Nüfusunun tamamına yakını Budist olan bir Asya ülkesi ile yaptığım görüşmenin tek taraflı bir kısmını dinleyebilirsiniz. Her zaman olduğu gibi bu da irticalen/doğaçlama yapılmış bir konuşmadır.
Etiket arşivi: İçimizdeki İsrail
Süleymancılar cemaatinin paraları kimlere akıyor
Akademi Dergisi Takipçisi:
Selamun aleyküm hocam
Siz Tuna’yi yazinca ben de size bununla alakalı birşey söylemek/sormak istiyorum.
Yillardir Avrupa’da mıntıkalardan bölgeye para intikali diye uygulama var. Ramazanda olsun, kış teberrüsü olsun, bahar teberrusu olsun çeşitli isimler altinda. İngiltere’ye geldiğimden beri bu uygulama neden var diye sorguladığımda merkezimizin uygulaması deniliyordu. Kalbimden itiraz etmek manevi zarar verir diye fazla ileri gitmek istemiyordum ama nasil başlamış diye bir ara sormuştum arkadaşlara.
Zamaninda Tuna bi ceza yemiş. O zaman o cezayi kapatmak için başlamiş. Öyle kalmış. Hala şu an bölge merkezi Batı Avrupa’ya gönderiyoruz. Biz küçücük bir şubeyiz. Mesela kendi harçlıgımızı zor çıkarırken hala yüzdelik sürekli bi kesinti yapılıyor. Bunlar normal mi?
Mehmet Fahri Sertkaya:
v.a.s. Hayır, normal değil… Aksine merkezin ve bölgelerin sizin gibi kısımları sürekli desteklemesi gerekiyor. Bu anlattığın yine biraz yenilir yutulur türden ama çok daha mantıksız ve herkesin “Neden” dediği uygulamalar da var. Vurdukları paranın haddi, hesabı yok. İhanetin sınırı yok. En ufak bir vicdan sıkıntısı çektikleri de yok. Paralar masonlara, Yahudilere, Türk ve İslam düşmanlarına akıyor.
Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi
Süleymancılar cemaatinin paraları kimlere akıyor
Selamünaleyküm hocam
Siz tunayi yazinca ben de size bununla alakalı bise soylemek/sormak istiyorum.
Yillardir Avrupada mintikalardan bölgeye para intikali diye uygulama var. Ramazanda olsun kış teberrusu olsun bahar teberrusu olsun çeşitli isimler altinda. İngiltereye geldiğimden beri bu uygulama neden var diye sorgulasam da merkezimizin uygulaması deniyor. Kalbimden itiraz etmek bile manevi zarar verir diye fazla ileri gitmek istemiyorum ama nasil başlamış diye bi ara sormuştum arkadaşlara.
Zamaninda tuna bi ceza yemis. O zaman o cezayi kapatmak için baslamis. Oyle kalmış.
Hala şu an bölge merkezi batı avrupaya gönderiyoruz
Biz küçücük bi subeyiz mesela kendi harcligimizi zor cikarirken hala yuzdelik sürekli bi kesinti yapılıyor.
Bunlar normal mi
Mehmet Fahri Sertkaya:
v.a.s. Hayır, normal değil… Aksine merkezin ve bölgelerin sizin gibi kısımları sürekli desteklemesi gerekiyor. Bu anlattığın yine biraz yenilir yutulur türden ama çok daha mantıksız ve herkesin “Neden” dediği uygulamalar da var. Vurdukları paranın haddi, hesabı yok. İhanetin sınırı yok. En ufak bir vicdan sıkıntısı çektikleri de yok. Paralar masonlara, Yahudilere, Türk ve İslam düşmanlarına akıyor.

Halis Ece de gizli Ermeni/Hristiyandı
Salim Dağ ile ve cemaatimizdeki türlü münafıklarla arası hep iyi olan, metafizikle çarpılıp öldüğü güne kadar merkezimize hep baş belası olan, her türlü kötü ahlakı bulunan, bu hali sıfatına vuran ve sıfatına bakılamayan, huysuzluğundan/geçimsizliğinden yanına yanaşılamayan Halis Ece, gizli bir Ermeni ve Hristiyandı.
Ülkemizdeki gizli Ermeni/Hristiyan çeteleriyle bağlantılıydı. İyi de bir üfürükçüydü. Durmadan birilerine büyüler yapardı ama yaptığı kişiler çoğunlukla iyi kişiler, samimi kardeşlerimiz ve hocalarımız olurdu. İblis kadar kibirli, bencil, hasetçi biriydi. Kimin güzel bir huyunu ya da iyi/faydalı bir işini görse haset eder ve hemen büyü yapardı. Diğer münafıklar gibi Halis Ece de büyüklerimize sürekli büyüler yapardı. Bana da az büyü yapmadı.
Merkezi hiçbir zaman takmadı. Emirlere itaat etmedi. Son senelerinde üzerine çok gittim ve nihayet bu halini açıkça yazmak zorunda kaldı. Sayfalarını kapatmadı da “Burada hayırlı bir hizmet veriyoruz. Bunları kapatmaya kimin ne hakkı var.” şeklinde mesajlar yazdı.
İşte bunlar gerçek Süleymanlılar gibi göründüler, senelerce dipleri oyuldu ve son çare olarak Akademi Dergisi’nin yasaklandığı şeklinde bir oyun oynadılar.
Mehmet Fahri Sertkaya
Süleyman Akbulut da gizli Yahudidir…
Seneler boyunca cemaatimizin Trakya idareciliğini yapmış olan Süleyman Akbulut da bir gizli Yahudidir.
Aynı hain ekibin içindedir. Kendi kızını, gizli bir Yahudi olduğunu çok kesin şekilde bildiği Fatih Ülgen’e gönül rızasıyla vermiş bir kişidir.
Salim Dağ, Yusuf Büyükgöze, Süleyman Akbulut, Hasan Arıkan, Hüseyin Kumaş, Hüsnü Yılmaz diye saymaya başlasak, uzun bir listeyi sıralamak gerekir. Bunların hepsi gizli Yahudi ya da gizli Ermeni kökenli kişiler değiller ama hepsi açıkça hainler. Merhum Arif Ahmet Bey Ağabeyimiz, sağlığında Hüseyin Kumaş’ın yasaklama yazısını bütün teşkilata dağıttırmıştı. Bütün müesseselerimize girmesi, programlara katılması yasaklanmıştı. Bu yasaklama, Akademi Dergisine yapıldığı gibi hileli, metnin üzerinde sonradan oynama yapılmış bir yazı değildi, gerçekti. Merhum büyüğümüz daha fazla tahammül edemez hale gelmişti. Sonra içimizdeki bu hain çete çok baskı yapınca, hizmette aksamalar olmasın, iç fitne çıkmasın, zamanı beklensin, bunların biraz daha mühletleri dolsun diye Hüseyin Kumaş’ı tekrar cemaatimize kabul etmişti.
Merhum büyüğümüz Kemal Bey Ağabeyimizin yasakladığı/uzaklaştırdığı, emirine isyan halinde can veren, cemaatinden tart edilmiş halde can veren, yazdığı kitaplar yalanlarla ve uydurmalarla dolu olan Mehmet Emre’yi, ölüp gitmesinden seneler sonra bile sohbetlerinde öven, yere göğe sığdıramayan Hüseyin Kumaş, bunu aldanarak yapmıyordu, yapmıyor. Kalpler bir… Niyetler bir… Bu, onlarca senedir böyle…
Merhum büyüğümüz Arif Ahmet Bey Ağabeyimiz, Ali Kangel’lere on seneden fazla süre tahammül etmiş, yasaklamalarını ötelemişti. Bu kadar büyük oyunlara karşı oyunlar kurarken, bu kadar fitnelere sabırla mani olmaya çalışırken kendi sıhhatini bozmuştu.
Sultan Abdülhamid Han, kendisi aleyhinde Avrupa basınına sürekli makaleler gönderen ve çok büyük sıkıntılara sebep olan, sekiz dil bilen bir baş belası ve hain Ermeni’yi Saray’a tercüman olarak atamış, iyi de maaş vermiş ve zararını asgariye indirmişti.
Dostuna yakın ol, düşmanına daha yakın…
Allah ihmal etmez, imhal eder yani mühlet verir ama çok sayıda hainin mühletleri artık bitti. Şimdi, cemaatimizdeki temizlik yaşanırken muhterem büyüğümüzü karşısına alacak olan herkes bilsin ki beni karşısına almış olacak. Ben de şuradan yazıyorum ki hepsinin üzerinden geçeceğim. İşte meydan…
Mehmet Fahri Sertkaya
Yusuf Büyükgöze aslında Yahudi kökenli birisi…

Cemaatimiz içinde hemen herkesin duyduğu bildiği Yusuf Büyükgöze aslında Yahudi kökenli bir kişidir.
Cemaatimizin içine sızıp yükselmiş çok sayıdaki hain gizli Yahudilerden biri… Soyadı bile bir kodlama olan Büyük Yusuf, hiçbir zaman bu yolun gerçek bir mensubu olmadı. Yahudilerle, Masonlarla halen bağlantılı. Bu güne kadar binbir türlü zarar ziyana sebep olduğu gibi Akademi Dergisi hakkında uydurma, gerçek dışı bir yasaklama yazısının dağıtılması kısmında, bu alçaklığı yapan hainlerle ittifak halindeydi. Gizli Yahudi Salim Dağ ile de çok yakındı, beraber ihanetler ederlerdi.
Büyüklerimizin emirlerinin cemaatimizin tabanına tam ve doğru manasıyla ulaşmasına hep maniler çıkarttılar, çıkartıyorlar. Ayrıca tabanın vaziyetinin ve meselelerinin büyüklerimize tam ve doğru haliyle aktarılması kısmında da kasten sorunlar çıkartıyorlardı, çıkartıyorlar.
Bunların ihanetlerini, bu yola, bu davaya verdikleri zararları birkaç satırla anlatabilmek mümkün değildir.
Mehmet Fahri Sertkaya
Yeminler ederek kürsüde kükrerken rakiplerini değil kendi siyasi hayatını bitirdi
Sabetaycı gizli Yahudi, mafya anası Meral Akşener, partisinin grup toplantısında Devlet Bahçeli’ye verdiği karşılık sırasında aslında ne olduğunu, nasıl biri olduğunu iyice gözler önüne serdi.
Meral’i yıllardır gerçek yüzüyle yazar, anlatırım. Twitter’da kendisinin yazıp attığı paylaşımlara bakarsanız bile anlarsınız. Akademisyen denilen Meral, Türkçe bile bilmez. Ortalama lise 1. sınıf öğrencisi seviyesinde takılıp kalmış, üniversite diplomasını Türkiye’deki Sabetaycı ve Mason hain güruhun bağlantıları sayesinde ancak almış, Sabetaycı gizli Yahudi ve yine mafya anası Tansu Çiller’in zamanında ve yine Sabetaycı oluşu sayesinde İçişleri Bakanlığı bile yapmış Meral, kimin hangi tabiri ne manada kullandığını idrak etmekte bile çok kifayetsiz kalan bir kişidir. Televizyonlarda canlı yayınlarda konuşurken çok sık olarak düşük/devrik cümleler de kuran Meral, konuşmasını kayıttan izleyip hangi dil bilgisi hatalarını yaptığını bulmaya çalışsa, buna da muvaffak olamaz. İçişleri Bakanlığı bile yapmış olan Meral, temel seviyede hukuk bile bilmez. Konuşurken sürekli suçlar işler, bunları fark edemez. Şimdi sadece bunlar karşısına çıkartılsa, otuz senede adalet sisteminin elinden kurtulamaz.
Tezatların kadınıdır Meral… Türlüğü, Laikliği, atası Kamal Adıtürk üzerine kurulan İslam karşıtı rejimi, milliyetçiliği, İslam’ı bir arada savunur. Arka plandan devam ettirdiği kara para işleri, mafya analığı faaliyetleri sırasında üzerine oturmuş atarlı, erkeksi ve son derece rahatsız edici hali/tavırları, sanki cesur bir Türk kadınının mücadeleci karakteri imiş gibi göstermek istese de milletin aynı kanaatte olmadığı anlaşılıyor.
Son kükreyişi de samimi değil, asilce değil, son derece rahatsız ediciydi, tiksindiriciydi, iğrençti. Son derece samimiyetsizce, ölçüsüzce yapılmış bir çıkıştı. Siyasette parlayabilmek, biraz daha gündem olmak, biraz daha oy artırmak ve ego tatmin etmek için kendi namusunu milletin önünde öyle ulu orta seviyesizce araç eden bir rezil kadın gördük kürsüde… Üstelik bunu yaparken bu milletin kendisine olağanüstü bir destek vereceği beklentisi içine girecek kadar da düşük bir kadın…

Meral, zamanında, Meclis Başkanı İsmail Kahraman’a karşı da aynı böyle bir tavır sergilemişti. İsmail Kahraman, kendisine sorulan bir soruya cevaben “Şu Meral Kılıçdaroğlu mu?” şeklinde bir karşılık vermişti. Meral ile Kemal Kılıçdaroğlu’nun birlikte hareket ettiğini, ittifak halinde olduklarını ima etmişti. Meral, Kahraman’ın bu çıkışına da kendi namusunu, siyasi menfaatleri için basitçe araç yapacak bir dip seviyede karşılık vermişti. O zaman Meral’i çok şiddetli şekilde tenkit eden sert bir yazı yazmıştım. Zaten Kahraman daha sonrasında, kendisini tenkit ederken haddi abartılı şekilde aşması neticesinde Meral Akşener’den davacı olmuştu.

Herkesin dini, dünya görüşü, siyasi tercihi kendine ama ben yıllardır açıkça yazarım, kadınların siyaset sahnesinde olmasını doğru bulmadığımı… İnandığım İslam dinine göre de kadınlar idarecilik yapamazlar. Eşitlik safsatasına da inanmıyorum. Eşitlik her zaman adalet değildir. Bazı konularda kadınlar üstün, bazı konularda erkekler. Hiç tartışılamaz bir gerçek ki idarecilikte erkekler üstün. Erkekler sistematik bir beyne/zekaya sahip halde yaratılıyorken, kadınlar duygusal ve empatik tarzda çalışan bir beyinle yaratılıyorlar. Kadınların hislerine, duygularına ve nefislerine daha kolayca mağlup olması, idari makamlara geldiklerinde büyük krizler çıkartıyor. Hatta kadınların aybaşı hallerinde tavırlarına ve kararlarına yansıyan olumsuzluklar dünyanın her yerinde özel sektörde bile krizler çıkartmaya devam ediyor. Bunlar, bilimsel gerçekler…
90’lı yıllardan beri mafya analığı yapan, sürekli erkeklerin arasında bulunan, bu güne kadar kaç kişiye sıktırdığını bilmeyen bir Meral Akşener bile hala erkek gibi olamadı. Doğru, tam bir kadın olarak da kalamadı ama erkeklere doğuştan verilen meziyetleri sonradan da kazanamadı. Üstelik yaşı da 60’ı çoktan geçti ama hala istenilen ayara giremedi. Siyaset yapamıyor. Tıpkı bir kadın gibi davranmaya, şok edici değerlendirmeler ve çıkışlar yapmaya devam ediyor.
Bu halleriyle Meral Akşener, teknik yeterliliği bulunmadığı halde trafiğe çıkmış bir aracın bir de fireninin patlaması misali büyük tehlike arz ediyor. Kendisini zaten bitirdi. Hem şu son zamanlarda mühim siyasi konularda kendini bitirecek hatalı kararlar aldı, yanlış saflarda saf tuttu, yanlış çıkışlar yaptı, hukukun gereği olarak ezilip geçilecek kesimlerle bir arada kaldı ama bir de yine siyasette var olabilmek için namusunu araç etmek kadar seviyesizce yeni bir çıkış daha sergiledi.
Meral’in Türkiye siyasetinde bulunduğu her gün, her an, her şey yaşanabilir. Aklı başında siyasetçiler “Nasıl yani? Bu ne demek şimdi? Bu konu/konuşma buradan oraya bir anda nasıl geldi?” tarzında krizler yaşayabilirler. Şu anda seçim olsa yüzde iki küsur oy alacak olan partisinin içi hep fokur fokur kaynıyor. Pek çok yerde hala doğru düzgün parti teşkilatı yok ve olanlar da çok zayıf ama parti teşkilatlarının Meral’e çok kıymet verdiği ve çok liyakatli bulduğu da yok. Hatta sözde İyi Partili vekiller de çoğunlukla aynı görüşteler. Süleymanlılar cemaatinin açık ve büyük desteği olmasaydı sözde İyi Parti 2018 seçimlerinde o kadar oyu da alamazdı. Kendi teşkilatının bile Meral’den kurtulup huzur bulması gerekiyor.
Yazılması, yorumlanması gereken ve hatırlatılması gereken çok şeyler var ama bu kadarı da kafi… Söz uzatılmayıp da hukukun gereği yapılmalı ve Meral Akşener bir çok farklı suçlama ile acilen yargılanmalı. Yeni Meral Akşener’lere de izin verilmemeli.
Mehmet Fahri Sertkaya
Ülkemizi Ruslara satıyorlar.
CHPKK’li Engin Özkoç rahat durmuyor. PKK ile görüşüyor. Pervin Buldan’la ve Selahattin Demirtaş’la irtibatı oluyor. CHPKK lideri gizli Ermeni vatan haini Kemal Kılıçdaryan, terör ağları ile iletişimini gizli Yahudi/Ermeni karışık soydan gelen Engin Özkoç üzerinden de kuruyor. Özkoç’un Hakan Fidan’la da bağlantısı kuvvetli.
Şahsıma ve cemaatime karşı haince ortak planlar kuruyorlar. Hakan Fidan aktif bir şekilde bu planın içinde… Solomon Soysuz’un ise neler döndürülmek istendiği konusunda bilgisi var ama henüz tam aktif katılmadı. Planlar, şahsıma ve cemaatime zarar vermenin ötesinde, şu mücadeleye ve memlekete, millete büyük zararlar verecek mahiyette… En anlaşılır şekilde cümle kurmak gerekirse şu söylenir: Ülkemizi Ruslara satıyorlar.
Her yeri ve her kesi dikkatle takip ediyoruz. Resmi kimliklilere düşen vazifeler var. Onlar bu haince planlara müdahil olmayacaklarsa, anlaşılan o ki bizim çok sert bir müdahalemiz zaruri olacak. Bu da epeyi kişinin canını yakacağı gibi memlekette aniden bir kaos ortamı oluşturacak. Mesele değil, söz konusu vatansa, hainlerin canı çıksın.
Mehmet Fahri Sertkaya
Gülen’in Korona olduğu iddiaları doğru değil…

Soyunun bir yanı Yahudi bir yanı Ermeni olan Fethullah Gülen’in “korona” olduğu iddiaları gerçek değil.
Bir süredir bize büyüler yapıp/yaptırıp duruyordu. Son günlerde fena halde çarpıldı. Vatikan’da Papa’nın da bize karşı Satanist büyü ayinleri yaptığı gün Gülen de bu işlerin içindeydi ve o da fena çarpıldı. Sonraki günler boyunca da çarpılıyor.
FETÖ’nün üst isimleri zaten Gülen’in korona olmadığını açıkladılar. Lakin görüntüler ve ifadeler Gülen’in gerçekten de korona olmadığını, insanların içinde bulunup karantinaya alınmadığını zahir etse de ölmekten beter halde olduğu gerçeğini de gözler önüne seriyor. Nedim Şener de bu gerçekleri gözler önüne seren bir yazı yazmış ki bekliyorduk bir yerden bir şekilde zahir olmasını… Yazıda Fethullah’ın beden sağlığının da bilincinin de çok fena halde olduğunu anlamaya yarayacak ifadeler var.
Mehmet Fahri Sertkaya
Siyasi partilerin hepsi….

Hayır, partimiz yok. Bazen bütün partilerin yerin dibini boylamasını istiyoruz. Bilen bilmeyen, yeterliliği olan olmayan herkesin oy kullanabildiği demokratik sistemler, siyasi partili sistemler, İslam’a aykırı diye partimiz yok. Bir milleti ilim, amel, ihlas yoluna/ayarına getirmeden, o milleti sıkıntılardan kurtarmanın mümkün olmayacağına eminiz.
Seksen milyon insandan kaçına gizli Yahudi ve gizli Ermeni demişim? Başımızdakilere bu türlü suçlamalar yaparken, ispat da edebiliyorum. Bu nedenle yıllardır karşımda sadece susup kalıyorlar, öyle değil mi?

Ayrıca bizde ırkçılık yok. Kesin şekilde haram, yasak. Gerçek kimliğiyle, bize/devletimize ihanet etmeden yaşayan Ermenilerle, Yahudilerle uğraşmıyoruz. Ermeni ve Yahudi olarak doğmaları onların tercihleri değil. Dinleri onların tercihi, ona da “Dinde zorlama yoktur” denilmiş ve ilahi emre uyuyoruz. Sayın Putin’in Rus olması bir eksiklik, bir kusur, bir suç ya da yüz kızartıcı bir hal mi? Hayır… Hristiyan olması da kendi tercihidir, tercih hakkına saygı duyuyoruz. Dünyanın, insanlığın ve hususiyle ümmetin zor zamandan geçtiği şu günlerde Sayın Putin’le, Rusya ile ve daha başka ülke ve liderlerle ortak menfaatlerimiz var. BOP karşıtlığında, Ankebut Ağı’na karşı mücadelede ve daha pek çok hususta ortaklığımız var. Bu, Müslüman olan bir kişiyi neden rahatsız etsin?
Ülkemin menfaatlerini hiçe saydığım iddianız büyük bir iftira. Bunun ahiretteki hesabı ağır olur. Çünkü ne yaptığımı, ne yapmak istediğimi bakan her göz görüyor. Ülke ve dünya gerçekten pisliğin içine batırılmış bir vaziyette ise, ben sizler gibi kendimi kandırmak, samimiyetten ayrılmak zorunda mıyım? Suçum İslamcı olmamak, samimi bir Müslüman olmak mı?
Mehmet Fahri Sertkaya
Karaktersizlik ve ihanetin adı sözde Türk Tabipleri Birliği…
Toplanıp alınsın artık şu omurgasız hainler, alçaklar, yalancılar, aldatıcılar, kural tanımaz insan şeytanları…
İsminden başka hiçbir şeyi Türk olmayan, tepe kadrosu tıka basa gizli Yahudi ve gizli Ermeni omurgasız hainlerle dolu olan sözde Türk Tabipleri Birliği yöneticileri, damarlarında akan kana kadar Türk/İslam düşmanı olduğunu bir kez daha sergiledi.
Tabiplerin hatalı teşhisleri ve müdahaleleri nedeni ile her sene milyonlarca kişinin can verdiği şu dünyada… Her sene beş milyon ameliyatın yapılmak zorunda olduğu ve tıbbın kâr getiren bir sektöre dönüştüğü şu Türkiye’de… Kadınların yarısından çok fazlasının, hekimler ve hastahaneler daha çok para kazanacağı için normal doğum yerine sezaryana zorlandığı ve neşter vurulduğu şu Türkiye’de… Her sene milyarlarca dolar ilaç masrafı yapılan, senelerce aynı ilaçlar kullandırıldığı halde kimsenin şifa bulamadığı ve her köşe başının hastahane ile eczahane dolduğu şu Türkiye’de… Müslümanlarca sünnet kabul edilen hacamatın yanlış uygulandığı bir vak’a buldular diye son derece terbiyesizce hatta yargılama gerektirecek suç kapsamına giren tarzda paylaşım yaptılar.
Türkiye’yi bölmek, parçalamak isteyen, bu yolda on binlerce masum vatandaşımızı acımasızca katleden terör örgütleri ile bağlantıları da herkesçe bilinen bu sözde tabipler, münferit hadiseleri art niyetli şekilde genele yorarcasına bir çirkinlikle ve kimseyi şaşırtmayan, kendilerinden her zaman beklenen tarzda bir paylaşım yaptılar.
Oysa hacamat ya da diğer tabiri ile alternatif tıp, sadece Müslümanlar tarafından değil, dünyadaki pekçok millet tarafından binlerce senedir şifa vesilesi görülen bir uygulama. Bu sahada iyi yetiştirilmiş ve samimi/dürüst kişilerden destek alındığında, modern tıp dedikleri sömürü sistemini dumura uğratan mükemmel neticeler alınabildiği de herkesin gözleri önünde…
Osmanlı’yı içten yıkan, zorla, kanla, katliamla Cumhuriyet rejimi kuran ve o günlerden beri Türkleri kendi vatanında kendinden kopuk tarzda yaşatmak için her türlü çirkinliği ve ihaneti yapan gizli Yahudi, gizi Ermeni, Mason kişilerin torunları tarafından yönetilen Türk Tabipleri Birliği’ne artık milli güvenliğimiz göz önünde bulundurularak gerekli hukuki müdahaleler yapılmalı.
Artık tahammül edilemez derecede haddini aşan bu omurgasızlara bir süre daha hukuki zeminde müdahale edilmezse, endişe ediyorum millette biriken enerji patlayacak ve istenmeyen, suç kapsamına giren hadiselerin önü alınamayacak. Şu küstahlar artık hukuki zeminde durdurulsun.
Mehmet Fahri Sertkaya
Sosyal Doku Vakfı ve Nurettin Yıldız…
Gizli Ermeni ve gizli Hıristiyan, vatan haini, Türk ve Türkiye düşmanı alçak Nurettin Yıldız’ın Sosyal Doku Vakfı da Ankebut Ağı’na çalışıyor. Yıllardır hain ve dolandırıcı yüzünü gözler önüne serdiğim IHH kadar rezil halde bir sözde vakıf bu… Kurucu heyeti ve mütevelli heyeti, çoğunlukla gizli Ermenilerden, sonra gizli Yahudilerden oluşuyor. Sosyal Doku Vakfına yapılan yardımlar/bağışlar da Ankebut Ağı’na gidiyor.




Sosyal Doku Vakfı Genel Başkanı Yavuz Baysan da gizli Ermeni ve gizli Hıristiyan…
Kanlı Mavi Marmara tiyatrosu oynanırken gemideydi. Gerçekten neler döndüğünü, orada kandırdıkları masum insanların öldürüleceğini bilenlerdendi. Gemiye kimlerin bineceği bilgisini önceden İsrail’e verenlerden biri Yavuz Baysan…
MİT’in gizli Ermenilerden ve gizli Yahudilerden oluşan hain kanadı ile sıkı bağları var. MİT’ten çok sık olarak talimatlar alıyor. Yavuz da büyük para vurdu, vuruyor. IHH Başkanı Bülent Yıldırım’ın gerçek yüzünü, çevirdiği bütün dolapları biliyor ve bir kısmını beraber organize ediyorlar.
Yavuz’un AKPKK ile de arası çok iyi. Bu kadar ihaneti ve dolandırıcılığı AKPKK iktidarda olduğu için yapabiliyorlar. Yavuz’un mafyavari işleri de var. Ticari işlerde önüne engel gördüğü çok kişileri dövdürdü, yaralattı, ailesi ile tehdit etti. Bunları yaparken Bülent Yıldırım’ın etrafındaki it kopuk takımını kullandı. Bülent’in meşhur çetesinin içinde MİT personeli olanlar da var.



Hain Nurettin Yıldız’ın organize suç, terör ve ihanet örgütünün mensuplarından biri olup Sosyal Doku Vakfı’nın önemli adamlarından biri olan Salih Eğridere de bir gizli Ermeni ve gizli Hıristiyan…
Yüzeysel bağlantılara sahip, derin bağlantıları yok, kendisinin pek vasfı ve çapı da yok ama şuurlu bir şekilde bu ihanet ve dolandırıcılık çarkının içinde…

Nurettin Yıldız’la, Bülent Yıldırım’la, IHH ile, Sosyal Doku Vakfı ile arası çok iyi olan ve bütün ihanetlerin, suçların içinde olan İzzet Şahin bir gizli Süryanidir.
MİT bağlantısı var. IHH üzerinden yapılan organ işlerinde etkili elemanlardan biri. IHH üzerinden yardım ulaştırılan mağduriyet bölgelerinde saha çalışmaları yapıyor, nereden, kimlerin, nasıl kaçırılabileceğini planlıyor.
Haydi, durmayın! Bu yayınları, isimleri geçenlere her yoldan sorun. Karşılarına çıkarak, katıldıkları faaliyetlere giderek de sorun. Çıktılarını alın ve en yakın Emniyet müdürlüklerine, savcılıklara ihbar edin. Suç duyurusunda bulunun. CİMER’e de yazın. Yalanım varsa beni meydan yerde assınlar. Yalanım yoksa bunları toplayıp assınlar. İkisini de yapmayan adli ve idari yetkilileri çok yakında biz meydan yerde toplayıp asacağız.


Sosyal Doku Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Salih Beşir de bir gizli Ermeni ve gizli Hıristiyan…
IHH çetesi ile de arası iyi. IHH ile organ işinde paslaşan kişilerden biri. En çok PKK ile paslaşıyor ama Nusra, IŞİD ve türevi terör örgütleri ile de paslaşıyor. Organ işini zaten bu terör örgütleri ile beraber çeviriyorlar. Salih Beşir, organ işinin beyin takımından, bütün işi tepeden organize eden ekipten bir kişi.
Mehmet Fahri Sertkaya


