Biraz kontrolde tutalım dedik, fazla bastırmadık ama yine de kaos çıkartamadılar. Acınası hallerdeler…
Tayyip aldı başını gitti uzaklara… Zaten ne yapacağını bilemez hale gelmişti, krizlere girmişti, az kaldı hastahanelik oluyordu. Bir ara toparlanıp gayrete gelmişti ama sahadaki adamlarını da toparlayamadı. Onlar da darmadağın halde…
Herkes, ifşa olduklarını, bütün gizli kimliklerinin ve bağlantılarının meydana çıktığını, bütün planlarının öncesinden herkese duyurulduğunu düşünüyor/biliyor. Adalet sistemi içindeki adamları bile iyice korktular, geri durmak istiyorlar, talimatları ya yerine getirmiyorlar ya da ağırdan alıyorlar. Geleceklerini iyi görmüyorlar. Diğer bütün sahalardaki adamları da aynı halde, toptan çözüleceklerini, ele geçeceklerini, yargılanacaklarını kabullendiler. Korkuyorlar…
O kadar gürültü çıkartıp da sonra karşımızda krize girerek Suriye’ye askeri müdahale yapma planlarından/ihanetlerinden bile geri dönmeleri zaten ağın mensupları arasında sarsıcı bir tesire/çözülmeye sebep olmuştu. Şimdi ise sistemin en başındaki adamlardan biri olan İbrahim Kalın da çok kötü halde. Hulusi Akar tedirgin, öfkeli… Ordu içindeki yüksek rütbeli çift kimlikli hain adamları da kötü halde. Kendilerine çalışan Emniyet müdürleri de moralsiz ve isteksiz. Herkesin takip edildiğini, izlendiğini, dinlendiğini kabullendiler. Bu, onları çok sarsıyor. İçişleri Bakanı Solomon Soysuz ise en fena halde olanlardan biri… Hakan Fidan ise çoktan önünü göremeyip kendini bir şekilde kurtarma derdine düşmüştü. Danışıklı dövüştükleri CHPKK’liler de çok ifşa oldular. Önce umursamaz tavırlar sergilemek istediler, kendilerinin farkla güçlü olan taraf olduğu havasındalardı ama şimdi onlar da krizdeler. Bu güne kadar güç buldukları, paslaştıkları pek çok devletin hükumetlerini bile krizlere soktuk ve bizden uzak durmak, bize bulaşmamak istiyorlar ki CHPKK’liler aslında mevzumuz bile değiller.
Memleket içinden ve dışından çok yüksek sayıda grubun, kesimin yayınlarımızı dikkatle takip edip duruşlarını buna göre belirlediklerini de gördüler.
Biz bunu, baştan gücümüzü bir daha gösterelim diye yaptık, elimizdeki gücün yüzde onunu bile kullanmadık. Gerçekten de kaos çıkartmalarına izin verdik, istiyorduk, bekliyorduk ama sadece işlerini zorlaştırıp “Biz buradayız” mesajı vermek istedik. O kadar çürüdüler, bozuldular ve korkaklar ki yine de kaos çıkartamadılar.
Bütün bunlara rağmen o kaos bir şekilde çıkacak. ABD, İsrail ve müttefikleri, kaybedeceklerini bile bile, çılgınca bir tavırla 3. dünya savaşını çıkartacaklar ve bu içimizdeki adamları da kaybedeceklerini bile bile, çılgınca bir tavırla kaos çıkartacaklar. Çünkü çaresizler, başka seçenecekleri yok, batıyorlar, yıkılıyorlar ve zaman bizim değil onların aleyhine işliyor.
AA’nın başındaki gizli Yahudi Şenol Kazancı bir toplantı yapmadı. Birkaç kişinin arasında ayaküstü konuştu. Yanındakilerden biri konuştuklarını, bir MİT/CIA ortak projesi olan Oda TV’nin resmiyette sahibi gösterilen gizli Yahudi Soner Yalçın’a aktardı. Şenol zaten bunun böyle yapılacağını bilerek konuştu. Hedefi zaten konuşmak, bu şekilde haber olmak, kendini bir nebze savunmaktı. Şenol Kazancı çok zor duruma düştüğünün farkında ve satıldığını düşünüyor. Böylece de bir nebze olsun sesini duyurmuş oldu. Soner ve çevresindeki hainler güruhu ise AKPKK’nin iyice sıkışmasını istiyor. Bunların, Ankebut Ağı’na mensup diğer kesimlerden farkı ise şu: “Kaos ortamı oluşunca AKPKK danışıklı dövüşlerle ve zarar görmeden devrilmese de olur. İşler sarpa sarsın, gürültülü devrilsin, beter olsunlar.” diyorlar.
Şenol istifa edecek. Yargılanmasına izin verilmeyecek.
Halk TV gizli Ermeniler tarafından kurulmuş ve yükünü gizli Ermenilerin çektiği bir ihanet kanalı.
İçimizdeki İsrail’in, içimizdeki Ermenistan’ın “Kürt” kartı kullanarak Türkiye’yi bölmeye yönelik projelerine destek olmaya dönük olarak çok manidar bir zamanlama ile yayın hayatına geçti. Gizli Ermeniler bunu yaparken gizli Yahudilerden “olur” ve destek görmek zorundaydılar. Buna riayet ettiler ve gizli Yahudilerin kahrını bu güne kadar çektiler. Bu günlerde ellerinin güçlendiğini düşünüyorlar ve kendilerine patronluk taslayan gizli Yahudilere tavır alıyorlar. Bunu ufaktan ufaktan yapmaya başladılar ve gizli Yahudi hainlerin büyüklerinden biri olan Uğur Dündar da çok kızdı, bu tepkiyi verdi.
İnsan, insanlıktan çıkınca, dünyanın en vahşi, en acımasız, en zararlı hayvanı olur.
Tayyip bu gruba bakamaz oldu. Çok perişan oldu, sarsıldı, krizler geçirdi ve çetesinin adamlarına “Siz bakın, önemli bir şey yazıldıkça bana haber verin” dedi.
Bu gün bazı paylaşımlar kendisine haber verildi. Bunlardan biri de Marmaray paylaşımımızdı.
Paylaşım kendisine haber edilince Tayyip “Bir daha bu konu hakkında, böyle haberlere sebep olacak herhangi bir aksama, herhangi bir sıkıntı duymak istemiyorum” dedi.
İşte bu, insan kalmış birinin söyleyeceği bir söz değildi. Çünkü kendisi de biliyor ki orada tamir/tadilat yapılamaz. Orada sorun ciddi boyutta. Bir dakika bile beklenmeden seferler durdurulmalı, orası yıkılıp yeniden ve sağlamca yapılmalı. Başka bir çaresi yok. Buna rağmen bu emri verdi ki bu “Binlerce kişi bile ölse, aralarında kadınlar, çocuklar ve bebekler bile olsa saniye umurumda değil” demekti.
Tayyip’in binlerce insanın canından daha büyük/mühim endişeleri var. Bu kadar şovunu yaptıkları bu projede böyle bir son, iyice hüsrana yol açacak. Danışıklı dövüşüp devrilmiş rolü yapamadan gerçekten devrilecekler. İkinci ise parasızlık… Devleti batırdılar. Bu kadar özelleştirme yapılıp gelir elde edildi, bu kadar da hizmet nutukları attıklar, yine de hazine boş. Memura maaş vermekte zorlanıyorlar, vatandaşlara para cezaları yağdırıp duruyorlar. Kara paralarını da iyice kestik.
Marmaray’da bu gün sabahtan şu vakte kadar seferler durdurulmuştu. “Enerji olmadığı” iddia edilmişti. Beyaz Masa’ya şikayetler yağmış ama vatandaşa bir açıklama yapamamışlardı. İçimizdeki İsrail’in basın ve medyası da AKPKK projeleri iyice zora düşmesin diye yaşananları haber yapmadı.
Yaşanan, bir enerji sorunu değil. Daha önce defalarca yazdık ki orada suyun altındaki tüp kısım çok sorunlu. Boğazın altındaki akıntı nedeni ile her an kopup parçalanıp sürüklenebilir. Büyük bir felaket yaşanabilir.
Bu gün de Tayyip’e bunun bilgisini verdiler ve “Bir felaket yaşanacak” dediler. Tayyip de “Şimdilik durdurun, kısa sürede arızayı giderme çalışmaları yapın. Uzun sürmesin, sonra hemen açın. Konunun üstünü kapatın. Basına/medyaya yaymayın.” dedi.
Buna hala müdahale etmeyen adli ve idari yetkililere sesleniyorum:
Ya işinizi yapın ya istifayı çakın ve gerçekleri millete anlatın. Yoksa orada çok yakında bir felaket yaşanacak, en az beş yüz, ihtimal ki bin beş yüz kişi can verecek ve sonra bu devlet Tayyip ve çetesi ile birlikte sizleri de asacak.
İbrahim Kalın ara ara Tayyip’e raporlar verdi. “İstediğimiz gibi bir sonuç çıkmadı. İnsanlar birbirine düşmedi. Birkaç provokasyondan başka bir şey olmadı.” dedi.
AKPKK teşkilatı içindeki cahil ve samimiyetsiz, kullanılmaya müsait tipleri kullanmak istediler. Bunları tahrik ettiler ve aslında daha çok sayıda ölümlü ve yaralanmalı hadise yaşanmasını planladılar. Bunlar da istedikleri gibi olmadı.
Saadet’in Malatya’daki sandık müşahitlerinin öldürülmesine dair soruşturma da verdiğim bu bilgiler etrafında yapılmalı. O vak’adaki katillerin de kullanıldığı, birilerinin ortalığı kasten karıştırdığı kanaatindeyiz.
Kural/değer tanımaz Allahsızın teki olan Tayyip, danışıklı dövüştüğü CIA personeli ve gizli Ermeni Kemal Kılıçdaroğlu ile bir telefon görüşmesi yaptı.
“Ben sizin bu insanları ayağa kaldırıp istediğimiz sonuçları veremeyeceğinizi biliyordum. Ne kadar vurursanız vurun o şekilde olmayacak. Siz yine vurmaya, söylemlerinize devam edin. Ben Soysuzla görüşüp Emniyet’i ayarlayacağım (operasyonlar yaptıracağım, ortamı gereceğim), siz üzerinize düşeni yapın (Sert karşlıklar verin, çatışma çıkartın)”. dedi.
Tayip daha sonra gizli Yahudi ve Mason bir çete lideri olan Solomon Soysuz’la görüştü:
“Bu iş artık kontrolümüzden çıktı, ne gerekiyorsa yapın (şu kaosu bir şekilde çıkartın artık, hiçbir şeye takılmayın, her yolu deneyin). İçeri almanız gerekiyorsa içeri alın. İnsanları zorlayın, eğer olmazsa çatışmaya da girin. Görelim bakalım tokat nasıl oluyormuş (‘Millet AKPKK’ye tokadını vurdu’ şeklindeki haber başlıklarına karşılık olarak söylüyor)” dedi.
Bu telefon görüşmesinden sonra Soysuz talimatları iyice anlamış oldu ve hamlelere başladı. CHPKK’li sandık müşahitlerini gözaltına aldırması bir şey değil, ortalığı çok karıştıracaklar.
Ne şekilde oyunlar kuracaklarını, nerede nasıl gösteriler yapacaklarını, nasıl polis müdahaleleri yapılacağını, neticesinde ortalığı nasıl iyice karıştıracaklarını hep planladılar. Şu anda bu partilerin yönetici kadrosundaki hainler başta olmak üzere içimizdeki İsrail bu planları bir an önce uygulamaya dökmek için harıl harıl çalışıyor. Geceden beri irtibat halindelerdi. Sürekli konuşmalar ve yoğun mesai yaptılar.
Seçim sonrası oylarının çalındığını ve itiraz edeceklerini söyleyen AKPKK’li gizli Hıristiyan Mehmet Özhaseki’nin seçimler öncesi “’Oylar çalındı’ Yapma ya… ‘Oylara sahip çıkamadık abi’ Ağlak ağlak gezmeyin, biraz dürüst olun dürüst” dediği video sosyal medyada gündem oldu.
Özhaseki’ye “Haydi sen de artık harekete geçebilirsin” dediler. O da planlar dairesinde hamlelerini yapıyor.
Bizim yönlendirmemize gerek yok. Sahadaki vatansever gruplar da oyun içinde oyun kurmaları gerektiğini biliyorlar.
Ortalık karıştığında çok fazla müdahil olmamalılar. Bu kaosun elbette zararlı yönleri de olacak ama çoğunlukla bu memlekete, millete, insanlığa faydalı yönleri olacak. Bırakılsın, bunlar kendi adamlarını birbirlerine kırdırsın. Akıllı olmayan, nasihat almayan, samimiyetsiz olan, cezasını kendisi bulsun. Onları, besledikleri yılanlar soksun.
Vatanseverler, beyin takımına yönelmeliler. Bunların sahada kullandığı beyin takımı denecek kişileri ele geçirip konuşturup gizli operasyonlarına devam etmeliler. Alttan alttan temelleri yıkmalılar. Mümkün olduğunca somut deliller toplamalılar ve iyice düşünüp hesap etmeden hamleler yapmamalılar.
İcabı halinde gayr-i resmi surette tetik çekmekten geri durmamalılar. Bu, gerçek ve meşru bir harp ama devlet gücümüzün içine İçimizdeki İsrail sızmış durumda…
Onlarca senedir olduğu gibi, bu defaki haince ve kanlı planlar da gizli Yahudi ve Mason Aydın Doğan üzerinden yönetilen basın ve medya kuruluşlarına aktarıldı.
Defalarca yazdım ki Aydın Doğan karşımızda çok sıkıştığı için bir satış/devir tiyatrosu oynadı. Kağıt üzerinde devredilen bu basın ve medya kuruluşlarını aslında hala kendisi yönetiyor. Kendisi de bu kuruluşları içimizdeki İsrail adına yönetiyor. Kendine ait değil. Bunlar onun gazeteleri, TV kanalları değil. Hiçbir zaman da şahsına ait olmadı. Şu anda da Demirören grubuna ait değil. Gizli Ermeni ve gizli Hıristiyan olup Ankebut Ağı’nın bir mensubu olan Demirören sadece resmiyette sahip gösteriliyor.
Türkiye’ye yapılacak ihanetlerin bir ayağında da içimizdeki İsrail’in basın ve medya kuruluşları ve dolayısı ile Aydın Doğan ve yakın çevresindeki adamları olacak.
Rolünü oynuyor bu CIA casusu İbrahim Kalın. Bakmayın böyle yazdığına, arka planda tam tersini yapıyor.
Kaos çıkartıp kendi kontrollerinde AKPKK’yi devirme… CHP’yi ve İyi Part’yi, Tayyip’i deviren partiler rolüne büründürme ve yine kendilerine çalışan Sabetaycı gizli Yahudi Meral Akşener’i iktidara getirme projesinin en kilit adamlarından biri, işte bu paylaşımı yapan İbrahim Kalın…
Bizim için büyük şehirlerde AKPKK’nin kazanmış olması ile CHPKK’nin ya da İYİ partinin kazanmış olması arasında hiç fark yok. Hepsi de Ankebut Ağı’nın partileri… Şeytan’ın Konseyi’nde, dün yazdıklarımı da değerlendiler. Kibirli, tepeden bakan yorumları devam etti. “Bunlar neden bu kadar sevindi. İki tarafın da bize çalıştığını zaten biliyorlar ve yazıyorlar.” dediler. Lakin yine oyun içinde oyun kurduğumuzu, planlarını büyük oranda sekteye uğrattığımızı, zora düşürdüğümüzü, ülkemizdeki adamlarının morallerini iyice çökerttiğimizi, vatansever grupların elini ve moralini iyice güçlendirdiğimizi ve meselenin pek çok yönünü görmek istemediler.
Size, aslında neler döndüğünü, planlarını neden tam olarak uygulayamadıklarını anlatayım
Bizim, onların bütün planlarını önden haber vermemiz, sert bir dil kullanmamız, “Türkiye’de bir seçim yaşanmayacak, bir orta oyunu sergilenecek. Bu danışıklı dövüşün ve ihanetlerin içinde olan herkes sadece birkaç ay içinde ağır ceza mahkemelerinde idamla yargılanacak. Her şeyi kontrolümüzde tutacağız, oyun içinde oyun kuracağız. Beklediğimiz vakit gelince müdahale edip hepsini toplayıp alacağız. ” dememiz…
Seçim günü içinde de morallarini çökerten çok sayıda paylaşım yapmamız. Kocaman cemaatimizin bir seçim heyecanı yaşamaması, cemaat mensuplarına kime oy verileceği hususunda yönlendirme yapmaması ve buna dair yaptığım yorumlar. “Endişe etmeyin, sözde seçilen/kazanan belediye başkanlarının çoğu kısa sürede tutuklanacak. Büyük çoğunluğu danışıklı dövüş yaşandığını biliyor ve bu ihanetlere alet oluyor.” dememiz…
Günler öncesinden AA’daki hainleri ve özellikle gizli Yahudi Şenol Kazancı’yı ifşa eden ve baskı altına alan paylaşımlar yapmamız ve bunların sıkıntılı/endişeli ruh hallerine girmelerine sebep olmamız…
“Tam da daha önce hakkımızda yazılanlar gibi davranıyoruz, hızlı da gidiyoruz, AK Parti’nin oylarını çok yukarıdan başlattık. Bu iş böyle olmaz. Şimşekleri üzerimize çekiyoruz. Zaten böyle yapacağımızı herkese iyice duyurdular. Gerçek kimliklerimiz, bağlantılarımız da meydana döküldü. Bu iş bizim üstümüze yıkılıp kalacak” demek zorunda kalıp kararsızlıklar yaşamaları…
KRT TV’nin canlı yayını ve bu yayın sırasında bizim bir süredir yaptığımız paylaşımlar temelinde manevralar yapılması ve hususiyle “Bu organize bir iş. Organize bir şekilde manüpilasyon yapılıyor. Hürriyet yalan değerler açıklıyor/veriyor. AA’ya güvenilmemeli” mesajları verilmesi…
Başka muhalif kesimlerin de kararlı ve gayretli duruşu ve tepkinin yüksek tonda gelmesi…
Sözde muhalefet partileri ile AKPKK’nin danışıklı dövüşü sırasında, sözde muhalif partilerin, kontrolünde tuttukları kitleyi ister istemez yüksek seviyede motive edip gayrete getirmesi, sandıklara/oylara, ıslak imzalı evraklara gerçekten sahip çıkılması, halk tepkisinin beklediklerinden çok yüksek olması…
Bunlar başta olmak üzere daha pek çok sebep YSK ve SeçSis yazılımı kısmında istedikleri kadar hile yapmalarına mani oldu.
Planlar gereği YSK sitesine erişimi kasten kestiler. Siyasi partilere veri akışını kestiler. Lakin o an gelene kadar çok zorlanmış, sarsılmış hatta dağılmış hale gelmişlerdi.
Tam bu esnada YSK Başkanı, gizli Yahudi ve Mason vatan haini Sadi Güven ile en büyükbaş hainlerden Tayyip telefon görüşmesi yaptı.
Danışıklı dövüşün tarafları, Ankebut Ağı’nın adamları, YSK sitesine erişimi ve partilere veri göndermeyi kasten kesmeden az önce, bu güruhun içinde bulunan Tayyip ve Sadi Güven telefon konuşması yaptı. Sadi, Tayyip’i aradı.
Sadi Güven “İlk anda oyları açıklarken çok yüksek bir oy oranı açıkladık. Fakat sandıklardan çıkan oy oranları açıkladığımız oranların çok altında çıktı. Bu şekide devam edersek karşı grupların bir anda büyük tepkisini alacağız ki bu halkın da tepkisini çeker devam edelim mi?” dedi.
Böyle bir sorun ihtimaline karşı zaten CIA’nın sosyal ağları bütün sansürlemeleri yapmıştı ve interneti de ülke genelinde yavaşlatmışlardı ama Tayyip yine de endişelendi. O anda, işlerin tamamen kontrollerinden çıkması ve halk hareketine dönmesi ihtimalini değerlendirmiş olmalı.
Sadi Güven’e sandıklardan çıkan gerçek oy oranlarını sordu. Sonra da “YSK sitesini/sistemini bir süre erişime engelleyin ve bu arada oranları dengeleyin (Normale çekin)” dedi. Sadi de talimatı aldı, icabını yaptı. Bu arada Anadolu Ajansı’ndaki hainler güruhu da ortada kalmış, satılmış, zor şartlara düşmüş oldu.
Bu aşamadan sonra YSK’daki hainler güruhunun elleri ayakları birbirine dolaştı. İsteseler de baştan planladıkları derecede hileler yapamadılar. Şimdi vaziyet şu ki bir miktar hile yapabildikleri halde devamını getiremediler ve pek çok yerde AKPKK’nin kazanmış gösterilmesi planlanmış olduğu halde sözde muhalif partiler kazanmış oldu.
AKPKK hükumetleri gayr-i meşrudur.
Herhalde düşündünüz, tahmin ettiniz. Ankebut Ağı’nın ve CIA’nın kontrolünde olan… Mason hainlerin oyuncağı olmuş… Gizli Yahudi, gizli Ermeni ve Mason hainler tarafından vatana ihanet kapsamında eylemlerle ve söylemlerle yönetilmiş böyle bir Yüksek Seçim Kurulu’nun denetiminde ve düzenlemesinde yapılan bütün seçimler ve referandumlar hukuken geçersizdir, sonuçları bağlayıcı değildir.
En baştan beri sözde muhalif partilerin ve liderlerin AKPKK ile danışıklı dövüştüğü, bunların da Ankebut Ağı’na çalıştığı ayrıca gözler önündedir. Dolayısı ile neresinden bakılırsa bakılsın AKPKK hükumetleri meşru değildir, aldıkları kararların, çıkarttıkları kanunların, yaptıkları anlaşmaların hiçbir bağlayıcılığı yoktur.
16 Nisan’da da aslında EVET sonucu çıkmamıştır, rejim/Anayasa değişmemiştir, Erdoğan Başkan değildir. Zina ve evlilerin zinası hala suçtur. Eşcinselik ve misyonerlik hala suçtur. Bunların kurduğu sözde Aile bakanlığı gayr-i meşrudur. Bu bakanlık üzerinden yapılan bütün düzenlemeler hukuksuzdur ve daha böyle yüzlerce madde sıralanabilir.
Gerçi son yıllarda ve özellikle Ankebut Operasyonumuz sırasında içimizdeki İsrail’i, Ankebut Ağı’nı, dönen dolapları bu şekilde meydana çıkartmamıza da çok gerek yoktu. Çünkü baştan beri Erdoğan, evrakta sahtecilik yapmış ve sahte diplomayla, CIA ve MOSSAD oyunları ile iktidara taşınmış bir vatan hainidir. Bu ispatlı bir gerçek olduğu için en baştan beri AKPKK üzerinden Türkiye’ye yapılan maddi ve manevi bütün ihanetler çökmüştür. On senedir Erdoğan’ın bir CIA-MOSSAD projesi olduğuna dair ispat niteliğinde binlerce yayın yaptım ve Erdoğan ya da onu oynatan Ankebut Ağı’nın başka bir adamı, benden davacı olamadı. Öyle ise bu film bitmiştir ve iş son bir darbemizi yemelerine kalmıştır.
Sabetaycı gizli Yahudi Necmettin Erbakan’ın “Davam” kitabı…
Tahrif olmuş, aslından bozulmuş Matta İncil’ini kaynak alıyor. Halbuki İsa aleyhisselamın ve tahrif olmamış gerçek İncil’in, İsa aleyhisselamdan sonra hz. peygamberimizin (s.a.v.) geleceğini haber verdiğine temas edilmiş olan sahih hadisler var ve bunlar çok meşhur hadis-i şerifler. Neden bu hadis-i şerifleri kaynak almak yerine tahrif edilmiş Matta İncil’ini kaynak almış? Neden hiç değilse “Hatta bilir misiniz, muharref Matta İncil’inde bile şöyle bir cümle geçer” dememiş? Neden?
Erbakan, hem İslam dinine dair genel kültür seviyesinde bir bilginin dışında, hiçbir ilmi temeli olmadığı için, hem de zaten Müslüman olmadığı, art niyetli olduğu için böyle davranıyordu.
Ya sonraki paragrafta yazdıklarına ne demeli? Sanki daha önceki bütün hak peygamberler zamanında ilim, ahlak, adalet, nizam-ı alem eksik kalmış, tam ayarında olmamış da sadece hz. Peygamberimiz zamanında insanlığın ihtiyaç duyduğu ilim, ahlak, hikmet, adalet seviyesi mümkün olabilmiş gibi bir manadan başka bir şey çıkmıyor.
Daha aşağıdaki cümlelerinde “İslam demek adil düzen demektir.” demiş. Adil düzen yani küfrün tüzüğüne bağlı herhangi bir siyasi parti iken onlarca sene “İslami parti” diye anılan kendi küfür partisi… Ya da bilinen diğer isimleri ile Milli Nizam, Refah, Fazilet, Saadet…
Kitabın ismi bile samimiyetsizce duruyor. Hitler’in Mein Kampf’ı yani bilinen adı ile “Kavgam”ı taklit edilmiş gibi… Kitabının ön kapağının altına büyük punto ile ve tamamı büyük harflerle “Ne yaptıysam Allah rızası için yaptım” yazılması da ayrı bir samimiyetsizlik…
Sahtekarlık ve hatta ihanet…
Sabetaycı gizli Yahudi Necmettin Erbakan’ın hayatının hiçbir döneminde kitap yazabilecek vasfı/seviyesi/birikimi olmadı. Onun işi, önemli konuları sağdan soldan dinlemek ya da okumak, sonra aklında kalanları bir araya getirmek, nutuk vermek, anlatmak, şovunu yapmaktı. Hayatı boyunca bundan başka bir şey yapmadı. Zaten bu kadarını da samimiyetle yapmadı. Şu rezil haldeki “Davam” kitabını Necmettin Erbakan yazmadı. Kendisi yazsa, bundan da rezil bir şey ortaya çıkardı. Kitabını, ömrünün sonuna kadar ısrarla savunduğu Sabetaycı gizli Yahudi Adnan Oktar’ın da hep yaptığı gibi başkasına yazdırdı. Yazdırdığı kişi de Türkiye’deki Sabetaycı gizli Yahudi hainlerden biriydi. Kendi hain cemaatinden olan bu kişi tanınmış bir yazar falan değildi ama biraz kalem kullanırdı.
Başkasına yazdırdığı bu kitabı baskı öncesi okudu, ufak tefek müdahaleler yaptı ve neşretti. Erbakan’ın hayatının her dönemi sahtekarlıkla geçti.
Zaten İslami eserleri biraz okumuşluğu olan bütün Müslümanlar, Davam kitabının yazarının İslami konulara ve terimlere hakim olmadığını anlar.
Binlerce cinleri daha az önce mevta oldu. İki konsey, içinde Trump’ın da bulunduğu yedi kişilik Şeytan’ın Konseyi ve onun bir üzerindeki konsey olan 13’ler Meclisi bir araya gelip bütün hünerlerini sergileyerek büyüler yapmışlar, yaptırmışlar. Başka hiçbir şey yapamıyorlar, çaresizler… Kim bilir kaç masum Müslüman çocuğunu daha Şeytan’a tapınma ve büyü ayinlerinde parçaladılar.
Ankebut Operasyonu, sadece AKPKK organize suç, terör ve ihanet örgütünü yıkmak ve gerçek Türk hakimlerinin önüne atmak için başlatılmış bir operasyon değildir. Asıl hedefimiz kuklalar değil, kuklacılar…
Bu operasyon kapsamında, İçimizdeki İsrail dediğimiz teşkilatı oluşturan ve dünyaya yayılmış Ankebut Ağı ile de organize şekilde çalışan bütün alt teşkilatlar çökertilecek. Gizli Ermeniler, gizli Yahudiler, Sabetaycı gizli Yahudiler, Mason teşkilatı, Misyonerler, Tapınakçılar, Evanjelikler, hepsi çökertilecekler.
Bunların, dünya insanlığının gözünde çok güçlü, çok organize ve karşı konulamaz güçte imişler gibi görünmesini sağlayan, pireyi deve gösteren ve bunların Türkiye’de pis işlerine sorunsuz devam etmesini sağlayan, milletimizi kandıran, akıl almaz insanlık dışı faaliyetlere yardım eden sözde Türk basın ve medyası da çökertilecek. Korku imparatorluğu kurmak isterlerken kullandıkları basın-medya patronları, sözde araştırmacı yazarlar, TV programcıları ve sunucuları da oyundan düşürülecek.
Ankebut Operasyonu, Hz. Mehdi’nin, Deccal’in ordusunu yok etmesinde son aşama olarak dünya tarihine geçecek. Bu operasyon devam ettikçe dünya üzerindeki güç dengeleri de değişecek. Deccal’in ordusu, yani Ankebut Ağı, darmadağın edilecek.
Öyle bir piyasa var ki hasta olmamak imkansız kere imkansız… Akıl almayan tarafı şurası ki devlet gücü insan sağlığını korumaktan yana değil de Mason ve hain patronlardan yana kullanılıyor. Bunlar bir de hastahanelerden ve bir de sözde ilaçlardan para vuruyor. Yetmiyor, insanlar bunu anladı da doğal yollardan şifa arıyorlar diye, devlet gücümüz su-i istimal edilerek baharatçılara, doğal şifaya vesile olanlara, doğal ürünlere savaş açıldı.
Gıda diye zehir satanlara, ilaç diye uluslar arası dolandırıcılk sistemi kuranlara, aşı diye nesilleri kıranlara ve kasten hasta edenlere, psikiyatri diye uydurma bilim icad edenlere savaş açılmıyor da nerede hayırlı bir şeyler söyleyen, yazan, satan varsa onlara müdahale ediliyor. Türkiye’yi Türkler yönetmiyor.
Sabetaycı gizli Yahudi Zahide Yetiş, Sabetaycı gizli Yahudiler tarafından kurulan, el değiştiren ve an itibari ile Sabetaycı gizli Yahudi Turgay Ciner’e ait olan Show TV’de… Sabetaycı gizli Yahudi Leyla Bilginel ile birlikte, gerçek kimliklerinden ve bağlantılarından habersiz Müslüman Türk kadınlarına, hayatlarının her alanında yönlendirmeler yapılan “Zahi’de ile yetiş” isimli programında görülüyor…
Zahide Yetiş’in programına çıkarttığı sağlık uzmanları, doktorlar, hayat koçları, çeşitli sahaların uzmanları, sözde hocalar, bütün bunların ezici çoğunluğu kendi gizli tarikatlarının mensubu olan Sabetaycılar… Din adamı diye Caner Taslaman’ı, üstelik toplumun bu derece şiddetli tepkisine rağmen, Arapça bile bilmez, en temel meseleleri bilmez, dinleyenleri dinden çıkartır haline rağmen kanallarına ve programlarına çıkartmalarının arka planında, Caner Taslaman’ın da Sabetaycı bir gizli Yahudi olması gerçeği var.
Sabetaycı bir gizli Yahudi olup da Siyonizm+Masonluk+İçimizdeki İsrail+CIA+MOSSAD’ın ortak AKPKK projesinin de kilit isimlerinden biri olan, arka planda AKPKK ile beraber büyük işler çeviren, sanayide içine zor girdiği küçücük bir oto yedek parça dükkanı varken nasıl ve ne ara bu kadar büyük bir patron olduğu hiç izah edilemeyen, geçmişinde uyuşturucu işi dahil türlü türlü suçlamalar, yargılamalar ve cezalar bulunan Turgay Ciner’e ait olan HaberTürk isimli, isminden başka hiçbir şeyi Türk olmayan kanalda, Caner Taslaman’ın boy göstermesinin arkasında da bu derin bağlantılar ve bir de Cansu Canan Özgen’in de Selanik kökenli bir Sabetaycı gizli Yahudi olması var.
Leyla Bilginel’in gerçek soy adı Kömürcü… Daha sonra mahkeme kararı ile, Sabetaycı olduğu kendi gizli teşkilatı tarafından hemen anlaşılsın da diğer Sabetaycılar gibi kolayca yükselebilsin diye olsa gerek, Kömürcü soy adını Bilginel yaptı. Leyla Bilginel, 2007 yılında ABD’de New York’ta bir sperm bankasından aldığı spermle gayr-i meşru şekilde hamile kaldı, bu şekilde bebek dünyaya getiren ilk Türk olarak bilindi. Lakin Türk değil. Böyle davranışları Türk görünen Sabetaycılar yaklaşık iki asırdır hep yaptılar, yapıyorlar. Hedef ise Müslüman Türkleri maddeten ve manen tamamen çökertmek. Zaten ilk Türk kadın pilot, ilk Türk kadın seslendirme sanatçısı, ilk Türk güzellik yarışması birincisi, ilk Türk kadın sinema oyuncusu v.b. olarak bilinen kadınların hiçbiri gerçekten Türk değildi.
İçimizdeki İsrail’in en büyük grubunu oluşturan Sabetaycı gizli Yahudilerin ekranlarda boy gösteren onlarca haber spikeri var ve hepsi de Türklerin dönüştürülmesi projesinde kritik rol oynadılar, oynuyorlar. Aladağ yurt yangını sonrası bu ihanet teşekkülünün, bu derin/paralel devlet teşkilatının, bu devletin asli unsuru olan biz Müslüman Türk Süleymanlılara karşı başlattığı basın/medya linci sonrası, Akademi Dergisi olarak #HerŞeyAladağİçin diyerek verdiğimiz sert ve kararlı karşılıklar, bu sözde Türk kadın sunucuların birçoğunun da panik hali ile geri çekilmesine sebep oldu. Bütün bunların resmiyette patronu görünen kripto Yahudi Aydın Doğan’ın sözde bir satışla geri çekilmesine, Karay Yahudisi Ülker’lerin panik haline girmesine, NTV ve Star’ın sahibi Sabetaycı Ferit Şahenk’in tiril tiril titremesine ve daha pek çok şok edici değişikliklere sebep oldu, oluyor.
Leyla Bilginel, 2012 yılında yine Sabetaycılara ait olan TV8’de yayınlanan ve çekimleri Kenya’da yapılan “Tropytürk” yarışmasına katıldı. Bu yarışmada, yarışmacı arkadaşlarının nerede ise tamamı kendisi gibi Sabetaycılardı. Berksan Özer, Serkan Tanırgan, Tuğba Özay gibi Sabetaycıların da bulunduğu yarışmacılar arasında konumuzla alakalı olanı ise Billur Kalkavan’dı. Yarışmacı Kalkavan’ın ailesi de Sabetaycı gizli Yahudi bir aileydi. Eskiden Sabetaycı Adnan Oktar’ın müridi olan Sabetaycı Caner Taslaman’ın karısı Feryal Kalkavan’dır. Karısı da Adnan Oktar’ın tezgahından geçti. Oktar grubu tıka basa Sabetaycılarla dolu. Gizli Yahudiler arasında özel bir yeri olan ve kullanılan Feryal ismine sahip olan bu kadının mensup olduğu Kalkavan ailesi, FETÖ diye anılan ve Müslüman Türklere karşı kurulmuş devasa çaptaki ihanet projesinin kurucusu olan İçimizdeki İsrail’in önemli ailelerinden biridir. Bir ayakları FETÖ’ye, bir ayakları içimizdeki İsrail dediğimiz paralel devlete basar. Zaten FETÖ diye gerçek bir paralel devlet yoktur. O da aslında içimizdeki İsrail’in, kripto Yahudilerin bir ihanet projesidir ve bunlar gibi gerçek FETÖ’cülerin hiçbirine hala dokunulmamıştır da, cemaat ve tarikat denince bunlar hala sadece İslam cemaat ve tarikatlarının akla gelmesini, hukuksuz ve vatana ihanet suçu kapsamında yargılama gerektirecek tarzda basın medya oyunları ile tertemiz cemaat ve tarikatların terör örgütü gibi algılanmasını sağlamak istemişlerdir.
Çok şaşırdıysanız “Akademi Dergisi içimizdeki israil” yazıp aratarak, yaklaşık on senedir paylaştığımız binlerce yazılı, sesli, görüntülü yayını inceleyebilirsiniz. Bu yazıyı Amerikan sosyal ağlarında yayamazsınız çünkü Süleymanlılara kendi devletinde/vatanında hukuksuz ve insanlık dışı yöntemlerle operasyon yapmaya kalkıp şamar oğlanına dönen içimizdeki İsrail’i, düştüğü çok zor ve acınası halden kurtarmak için CIA var gücü ile çırpınıyor ve yer yer uluslar arası markalarını kirletmeyi göze alarak bile göstere göstere zorbalaşıyor, sansür uyguluyor. Facebook, Twitter, Instagram, WhatsApp, Youtube hep CIA’ya ait..
Sperm bankasından sperm kullanarak, babası belirsiz gayr-i meşru bir çocuk doğuran Sabetaycı gizli Yahudi leyla Bilginel, namuslu milletimizin haklı tepkisi sonrasında yurt dışına kaçmak zorunda kaldı. Koca bir toplum onu haklı sebeplerle baskı altına alırken, temize çıkarmaya çalışmak, normal göstermeye çalışmak da Sabetaycı gizli Yahudi Turgay Ciner’e ait olan Haber Türk’e kaldı. Mülakatı da Sabetaycı gizli Yahudi Hayatı Arıgan yaptı… Arıgan, Bilginel’e “Sizi çok üzdüler” dedi. Mülakatın büyük kısmında Leyla Bilginel’in sorulara verdiği cevaplar, büyüklere masal cinsinden ve bunu en iyi bilen de Sabetaycı Hayati Arıgan. Buna rağmen sorun görmeden bunları yayınladı.
Şimdi bir tartışma çıksa bunlar cinsel tercihler, hür irade, anayasal haklar, demokrasi, kadın-erkek eşitliği, cumhuriyet, laiklik, Atatürkçülük gibi uydurma bir dünya tabirle lüzumsuz ve samimiyetsizce tartışırlar. O dediklerinin, şu Türkiye’de Müslüman Türklerin kendi dinleri, kültürleri ile yaşamak istediğinde işler olduğunu, bir işe yaradığını ise gören duyan olmamıştır. Hala kendi vatanında Müslüman Türklerin on milyonlarcası “tarikatçı” ya da “cemaatçi” denilerek her türlü dışlamaya, baskıya ve zorbalığa maruz bırakılır. Bunların hepsi bunların Müslüman Türkleri kendi vatanlarında üstü örtülü bir işgalde tutmak için uydurulmuş ve dayatılmış sözde değerlerdir.
Bu milleti akıl almaz felaketlere iki asırdır kasten sürüklediler. Son birkaç on senedir ise iniltiler geliyor memleketin her yerinden… Feryat ediyor anneler, babalar, kız çocukları, T.C vatandaşları… Alemin nizamı iyice bozuldu, sapıklık, taciz, tecavüz, hırsızlık, dolandırıcılık, şiddet, cinayet aldı yürüdü, çıplaklığın ve bozuk devlet/adalet sisteminin sebep olduğu rezillikler her yere yayıldı, yuvalar yıkıldı/yıkılıyor, aile kurumu çöküyor ama bunlar hala bizden görünerek acımadan vurmaya devam ediyor. Çünkü bunlar iki asırdır bu felaket manzarayı oluşturmak için kasten ihanet ediyor, gerçek kimliklerini gizleyerek ve “akla gelen her şey caizdir” diyerek faaliyet sergiliyor.
Bazı Müslüman hanımların sorun görmeden izlediği ve kapıldığı Sabetaycı Zahide Yetiş de, alemde sağlık tavsiyeleri verecek başka hiç kimse kalmamış gibi Leyla’yı programına çıkartıyor. Uyanın, bu ülkede gerçek bir Türk basını ve medyası yok. İçimizdeki İsrail’den başka gerçek bir paralel devlet de yok. Bunları tam kadro ifşa edip cezalandırılmalarını sağlamadan bu millete huzur da yok.
Hızlı yükselmeliyim ve çok meşhur olmalıyım, bana tavsiyeler ver ne yapayım?
Bizdensin ama soy adın bizimkiler gibi değil, bu, hızını düşürür, değiştir.
Ne yapayım?
Bizimkilerin hemen anlayacağı bir şey yap ve ayrıca bizimkilerden birinin soy adı da olabilir. Mesela Bilginel nasıl?
Tamam. Hemen adliyeye gidip değiştireceğim. Başka ne yapayım?
Sansasyonel ol, görülmemiş, duyulmamış bir şey yapman lazım ve uzun süre tartışılman lazım. Aklımda parlak bir fikir var ama kolay iş değil. Daha önce kimse denemedi.
Söyle nedir, onuda yaparım?
Biraz zorlanırsın ama hemen meşhur olup çok konuşulursun. Sperm bankasından çocuk sahibi ol, tarihe geç. Bu Türkler gelmezler bu işlere, ön ayak ol, iyice nesep, aile kurumu, toplum düzeni, ahlak bozulsun bunlarda, mahvolsunlar. Baksana Avrupa milletlerini ne yaptık, kocaman milletler elimizde oyuncak oldular. Binbir dertle boğuşmaktan dik duramaz oldular. Bak, sen bunu yapınca çok tartışmalar çıkar ama endişe etme, basın medya bizde, adliyeler bizimkilerle dolu, meclis bile bizimkilerle dolu… Sen taktik oyna ve “Ben her şeye karşıyım” de “Evlenmeye, dine, mezhebe, kurallara, her şeye karşıyım” de… “Ben öyle bir değer tanımam” de.. Toplumdan şiddetli baskı gelirse kaçacağın bir ülkeyi baştan ayarla. Öyle yapmak zorunda kalırsan da takma kafana, bizimkiler yavaş yavaş ortamı hazırlarla basın ve medya gücü ile, dönersin kısa sürede geriye…
Tamam, ben onu da yaparım. Başka?
Bizim TV 8’e git, seni de programlarına çıkartsınlar. Sen böyle durursan zaten hiç kaçırmazlar, aradıkları senin gibiler…
Aileyi, ahlakı, namusu, nesebi yıkmak için kullanılan çift kimlikli bir kadını, toplumun tamamının tepkisine rağmen kim el üstünde tutar ve millete inat onu normalleştirmek için yazdığı yazısına ondan “şahane” diye bahsederek başlar? Biliyorsunuz siz, gazeteci görünümü ile bu millete ve devlete binlerce kere ihanet eden ve derhal ters kelepçe ile alınması gereken gizli Yahudi Ayşe Arman Dormen… Pekiyi, 16 senedir sözde bir İslami parti hükumet ise, neden hala hiç suçu olmayan on binlerce Müslüman kadın zindanlardadır da bunlara paralel devlet operasyonu yapılmaz? Hatırlıyor musunuz Aladağ yurt yangını sonrası bu çift kimlikli hain Ayşe Arman’ın yazdıklarını?
Sabetaycı gizli Yahudi Zahide Yetiş’in, Sabetaycı Turgay Ciner’e ait olan Show TV’deki programına şimdiye kadar sayısız gizli Yahudi çıkartıldı ve özellikle Müslüman hanımlar ve genç kızlar aldatıldı. Çıkartılanlardan biri de Tuğçe Işınsu…
Sizler, daha önceki Akademi Dergisi yayınlarından, Mehmet Fahri Sertkaya yazılarından ve sesli anlatımlarından Tansu, Cansu, Işınsu ne demek biliyorsunuz. Özellikle Sabetayist Tansu Çiller ile Sabetayist Cansu Canan Özgen’i anlattığımız yayınlarda bu hususa temas etmiştik.
Tuğçe, içimizdeki İsrail’in son derece tehlikeli ve derhal operasyon yapılması gereken tarikat okullarından Feyziye Mektepleri Vakfı Işık lisesinde okudu. Zaten orası, milletimizi akıl almaz felaketlere kasten ve organize bir teşekkül halinde sürükleyen on binlerce kripto Yahudiyi yetiştirdi. Tuğçe ardından İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi. Öyle sıradışı bir eğitim ve kabiliyeti olmadığı halde, çok sayıda itikadı ve niyeti düzgün gerçek Türk uzman yerine o rahatlıkla TV’larda yer buldu. Çünkü onlardan olan bir gizli Kabalacı, büyücü, falcı…
Spiritüel Yaşam Danışmanlığı dedikleri uydurulmuş bir tabirin arkasında ya da Simge Bilim, Kehanet Sanatları, Melek Enerjisi tabirleri arkasında Kabalacılık/büyücülük/falcılık yapıyor. Yüzde 98’i resmen Müslüman olan ülkemizde, basın ve medyada nerede ise hiçbir gerçek Türk ve Müslüman uzman, itibar göremiyor, yer bulamıyor. Öyle bir manzara hakim ki hala İslamcı basın ve medya denilen yerlerde bile bunların adamları dolu. Hilal TV’de üç sene aralıksız program yapan ve mezheplere, tasavvufa, hadislere saldıran Erdem Uygan bile onlardandı da, #HerŞeyAladağİçin dediğimiz süreçte çok kolayca, hiç zorlanmadan ayağını kaydırdık. Şimdilerde, baba tarafından Rum, anne tarafından Gürcistan Yahudisi olan Tayyip Erdoğan’ın, teyzesinin oğlu olan ve kendini Rumlardan görüyormuş gibi tavırları da olan Cengiz Er’e ait Süper Haber TV isimli, haber sitesi görünümlü fitne yuvasında ayda bir iki yazı yazıyor Erdem Uygan… Hala savcılıklarımız nedense soruşturma başlatmadı.
Sabetaycı gizli Yahudi Turgay Ciner’e ait olan Show TV’deki programında sürekli olarak kendisi gibi Sabetaycı gizli Yahudileri konuk eden Zahide Yetiş’in, söz konusu, sonsuz saadete kavuşmamızın biricik vesilesi olan dinimiz İslam olduğunda bile, programlarına gizli teşkilatının adamlarını çıkarttığını görüyoruz. Üstelik, Sabetaycı Emre Dorman ile Sabetaycı Caner Taslaman’ı son yıllarda iyice ifşa ettiğimiz, karşımızda gık bile diyemez, hukuka bile gidemez, tartışmaya bile giremez, yalanlama bile yapamaz hale getirdiğimiz halde, bunları korumak için gerçek sahibi CIA olan Facebook’un, Twitter’ın, Youtube’un, Instagram’ın, WhatsApp’ın nasıl vahim suçları durmaksızın işleyip sansürlemeler yaptığını gözler önüne serdiğimiz halde, bunlara karşı çok büyük bir toplum tepkisi olduğu bilinirken, 2018’in Haziran ayında hala ısrarla TV programına konuk ettiğini görüyoruz. Zahide Yetiş’in bu yaptığı da çok vahim bir suç ve ağır ceza mahkemesinde yargılama gerektiriyor.
Gizli Yahudiler olan Caner Taslaman’ın ve karısı Feryal Kalkavan’ın, Sabetaycı gizli Yahudilerin İslam tarikatı gibi görünmek istedikleri Adnan Oktar örgütünde yıllarca faaliyet gösterdikleri meydana çıkmışken, Caner Taslaman’ın Kızıl İmamcılar denilen Sabetaycı muhalif grup ile yoluna devam ettiği bilinirken, yine Taslaman’ın Ebubekir Sifil ile yaptığı münazarada Arapça bile bilmediği, Hadis ilmine dair de bir şey bilmediği, en temel İslami tabirleri ya hiç bilmediği ya yanlış anladığı meydana çıkmışken, çok seviyesiz ve samimiyetsiz davranış tarzı da gözler önünde iken, bu şartlar dahilinde onu kim programına ısrarla çıkartır? Kim kendine güvenen özellikle hanımlardan oluşan on milyonlarca T.C. vatandaşını ne için aldatır? Elbette onların teşkilatının üyesi olan Zahide Yetiş çıkartır ve onlardan olduğu için aldatır…
Neden bunlara da yargı müdahelesi olmuyor? FETÖ paralel devletse bunlar ne? Neden bu ülkede tarikat ve cemaat tartışmaları sadece İslam dinin cemaat ve tarikatları ile sınırlı kalınarak yapılıyor? Emre Dorman’ın, dinen hiç yol/zemin olmadığı halde Allah’ın ayetlerini bile kasten çarpıttığı, Müslüman Türk milletinin itikadını İsrail, Masonluk ve Evanjeliklerin menfaatine olarak dönüştürmek istediği en somut şekilde ispat edilebiliyor. Onu Müslüman zan edip itibar edenler, hala namaz kılmakta oldukları ve kendilerinni Müslüman zan ettikleri halde sonsuz cehennem azabına sürükleniyor. Çünkü bunlar kasten dinimizin en temel kolonlarını bile yıkmaya kalkıyor. Ya bu kadar Sünni cemaat ve tarikat, onlar neden bu sarsıcı gerçekleri Müslüman milletimize anlatmıyor, bu kripto Yahudilerin gerçek yüzlerini göstermiyor? AKPKK projesine kendilerini bağlamış ve hak yolda olduklarını iddia eden bu cemaat ve tarikatlar, AKPKK’nin arkasındaki asıl güç odağının bu kriptolar, bunları koruyan Masonlar ve Siyonizm olduğunu bildiklerinden mi susuyor?
Zahide Yetiş, kendisi gibi İzmirli bir gizli Yahudi olan Dr. Fevzi Özgönül ile, Sabetaycı Turgay Ciner’e ait olup tıka basa Sabetaycı dolu olan Show Tv kanalındaki programında görülüyor. Fevzi Özgönül, Sabetaycı gizli Yahudi ihanet teşkilatına ait olan diğer basın ve medya kuruluşlarında da hep el üstünde tutuldu/tutuluyor. (Zahide’nin anne tarafı Yunanistan/Selanik’ten, baba tarafı ise Kütahya’dan İzmir’e gelmiştir. Şu Selanikli gizli Yahudilerin Müslüman Türk milletine yaptığı ihanetin bir benzerini, bilinen tarihte kimse kimseye yapmamıştır.)
”Türkiye’yi Türkler mi yönetiyor” serisi: Tansu Çiller…
İstanbul Belediyesi çalışanı kripto Yahudi bir baba (Hüseyin Necati) ile onun sekreterliğini yapan Selanik göçmeni bir annenin, aynı evde geçen 10 yıllık gayr-i meşru ilişkisi neticesinde istenmediği halde dünyaya gelen Sabetaycı bir gizli Yahudi. Annesi ve babası gayr-i meşru yaşamaktan hiç rahatsız değildi, yine de direndiler, gayr-i meşru yaşamaya devam etmek istediler ama istenmeden olan Tansu doğduktan yedi ay kadar sonra zaruri görerek evlendiler.
Aile, damarı kesilse CHP diye akacak kadar solcu ve İnönü’cü bir aile ama kod adı “CIA’nın gülü” olan kızları sağ kesimde ve çok çok hızlı manevralarla yükselerek siyaset yaptı. Tansu’nun kocası Özer Uçuran Çiller ise tapınakçı. Özer, “Tansu” kriptolojisi ile isimlendirilen bu kızı almak için, onun soy adını kullanmayı bile kabul etti. Tan-su’nun babası Hüseyin Necati Çiller, çok geçimsiz, sinirli, vasıfsız, lüzumsuz biri idi ama içimizdeki İsrail’in Türklerin yönetimini hile ve ihanet ile ele geçirmesinden sonra adına rejim kurduğu Sabetaycı gizli Yahudi Atatürk’ün yakınında bulunabilmiş biriydi.
Yolsuzluk, ihalede fesat, peşkeş, yalan beyan, paralel devlet, cinayet, katliam, iltimas, ihanet dahil hemen hemen akla gelen her suçtan hala yargılanması gerekiyor Tansu’nun… Tahkikat yapılırsa, üniversite diploması ve Profesörlüğü de çok büyük ihtimalle sahte çıkacak. Gerçek seviyesi, lise mezunlarının bile gerisinde… Atasını ziyarete gittiğinde Anıtkabir özel defterine yazdıkları ve sergilediği seviyesi artık bütün Türk milletinin dilinde. Tek başına bırakılsa, kurulu bir düzen halinde orta büyüklükte bir mahalle marketi kendisine teslim edilse, kuvvetle muhtemel altı aya kalmadan iflas ettirecektir.
Resmiyette/görünürde ekonomi profesörüdür. Boşbakan iken bile ekonomiye dair yaptığı yorumlar “inanılamaz” görülmüştür. İçimizdeki İsrail’in basın ve medyası, milleti şoka sokan değerlendirmelerinin durmaksızın tekrar edeceğini bildiğinden, aşırı dikkatli davranmıştır ama o, canlı yayınlarda da aynı vasıfsızlığı ile herkesi şaşkına çevirmiştir. Ekonomi haricindeki konularda da akıl almaz gafları ile meşhurdur. Ülkede, aldığı ekonomik kararlar ile bir anda büyük bir ekonomik kriz de çıkartmıştır. Türkiye’nin resmi boşbakanı olarak yabancı erkek devlet adamları ile görüşürken, istediği şartları kabul ettiremediğinde, kadınsız tavırlar sergilediği, hatta muhatabının bacakları dahil bedeni ile kendi ellerini temasa geçirdiği dahi sık sık iddia edilmiştir. ABD başkanı Clinton’ın Tansu’yu tenha bir köşeye çektiği iddiası da ilk anda sarsıcı ve iç acıtıcı gelse de, iddia sahipleri dikkate alınması gereken kişilerdir.
”Türkiye’yi Türkler mi yönetiyor” serisi: Deniz Baykal…
Sabetaycı gizli Yahudi. AKPKK’nin tek başına iktidara getirilmesinde gizli Ermeni Devlet Bahçeli kadar etkili biri. Baykal, AKPKK’nin kritik isimlerinden Sabetaycı Bülent Arınç ile de akraba. CIA, Soros, MOSSAD, İçimizdeki İsrail dahil herkesle bağlantılı. Tansu Çiller gibi onun da derhal derya kadar suçlama ile yargılanması icap ediyor. Hiçbir sıradışı kabiliyeti, hüneri ve bilgi birikimi yok. Enerji bakanı iken bile ülkeyi enerji krizine soktu ve silinip gitmesi gerekirdi. İçimizdeki İsrail’in, Atatürkçülük adı altında kurduğu hain rejimde, paralel devlet teşkilatı halinde kolladığı, muteber gösterdiği biri. Gerçek bir Türk basın ve medyası olsaydı, siyasi hayatı yarım saatte bitirilebilirdi. Üzerine geçen onlarca sene boyunca Türkiye’ye ihanet etmesi önlenebilirdi. AKPKK eli ile işlenmiş bütün suçların dünyada, ahirette sorumluluğu da Baykal’ın üzerinde.
”Türkiye’yi Türkler mi yönetiyor” serisi: Bülent Ecevit…
Karısı gibi kendisi de Sabetaycı gizli Yahudi. Karısının gerçek adı Rahşan değil Raşel. Bırakın koca memleketi, tek başına bırakıldığında ciddi bir devlet kurumunu bile yönetecek vasıfta biri değildi. İçimizdeki İsrail+Masonluk+CIA marifeti ile parlatıldı, iktidara getirildi ve hep popüler kalması sağlandı. Son zamanlarında çok yönden rahatsızlıklar yaşadı. Huysuzlaştı, itaatsiz oldu, günü gününü tutmaz oldu ve onlarca sene onu oynatan güç odaklarının gözünden bakınca “bir çuval inciri berbat eden adam”a dönüştü. Onlar tarafından yıkıldı. Kullanıldı ve atıldı. Bunda karısı Raşel’in huysuz, öfkeli, hesapsız tavırları da etkili oldu. Devlet yönetimi de şairliği kadar berbattı. Çıkarttığı aflarla, yüz binlerce masumun daha canı yandı. İktidarda iken devlet tarifi bile zor ekonomik sıkıntılar yaşadı. Türkiye için çok kritik olan çok mühim olan meselelerde Masonlardan, içimizdeki İsrail ile CIA’dan talimat almadan hiçbir şey konuşmadı ve hiçbir adım atmadı. Kıbrıs Barış Harekatı’nı bile onların talimatı ile hazırladı ve çok iyi rol yaptı. Siyonizm ve CIA, Yunanistan’da darbe yapan ve halk desteği de bulan cuntacıları devirmek ve Yunanistan’ın başına yine CIA’ya çalışan kadroları getirmek istiyordu ve Türkiye’nin başına getirdikleri Bülent’i kullanmaktan hiç geri durmadılar, Kıbrıs üzerinden cuntacıların imajını yıkmayı halk desteğini kırmaya başladılar. Ecevit’in ihanetlerini özetle anlatmaya bile onlarca saat gerekir.
”Türkiye’yi Türkler mi yönetiyor” serisi: Alparslan Türkeş…
Kripto Yahudi. Aslen Kayseri Yahudilerinden. Muzırlıkları sebebi ile Osmanlı’nın son zamanı Kıbrıs’a sürgün edilen, içimizdeki İsrail mensubu bir ailenin ferdi. CIA piyonu. Pentagon yetiştirmesi. Hususiyle, Siyonizmin ve CIA’nın komünizm karşıtı mücadelesinde Türkçülük akımını kullanmayı seçmesi ile, bu yolda kullanıldı. Onun Pentagon’da bu minvalde gizli eğitimler aldığı sırada, ABD’nin dünyanın dört bir yanından antikomünist mücadele için eğittiği insan sayısı 800 bini bulmuştu. Siyonizm çok sıkışıp paniklediğinde, Türkiye de çevre ülkeler gibi komünizme kaymasın diye Sabetaycı gizli Yahudi Adnan Menderes’i İslamcı lider rolüne büründürmüş ve hızla İslami serbestlik vererek komünizm akımının karşısına çıkartmıştı. Bunu bir zaruret olarak yaptılar ve aslında çok riskli gördüler. Komünizme karşı mücadele güçlenmiş ve Türkiye’de biraz da nefeslenmiş, rahatlamışlardı ve sonrasında komünizmin karşısına Türkçülük akımı ile çıktılar. Kendi adamları olan Sabetaycı gizli Yahudi Menderes’i deviriken kullandıkları kadro arasında Türkeş de vardı. Bu proje çerçevesinde kullanılan çok sayıda kripto Yahudiden biridir gerçek adının Alparslan Türkeş olup olmadığı hala kesinleştirilememiş olan bu şahıs… Oğlu Tuğrul Türkeş de aynı güç odakları tarafından Siyonizmin ve CIA’nın AKPKK’sinde bakan yapılmıştı. Millet uyanmasın diye de CIA’nın adamı gizli Ermeni Devlet Bahçeli ile sözde atışmış da bu sebeple çaresiz kalarak baba ocağından ayrılmış ve AKPKK’ye gelmiş rolü oynamıştı. Akademi Dergisi olarak gerçek kimliğini, niyetini ifşa ettik, bağlantılarını da iyice ifşa edecektik ki panikle geri çektiler.
Neden geri çekildiğini koca memlekette hala kimse anlayamadı. Diyanet’ten sorumlu devlet bakanı, Boşbakan yardımcısı, hükumet sözcüsü Sabetaycı gizli Yahudi Numan Kurtulmuş’un onunla aynı anda neden aniden geri çekildiğini ve ta Turizm bakanlığına getirildiğini… Doğan Medya denilen ve resmiyette gizli Yahudi Aydın Doğan üzerinde gösterilen içimizdeki İsrail’in kurumsal medyasının neden aniden resmiyette el değiştirdiğini… CIA’nın AKPKK projesinin en kritik ailelerinden Karay Yahudisi Ülker ve Sabetaycı Yahudi Şahenklere neler olduğunu, bunları neden panik sardığını… Genel başkanı Meral Akşener’in bile Sabetaycı gizli Yahudi olduğu İYİ Parti projesinin etkili isimlerinden Kripto Yahudi Ümit Özdağ’ın hiç olmadık bir anda neden ansızın geri çekildiğini kimsenin anlayamadığı gibi…
”Türkiye’yi Türkler mi yönetiyor” serisi: Mesut Yılmaz…
Konuşmalarının arasında durup düşündüğü anlara reklam koymak mümkün olan, aşırı gergin ve iç hesaplı şekilde, endişeli tarzda ancak konuşabilen… ADL, JDL, Bilderberg dahil Siyonizmin hemen bütün teşkilatları ile iletişimi ve işbirliği olan… Boşbakan iken resmi yurt dışı ziyaretlerinde bile kumar oynayan, bir seferinde çıkan kavgada mafya babasının birinin attığı kafa ile burnu kırılan ve derhal vatana ihanet dahil onlarca vahim suçlama ile tutuklu yargılanması gereken bir gizli Ermenidir.
”Türkiye’yi Türkler mi yönetiyor” serisi: Uğur Dündar…
O gün o programına çıkarttığı herkesin gerçek kimliğini, bağlantılarını, hedeflerini detayları ile bilen ama kendisi de onlardan olan bir kripto Yahudidir. Bu haline rağmen hayatı boyunca Türklük, Atatürkçülük, Türkiye vurgulu eylem ve söylemleri ile aslında sinsi surette ve militan seviyede Türk/Türkiye düşmanlığı yapmıştır/yapmaktadır. Siyonizm, ortadoğuda işgalleri kırk yıldır yapamayınca, Büyük İsrail projesi gerçekleşmeyince, yeni bir strateji olarak AKPKK projesi ile ılımlı İslamlı T.C. projesini devreye alınca, AKPKK ve el Kaide, el Nusra, IŞİD üzerinden bölgeyi mahvetmeyi ve sonra işgal etmeyi planlayınca, ülkedeki gizli iktidarlarının yıkılacağını düşünerek buna uymamış, kendisi gibi buna uymayan kripto Yahudi arkadaşları ile, başta da kripto Yahudiler Yılmaz Özdil, Emin Çölaşan ile birlikte, resmiyette Sabetaycı gizli Yahudi Burak Akbay’ın üzerine gösterdikleri Sözcü gazetesinde yoluna devam etmiştir. Gizli kameralı özel ekiplerle birlikte, öğretmenleri ile birlikte Cuma namazına giden orta okul öğrencilerini takip ettirip sözde haber yapması hep hafızalardadır. Başörtüsü aleyhinde, milletimizin Müslümanca yaşama mücadelesi aleyhinde mücadelesi, yalanlarla, büyük suç kapsamında yaptığı sözde haberleri ve sözde açık oturumları hep hafızalardadır.
Hala vatana, millete ihanet suçlarını işlemeye devam ettiği Sözcü’de “Sınıfta namaz” şeklinde manşetler attırmaktadır. Sicili çok bozuktur. Yalan haberlerden, kumpas kurmaktan, haber mühendisliklerinden dolayı çok cezalar almıştır. Aydın Doğan medyası denilen paralel devlet teşkilatının, ihanetler de dahil on binlerce vahim suçunun gönüllü suç ortağıdır. CIA’nın kontrolünden kurtulmuş bir Türkiye’de, gerçekten Türk hukuk sistemi denilebilecek bir sistemin onu da tutuklamadan bir gün bile dışarıda gezdirmesine ihtimal vermek mümkün değildir. En büyük maskeleri, kendileri gibi kripto Yahudi olan Adıtürk adına ihanet ve terörle kurdukları hukuksuz, katliamcı ve hükümsüz rejimleridir.