyon olarak kullanarak her türlü hukuksuzluğu, kara para işini, hainliği onun üzerinden çeviren Bohçalı, yani bu millete ve devlete yapılan her türlü fenalığın baş sorumlusu olan o Bohçalı, önünü sonunu hesap etmeden çıkıp kürsüden atıyor tutuyor. Tahammül sınırlarını da zorluyor.

Ülkede seçimlerin de referandumların da meşruiyeti yok. Mevcut gayr-i meşru cumhurbaşkanının diploması bile yok. Skandalların bini bir para… Hukuk ve demokrasi nerede, Türkiye nerede… Seçimlerde kurtuluş ihtimali yok. Referandumla da kurtuluş yok. Adalet sisteminden hiç fayda yok. Ordu ve Emniyet bile kısmen kara para çarkına dahil edilmiş. Ülke maddeten ve manen ve kasten çoktan çökertilmiş. Kaybedilen her gün, acıları, zararları, ölümleri, peşkeşleri, krizleri derinleştiriyor. Öyle ise bu millet ne yapsın?

Bu millet sokaklara inecek. Bütün hainleri de alaşağı edecek, bütün kurumlarını kriptolardan ve kara paracılardan temizleyecek ve bunları cezalandıracak. Kazakistan halkı gibi, bu millet de elindeki son meşru çareyi aslanlar gibi kullanacak. Bu meşru, bu kanunlara uygun, bu bir millet darbesi, bu insanlığa ve vicdana da uygun. Şu anki Kazakistan’a benzemek, bizim için şeref ama hainler, kara paracılar, başka ülkelere ve milletlere çalışanlar için başka şekilde yorumlaması bizim için şaşırtıcı değil. Herkesin maskeleri çoktan Akademi Dergisi tarafından ve ayrıca Ankebut Operasyonu sayesinde tamamen indirilmiş vaziyette.

Bohçalı ve çetesi, adalet sistemimiz içine sızmış gizli Ermeni, gizli Yahudi, gizli Rum, gizli Mason ve cümlesi vatan haini adamları üzerinden mi bu milletin meşru darbesini, savunma refleksini durduracak? Kolluk kuvvetleri içindeki kripto kimlikli kara paracılarla mı durduracak? Yoksa… Kazakistan’da denendiği gibi anında rezil olmaya ve çuvallamaya sebep olan o sistemi mi deneyecek. Bohçalı da Tayyip de milli mücadele veren millete karşı anında başka ülkelerin ordularını mı Türkiye’ye çağıracak? Kendilerini koruyamaz hale getirdiğimiz malum kara paracı devletler mi bunları daha fazla süre başımızda tutacak? Hayaller bunlar… Gerçek hayattan çoktan koptular bunlar. Bohçalının o meşru millet darbesi gününe kadar yaşayacağı bile kesin değil. Belki de bu milletin evlatları onu daha öncesinde cezalandıracaklar. Zira, “Ben öyle bir şeytanım ki bu millete etmediğim zulüm, kötülük ve ihanet kalmadı. Ayarım da çok fena kaçtı. Yaşamaktan nefret ediyorum. Şeytanın teki olduğumu kendim de biliyorum. Beni buraya koyan güç unsurları izin vermeyince ölmeye de ölemiyorum. Milletin içinden birileri çıksın da bu kadar ileri gittiğim anlarda beni öldürsün” dercesine çıkışlar yapıyor.

Biz daha sokaklara inmeye başlarken, isim isim ve cisim cisim bildiğimiz o kripto kimlikli ve resmi yetkili hainleri toplayıp alacağız. Hatta bunların bir kısmını, sokağa tam manasıyla inmeye başlamadan az öncesinde toplayıp alacağız. Ordumuz içindeki hainleri, ordumuz içindeki vatanseverlerle de alacağız. Emniyetimiz içindeki hainleri ve kara paracıları, Emniyetimizin içindeki vatan evlatlarıyla da toplayacağız.

Kalbinin korkudan güm güm atışı Washington’dan, Londra’dan, Berlin’den, Paris’ten, Moskova’dan, Pekin’den, Tel Aviv’den ve o diğer malum yerlerden uzun zamandır duyulan ama onlardan beklediği çıkışları, destekleri, kararları onlarda epeyidir bulamayan/göremeyen Bohçalı ve çetesi bilmeli ki bir gece ansızın bir meydan yerde bu millet tarafından asılmış olabilirler.

Bundan sonrasında da bir yandan korkudan titrerken, bir yandan oraya buraya güçlü görünmeye ve mesaj vermeye kalkacaklarsa… Bu güne kadar her türlü cinayeti, katliamı, soygunu, peşkeşi, yolsuzluğu, kara para işini beraber yaptıkları ve yapmaya devam ettikleri sözde muhalif liderleri ve partileri muhatap alarak yani danışıklı dövüşerek değil, gerçekten yürekleri ve güçleri varsa adımı anarak atarlanmalarını beklerim.

Böyle olmadıktan sonra, ben gerçek hayattan hayal alemine geçiş yapmam, sahayı her zaman gerçekçi kalarak takip ederim, kimsenin kuru sıkı atışlarına ve şovlarına kanmam, bir daha küstahça çıkış yapana da o sözlerini dünyanın gözleri önünde yalatarak sildiririm.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Taner Ay vakasına bir neşter vurulsa, Ay utanır da dünyaya ışık yansıtmaz

Bulgaristan’da yaşanan trafik kazasında ölen Taner Ay, Ankebut Ağının milletler arası kara para işlerinde kullandığı piyonlardan biriydi. Ölümü, normal bir ölüm değil. Bu ağı çökertmek isteyenler tarafından öldürüldü. Bu, bir başlangıç ve daha önce yazdığım gibi, önümüzdeki birkaç hafta içinde, çok büyük ihtimalle ortalık toz duman olacak. Sadece Türkiye’de değil, batı aleminin ondan fazla büyük ülkesinin adliyelerinde, basın ve medyasında, sosyal medyasında yer yerinden oynayacak. Ayrıca sahada çok şiddetli çatışmalar da yaşanacak.

Taner Ay, iş adamı değildi. Taner Ay, iş adamı gibi gösterilerek kara para ağları arasında bağlantı sağlayan ve kara para da aklayan bir insan şeytanıydı.

Adnan Oktar organize suç, terör ve ihanet örgütünün sürekli olarak kullandığı kişilerden biriydi. Adnan Oktar suç örgütünün, AKPKK organize suç, terör ve ihanet örgütüyle adeta kaynaşmış halde olması nedeniyle, Taner Ay da AKPKK’li en üst isimlerle çok sıkı bağlantıdaydı. Sosyal ağlarda paylaştığı resimlerde Solomon Soysuz’la, Hulusi Akar’la, Hakan Fidan’la, Metin Külünk’le, Mevlüt Çavuşoğlu ile ve daha pek çok kişiyle çektirdiği fotoğrafları görülebiliyor. Ayrıca devletimizin idare edildiği en üst kurumlarda bulunduğu anlarda çekip paylaştığı fotoğrafları da görülebiliyor.

Satanist bir gizli Yahudi olan Taner Ay’ı, kara para işi yapan pek çok devlet ve bu devletin gizli servisleriyle mafyaları da kullanıyorlardı.

Taner, bu milletler arası kara para ağının artık önemli bağlantılarını sağlayan bir kişiydi. Ankebut Ağını yöneten konseylerin üyelerine çok yakın kişilerle de görüşüyordu. Uyuşturucu kaçakçılığı kısmında AKPKK ile Adnan Oktar suç örgütü arasında köprü vazifesi yapan kişilerden biriydi. Uyuşturucu işinde, AKPKK kısmında, en çok Solomon Soysuz’la ve Metin Külünk’le paslaşıyordu. Bütün dünya biliyor, yıllardır bu iki şahsın uyuşturucu işinde üst isimlerden olduğunu anlatıyorum. Taner, fuhuş işinde de AKPKK ile Adnan Oktar suç örgütü arasında köprü vazifesi yapıyordu. Bu sahada, AKPKK kısmında, en çok da Türkiye’deki baş pezevenklerden biri olan gizli Yahudi Numan Kurtulmuş’la paslaşıyordu. Aslında zekası, kabiliyetleri, vasıfları yüksek biri değildi. İnisiyatif almıyor, emir edilenleri yapıyor ve bu nedenle işe yarar bulunuyordu.

“Osmanen Germania” yani Almanyalı Osmanlılar isimli sözde derneğin, özde kara para teşkilatının da mensuplarından biriydi. Bu güne kadar bu teşkilat zaten kara para işleri yapmakla açıkça suçlanmıştı. Avrupadaki medeni insanlar, bu şeytanlıklardan rahatsızlar ve kendi devletlerinin gücünü, adaletten yana, insanlığın faydasından yana kullanmak istiyorlar. Lakin, hep anlattığım gibi, Merkel başta olmak üzere pek çok üst seviye Alman siyasetçi ve bürokrat da bu kara para ağının içinde olunca, beklenen operasyonları bu güne kadar yapamadılar.

Osmanen Germania, aslında İngiltere’nin, Kraliçe’nin çetesinin talimatlarıyla AKPKK tarafından kuruldu. Zaten bu AKPKK ve Tayyip belasını, milletimizin başına en çok İngiltere, ABD, Almanya, İsrail getirdi. Bu milletler arası kara para işlerinde aslında AKPKK de bir taşeron. Ne yazık ki AKPKK eliyle, devletimizin gücü/kurumları, memurları hatta adliyeleri/mahkemeleri, hakimleri, savcıları bile farkında olarak ya da olmayarak bu insanlık dışı suçlara bulaştırıldı. Bunu, dünyaya kendini medeni olarak gösteren batılılar ve bir de İsrail sağladılar. Taner Ay’ın ve o sözde derneğin arkasında İngiltere de var. Almanya da var. ABD de var. Türkiye de var. KKTC de var. İsrail de var. Belçika, Hollanda, Fransa da var. Çok sayıda batılı lider de var.

Taner Ay’ın da içinde yetiştiği ve bünyesinde faaliyet icra ettiği Adnan Oktar organize suç, terör ve ihanet örgütü, dünyanın dört bir yanında özel hastahaneler ağı üzerinden yapılan organ işinin de bir seviyeye kadar içinde… Taner de organ işinde faaliyet gösterdi. Aslında o kısımda da bir piyondan başka bir şey değildi. Ankebut Ağının dünya genelindeki organ sisteminin Türkiye ayağındaki sözde hastahanelerden biri olan Memorial’ın sahibinin Turgut Aydın olarak gösterilmesi gibi… Organcı Turgut da piyon, Taner de piyondu… Piyon ama Türkiye’den Avrupaya mülteci olarak giden yüksek sayıdaki insanın, Ankebut Ağının organ sistemine kurban gitmesine, Adnancılarla birlikte o da vesile oldu.

Devletimizi, bu milletler arası kara para ağında öyle ileri seviyede kullanır oldular ki biz Vatanseverler cephesi ve ayrıca Muktedirler İttifakı (Mİ) olarak bu ağa darbe vurup düzenlerini bozdukça, kara paralarının önünü kestikçe, Türkiye’nin idari kadrosu aksi yönde faaliyetler icra etmek istedi. O yönde çırpındı, çırpınıyor. An geldi, kara para akarını devam ettirmek için Suçişleri Bakanı olan Solomon Soysuz İran’a gitmek zorunda kaldı. Sözde Dışileri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu zaten gittiği ülkelerin çoğunda, bozduğumuz kara para işlerini kuvvetlendirmek için çırpındı, çırpınıyor. Hep yazıyorum, Katar, BAE, Singapur, Danimarka ve benzeri devletçikler de bu Ankebut Ağının taşeron ve kasa olarak kullandığı ülkeler. Bosna Hersek, Arnavutluk, Makedonya ve benzeri ülkeleri de kara para işlerinde serbest ortam olarak kullanıyorlar. Bu nedenle bu gibi ülkelerin idaresini, adalet sistemini, eğitim sistemini, maliyesini ellerinde tutuyorlar. Şu sözde avukat Zeki Çalışkan’ı, kara para işlerini, sözde derneklerini, organ işine kadar bağlantılarının olduğunu kaç sene önce yazdım. Sahibi olduğu avukatlık bürosunda avukat gibi görünen militanların da tek tek aslında gerçek ırklarını, gerçek dinlerini, gerçekte ne halt ettikleri yazdım. Otuz kadar avukttan biri bile senelerdir benden davacı olamadı. Lakin, bu devletin adli yetkilieri ve MİT’i ne yaptı? MİT, senelerce şu Taner’i de kolladı. Evet, bizler vergi verdik, MİT de batılıların kara para sistemine çalıştı. Türkiye’den de erkek, kadın, çocuk, bebek kaçıran ve bunları fuhuş, organ ve ayin ağlarına gönderen kişileri MİT, bizim vergilerimizle ve milletimizden/devletmizden aldığı güçle korudu, destekledi. Hala halleri böyle…

AKPKK’in ve Tayyip’in başımıza bela edilmesinde en etkili olan şahıslardan biri Devlet Bohçalı, çok vasıfsız, kafasız, korkak, aciz bir vatan haini MİT casusundan başka bir şey değil. MİT üzerinden CIA ve Avrupalı gizli servislerler de paslaşıyor. Binbir türlü açığı var, delili var, şahitleri var, bülbül olup ötecek ödlek adamları var sistemlerinde ama Türk adli yetkilileri nerede? Köpek desem, köpeğe hakaret olacak bu pislik herif, tutmuş on sene sonra benden davacı oluyor. Tek başına hafif gelmiş de yanına en sadık köpeklerinden biri olan Suçişleri Bakanı Solomon Soysuz’u alıyor. Yetmiyor, bunca yıldır danışıklı dövüştükleri sözde muhalefetin başı Kemal Kılıçdaroğlu’nu da yanına alıyor. Baştan beri emir eri olarak kullandığı Recep Tayyip Erdoğan’ı da aynı davada benden şikayetçi yaptırıyor.

Yıkarlar bu devleti bu hainlerin başına ama yine de bu devleti bu hainlerin ellerinde alırlar. Milletin can, mal, namus, din, ahlak emniyetini tesis ederler. Yok öyle bir Türkiye artık…

Şimdilik daha fazla bilgi vermeyeceğim. Lakin, gerekli ikazları son dönemde zaten herkese açık şekilde yaptım. Onları da tekrar etmeyeceğim. Altta kalanının canı çıksın, iyi olan kazansın. Sık sık, geleceğini ve yaşanacağını ifade ettiğim o büyük günün yaşanmasına ramak kaldı.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Metafizik tekniklerle çarpılarak öldürüldü

“İran gizli Hristiyan Cumhuriyeti”nin Yemen Ulusal Kurtuluş Hükümeti nezdindeki Büyükelçisi Hasan İrlu, Covid-19 nedeniyle ölmedi. Hasan İrlu, inatla insan kaçakçılığı ve organ işi dahil türlü kara para işlerini devam ettirmek isteyen insan şeytanlarından biriydi ve sinyale girdi. Metafizik tekniklerle çarpılarak öldürüldü.

Mehmet Fahri Sertkaya

Hepiniz hedefsiniz. Deprem olursa o gemilere asla binmeyin

Kurban olmayın!

Hepiniz hedefsiniz!

Canınız, aileniz, evlatlarınız, değerli eşyalarınız, yastık altındaki paralarınız, organlarınız, namusunuz, topraklarınız, vatanınız, devletiniz hedef…

Deprem olursa ya da başka türlü büyük afetler olursa, o gemilerle İstanbullular tahliye edilemez, ancak bir kısmı kaçırılır ve öyle de yapılacak.

İstanbul’u da yıkacak iki farklı deprem beklediğimi, bu güne kadar çok kere ikaz yayınları yapıp uzmanlardan devlet yetkililerine kadar çok farklı kişileri ve kesimleri zorlaya zorlaya harekete geçirdiğimi bütün dünya biliyor.

Şimdilerde o depremlerin, felaketlerin daha yakın olduğuna inanıyorlar ve Ankebut Ağına bağlı pek çok devletle, bunların gizli servisleriyle ve bunların içindeki mafyalarla da organize şekilde devasa ve insanlık dışı bir kara para planı yapıyorlar.

Başka şehirlere nakil için kullanılacak resmi ya da özel araçlara, otobüslere, trenlere, uçaklara, helikopterlere ve hatta ne olduğu belirsiz özel araçlara asla binmeyin

Hayatta kalan herkes, hayatta kalan aile fertleriyle ve komşularıyla hemen kenetlenmeli. Hemen birbirinizin yaşadığını gösterir fotoğraflar ve kısa videolar çekin. Daha sonra bir karışılıklık olur da aranızdan bazıları bulunamaz olursa, bu kayıtları resmi makamlara gösterin.

99 depreminden sağ kurtulan çok sayıda kişi organ, fuhuş, sübyancılık mafyalarına kurban oldular. Bu, dünyanın dört bir yanında son on yıllarda hep böyle oldu, oluyor. Haiti depreminde on binlerce kişinin söz konusu batılı devletler ve İsrail tarafından kaçırıldığı somut delillerle ispat edildi. En yetkili kişiler bile bunu itirafa mecbur kaldılar, Amerikan medyasında konu oldu ama mevzuyu yine de kapattılar. Bunların yayınlarını “Akademi Dergisi Haiti depremi” yazıp internette aratarak bile bulabilirsiniz.

Etrafta size el uzatan resmi kimliklilerin, yetkililerin ve onların talimatıyla hareket eden kolluk kuvvetlerinin resimlerini, huzursuzluğa sebep olmadan ve onların çalışmalarına mani olmadan fırsat buldukça çekin. Sözde sivil toplum örgütlerinin, aslında kara paracılarla birlikte çalışan o malum teşekküllerin sözde gönüllülerinden de uzak durun. Onların resimlerini de bol bol çekin.

İstanbul’u terk etmek gerekip gerekmediğine bir oldu bitti ile, kısa sürede karar vermeyin. Öncelikle toplanma sahalarına gidin, güvenilir bilgiler elde edin, resmi kimliklerin size söylediklerini hemen kesin doğrular olarak kabul etmeyin ve buna sonra kendi aranızda istişare ile karar verin. Gerekiyorsa etrafınızdaki insanlarla birlikte organize olarak, bir arada olarak, kendi imkanlarınızla İstanbul’u terk edin. Gerekiyorsa topluca yürüyerek terk edin.

Her şeye rağmen bir kontrolsüzlük olur da o gemilere, trenlere, otobüslere binerseniz, size ikram edilen hiçbir şeyi yemeyin, içmeyin. Kapalı paketler, ambalajlar içinde bile verilse yemeyin ve içmeyin.

İstanbul’da deprem olursa, halkın gemilerle tahliye edileceğinin konu edildiği kamu spotu videosundaki jandarma komutanı Metin Günal’a çok dikkat edin. Ona ve ona bağlı ve onunla alakalı kime denk gelirseniz, sakın itaat etmeyin. Kara para işlerinin ve ihanetlerin içindeki bir gizli Yahudidir. AKPKK’nin de CHPKK’nin de içi bunlarla, gizli Yahudilerle, gizli Ermenilerle, masonlarla dolu. Bakmayın ekranlarda atıştıklarına, bir gizli Ermeni olan Ekrem İmamoğlu bile aynı yere çalışıyor. Aynı kara paracılarla çalışıyor. Devlet kurumlarının hepsinde bunlardan var. Orduda, jandarma teşkilatında ve emniyet teşkilatında da bunlardan var ve çok büyük ve organize planlar kurdular. Beklenen depremler yaşanırsa hepsi de ne yapmaları gerektiğine dair talimatları çoktan aldılar. Tam kapanma istenmesinin bir sebebi de bu ve en çok isteyenlerden bir de Ekrem İmamoğlu oldu.

Nereden nasıl geldiği belli olmayan minibüsler, transporterlar bile bir anda dolaştırılacak. Bunların sahipleri sağ kurtulmuş da insanlık vazifelerini yapıyorlarmış gibi görünecekler. Lakin etrafta tek başına ağlayan kız ve erkek çocuklarını kaçırmak telaşında olacaklar. Alıp alıp götürecekler. Bunların hepsi planlandı.

Bu yazıyı Ekrem İmamoğlu’na, Metin Günal’a ve alakalı diğer kişilere götürüp “Bu yazının yazarı olan Mehmet Fahri Sertkaya ile karşı karşıya gelmek, bu hususları tartışmak, kendini savunma hakkını kullanmak ya da davacı olmak ister misin?” diyebilirsiniz.

Tayyip’in son ve devasa bir vurgunla oyundan çıkmak isteyeceğini aylar önce açıkça yazmıştım. Türkiye’deki bankalarda paranızı tutmamanız gerektiğini de söylemiştim.

Öyle şartlar içindeyiz ki milletçe “Sivil itaatsizlik” kararı alıp almayacağımızı, bir istiklal harbi başlatıp başlatmayacağımızı hemen konuşmamız gerekiyor. Zira devletimiz düşmanlarımız tarafından ele geçirilmiş vaziyette…

Kurumlarımız içinden, toplumumuz içinden gizli Ermenileri, gizli Yahudileri ve masonları hemen ve tamamen temizlememiz gerekiyor.

Mehmet Fahri Sertkaya, Akademi Dergisi, 28 Nisan 2021


Bu yazının yayınlanmasından üç gün sonra, 30 Nisan 2021 Cuma sabahında basın ve medyada bir haber yer aldı. Söz konusu haberde şu ifadeler geçti: “Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD), eylemler sırasında polislerin görüntülerinin veya ses kayıtlarının alınmasını yasaklayan emniyet genelgesini paylaştı. Emniyet Genel Müdürlüğü bu konuda resmi bir açıklama yapmadı.”

ÇHD İstanbul Şubesi genelgeyi paylaşırken, “İçişleri Bakanlığından 1 Mayıs öncesi personelini garantiye alma genelgesi. Personeliniz görevini ifa ederken işkence yaparsa kayıt da alınır, delil de toplanır. Çünkü tekrarla, işkence yapmak görev sınırlarınızda değil, suçtur!” ifadelerini kullandı. Lakin ÇHD’nin değerlendirmesi isabetsizdi. Bu kadar hukuk dışı surette hazırlanan, bu kadar acil olarak yürürlüğe girmesi istenen bu genelge, sadece eylemler sırasında görüntü alınmasını yasaklamıyordu. Sadece 1 mayıs gösterileri için çıkartılmış olamazdı. Akademi Dergisi’nin sonraki süreçte de çok tesirli müdahaleleri oldu, toplumun farklı kesimlerinin bu hukuksuz genelge karşısında dik durmasına vesile oldu. Neticede genelge Danıştay’dan döndü. Çok aceleyle, çok tutarsız ve hukuki zeminden uzak surette yazıldığı anlaşılan genelge metni, bir gün öncesine tarihlenerek mi yayınlandı, hala tartışılmadı. 27 Nisan’da yayınlandıysa, neden 30 Nisan’a kadar haber olmadı, hala tartışılmadı.

Akademi Dergisinin, AKPKK organize suç, terör ve ihanet örgütünün karanlık işlerini ifşa eden yayınlarının ardından daha önce de benzeri tarzda genelgeler yayınlanmıştı. İstanbul Sancaktepe’de düşen askeri helikopterin MİT ve CIA işbirliğiyle kasıtlı olarak düşürüldüğünü iddia etmiştik. Helikopterdeki askerlerimizden bazılarının, yayınlarımızın tesiriyle vatanseverce işler yaptıklarını ifade etmiştik. AKPKK ordumuzun silah ve mühimmatını karanlık bastığında kaçırırken çekilmiş güvenlik kamerası görüntülerinin mevcut olduğunu, bu askerlerimiz şehit edilseler de görüntülerin hala vatanseverlerin elinde bulunduğunu iddia etmiştik. Hemen peşi sıra, Suçişleri bakanlığı, güvenlik kamerası görüntülerinin yayınlanmasını düzenleyen, sınırlayan, hukuk dışı bir genelge yayınlamıştı. Bunların detaylarına da Akademi Dergisi geçmişindeki yayınlarından, arşivinden ve ayrıca internet haber sitelerinin arşivlerinden ulaşabilirsiniz.

Mehmet Fahri Sertkaya

Mümkün değildir

Kemal’e, iktidar olmaları halinde, terörist Selahattin Demirtaş’ı serbest bırakıp bırakmayacakları sorulmuş.

Terörist Selahattin Demirtaş’ın siyasi bir tutuklu olduğunu ifade ederek “Selahattin beye yapılan eleştirilerin hiçbir kıymeti yoktur. İnşallah göreceksiniz, halkın iktidarında Selahattin bey de Osman Kavala da haksız yere içeride yatan bir sürü askeri öğrenciler var, onlar da avukatlar da hepsi çıkacak.” cevabını vermiş.

Hiç iyi bir halt etmemiş. Bu ülkenin kırmızı çizgileri belli… Bunlar daha önce en açık şekilde ve tekrar tekrar ifade edildiler. Bu ülkede, teröre yandaş olan, teröriste arka çıkan, ibneliğe meydan açan ve insan kaçakçılığı, organ, zorla fuhuş gibi kara para işleri yapan ya da bu gibi insanlık dışı işlere yardım ve yataklık eden hiç kimse iktidar olamaz.

Türkiye’nin rotası, batıya doğru değildir. Batının ahlaksızlığına, namussuzluğuna, ibneliğine, sömürücülüğüne, kara paracılığına doğru değildir. Türkiye bu rotadan çoktan çıkmıştır. Bunu kabullenmeyenlerin ya da bu gerçeği hiçe sayanların, önümüzdeki yakın süreçte muhtar olabilmeleri bile pek mümkün değildir.

Mehmet Fahri Sertkaya

Aklı başında değil bunun…

İdraki çok kapalı. Ne yaptığını bile tam olarak bilemiyor. Hareketlerinin, sözlerinin neticelerini hesap edemiyor. Şu şartlarda Katar’ın ayağına gidiyor. Yine memlekette ne var ne yok peşkeş çekmeye kalkıyor. Daha dün “Bende geri vites yok. Taarruzdayım” dediğini bile unutmuş, yine para için, yine kara para için el öpmeye gidiyor. Millet zaten barut fıçısı… Sokakların patlamasına bir tek kıvılcım kalmış. Ülkede her şeyin peş keş çekildiğini duymayan, bilmeyen kalmamış. Katar denince herkese iğne batar gibi olmuş. Ülkenin başında sahte diplomayla ve gayr-i meşru surette de bulunuyor olsa, bu dengeleri, hassasiyetleri, gerilmeleri hesap etmek zorunda… Bu kısımlara dair tekrarlara girmeye gerek yok. Senelerdir yazıyoruz.

Lakin… Tamamen kara para devletçiği olan Katar’ı ve dolayısıyla her türlü kara para işini korumak, yardımcı/aracı olmak için Türk ordusunu Katar’a göndermiş olmak yetmemiş de bir de askeri üsse girip oradan uzun uzayıda siyasi nutuk atmak nedir.

Siyasi nutuk atılacak yer mi kalmamış? Bu gün devletin başındaki en yetkili siyasi kişi, askeri üslerde hem de askerlere hitap ederek siyaset yaparsa, ülkedeki siyasi ve askeri yetkililerin neler yapacağını düşünmek bile istemiyorum. Keşke oraya da muhtarları çağırsaymış. Adamlar ne çektiler, ne zorlandılar ve alıştılar.

Askerin siyasete müdahil olması ihtimali, öylesine büyük bir hassasiyet noktasıdır ki bütün dünyada asla taviz verilmeyen bir şeydir. Geçenlerde bir batı ülkesinde yaşanmıştı. Bir siyasi yetkili, siyasi açıklamalar yapmaya başlayınca, yanındaki üst rütbeli subay yanından ayrılmıştı, kadrajdan çıkmıştı. Orayı terk etmişti. Doğru olanı yapmıştı ve hiç de tepki görmemişti.

Tayyip ayakları yere basan konuşmalar yapamıyor, kararlar alamıyor, tavırlar sergileyemiyor. Dengelere dikkat edemiyor. Eskiden beri hukuk tanımazdı ama şimdilerde yaptıklarının hukuka uygun olup olmadığını da bilemiyor. Zaten Katar ziyaretinde bir kez daha gördük ki gerçek manasında da ayakları yere tam basmıyor. Acınası bir hali var. Doğru düzgün yürüyemiyor, dik duramıyor ve beden gücü kullanamıyor. Hafızası aşırı sorunlu, yanındaki kişileri tanımakta zorlanıyor, uykuları çok düzensiz, aşırı ilaç kullanıyor, onların da yan etkileri yoğun şekilde görülüyor, yemekleri düzensiz ve yediklerini kısa sürede kusuyor. Çok içki içiyor.

Demek ki Türkiye hala buna müstahak ve bu nedenle hala böyle biri ülkenin başında durabiliyor.

“Katar’ın güvenlik ve istikrarını kendi ülkemizinkinden ayrı tutmuyoruz” demiş… Başka ne diyebilir. On seneden fazla süredir binbir türlü vahim suçu Katar’la birlikte işliyor. Sadece Suriye sınırları dahilinde işledikleri, işlettikleri suçlar, binlerce kere idam edilmelerini gerektiriyor. Abartı yok, gerçek manasına yazıyorum. Sadece Suriye yargılamalarından Tayyip’e binlerce kere, Temim’e binlerce kere idam cezaları verilecek. Bunlar, yollarını nasıl ayırsınlar? Şuraya yazıyorum, Tayyip devrilsin ve asılsın, çok kısa süre sonrasında o Temim de devrilir ve asılır. Kimse buna mani olamaz ve Temim’i koruyamaz. O kadar kirli ve derin bağlantılar içindeler. Şu ana kadar kaç milyon sivil insanın kanına ellerinin değdiğini eminim ki kendileri de bilmiyorlar ve bir an bile sıkıntı etmiyorlar. Hala daha Afganistan ve Taliban üzerinden bir şekilde kara para işleri çevirmek için çırpınıyorlar. En kötüsü şudur ki peygamber ocağı dediğimiz askeriyemize kadar, devletimizin bütün kurum ve kuruluşlarını da bu kara para çarkına kullanıyorlar.

Şu kadar skandalları artık dağdaki çoban bile duyup konuşur olduğu halde, hala meydana aslanlar gibi çıkıp kükremeyen o sözde muhaliflere de yazıklar olsun. Hatta lanetler olsun. Sabah akşam insan hakları, demokrasi, özgürlük, adalet, müreffeh hayat, mutluluk, saadet nutukları atıyorlar. Onlar da adaletle yargılanır ve asılırlar. Onlara da sorulur “Niye danışıklı dövüştünüz? Ne fayda elde ettiniz? Hangi işlerde ortaksınız? Neden yardım ve yataklık ettiniz?” diye…

Mehmet Fahri Sertkaya

Sakın dikkate almayın

Yeşillerin kontrolünde olan Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) “Omicron varyantının deltadan daha tehlikeli olduğunu gösterecek veri yok. Sınırları kapatmayın.” demiş.

Bana soracaksanız, “Sakın DSÖ’yü dinlemeyin ve bir an önce sınırları kapatın” derim. “Neden?” derseniz, “Dünya insanlığı iyice bunaldı, korona oyunlarını görmeyen kabullenmeyen çok çok az insan kaldı. Büyük kalabalıklarda çok büyük enerjiler birikti. Yeniden kapatmalar, kısıtlamalar, aşı dayatmalar, işi/ticareti bozmalar, alış veriş sitelerinden büyük paralar vurmalar, arka plandan insanları öldürüp organ çalmalar yapın ki dünyanın dört bir yanında aynı anda insanlık ayağa kalksın, onlarca ülkede peş peşe hükumetler devrilsin ve Ankebut Operasyonuna vurmayı planladığım son darbeleri çok çok kısa sürede vurmuş olayım.” derim ve eklerim: “Kapatmalardan, kısıtlamalardan, aşı dayatmalardan, türlü vurgun işlerinden, sokağa çıkma yasaklarında resmi araçlarla organ ve uyuşturucu taşımaktan v.s. geri dursanız da zaten çökecesiniz. Şansınızı denemekten ne çıkar, deneyin bakalım neler olacak.”

Mehmet Fahri Sertkaya

Ya yaaa, evet eveeeet, öyleee… Bak sen şu işe…

Rumeysa (Sarısaçlı) Yılmaz isimli sözde hocahanım da aslında gizli bir Ermeni… Baştan beri bu organize suç örgütünün gerçek yüzünü bilerek içinde bulunuyor ve diğer çete üyeleri gibi o da türlü türlü suçlar işliyor.

Vurdukları büyük paralar, elde ettikleri kara paralar sadece kendi namlarına elde ettikleri paralar değil. Gizli Ermeni çeteleriyle ve terör örgütleriyle ve bunlar üzerinden çok farklı farklı mafyalarla, terör örgütleriyle, siyaset sahnesindeki ihanet örgütleriyle ve memleket haricindeki türlü kara paracılarla bağlantılılar. Bunlara operasyon yapıldığında, herkes susarken biz onlara yapılan yanlışların yanlış olduğunu gür sesle bağırdık. Cihana kafa tuttuk. Aynı anda, onların ne kadar yanlış yolda olduklarını da anlattık. “Bu kişileri tasvip etmiyoruz. Yanlışları çok ama onlara şu şekilde yapılanlar da doğru değil.” dedik. Herkesi sarstık. Peşimiz sıra İslamcılar arasından dik durmak ve hemen videolar yayınlamak, yapılanın yanlış olduğunu ifade etmek zorunda kalanlar çok oldu.

Buna rağmen bile, şu Alparslan Kuytul’un kara paracı karısı çıkıp “Bu süreçte hiçbir cemaat ve tarikat yanımızda durmadı. Siz solcular bize çok büyük destek oldunuz” diyecek kadar namertçe, haince ve alçakçe konuşabildi. Damarlarını kesseniz, kan yerine Türk, İslam, ehl-i sünnet, tasavvuf düşmanlığı akan bu kişiler müslüman falan değiller.

O “solcu” dedikleri de kendileri gibi gizli Ermeni, kara paracı ve terörist çevrelerdi. Gerçek bir müslüman gördüğünde, ne kadar büyük zulme uğramış olursa olsun senelerce görmezden gelen o “solcu” çevreler, bunları sebepsiz yere sahiplenmediler. On yıldan fazladır akıl almaz derecede sansürlenen Akademi Dergisi gözler önünde, sansürlere takılmayan ve sayıları bir avuç olduğu halde sosyal medyada sık sık gündem olmalarına izin verilen Furkancılar da gözler önünde… Samimi bir müslüman, birçok hususta düşünür, araştırır, sorgular ve oyunlar döndüğünü ferasetiyle anlardı.

Şimdi, mevzu daha da iyi anlaşılmıştır ama kısa süre sonra daha neler neler meydana çıkacak ve bunlara samimiyetle inanan, kanan müslümanlar belki de bunları buldukları yerde boğmak isteyecekler. Öyle zan ediyorum ki adli yetkililer gerekeni yapmaz ve soruşturmayı derinleştirmezse ve yine memlekette hukuk/adalet yokmuş gibi bir manzara oluşursa, cemaat içindeki kandırılmış kitle suça bulaşacaktır.

Şu videoda numarasını oynamaya çalışırken kaşı gözü ayrı oynayıp duran şu insan müsveddesi ve onun gibi diğerleri, meydanı bu kadar boş bulurlarsa, milleti toptan ahmak yerine koymaya devam ederlerse ve adli yetkililer bu hali izleyip sessiz kalmaya devam ederlerse, hep beraber göreceğiz neler yaşanacağını.

Metafizikçileriniz varsa sorun, anlatsınlar.

Şu yayınlar yapıldı diye Ermenistan’dan ve İran’dan üzerimize büyüler yağdırıyorlar. Şu sözde İslami cemaatin, özde organize suç, terör ve ihanet örgütünün arkasındaki asli unsur ermeniler… Sözde islam devleti olan İran da müslüman rolü oynayan ermenilerin/hristiyanların idaredeki ve kara para işlerindeki payları çok büyük. Bu şekilde bu Kuytul örgütü, dünyadaki herkesle bağlantı kurup çalışabilmiş oluyor.

Şu Rümeysa hocahanım dedikleri pislik kadın da ayrıca büyücü… Bu güne kadar bize de çok büyüler yaptı.

Aslında Selefi/Vehhabi takılırken ve bir yandan da ehl-i sünnet olduğunu iddia edip dururken, öbür yandan büyük bir İran ve Şia sevdası olan Alparslan Kuytul’un bu hallerinin sebebini de şimdi daha iyi anlamışsınızdır.

Tayyipler, Soysuzlar bunlara operasyon yaparlarken, aslında Kuytul organize suç, terör ve ihanet örgütünün de kendilerine bağlı olarak çalışmasını sağlamak için yaptılar.

O Koray Sarısaçlı da tam bir insan şeytanı. İleri derecede cinsi sapık, terörist, hırsız, arsız, utanmaz, yolsuz ve ruh hastası kişiler dolu bu örgütün tepe kısmında…

Bunlar organları için insan kaçırma işlerinde bile faaliyet gösteriyorlar. Kuytul örgütünü Türkiye içinde sol marjinal çevreler denilen terör ve ihanet odakları, HDPKK, Doğu Perinçek ve çetesi dahi destekliyor. Bunlarla bağlantıları çok…

Kuytul’un sözde talebelerinden çok sayıda kişi PKK’nin dağ kadrosuna gönüllü olarak çıktı. Dağa çıkmayan çok sayıda kişi de şehirde onlara destek olacak kara para işlerine, ayrıca kaçırma, kundaklama, tehdit, haraç gibi suçlara devam ediyorlar.

Şu anda oluşan gergin ortamda, devlet kurumlarına sızmış gizli ermeni ve gizli yahudi kara paracıların kendilerini artık kollayamayacağını anlayan ve kendilerine hocahanım ya da Furkan gönüllüsü denilen şu önde gelen kadınlar, PKK’nin dağ kadrosuna kaçmayı ilk ihtimal olarak görürler. Fırsatı buldukları gibi dağlara kaçarlar.

Mehmet Fahri Sertkaya

Tam da yerini bulmuş

Interpol’un yeni başkanı BAE’li Ahmed Nasır el Reisi, sadece işkenceci değil… Organ ve uyuşturucu işi de dahil olmak üzere her türlü kara para işlerinin içinde yıllardır faaliyet gösteren birisi. İleri seviyede bir ayinci satanist. Ayinci dediysem, İblis’e acımasızca, sadistçe insan kurban edilen ayinleri kastediyorum.

Daha önce yazmıştım, çok müreffeh, çok zengin, çok eğitimli ve iyi şartlarda gösterilen devletçikler, hep kara para devletçikleri… Singapur da öyle, Katar da BAE de diğerleri de…

Bu kadar gelişmiş bir bilim ve teknoloji çağında, bilginin ve haberleşmenin bu kadar yaygın ve hızlı olduğu şu çağda, bunca devlet kara paracılara karşı mücadele edecek, üstüne bir de milletler arası polis teşkilatı olarak Interpol’ü kuracak ama dünyanın neredeyse her noktasında bu kadar yoğunlukla kara para işleri yapılacak… Mümkün mü bu? Yapılabiliyor, çünkü kara paracılar hükumetlerin, devlet kurum ve kuruluşlarının ve ayrıca milletler arası resmi kurum ve kuruluşların içlerine sızıyorlar. Sızıyorlar ne demek, doluyorlar. Tamamen ele geçiriyorlar. Bunu satanist yani insanlığın düşmanı ve İblis ile cinlerin dostu bir teşkilat olan Ankebut Ağı üzerinden ve bu ağa bağlı mason tarikatı üzerinden yapıyorlar ama hep dediğim gibi, bunların içine de ayrıca biyonik robotlarla uzaylı türler sızıyorlar.

Gerçek Ahmet Nasır el Reisi tam da anlattığım gibi biriydi ve onun rolünü oynayan biyonik robot da kaldığı yerden her türlü pis ve kara para işlerini devam ettiriyor.

Dünyanın getirildiği şu hale bir bakın… Yazık bu dünyanın, bu dünya insanlığının bebeklerine, çocuklarına, genç kız ve kadınlarına, analarına yazık… Her yer acı, her yer göz yaşı, her yer zulüm ve sadistlik. Interpol’ün başına bile sızılıyorsa, elbette bu dünya bu halde olur. Ya göstere göstere, en zor anında Tayyip gibi büyükbaş bir kara paracıya arka çıkan kara para devletçiği BAE’ye ne demeli, ne yapmalı? Interpol’ün başına BAE’den bir başkan konursa, elbette kara paracı başkan gelecekti… Şimdi sineklerle mi, bataklıkla mı, her ikisiyle birlikte mi uğraşmalıyız?

Mehmer Fahri Sertkaya

Söz konusu bu metafizik görüşmede;

Bu sabah erken saatte, dünyadaki bütün devletlerin, gizli servislerin ve muhtelif tarafların/grupların metafizikçilerini toplayarak, onlara hitap ettiğim ve sözlerimin yetkililere ulaştırılmasını istediğim, doğrudur.

Söz konusu bu metafizik görüşmede;

– Bundan sonra dünyadaki hiçbir tarafın Tayyip’i ve AKPKK’yi desteklememesi gerektiğini, bana inat destekleyen her tarafın cezasını kısa sürede göreceğini, çekeceğini söylediğim, doğrudur.

– Bundan sonra, Türkiye’de başta insan kaçakçılığı, organ kaçakçılığı ve uyuşturucu işi olmak üzere, hiçbir kara para işine izin vermeyeceğimi, bu kara para işlerinin başka ülkelerden başlatılıp da Türkiye üzerinden geçmesine dahi izin vermeyeceğimi söylediğim, doğrudur.

– BAE’nin, yaptığı bu yanlıştan kısa sürede dönerse ve bu geri dönüşü dünyaya açıkça gösterirse, ciddi bir zarar görmeden yoluna devam edebileceğini ama bu yanlıştan dönmezse ve Türk milletine inat şekilde bu hain ve kara paracı iktidarı desteklemeye devam ederse, kısa sürede ağır bedeller ödeteceğimi söylediğim, doğrudur

– Türkiye’de resmen iktidarın kimde olduğunun artık çok mühim olmadığını ve gayr-i resmi de olsa Türkiye’nin dümeninin elimde olduğunu söylediğim, doğrudur.

– Bu şartlarda, benimle inatlaşmak ve restleşmek yerine, benimle iyi geçinmek isteyenler olursa, ortak bir payda bulunabileceğini söylediğim, doğrudur.

– Türkiye’de AKPKK’nin/Tayyip’in yerine yeni bir iktidar/hükumet tesis etmek isterlerse, herkesçe bilinen kırmızı çizgilerime dikkat edildikçe, kendi adamlarından diğer gruptakilerle bir hükumet tesis etmelerine mani olmayacağımı söylediğim, doğrudur.

– Türkiye’deki ABD ve NATO üslerini artık istemediğimi, bunları çok çok yakın gelecekte basarak yok edeceğimi ve içlerindeki yabancı ülke personellerini ters kelepçelerle alarak yargılatacağımı ve bütün yargılama safahatını şeffafça dünya insanlığıyla paylaşacağımı, bu üsler üzerinden nasıl da insanlık dışı kara para işleri, organ işleri, uyuşturucu işleri yapıldığını gözler önüne sereceğimi söylediğim doğrudur.

– “Aklınız varsa bu üslerle bu işleri çevirmeyi hemen bırakın ve bu üsleri kısa zamana yayarak ve muhtelif bahanelerle kapatın, aksi halde dediklerim yaşanacak ve dünya insanlığı her şeyi görüp anlayacak. Daha önce yaparım dediğim ve inanmadığınız neleri neleri yaptım. İnanın ki bunu da yapacağım.” dediğim, doğrudur.

– “Nükleer silah yapıyor suçlamasıyla İran’a askeri müdahale yapmaya kalkmak bir ahmaklıktan başka bir şey olmaz. Sizlerde nükleer silahlar yok mu? Bu nasıl bir hukuk anlayışı, sizler bu nükleer silahları, insanlığın faydasına mı kullanacaksınız?” dediğim, doğrudur.

– “İran’ı da Suriye gibi yapmaya kalkmayın. Buna asla izin vermem. Senelerdir anlamanızı sağlıyorum ki İran’ın yarısını ben alacağım. İsfahan’ı, Tahran’ı, Tebriz’i, o kadim Türk şehirlerini, işgal altındaki Güney Azerbaycan’ı alacağımı biliyorsunuz. Bu gerçeği göz ardı ederek İran’a dair planlar uygulamaya kalkamayın. Sert kayaya çarparsınız. Bana inat Taliban politikaları yaptınız da ne oldu? Şimdi hangi safhadasınız? Aklınızı kullanın ve benimle restleşmeyin.” dediğim, doğrudur.

– “İran’ı karıştırarak, İran’dan Türkiye’ye doğru mülteci akımı başlatmanıza izin vermiyorum. Bunu yapmayacaksınız. Gidin dünyanın neresini kara para rotası, organ ve fuhuş için insan kaçırmanın rotası yaparsanız yapın, benim ülkemde bundan sonra bu gibi şeyler yapmanıza izin vermiyorum.” dediğim, doğrudur.

– “Lüzumu halinde sık sık şu saçma sapan hukuk sisteminin dışına çıkacağız. Söz konusu vatan ve millettir. Masum insanların canlarının, ırzlarının korunmasıdır. Gerisi teferruattır. Hala inatla bu kara para işlerinize benim ordumu ve emniyet teşkilatımı ve devletimin diğer kurum ve kuruluşlarını alet etmek isterseniz, size vereceğim karşılık sadece metafizik sahada şiddetli saldırılar yapmak olmaz. Bu kısım bile sizi yıkmaya yetiyor ama gerçek sahada, o kara paracı adamlarınıza sıktıracağım. Onları kollayan savcılara ve hakimlere en başta sıktıracağım. Yetkisini bu şekilde kullanıp insanlık dışı bu suçlara yardım ve yataklık edenler, genel kurmay başkanı, emniyet genel müdürü dahi olsun, sıktırırım. Her zaman olduğu gibi, son derece ciddiyim.” dediğim, doğrudur.

– Tayyip’i ve AKPKK’yi daha fazla süre iktidarda tutarak, bu milleti daha fazla soyup soğana çevirmeyi, sömürmeyi ve daha fazla kara para işleri yapmayı düşünenler, bundan vazgeçsinler. Tayyip’e tebessüm edeni bile yıkarım. Başı ezilecekler listesinde en başa alırım. Tayyip’e selam bile verilmeyecek. Onu daha fazla başta tutmak için yalan dolan anlaşma ve yatırım haberleri de yapılmayacak. Herkes holdinglerine, patronlarına gerekli ayarı verecek. Zaruri resmi temaslara bir şey demem ama anlaşma, yardımlaşma, destekleme, ortak kara para işleri yapanı ezerim. Nasıl ezebildiğimi, bu güne kadar ezdiğim ülkelerden, liderlerden açıkça görebilirsiniz” dediğim, doğrudur.

– “Bize metafizikle, büyülerle, medyumlarla, cinlerle saldırmayı bırakın. Bunlar beyhude çabalar. Bundan sonra, bizlere büyü yapsınlar diye Araplara para yağdırmayı da kesin. Araplar kendilerini bile koruyamaz haldeler, az akıllı olun.” dediğim, doğrudur.

– “Daha önce ilgili yayınları yaptım. Her zaman olduğu gibi o yayınları yaparken de samimiydim. Rusya’nın Ukrayna’yı cehenneme çevirmesinden bile rahatsız olmam. Söylediğim gibi, Rusya’nın Ukrayna’ya müdahale etmesi benim menfaatime olur. Rusya bunu yaptığında, batılıların, NATO’nun, AB’nin, ABD’nin Rusya’nın karşısına geçmesi tarihi bir hata olur. Derhal Rusya’nın yanında yer alırız. Ortak düşmanlara son darbeleri vurmanın fırsatını asla kaçırmayız ve en az Rusya kadar sahada gayretli oluruz. Bu fırsattan istifade ile Türkiye’deki ABD ve NATO üslerini hemen, beklemeden yok ederiz. Almanya ve İngiltere başta olmak üzere, Avrupa devletlerinin Türkiye’deki adamlarını yaka paça toplarız.” dediğim, doğrudur.

– “Türkiyeye zararlar veremezsiniz demiyorum. Türkiyede taş üstünde taş kalmasa bile ben kısacık sürede Türkiye’yi ayağa kaldırırım. Benim sistemime, teşkilatıma hiç zarar gelmez de demiyorum ama bu çatışmadan biz devleşerek çıkarız. Şimdi, bu söylediklerime -hadi oradan- diyebilenleriniz varsa, işte saha… İstediğiniz usulde gelin. Birazdan Türkiye’de mesai de başlayacak. Hemen ilk saatlerde hiç değilse büyükelçiler üzerinden ya da ülkenizdeki dışişleri bakanlarınız üzerinden ya da işte birilerinin üzerinden bize rest çeken açıklamalar yapabiliyorsanız yapın, görelim.” dediğim, doğrudur.

– “Her ne olursa olsun ben ölmeyeceğim ve hem Türkiye’ye hem dünyaya hem de başka başka dünyalara hizmet etmeye devam edeceğim” dediğim, doğrudur.

– Bu metafizik toplantıda söylemedim ama şimdi ekleyeyim. Rusya’ya verdiğimiz bu büyük destek karşılığında Rusya’dan da Türkiye’ye jestler bekliyoruz. Türkiye’nin bu zor zamanında Rusya’dan alınan doğalgazın fiyatı hiç değilse yarı fiyatına düşürülebilir ya da büyük miktarda doğalgaz karşılıksız verilebilir ve daha başka jestler de yapılabilir.

Rusya ile batı/NATO dünyası arasında gerilmenin arttığı zamanlarda hemen boğazlarımızdan Rusya’ya karşı askeri gemilerin geçmesinden son derece rahatsız olduğumun bilinmesini isterim. Sanki ortada bir Türkiye yokmuş ve Türkiye’nin milli siyaseti yokmuş gibi bir görüntünün oluşmasından son derece rahatsızım. Çok büyük bir kıyı şeridimiz olan Karadeniz’de suların ısınması bizim çok daralmamıza sebep oluyor. Bize çok rahatsızlık veriyor. Rusya’ya ve müttefiklerine karşı uzaydan, havadan ve karadan şansını deneyenler denesin ama bizim boğazlarımız ve Karadeniz bu işe karıştırılmasın. İster ABD, ister NATO isterse başka bir batılı ülkenin askeri gemileri olsun, bundan sonra boğazı geç-me-ye-cek-ler.

Yaklaşık yüz elli yıldır, bir şekilde batılılar tarafından devletimizin başına getirilmiş olan hainlerin imzaları atılarak Türkiye’yi dar bir kafese koyan ve tamamı gayr-i meşru olan sözleşmeleri, anlaşmaları ve antlaşmaları tanımıyoruz.

Mehmet Fahri Sertkaya

Acımayacağız

Ehemmiyetine binaen tekrar ediyorum. Türkiye’de ya da dünyanın herhangi bir yerinde yaşanacak afetler, felaketler, karışıklıklar, sahadaki hiçbir vatansever grubu sarsmayacak.

Afetlerin/felaketlerin ilk anlarında bile duruşumuz, kararlılığımız, organize halimiz hiçbir sebeple bozulmayacak. Gereğinden fazlasıyla insani yardım çalışmalarına da katılmayacağız. Önceliklerimiz belli, vatanın varlığını ve birliğini devam ettirecek tedbirlere, müdahalelere bakacağız ve felaketler vesilesiyle kara para işleri yapılmasına asla izin vermeyeceğiz. Bu karışık anlarında ne kadar çok kara paracıyı itlaf edebilirsek, edeceğiz.

Bazen şer zan ettiklerimiz hayırdır, bazen de hayır zan ettiklerimiz şerdir. Nice hikmetler vardır yaşanan acı hadiselerde ama hikmetleri zamanla anlaşılır. Hiçbir kul, Allah’tan daha merhametli değildir. Merhametlilerin en merhametlisi olduğu halde Allah’ın yıktığını ayakta tutmaya çalışmak, onun yaktığını söndürmeye çalışmak doğru bir davranış değildir.

Türkiye’de felaketler yaşanmadan da muhtelif karışıklıklar olabilir. Türkiye’nin karışıyor olmasından, ekonomisinin dibe çakılıyor olmasından, halkın bir kısmının açlıktan kıvranıyor olmasından da çekinmeyeceğiz, fazlasıyla endişe etmeyeceğiz. Bu Türkiye de bu dünya da iyice bir karışmadan, iyice bir yıkılmadan düzelmez. Bu sarsıcı gerçeği hiçbir zaman göz ardı etmeyeceğiz.

Düşmanlarımız oyunlar kuruyorlar, planlar yapıyorlarsa, bizler de bu karışıklık ve felaket zamanlarından maddi ve manevi sahada kârlı/güçlü çıkmanın gayreti içinde olacağız. Allah’ın acımadıklarına, insanlıktan çıkmış olanlara, aldığı nefes zarar olanlara babamız oğlu da olsa acımayacağız.

Mehmet Fahri Sertkaya

“Şehit Uzman Çavuş Abdurrahman Topuksuz” isimli operasyonumuzu başlatıyoruz.

Şu kritik anda, İran ile Türkiye arasındaki kara para trafiğini iyice kesmek maksadıyla, iki ülke arasındaki gizli tünelleri ve bu tünelleri kullanan bütün kara paracı insanları imha edeceğiz. Söz konusu kara paracıların arasında, çok sayıda resmi kimlikli kara paracı olmasına da takılmayacak, onları da imha edeceğiz.

Resmi kanallardan engellenirsek, gayr-i resmi operasyonlar yapmaktan hiç çekinmeyeceğiz. Resmi ya da gayr-i resmi operasyonların Türkiye ve dünya basınında, medyasında ve sosyal medya platformlarında yer bulması için de elimizdeki bütün imkanları seferber edeceğiz.

İran ile Türkiye arasında, doğalgaz nakli için yapıldığı iddia edilen, kısaca “Doğu Hattı – ITE” da denilen, yapılması sırasında ve yapıldıktan sonrasında hakkında türlü şüpheler bulunan o hattın her milimetresini de kontrol edeceğiz.

Diz çökmesine ramak kalmış olan Avrupanın, Türkiye’yi bir kara para üssü ve ayrıca nakil yolu olarak kullanmasına artık mani olacağız.

Tekrar ediyorum, Türkiye değil, bütün dünya karışacak olsa da sahadaki bütün vatanseverler seferber olacaklar. Sonuna kadar gideceğiz. Her gün, her dakika operasyon istiyorum.

ITE: İran – Türkiye – Avrupa Doğalgaz Boru Hattı Projesi

Bazı doğalgaz boru hatları kara para işlerinde mi kullanılıyor

Bulgaristan sınırında Malkoçlar’dan Türkiye’ye giren, Hamitabat, Ambarlı, İstanbul, İzmit, Bursa, Eskişehir güzergâhını takip ederek Ankara’ya ulaşan Rusya-Türkiye Doğal Gaz Boru Hattı, kısaca Batı Hattı, kara para işlerinde mi kullanılıyor?

Yaklaşık on yıldır doğal gaz naklinde kullanılmayan Batı Hattı, kara para işlerinde mi kullanılıyor?

İran – Türkiye – Avrupa Doğalgaz Boru Hattı (Doğu Hattı) ile söz konusu Batı Hattı kullanılarak yer altındaki borulardan/tünellerden Türkiye’ye, Türkiye’den Avrupaya çok sayıda/miktarda insan, uyuşturucu, organ, nükleer madde, silah, mühimmat vb. şeyler kaçırılıyor mu? Bu şekilde, bu insanlık dışı kaçakçılık işi Avrupa tarafına doğru sorunsuzca çalışıyor mu? Türk milleti, Avrupa milletleri ve bütün dünya insanlığı, satanistlerin, masonların, yahudilerin kontrolüne girmiş devletlerin arasında dönen kara para işleri hususunda ayakta uyutuluyor mu?

Kendilerini dünyaya çağdaş/medeni devletler olarak gösteren ve her gün, her dakika bize örnek olarak dayatılan Almanya, Fransa, İtalya, İngiltere başta olmak üzere Avrupa ülkeleri, bu sistemle elde edilen kara paralarla ayakta duruyor mu? Hatta İsrail bile bu kara paralarla varlıkta tutuluyor mu? Dünya üzerinde insani, vicdani, İslami gelişmelerin olmasının önüne batı dünyası bu kara paralar sayesinde geçiyor mu?

İran’da, Türkiye’de, Avrupa ülkelerinde ve dünyanın diğer ülkelerinde, bu kara para hattını bilen ve kullanan kaç çete, mafya, terör örgütü var? Bu çetelerle birlikte çalışan kaç kamu görevlisi, siyasetçi, bürokrat, büyükelçi, konsolos ve ayrıca özel sektör patronu var?

Türkiye’nin adli makamlarına muhtıra vermeye kalkan batılı on büyükelçi arasından kaçı bu sistemin bir parçası? Ceza evinden çıkartmaya uğraştıkları Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala, bu sistemin tam olarak neresinde?

Türkiye’de ve dünyada terör, kara paracı devletler nedeniyle mi bitmiyor?

İdari/siyasi yetkililere bir şey sorduğumuz yok. Tıka basa gizli yahudi, gizli ermeni ve mason dolu TBMM’den de bir fayda beklemiyoruz ama adli yetkilileri derhal soruşturma başlatmaya çağırıyoruz. Zaten bitmiş tükenmiş bir AKPKK ve Ankebut Ağı var. Çok çok yakında bunlar sıra sıra iplerde sallanırken, şu anda vazifesini yapmayan adli yetkililerin sallanacaklarını garanti ediyoruz. Hatta vazifesini yapmayan Avrupalı adli yetkililerin de yakın gelecekte milletler arası mahkemelerde yargılanacaklarını ve idam cezaları alacaklarını garanti ediyoruz.

Türkiye’den geçen bazı petrol boru hatlarının bazı kısımlarında, boruların altında ya da yanında tüneller de var mı?

Bu tünellere bağlanan çok büyük yer altı odaları var mı?

Bunlar, teröristler, mafyalar ve gizli servisler tarafından, insan (bebek, çocuk, genç kız ve kadın ve yetişkin erkek) ve organ kaçakçılığı dahil olmak üzere her türlü kaçakçılık işlerinde kullanılıyor mu?

Mehmet Fahri Sertkaya