Etiket arşivi: Fatih Sultan Mehmet

There is no license for fratricide in Islam

 B. D. T (Akademi Magazine follower):

I read your last post. Should I say Fatih? Then who is slaughtering the brothers in the cradle? Have we defended those who say sharia is permissible for years? What is the origin of this?

Mehmet Fahri Sertkaya:

V.a.s.

It is the basic rule of law; the one who is not guilty is innocent and cannot be punished. What would you say if they tried to hang you tomorrow because you might be a murderer? Islamic scholars and forensic scientists both agree that there is a devil inside every human being. Despite this, a person can never be punished without following that devil and committing crimes that cannot be punished. Those children are innocent. There is no such thing as fratricide in Islam. It has been said that “most of the ulema allowed it” why hasn’t anyone been able to list the names of that ulema for centuries? A straightforward game of betrayal was played. Six centuries later, “Rome hasn’t been conquered yet?” Not many people ask, but it doesn’t. Hz. Osman Sir also informed us that the conquest of Istanbul would happen in the End Times. Many other issues reveal this dirty game, but it is shocking to explain all of a sudden. If people do a little research, they will find it themselves; they will see.

Our measure is the Qur’an and the Sunnah, not the Ottomans… The Ottomans were not faultless. Besides many beauties and many services, there were also many troublesome aspects. Perhaps half of the Ottoman sultans were bionic robots or people who considered themselves non-Muslims. Even Abdulhamid II and Kanuni had severe problems. You have the rest, you think.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Onun ihanetinin ceremesini devletimiz ve milletimiz hala çekiyor


Üzerine beş asır geçti ama haince vurduğu ağır darbeler hala telafi edilemedi.

Fatih Sultan Mehmet Hanın oğlu ve Yavuz Sultan Selim Hanın babası olan İkinci Bayezid, çok sorunlu bir kişiydi. Halk arasında Bayezid-i Veli diye bilinmiş, tanınmış olsa da veli bir zat değildi. Aksine son derece maneviyatsız, istikametsiz, kusurlu bir kişiydi.

Çok yaklaşık otuz sene saltanatı devam etti ve sonra gerçekten veli bir padişah olan oğlu Yavuz Selim Han tarafından tahttan indirildi. Yavuz Selim Han, babasını tahttan indirebilmek için çok büyük çileler çekti, çok yanlış tavırlara tahammül etti, çok büyük bir mücadele verdi ve imkansız görünen bu darbeyi yapmaya muvaffak oldu. Babasını hem zehirledi, hem de sürgüne gönderdi. İkinci Bayezid çok fazla yol gidemeden zehrin tesiriyle ve yaklaşık otuz gün sonra öldü. Zaten yola çıktığında bile ata binemez bir haldeydi. Yavuz Selim Han, aslında babasının başını vuracaktı. İçinde bulunduğu şartlar müsait olmadığı ve öyle yaparsa başına çok işler açacağı için bundan geri durdu, zehirlemeyi tercih etti.

Çünkü ikinci Bayezid, çok öncesinden tam manasıyla yoldan çıkmıştı. İtikadı da düzgün değildi, fikirleri ve kararları da doğru değildi. Niyeti de ameli de çok bozuktu. Tam bir sefahat hayatı yaşıyordu. Alemci, helal/haram bilmez biriydi. Çoktan Yahudileşme temayülü/eğilimi gösteriyordu ve bu günlerde adına masonluk denilen şey o zamanlarda da vardı, yayılıyordu, kendisi de bu tarikata kapılmıştı. Etrafındaki gerçekten Müslüman ve samimi devlet adamlarıyla ilim adamlarını gücü yettiğince uzaklaştırmaya çabalıyordu. Etrafına kendi gibi itikadı, niyeti bozuk kişileri topluyordu. Yavuz Selim Han, babasını devirdikten sonra, saraydan uzaklaştırılan devlet ve ilim adamlarından birçoğunu yeniden saray çevresine topladı. Şayet, imkansız gibi görünen o darbeyi yapmaya muvaffak olamasaydı, Osmanlı tarihi de Türk tarihi de çok başka şekilde akacaktı. Devam eden süreçte Müslüman Türk milletini asimile edeceklerdi. Hazar Türkleri zamanla nasıl Yahudileştilerse, Osmanlı Türklerini de zamanla Yahudileştireceklerdi. Yahudiler Türk görünerek Osmanlıyı içeriden yıktılar. Cumhuriyet rejimini, Atatürkçülük isimli ihanet sistemlerini tesis ettiler. Hemen peşinden on beş yılda nasıl da Türkleri her şeyleriyle Yahudileştirmek istediler. Bunun marşını bile yazdılar. Bazı marşlarında “Kanla” demekten geri durmadılar. Devletimizin gücünü, kurumlarını ihanetlerle milletimizin aleyhine çevirdiler. Bu günlere kadar da akıl almaz şiddetteki ihanetlerine, zulümlerine, sömürülerine, asimilasyon uygulamalarına, ahlaksızlaştırma ve namussuzlaştırma uygulamalarına devam ettiler ve hala da ediyorlar. İşte Yavuz Selim Han o zamanlarda samimiyetle cihad etmeseydi, adaletin keskin kılıcı olmasaydı, Türk milleti ta o zamanlarda, şu zamanlardaki muamalelere tabi tutulacaktı. Ve kendi devletinin gücüyle Yahudileştirilmek istenecekti.

Zamanı gelecek, bu konuda çok şeyler anlatacağım ve başkaları da kesinlike bu konuları çok konuşacaklardır. Şimdilik özetle bu bilgileri verirken, şu kısmı eklemek isterim ki şimdiden tartışmaya açılsın ve gerçek tarih gün yüzüne çıkartılsın. İkinci Bayezid, 1492 senesinde İspanya’dan kovulan Yahudileri, Osmanlı topraklarına seve isteye kabul etti. O Yahudileri İspanya’dan kovanlar “Bunlardan bir tanesi bile bu topraklarda kalırsa, başımız belada demektir. Kara para bunlarda… Tefecilik bunlarda… İçme sularına mikrop atma bunlarda… Çoluk çocuk kaçırma bunlarda… Bebeklere kadar insanları ayinlerde parçalama bunlarda… Şeytan’a tapma bunlarda… Kötülükte yarışma bunlarda… Mayasız bayramı bunlarda… İğneli fıçı bunlarda… Halk arasında fitne çıkartma bunlarda… Milletin itikadını ve ahlakını/namusunu kasten bozma bunlarda… Akla gelen her türlü şeytanlık bunlarda” diye diye gönderdiler. İspanya’dan kovulan Yahudilerin böyle olduklarını ikinci Bayezid de çok kesin surette biliyordu, bunları topraklarımıza almak zorunluluğu da yoktu ama seve isteye aldı. Zaten çoktan devlet kademesinde yakın etrafında tuttuğu kişiler gizli Yahudi ve mason kişilerdi.

Evet… Yavuz Sultan Selim Han, hain babasının hakkından gelene kadar o hain, devlete, millete, ümmete, gelecek nesillere çok büyük kötülükleri kasten yaptı. Onun zararlarına mani olmak için çırpınan ve tarihe geçen bir mücadele veren Yavuz Selim Han da onun bütün zararlarına mani olamadı. Türkiye hala sözde veli ikinci Bayezid’in ihanetlerinin ceremesini çekiyor. O günden bu güne o Yahudilerin çoğu bu topraklara ihanet ettiler, her türlü kötülüğü/şeytanlığı yaptılar, hala yapıyorlar.

O zamanlarda bile bunları yapan Yahudiler ve masonlar, son zamanlarda da bu topraklar üzerindeki islam cemaat ve tarikatlarına sızmaktan geri durmadılar. İşte Alihan Kuriş de kendini Yahudi zan etmeye başlayan, masonlara karışan, devşirilen hainlerden biri oldu. Son yıllarda büyücülükten, beytül male el uzatmaktan, kumar oynamaktan, içki içmekten, zina etmekten, ihanetler etmekten, mason tarikatının emirlerini yerine getirmekten başka bir şey yapmaz oldu. Tarihte bunun gibi başka misaller de var. Şimdi de bir kişi çıkıp Yavuz gibi durmasa, neticesi çok ama çok vahim olur.

Kimin Yavuz gibi durduğu ve mücadele ettiği, kimin ikinci Bayezid gibi durduğu ve ihanet ettiği de görmek isteyen herkesin gözleri önünde apaçık duruyor.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi