Etiket arşivi: Mason Tarikatı

Akademi Dergisi yazarı muhterem hocamız Mehmet Fahri Sertkaya’nın muhtelif yazılarında geçen, Mason tarikat, Mason, Masonik Örgütler, Yahudi/Mason Medyası, Mason/Satanist Ayin, Mason Teşkilatı, Freemasonry, Masonluk, Masonlar gibi etiketlerin tamamını istafade edilmesi temennisiyle, Mason Tarikatı konusu altına toplamaya çalıştık.

Editör | MFS.TV

Süleymanlılar cemaati hakkında sarsıcı gerçekler

Süleyman Hilmi Tunahan hazretleri 16 Eylül 1959 tarihinde vefat etmedi ve “kabr-i şerif”te medfun değil. Cemaatimize dair bilinen pek çok şey doğru değil. Alakalı ses kaydını Soundcloud kanalımız üzerinden dinleyin…



Ses kaydında bahsedilen 9 Aralık 2018 tarihli yayın şu adreste: https://t.me/AkademiDergisi/16039

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Bir neşter darbesi

Cemaatimizin her yerine sızmış olan gizli Ermeniler ve gizli Yahudiler arasında panik ve korku iyice artıyor. Keyifleri yok, yüzleri gülmüyor. Önlerini göremiyorlar, gelecekten ümitleri yok. Ne yapacaklarını da bilemiyorlar. Aralarındaki tartışmalar, bölünmeler de iyice artıyor.

Ben ise daha hiç darbe vurmadığımı, sadece meydanı şöyle bir hareketlendirdiğimi açıkça yazıyorum. Şimdi bir bakıyorum, İstanbul Avrupa yakasındaki Sultanahmet Yüksek Öğrenim Erkek Öğrenci Yurdu’nda, Kaan Özeşer isimli bir gizli Yahudi var. Bizim aramızda Kaan diye bilinse de gerçek adı Cohen olan bu gizli Yahudi kişiye bir neşter vurulsa, sadece o değil, peşi sıra yüzlerce benzeri kişinin can damarı kesiliyor. Tek hamlede topluca oyundan düşüyorlar. Hem de gürültülü şekilde düşüyorlar.

Sadece Cohen Özeşer hakkında soruşturma başlatılmasını sağlasak, soruşturma kısa sürede Gülderen ve Alihan Kuriş’e ve Seyfettin Alkan’a da çıkıyor. Hemen ardından Gülderen ile Alihan’ın etrafında toplanmış gizli Ermeni, gizli Yahudi, gizli mason, gizli kara paracı, gizli sübyancı, gizli işkenceci, gizli vatan haini ve devlet/millet düşmanı kişilere de çıkıyor. TCK’de suç olarak tanımlanmış onlarca eylemin, bunlar tarafından sayısız kere yapıldığı, suçların organize halde işlendiği ve işlenmeye devam edildiği meydana çıkıyor. İlim, irfan yuvası olarak bildiğimiz çok sayıda kursumuzun bile mafya tarzı kara para işlerine alet edildiği hatta insan ve organ kaçakçılığına dahi alet edildikleri meydana çıkıyor. Çoktan söylemiştim, hakikaten çok gürültü çıkacak ve meydana çıkan hakikatler sadece Türkiye’yi değil, dünyayı da sarsacak.

Evet, evet… Hiç abartmıyorum, öyle olacak ve gerçekten de bir neşter vurmalık işleri var.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Mektupları ve risaleleri aslında kim yazdı

Süleymanlıları neden kandırdılar.

Hazret-i üstazımız tarafından yazıldığı söylenilen, onlarca senedir cemaatimizin mensuplarına bu iddia ile okutulan, sahiplenilmesi ve baş tacı edilmesi sağlanan bazı mektupları ve risaleleri aslında kim yazdı…

Dar vakitte, çok sayıda işin arasında bu gibi yazıları peş peşe yazıyorum. Bu nedenle de sözü hiç uzatmadan, hatırlatmalar yapmadan, geçmiş yayınlara bağlamadan, bazı kısımları izaha girmeden, en can alıcı ve özet kısmından yazıyorum.

  • O mektupları ve risaleleri hazretimiz yazmadı. Hazretimiz sadece Kur’an harf ve harekelerini dahiyane bir usulle öğreten meşhur Elif cüz’ünü yazdı/hazırladı. Zaten ümmetin kaynak eser sıkıntısı yoktu, yok ve kendileri bunu defalarca ifade ettiler. Hatta o devrin büyük bir fitnesi vardı ve şakirtler üzerine büyük oyunlar oynanıyordu. Sözde üstadları olan, aslında gizli Ermeni ve hristiyan bir piskopos olan Said-i Nursi’nin adıyla neşredilen kitaplar her yere yayılıyordu. Shell firması bile bu risalelerin, bilinen adıyla Risale-i Nur’un baskı ve dağıtma maliyetlerini karşılıyordu. Masonlar bu sözde İslami risaleleri dağıtmak için seferber oluyorlardı. Aslında Fener Rum Patrikhanesindeki müşteşrikler ve hristiyan din adamları tarafından yazılan bu risalelerin, Kur’an-ı Kerim’in yerine hatta önüne konulması planlanıyordu. O devrin şartlarını çok iyi bilmek, anlamak gerekir ki o devrin içindeki bir hakiki mürşid-i kamilin neden böyle hareket ettiğini anlamak mümkün olsun. Kendisi de eserler yazsaydı, kendisinden sonra, cemaatin içindeki kripto kişiler, söz konusu eserlerini tahrif edeceklerdi. Belki onlar da Kur’an-ı Kerim’in dahi önüne geçirmeye kalkacaklardı. Bu kısımlara dair geçmiş yıllarda çok şeyler yazdım ama vakti gelince bu hususları derli toplu şekilde, uzun uzun ve belki de sesli olarak anlatacağım.
  • Süleyman Hilmi Tunahan (k.s.) tarafından yazıldığı iddia edilen o mektupları ve risaleleri yazan kişi Muhammet İhsan Oğuz’dur ki o da Sabetaycı bir gizli Yahudiydi. Müslüman rolü oynayarak müslümanlara tuzak kuran hainlerden biriydi. Onun risalelerini, üstazımızın risaleleri olduğu iddiasıyla cemaatimizde okutanlar da çoğunlukla cemaatimiz içindeki Sabetaycı Yahudilerdi. M. İhsan Oğuz da Sabetaycı bir kripto Yahudi olduğu halde, bu yalanlara gereğince müdahale etmedi. “Hayır, bu eserler benimdir, böyle iddia edemez, bu şekilde yayamazsanız” derdi hatta hukuk yoluyla hareket etse, çok şeylere sebep olabilir. Lakin yapmadı.
  • Aşağıda bu mektupların ve risalelerin aslında kim tarafından yazıldığını gözler önüne seren, pdf halinde açılabilen/indirilebilen bir çalışma/dosya var. Bu dosyayı hazırlayanlar ve yayanlar da kripto kişiler. Lakin dosya ciddiyetle ve tamamına yakını doğrulara sadık kalınarak hazırlanmış. Biz müslümanlar söyleyene değil, söylenene bakarız. Firavun bile doğru söylese “doğrudur” deriz. Söz konusu çalışma, bu husustaki hakikati açıkça gözler önüne sermişken, söyleyenler doğru kişiler değiller diye hakikati inkar etmeyiz.
  • Bu dosyayı hazırlatanlar arasında, gizli Ermeni ve misyoner olduğunu, İHH kurucusu olduğunu, cemaatte eskiden en merkez noktalarda bulunduğunu, AKPKK projesi ile yoluna devam ettiğini, organları için insanların öldürülmesi dahil her türlü kara para işi yaptığını yazdığım avukat Zeki Çalışkan da var.
  • Zeki Çalışkan, seneler önce bu meseleyi sosyal medya hesabında uzun uzun konu etti, tartışmaya açtı ve arkasında dik durdu. Belki benim de müdahil olmamı bekledi ama ben hiç karışmadım. Zira anlatılanların tamamı doğruydu, ispatlıydı ve acı bir hakikat karşımızda duruyordu.

Bu ön bilgilerle şu aşağıdaki pdf dosyası incelenince, hakikatın herkesin gözleri önünde apaçık olduğu ama hazret-i üstazımızın alemi değişmesinden önce ve sonra cemaatimiz içinde çok sayıda kripto kimlikli kişiler olduğu ve bazı hususlarda tahrifatlarının ileri seviyede olduğu anlaşılabilecektir. Hazretimizin, küfrün en şiddetli zamanında dahiyane bir siyasetle aslında bunların içine sızdığı, İslam’a hizmet etmenin mümkün olmadığı şartlarda bu dahiyane siyasetle buna meydan açtığı ve bu kısmın detayları anlaşılabilecektir.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Ayrıca bakınız: https://doi.org/10.30622/tarr.522264

Süleymanlılar cemaati içindeki gizli kardinaller ve misyonerler

Mücadelemi, yazılarımı, sürekli olarak takip eden kardeşlerimiz, bir süre önce Mehmet Yetkin’e ve Halil Yurtsever’e ve daha başka başka kişilere kripto dediğimi, gizli Ermeni ve gizli Hristiyan dediğimi ya da gizli Yahudi dediğimi ya da mason dediğimi hatırlarlar. 

O zamandan bu ana kadar, bu konularda bana tek kişi bile dönüş yapmadı. “Siz ne diyorsunuz, olur mu hiç öyle şey?” diyemediler. Kendilerini de savunamadılar, yakınları ve mesai arkadaşları da bunları savunamadı. “Şerefiyle, samimiyetiyle, imanıyla, takvasıyla dinimize, milletimize, devletimize hizmet etmiş olan benim babama/amcama/dayıma siz kim oluyorsunuz da hain diyorsunuz? Gizli kimlikli diyorsunuz? Haddinizi bilin? Ayrıca Türkiye bir hukuk devleti, bu yayınları/iftiraları kaldırın yoksa sizden davacı olacağız” diyen hiç kimse de çıkmadı. Mason tarikatından da bir yalanlama gelmedi. Alihan Kuriş ve Gülderen Kuriş ne kadar susuyorsa, diğerleri de aynı endişe ve panikle o kadar susuyorlar. “Sükut ikrardan gelir” denildiği gibi, hepsi birden sustular, susuyorlar.

Cemaatimizin içini, tıka basa gizli Yahudilerle, gizli Ermenilerle, gizli masonlarla, kara paracılarla, hainlerle doldurmuşlar. Dinimize, ümmetimize, peygamberimize, hazretimize, milletimize/devletimize ihanet eden münafıklarla doldurmuşlar. Yanı sıra yaptıkları insanlık dışı kara para işleri ise ayrı bir dert…

Henüz bunların sadece birkaç tanesini ifşa ettim. Bunlardan bir kişi var ki bu güne kadar aleyhinde tek bir söz bile etmedim. Son zamanlardaki sarsıcı ifşalarıma/yayınlarıma herkesten çok o kişi destek vermeliydi ve o bilinen tok sesiyle “Evet kardeşlerim, şükürler olsun ki bu günleri de gördük. İçimize sızmış bu hainlerin ifşa olmaya başladıklarını da gördük” diyerek söze başlamalı ve ardından iki saate yakın sohbet etmeliydi. Sohbetine bol bol hatıralar eklemeli ve “Biz Lütfü Ağabeyden, biz Müftü ağabeyden böyle duyduk, dinledik. Buyururdu ki…” diye anlatmalı, takviye etmeliydi. Yapmadı…

Sohbetleri onlarca senedir çok çok beğenildiği ve istifade edildiği halde, kayıt edilmesine ve yayılmasına, istisnalar hariç asla izin vermeyen, kayıt edip yaymak isteyenleri cehennemle korkutan bu kişinin kim olduğunu arif olanlar çoktan anlamıştır. Son derece muttaki, son derece gayretli, son derece samimi ve hakiki bir hizmet adamı görüntüsüyle onlarca senedir sahada olan bu kişi, sürekli hatıralar uydurmak ve bunlarla kardeşlerimizi yönlendirmek zorunda olduğu için mi, siyasi hiçbir yönü bulunmayan dini sohbetlerinin kayıt edilmesine ve yayılmasına izin vermedi. Bu ilim kıtlığı zamanında, ilim yokluğunun maddi ve manevi felaketlerin yayılmasına sebep olduğu bu deccal çağında, bu zulüm ve gözyaşı çağında neden sohbetlerinin kayıt edilmesine ve yayılmasına bu kadar karşı çıktığı hususu bile üzerinde günlerce konuşulacak bir husus… 

Söz konusu kişi de sustu. Çünkü, neler bildiğimi, ne yapmaya çalıştığımı anlayabilecek, bunu öngörebilecek vasıfta ve öğrenebilecek bağlantılar içinde olan bir kişi o… 

O kişi Behlül Karak… 

Belki de yazının bu kısmına geldiğinde “Hayır, olamaz, o kadar da değil” diyen samimi kardeşlerimiz olacaktır. Lakin, acı gerçek bu… Behlül Karak da gerçek kimliğini ve dinini, ayrıca bağlantılarını gizleyerek onlarca senedir Süleymanlı bir hoca efendi rolü oynadı. Behlül Karak da daha çok gizli Ermenilerin sızmış olduğu şu cemaatimizin içindeki gizli Ermeni ve gizli hristiyanlardan olan bir kişi.  Ermeni olsa da Katolik hristiyan olan bir kişi. 

Hatta öyle bir kişi ki bağlantıları çoktan dünya geneline yayılmış, katolik Hristiyan alemindeki en üst kişiler tarafından gerçek kimliği bilinen, saklanan ama irtibat halinde olunan bir kişi. Türkiye, gizli Ermeni ve gizli piskopos olan Said-i Nursi gerçeğini/şokunu ve ayrıca gizli Ermeni ve gizli kardinal olan Fethullah Gülen gerçeğini çoktan sindirdi, kabullendi. Lakin Türkiye’de sadece bir tane gizli kardinal yok. 

O gizli kardinallerden biri de Behlül Karak… Kırmızı kardinal şapkası takarak, dünyanın farklı yerlerindeki hristiyan cemaatlerinin içinde gizlice hristiyan ibadetleri yapan Behlül Karak…

Evet, evet… Benim de talebeliğimde hocam olan, duruşundan ve ilminden çokça istifade ettiğim ve “iyi ki buralarda böyle bir duruşta ve gayrette olan bir hoca efendi var” dediğim Behlül Karak… Adımı Talha koyan, bu süreçte sözde keramet gösteren Behlül Karak… Bana bu yolu tanıtan, bu yolun büyüklüğünü anlamamı sağlayan ve sevdiren Behlük Karak… Lakin simasına baktığımda her seferinde “Bir sıkıntı var. Bu adamın duruşu, gayreti, ilmi, sohbeti, ibadeti bir yana ama simasında bir sıkıntı var. Düzgün bir siması ve enerjisi yok. Yüzünde nur yok. Nedir bu hal” deyip durduğum ve bir defasında o beni derince süzerken, benim de kendisini derince süzdüğüm ve o anı hiç unutmadığım Behlük Karak…  Çok ileri seviyede metafizik kabiliyetleri de olan, bunları alasıyla kullanan, bu sayede rolünü çok profesyonelce oynayan hatta keramet zan edilecek istidrac halleri sergileyen, bu sahada bir de cinlerden istifade eden Behlül Karak… Bir yandan bana bu yolu gösteren, öğreten ve bu yolda devam etmemi isteyen, arka plandan ise beni bu yoldan, o kurstan ve ilim tahsilinden hatta bu dünyadan uzaklaştırmak için gece gündüz çetesine büyüler yazdıran/yaptıran, üzerime büyüler yağdırtan Behlül Karak… 

Neden Kırklareli’de birlikte sözde hizmet, aslında ihanet ettikleri Halil Yurtsever’e gizli Ermeni ve Hristiyan dediğime itiraz etsin? Benim ifşa etmeme gerek var mı, zaten biliyor. Ben onların bulunduğu kursa, üniversite talebesi olarak gitmeden önce de bunlar birbirlerini biliyorlarmış. Sistem içinde sistem, “cemaat içinde cemaat” kurmuşlar. Behlül Karak Kırklareli idarecisi, Halil Yurtsever söz konusu kursun idarecisi. Sadece bunlar mı, oralardaki sözde hoca efendilerin ve hoca hanımların çoğu kriptoymuş. “Lütfü abiii derdi kiiii” diye bahsettiği kişi de üstadı. O da Ermeni ve Hristiyandı.

Anlatılacak o kadar çok şey var ki, sesli anlatsam bile saatlerce sürecek. Onlarca isim, hatıra, mekan, şahit geçecek. Sonra? Yine susulacak, yine susulacak ve bu devran böyle devam mi edecek? Hayır… Artık bunların hepsi, en tepede olanlarına kadar hepsi temizlenecek. Şimdilik birkaç kelam daha edip sonra kimin ne yapacağına, ne yapmayacağına bakacağım ve birkaç ihtimalli planımdan hangisi uygun düşüyorsa, o planla bunların üzerine gideceğim. Bunları süpürmeye, temizlemeye devam edeceğim. Karşıma bütün dünya dikilecek olsa bile…

Behlül Karak

Böyleleri açıkça lehime ya da aleyhime bir duruş, tavır sergileyemezler. Açıkça benden yana dursalar, mensup oldukları asıl davalarına/yollarına, asıl dinlerine ve teşkilatlarına/cemaatlerine büyük kötülük yapmış olurlar. Kendileri de iyice sıkıntılara, tehlikelere düşerler. Açıkça bana karşı duruşları olsa, gerçek kimlikleri ifşa olur, tartışmalar çıkar ve çorap söküğü misali olurlar. Bu nedenle böyle kişilere, şahsıma dair ve Akademi Dergisine dair sorular sorulsa, yıllardır yaptıkları gibi geçiştirirler.

Seyfettin Alkan da bunca yıldır böyle yaptı. Neden? O da soyunun bir yanı Ermeni, bir yanı Yahudi olan bir kişi. Akrabalarının arasında çok kripto var ve yol ünlülere de çıkıyor. Banu Alkan’la bile akraba ve o kursta “Banu Alkan benim teyzemdir” diye bana anlatan talebe dahi vardı. Kendileri gibi kripto olan ailelerin çocuklarını, cemaatimizin içinde sözde hoca, sözde hizmet adamı ama aslında hain olarak yetiştirdikleri bir iç sistemleri var ve bu iç sistem, bu kriptoların çocuklarını çoğunlukla Trakya’ya ve Türkiye’nin denize kıyı olan illerine dağıtıyor. Çünkü Türkiye’deki kripto kimlikli aileler daha çok buralarda ikamet ediyorlar. 

Seyfettin Alkan

Seyfettin Alkan yıllarca bir yanına Abdurrahman Bozan’ı, öbür yanına Hızır Özkök’ü alarak az mı kadraja girdi. Hiçbir şey bilmeyen samimi kardeşlerimiz bile, onların simalarına bakarak daralıyordu. Son derece bozuk karakterli, bozuk niyetli, geçimsiz, kibirli, bön, samimiyetsiz hallerini gizleyemeyen bu iki borazana, Seyfetin Alkan neden bu kadar alaka gösterdi, neden sahip çıktı, destekledi, yükseltti… Çünkü Seyfettin Alkan gibi Hızır Özkök ve Abdurrahman Bozan da gizli Ermeni ve gizli Hristiyan kişiler. Her safhada, her kısımda “cemaat içindeki cemaat”in iç dayanışması var. İşte Behlül Karak da “cemaat içindeki cemaat”in en kıdemli ve gizli kardinal de olan adamlarından biri…

Melburne Turkish News, 26 Haziran 2014 tarihinde sosyal medya hesabında bir paylaşım yaptı. Avustralya İslam Kültür Merkezi Birliği’nin Kur’an ziyafeti verdiğini haberleştirmişti. 

Haberde isimleri geçen 

– Abdurrahman Bozan, Ermeni ve Hristiyan

– Hızır Özkök, Ermeni ve hristiyan

– Behlül Karak, Ermeni ve hristiyan

– Mürşit Avşar, Ermeni ve hristiyan

– Erkan Ayçiçek, Ermeni ve hristiyan

– Ramazan Öztaş, Ermeni ve hristiyan

– Recep Kalyoncu, Ermeni ve hristiyan

– Yücel Erbaşı (Haberci), Yahudi/Ermeni karışık soydan ama Ermeniliği/hristiyanlığı baskın yaşıyor. Tıpkı Diyanet işleri başkanı ve gizli hristiyan Ali Erbaş gibi…

Haberde ismi geçmeyen ama o gün orada olan, Türkiyeden gidenler de dahil, daha çok sayıda gizli Ermeni ve gizli Hristiyan vardı orada. 

Abdurrahman Borazan, 2014, Melburne, Avustralya

Abdurrahman Borazan, günün mana ve ehemmiyetine uygun surette bir sözde takke de takmıştı. Kardinal şapkası misali kırmızıydı. Bu çete, bu “cemaat içindeki cemaat”, Avustralya ziyaretinin herkese açık kısmında sözde Kur’an ziyafeti verdi ve İslami hizmetlerimize dair konuştu. Lakin arka planda, Avustralyalı hristiyanlarla bir arada kaldıklarında gerçek kimlikleriyle, gerçek niyetleriyle konuştular. Sonra gerçek dinlerine göre hristiyanca ibadetlerini de yaptılar. Bu yaptıklarından da büyük bir haz aldılar, büyük bir zafer hali gibi olduğunu değerlendirdiler. Kim bilebilir, belki de “Bundan sonra bu ümmet bir daha asla ayağa kalkamaz. Silsile-i Sadatın son hakiki mürşid-i kamilin yolunu/cemaatini de tamamen ele geçirdik ve istediğimiz yönde götürüyoruz” diye sevinçle kadeh de kaldırmışlardır.

Ben neler neler anlatacağım, şu ana kadar anlattıklarım aslında sahada bir yoklama çekmekten, son somut gelişmeleri, tepkileri ya da tepkisizlikleri takip etmekten başka bir şey değil. Daha kimleri kimleri ifşa edeceğim ama öncesinde azıcık daha bekleyeceğim. Bu bekleme süresi içinde sadece çok mühim olmayan ama bilinmesi gerektiğini düşündüğüm birkaç “cemaat içindeki cemaat” militanını daha ifşa edeceğim ve biraz da hatıralar anlatacağım. Asıl büyük bombayı sonra patlacağım ve daha önce ifade ettiğim gibi, o vakit cemaatim içinde büyük fırtına kopacak, bu fırtına, sonrasında bütün Türkiye’yi saracak, Türkiye içindeki denge çivileri yerinden oynayacak, patlamanın altında hükumet de kalacak. Sonra bu fırtına, bu patlama dünyayı sarmaya başlayacak. Devletimin, cemaatimin içinde bu hainlikleri yaptıran ülkeleri, hükumetleri, onların gizli servislerini, onların iç dengelerini, onlarını mafyalarını sarsacak. Çok büyük hadiseler olacak. 

Türkiye içinde ya da dışında cemaatimin müesseselerini kara para işlerine, ta insan kaçakçılığına, organ kaçakçılığına kadar bulaştıranlar, bu müesseseleri Vatikan’ın insanlık dışı kara para işlerinin, Kraliçe Elizabet’in insanlık dışı kara para işlerinin içine dahil edenler, dünyanın farklı farklı yerlerinde kısa sürede oyundan düşecekler ve çoğu idam edilecekler. 

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi


Melburn Turkish News’ın söz konusu sosyal medya paylaşımı için buraya tıklayın.

Ruslana Korshunova neden öldürüldü

Arkadaşlarla da çok istişare ettim ve ardından hala düşünüyorum. Ruslana Korshunova’yı kimlerin kısa sürede zirveye kadar yükselttiğini, sonra hangi yasa dışı hatta insanlık dışı işlerde kullandıklarını, sonra neler olduğunu ve neden öldürdüklerini, sonra kaç ülkeden kaç liderin ve siyasi yetkilinin bu cinayeti kapatmak için seferber olduğunu yazsam, neler olur bu dünyada… Ruslana tek de değil, binlerce Ruslana aynı sistem tarafından kullanıldı, sonra katledildi.

Hepsini değil, sadece Kazakistan, Rusya ve Ukrayna kısmını yazsam, Putin’in Ruslana cinayetini kapatmak için neden çırpındığını anlatsam bile, neler neler yaşanır bu dünyada… İyi ölçmek, sonuçları doğru hesap etmek lazım. Türkiye’de de çok büyük hadiseler olur, kaç bin kişi bir anda oyundan düşer. Adnan Oktar’cıların yargılamasının göstermelik olduğu anında anlaşılır ve hakiki bir yargılama hemen başlar. Çok da işime gelir. Ta benim davalarımda/süreçlerimde kullanılan yahudi/mason devlet yetkililerine kadar büyük bir temizlik olur. Olur olmasına da asıl bombalar Rusya, Ukrayna ve İsrail’de patlar. Onlar epeyi gürültü ve yıkıcı şekilde patlarlar.

Hala son kararı veremedim. Derin düşünceler içindeyim. Ben yapabileceklerimden eminim. Deliller paylaşarak da hatta paylaşmayarak da bu dünyanın altını üstüne getirebileceğime eminim ama doğru vakit geldi mi, artık bunu yapmaya mecbur bırakıldım mı, bu kadar büyük bir çatışma yaşanmalı mı, bu kısmına emin değilim. Şu anda içimden bir ses “Bu müdahaleleri yap, bu liderleri ve devlet yetkilileri ile dolu olan çetelerini, devlet kurumlarını, hepsini yak. Zaten cehenneme dönmüş ve cayır cayır yanan bir dünya, bir dünya insanlığı var. Öyle ise biraz daha harlansın, yanan yansın, yıkılan yıkılsın ve kaostan düzen kurulsun” diyor.

Ercan Arıklı’yı nasıl da öldürüp geçtiler. Biraz konuşmaya başlamıştı, daha neler neler anlatırdı. Türkiye’den sonra dünyanın dört bir yanında da mecburen temiz eller operasyonları başlatılırdı. Lakin adam koca otobüsü göremeyip nasıl da altında kaldı. Adnan Oktarcıların tuzaklarına düşüp sonra kurtulmak isterken 11. kattan atılan ve intihar denilen kişi de var. Boğaz köprüsünden gece yarısı atılıp intihar denilenler. Öldürüldükten sonra “Ünlü sanatçı intihar etti” diye arkasından haberler yapılanlar… Dünyanın her yerinde birbirine benzer hadiseler var. Ayinlerde kurban edilenler, kendi teşkilatları tarafından infaz edilenler, kendi devletlerinin gizli servisleri tarafından yok edilenler. Daha neler neler… İnsanlık düşmanlığı, masonluk, yahudilik, satanistlik, insan katledilen ayinler, tecavüzler ve işkenceler, uyuşturucu işleri, organ işleri, insan kaçakçılığı dahil her türlü kaçakçılık işleri, terör işleri, sübyancılık işleri/mayfaları, vergi kaçırmalar, devletlerin hazinelerini boşaltmalar, vatandaşa ödetilen faturalar üzerinden vurulan vurgunlar, ünlüler camiası üzerinden uygulanan ahlaksızlaştırma, dinsizleştirme projeleri ve daha neler neler…

Onlarca devletin idari kadrolarının, askeri yetkililerinin, istihbarat servislerinin, ünlülerinin, iş adamlarının, milletler arası bir organizasyonla kara para işleri yaptıklarının ve her türlü şeytani işler yaptıklarının, dünyayı fesada verdiklerinin meydana çıkartılması, nelere nelere sebep olur.

Bunu yapınca sonunda tam olarak neler olacağını tam manasıyla kestirmek imkansız ama her ihtimalde de onlarca devlette peş peşe iktidarlar ve dahi askeri ve siyasi bürokrasi değişiyor. Dünyanın dengeleri, dünyanın havası değişiyor. Devletlerin eğitim, hukuk, vergi sistemleri dahil her şeyleri değişiyor. Her yerde insani/vicdani ve iyi/güzel şeyler görülmeye başlıyor. Her ihtimalde de mason tarikatı ifşa oluyor, çöküyor, yasaklanıyor, dünya genelinde yüz binlerce mason yargılanıyor, bir kısmı idam ediliyor. Bütün insanlık, yahudileri, masonları ve İsrail’i lanetliyor. Bütün insanlık, yahudilerin, masonların peşine düşüyor. Hani hadis-i şerifte “Taşlar bile -Gel, benim arkamda da o Yahudilerden var, onu da öldür- diyecekler” denildi ya, kesin emin oldum ki bu müdahaleleri yaparsam, 14 asır önce haber verilen o hadiseler yaşanacak.

Ve hasımlarım benim sinirlerimi çok zorladılar, beni çok gerdiler, hala geriyorlar hala sabrımı ve kararlılığımı test ediyorlar. Benimse gözüm hiçbir şeyi görmüyor. Böyle yaşamaktansa milyonlarca kere can vermeyi hiç düşünmeden tercih ederim. Benim ölümden, zulümden, düşmandan korkum yok. Benimle birlikte yol alanların da korkuları yok.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Süleymanlılar cemaati ve gizli Yahudiler

M** (Akademi Dergisi takipçisi) 4 Mart Cuma, 16:02

Saygıdeğer Hocam, yüksek müsadenizle bir konu hakkında düşüncelerinizi merak ediyorum. Şuan kpss tarih çalışıyorum ve aklıma takılan bir konu var. Biz Türkler nereden geldik? O kadar parça parça ki bunu aklımda bir türlü oturamıyorum. Ya da bu konuyu okumak için bir kaynak öneriniz var mı?

Mehmet Fahri Sertkaya, 4 Mart 2022, 16:41


“Türk diye bir ırk var mı, yok mu?”

Nuh a.s’ın oğullarından olan Yafes’ten geldik. Diğer oğlu olan Sam’dan da Yahudiler geldiler. Nuh a.s.’ın irtihalinden sonra, uzun zaman Yafesin evlatları ile Sam’ın evlatları sorunsuz devam ettiler, bir arada yaşadılar. Kız aldılar, verdiler, kaynaştılar. Her kesin kanı, kodları birbirine karıştı. Bu olduktan sonra gelen ve “Ben-i İsrail’in peygamberleri” dediğimiz binlerce peygambere de aslında hem Sami/Yahudi hem Sami/Arap hem de Yafesi/Türk denilebilir. Zaten geçenlerde anlattıklarımla bunun fark edilmesini de sağladım. Yuşa aleyhisselamın, Musa aleyhisselamın, Davud aleyhisselamın kodlarında hem Sami/Araplık hem de Yafesi/Türklük de vardı, etraflarında Türkler de çoktu. Tarihe geçmiş en büyük Türklerden biri olan hazret-i Zülkarneyn de “İsrailoğullarına gönderilmiş hak peygamber” olarak bildiğimiz peygamberlerle akrabaydı. Yani on binlerce senedir Türk, Arap, Yahudi denilen ırklar aynı temelden geldi. Hepsi kardeş, hepsi akraba… Zaten İslam’da ırkçılık da katiyen yasak/haram… İblis sonra oyunlar kurdu, Sami/Yahudi olanları kafaladı ve onları satanistliğe kadar sürükledi. Kendine bağladı, soylarını, tarihlerini onlara hep yalanlarla farklı anlattı, anlattırdı.

Böyle İblis tarafından kandırılan Yahudiler ve Türkiye’deki gizli Yahudiler, çıkıp her fırsatta “Türk diye bir ırk var mı, yok mu?” diye tartışma çıkartırlar. Kendilerince Türklerin de Yahudi olduklarına, bunu bilmediklerine ve asimile olduklarına inanırlar. Bu nedenle kendilerine “Öztürkler” derler. Türkiye’deki çok sayıda gizli Yahudi aile bu soy ismi taşır ve ticari müesseselerine de bu ismi verirler. Hatta bu gizli Yahudilerden birinin yazdığı sözde bir mehter marşı da vardır. Kendilerince “Yeni Malazgirt Marşı” da derler. Türklerin tarihteki tartışılamaz surette gözler önünde olan muazzam galibiyetleriyle, üstünlükleriyle kendilerince övünürler. O zamandaki Türklerin de aslında Yahudi olduklarını bilmeyen Yahudiler olduklarına inanırlar. Türkiye’deki meşhur gizli Yahudi mafya babalarından biri olan Sedat Pek-er de zamanında “Öztürkler” diye bir internet sitesi açmıştı. Bunun açılışını merasimle yapmıştı. O yemekli, eğlenceli merasime gizli Yahudilerden kalabalık bir grup katılmıştı. Aralarında kimler, kimler vardı.

İşte Fatih’in oğlu 2. Bayezid de bu gibi iddialarla yoldan çıkartıldı. Kendini, Yahudi olduğunu sonradan çözmüş, anlamış bir Yahudi olarak kabul etti. Sonra mason da oldu, satanistliğe kadar ilerledi. Etmediği zulüm ve ihanet, sapıklık ve rezalet kalmadı. Sonunda oğlu Yavuz Sultan Selim Han tarafından zehirlenerek ve ibret-i alem olacak surette öldürüldü. Son zamanlarda mezarı da rezalet/pislik merkezi… Bu dahi hikmetsiz değil. Cemaatimizdeki hoca efendilerden ve hoca hanımlardan bazılarına da onlarca senedir “Senin soyun/aslın hep Yahudi. Siz asimile oldunuz, aslınıza dönün. Zaten bakın Türkiye’de siyasi, mali, askeri güç hep bizde. Boşa çile çekmeyin” dediler, bazılarını kandırdılar ve kendilerine çalıştırdılar, çalıştırıyorlar.

Hazret-i üstazımızın kızlarından Ferhan, onun çocuklarından Gülderen Kuriş ve Mehmet Beyazıt Denizolgun, bunların çocuklarından Alihan Kuriş ve Fatih Süleyman Denizolgun da kendilerini Yahudi, mason, satanist kabul eden kişiler olup çıktılar. Devşirildiler ve büyük zararlara sebep oldular. Her türlü ihanetin ve kara para işlerinin, TCK’ya göre de ağır suç kabul edilen suçların, bağlantıların içindeler.

Cemaatimizin hedefine ulaşmasına onlarca senedir mani oldular, hızını kestiler, ihanetler ettiler, samimi Süleymanlılara çok eziyetler ettiler, onları cemaatten uzaklaştırdılar, kimilerini öldürttüler, büyücülükle de saldırdılar ve son zamanda ise cemaatimizin idaresini tamamen ele geçirdiler.


Ferhan’ın kocası Kamil Denizolgun da müslüman değildi. Soyunun bir yanı gizli Ermenilerden, bir yanı gizli Yahudilerden geliyordu. Hazret-i üstazımızın, deccal küfrünün en şiddetli zamanında, her insanın aklının dahi kaldıramayacağı nasıl da büyük çilelerle ve nasıl da dahiyane siyasetlerle bu dini ayakta tuttuğu, her şartta yol alıp hizmetine devam ettiği, oyunlar içinde oyunlar kurduğu yakında herkes tarafından kesin şekilde anlaşılacak. Hiç kimsede şüphe kalmayacak. Zira istenenden, beklenden çok çok fazla deliller, ispatlar meydana saçılacak.

Günümüzde de Yahudiler, bu tarihi gerçeği çarpıtıyorlar ve “Türkler de aslında Yahudidir” diyorlar. Öyle değil, anlattığım gibi… Akrabalık çok, ortak kodlar/genler çok. O gözle bakılacaksa Yahudi bildiklerimize Türk ve Arap da denilebilir. Türk bilinenlere Arap ve Yahudi de denilebilir. Arap bilinenlere Türk ve Yahudi de denilebilir. Bu, nasıl bakıldığına bağlıdır. Neticede bütün insanlar bir Adem ile bir Havva’nın evlatlarıdır. Ayrıca Nuh tufanından sonrasına bakılırsa, günümüzdeki bütün insanların ikinci babası da Nuh peygamberdir. Hatta anlatmıştım, o devir o kadar karışık ki o zamanlarda dünya insanlarının genleri arasına uzaylı insan türlerinin genleri bile karıştı. Öyle Yahudilerin iddia ettiği gibi değil bu işler. Herkesin geninde herkesin kodları var. Hatta uzaylı kodlarına kadar…

İblis’in Yahudileri kandırdığı gibi, İblis’le Havva’nın cinsi münasebetinden ayrı bir insan soyu da gelmemiştir.

On yıl önce anlattığımda, duyurduğumda Türkiye’de çok ses getirmişti ve artık herkesin duyduğu, bildiği gerçeklerden biri haline geldi ki kendilerini Sam’dan bu yana safkan Yahudi zan eden o kişiler, geçmişte adeta soyları kuruyacak hale geldiler. Hazar Türkleri Yahudileşti ve kendilerini Yahudi kabul ettiler de dünya üzerinde Yahudiyiz diyenler tükenmemiş oldular. An itibariyle şu dünyada kendini Yahudi bilenlerin en az yüzde doksan beşi aslında Hazar Türkü…

Böyle bu kadar karışık bu işler…

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Yazıya bazı eklemeler:

Kendini Yahudi görmeye başlayan ve onlarca sene cemaatimize büyük darbeler vuran Ferhan Denizolgun (mavi kıyafetli) ve onun gibi kendini Yahudi kabul eden kızı Ayşe Gülderen Kuriş (arkasında, çizgili kıyafetli)

Alihan Kuriş’in annesi olup da cemaatimizi arka plandan gizlice ve Yahudice yöneten Ayşe Gülderen Kuriş

Ayşe Gülderen Kuriş

Ferhan Denizolgun’un kocası olup da gizli Yahudi/Ermeni karışık bir soydan gelen Kamil Denizolgun

Soy ismindekinde -ol ve -gun heceleri, Türkiye’deki gizli Yahudi ailelerde, isim ve soy isimlerde sık kullanılmıştır. Misal: Ongun, Oral

Kamil’in kendine göre solundaki kişi Arif Ahmet Denizolgun’dur. Sağındaki kişi Mehmet Beyazıt Denizolgun’dur. Kamil’in üçüncü çocuğu Ayşe Gülderen Kuriş’tir. Alihan Kuriş, Ayşe Gülderen Kuriş’in oğludur.

Bu soyun mensupları asırlardır Türklerin arasında Türk ve Müslüman gibi görünerek, münafıkça yaşamaktadırlar.

AKPKK organize suç, terör ve ihanet örgütünden millet vekili olmakta bir beis görmeyecek kadar ayarı kaçık bir kişi olan, dinimizi, yolumuzu ve değerlerimizi her fırsatta siyasete ve kara para işlerine alet eden Fatih Süleyman Denizolgun.

Fatih Süleyman, Mehmet Beyazıt Denizolgun’un oğludur. Arif Ahmet Denizolgun karşısında AKPKK suç örgütü hep Mehmet Beyazıt Denizolgun’u desteklemiş, onu cemaatin başına getirmek istemiş ama muvaffak olamamıştır. Mehmet Beyazıt Denizolgun da AKPKK’den millet vekili yapılmıştır.

Sonrasında oğlu Fatih Süleyman da milllet vekili ya da doğru ifadeyle AKPKK militanı yapılmıştır.

Cemaatin idaresindeki Gülderen ve Alihan Kuriş, Fatih Süleyman’la da sık sık paslaşmaktadır. Gerçek kimlikleri, niyetleri, bağlantıları, suçları açıkça gözler önünde olan bu çete, cemaatimizi Yahudi/Mason zihniyetiyle idare etmektedir.
Cemaat ve ülke içinde dev gibi büyümüş bunca sorunların gerçek sebepleri işte bunlardır. Sorunları çözmeyi istemeyen ve bu yolu kasten durduran, ayarından çıkartmak isteyen, işlemez hale getirmek isteyen bu ihanet zihniyetidir.

Söz konusu “Yeni Malazgirt Marşı”

Kamil Denizolgun, Osmanlı devletini içten yıkan gizli Yahudi ve masonların önde gelenlerinden biri olan Mustafa Reşid Paşa’nın torunu mu…

Meşhur hain Mustafa Reşid Paşa ile Kamil Denizolgun arasında akrabalık var mı…

Milli Görüş camiasına yakınlığıyla bilinen Hürses gazetesi yazarı Fehmi Çalmuk, 28 Ağustos 2018 tarihli köşe yazısında, Süleymanlılar Cemaati ile ilgili dikkat çeken bir yazı kaleme aldı.

İlgili yazıyı okumak için buraya tıklayın.

İt ürüyecek, kervan her zaman yürüyecek (Rüya tabiri)

Dünya siyasetinde yaşanacak büyük hadiseleri haber veren bir rüyanın uzun tabiri

V… (Akademi Dergisi takipçisi):

Acayip bir rüya gördüm.
İstanbul’da talebelik ve sonrasında bir yıl hoca olarak hizmet yaptığım vefa kursuna vardım. Beni oraya çağırmışlar. Kursa girdim sanki bir gün kaldım. Normalde kursun altı, paralı otoparktır. Benim oradaki görevliyle görüşmemi söylediler. Vardım otoparkın önünde, yolumuza bağlı değil gibi görünen, bir otopark görevlisi var. Selam verdim. Kendimi tanıttım. Geleceğimden haberi varmış. Tamam dedi. Burada çalışacak olanlar için yarın seçim yapılacak. Ben senin için oy kullanırım, senin buraya alınmanı sağlarım burada çalışırsın, yurttan ev kiranı, bazı masraflarını filan ödüyorlar. Hem çıkarmak da artık yokmuş dedi. Ben de tereddüt ediyorum. MFS’nin tarafında olduğum için burada huzur vermezler, ama çalışmaya da ihtiyacım var, diye düşünüyorum.

Sonra kursun idarecisi Hüseyin Bakır, geldi. Herkes ona hürmet ediyor. Ben de ayağa kalktım, bakalım benim yanıma gelecek mi diye bekliyorum. Ona bakıyorum, benimle göz göze gelmiyor. Herkesle konuştu ama bana bakmadan gitti. Demek ki, verdiğim mesajı almış, sosyal medya yasak vs denilerek hakikati daha fazla ne kadar gizleyebilecekler? Diye düşünüyorum.

Daha sonra, bir anda kursun bitişiğindeki binada oluyorum. Gülderen orada oturuyor. Baya eskimiş, içinde ahşap yapıları olan bir ev. Mutfakla beraber 3 oda var. Birileri vardı. Onları uğurladı, onlar gidince Gülderen ile karşı karşıya geldik. Eline ucu yassı, kalın tokmak benzeri bir ağaç aldı. Aklı sıra beni korkutup kovacak. Ben de elinden aldım, şimdi ben sana vurayım mı, dedim. Hemen pencereden kafasını çıkartıp, imdat diye, deli gibi bağırmaya başladı. Delirmiş halde idi. Siması tam kafayı yemiş kadınlara benziyordu. Normalde hiç görmedim, ama orada çok çirkin bir siması vardı. Sonra vurmadım ama, orası Ahmet Bey Ağabeyimiz’e ait oluyor. Oraya sahip çıkmaya çalışıyorum. Bana bazı emanetleri bıraktığını hissediyor ve anlıyorum. Gülderene bağırıyorum. Ahmet Bey Ağabeyimizin bıraktığı daha fazla emanet var demek ki, senin bu kadar çırpınmandan belli oluyor, mealinde sözler söylüyorum. Bir anda gözümün önüne, içkiyi içip içip, ateş yanmış ve sönmüş yerlerin kenarında ölmüş bazı kişilerin görüntüsü geldi. Genel olarak, münafık hoca tipli kişilerdi…

Mehmet Fahri Sertkaya:

Rüyada beni temsilen kendini görmüşsün. Günümüzdeki rüya tabircilerinin çoğunun bilemediği ve anlayamadığı hususlardan biri de budur. Rüyalarda çok sık olarak bazı insanlar, başka insanların yerlerine kendilerini görürler. Tabirciler bunu bilemezlerse, göz önünde bulunduramazlarsa, bir gömleğin düğmelerinin atlanarak iliklenmesi, kaydırma yapılması misali, peşi sıra bütün tabirleri hatalı yaparlar. Madde madde tabiri doğru bilseler de yerli yerine oturtamazlar.

Bunun misali, kişiler gibi mekanlar da temsili olarak görülür sık sık… Vefa kursu da cemaatimizin merkezini temsilen görülmüş bu rüyada…

Merkezde devir teslim olacak ve buna aracılık yapacak kişi cemaatimizin mensubu bile olmayacak. Anlaşılıyor ki siyasi/idari yetkili bir kişi ya da resmi vazifesi/kimliği olmasa da çok etkili kişilerden biri olacak.

“Rüyada otopark görmek, hayırlara alamet eder ve rüya sahibinin yüzünü güldürecek, keyfini ve moralini yerine getirecek bazı gelişmelerin yaşanacağına rivayet edilir.” denilmiş tabirlerde…

“Demek ki, verdiğim mesajı almış, sosyal medya yasak vs denilerek hakikati daha fazla ne kadar gizleyebilecekler? Diye düşünüyorum.”

Bu kısımdan anlaşılıyor ki önce bir restleşme, karşılıklı mücadele süreci olacak, hatta bu çoktan başladı ve en kesin olarak yaptıkları şey “Sosyal medya yasak” deyip durmaları oldu. Tam Telegram Türkiye’de herkes tarafından duyulacak ve kullanılacak oldu ki bunun haberini istihbarattan önceden aldılar ve kısa süre öncesinde kardeşlerimize Telegram’ı yasakladılar. Neden? Çünkü Telegram’da Türkiye’den neredeyse kimse yokken, Akademi Dergisi vardı. Telegram’da yıllar öncesinden yayına başlamıştı. Rüyandan anlaşılıyor ki artık bu faydasız baskılardan, yasaklardan da geri duracaklar ve münafıklar tarafı pes edecek. İnatlaşmanın faydası olmadığını kabul edecek. Galiba o etkili ya da yetkili kişi de bu yönde karar çıkmasını sağlayacak. Dünyadaki pek çok farklı kesimden insanla ortak noktalarda buluşabildiğim biliniyor. Onun vesilesiyle de cemaatteki hainleri tesirsiz hale getireceğim ki cemaatteki münafıklar, masonlar, kriptolar, hep cemaat dışından hatta aslında yurt dışından yönetiliyorlar.

Süleymanlılar cemaatinin mason ve kara paracı lideri Alihan Kuriş

Kursun bitişiğindeki bina, merkezin yani cemaatimizin arka plandan yönetildiği yer demek. Bunun farklı tabirleri olabilir ama hepsi aynı kapıya çıkıyor. Arka plandan gerçekten cemaatimizi Gülderen yönetiyor, bunu daha önce defalarca yazdım. Lakin daha arka plandan Gülderen Kuriş’i ise kara paracı mason tarikatının üstadları yönetiyor. Onların arka planında MİT ve CIA yönetiyor. Aslında masonların MİT ve CIA’yı yönettiğini de söyleyebiliriz. Daha arka planında ise uzaylı taraflar yönetiyor. Alihan da Gülderen de çoktan biyonik robot yapıldılar. Hatta yakın çevrelerindeki bazı kişiler de çoktan biyonik robot yapıldılar. Alihan’ın 50 yaş üstündeki bütün idarecileri, mesulleri, Hisar Hastahanesine tıbbi kontrole göndermesi, bu konunun üstüne çok düşmesi bile bir oyun. İdari kadronun bu sırada bütün her şeyleri alındı. Vücut ölçüleri, görüntüleri, ses frekansları, genetik kodları hatta hafızalarına kadar her şeyleri alındı. Hemen peşi sıra biyonik robot yapılan kişiler de oldu.

Bu işler böyle dönmese, Alihan’ın, Gülderen’in, beraberce kara para, fuhuş, kumar, insan kaçakçılığı ve türlü suçlar işledikleri o sözde cemaat idarecilerinin gerçekleri sahada duruyor olsa, bunlar topluca çoktan pes ederlerdi. Şu kadar direnemezlerdi. Çünkü binbir türlü suçlarının, rezilliklerinin somut delilleri sadece bende değil, çok farklı farklı taraflarda da var. Ayrıca oyunu yeterince sert oynadığım, çok ama çok köşeye sıkıştıkları, uzun süredir ağır yük altında oldukları da gözler önünde. Bu şartlarda ya kaçarlardı, ya intihar ederlerdi, ya pes ederlerdi ya da içinde bulundukları masonik kara para ağı tedbiren onları da imha ederdi. Böyle olmasın diye yerlerine biyonik robotlarla geçildi. Rüyanın burasındaki bitişik binaya İngiliz Kraliyet ailesi de diyebiliriz. Senelerdir dünyanın dört bir yanında çok sayıda kara para çarklarını, ihanet teşekküllerini, kötülük merkezlerini çökerttim, hükumetler dahi çökerttim, liderleri siyaset sahnesinden düşürdüm, savaşları durdurdum ya da çıkarttım ama hala direnebilen kısımlar da var. İşte direnenler hep bu şartlara getirildiler, uzaylı tarafların müdahaleleriyle zorlaya zorlaya ayakta tutuldular. Benim iki ayağımdan biri teşkilatım ise diğeri cemaatimdir. Bunu da bildiklerinden ötürü cemaatimin üzerine çok oyunlar oynadılar ve cemaatimin sorunlarını çözmeme, münafıkların eline geçmiş idaresini elime almama mani oldular. Lakin, rüyandan da anlaşılıyor ki, bundan sonra direnmek isteseler de kısa süre sonra bir an gelecek ve tepeden aşağı yıkılacaklar. Sadece cemaatimdeki hain tepe kadro değil, Kraliyet ailesine kadar bu işin içinde olan herkes tepeden aşağı devrilecek. Ben, çoktan yazdım ve “Cemaatimi temizleyeceğim. İçindeki adamlarınızı sakince çekin. Her meselede olduğu gibi, bu meselede de baştan açıkça yazıyor ve ikaz ediyorum. Devamında mühlet vereceğim ve sonra çekmemişseniz gerekli müdahaleleri yapacağım” demiştim. Bunu çok iyi biliyorlar. Çekmek yerine, daha çok adam sızdırdılar. Benimle iyi geçinmek yerine, bu hususta da hep damarıma damarıma bastılar. Çünkü beni bitirmenin en tesirli yollardan biri olarak cemaati bitirmeyi ya da tesirsiz/güçsüz hale getirmeyi tercih ettiler. Yanlış yaptılar ve şimdilerde hatalarının bedellerini çok ağır ödeyecekler.

Gülderen hem kendisi gibi tabir edilebilir hem de kraliçeyi temsil ettiği söylenebilir. Zaten ikisine de işaret var denilebilir, ikisi aynı sistem.

Epeyi eskimiş olması da asırlardır dünya genelindeki bu zalim, bu şeytani, bu kanlı çarkın, dönen her türlü pislik işlerin merkezinde Kraliyet ailesinin de bulunması. Bir de sonlarının geldiğine işaret. Rüyada mutfak görmek ise zahmet ve külfete delalet eder ama sonu çok büyük kazanmak demektir. Muzaffer olmak demektir. Sevinçten yüzünün uzun süre gülmesi demektir.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov

Son bir iki aydır ben de dahil olmak üzere çok sayıda kişi, bu rüyanı tasdik eden rüyalar gördük. Hepsinin tabiri genel hatlarıyla aynı… Kraliçenin hatta dünyadaki en büyük şer merkezlerinden biri olan o kraliyet ailesinin de artık sonu gelmiş. Sonları çok yakın. Karşı karşıya geleceğim, çatışmalar olacak ve yine ben muzaffer olacağım. Dinsizlik, zulüm, vahşet, gözyaşı ile dolu olan şu dünyayı iman, adalet, mutluluk ile dolduracaksam eğer o kraliyet ailesini de tarihin çöplüğüne gömmek şarttır. Onlar varken bunu yapmak mümkün değildir. Bu rüyan aslında kısa sürede ne kadar büyük yol aldığımı ve yakında karşımdaki şeytani sistemin, Ankebut Ağının en merkez üslerini de yıkacağımı haber veriyor. Hatta bu kısımda tabir dışına çıkarak şu bilgiyi de vereyim. Cemaatimizin içinde benim aleyhime oyun kuran kişilerin en şerlilerinden ve önde gelenlerinden biri de aslen bir Ermeni/Hristiyan olan ve sonradan biyonik robot yapılmış olan Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur. En kısa süre içinde kafasını keseceklerimden biri de odur. Kısa süre önce de onu peş peşe ikaz eden kısa yazılar yazdım ama akıllanmadı. Bu da onun tercihi… Ona bu işlerde destek olan herkesin de ipini çekeceğim. Bunu da şimdiden tarihe bir not düşmüş oldum. Çünkü bu tabiri herkese açık şekilde mfs.tv sitesinde paylaşacağım.

Rüyanın ilgili kısmında, Gülderen’in az öncesinde uğurladığı kişiler var ve onlar, bu kraliyet ailesinin artık sona geldiğini, benim “Yapacağım” dediğim her şeyi yaptığımı çoktan anlamış ve kabul etmiş kişiler. Rüyadan anlıyorum ki bu tabiri okuyacaklar ve daha fazla inatlaşmayacaklar. Kraliyet ailesinden ve kraliçeden kopup uzaklaşacaklar. Böylece zararlarını asgari seviyeye indirerek varlıkta kalacaklar. Bazı taraflar akıllı olacaklar ve karşımda boşuna direnmeyecekler.

Aslında bu kısma kısacık eklemek geldi içimden. Bu rüyanı tasdik eden rüyalarımdan birinde ben “Ya Hay, ya Kayyum” diye zikrede ede elimde çok uzun ve sağlam bir tahta (Beşe on kereste denilenlere benzeyen uzun bir tahta) sallıyordum. Rüya bu ya, zombi denilen, ölü olduğu halde şuursuzca hareket eden iki güçlü, etkili, yetkili kadın varmış. Onlar asfalt yolda ve açık/güzel havada, önlerinde bir mani de olmadan ilerlerken, ben yolun yan tarafında beklemeye ve bir yandan da o uzun tahtayı yola doğru sallamaya başladım. Upuzun bir kılıcı sürekli savurur gibi yolun üzerinde çeviriyordum. Yolun yaklaşık yarısını bu şekilde kapatabilmiş oldum ama elimdeki tahta diğer yarısına uzanmıyordu. Bunu anlayınca hemen bana mani olmak için karşıma çok büyük bir örümcek şeklinde yapılmış robot çıktı. İki zombi kadını önden koruyacak ve beni yıkacaktı. Saniyeler içinde onu imha ettim. Ardından “Ya Hay, ya Kayyum” diye diye tahtayı sallayarak, hala şuursuzca o yolu geçmek için yürüyen o kadınlardan birini imha ettim, oyundan düşürdüm. İkincisine tahtam ulaşmadı ve o elimden kaçtı ama dünya liderlerinden biri yolun ilerisindeydi ve peşimden hamle yaparak onu da o lider oyundan düşürdü. Detaylarını anlatmadım, şimdilik anlatmayı da düşünmüyorum. Lakin robot örümcek demek, çoktan uzaylıların kontrolüne girmiş olan Ankebut Ağı demek. Ona iyice darbeler vurup karşımda hiç seviyesine düşüreceğim ve sonra zombi kadınlardan birini, yani Kraliçe Elizabeth’i imha edeceğim, oyundan düşüreceğim.

Senin rüyandaki mücadele kısmı zaten açık, tabire gerek yok. Ben kazanıyorum ve güçsüz kalınca karalama yolunu seçiyorlar. Öyle ki kural, sınır, değer tanımadan bunu yapıyorlar. Burada da hem Gülderen’in hem de arkasındaki asıl kişi olan Kraliçe’nin böyle yapacağını anlayabiliriz. Burada tabirin dışına çıkıp, akıl, mantıkla yorum yapıyorum ki kraliçe beni karalarsa, peşinden pek çok etkili ve yetkili kişi ona uymak ve iftiralarına, karalamalarına destek olmak zorunda kalır. Bu nedenle de ortalık fena karışır, çok büyük hadiseler olur. Bu nedenle de bana külfet, zahmet, mücadele var ama sonu benim için hayırlı…

Ta hazret-i üstazımız Süleyman Hilmi Tunahan (ks.) dan bana bırakılmış emanetler de var, bunlar bana çoktan malum, maneviyatı kuvvetli kardeşlerimize de çoktan malum ama rüyanın bu kısmında asıl konu olan şey/emanet ise riyaset/liderlik. Alihan ve Gülderen baştan beri bunu biliyorlardı ama gereğini yapmadılar, yapmıyorlar. Aslında ise arka plandan kraliçe dünyanın her yerinde fitne kazanları kaynattığı gibi cemaatimizle de uğraşıyor ve içindeki mason kişiler vesilesiyle cemaatimize de müdahaleler yapıyor. Hizmeti, yolumu, yolumuzu kesmek, bitirmek istiyor.

Bu işin sonu da belli, ne yaparlarsa yapsınlar, emanet sahibine veriliyor ve sonrasında ben tarihe geçen o haklı, meşru, çok sert ve çok büyük temizliği yapıyorum. Zan ediyorum ki Emir Timur gibi, Haccac-ı Alim gibi, İslamcı/münafık taifesi beni da ardımdan her devirde “zalim” diye anacak. İt ürüyecek, kervan/yolumuz her zaman yürüyecek.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Sadece dünyanın siyasi dengeleri değil, cemaatimizin içi de karışacak

Bir yandan cemaatimin içinde de hatları geriyorum. Çok gözler önünde olmayan büyük bir gerilme var. Cemaatimiz içindeki hainleri, münafıkları, masonları, gizli yahudileri, gizli ermenileri, gizli servislere bağlı kişileri, kara paracıları, yiyicileri köşelere sıkıştırıyorum. Çok gerildiler, çok daraldılar. Bir çıkış yolu arıyorlar.

Bunların mason tarikatı üzerinden Türkiye’de AKPKK ve MİT ile olduğu gibi, dünyanın başka başka ülkelerindeki hükumetlerle de bağlantıları var. Öyle zan ediyorum ki son bir çıkış hamlesi olarak bir çılgınlık deneyecekler. Onlar da “Bize yar olmayacak bu cemaat, kimseye yar olmasın. Mfs’nin kontrolüne ise hiç geçmesin. O zaman başımız daha büyük belada demektir” diyecekler ve son çare olarak cemaati kasten çökertmeye oynayacaklardır. Bunu zaten bir süredir değerlendiriyorlar ve aralarında konuşuyorlar.

Benden ikaz etmesi… Bunca ihanet, bunca nifak, bunca ahlaksızlık, bunca dolandırıcılık, bunca cinsi sapıklık, bunca yalanlar açıkça gözler önündeyken, ben de bunca zamandır ikazlar ediyor ve durmam gerektiği gibi durup mücadele ediyorken, hala bu yaşananları görüp de müslüman gibi, süleymanlı gibi, ehl-i tarik gibi durmayanlar ve mücadele etmeyenler, çok ama çok fena şeyler yaşayacaklar.

Allah’a yemin ederim ki ehl-i küfrün, onları ezip geçmesine hiçbir karşılık vermeyeceğim. Çünkü hak ediyorlar. Bana, teşkilatıma, cemaatim içinde samimi gördüğüm ve değer verdiğim kişilere zarar vermeye kalktıklarında karşılarında beni bulacaklar ve gerekli karşılıkları da vereceğim ama söz konusu gafillerin, korkakların ve menfaatçilerin ezilip geçilmesine mani olmayacağım. Bütün dünya bu duruşumu görecek. Ehl-i küfür kazanacak olsa bile Allah’ın adaleti tecelli edecek.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

26 Şubat 2022 – Sosyal mecralardaki Mfs paylaşımları

11.07 Neden son darbeler vurulmuyor

İnatla ve ısrarla danışlık dövüşme, onca tarafı oyalama, oyalama ve sonunda çuvallama…

Bir yandan da bu fena çuvallamış hali yine danışıklı dövüşlerle toparlama çabası… Öbür yanda ise, bu vaziyeti net gördüğü halde hala hamle yapmayan ve danışıklı dövüşlere son darbeyi vurmayan ülkelerin vahim sonları… Evet, Avrupa ülkeleri başta olmak üzere, bu danışıklı dövüşe hala alet olan ya da hiç değilse seyirci kalan ülkeler, büyük kaybedecekler.

Dünyanın, Biden/Kamala, Putin, Şi, Scholz ve Kraliçe Elizabeth merkezli oynanan danışıklı dövüşleri artık tamamen bozması gerekiyor. Yoksa bunlar, diğer ülkelerin ayarlarını çok ama çok fena bozacaklar.

Üç kuruş çıkarları için bütün dünyayı acımasızca felaketlere sürükleyecekler. Bu kısmı da danışıklı dövüşlerle yönlendirecekler.

Şu son darbeleri beraberce vuralım, iyice bocalasınlar, sonra dağılsınlar ve dünya insanlığı büyük tehlikelerden kurtulsun. Bunların idaresi altındaki devletler/milletler de kurtulsunlar.

https://parler.com/feed/45a3813d-6c53-448b-ad14-de7f127dcdb9

__________________________________________

12.21 Ben gemilerimi yaktım

https://parler.com/feed/bb2f13b4-ce10-4868-b58e-ea89c5f63b8f

__________________________________________

18.22 Trump bu fırsatı bari değerlendirecekse, danışıklı dövüşmeyecekse, Trump’ı dinleyin, ona uyun. Onu zorlamayın, onun önüne boşuna çıkmayın. Çünkü Trump bu defa durması gerektiği gibi durursa, onun bendeki kredisi çok yüksek olacak. Sadece ABD’de değil, dünyanın çok farklı yerlerinde sözü geçer olacak, kazanan taraf olacak. Durdurulamayan taraf olacak.

https://parler.com/feed/3409d009-bb40-4163-b063-47144ee7e54f

__________________________________________

Ben gemilerimi yaktım

Derhal bu vahşet sistemine neşter vurulmalı. Dünya ülkeleri ortak tepki göstermeli.

Daha ilk gününde, Ukraynanın hangi bölgelerinde felaket ve sefalet manzaraları oluştu da Türkiye, İsrail ve daha başka devletlerden sözde yardım kuruluşları, Ukraynaya koşar oldu?

Görüntüler gözler önünde, haberler dünyanın her yerinde… Ukraynada bir danışıklı dövüş var, iki tarafın da razı olduğu ve çok ağır tempoda ilerletilen bir işgal var. Zaten oyunculuktan ve kara paracılıktan gelen bir devlet başkanları var, hala rol yapıyor. Ve bu gün dahi Ukrayna’da felaket ve sefalet manzaraları yok.

Öyle ise o Türk kızılayı, Ahbap çavuş ilişkisi içinde olan o sözde yardım kuruluşları, ne halt etmeye Ukraynaya koşuyorlar? Türk milleti aç ve biilaç iken bu yardımlar neden Türk milletine yapılmıyor? Eti, sütü, tatlıyı geçtik, bu ülkede milyonlarca çocuk peynir bile yiyemiyor, yeterince ekmek bulamayanları bile çok sayıda ve bunların acil yardıma, desteğe ihtiyacı yok mu?

En son Haiti depreminde on binle insanı organları için kaçırdığı somut şekilde ispat edilmiş ve meydana çıkartılmış olan o İsrail… Bu güne kadar Ukrayna’dan 250 binin üzerinde Ukraynalı çocuğu sözde evlat edinme sistemiyle kaçırıp organlarına ayırmış olan o İsrail… Bu güne kadar bir milyondan fazla Ukraynalı kadını Avrupada iş bulup çalıştırmak üzere kaçırmış, aldatmış ve beyaz kadın ticareti ağına dahil etmiş olan o İsrail… O İsrail, şimdi Ukraynaya insani yardım yapmaya mı koşuyormuş? Bütün dünyayı toptan ahmak ya da korkak mı zan ediyorsunuz hala? Bu ne cüret, bu ne hadsizlik, bu nasıl bir eşkıyalık?

Bu işlerin tadı çok kaçtı, korona oyunlarını durdurduk, bu oyunların arka planında yapılan organ işlerine de balta vurduk. Taliban oyunlarını bozduk, batılılar tarafından kurulmuş sözde İslami, özde kara paracı bir terör örgütünün devletin başına getirilmesini ve danışıklı dövüşen malum devletler tarafından tanınmasını engelledik. Orada çevrilmek istenen kara para işlerini büyük oranda baltaladık. Kazakistan’dan organ hasadı yapılmasına da mani olduk, Türkiye’deki kara para işlerini zaten büyük oranda bozmuştuk. şimdi sıra Ukraynaya mı geldi?

Biden, Kamala, Austin, Kraliçe Elizabeth, Putin, Lavrov, Şoygu, Şi, Wang yi, Scholz ve daha onlarca yetkili kişi, kara para için danışıklı dövüşüyorlar, zaten mesleği oyunculuk olan ve kara paracı bir milyarderin adamı olan Zelenskiye de rolünü oynatıyorlar.

Dünya bunlardan büyük. Mason tarikatından, satanist ortaklağından, uzaylı taraflardan büyük, çok büyük.

Dünya insanlığı bunları nefesleriyle bile boğar.

Hemen bütün ülkelerde gerekli adli ve idari soruştumaların, teftişlerin başlatılması gerekiyor. Çok çok vahim insanlık suçları işleniyor. Hepsi mason tarikatı üzerinden organize oluyorlar. Şu anda ABD başta olmak üzere, dünyanın önde gelen ondan fazla ülkesi, gerçek manada tam bir terör ülkesi haline dönüştürüldü. Bunların hükumetlerinin, idarecilerinin meşruiyeti yok.

Şimdi ben bu yazıyı yayınlayacağım, bilmem kaç tane ülkenin vazifelileri tarafından tercüme edilerek hükumetlerine sunulacak. Sonra Biden, Kraliçeyi arayacak “Ne yapalım, emir bekliyorum” diyecek. Kraliçe, Putin’le görüşmek zorunda kalacak. Zelenski “İşler iyice kötü gidiyor. İfşa olacağım. Vatan haini ilan edileceğim. Bana bir şey deyin, nasıl yapayım. Halkın direnişi kesilirse, otorite bozulmaz ve kaos ortamı olmazsa, bu iyi olmaz, iş yapamayız” diye birkaçıyla ayrı ayrı görüşecek.

Tayyip yine “Kahretsin, bu mfs yine her işimizi bozuyor” diyecek ve Biden tarafından gelecek emirleri bekleyecek. Sözde danışmanların zaten alayı kara paracı, hırsız, namussuz pislik herifler… İşte gündemde, en büyük hainlerden ve kara paracılardan biri olan Devlet Bohçalının eski basın danışmanı adi hırsızlık suçu işlemiş, net görüntüler dahi var ama haberlere erişim engeli getirilmiş. Bunların hepsi böyle… Hepsi mason tarikatı üzerinden devletlerin belirli yerlerine getirilen adi, şeytanlaşmış kişiler. Hiç bir kişi ya da grup ya da teşkilat, hiçbir devleti hukuk devleti olmaktan çıkartma hakkına sahip değildir. Devletlerin kurum ve kuruluşları üzerinden en vahşice kara para işlerini yapma ve bu maksatla diğer devletlerle danışıklı dövüşme hakkına sahip değildir.

Şi, vurduğum darbelerden sonra kendini epeyi geri çekmek zorunda kalmıştı, yine tepkisiz görünecek ama arka planda bütün görüşmelerin, danışmaların, kararların içinde olacak.

Bir çok gelişme arka planda gizlice yaşanacak ve sonra “Yeter artık. Bu mfs de çok oldu. Yıkalım, yakalım artık oraları” diyecekler. Patlamalar, yıkılmalar olacak. Sonra ben o yangınlarda bunları yakacağım. O molozların, o enkazın altına bunları gömeceğim. Dünya genelinde bunların yüz elliden fazlasını oyundan düşüreceğim. Bunu yapmasalar da sonuç değişmeyecek ve yine oyundan düşüreceğim.

Bütün dünya yansa, yıkılsa bile, böylesine bir vahşete, insan kaçakçılığına, organları için küçücük çocukların dahi kaçırılmasına ve öldürülmesine, bunların zorla fuhuş mafyalarında çalıştırılmasına, satanist ayinlerinde İblis’e kurban edilmesine izin vermeyeceğim. İşkenceci sübyancılara satılmalarına izin vermeyeceğim.

Ben gemilerimi yaktım, geri dönüşüm yok. Böyle bir dünyada, bu gerçekleri bilip de bu mücadeleyi vermeden zaten yaşamam, yaşayamam. Sadece bir saat sonra bile dünyayı yerinden oynatacak somut delilleri, dünyanın başka başka ülkelerinden paylaştırabilirim ve başka başka ülkelerin adli makamlarına teslim ettirebilirim. Kendimi mi yakacağım, zan etmem, bana zarar yansımaz. Haydi en kötü senaryayo bakalım ve kendimi yakacak olayım… Olsun, dünya üzerinde bu insan şeytanlarını da kendimle beraber yakmış olurum. Fazlasıyla değer…

O Ukraynadaki danışıklı dövüş hemen şimdi bitecek. O Putin ve o Rusya cezasını hemen şimdi çekmeye başlayacak. O Putin ve Zelenski hemen tutuklanıp yargılanacak. Milletler arası mahkemeler hemen kurulacak ve insanlığa karşı işlenmiş suçlar yargılama konusu olacak. O Biden ve Kamala derhal iktidardan indirilecek, yerine de Trump getirilecek. Ona bir şans daha vereceğim.

Gelişmelere bakacağım, inadıma kararlar alınırsa, somut delilleri dünya insanlığı ve adli makamlarıyla paylaşacağım ve o anda Türkiye’de bir millet darbesi başlatacağım. Ben burada devrimi yapınca, peşim sıra onlarca ülkede devrimler yaşanacak.

Dünya insanlığı dünyalı ve uzaylı satanistlerden ve bunların danışıklı dövüşlerinden artık kurtulacak.

Akademi Dergisi | Mehmet Fahri Sertkaya

..

Çok fena çuvallayacaklar

Ben baştan söylemiştim. Gemilerinizi alın, sığ sulara, küçük limanlara götürün demiştim. Yani büyük paralarınızı büyük ülkelerden alın ve küçük olsa da emniyetli ülkelere taşıyın demiştim. Kısa bir süre kaldı. Hala o neticeye koşar adım gitmekte olduğumuzu kabullenmeyen ve parasını sağlama almayan patronlar, çok fena çuvallayacaklar.

Rusya-Ukrayna danışıklı dövüşünün devam eden sürecinde Rusya, ABD, Çin, Fransa, Japonya ve İngiltere çok ama çok büyük darbeler alacaklar. Lakin bu danışıklı dövüşün en büyük kaybedeni bu ülkelerden ziyade belki de Almanya olacak. Feci kayıplar yaşayacak olan Rusya, ABD ve İngiltere bile Almanya’dan daha az hasarlar alabilir. Bu ihtimal de kuvvetli.

Ufukta büyük çalkantılar var. İktidarlar devrilecek, liderler hatta diktatörler yıkılacak. Holdingler hatta ülkeler iflas edecek. Akıbeti meçhuller, faili meçhuller binlerceyi bulacak. Ankebut Ağı çökecek. Kara para ağı çökecek. Mason tarikatı çökecek. Satanizm çökecek.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Türk Kızılayı, Ukrayna’ya kara para peşine gönderildi.

Tamamen masonların, gizli yahudilerin, gizli ermenilerin kontrolünde olan Türk Kızılayı, Ukrayna’ya kara para peşine gönderildi.

Türkiye’dekiler de dahil olmak üzere, masonların yani Ankebut Ağının nüfuzundaki bütün hükumetler, Ukrayna’da kara para peşindeler.

Çok yakında Putin, Zelenski, Lavrov, Şoygu, Zaharova başta olmak üzere, Rusya’dan, Ukrayna’dan ve onlarca başka ülkeden siyasi/idari ve askeri yetkililer, milletler arası mahkemelerde yargılanacaklar.

Taliban planlarını bozduk, Kazakistan’a dair planlarını da bozduk. Kara paraları iyice azaldı, zor hallerdeler ve şimdi Ukrayna’yı kanına, iliğine kadar sömürmenin peşindeler. Bu maksatla aralarında danışıklı dövüşmekteler. İngiltere kraliçesi ve Boşbakanı, ABD’den Biden, Kamala ve Austin gibi kişiler de bu insanlık suçlarına ortaklar. Hepsi de yakın gelecekte görevlerinden alınacaklar, devrilecekler, su-i kastlara uğrayacaklar, intihar etmiş olacaklar, yargılanacaklar.

Dün söylemiştim, şu küçük dünya çok büyük karışacak.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi