Etiket arşivi: Mason Tarikatı

Akademi Dergisi yazarı muhterem hocamız Mehmet Fahri Sertkaya’nın muhtelif yazılarında geçen, Mason tarikat, Mason, Masonik Örgütler, Yahudi/Mason Medyası, Mason/Satanist Ayin, Mason Teşkilatı, Freemasonry, Masonluk, Masonlar gibi etiketlerin tamamını istafade edilmesi temennisiyle, Mason Tarikatı konusu altına toplamaya çalıştık.

Editör | MFS.TV

Neydi o günler

Hatırlar mısınız, kendilerine “baronlar” diyen bir çete, bir zamanlar benimle irtibat kurmuştu. “Sen koyseyleri boş ver, biz baronlarız. Biz izin vermedikçe dünyada tek bir gemi hareket etmez. Limanlara yanaşamaz, limanlardan çıkamaz.” demişti. 

Haftalarca beni güya oyalamışlardı. Benimle ortak paydalarda buluşacaklarını iddia ediyorlardı ama tıpkı Trump gibi onlar da söz verdikleri hiçbir şeyi yapmıyorlardı. Kendilerine boy aynasında değil, dev aynasında bakıyorlardı. Kendilerini ulaşılamaz bir zeka, strateji ve taktik seviyesinde görüyorlardı. Çok havalılardı, çok… 

Sonra bunlara çok kızmıştım, kısa paylaşımla vaziyeti izah etmiştim. 

İşte onlar nerelerdeler? İşleri nasıl? Halleri, havaları nasıl? Onlarla iş tutanların halleri nasıl?

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

.

Geçmicek

17 Şubatta da yayında…
Onlarca sene de devam edecek.

Geçmiçek

Düşmüştük ama nihayet kalkıyoruz
Biz hainlere hep meydan okuyoruz
Her şeyin sonu var, biz de biliyoruz
Kazılan kuyulara, kazanları düşürüyoruz

Gitmeye niyetimiz yok, hep savaşıyoruz
Asırların intikamı var, günleri sayıyoruz
Doğru, çoğu geçti ve o güne yürüyoruz
Kimin ne hüneri varsa, sahada bekliyoruz

Onun ihanetinin ceremesini devletimiz ve milletimiz hala çekiyor


Üzerine beş asır geçti ama haince vurduğu ağır darbeler hala telafi edilemedi.

Fatih Sultan Mehmet Hanın oğlu ve Yavuz Sultan Selim Hanın babası olan İkinci Bayezid, çok sorunlu bir kişiydi. Halk arasında Bayezid-i Veli diye bilinmiş, tanınmış olsa da veli bir zat değildi. Aksine son derece maneviyatsız, istikametsiz, kusurlu bir kişiydi.

Çok yaklaşık otuz sene saltanatı devam etti ve sonra gerçekten veli bir padişah olan oğlu Yavuz Selim Han tarafından tahttan indirildi. Yavuz Selim Han, babasını tahttan indirebilmek için çok büyük çileler çekti, çok yanlış tavırlara tahammül etti, çok büyük bir mücadele verdi ve imkansız görünen bu darbeyi yapmaya muvaffak oldu. Babasını hem zehirledi, hem de sürgüne gönderdi. İkinci Bayezid çok fazla yol gidemeden zehrin tesiriyle ve yaklaşık otuz gün sonra öldü. Zaten yola çıktığında bile ata binemez bir haldeydi. Yavuz Selim Han, aslında babasının başını vuracaktı. İçinde bulunduğu şartlar müsait olmadığı ve öyle yaparsa başına çok işler açacağı için bundan geri durdu, zehirlemeyi tercih etti.

Çünkü ikinci Bayezid, çok öncesinden tam manasıyla yoldan çıkmıştı. İtikadı da düzgün değildi, fikirleri ve kararları da doğru değildi. Niyeti de ameli de çok bozuktu. Tam bir sefahat hayatı yaşıyordu. Alemci, helal/haram bilmez biriydi. Çoktan Yahudileşme temayülü/eğilimi gösteriyordu ve bu günlerde adına masonluk denilen şey o zamanlarda da vardı, yayılıyordu, kendisi de bu tarikata kapılmıştı. Etrafındaki gerçekten Müslüman ve samimi devlet adamlarıyla ilim adamlarını gücü yettiğince uzaklaştırmaya çabalıyordu. Etrafına kendi gibi itikadı, niyeti bozuk kişileri topluyordu. Yavuz Selim Han, babasını devirdikten sonra, saraydan uzaklaştırılan devlet ve ilim adamlarından birçoğunu yeniden saray çevresine topladı. Şayet, imkansız gibi görünen o darbeyi yapmaya muvaffak olamasaydı, Osmanlı tarihi de Türk tarihi de çok başka şekilde akacaktı. Devam eden süreçte Müslüman Türk milletini asimile edeceklerdi. Hazar Türkleri zamanla nasıl Yahudileştilerse, Osmanlı Türklerini de zamanla Yahudileştireceklerdi. Yahudiler Türk görünerek Osmanlıyı içeriden yıktılar. Cumhuriyet rejimini, Atatürkçülük isimli ihanet sistemlerini tesis ettiler. Hemen peşinden on beş yılda nasıl da Türkleri her şeyleriyle Yahudileştirmek istediler. Bunun marşını bile yazdılar. Bazı marşlarında “Kanla” demekten geri durmadılar. Devletimizin gücünü, kurumlarını ihanetlerle milletimizin aleyhine çevirdiler. Bu günlere kadar da akıl almaz şiddetteki ihanetlerine, zulümlerine, sömürülerine, asimilasyon uygulamalarına, ahlaksızlaştırma ve namussuzlaştırma uygulamalarına devam ettiler ve hala da ediyorlar. İşte Yavuz Selim Han o zamanlarda samimiyetle cihad etmeseydi, adaletin keskin kılıcı olmasaydı, Türk milleti ta o zamanlarda, şu zamanlardaki muamalelere tabi tutulacaktı. Ve kendi devletinin gücüyle Yahudileştirilmek istenecekti.

Zamanı gelecek, bu konuda çok şeyler anlatacağım ve başkaları da kesinlike bu konuları çok konuşacaklardır. Şimdilik özetle bu bilgileri verirken, şu kısmı eklemek isterim ki şimdiden tartışmaya açılsın ve gerçek tarih gün yüzüne çıkartılsın. İkinci Bayezid, 1492 senesinde İspanya’dan kovulan Yahudileri, Osmanlı topraklarına seve isteye kabul etti. O Yahudileri İspanya’dan kovanlar “Bunlardan bir tanesi bile bu topraklarda kalırsa, başımız belada demektir. Kara para bunlarda… Tefecilik bunlarda… İçme sularına mikrop atma bunlarda… Çoluk çocuk kaçırma bunlarda… Bebeklere kadar insanları ayinlerde parçalama bunlarda… Şeytan’a tapma bunlarda… Kötülükte yarışma bunlarda… Mayasız bayramı bunlarda… İğneli fıçı bunlarda… Halk arasında fitne çıkartma bunlarda… Milletin itikadını ve ahlakını/namusunu kasten bozma bunlarda… Akla gelen her türlü şeytanlık bunlarda” diye diye gönderdiler. İspanya’dan kovulan Yahudilerin böyle olduklarını ikinci Bayezid de çok kesin surette biliyordu, bunları topraklarımıza almak zorunluluğu da yoktu ama seve isteye aldı. Zaten çoktan devlet kademesinde yakın etrafında tuttuğu kişiler gizli Yahudi ve mason kişilerdi.

Evet… Yavuz Sultan Selim Han, hain babasının hakkından gelene kadar o hain, devlete, millete, ümmete, gelecek nesillere çok büyük kötülükleri kasten yaptı. Onun zararlarına mani olmak için çırpınan ve tarihe geçen bir mücadele veren Yavuz Selim Han da onun bütün zararlarına mani olamadı. Türkiye hala sözde veli ikinci Bayezid’in ihanetlerinin ceremesini çekiyor. O günden bu güne o Yahudilerin çoğu bu topraklara ihanet ettiler, her türlü kötülüğü/şeytanlığı yaptılar, hala yapıyorlar.

O zamanlarda bile bunları yapan Yahudiler ve masonlar, son zamanlarda da bu topraklar üzerindeki islam cemaat ve tarikatlarına sızmaktan geri durmadılar. İşte Alihan Kuriş de kendini Yahudi zan etmeye başlayan, masonlara karışan, devşirilen hainlerden biri oldu. Son yıllarda büyücülükten, beytül male el uzatmaktan, kumar oynamaktan, içki içmekten, zina etmekten, ihanetler etmekten, mason tarikatının emirlerini yerine getirmekten başka bir şey yapmaz oldu. Tarihte bunun gibi başka misaller de var. Şimdi de bir kişi çıkıp Yavuz gibi durmasa, neticesi çok ama çok vahim olur.

Kimin Yavuz gibi durduğu ve mücadele ettiği, kimin ikinci Bayezid gibi durduğu ve ihanet ettiği de görmek isteyen herkesin gözleri önünde apaçık duruyor.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

İnsanlık düşmanı satanist pisliğin tekiydi

Haydar Dümen korona sebebiyle ölmedi. Metafizikle çarpılarak öldü. Dünya üzerindeki metafizikçiler, bunu kolayca doğrulayabilirler.

İnsanları fiziki, ruhi, ahlaki ve dini felaketlere sürüklemeye yemin etmiş bir satanistti. Bu güne kadar çok büyük tahribata sebep oldu ama onun da mühleti dolmuş oldu. Bu yaşında, bu güne kadar, bu kadar yüksek metafizik sinyallere/çatışmalara iyi bile dayandı.

Kadınlara kızlara tecavüz edilen, bebeklere kadar her yaştan insanın işkenceyle, sadistçe öldürüldüğü ve İblis’e tapılan satanist ayinlerine hep giderdi. Hak ettiği kadar feci şekilde öldü. Sözde Türk basın ve medyasında, sözde Türk siyaset sahasında, Haydar Dümen gibilerin arkasından iyi konuşanlar da onun gibi kripto kimlikli kişiler. Masonlar ve satanistler…

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Tayyip’in yüzlerce milyar dolarlarına da çökecekler

Mehmet Ağar’a da çökecekler. Soysuz’a da çökecekler. Dünyanın dört bir yanındaki çok yüksek sayıda kişiye ve mafyaya çökecekler. Herkesin paralarına çökecekler. Ankebut Ağını ve bu ağa bağlı ülkelerden en çok da batı ülkelerini ayakta tutmaya çabalayacaklar. İtiraz edeni, vermeyeni, oyalayanı, başka çareler deneyeni devirecekler, ezecekler, çapraz ateşlere alacaklar. Göstere göstere sıktıracaklar. Fail-i meçhul cinayetler, şüpheli ölümler artacak. İntihar, kalp krizi ve korona gibi gösterilen ölümler de artacak. Sahada taraflar arasında çatışmalar çok artacak. Basında, medyada, sosyal medyada çok değişik, çok sarsıcı haberler yapılacak. Sorun çıkartanlar basın/medya yoluyla ve hukuk yoluyla da alaşağı edilecek. Hem o gizli Ermeni ve kara paracı MİT piyonu Abdullah Çatlı’nın da yaşadığı konuşuluyor, bu işlerde uzmanlığı var, belki onu da sahada kullanırlar. Ya da bu süre zarfında kendi gibi kişiler yetiştirmiştir, onları da kullanırlar. Öyle şeyler yaşanacak ki Susurluk, bu yaşanacakların yanında gölgesi kadar kalamaz.

Bu arada kimsenin mason olduğuna, satanist olduğuna, yahudi olduğuna, bunca zamandır Ankebut Ağına faydalar sağladığına da bakmayacaklar. Sorunlar çıkartıyor diye yahudi ve 33. derecede mason olan Üzeyir Garih’i bile vurdular, attılar… Şimdi ise o zamanlardan bin beter haldeler, çökmemek ve yok olmamak için akıllarına gelen her şeyi yapmayı meşru görürler.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Kapatıldı, kapatılıyor

Bilinci büyük oranda kapalı şekilde dördüncü kattaki balkondan düşen Kübra Ece vakası da arka plandan malum yerlere çıkıyor. Sistem, büyük bir gayretle bu vakayı da kapatmaya çabalıyor.

Kübra Ece vakasının arkasından da fuhuş, uyuşturucu, dijitalin işi, kadın kaçırma gibi kara para işleri çıkıyor. Adnan Oktar suç örgütü çıkıyor. Mason tarikatı çıkıyor. Adnancıların karışıp kaynaştığı AKPKK teşkilatları çıkıyor. Suçişleri Bakanı Solomon Soysuz çıkıyor. İstanbul Emniyet Teşkilatından kara paracı müdürler, amirler çıkıyor. Benzeri diğer vakalarda olduğu gibi bu vaka da saçak gibi Ankebut Ağının kısımlarına çıkıyor. Neler yaşandığını meydana çıkartmakla vazifeli resmi yetkililerin de Ankebut Ağı mensubu kişiler olduğu, konunun kapatılmaya çalışıldığı ortaya çıkıyor.

Sonra bir bakıyorsunuz, basında ve medyada “kadına şiddet durdurulsun” diye gürültüler. Ne hale getirilmiş şu memleket ki o türlü çıkışları yapan basın ve medya mensupları da Ankebut Ağının mensupları… Böyle vakalarda neler döndüğünü, arka plandaki vahim, çok vahim hakikatleri bilen kişiler.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

..

İngiltere Boşbakanlığındaki boş adamlar istifa ettiler

Bu konuda malum basın ve medyada söylenenlere ve yazılanlara çok kapılmayın. Bunlar, Johnson korona kısıtlamalarına uymadı diye istifa edecek adamlar değiller.  Umurlarında bile olmaz. Her gün kaç bin kişinin kanına girdiklerini umursamıyorlar, onu mu umursayacaklar. 

Krizin gerçekte bir değil, birçok sebebi var. Temel sebeplerden biri yeşillerle grilerin kendi aralarındaki çatışmaları. Diğeri, yaptığım müdahalelerden sonra korona oyunlarının ifşa olması, vahim suçlarının göz önüne çıkması, aralarında korkunun ve telaşın hakim olması, bu konulardan ötürü yargılanma ihtimallerinin bulunması ve korona oyunlarında geri adımlar atıp atmamakta karar verirken birbirlerine iyice düşmeleri… Ayrıca dünya siyasetinde sebep olduğum denge değişikliklerine ayak uyduramamaları, işe yarar karşılıklar verememeleri, hızıma yetişememeleri de aralarındaki çatışmaları artırdı. Mason tarikatına vurduğum darbeler neticesinde yaşadıkları sorunlar da var. Daha başka başka sebepleri de var ama başta ifade ettiğim gibi, şu anlarda en büyük sorunları gri-yeşil çatışması. 

Gri-yeşil çatışması başka ülkelerde de ve dünyanın genelini alakadar eden başka meselelerde de zahir olacak. Dün gece bu saatlerde metafizik bir toplantı yaptım ve dünyanın dört bir yanındaki taraflara aynı anlarda seslendim. Bundan sonra yapacağım, sebep olacağım pek çok şeyi en açık şekliyle ifade ettim. “Bu yanlış gidişten şimdi bari dönün, bazılarınız için hala şans var. Bazılarınız ise hiç değilse daha az acıyla, krizle çökersiniz” dedim. Uzaylı taraflara da hitap ettim ve “Gezegenimize, tabiatımıza, dünya insanlığına yaptığınız sinsi saldırılara son verin. Bakın, herkese her zaman yaptığım gibi baştan size de aynını yapıyorum ve açıkça ikaz ediyorum. Eğer bu saldırılara devam ederseniz, çok yakın gelecekte, dünya insanlığını mahvetmek isterken kendi feci sonunuzu hazırlayacaksınız. Buna da ben sebep olacağım. Çok çok feci hallerde ve topluca öleceksiniz.” dedim ve sonra birçok tarafa, türlü türlü meselelerde ikazlar, nasihatlar ettim. Bir ara “Avrupa ve ABD için başka bir şans yok. Artık onlar için geri dönüş yok. Ben onlara fırsat verip uzun uzun tahammül ettiğimde, onlar benimle ortak paydada buluşuyormuş numaraları yaparak vakit kazandıklarını ve tuttukları yanlış yolda devam edebileceklerini düşündüler. Şimdi ise bu tansiyon düşsün, bu fırtına dursun diye yalvaracak hallerdeler. Ama onlar bu sonu kendileri tercih ettiler. Artık onlarla ortak noktada buluşabilmemiz mümkün değil. Aralarında az da olsa medeni insan toplulukları var, onları ayırıyoruz ama kalan yığınlara yapabilecek bir şey yok. Hak ettikleri sonu görecekler. Oysa biz kimsenin dinine, diline, kültürüne, adetlerine, toprağına, malına, canına, evladına karışmayacaktık. Bütün insanlık için faydalı olacak bir sistem kurarken, onları da dahil edecektik. Onlar kendilerini de insanlığı da dert etmediler. Onlar kibirli hallerinden vazgeçmediler. Hala sömürmek, hala kan dökmek, hala terör yaymak, hala organları için her gün binlerce insanın canına kıymak onların tercihleri oldu. Lakin, yanlış tercih yaptılar, o yolları iyice kapattım ve her geçen gün daha da perişan olacaklar. Kazdıkları kuyulara düştüler. Artık o kuyudan çıkmaları mümkün değil. Her yeni gün, onlarda yeni yeni mali, siyasi, askeri, toplumsal krizler yaşanacak” dedim. 

Bunlar bile iyi günleri… Evet, son derece inanarak ve çok yaklaşmış olarak tekrar ediyorum: 

– Hala dünyayı sömürmek, dünya insanlığının çoğunu türlü oyunlarla katletmek, dünyanın çok sayıda ülkesinden kan dökmek, fitne çıkartmak isteyen o Avrupayı da ABD’yi de durduracağım, önlerine set olacağım ve onları hak ettikleri üzere cezalandıracağım. Hala sermayelerini, şirketlerini, ailelerini ve kendi canlarını oralarda tutmak isteyenler, kendileri bilirler. 

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

..

İşte biz onları tanımıyoruz

ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü “Panik yapmayın. Türkiye hala NATO ülkesidir. Rusya-Ukrayna krizinde bizim çizdiğimiz çizginin dışına çıkmadı, çıkamaz. Mfs’yi, vatanseverleri fazla dikkate almayın. Türkiye peşimizden bizi tasdik eden hamleler yapıyor, imzalar da atıyor.” demiş olabilir, sözü de uzatmış olabilir. Lakin hep ifade ettiğim gibi biz, o imzaları atanları da o imzaları da evrakları da tanımıyoruz. Çünkü imzaları atanlar, o makamlara gelmek ve o vazifeyi ifa etmek için baştan beri gerekli olan resmi evraklara ve yeterliliğe sahip olmayan… Ayrıca baştan beri ABD, Avrupa ülkeleri ve İsrail’in kanunsuz müdahaleleri ile iktidara getirilip orada tutulan… Her gün, her saat Türkiye’ye ihanet etmiş ve hala ihanet etmeye devam eden kişiler. Bunun anlaşılamayan nesi var? Son zamanlarda ve son gündem konularında atılan resmi imzalar ve alınan kararlar bir yana, çok eskiden beri atılan hiçbir imzanın bizi bağlayan bir yanı yok. Bu hususu kaç defa daha anlatmam lazım?

Türkiye’nin resmen NATO üyesi olmasını sağlayan/onaylayan ve Türk tarafından atılan ilk imzalar bile, vatan hainleri tarafından atıldı. Türkiye adına o imzaları atanlar da Türk değillerdi. Masonlardı, gizli Yahudilerdi, gizli Ermenilerdi. ABD’ye, İngiltere’ye ve Ankebut Ağına çalışan kişilerdi. Ömürleri boyunca Türkiye’ye ihanet etmiş kişilerdi.

Acaba Ned Price biyonik robot olduğu için, yapay zeka sistemiyle çalıştığı için mi bu apaçık hakikati göremiyor yoksa içinde İngiltere merkezli grilere çalışan bir gri uzaylı olduğu için bu hakikati görmek mi istemiyor? Gerçek Ned Price da satanistlikten, kötülükten, adilikten ötürü aklını kısmen yitirmiş, dengesiz tavırları/çıkışları olan lüzumsuzun tekiydi. Onun yerine geçen biyonik robot, gerçeğine bu kadar sadık kalarak hareket etmek zorunda mı? Zaman zaman, gerçek Ned Price’ın yapamadığı şeyi yaparak, mantıklı, gerçekçi ve dikkate alınır tavırlar sergileyemez mi?

Göremiyor ya da görmek istemiyor ya da neyse ne… Kendi problemleri, bunlar bizi alakadar etmiyor. Sözü tekrar edecek ve uzatacak değiliz. Ta-nı-mı-yo-ruz…

Biz aslanlar gibi burada, vatanımızdayız. Haydi onları görelim, onlara çalışan Türkiye’deki vatan hainlerini görelim, biyonik robotları görelim, mason tarikatının mensuplarını görelim… Bize rağmen Türkiye’yi nasıl NATO üyesi gibi hareket ettirebiliyorlarmış, hep beraber bir görelim.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

..

Köprü ve otoyollardaki soygun durdurulabilir

Hukuk profesörü Prof.Dr. Pelin Gündeş izah etti, köprü ve otoyollarda döviz cinsinden garantili ödemeler iptal edilebilir

1/ Köprü ve otoyollarda döviz cinsinden garanti ödemeleri iptal edilemiyor çünkü Londra Mahkemeleri yetkili deniyor. Aklıma bir yol geliyor. Milletlerarası Özel Hukuk Hakkında Kanun (no:5718) m.1’e göre bir sözleşmede yabancı hukukun seçilebilmesi için o sözleşmenin yabancılık…

2/… unsuru taşıması gerekmektedir. Bir sözleşmenin yabancılık unsuru taşıdığının kabulü için sözleşmenin milletlerarası ticaretin yarar alanına girmesi gerekmektedir. Bu yarar sınırlar ötesi mal ve para transferi gerektirir. Milletlerarası Özel Hukuk Kanununu-MÖHÜK’te..

3/… sözleşmelerden doğan borç ilişkilerine uygulanacak hukuk madde 24’te belirlenir. Her ne kadar m.24, 1inci fıkra hukuk seçimine izin verse de Kocasakal, Tekinalp ve Doğan’a göre bu maddenin uygulanabilmesi için öncelikle MÖHÜK’ün uygulama alanına giren bir uyuşmazlık söz…

4/… konusu olmalıdır. Doktrindeki bu görüşe göre yabancılık unsuru bulunmayan bir uyuşmazlıkta tarafların yabancı bir hukukun uygulanmasını seçme hakları yoktur. Bu durumda seçilen hukuk hükümleri sadece sözleşme metnine dahil kabul edilir ve buna incorporation diyoruz….

5/… Ve bu hükümler ancak, Türk hukukunun emredici hükümlerine aykırı olmamak şartıyla uygulama alanı bulabilir.Yavuz Sultan Selim, Osmangazi Köprüleri ve Avrasya Tüneli vb diğer garanti taahhüt eden Şehir Hastaneleri vb sözleşmelerde yabancılık unsuru olmadığı kanaatindeyim….

6/…Çünkü milletlerarası bir ticaret yoktur. İnşaatlar Türkiye’de hatta Türk firmaları tarafından kamu yararı için yapılmıştır. Dolayısıyla sözleşmeler milletlerarası ticaretin yarar alanına girmemektedir. Özetle bu sözleşmelerdeki tüm döviz cinsi garantiler yok hükmündedir!

7/Hukuk seçimin geçerli olarak yapılmadığı hallerde uygulanacak hukuk MÖHÜK 24/4’e göre belirlenecektir. Buna objektif bağlama kuralı denir. MÖHÜK 24/4 bu durumda sözleşmeden doğan ilişkiye, o sözleşmeyle en sıkı ilişkili hukukun uygulanacağını söylemektedir. Yani Türk hukuku!

8/ Ayrıca seçilen İngiliz hukukunun uygulanması Türk kamu düzenine açıkça aykırıdır. Milletlerarası Özel Hukuk Kanunu m.5’e göre yetkili yabancı hukukun belirli 1 olaya uygulanan hükmünün Türk kamu düzenine açıkça aykırı olması halinde, bu hüküm uygulanmaz; Türk hukuku uygulanır!

9/Ayrıca, doktrinde dava ikame şartı gerçekleştiğinde hukuk seçiminin geriye etkili olarak hüküm doğuracağı kabul edilmektedir! Yani geçmişte ödediğimiz paraların da hesabı sorulabilecektir!

10/ Ben ilgili kontrat maddelerini görmedim ancak bir önemli husus daha var. Yukarıdaki teknik değerlendirmelerimi İngiliz hukukunun seçildiği varsayımı üzerine yazdım. Ama eğer bu kontratlarda hukuk seçimi açık yapılmadıysa örtülü olarak İngiliz hukukunun seçimi halinde bu…

11/… seçim şüpheye yer vermeyecek şekilde anlaşılabilir olmak zorundadır! İngiliz mahkemelerinin yetkili kılınması, İngiltere’den hakem seçilmesi, dövizle ödeme yapılması hukuk seçimi yönündeki zımni iradeyi gösterebilir ancak bunlardan hiçbiri tek başına yeterli değildir!

12/ Ayrıca doktrindeki genel kabule göre sözleşmede İngiliz hukukunun seçiminin maddi geçerliliği (geçerli olup olmadığı) lex fori olarak Türk hukukuna tabi olmalıdır! Öte yandan tarafların hukuk seçimi yapmamış olmaları halinde (yani eğer İngiliz hukukunu seçtik demiyorlarsa),..

13/… sözleşmeye uygulanacak hukuku bulmak için objektif bağlama noktaları bulunur. Yani MÖHÜK m.24/4 devreye girer ve sözleşmeden doğan ilişkiye, o sözleşmeyle en sıkı ilişkili olan hukuk uygulanır.

14/ Peki MÖHÜK 24/4 ne diyor? Sözleşmeyle en sıkı ilişkili olan hukuk, karakteristik edim borçlusunun, sözleşmenin kuruluşu sırasındaki mutad mesken hukuku, ticari veya mesleki faaliyetler gereği kurulan sözleşmelerde karakteristik edim borçlusunun işyeri, bulunmadığı takdirde…

15/.. yerleşim yeri hukuku, karakteristik edim borçlusunun birden çok işyeri varsa söz konusu sözleşmeyle en sıkı ilişki içinde bulunan işyeri hukuku olarak kabul edilir. Ancak halin bütün şartlarına göre sözleşmeyle daha sıkı ilişkili bir hukukun bulunması halinde sözleşme, bu..

16/.. hukuka tabi olur. Peki karakteristik edim borçlusu kimdir? Bu kavramın yasal bir tarifi yoktur. Karakteristik edim kavramı doktrinde, akdi karakterize eden, akde adını ve ağırlığını veren, akde damgasını vuran ve hukuki özelliğini veren, diğerlerine göre daha rizikolu…

17/.. konumda bulunan edim olarak tarif edilmektedir. Bu konuda önerilen bir diğer kriter, para ödenmesine ilişkin edimin karakteristik edim olmayacağıdır. Mesela vekalet akdinde vekilin, kefalet akdinde kefilin, garanti akitlerinde garanti verenin, hizmet akitlerinde hizmet…

18/.. verenin, istisna akdinde eseri meydana getirenin, satım akdinde satıcının, kira akitlerinde kiraya verenin, karz ve ariyet akitlerinde kullandıranın, franchise akitlerinde franchise verenin, factoring akitlerinde factorun edimleri karakteristik edim kabul edilmektedir.

19/…İnşaat sözleşmelerinde müteahhidin üstlendiği edim bir eser inşa etmek, buna karşılık iş sahibinin karşı edimi ise belirlenen ücreti ödemektir. Sözleşmenin ağırlık noktasının meydana getirilecek inşaat olduğu gözetildiğinde karakteristik edim borçlusunun müteahhit olduğu..

20/… sonucuna varılacaktır. Roma Konvansiyonu’na göre de, milletlerarası inşaat sözleşmelerinde karakteristik edim müteahhidin edimi olarak kabul edilmiş ve bu doğrultuda müteahhit ile inşaatı yaptıran işveren arasında açık veya zımni olarak hukuk seçimi yapılmamış..

21/… olması halinde, inşaat sözleşmesine uygulanacak hukuk karakteristik edim borçlusu olan müteahhidin işyeri hukuku olacaktır. Bu büyük ihaleleri alan şirketlerin birden çok işyeri varsa söz konusu sözleşmeyle en sıkı ilişki içinde bulunan işyeri hukuku olarak kabul edilir.

22/…yani Türkiye! Çünkü bu şirketlerin hepsinin Türkiye’de işyerleri bulunmaktadır. İşin ifa yeri de Türkiye’dir. Birden fazla unsur Türk hukukuna işaret ettiğinden Türk hukuku uygulanması gerekir.

23/ Peki eğer karakteristik edim borçlusu olan inşaat firmalarının işyeri Türkiye değilse ne olacak? Onun da yolu var! Çünkü ödeme garantili köprü ve otoyollar Türkiye’dedir. Ödeme Türkiye’de yapılmaktadır. Borcun ifa yeri de Türkiye’dir. Bu durumda Türk hukuku müteahhitlerin…

24/… işyeri hukukuna göre daha sıkı ilişki içerisinde olan hukuktur. Dolayısıyla 24/4’ün son cümlesine göre Türk hukuku uygulanır. Ancak halin bütün şartlarına göre sözleşmeyle daha sıkı ilişkili bir hukukun bulunması halinde sözleşme, bu hukuka tabi olur. Yani Türk hukuku!

25/ Kontratlardaki maddeleri görmediğim için ihtimalli yazıyorum. Şimdi aklıma bir de şu husus geldi. Diyelim ki taraflar kontratlarda açık açık İngiliz hukukunu seçmiş olsunlar. Buna da çare var. MÖHÜK m.31’e göre sözleşmeden doğan ilişkinin tabi olduğu hukuk uygulanırken,…

26/… sözleşmeyle sıkı ilişkili olduğu takdirde üçüncü bir devletin hukukunun doğrudan uygulanan kurallarına etki tanınabilir. Söz konusu kurallara etki tanımak ve uygulayıp uygulamamak konusunda bu kuralların amacı, niteliği, muhtevası ve sonuçları dikkate alınır. Yani…

27/… sözleşmeyle taraflar İngiliz hukukunu seçseler dahi Türk hukukunun doğrudan uygulanan kurallarına etki tanınabilecektir. Zira Türk hukuku sözleşmeyle sıkı ilişkilidir. Nitekim MÖHÜK madde 6 ya göre de yetkili yabancı hukukun uygulandığı durumlarda, düzenleme amacı ve…

28/… uygulama alanı bakımından Türk hukukunun doğrudan uygulanan kurallarının kapsamına giren hallerde o kural uygulanır. MÖHÜK madde 31 ile ilgili bir açıklamaya da ihtiyaç vardır burada. Madde metninde 3. Devletin hukukunda yer alan doğrudan kurallar uygulanabilir demiyor….

29/Bu kurallara etki tanınabilir diyor. Yani 3’üncü devletin doğrudan uygulanan kuralları, esasa uygulanacak hukuk yani MÖHÜK m24 kapsamında mücbir sebep oluşturan bir hal ( mesela pandemi) ya da sözleşmenin geçersizliğine neden olan olgular fiili durumlar olarak düşünülebilir.

30/ Mücbir neden ya da sözleşmenin geçersizliği vb hukuki sonuçlara da MÖHÜK 24’e göre tayin edilen hukuk uygulanır.

31/ Peki sözleşmenin ifasında ortaya çıkan uyuşmazlıklar neye tabi olacaktır? Bu ilkesel olarak sözleşme statüsüne bağlı dense de ifa aslında gerçekleştirildiği devlet hukuku ile çok sıkı biçimde ilgilidir. Bu bağlamda MÖHÜK madde 33 uygulanır. Bu maddeye göre ifa sırasında…

Prof.Dr. Pelin Gündeş

İşte budur…
Mevzu kapanmıştır. Çalmayı/soygunu durdurun, şu ana kadar çaldıklarınızı da hazinemize geri ödeyin. Yoksa biz zaten yakında bu soygunların hepsini dava konusu yapacağız. O patronların, şirketlerin, arkalarındaki mafyaların ve kara paracı hükumetlerin ve mason tarikatı mensuplarının yargılanmalarını sağlayacağız. Zaten bu işleri, başımıza geçmiş hainlerle tamamen hukuk dışı şekilde organize ettiklerini de ispat edeceğiz. Şahitler, itirafçılar bile olacak.

Buradan sonra kaçarı yok. Bu milleti daha fazla soymak isteyenler hep sert kayalara çarpacaklar. Türkiye’nin dimdik doğrulacak, maddi ve manevi sorunlarını hızla aşacak.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Yine aynısı oldu

Herkes “Göktaşı mı düştü?” diye soruyor. Bu sefer fark şu ki yeşil ışıklar yayarak düştü. İstanbul, İzmir, Bursa, Çanakkale, Balıkesir dahil olmak üzere pek çok ilden göründü. Saat 22.35’te görülen, yeşil ışıklar saçarak düşen şeyin meteor olma ihtimali çok düşük. Hemen devlet gücüyle ve mason tarikatı bulaştırılmadan ciddi bir inceleme/soruşturma başlatılmalı. Nesnenin düştüğü yer bulunmalı, en ileri bilimsel tekniklerle ve metotlarla araştırılmalı.

Sabahtan beri birkaç tekrarla yazdım ve bir de ses kaydında tekrar ettim. Dün geceden şu ana kadar çok yüksek seviyede metafizik çatışmalar yaşandı, şu anlarda hala yaşanıyor. Böyle anlarda İstanbul’un göğünde çok sayıda UFO’lar uçuruluyor. Bunların içindeki uzaylı insanlardan ve ayrıca cihazlardan metafizik saldırılar yapılıyor. Biz de karşılık verdikçe hem personeller hem de cihazlar ve UFO’lar darbeler alıyorlar. Zaman zaman düşüyorlar, bazen de oldukları yerde asılı kalıyorlar ve başka bir UFO gelip onu alıyor, götürüyor.

Ayrıca, son zamanlarda Marmara ve Trakya bölgesinin altındaki ve üstündeki her türlü dengeye suni yollarla müdahaleler yapıyorlar. Manyetik alanlarla ve tabii gazlarla oynuyorlar. Çok vahşice planları var ve bu planlarda son hazırlıkları yapıyorlar.

Kırk kere yazdım, lazer silahları yerleştirilmeliydi. UFO’lara karşı tedbirler alınmalıydı. Son zamanlarda onlarca kere UFO düşürdük, onların kaza mahallerine ilk giden taraf olunmalıydı. Konunun üstüne ciddiyetle düşülmeliydi. Hala milletimiz ve devletimiz çok ama çok büyük tehdit altında.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Lanet edilesi bir pislikti…

Fatma Girik, Covid 19’a bağlı gelişen çoklu organ yetmezliği nedeniyle ölmedi. Uzun zamandır çarpılıyor ve bir türlü iyileşemiyordu. Mühleti bitti ve tepe taklak öte aleme geçti. İleri seviyede bir Türk/İslam düşmanı satanistti. Yalandan bile müslüman gibi görünemez, her fırsatta İslam’a düşmanlığını açık ederdi. Gece gündüz iblis’e dualar ederdi. Masonlarla, ülkedeki kriptolarla iç içeydi. En hakiki FETÖ’cülerdendi. Zamanında ünlü misyoner Türkan Saylan ile bağlantıları da vardı. Bizim aramızda Fatma ismiyle bilinen bu kripto hainin nasıl bir pislik olduğunu anlatmak için birkaç bölüm belgesel çekmek lazım ya da birkaç cilt kitap yazmak…

Ne kendi etti rahat, ne aleme verdi huzur
Yıkılıp gitti cihandan, dayansın ehl-i kubur

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Koronanın ilacı var

Ankebut Ağının kontrolündeki o malum devletlerin/hükumetlerin elinde, en başından beri koronanın ilacı var. Dikkat edin, koronaya karşı baştan geliştirilmiş aşı değil, koronaya karşı baştan geliştirilmiş ve hazırda tutulan ve kısa sürede iyileştiren ilaç var. Buna rağmen, hiçbir faydası olmadığı bilinen türlü ilaçlar, her gün abartılı sayıda, korona teşhisi konmuş insanlara içirildi. Korona teşhisi konmuş insanların büyük kısmı ise aslına korona değil gripti. Sonunda, bu ilaçların koronaya karşı bir faydası olmadığı, ağır yan etkilerinin olduğu, pek çok ölümün sebebinin bu ilaçlar olduğu meydana çıktı. Zaten grip olmuş ama ihtiyar olan ya da iç hastalıkları olan kişileri kısa sürede krize sokup öldürmesi için söz konusu ilaçların hem bir arada hem de yüksek adette içirildiği meydana çıktı. “Bu ilaçlar nedir böyle, içmeye başladığımdan beri beni mahvetti.” diyerek ve ölme riskine inandırmış olsa bile cesaret edip o ilaçları keserek hayatını kurtaranlar, ölmeyenler çok oldu. İlaçlara devam edenlerin büyük çoğunluğu ilaçlar nedeniyle öldü. Türkiye’nin dört bir yanından insanlar bu mealde konuştular, anlattılar ama sonra ne oldu? Bir soruşturma, bir yargılama başlatıldı mı? Şimdi ilaçların hiç fayda vermediği, aksine büyük zararlar verip ölümlere sebep olduğu gözler önüne çıktı, üstüne aylar geçiyor. Soruşturma başlatan var mı? Sözde bilim kurulunun aslında ne olduğunu, hangi gizli ermenilerden, gizli yahudilerden, gizli masonlardan, gizli servislere çalışan uzmanlardan, kara paracılardan teşekkül ettiğini soruşturan bir resmi kurumumuz var mı?

Türk doktorlar arasından bile korona virüsü kapan, yoğun bakıma alınan ve sonra bulduğu fırsatta cep telefonu kaydı çektirerek “Ben doktorum. Virüs öldürmüyor. Yanlış tedavi öldürüyor. Burada bana uygulanan tedavi kesinlikle yanlış. İlaçlar da yanlış ilaçlar” diyenler ve sonra ölenler oldu. Söz konusu videolar, gerçek sahibi CIA olan malum sözde sosyal ağlarda sansürlendi ama tamamen görülmez hale getirilemedi. Milletimizin içinden bunları görenler, izleyenler, dehşete düşenler çok oldu. Sonra ne oldu? Soruşturma ya da bilimsel bir inceleme/çalışma başlatıldı mı?

Korona, Ankebut Ağına bağlı insanlık düşmanı satanist hükumetlerin organize şekilde dünyaya yaydıkları ve laboratuvarda üretilmiş bir virüs. Ortada hiçbir virüs bulunmadığını iddia edenler isabetli değiller. Virüs de var ama korona oyunlarına karşı mücadele verenler arasında çok abartanlar da var, aldatma da var. Çünkü böyle faydalı ve zaruri bir mücadeleyi insanlık namına veren insanların arasına karışan çok sayıda art niyetli doktor, gazeteci, sosyal medya ünlüsü gibi kişiler de var. Bunların da arkasında mason tarikatı ve onların kontrolünde olan MİT var. Daha arkasında CIA var.

Korona oyunlarının arkasında kasten yanlış tedaviler uygulama ve ölüme götürecek ilaçlar dayatma da var. Bu sayede öldürülen çok sayıda insan üzerinden dönen kara paracılık da var, organ kaçakçılığı da var. Ayrıca canlı insan kaçakçılığı da var. Sözde aşılar üzerinden insanlığın sağlığına, genetik kodlarına, gelecek nesillere bile kastetmek var. Zamanı gelince sinyal göndererek aşılı insanları bir anda cinnet haline sokmak ya da bir anda kalp krizi gibi görünür şekilde topluca ölmelerini sağlamak da var. İnsanları sürekli sinirli halde tutarak tartışmaların, kavgaların, sorunların devleşmesini sağlamak da var. Hatta kapatmalar, kısıtlamalar vesilesiyle, mason dolu malum hükumetlerin arka plandan ve resmi araçlarla kara para işleri çevirmesi de var. Devletlerin resmi araçlarıyla, bazen polis araçlarıyla, bazen ambulanslarla canlı insan, organ, uyuşturucu ve kara para taşıma işleri de var.

Son aylarda Türkiye genelinde çok yüksek seviyede bir kalp krizi artışı var. Sebebini araştıran resmi yetkili birileri var mı? Ya da milli güvenlik meselesi görerek bir soruşturma başlatan var mı? “Ne oluyor bu insanlara” diyen var mı? Samimi biri miydi bilemiyorum ama bir savcı çıktı, kamerası önünde uzunca konuştu. Sonrasında hukuki ve tıbbi/ilmi hiçbir gerekçe gösterilemediği halde vazifesinden alındı. Neden, kim için, hangi kanuna dayanarak? Hangi maksatla? Söz konusu savcının vazifeden alınması kararına imza atanlar da mason mu, gizli mason mu? Masonlardan talimat alan birileri mi? Bunlar soruşturuldu mu?

Sadece hayvanların halleri tuhaflaşmadı. Stadlarda ölen futbolcuların sayısı da bir anda arttı. Aşı vurulan sporcular arasında trafik kazalarında ölenlerin sayıları da arttı. Her şey tuhaflaştı. Sadece iklimler, depremler, tuhaf yağışlar, hortumlar, fırtınalar değil meselemiz… Her şey tuhaflaştı.

Mason tarikatı üzerinden organize olan yahudilerin, satanistlerin ve gizli ermenilerin Türkiye’ye ve Türk milletine kastettikleri, Ankebut Ağının birçok ülkede aynı anda uyguladığı insanlık dışı planların (sadece korona ve organ planları değil) Türkiye ayağını oluşturdukları, çok açık. Soruşturma var mı, yargılama var mı?

Her sene yüzbinlerce gencin, maddi imkansızlık içinde iken üniversite tahsili yapmasına ve ahlaki eğitim almasına vesile olan İslam tarikatlarının müesseselerinde, hayatın olağan akışı gereği her sene birkaç istenmeyen hadise yaşanıyor diye… Sorunun temelini görmek, insanca yaklaşarak çözüme götürmek yerine, “Tarikatlar kapatılsın” diye avazı çıktığı kadar bağıranlar… Tarikat mensubu, Türkiye vatandaşı, kanuna saygılı, medeni insanlara ağız dolusu sövüp sayanlar, işte bunlar… Korona zulümlerinin, katliamlarının, soygunlarının Türkiye ayağında gönüllü olarak yer alan ve her türlü idamlık suçu organize şekilde, örgütlü şekilde işleyen insan şeytanları bunlar… Masonlar, gizli yahudiler, gizli ermeniler, gizli rumlar, gizli satanistler… Sözde bilim kurulunda, AKPKK organize suç, terör ve ihanet örgütünün şu anki kabinesinde, mühim/etkili sağlık kuruluşlarının başında, basında ve medyaya uzman diye çıkartılanlar arasında, bunlardan kaç kişi var, bağlantıları nasıl, soruşturma başlatıldı mı?

Bana inanmıyorsanız Fatih Altaylı’ya, Ahmet Hakan’a, İsmail Saymaz’a, Can Ataklı’ya, Merdan Yanardağ’a, Halk TV’nin ve Tele1’in ya da CNN Türk’ün üst isimlerine sorun… Benzeri binlerce basın, medya, sosyal medya aktörüne sorun. Şurada anlatmadığım kısımları bile biliyorlar.

Koronaya yakalanınca ölmesini istemedikleri adamlarına, masonlara, gizli yahudilere, gizli ermenilere, gizli satanistlere, gizli rumlara, o vatan hainlerine, o insanlık düşmanlarına söz konusu ilaçtan kullandırdılar, kullandırıyorlar.

Bana inanmayan Tayyip’e de sorabilir, Alman, İngiliz, Rus, Japon, Çin, Fransız, Amerikan resmi makamlarına da sorabilir. Sorun, sorun… Resmi geçerliliği olacak şekilde, usule uygun dilekçelerle sorun, cevaplar talep edin. Belki resmen inkar ederler ve sonra da koronanın arka planında dönen insanlık dışı işleri dünyanın bilmem kaç ülkesinde aynı anlarda ispat eden somut deliller yayılıverir. Ne kadar da büyük karışır şu dünya… Az daha unutuyordum, hükumetler üstü bir otorite haline getirilmiş olan o Bill Gates’e ve sözde vakıflarına da sorabilirsiniz. Belki de o sözde vakıfları, virüsün ilk anlarda nereden, kimler tarafından, ne şekilde yayıldığını biliyorlardır. Belki de aşı denilen sıvıların aslında nelere sebep olduğunu da biliyorlardır. İspanya’da ilk zamanlarda neler döndüğünü de biliyorlar. Belki kendi bünyesindeki adamları bile bu türlü gerçekleri kendi aralarında konuşmuş ya da yazışmışlardır.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi