Etiket arşivi: Kara para

Neydi o günler

Hatırlar mısınız, kendilerine “baronlar” diyen bir çete, bir zamanlar benimle irtibat kurmuştu. “Sen koyseyleri boş ver, biz baronlarız. Biz izin vermedikçe dünyada tek bir gemi hareket etmez. Limanlara yanaşamaz, limanlardan çıkamaz.” demişti. 

Haftalarca beni güya oyalamışlardı. Benimle ortak paydalarda buluşacaklarını iddia ediyorlardı ama tıpkı Trump gibi onlar da söz verdikleri hiçbir şeyi yapmıyorlardı. Kendilerine boy aynasında değil, dev aynasında bakıyorlardı. Kendilerini ulaşılamaz bir zeka, strateji ve taktik seviyesinde görüyorlardı. Çok havalılardı, çok… 

Sonra bunlara çok kızmıştım, kısa paylaşımla vaziyeti izah etmiştim. 

İşte onlar nerelerdeler? İşleri nasıl? Halleri, havaları nasıl? Onlarla iş tutanların halleri nasıl?

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

.

Bohçalı, Falyalı’yı harcamamış

Mizansen yapmışlar

Falyalı öldürülmüş gibi gösterilmiş ama yaşıyor. Sahada birçok kişi Falyalı’nın yaşadığını biliyor ve bunu konuşuyor. Mesela kalın kafalının teki de biliyor ve bunu konuşuyor. Tayyip de bu bilgiyi biliyor ve yer yer konuşuyor.


Türkiye’deki biyonik robotların içinde bulunan uzaylılardan da Falyalı’nın gerçekte öldürülmediğini bilenler ve konuşanlar var.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Teyakkuz halinde olacağız

Kısa süre içerisinde dünya üzerinde pek çok hususta dengeler değişebileceği gibi, Türkiye içinde ve çevresinde de pek çok denge değişebilir. Sınırlarımızdaki ülkelerle ve bunların kontrol ettiği ya da göz yumduğu terör örgütleriyle aramızda çok ciddi sorunlar hatta bir anda askeri çatışmalar yaşanabilir. Bütün bölge savaş alanına dönebilir. Kısa süre sonrasında bu savaş bütün Avrupayı da sarabilir.

Türkiye olarak, İranla, Irakla, Suriyeyle ayrı ayrı ya da bunların üçüyle aynı anda askeri çatışmalar yaşanması ihtimaline de hazır olacağız. Ayrıca, lüzumu halinde İstanbul ve Çanakkale boğazlarını Batı/NATO cephesinin askeri unsurlarına tamamen kapatacağız. Buna ve bunu yaptığımızda peşi sıra gelişecek risklere/hadiselere karşı hep hazırlıklı olacağız.

Türkiye içinde, hususiyle büyük şehirlerle, sınırlardaki şehirlerimizde peş peşe ve sarsıcı terör saldırıları yapılması ihtimaline karşı hazırlıklı olacağız. Böyle saldırılar yapılırsa, cumhuriyet tarihinde ilk defa bu terör saldırılarının peşini/izini hakikaten sürerek CHPKK’ye, HDPKK’ye, MHPKK’ye, AKPKK’ye ve İsrail ile batılı ülkelere kadar götüreceğiz. Ülke içinde kim alınması gerekiyorsa, makamına ve rütbesine bakılmadan hemen toplayıp alacağız. Ülke dışında, hangi terör destekçisi ülkeye misilleme yapmamız gerekiyorsa, hiç zaman kaybetmeden yapacağız.

Türkiye içindeki ABD ve NATO üslerine karşı teyakkuz halinde olacağız ve lüzumu halinde buraları kuşatıp içlerindeki personelleri tutuklayacağız. Elçilik ve konsolosluk vazifelerinin haricinde, Türkiye’de adeta işgal valisi tavırlarıyla hareket eden, sürekli iç işlerimize karşısan, sürekli terör örgütleriyle paslaşan, sürekli ülke içindeki kripto kimlikli hainlerle ve bunların sözde siyasi partileriyle ve sözde vekilleriyle paslaşan, her gün ve her dakika Türkiye’ye zarar veren ve suçlar işleyen sözde diplomatik temsilcileri de toplayıp alacağız. Bunların kara para ve terör üsleri haline gelmiş sözde elçilik ve konsolosluk binalarını da kapatacağız. Öncelikle ABD, İsrail, Almanya, İngiltere, Fransa gibi terör ve kara para ülkelerinin, Türkiye’deki sözde diplomatik temsilcilerine ve temsilciliklerine bunu yapacağız.

Bunlar yaşanıyorken, Türkiye’de iktidarı sadece resmen elinde tutan resmi yetkililerin, devletin/hukukun işlerleğini en ufak bir şekilde bile olsa durdurmaya dönük hamleleri olursa, işte o kısımda volkan gibi, atom bombası gibi patlayacağız ve milli güvenliğimizi tehdit altında görerek idari kadroyu bütünüyle al aşağı edeceğiz. Ordumuz hain subay kadrosunu da toplayıp alacağız .Türkiye’deki önde gelen mason kişileri de aynı anlarda toplayıp alacağız. Bütün bu hain kadrolara kulluk eden hukuki/adli yetkilileri de toplayıp, onları herkesten önce asacağız.

Duruşumuz çok net, çok kesin, çok keskin… Hukukun gereği ne ise, milli güvenliği korumanın gereği ne ise, devletin ve vatanın bekasını sağlamanın gereği ne ise, onların hepsi, hiçbir tereddüt yaşanmadan yerine getirilecek. Suçlu ve hain her kimse ve her neredeyse gerekli müdahaleler yapılacak.

Türkiye, batı dünyasının, ABD’nin, İsrail’in ya da NATO’nun ne sömürgesidir, ne ucuz askeridir. Ne de kara para merkezlerinden biridir. Türkiye artık hür bir devlettir, NATO üyesi de değildir, yüzü batıya dönük de değildir, daha fazla sömürülmeyecektir ve milletinin can, mal, ırz, din, fikir, vicdan hürriyetlerini koruyan bir hukuk devletidir. Bu hürriyetleri ve emniyetleri tehdit eden iç ve dış suçlu/düşman unsurlar, hür bir hukuk devletinden beklenen karşılıkları görecekler.

Öyle görünüyor ki, hala batı dünyasına kulluk etmekte ve Türk milletine/devletine ihanetler etmekte ısrar eden siyasetteki, bürokrasideki, ordudaki, iş dünyasındaki, adalet sistemindeki, kolluk kuvvetleri içindeki gizli Ermeni çeteleri ve bunlara bağlı diğer silahlı çeteler, kısa sürede tarihe gömülecekler. Bunlar yaşanırken, hakikatler göz önüne çıkarken, onlarca yıldır bu ülkede terörün, göz yaşının, zulmün, sömürünün, acıların neden son bulmadığını, bütün vatandaşlarımız en açık şekilde görmüş, anlamış olacaklar.

Ümit ederim ki İran, Irak ve Suriye gibi komşu ülkeler, batı dünyasının, insanlık düşmanlarının, kara paracıların, sömürgecilerin, katliamcıların beleş askeri olmak yerine, onurlu bir duruş sergileyen ülkeler olmayı tercih ederler ve iç dinamikleri de başlarındaki idarecileri bu yöne sevk ederler. Aksi takdirde, karşımızda, bu hatalarının ceremesini topluca ve çok ağır şekilde onlar da çekerler.

Bıçak kemiğe dayanmadı, iliğe saplandı… Artık yeter.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

İngiltere Boşbakanlığındaki boş adamlar istifa ettiler

Bu konuda malum basın ve medyada söylenenlere ve yazılanlara çok kapılmayın. Bunlar, Johnson korona kısıtlamalarına uymadı diye istifa edecek adamlar değiller.  Umurlarında bile olmaz. Her gün kaç bin kişinin kanına girdiklerini umursamıyorlar, onu mu umursayacaklar. 

Krizin gerçekte bir değil, birçok sebebi var. Temel sebeplerden biri yeşillerle grilerin kendi aralarındaki çatışmaları. Diğeri, yaptığım müdahalelerden sonra korona oyunlarının ifşa olması, vahim suçlarının göz önüne çıkması, aralarında korkunun ve telaşın hakim olması, bu konulardan ötürü yargılanma ihtimallerinin bulunması ve korona oyunlarında geri adımlar atıp atmamakta karar verirken birbirlerine iyice düşmeleri… Ayrıca dünya siyasetinde sebep olduğum denge değişikliklerine ayak uyduramamaları, işe yarar karşılıklar verememeleri, hızıma yetişememeleri de aralarındaki çatışmaları artırdı. Mason tarikatına vurduğum darbeler neticesinde yaşadıkları sorunlar da var. Daha başka başka sebepleri de var ama başta ifade ettiğim gibi, şu anlarda en büyük sorunları gri-yeşil çatışması. 

Gri-yeşil çatışması başka ülkelerde de ve dünyanın genelini alakadar eden başka meselelerde de zahir olacak. Dün gece bu saatlerde metafizik bir toplantı yaptım ve dünyanın dört bir yanındaki taraflara aynı anlarda seslendim. Bundan sonra yapacağım, sebep olacağım pek çok şeyi en açık şekliyle ifade ettim. “Bu yanlış gidişten şimdi bari dönün, bazılarınız için hala şans var. Bazılarınız ise hiç değilse daha az acıyla, krizle çökersiniz” dedim. Uzaylı taraflara da hitap ettim ve “Gezegenimize, tabiatımıza, dünya insanlığına yaptığınız sinsi saldırılara son verin. Bakın, herkese her zaman yaptığım gibi baştan size de aynını yapıyorum ve açıkça ikaz ediyorum. Eğer bu saldırılara devam ederseniz, çok yakın gelecekte, dünya insanlığını mahvetmek isterken kendi feci sonunuzu hazırlayacaksınız. Buna da ben sebep olacağım. Çok çok feci hallerde ve topluca öleceksiniz.” dedim ve sonra birçok tarafa, türlü türlü meselelerde ikazlar, nasihatlar ettim. Bir ara “Avrupa ve ABD için başka bir şans yok. Artık onlar için geri dönüş yok. Ben onlara fırsat verip uzun uzun tahammül ettiğimde, onlar benimle ortak paydada buluşuyormuş numaraları yaparak vakit kazandıklarını ve tuttukları yanlış yolda devam edebileceklerini düşündüler. Şimdi ise bu tansiyon düşsün, bu fırtına dursun diye yalvaracak hallerdeler. Ama onlar bu sonu kendileri tercih ettiler. Artık onlarla ortak noktada buluşabilmemiz mümkün değil. Aralarında az da olsa medeni insan toplulukları var, onları ayırıyoruz ama kalan yığınlara yapabilecek bir şey yok. Hak ettikleri sonu görecekler. Oysa biz kimsenin dinine, diline, kültürüne, adetlerine, toprağına, malına, canına, evladına karışmayacaktık. Bütün insanlık için faydalı olacak bir sistem kurarken, onları da dahil edecektik. Onlar kendilerini de insanlığı da dert etmediler. Onlar kibirli hallerinden vazgeçmediler. Hala sömürmek, hala kan dökmek, hala terör yaymak, hala organları için her gün binlerce insanın canına kıymak onların tercihleri oldu. Lakin, yanlış tercih yaptılar, o yolları iyice kapattım ve her geçen gün daha da perişan olacaklar. Kazdıkları kuyulara düştüler. Artık o kuyudan çıkmaları mümkün değil. Her yeni gün, onlarda yeni yeni mali, siyasi, askeri, toplumsal krizler yaşanacak” dedim. 

Bunlar bile iyi günleri… Evet, son derece inanarak ve çok yaklaşmış olarak tekrar ediyorum: 

– Hala dünyayı sömürmek, dünya insanlığının çoğunu türlü oyunlarla katletmek, dünyanın çok sayıda ülkesinden kan dökmek, fitne çıkartmak isteyen o Avrupayı da ABD’yi de durduracağım, önlerine set olacağım ve onları hak ettikleri üzere cezalandıracağım. Hala sermayelerini, şirketlerini, ailelerini ve kendi canlarını oralarda tutmak isteyenler, kendileri bilirler. 

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

..

Köprü ve otoyollardaki soygun durdurulabilir

Hukuk profesörü Prof.Dr. Pelin Gündeş izah etti, köprü ve otoyollarda döviz cinsinden garantili ödemeler iptal edilebilir

1/ Köprü ve otoyollarda döviz cinsinden garanti ödemeleri iptal edilemiyor çünkü Londra Mahkemeleri yetkili deniyor. Aklıma bir yol geliyor. Milletlerarası Özel Hukuk Hakkında Kanun (no:5718) m.1’e göre bir sözleşmede yabancı hukukun seçilebilmesi için o sözleşmenin yabancılık…

2/… unsuru taşıması gerekmektedir. Bir sözleşmenin yabancılık unsuru taşıdığının kabulü için sözleşmenin milletlerarası ticaretin yarar alanına girmesi gerekmektedir. Bu yarar sınırlar ötesi mal ve para transferi gerektirir. Milletlerarası Özel Hukuk Kanununu-MÖHÜK’te..

3/… sözleşmelerden doğan borç ilişkilerine uygulanacak hukuk madde 24’te belirlenir. Her ne kadar m.24, 1inci fıkra hukuk seçimine izin verse de Kocasakal, Tekinalp ve Doğan’a göre bu maddenin uygulanabilmesi için öncelikle MÖHÜK’ün uygulama alanına giren bir uyuşmazlık söz…

4/… konusu olmalıdır. Doktrindeki bu görüşe göre yabancılık unsuru bulunmayan bir uyuşmazlıkta tarafların yabancı bir hukukun uygulanmasını seçme hakları yoktur. Bu durumda seçilen hukuk hükümleri sadece sözleşme metnine dahil kabul edilir ve buna incorporation diyoruz….

5/… Ve bu hükümler ancak, Türk hukukunun emredici hükümlerine aykırı olmamak şartıyla uygulama alanı bulabilir.Yavuz Sultan Selim, Osmangazi Köprüleri ve Avrasya Tüneli vb diğer garanti taahhüt eden Şehir Hastaneleri vb sözleşmelerde yabancılık unsuru olmadığı kanaatindeyim….

6/…Çünkü milletlerarası bir ticaret yoktur. İnşaatlar Türkiye’de hatta Türk firmaları tarafından kamu yararı için yapılmıştır. Dolayısıyla sözleşmeler milletlerarası ticaretin yarar alanına girmemektedir. Özetle bu sözleşmelerdeki tüm döviz cinsi garantiler yok hükmündedir!

7/Hukuk seçimin geçerli olarak yapılmadığı hallerde uygulanacak hukuk MÖHÜK 24/4’e göre belirlenecektir. Buna objektif bağlama kuralı denir. MÖHÜK 24/4 bu durumda sözleşmeden doğan ilişkiye, o sözleşmeyle en sıkı ilişkili hukukun uygulanacağını söylemektedir. Yani Türk hukuku!

8/ Ayrıca seçilen İngiliz hukukunun uygulanması Türk kamu düzenine açıkça aykırıdır. Milletlerarası Özel Hukuk Kanunu m.5’e göre yetkili yabancı hukukun belirli 1 olaya uygulanan hükmünün Türk kamu düzenine açıkça aykırı olması halinde, bu hüküm uygulanmaz; Türk hukuku uygulanır!

9/Ayrıca, doktrinde dava ikame şartı gerçekleştiğinde hukuk seçiminin geriye etkili olarak hüküm doğuracağı kabul edilmektedir! Yani geçmişte ödediğimiz paraların da hesabı sorulabilecektir!

10/ Ben ilgili kontrat maddelerini görmedim ancak bir önemli husus daha var. Yukarıdaki teknik değerlendirmelerimi İngiliz hukukunun seçildiği varsayımı üzerine yazdım. Ama eğer bu kontratlarda hukuk seçimi açık yapılmadıysa örtülü olarak İngiliz hukukunun seçimi halinde bu…

11/… seçim şüpheye yer vermeyecek şekilde anlaşılabilir olmak zorundadır! İngiliz mahkemelerinin yetkili kılınması, İngiltere’den hakem seçilmesi, dövizle ödeme yapılması hukuk seçimi yönündeki zımni iradeyi gösterebilir ancak bunlardan hiçbiri tek başına yeterli değildir!

12/ Ayrıca doktrindeki genel kabule göre sözleşmede İngiliz hukukunun seçiminin maddi geçerliliği (geçerli olup olmadığı) lex fori olarak Türk hukukuna tabi olmalıdır! Öte yandan tarafların hukuk seçimi yapmamış olmaları halinde (yani eğer İngiliz hukukunu seçtik demiyorlarsa),..

13/… sözleşmeye uygulanacak hukuku bulmak için objektif bağlama noktaları bulunur. Yani MÖHÜK m.24/4 devreye girer ve sözleşmeden doğan ilişkiye, o sözleşmeyle en sıkı ilişkili olan hukuk uygulanır.

14/ Peki MÖHÜK 24/4 ne diyor? Sözleşmeyle en sıkı ilişkili olan hukuk, karakteristik edim borçlusunun, sözleşmenin kuruluşu sırasındaki mutad mesken hukuku, ticari veya mesleki faaliyetler gereği kurulan sözleşmelerde karakteristik edim borçlusunun işyeri, bulunmadığı takdirde…

15/.. yerleşim yeri hukuku, karakteristik edim borçlusunun birden çok işyeri varsa söz konusu sözleşmeyle en sıkı ilişki içinde bulunan işyeri hukuku olarak kabul edilir. Ancak halin bütün şartlarına göre sözleşmeyle daha sıkı ilişkili bir hukukun bulunması halinde sözleşme, bu..

16/.. hukuka tabi olur. Peki karakteristik edim borçlusu kimdir? Bu kavramın yasal bir tarifi yoktur. Karakteristik edim kavramı doktrinde, akdi karakterize eden, akde adını ve ağırlığını veren, akde damgasını vuran ve hukuki özelliğini veren, diğerlerine göre daha rizikolu…

17/.. konumda bulunan edim olarak tarif edilmektedir. Bu konuda önerilen bir diğer kriter, para ödenmesine ilişkin edimin karakteristik edim olmayacağıdır. Mesela vekalet akdinde vekilin, kefalet akdinde kefilin, garanti akitlerinde garanti verenin, hizmet akitlerinde hizmet…

18/.. verenin, istisna akdinde eseri meydana getirenin, satım akdinde satıcının, kira akitlerinde kiraya verenin, karz ve ariyet akitlerinde kullandıranın, franchise akitlerinde franchise verenin, factoring akitlerinde factorun edimleri karakteristik edim kabul edilmektedir.

19/…İnşaat sözleşmelerinde müteahhidin üstlendiği edim bir eser inşa etmek, buna karşılık iş sahibinin karşı edimi ise belirlenen ücreti ödemektir. Sözleşmenin ağırlık noktasının meydana getirilecek inşaat olduğu gözetildiğinde karakteristik edim borçlusunun müteahhit olduğu..

20/… sonucuna varılacaktır. Roma Konvansiyonu’na göre de, milletlerarası inşaat sözleşmelerinde karakteristik edim müteahhidin edimi olarak kabul edilmiş ve bu doğrultuda müteahhit ile inşaatı yaptıran işveren arasında açık veya zımni olarak hukuk seçimi yapılmamış..

21/… olması halinde, inşaat sözleşmesine uygulanacak hukuk karakteristik edim borçlusu olan müteahhidin işyeri hukuku olacaktır. Bu büyük ihaleleri alan şirketlerin birden çok işyeri varsa söz konusu sözleşmeyle en sıkı ilişki içinde bulunan işyeri hukuku olarak kabul edilir.

22/…yani Türkiye! Çünkü bu şirketlerin hepsinin Türkiye’de işyerleri bulunmaktadır. İşin ifa yeri de Türkiye’dir. Birden fazla unsur Türk hukukuna işaret ettiğinden Türk hukuku uygulanması gerekir.

23/ Peki eğer karakteristik edim borçlusu olan inşaat firmalarının işyeri Türkiye değilse ne olacak? Onun da yolu var! Çünkü ödeme garantili köprü ve otoyollar Türkiye’dedir. Ödeme Türkiye’de yapılmaktadır. Borcun ifa yeri de Türkiye’dir. Bu durumda Türk hukuku müteahhitlerin…

24/… işyeri hukukuna göre daha sıkı ilişki içerisinde olan hukuktur. Dolayısıyla 24/4’ün son cümlesine göre Türk hukuku uygulanır. Ancak halin bütün şartlarına göre sözleşmeyle daha sıkı ilişkili bir hukukun bulunması halinde sözleşme, bu hukuka tabi olur. Yani Türk hukuku!

25/ Kontratlardaki maddeleri görmediğim için ihtimalli yazıyorum. Şimdi aklıma bir de şu husus geldi. Diyelim ki taraflar kontratlarda açık açık İngiliz hukukunu seçmiş olsunlar. Buna da çare var. MÖHÜK m.31’e göre sözleşmeden doğan ilişkinin tabi olduğu hukuk uygulanırken,…

26/… sözleşmeyle sıkı ilişkili olduğu takdirde üçüncü bir devletin hukukunun doğrudan uygulanan kurallarına etki tanınabilir. Söz konusu kurallara etki tanımak ve uygulayıp uygulamamak konusunda bu kuralların amacı, niteliği, muhtevası ve sonuçları dikkate alınır. Yani…

27/… sözleşmeyle taraflar İngiliz hukukunu seçseler dahi Türk hukukunun doğrudan uygulanan kurallarına etki tanınabilecektir. Zira Türk hukuku sözleşmeyle sıkı ilişkilidir. Nitekim MÖHÜK madde 6 ya göre de yetkili yabancı hukukun uygulandığı durumlarda, düzenleme amacı ve…

28/… uygulama alanı bakımından Türk hukukunun doğrudan uygulanan kurallarının kapsamına giren hallerde o kural uygulanır. MÖHÜK madde 31 ile ilgili bir açıklamaya da ihtiyaç vardır burada. Madde metninde 3. Devletin hukukunda yer alan doğrudan kurallar uygulanabilir demiyor….

29/Bu kurallara etki tanınabilir diyor. Yani 3’üncü devletin doğrudan uygulanan kuralları, esasa uygulanacak hukuk yani MÖHÜK m24 kapsamında mücbir sebep oluşturan bir hal ( mesela pandemi) ya da sözleşmenin geçersizliğine neden olan olgular fiili durumlar olarak düşünülebilir.

30/ Mücbir neden ya da sözleşmenin geçersizliği vb hukuki sonuçlara da MÖHÜK 24’e göre tayin edilen hukuk uygulanır.

31/ Peki sözleşmenin ifasında ortaya çıkan uyuşmazlıklar neye tabi olacaktır? Bu ilkesel olarak sözleşme statüsüne bağlı dense de ifa aslında gerçekleştirildiği devlet hukuku ile çok sıkı biçimde ilgilidir. Bu bağlamda MÖHÜK madde 33 uygulanır. Bu maddeye göre ifa sırasında…

Prof.Dr. Pelin Gündeş

İşte budur…
Mevzu kapanmıştır. Çalmayı/soygunu durdurun, şu ana kadar çaldıklarınızı da hazinemize geri ödeyin. Yoksa biz zaten yakında bu soygunların hepsini dava konusu yapacağız. O patronların, şirketlerin, arkalarındaki mafyaların ve kara paracı hükumetlerin ve mason tarikatı mensuplarının yargılanmalarını sağlayacağız. Zaten bu işleri, başımıza geçmiş hainlerle tamamen hukuk dışı şekilde organize ettiklerini de ispat edeceğiz. Şahitler, itirafçılar bile olacak.

Buradan sonra kaçarı yok. Bu milleti daha fazla soymak isteyenler hep sert kayalara çarpacaklar. Türkiye’nin dimdik doğrulacak, maddi ve manevi sorunlarını hızla aşacak.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

ANKET

AKPKK’nin El Salvador ile girişeceği kara para işleri, Türkiye’ye büyük miktarda kara para akışını sağlayabilir rmi? Son zamanlarda azalan kara paraların yerini tutabilir mi? Ülkedeki nakit sıkıntısına çare olabilir mi? Bu sayede dolar kuru sabit tutulabilir mi? Enflasyonun daha da artmasına mani olunabilir mi? Suçişleri Bakanı Soysuz bu hususlarda kendini aşabilir mi? (Birden fazla tercih yapılabilir)

A) Evet evet… Zaten bu sahada tecrübeliler

B) Hayır hayır… Bundan sonra kurtaramazlar

C) Venezüela ile peynir işi ne oldu, bozuldu mu?

D) Bu soruyu Sedat Peker’e sormalıyız, o nerede?

E) Siz ne diyorsunuz öyle, Türkiye hukuk devletidir

F) Abi gerçekten öyle mi dönüyor bu işler?

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Boşuna uğraşıyorlar

Taşıma su ile değirmen dönmez. Türkiye’nin maliyesi çökmüştür. Memuruna maaş verebilecek kadar, iç ve dış borçlarını ödeyebilecek kadar bile gücü bulunmuyor. Hazineye nakit girişi sağlamak için olmadık yollar denemenin, kanunlar çıkartmanın, arka plandan gizli anlaşmalar yapmanın, peyderpey ve kısıtlı miktarda paraları hazineye eklemenin kimseye faydası yok.

Türkiye, hak ettiği o büyük mali krizi yaşayacak. Çok ama çok ağır olacak. Sadece Türkiye’de değil, ABD’de, Japonya’da, Almanya’da, Rusya’da, Çin’de de çok büyük mali krizler peş peşe patlayacak. Türkiye’yi ve daha pek çok ülkeyi kanına, iliğine kadar sömüren batı ülkeleri de yıkıcı krizler yaşayacaklar. Kara paraları daha da kesilecek. Son çare olarak ve organize şekilde kurdukları, kara para akışını artıracak projelerinin önüne set olmaya da devam edeceğim. Neticede onlarca ülkenin içlerinde türlü kargaşalar, çatışmalar, yağmalar, halk hareketleri, millet darbeleri, askeri darbeler, iç savaşlar da çıkacak ve aynı anlarda ülkeler arası çatışmalar ise yeni bir dünya savaşını başlatacak. Aç kalan batılılar, bu güne kadar sömürü ile başka milletlerin kanlarından beslenenler, hiç tereddüt etmeden yeni sömürgeler elde etmek isteyecekler. Bir çok milletin yeraltı ve yer üstü zenginliklerine hatta organları dahil her şeylerine kastedecekler. Bunu daha kısa sürede, daha ezici şekilde, daha açıkça yapmak zorunda olduklarından, ülkeler arası çatışma/savaş ve neticesi olarak dünya savaşı kaçınılmaz olacak.

Hala bu hakikatleri kabullenmeyen ve buna göre hareket etmeyen büyük sermaye sahipleri, ellerinde ne varsa kısa sürede kaybedecekler, piyasadan silinecekler. Hala Ankebut Ağında kalmak isteyen hükumetler, holdingler, patronlar, kısa sürede yok olacaklar.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Tamamen sahte ve art niyetli…

Çin’de son zamanlarda yeniden ve bir anda estirilen virüs, karantina, kapatma, kısıtlama hadiseleri tamamen sahte, art niyetli hadiseler… İddia edildiği kadar ciddi bir virüs de salgını da yok.

Çin, bir önceki yazıda ifade ettiğim gibi, bu güne kadar Ankebut Ağı tarafından hormonlu ve sağlıksız şekilde hızlıca büyütüldü. Çin, göstegerlerde gösterilen değerlere, sağlam bir temele dayandırılarak getirilmedi. Şimdilerde Ankebut Ağına son darbeleri de vurmaktayım ve perişan hallerdeler… Son çare olarak Çin merkezli bir yeni Ankebut Ağı örecekler ama Çin de gerçekte çok perişan halde. Bu güne kadar aslında insanlara gösterdikleri görüntünün arka planında, Çin’i kara paralarla büyüttüler ve ayakta tuttular. Kara paralar ve kara paracılar ve dünya üzerindeki kara para bağlantıları/sistemi sayemde çok büyük seviyede darbeler alınca, Çin de o nispette krize girdi. Şimdilerde, Çin’in mali krizinin daha fazla büyümemesi için insanlık dışı oyunlar sergileniyor. Çin devleti, potansiyel olarak yüz binlerce vatandaşının canına, organlarına, ırzına, çocuklarına kastediyor.

Çok ama çok büyük bir organ hasatı başlattılar. Dünyada korona/omicron oyunlarına son günlerde çok büyük darbeler vurdum ve onlarca “oyuncu” ülkenin/hükumetin peş peşe panikleyip geri adımlar atmasına sebep oldum. Buna rağmen bile Çin, benzeri geri adımları atmak yerine, son oyununu daha da aldatıcı, ezici bir şekilde, daha da büyük çapta inatla devam ettiriyor.

On milyondan fazla insan, bir oldu bitti ile karantina altına alındı. Şu anlarda bile Çin’in pek çok yerinde Çin vatandaşları, evet Çin vatandaşları, kendi devletinin eliyle öldürülüp organları için parçalanıyor. Sayıları daha az da olsa, bazı Çin vatandaşları da başka ülkelere diri diri satılıyor. Bunlar tecavüzcülere, işkencecilere, fuhuş mafyalarına, satanist ayincilere satılıyor. Ya çok feci şekillerde öldürülüyorlar ya da ölmekten bin beter hayatlar yaşatılıyorlar.

Hep söyledim, biz ırkçı değiliz. Din hürriyeti tanımayan yobazlardan da değiliz. Çin halkı, çoğunlukla uzaylı biyonik robotlarla dolu Çin idari kadrosunu ayaklarının altında ezmek isterse, işte dünyanın önünde yazıyorum ki yanlarında ölüme bile gideriz. Dünyanın dört bir yanında halkların, idarecilerinin gerçek yüzlerini gördüğü ve mücadelesini sertleştirmeye başladığı şu günlerde, Çin halkını da mücadelemize ortak olmaya çağırıyorum. Onları da dünya insanlığı ile dayanışma halinde olmaya çağırıyorum.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Şu gariban da biraz sakinleşsin

Şu Tayyip’i de arayın, yalandan da olsa muhatap olun, kale alın, oyalayın, biraz sakinleşsin. Yoksa ya inme inecek, ya kalpten gidecek ya da zaten yarım kalmış aklını tamamen kaybedecek.

Son haftalarda sık sık sinir krizleri yaşıyor, bu nedenle sağlığı daha da çok bozuluyor ama bu defa çok daha büyük bir kriz geçirdi ve sakinleşemiyor.

“NATO’nun en kıdemli lideri bendim” diyordu, kısacık süre sonrasında başına neler neler geldi. Bunların nasıl olabildiğini, Türkiye içinde ve dışında işlerin nasıl kısacık sürede aleyhine dönebildiğini, hiçbir şeyi anlayamadı bile…

Şimdi karşısına geçip “Bak Tayyip, kuş kadar beyninle beni oyaladığını ve bana oyunlar kurduğunu düşünüyordun. Ben ise memleketin, milletin ve insanlığın faydasını gözettiğim için sana tahammül ediyordum. Bir de manevi dengeleri gözetiyordum. Sabrımı taşırdın ve ben de sana siyasetin nasıl yapılacağını gösteriyorum. Yapabileceklerimin yüzde birini bile yapmadım şu ana kadar. Yine de halin işte böyle… Yine de kimsenin muhatap olmak istemediği, herkesin etkisiz eleman olarak gördüğü bir kişi oldun çıktın. Muhatabım değilsin, görüyorsun adını bile zaruret olmadıkça anmıyorum. Sana çatmıyorum bile… Haydi, kuş kadar beyninle, etrafındaki biyonik robot kadrosuyla, masonlarla, kara paracılarla birlikte karşımda oynayacağınız başka oyunların varsa, haydi oyna… Meydan senin Tayyip, ister kısa, ister uzun hava oyna. Çal çal oyna… Zaten izleyen de beğenen de etkilenen de olmuyordu, şimdi hiç olmayacak. Sana şu saatten sonra kim karışabilir, kim ne diyebilir Tayyip? Kısa süre sonra sana senin tarafında olanlar da kızamayacaklar. Çünkü sadece beden sağlığını yitirmedin, aklın başından gitti. Şu anda kendisine bile faydası olamayacak bir garipsin… O NATO toplantılarındaki havayı, yapabiliyorsan bir daha yakala?” diyesim var. Daha arkasına da neler neler eklemek var ama faydasız. Gerçek hayattan kopuk, kendi hastalıklı dünyasında yaşıyor hatta yaşamıyor, boğuluyor, feryat ediyor orada…

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Sanki bilmiyorlar

Doğu Perinçek çetesinin gazeteci, aydın, emekli subay, siyasetçi gibi görünen kara paracı insan şeytanları, bazı sözde Türk televizyon kanallarında programlara katılıyorlar. İyice her yeri bu çetenin adamları sarmış, daha da sarıyor, yayılıyor. Birkaç gün önce bunlardan birkaçı çıkmışlar sözde bir Türk televizyon kanalındaki açık oturuma ve Yunanistan’ı konuşuyorlar. “Avrupa ülkeleri Yunanistan’a yüz milyarlarca dolar para veriyorlar da hiç bir yerde duyulmamış, görülmemiş şekilde geri ödeme tarihini neden 2060 yılı olarak belirliyorlar. Aslında bu borç vermek değil, karşılıksız olarak bu paraları vermektir” mealinde konuşuyorlar, izleyicileri oyalıyorlar. Sanki AB kendi içinde hakiki bir dayanışma bulunan bir teşkilatmış gibi kabullenişler oluşturuyorlar. İşlerine geldiğinde her şeyin arkasını didik didik araştıran ve küçük çocuklara İslami/ahlaki eğitim verildiğini görünce çıldıran, bunun arkasında hiçbir suç unsuru bulamasalar da didik didik araştıran, sonunda aciz kalınca iftiralara bile başvuran bu kişiler… Bu derece İslam, insanlık, iyilik ve ahlak düşmanı olmuş bu kişiler, yüzlerce milyar doların karşılıksız bir şekilde bir devlete verileceğine sözde inanıyorlar, bunda sorun da görmüyorlar. Arkasını araştırmıyorlar ve bizlerin de sorun görmemesini istiyorlar.

İnsanlık dışı hakikati aslında kendileri de biliyorlar. Hatta bazıları bu işlerin bir kısmında faaliyette bulunuyorlar. Biliyorlar ki Avrupa ülkeleri söz konusu paraları Yunanistan’a karşılıksız olarak vermiyor. Yunanistan’dan karşılık olarak aldıkları şeyler var.

Yunanistan’la türlü kara para işleri yapıyorlar. Bol miktarda uyuşturucu satın almış oluyorlar. Lakin en çok parayı mültecilere veriyorlar. Mültecilerin bebeklerini alıyorlar, çocuklarını alıyorlar, gençlerini alıyorlar, yetişmiş insanlarını alıyorlar. Kız erkek de ayırmıyorlar.

O sözde gazeteciler, emekli askerler, analizciler, siyasetçiler, Avrupa ülkelerinin bu insanları neden Yunanistan’dan büyük paralar karşılığında aldıklarını da biliyorlar. Ankebut Ağına bağlı, mason tarikatı üzerinden koordine edilen ve aralarında danışıklı dövüşen devletler/hükumetler sayesinde, dünyanın çok farklı yerlerinde sorunlar, çatışmalar, terör hadiseleri, iç savaşlar, savaşlar çıkartılıyor, on milyonlarca insanın mülteci durumuna düşmesi kasten sağlanıyor. Bunların Avrupa’ya gitmesine aracı olacak insan kaçakçılarını bile Ankebut Ağı dünyanın dört bir yanında kendisi ayarlıyor, hazırlıyor, çalıştırıyor. Yol üzerindeki ülkelerin şartlarını da kendilerine göre ayarlatıyorlar. Bu nedenle, Afganistan’dan ABD’nin çekilmesine, orada otorite boşluğu oluşmasına, terör örgütü olup da kendilerinin tam kontrolü altında bulunan Taliban’ın Afganistan’a hakim olmasına karar verdiler ve devletler arası danışıklı dövüşlerle bunu uyguladılar. Sonra işi o kadar ileri götürdüler ki Taliban gibi her türlü vahşi kara para işini, en çok da batı ülkeleri için yapan bir terör örgütünü, meşru bir hükumet olarak görmeye, resmen tanımaya teşebbüs ettiler. Yine bu nedenle, Türkiye bunca yıldır göçmen sorununa karşı gerçek, tesirli bir mücadele vermiyor. Bu nedenle “Kaçak göçmen” ya da “Yasadışı göçmen” bile dedirtmiyorlar da “Kayıtdışı göçmen” ya da “Düzensiz göçmen” şeklinde, hiçbir hukuk devletinde kullanılmayacak tabirler uyduruyorlar ve kontrolleri altındaki basın, medya kuruluşları üzerinden bunu yayıyorlar. Bu nedenle kontrolleri altındaki sözde sosyal ağlarda göçmenlere karşı haklı tepki veren şahıslara ve topluluklara anında müdahale ediyorlar. Bu işin bozulmasını asla istemiyorlar. Türkiye de dahil, söz konusu ülkelerde, ülkelerin mevcut kanunlarının uygulanmasına, göçmen sorununu kökünden çözecek uygulamaların yapılmasına bile izin vermiyorlar. Bu kısımlar da hep mason tarikatı ve mason birader dayanışması üzerinden, ABD’nin ve AB ülkelerinin istihbarat servisleri üzerinden ve MİT üzerinden hallediliyor. Devlet Bohçalı bu işleri, ayrıntılı kitabını yazacak kadar iyi biliyor. Şimdi bir ters kelepçe yapılıp alınsa, bülbül edilip öttürülse, bütün dünya insanlığı onun anlattıklarından ötürü travma geçirir. O derece ileri şeytanlıklar döndü, dönüyor ve Bohçalı ile çetesi bu işlerin mühim bir kısmında yer tutuyor.

Türlü türlü ayarlamalarla, göçmenlerin çoğu, Avrupanın ileri karakolu olan Yunanistan’a akıtılıyorlar. Buradaki kamplara alınıyorlar. Sonrasını denetleyebilen, düzenleyebilen yok. Yunanistandakiler başta olmak üzere, bütün batı alemindeki insan şeytanı cumhurbaşkanlarının, boşbakanların, senatörlerin, bakanların, vekillerin, bürokratların, mafyaların, kolluk kuvvetlerinin yani bütünüyle Ankebut Ağı mensuplarının, olmayan insaflarına terk ediliyorlar.

Bu bebeklerin çoğu satanist ayinlerinde İblis’e kurban ediliyorlar. Bu bebekler boğuluyorlar, tecavüze uğruyorlar. Parça parça ediliyorlar, kanları içiliyor, dudakları ısırılarak kopartılıyor ve daha türlü insanlık dışı işkencelere uğrayarak ve insanlığın yüz karası bir tablo oluşarak cennete uçuyorlar. Çocukların ve gençlerin bir kısmının akıbeti de bu şekilde oluyor. Bir kısmı ise fuhuş mafyalarına satılıyor. Bir kısmı Avrupalı sübyancı siyasetçilere, yetkililere, bürokratlara, iş adamlarına satılıyor. Bir kısmı organ mafyalarına kurban gidiyorlar. Almanya dünyada en çok sayıda sübyancının bulunduğu ülke olsa gerek. İstisnaları tenzih ediyorum ama Avrupanın genel olarak vaziyeti böyle… Kendi kadınlarının çoğu bile birkaç kere tecavüze uğramayı, şok edici bir şey olarak görmüyorlar. Kaçırılan yetişkin mülteci kadınlara neler yapılacığını siz tahmin edin. Mülteci kadınlar da bazen fuhuş mafyalarına, cinsi sapıklara, bazen organ mafyalarına, bazısı ise ayinlere kurban gidiyorlar. Yetişkin erkekler çoğunlukla organ mafyalarına ve satanist ayinlerine kurban gidiyorlar.

Doğu Perinçek çetesinin mensuplarını, hemen her gün programlarına çıkartan sözde Türk televizyon kanalları da bu sistemin bir kısmını oluşturuyorlar. O kanalların sözde sahipleri de çalışanların çoğu da aslında neye, nelere, ne derece şeytanlıklara hizmet ettiklerini, insanlığa nasıl kastettiklerini, ne kadar çok sayıda ve büyük acılara sebep olduklarını hep biliyorlar.

Birileri, Türkiye’nin kırk yıldır kapısında bekletildiği Avrupa’nın ve başta da Yunanistan’ın aslında ne olduğunu sorarsa, bunları anlatın. Delil isteyenleri bana yönlendirin. Zaten ramak kaldı, bunların somut delilleri bir anda bütün dünyada dolaşacak. O zaman göreceğiz batı dünyasının bizlere örnek gösterilen siyasi liderlerinin, yazarlarının, TV programcılarının, sanatçılarının, fikir adamlarının gerçek yüzlerini… O zaman göreceğiz “demokrasi, cumhuriyet” diye diye papağana dönenlerin, bu tabirler ve sistemler arkasında ne haltlar çevirdiklerini…

Bu derece cehenneme döndürülmüş dünyada, bu acılara, bu sadistliklere karşı mücadele etmeden yaşamayı, yaşamak saymayız. Sonu bir değil, binlerce kere ölüm olsa bile, bu insan şeytanlarını dünyanın her yerinde yok edeceğiz. Bu dünya üzerinde bir Ankebut Ağı bırakmayacağız. Mason tarikatı bırakmayacağız. Satanistlik bırakmayacağız. İnsan kaçakçılığı diye bir şey bırakmayacağız. Hangi milletin bebekleri, çocukları, gençleri, kadınları, erkekleri olduğunu ayırt etmeden bütün insanlığı bunlardan kurtaracağız.

Ona göre, herkes safını belirlesin.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

As if they don’t know

Black money human demons of the Doğu Perinçek gang, who appear to be journalists, intellectuals, retired officers, and politicians, participate in programs on some so-called Turkish television channels. The men of this gang are all over the place, it’s getting bigger and spreading. A few days ago, a few of them came out to talk about Greece and to a panel discussion on a so-called Turkish television channel. They are talking about “European countries are giving hundreds of billions of dollars to Greece, but why are they setting the repayment date as 2060, which is unheard of and unprecedented anywhere. This is not lending, it is giving this money for free,” and they distract the audience. They form acceptances as if the EU were an organization with genuine solidarity within itself. These are the people who search for everything when it comes to their jobs, go crazy when they see that little children are given Islamic/moral education, search thoroughly even though they can’t find any crime behind it, and even resort to slanders when they are helpless… This degree of Islam, humanity, goodness, and morality. These people, who have become their enemies, supposedly believe that hundreds of billions of dollars will be given to a state for free, and they see no problem in this. They don’t search into them and they want us not to see any problems.

In fact, they themselves know the inhuman truth. Some even operate in some of these businesses. They know that European countries do not give the money in question to Greece for free. There are things they receive in return from Greece.

They do all sorts of black money dealings with Greece. They buy a lot of drugs. But they give the most money for refugees. They buy refugees’ babies, they buy their children, they buy their young people, they buy their grown people. They don’t discriminate between boys and girls.

Those so-called journalists, retired soldiers, analysts, politicians also know why European countries have bought these people from Greece for big money. Because of the states/governments connected to the Cobweb Cult, coordinated through the Masonic cult and colluding with each other, problems, conflicts, terrorist incidents, civil wars, wars are caused in many different parts of the world, and it is deliberately ensured that tens of millions of people become refugees.

The Cobweb Cult arranges, prepares and employs people all over the world, even the human smugglers who will be instrumental in getting them to Europe. They also adjust the conditions of the countries on the way according to them. For this reason, they decided to withdraw the USA from Afghanistan, to create an authority’s vacuum there, to have Taliban, which is a terrorist organization but under their full control, dominate Afghanistan, and they implemented this with collusion inter states. Then they have dug the matter so far that they attempted to see and officially acknowledge a terrorist organization like Taliban, which does all kinds of brutal black money business, mostly for western countries, as a legitimate government. It is also for this reason that Turkey has not been fighting a real, effective fight against the immigrant problem for all these years. For this reason, they don’t even make people say ” Fugitive immigrant” or “Illegal immigrant”, they make up phrases such as ” Unrecorded immigrant” or “Irregular immigrant” that will not be used in any state of law, and they spread it through the press and media outlets under their control. For this reason, they immediately intervene in the so-called social networks under their control to individuals and communities that react rightly to immigrants. They never want this thing to go worse. In these countries, including Turkey, they do not even allow the implementation of the existing laws of the countries, and the implementation of practices that will solve the immigrant problem from its roots. These parts are always handled through the Freemason cult and brotherhood solidarity, the intelligence services of the USA and the EU countries, and the MIT. Devlet Bohçalı knows these things well enough to write his detailed book. Now, if rear-handcuffing and taken, made him sing like a canary, the whole humanity of the world will be traumatized by what he tells.

Such advanced demons have turned and are returning, and Bohçalı and his gang have a place in an important part of these works.

With all kinds of arrangements, most of the immigrants are flowing to Greece, the European outpost. They are taken to camps here. There is no one who can control or arrange the next. They are left at the mercy of human evil presidents, useless ministers, senators, ministers, deputies, bureaucrats, mafia, law enforcement officers, that is, members of the Cobweb Cult, all over the Western world, especially in Greece.

Many of these babies are sacrificed to Satan in satanic rituals. These babies are strangling, they are being raped. They are cut to pieces, their blood is drunk, their lips are bitten off, and they fly to heaven, being subjected to more inhuman tortures and creating a disgraceful picture of humanity. This is the fate of some children and young people. Some of them are sold to prostitution mafia. Some of them are sold to European pedophile politicians, officials, bureaucrats and businessmen. Some of them fall victim to organ mafia. Germany must be the country with the highest number of pedophiles in the world. Except for the exceptions, but this is the situation in Europe in general… Even most of their own women don’t see being raped a few times as something shocking. Guess what will happen to abducted adult refugee women. Refugee women sometimes fall victim to prostitution mafias, sexual perverts, sometimes to organ mafias, and some to rituals. Adult men are mostly victims of organ mafias and satanic rituals.

The so-called Turkish television channels, which broadcast the members of the Doğu Perinçek gang almost every day, also form a part of this system. The so-called owners of those channels and most of the employees always know what, to what extent and to what degree of evil they serve, how they mean to humanity, and how many and great suffering they cause.

If someone asks what Europe, especially Greece, where Turkey has been waiting at its door for forty years, actually is, tell them. Direct those who want evidence to me. It’s already imminent, concrete proofs of these will be circulating all over the world in an instant. Then we will see the real faces of the political leaders, writers, TV programmers, artists and intellectuals of the Western world who are set as an example to us. Then we will see what the hell those who turn to parrots saying “democracy, republic” are doing behind these terms and systems…

In a world that has been turned into hell to such a degree, we do not count as living without struggling against this pain and this sadism. Even if the end is not once, but thousands of deaths, we will destroy these human demons all over the world. We will not leave existing the Cobweb Cult on this world. We will wipe out the Masonic order. We will not leave Satanism. We will not leave such a thing as human trafficking. We will save all humanity from these, regardless of which nation is babies, children, young people, women or men.

According to aforementioned above, “Everyone must choose their ranks!”

Kaplan rüyası tabiri…

Takipçi mesajı: “Mehmet abi ,s.a,Ruyamda dev kizil bir kaplan gordum
O kaplan sizmissiniz kendi ormaniniz var ,agaclari çok degisik,nerdeyse gokyuzune kadar dalsiz yapraksiz ,,devam ediyo
Butun insanlar sizin etrafinizda toplaniyo cok buyuk ve asil heybetli bir kaplan …ben cekine cekine ormanin kapisindan iceriye girerken goz isaretiyle arkana bir bak acele et der gibi bir isaret ediyosunuz ,,,arkama bir baktim cok zor kotu manzaralar gordum sonra yagmalanan karismis sokaklar yerlere oturup aglayan insanlar gordum….
Ruya tabirlerinde hic iyi bisey yazmamislar kaplan gormeye ama benim gordugum kaplan cok iyiydi uysal heybetli asildi”


Aslan, kaplan, leopar, pars, çita gibi hayvanların hepsi aynı kategoride olan hayvanlardır ve tabirleri de çok benzerdir.

Bütün bunlar şu yakın manalara gelirler:

Devlet reisi olmak. Çok fazla mala ve güce sahip olmak. Bilge kişi olmak. Mesleğinde, vazifesinde lider olmak. Resmi bir kurumda en üst makama gelmek. Mutluluk ve zafer dolu bir devre/döneme girmek. Başına talih kuşu konmak. Allah katında salih/iyi bir kul olmak. Çok güzel, çok faydalı işler yapmak ve çekemeyenleri, düşmanları kahretmek. Bütün rakiplerine ve hasımlarına aynı anda galip gelmek. Çevreden gelen lüzumsuz eleştirilere, sözlere hiç kulak asmadan kararlılıkla hareket etmek ve emellerine ulaşmak. Zorluğu sevmek, imkansız gibi görünen ve pek çok kişinin düşünmekten bile geri durduğu işleri yapabilmek. İnsanların saygı duyduğu, sevdiği ama aynı zamanda korkup endişe ettiği biri olmak. Düşmanlarını yenip çok büyük ganimet elde etmek.

Rüyada kaplanın dev gibi büyük olması gücünün, tasarrufunun da o nispette büyük olması demek. Kaplanın kızıl olması izzet ve şerefinin de büyük olması demek.

Orman, beni duyan, beni bilen ve yolumun doğruluğunu görüp de harekete geçen ülkelerin, milletlerin, toplulukların ve şahısların toplandığı emin yer. Oraya belalar, musibetler ya hiç uğramayacak ya da nispeten çok az uğrayacak. Dışarıda kalan, beni bilip duyduğu ve şu mücadelenin bütün insanlık için verildiğini anladığı halde peşimden ormana gelmeyenler ise dünya genelinde çok büyük felaketlere düşecekler. Depremler, seller, tsunamiler, bulaşıcı hastalıklar, türlü türlü başka hastalıklar, tedavi imkanları bulamamak, iç savaşlar, savaşlar, üçüncü dünya savaşı, açlık, kıtlık, ruhi bunalımlar, sokak hareketleri, yağmalar, hırsızlıklar, cinayetleri katliamlar hepsi bir arada yaşanacak. Bu dünyada dinsiz ve ahlaksız yaşanabileceğini zan eden hiçbir kavim, hiçbir zamanda bunu başaramadı. Hep çeşitli vesilelerle helak edildiler. Bu zaman ise, dünya tarihinde başka hiçbir zamanda görülmediği kadar ileri seviyede ve genele yayılmış bir dinsizlik, ahlaksızlık, isyan, zulüm, gözyaşı, kan, rezillik zamanı… Bu zamanlara kadar mühletler verildi, bundan sonra bu dünya insan şeytanlarından temizlenecek.

Sen de bunca zamandır Akademi Dergisini takip etmene ve istifade etmene rağmen, rüyadan anladığım o ki hala yeterince dik duruşu sergilemiyor ve çeşitli mazeretlerle pek çok konuda tavizler veriyorsun. Bu, seni de dünya ve ahiret felaketlerine sürüklemek üzere. Rüyandan anlaşılan o ki ben seni böyle ikaz etmiş bulunacağım ve sen kendini düzeltip kurtulanlardan olacaksın.

Yerde ve gökte ismimi duymayan, sesimi/mücadelemi duymayan ve peşimden gelmeyen, yanımda durmayan neredeyse kimse kalmayacak. Lakin bu birlik hemen tesis edilmeyecek. İşte bu kadar vahim, bu kadar büyük ve yaygın felaketlerden sonra tesis edilecek. Geriye çoğunlukla insan kalmış kişiler, iyi kişiler kalacak. Onlar da her zaman kötülükle ve kötülerle mücadele etmenin, bu hususta taviz vermemenin ne kadar gerekli, ne kadar zaruri olduğunu iyice idrak etmiş olacaklar. Bu sayede de dünya cehennem misali bir dünyadan hızla cennet misali bir dünyaya dönüşmeye başlayacak.

Şu anda da dünya genelinde tesirim çok büyük, çok güçlü ama o derece birlik, beraberlik şu anda yok. Çünkü dünyanın dört bir yanında sesimi duyduğu halde yanlış duruşlarını değiştirmeyen, ahlakını düzeltmeyen, idarelerini ele geçirmiş insan şeytanlarına karşı mücadele etmeyen, kara para işlerine ve hatta organ işlerine bile müdahale etmeyen milletler, taraflar, gruplar, şahıslar da çok.

Bunca şeyin sonu çok hayırlı olacak. Herkes müstahakını bulacak. İyiler iyilik bulacak, kötüler kötülük bulacak. Hem dünyada hem de ahirette böyle olacak… Hadis-i şerifte müjdelendiği gibi dünya tek bir devlet olacak. Bütün dünyayı tek bir lider yönetecek ve bu kişi çok adaletli ve gerçek bir Müslüman kişi olacak.

Dinimiz hak, tarikatımız hak… Dünyanın dört bir yanındaki mazlumlara, şayet samimiyetle dik durup mücadele ederlerse sahip çıkacağız, destek olacağız. Onların da kurtulmalarını sağlayacağız. Kendi inançları dairesinde hür bir şekilde yaşamalarına, can, mal, ırz, din, ibadet, fikir hürriyetleri içinde ve çok sağlıklı şartlarda yaşamalarına vesile olacağız. Lakin, bunca mücadelemize rağmen hala bunca kötülükle hiç savaşmayan ve sadece kendini kurtarmaya odaklanan kişilerden, yığınlardan, milletlerden uzak duracağız. Onları, hak ettikleri felaketleri yaşamaya bırakacağız.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

..

Kızamadım, güldüm geçtim…

Öyle “Atlattık” demeyle bitiyor mu, atlatılıyor mu?

Kazakistan’ın Ankara Büyükelçisi Abzal Saparbekuly, “Belki bu günlerde hala dünya gündemi Kazakistan olarak devam edebilirdi. Çok şükür atlattık. Kazakistan halkı yaralarını sarmaya çalışıyor. Ama birileri hala yarayı kaşımaya devam ediyor” şeklinde açıklama yapmış.

Bazı insanlar, gerçek hayattan koparak hayal aleminde yaşamak istediklerinde, bunu ne kadar da kolayca, zahmetsizce yapabiliyorlar. İnsan böylelerini gördükçe şaşırıyor. Hangi Kazakistan’dan bahsediyor acaba? Kendi hayal alemindeki Kazakistan’dan bahsediyorsa, orası bizi aşar, oraya müdahil olamayız. Lakin, gerçek hayattaki gerçek Kazakistan’dan bahsediyorsa, oraya çoktan müdahil olduk ve oluyoruz. Orada atlatılan, geçen, biten bir şey yok. Her şey daha yeni başlıyor. Oradaki bütün hainler, dünyanın gözleri önünde devrilecekler, oyundan düşürülecekler, yok edilecekler. Kazak halkının karşısında korkudan titreye titreye Ruslara sığınmışlar, onları ülkenin iç işlerine karıştırmışlar, hürriyet mücadelesi veren Kazak halkının karşısına çıkartmışlar. Dünyanın gözleri önünde bu derece açıkça ihanet etmişler. Lakin kara paracı ve işgalci Ruslar “birilerinin” muazzam mücadelesi ile Kazakistan halkının hürriyet mücadelesinin karşısından birkaç gün içinde çekilmek zorunda kalmışlar. Öyle bir güç gösterilmiş ki dünyanın bilmem kaç tane büyük ülkesi, Kazakistan meselesinde o “birilerinin” aksine, arkası dolu, ciddiye alınır bir çıkış bile yapamamış. O “birileri” ile restleşememiş. Şimdi, işte böyle bir Kazakistan var. Kazak halkı, bu mücadelesini, şimdi daha moralli, daha gür sesle, daha organize halde, daha tecrübeli, daha isabetli kararlarla ve daha güçlenmiş halde vermeye devam ediyor, edecek. “Birileri” de yine bu hürriyet mücadelesinde Kazak halkının yanında olmaya, gerekiyorsa ağır bedeller ödemeye devam edecek. Bütün dünya bunu da bildiğinden bir an önce Kazakistan meselesinin gündemden düşmesi için çırpınıyor ve buna karşılık bir denge oluşturamıyor, bir güç/kuvvet hazırlayamıyor, gerçek bir saha mücadelesine de giremiyor.

Lakin… Bu Kazakistan meselesi başladığından beri, dünyanın dört bir yanındaki bazı yetkili ya da etkili kişiler, isim veremeden ve ispat yapamadan açıklamalar yapar, “birilerine” çatar oldular. Devlet yetkilisi denilen kişi, cesur olur, net olur. Muğlak ifadelerden her zaman kaçınır. Yanlış anlaşılmalara ve karışıklıklara mahal vermeyecek derecede net konuşur. Yoksa herkes yanlış anlayabilir, herkes üstüne alınabilir. Bir sürü karışıklık ve sorunlar çıkar.

Madem ki Kazakistan, kime elçilik yaptığı belli olmayan şu elçi bozuntusunun iddia ettiği gibi, söz konusu sıkıntılarını atlatmış, atlatacak güçteymiş ve hala atlatabilecek güçte, o halde şu büyükelçi neden hala hasmını açıkça muhatap alarak ona çatmıyor, ona karşı mücadele vermiyor, ona haddini bildirmiyor ya da hiç değilse hasmının adını açıkça söyleyemiyor? Bu şartlarda, hayal aleminde yaşarmış gibi takılan ve böyle konuşabilen bir yetkiliyi dünyadan kim ciddiye alır?Ankebut Ağına, mason tarikatına bağlı ve azılı Türk/İslam düşmanı üç beş tane basın yayın kuruluşunun ve üç beş tane resmi yetkili vatan haininin gerçek dışı açıklamaları/haberleri ile sorunlar hakikaten atlatılabilir mi?

İşte bunlar hep tezatlar, hayaller ve dolayısıyla muhatap alınmayacak şahıslar ve ciddiye alınmayacak açıklamalar… İnsan ilk anda kızacak gibi oluyor, duruyor ve kızamıyor. Gülüp geçiyor…

Görünürde Kazakistan yetkilisi olduğu halde Rusya ve Çin’in baskılarıyla “birilerini” hem de ismini anamadan suçlayan, Nazarbayev yanlısı olduğu, kara paracı olduğu, uyuşturucu işinde olduğu, soysuz heriflerle paslaştığı bilinen bir vatan hainini ben ciddiye almıyorum, ciddiye alan olacağını da zan etmiyorum.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

..