Şu Ruslardan hiç bir şey olmaz. Anlaşılan o ki Ukrayna’yı ben yıkıp geçeceğim. Masum çocukların canlarının daha fazla yanmasına izin vermeyeceğim. Ukrayna’dan İsrail’e, ABD’ye, İngiltere’ye, Rusya’ya ve daha onlarca ülkeye kara para akmasına daha fazla izin vermeyeceğim.
Kara paralarla beslenenlerin yüzlerinin kapkara olmasını sağlayacağım
Oradaki TSK mensuplarını, diğer Türk ve İslam unsurlarının mensuplarını, Ukraynalılardan, Ruslardan, batılılardan daha önce çarpacağım, çarptıracağım.
El kadar çocukların ayinlere, cinsi sapıklara, organcılara kurban edildiği bu dünyanın üzerine artık benzin döküp yakacağım. Mühlet devri bitti, bu güne kadar sözümü dinlemeyen, kendine ayar çekmeyen bütün tarafları ve şahısları yok edeceğim.
Sınırlarımızda içeri doğru atılan füzeleri/roketleri Tayyip’in ve çetesinin oralardaki teröristleri atıyorlar. Onları MİT, CIA, MI6, MOSSAD ortak şekilde organize ve sevk ediyorlar. Ankara hükumeti, daha önce de batıdan ve İsrail’den aldığı talimatlarla bu gibi adilikleri, ihanetleri yapmıştı. Şimdi yeniden yapıyor.
Hatta daha önce, sınır dışından atıldığı iddia edilen roketlerin menzilinin o kadar olmadığı ve bölgedeki askeri üssümüzden sivil vatandaşlarımızın üzerine atıldığı, roketlerin askeri üs yönünden geldiğini vatandaşlarımızın gördüğü, doğruladığı ispat edilmişti. Buna rağmen bile gereken soruşturmalar ve yargılamalar yapılmamıştı. Gizli Hristiyan ve batı casusu Hakan Fidan’ın gizlice yapılan ses kaydı gerçekti, montaj değildi. 17/25 Aralık sürecindeki bu gibi kayıtların gerçek oldukları türlü türlü ispat edildi. O hain Hakan Fidan “Geçiririm üç beş adamı sınırdan öteye, attırırım bu tarafa doğru birkaç roket. Bundan kolay ne var” mealinde gerçekten konuştu. O güne kadar ihanetleri bitmek bilmemişti, o günden beri de ihanetleri hız kesmedi, devam ediyor. Binbir türlü yalanları, iftiraları, mahkemelere müdahaleleri, cinayetleri, katliamları, teröristlerle ortaklıkları, kara paracılıkları, ihanetleri, peşkeşleri somut şekilde meydanda olan hain bir güruh, şimdi güya teröre karşı askeri operasyon yapacakmış.
TBMM bile hala tıka basa gizli Ermeni ve gizli Yahudi teröristlerle doluyken, onlara bile müdahale edilmemişken, Türkiye içindeki on binlerce terörist hala devlet kurumlarında sözde memurken, amirken… Güya terörü bitirmek için Suriye’ye askeri operasyon yapılacakmış. Suriye’yi teröristlerle dolduranlar zaten AKPKK, ABD, İsrail, İngiltere ve bilinen diğer müttefikleri… Şimdi sözde terör karşıtı operasyonu isteyenler de bunlar. Hala emirlerindeki teröristlere attırdıkları roketlerle topraklarımızı, insanlarımızı hedef almakta olanlar da bunlar. Çok sayıda terörist taraf/örgüt de bu danışıklı dövüşün içinde…
Ankara hükumetinin somut/görülür şekilde de devrilmesinin ve yardım/yataklık yapan kişilerle, kesimlerle birlikte yargılanmasının, TBMM’nin tamamen kapatılmasının, sözde vekillerin tamamının toplanıp alınmasının zamanı geldi. Hiç kimse uyumayacak. Bu çatışma yükselecek, üzerimize düşenleri yapacağız, bu paralel devleti çökerteceğiz.
Resmi kurum ve kuruluşların başına konulmuş hainlerin haince emirlerine itaat edilmeyecek. Genel kurmay kadrosunun emirlerine de itaat edilmeyecek. Aynı paralel devletin mensupları olan hakim ve savcıların emirlerine ve kararlarına da itaat edilmeyecek. Ordu hatta devlet otoritesi açıkça ikiye bölünecek olsa bile asla itaat edilmeyecek. Silahlı iç çatışmalardan kaçınılmayacak. Zaten bu duruşumuz dünya siyasetini/dengelerini açıkça ikiye bölecek. Hemen sonrasında zaten ne ABD, ne İngiltere, ne AB, ne İsrail kalacak… Sona geldik, Türk asrı değil, Türk çağı olacak. Numaradan Türklük değil, hakiki Türklük ve Müslümanlık olacak.
Bütün vatanseverlere ölmeyi değil, öldürmeyi emir ediyorum. Yapılacak daha çok hizmetlerimiz, mücadelelerimiz olacak. Dünyanın her yerine aydınlığı, kurtuluşu, adaleti, ahlakı, huzuru, insan haklarını götüreceğiz. Çok büyük hadiseler daha yeni başlıyor. Bizden kimse ölmeyecek, tuzağa çekilmeyecek, ihanetlere kurban olmayacak. Gerekli her durumda her vatansever tereddüt etmeden tetiğini çekecek, çektirecek. Önce kendi emniyetini ve emrindeki gerçek Türklerin, vatanına ihanet etmeyen askerlerin ve memurların emniyetini sağlayacak. Hain hangi makamda ve rütbede olursa olsun yok edilmekten çekinilmeyecek.
Bu güne kadar yazdıklarımı tekrar edecek değilim. Tayyip ile çetesinin emriyle Suriye’ye giren ve askerimizi götüren/gönderen askeri ya da siyasi bütün yetkililer, buna yardım yataklık suçu işleyecek bütün basın, medya ve sosyal medya hainleri, kendilerine başka bir vatan bulsunlar. Belki bu sabahı görürler ama yarın sabahı göremezler.
Türkiye’deki ABD, İngiltere, İsrail ve diğer malum ülkelerin sözde büyükelçilerinden talimatlar/emirler alarak ordumuzu Suriye’ye karadan ve kapsamlı gerçek bir operasyona gönderenin ya da onlara yardım ve yataklık edenlerin, bu ülkede nefes alması haram. O sözde elçilerin, konsolosların da bu ülkede nefes almaları haram. Bu ülkenin değil dünyanın altı üstüne gelecek olsa bile, 3. dünya savaşı hemen çıkacak olsa bile ordumuz Türk/islam düşmanlarının ve onların piyonu olan AKPKK’nin emriye Suriye’ye girmeyecek. Batı çöküyorsa çökecek, İsrail çöküyorsa çökecek, onların danışıklı dövüştürdüğü Türkiye’deki hainler ve etraftaki teröristler bahanesiyle ordumuz Suriye’ye girmeyecek. Kara para kanallarını genişletmeyecek. Türkiye’ye bir roket daha düşerse, bir tek terör hadisesi daha olursa, malum ülkelerin sınırları dahilinde sert karşılıklar verilecek.
Hiç kimse uyumayacak, en başta iç düşmanlar mezara girene ve devamında Türkiye gerçekten hür olana kadar… Boğaz köprüleri, Haliç köprüsü derhal hususi korumaya alınacak. Millete kurşun sıkan herkese sıkılacak, makamı ya da yetkisi her ne olursa olsun… Şu andan itibaren Türkiye sınırları içinde itlaf edilmiş teröristlerin ve hainlerin leşleri, söz konusu ülkelerin Türkiye’deki sözde diplomatik temsilciliklerinin önüne hatta bahçelerine atılacak. Görüntüler bütün dünyaya yayılacak. Bunların aslında ne oldukları, ne işler yaptıkları dünyaya ilan edilecek. Gerekli her şartta her makamdaki haine tetik düşürülecek. Kimin itirazı ya da verebileceği bir karşılığı varsa, gelsin beni mekanımda bulsun. Bu vaziyette bile hain Ankara hükumetinin emirlerine itaat edecek savcılar ve hakimler ve ayrıca kolluk kuvvetleri amirleri de en baştan infaz edilecekler. Ordumuzla, milletimizle ayağa kalkıyoruz…
Batı alemi, Tayyip’in ve çetesinin iktidarda bir süre daha durabilmesi için çabalıyor. Rusya’nın içindeki Amerika ya da Rusya’nın içindeki İsrail de dediğimiz malum çete de bir süredir bunun için çabalıyor ve bu maksatla İstanbul’un iradesine ters işler yapıp duruyorlar. Boşa uğraştıklarını açıkça ve tekrarla ifade etmiştim, “The End” de demiştim ama beni dinlemediler.
Aslında şu zamanda Tayyipin düşmesi de onlar için bir dert, kalması ise ayrı bir dert… Lakin dünya genelinde perişan haldeler. O eski hallerinden eser yok şimdi… Eskisi gibi oyunlar kuramıyorlar, kurmaya kalksalar da sahada gerektiği gibi oynayamıyorlar. İstanbul’un kesin sonuca varmak üzere olduğu şu günlerde, İstanbul baskısından nefes alamadıkları şu günlerde, batılısı doğulusuyla, hep beraber şu son Taksim saldırısını yaptırmaları, kendi ayaklarına sıkmaları demek oldu. Suç üstü oldular.
Artık bu gibi adice, vahşice oyunlarını oynarken tabanlarını tam birlik/ittifak halinde ve organize davranabilecek halde tutamıyorlar. Bu güne kadar beraber paslaştıkları, hep danışıklı dövüştükleri, hep beraber terör, kaçakçılık ve türlü kara para işleri yaptıkları Ermeni/Hristiyan çetelerinden sivrilmek isteyenler de kendileri için sorun oluyor. Ekrem İmamyan da bunlardan biri…
İşin daha arka planında uzaylı gruplar arasındaki çatışmalar da var ki son zamanlarda bunlar iyice arttı. Bir yandan iyice ayrışmamak, çatışmamak istiyorlar, bir yandan da duramayıp çatışıyorlar. Ekrem İmamyan da içinde yeşillerden taraf olan bir uzaylının bulunduğu bir biyonik robot ve bu pis işlerin hepsinin içinde…
Sözde bombacı kadına gelince… Başka adi/basit suçları bulunabilir ama kesinlikle gerçek bombacı değil. Ayağında bot ve kamuflajla… Üzerinde haki renk tişört ve siyah montla… Bir elinde bağ makası ve diğer elinde iki gülle… Yetmeyip zihnini kontrole alan ilaçlar ve metafizik yüklenmelerle/müdahalelerle onu oraya gönderenler, insanlığın aklıyla dalga mı geçmek istemişler… Kadın bir senedir belli bir yerde ikamet ediyor. Bombacı biri, her yerde boy boy resimleri paylaşıldığı halde, aynı adreste, aynı çevresinin içinde polisin gelip kendisini almasını mı bekler. O kadını oradan almaya giden ekipteki kadın polis bile Emniyet Teşkilatımız içindeki çetelerin mensuplarından. Konuyla ilgilenen müdürler, amirler, savcılar, hakimler hepsi ayarlanmış kişiler. Aynı benim yaşadıklarım gibi…
İlk bakışta karşımda devlet, devletin kurumları ve personelleri varmış gibi… Buna rağmen aslında karşımda devlet içinde bir devlet gibi duran bir çetenin bulunması gibi… Baştan sona her şeyi hukuksuz, zorbaca, suçlara bulaşarak ve suçluları korumak maksadıyla yaparken, sanki resmi geçerliliği olan işler yapıyorlarmış görünmeleri gibi…
Oysa ben, beni aldıklarında “Beni aldığınız çok iyi oldu. Terörle mücadele şubesinden gelsinler ya da beni götürün. Somut delillerle bütün hükumet üyelerinin de içinde bulunduğu bir suç, terör ve ihanet örgütünü ifşa edeceğim” dedim. Şaşırdılar, sarsıldılar. Konunun ciddiyetini sorguladılar, yayınlarıma baktırdım. Beş altı polis ve bir komiser, hepsi ayakta ve telefondan paylaşımlarıma baktılar. Diyarbakır Emniyet müdürlüğüne attığım iki e-postayı okudular. Emniyet Teşkilatının o kadar süre nasıl da sessizliğe gömülmesinin, lehimde ya da aleyhimde hiçbir şey yapamamasının ne demek olduğunu, bir polis olarak çok iyi kavradılar, anladılar. Dar vakitte en çok ona takıldılar ama sonra onlar da işlerini yapmadılar. Kanunlara uygun hareket etmelerinin önüne set çekildi. Sonrasında kaç savcı ya da hakim karşısına çıkmışsam, hiçbiri işlerini yapmadı. İfademi bile düzgün, hukuka uygun şekilde almadılar. Krize giren, istediği gibi sözde muhakemeyi ilerletemeyen ve hakaretlerle tehditler savurmaya başlayan sözde hakimi ben dava ettim. Milletler arası sistemle korumaya aldılar. Şikayet dilekçemi aleyhime çevirecek hiçbir bahaneleri yoktu da “sözde hakim” dediğim için hakime hakaretten sözde dava açtılar. Devletimizin ellerinde oyuncak gibi bir hale geldiğini, Türkiye’de hiç kimsenin can, mal, ırz güvenliği olmadığını tam kadro halinde ispat etmiş oldular. Bunca senedir de kilitlendiler ve herhangi bir savcı ya da hakim önüne çıkmamam için abartılı kararlar aldılar, alıyorlar. Ortada korona diye bir şey yok ama açık ceza evine teslim olması gerekenlerin teslim tarihini öteleyip duruyorlar. Sıkışıp da işi hastahane kartı ile bitirmek istediler. O da ayaklarına dolandı, somut delilere ve şahitlere dayanarak yaptığım suç duyuruları ceza evinden savcılığa gitmedi. Şimdi oradan bile bir temiz eller operasyonu başlatılması hukukun gereği ama artık Türkiye hukuk devleti değil, çete devleti… Tartışmalarla, restler çekerek sonraki dilekçelerimi işleme aldırdım, sonu değişmedi. Orada da baş suçlular Tayyip Erdoğan, Devlet Bohçalı, Solomon Soysuz ve bilinen diğerleriydi, şu son Taksim saldırısında da baş suçlular yine onlar… Evet, şunları yine tekrar ettim, çünkü o günlerden bu güne hiçbir şey düzelmedi, devlet kurumlarımız daha da bunların elinde oyuncak oldu. Şimdi bu sistem masum bir kadını parçalamaya oynuyor.
Bu saldırının içinde yok yok. Bir Ankebut Ağı seferberliği var ama iş iplik söküğü misali meydana çıkmasın, tepeye doğru çıkmasın diye, şu anda bu hadisede masum olan bir kadına her şey yüklenip kapatılmak isteniyor. En başından en sonuna kadar da devlet kurumları içindeki mason, Sabetayist, Ermeni, Yahudi, Rum vb kişilerden oluşan çeteler devreye alınıyor. Basında ve medyada da bunlar dolu ve iş onlara düşüyor, şu anlarda kendi idam fermanları denilebilecek yayınları yapmaya devam ediyorlar. Bu oyunun tutacak bir yanı yok. Şu haldeki bir sözde hükumete yardım ve yataklık yapanlar için de çember çok daralıyor. İfşa olmaları ve toplanıp alınmaları an meselesi… İnternet yavaşlatmaları değil, internetin tamamıyla kesilmesi, aynı anlarda elektriklerin ülke genelinde kesilmesi bile, her türlü terör, vahşet, katliam, kaçakçılık işlerine devletimizi 20 seneden fazladır bulaştıran sözde iktidarları ve onlara karşı sözde muhalefet yapan suç ortaklarını koruyamayacak. Bu millet öyle bir sel olacak ki askeriyle, polisiyle, devlet memurları olan evlatlarıyla birlikte bu pisliği temizleyecek. O sözde savcı ve hakimler de kefenlerini şimdiden biçsinler. Çünkü Ankebut Ağı artık dünya genelinde seferber olsa bile işte bu kadar aciz ve suç üstü bir halde… Çünkü artık hep haber verdiğim son sahneye geldik.
Vatansever herkes bilsin ki bu ülkede bu danışıklı çetelerin, vahşilerin, Londra piyonlarının, bir seçim tiyatrosu daha sergilemelerine izin vermeyeceğim. Aralarından bazılarının iç çatışmalar sırasında Türkiye’ye büyük zararlar vermelerine de izin vermeyeceğim. Ortamı bilerek, isteyerek geriyorum ve daha da gereceğim. Bu restleşme büyüyecek, ortam iyice gerilecek ve sonra çatışma kısmına geçeceğiz. Mahkemeler satın alınabilir, devlet kurumlarının başlarına vatan hainleri doldurulabilir ama sokakların adaleti de vardır. Böyle her şeyin ayardan çıktığı, devletin çetelerin ve katillerle teröristlerin eline geçtiği anlarda milletin buna dur demesi, ayağa kalması hak değil mesuliyettir, mecburiyettir. Hala ayağa kalkmayan millet, topluca insanlıktan çıkmıştır demektir ve başına artık topluca ölümler yaşanan felaketler gelir.
Söz konusu kişilerin, grupların, kesimlerin hepsi beraber toplanılıp alınacaklar ve Türkiye gerçekten hürriyetine kavuşacak. Londra merkezli sistemden tamamen ve en somut şekilde çıkacak.
Ukrayna krizi de ABD’yi, İngiltere’yi, İsrail’i varlıkta tutmak içindi, şu Taksim’de patlayan son bomba da bunun içindi. Birilerinin ayakta kalması için bu millet ölmeyecek bundan sonra. Onların ayakta kalması için buralarda terör, katliam, soygun, vurgun, peşkeş, aşırı vergiler, türlü sektörlerin kasten çökertilmesi v.b. olmayacak bundan sonra… Bundan sonra sokakların adaleti olacak ama yine de o ABD ve İngiltere batacak.
– Tayvan’ın çevre ülkelerle yaşadığı sorunlar bizim meselemiz değildir. Tayvan’ın Çin’e bağlanması ya da bağlanmaması da bizim için mühim değildir. Tayvan meselesinden büyük bir askeri çatışma çıkması da bizim için çok mühim değildir. İhtimal dahilindeki bu askeri çatışmanın tarafı değiliz, olmayacağız. Zaten fiilen NATO üyesi de değiliz. Türkiye’de bu hususlarda da çatlak sesler istemiyorum. Herkes neye, kime destek verdiğini, nasıl oyunlar içinde kalacağını, Türkiye’yi nasıl bir ateşe atacağını ve dolayısıyla ne şiddette bir karşılık göreceğini iyice hesaplasın, kendi sonunu da düşünsün ona göre konuşsun ya da yazsın.
– Kuzey Kore’yi ya da herhangi bir ülkeyi demokrasiye zorlayan biri değilim. Ben demokrat değilim. Hiçbir zaman da olmayacağım. Hiç kimseyi de demokrasi denilen şeytani sisteme zorlamayacağım. Hiç kimsenin de hiç kimseyi demokratik sisteme zorlama hakkı yok. Kuzey Kore’nin hali açıkça gözler önünde ve iyi bir halde değil. Sorunlarının çözümü demokraside de değil. Bunların haricinde, Kuzey Kore’nin şu anda Tayvan, Güney Kore ve Japonya meselelerinde taraf olması, hatta askeri çatışmalara dahil olması beni rahatsız etmiyor.
– Benim haritamda Güney Kore, Tayvan, Japonya, Ukrayna, Finlandiya, İsveç, Norveç, İngiltere, İsrail, BAE, Katar, Kuveyt, Singapur, Danimarka, Hollanda, Ermenistan, İran denilen yerler yok. Bunlara çoktan çizik çektim. Bu coğrafyalarda siyasi haritalar değişecek. Bunların çoğuna zamanında gerekli eli uzattım, mühleti verdim, ikazlar yaptım ve kararlılıkla tercihlerini yaptılar. Sonlarını kendileri belirlediler. Türkiye ve gerçek müttefikleri bu gibi devletler ve devletçikler konusunda batı dünyasından bu yana doğru esen suni rüzgarlara kapılmayacaklar. Batı dünyasının daha doğru ifadeyle grilerin, Asyanın söz konusu bölgelerine dair nasıl planları varsa, kendileri o planları uygulama peşinde koşacaklar. Bizi ve gerçek müttefiklerimizi bu işlere karıştırmayacaklar. Karıştırmaya kalkarlarsa safımız Asya safı olacak.
– Batı dünyasının Türkiye’deki piyonlarından olan gizli Ermenileri/Hristiyanları ben listemden sileli yıllar oldu. Son süreçte de beni gizli Hristiyanlar hususunda kızdırdılar, öfkemi ve kararlarımı kısmen de olsa ilan ettim. O günden beri Türkiye’deki gizli Hristiyan hainlerde yaprak dökümü devam ediyor. Maddi kayıpları da can kayıpları da hızla artıyor. Daha da devam edecek. Buna rağmen, benimle ortak paydalarda hareket ediyormuş gibi görünen dünya genelindeki bazı unsurlar, ülkemizdeki gizli Hristiyan siyasetçilerin üzerine oynamaya başladılar. Bu, vahim bir hata… Hususiyle Amerika Birleşik Devletçiklerinde bulunan, kendilerine bir süredir sahayı/meydanı açtığım bazı unsurların, böyle bir anda bu kadar vahim bir karar vermeleri, akıl alır gibi değil. Bu hususta da ikazlarımı yapmış bulunayım.
– Tayyip’in ve çetesinin işi bitti. Bitti diye, gizli Hristiyanların sözde siyasi partilerini ve sözde siyasi liderlerini muhatap almak, alternatif görmek zorunluluğu yok. Ben Tayyip’i seçimle indirmeyeceğim. Meşru bir halk, adalet sistemi ve ordu darbesiyle indireceğim. Bunu yaparken hep söylediğim gibi gizli Hristiyanların sözde partilerini ve teşkilatlarını da toplayıp alacağım. TBMM’yi merkezi bir mahkeme salonu yapacağım. Bunu birkaç tekrarla ifade ettim. Nesi anlaşılamıyor, anlaşılıyorsa kime güveniliyor da karşımda aksi kararlar alınır, anlamak mümkün değil. Abdullah Gül başta olmak üzere, bu memlekete ve millete bu güne kadar her türlü ihanetleri etmiş, her türlü terörün ve bölücü faaliyetin içinde yer almış, her türlü kara para işlerinde faal olmuş gizli Hristiyanları kim desteklerse, onlara kimler meydan verirlerse, ben dünya genelinde onların hepsini boğarım. İşlerini de siyasi dengelerini de kara para işlerini de hep bozarım. İktidarlarını da dev şirketlerini de yıkarım. Benden söylemesi… Ben ülkemi İngiltere’nin örtülü işgalinden, sömürmesinden, dayatma rejiminden kurtarmak için bu kadar bedel ödüyorken, “Ben İngiltere’ye Türkiye’yi aydınlığa çıkarmak için geldim” diyen gizli Ermeni hainin, ayağımın altında bile yeri olamaz. Onu da çetesini de onlarla birlikte hareket eden dünyadaki bütün tarafları da yerle yeksan ederim. Ben burada oyun oynamıyorum, vatan ve millet müdafaası yapıyorum.
– Mısır denilen ülkede korku, endişe havası hakim. Ben Mısır’ı muhatap almaya bile değer görmüyorum. Geri çekilecekse çekilsin. Çekilmeyecekse, ne hüneri varsa karşımızda sergilesin. Yunanistan’dan sonraki hedefimiz olur. Mısır’ı da diktatörlerden, kara paracılardan, insan kasaplarından, insanlık düşmanlarından, satanist büyücülerden kurtarır ve topraklarımıza da dahil ederiz.
– Sadece Güney Azerbaycan değil, bütünüyle İran denilen o kadim Türk toprakları, ülkemizin topraklarına dahil olacaklar. Bunu bozmak için bölgeye askeri unsurlarını getirmek isteyenler, çok bahaneler aramasınlar, danışıklı oyunlar kurmasınlar, açıkça hemen getirsinler. “Getiremezler” demiyorum ama geri götüremezler.
– Avustralya da İngiltere’nin kontrolünden çıkacak. Bu süreçte Avustralya’ya hep beraber gereken destekleri vereceğiz.
– Nükleer bir savaşa artık karşı değilim. Kim kime karşı kullanabiliyorsa kullansın, engellemeyeceğim. Sadece Türkiye’nin ve gerçek müttefiklerinin karşısında kullanılmasını engelleyeceğim.
– Yerin altı cehenneme döndü. Uzaylı şehirlerinden bazıları çok perişan hallerde. Yananlar, çökenler, patlayanlar, toplu can kayıpları aldı yürüdü… Sürekli benimle irtibat kurmayı deniyorlar “Dur, dur” diye yalvarıyorlar. İkaz etmiştim. Yeryüzünde suni kuraklık, kıtlık, suni enerji krizi, insanlara ve hayvanlara yüksek teknolojili saldırılar devam ettikçe, LGBT baskısı devam ettikçe, terör devam ettikçe, organ ve insan kaçakçılığı devam ettikçe ben de yerin altında büyük sıkıntılara sebep olmaya devam edeceğim. Yeryüzünde İblis’in planlarına, Deccalin planlarına izin vermiyorum, vermeyeceğim.
– Türkiye’de bulunan sivil ya da asker bütün Katarlıları ayrıca Türkiye vatandaşları arasından Katarla ya da Katarlılarla iş tutan herkesi oyundan düşüreceğim. Bunların büyük çoğunluğu kısa sürede ölecekler, diğerlerinin de başlarına gelmeyen kalmayacak.
– Yeşillerin grilerin ya da diğer türlerin çatışmaları beni ilgilendirmiyor. Pakistan’ın başında İmran Han’ı, Brezilya’da Bolsonaro’yu görmek istemiyorum.
Rusya’nın idaresini elinde tutan malum çete, AB ile de danışıklı dövüşüyor. Oyunlar içinde oyunlar kurmaya çalışıyorlar. Çok geniş meseleler var, yazarak detaylı anlatmak mümkün değil ve herkese açık şekilde yazmak doğru da değil ama özetle şu hususlar bilinmeli.
Türkiye’nin Yunanistan’a girmesini de istiyorlar. Irak’a girmesini de istiyorlar. Azerbaycan’ın Ermenistan’a girmesini de istiyorlar. Lakin söz konusu hamlelerin ve daha fazlasının, Türkiye’nin yararına, Azerbaycan’ın yararına imiş gibi görünmesini sağlayıp arka plandan tamamen kendilerine yarayan işler olmasını istiyorlar. İşte yaşanmakta olan sürecin temel sorun olarak görülecek kısmı tam da burası…
Ben ilk defa “Türkiye, sorunları, sorunun merkezi olan yerlerde çözecek. Türkiye’nin siyaseti değişecek.” dediğimde, buna karşılık verecek, mani olacak güçleri zaten kalmamıştı. Bu çıkışımı büyük fırsat olarak değerlendirdiler, her şey çantada keklik zan ettiler. Her biri başka ülkenin idaresini hukuksuz şekilde ele geçirmiş olan ve çeteleriyle birlikte kara para işleri yapan kuş beyinli malum kişiler, Londra’ya tasmaları ile bağlı kişiler, üç beş göz alıcı hareket, açıklama, danışıklı restleşme, üç beş oyalayıcı orta oyunu ile Türkiye ve dünya siyasetine yön vereceklerini zan ettiler.
O günden bu yana ortam gergin, hareketli ve kontrolü zor bir vaziyette. Bir yığın ahmak, hayal alemlerinde yaşayarak, her meselede ahmakça kararlar aldılar, alıyorlar ve ortalığı karıştırıyorlar. Her seferinde rezil de oluyorlar ama bir türlü akıllanmıyorlar. Şimdi Azerbaycan meselesinde de farklı planları var. Bütün tuzakların uygulanması kısmında Tayyip ve çetesi de zaten emirlerine amade haldeler.
Tayyiple de araları iyi olan Aliyev ve karısı, zaten en baştan beri İngiltere/Londra’ya çalışıyorlar. Hepsini bir merkez yönlendiriyor. Bu ahmakça oyunları da ya Londra kuruyor ya da Londra son onayı veriyor.
Ukrayna’yı kara para kaynağına çevirmek istemezlerdi. Onca Müslüman coğrafyası varken, kendilerini batılı/hristiyan gören ama insanlıktan bile çıkmış olan, ahlaksızlığı ve dinsizliği arşa varmış olan Ukrayna halkını malzeme yapmak istemezlerdi. Lakin İstanbul karşısında o kadar büyük kaybettiler, o kadar parasız kaldılar ve uç sınırlara geldiler ki mecburen Ukrayna’yı da nakite çevirdiler, çeviriyorlar. Bunun için hala danışıklı dövüşüyorlar. “Özel askeri operasyon”muş… Ahmak bile inanmaz şu tabire, şu tabir üzerinden dönen dolaplara… Oraya asker diye gönderilenler de büyük çoğunlukla Türk/Müslüman kökenli ve yeterince eğitim, silah, teçhizat verilmemiş olan Rusya Federasyonu askerleri… Onları bile bile ölüme gönderiyorlar, Ukraynalıları gönderdikleri gibi… Onların bile organlarını nakite çevirme fırsatı bulurlarsa çeviriyorlar. Ukrayna’dan dışarı milyonlarca sivil çıktı ve en başından itibaren yüksek sayıda Ukrayna vatandaşı, gittikleri batı ülkelerinde fuhuş ya da organ mafyalarına kurban oldular, oluyorlar. Yine de kan emerek beslenen ve varlıkta kalabilen batılı onlarca ülkeyi ve İsrail’i ayakta tutabilmek için daha fazla kara paraya ihtiyaçları var.
Şimdi Suriye’de, Libya’da, Afrikanın farklı farklı yerlerinde de planlarını, danışıklı dövüşlerini, kara para işlerini İstanbul bozuyor, bozacak. Bunun çok yakında olacağını hem akıl, mantık, olayların akışı, sahanın vaziyeti gösteriyor hem de yapabildikleri kadar metafizikle bakıp görüyorlar. Önlerinde çok çok kötü zamanların olduğunu biliyorlar. On milyondan fazla sözde mültecinin Türkiye dışına çıkartılacağını biliyorlar. Suriye’ye yeniden devlet otoritesinin hakim olacağını biliyorlar. Sadece Suriye’de danışıklı olarak çatıştırdıkları onlarca terör örgütleri var ve bunların da yok olacağını biliyorlar. Tekrara gerek yok, her yerde kaybedeceklerini, kara paralarının kesileceğini biliyorlar. İstanbul’u da yok edemeyeceklerini, durduramayacaklarını biliyorlar. Ayrıca parasız alacakları aslında çalacakları bol miktarda gaza, petrole, madenlere de ihtiyaçları var.
Bu nedenle daha başka yerler de karıştırılmalı. Bu maksatla da Azerbaycan-Ermenistan krizini kullanmak, bu hususta da danışıklı dövüşmek istiyorlar. Azerbaycan’da da Adnan Oktar organize suç, terör ve ihanet örgütünün çok ağırlığı, geniş bir sistemi var. Orada da kedicikler var. Orada da devlet içinde devlet sistemi var. Orada da Aliyev’lerden aşağı doğru devletin yetkilileri arasında çok sayıda kişi “sistem”e dahil edilmiş vaziyette. Orada da bağımsız mahkemeler, emniyet teşkilatı ve ordu yok. Azerbaycanın da her yerinde “sızma” var.
Azerbaycan da tıpkı Türkiye gibi kara para cumhuriyetine çoktan dönüştürüldü. Azerbaycan üzerinden kaçırılan insanların, kadınların, çocukların, bebeklerin, organların haddi hesabı yok. Aliyev’in, kara paracı Yahudi Zelenski ile sıkı dostluğunun “kara para” ve “Londra merkezine bağlı olmak”tan başka anlaşılabilir, dikkate alınır izahı da yok. Azerbaycan’da da Mehmet Haberal’ın kontrolünde olan ve aslında organ işine bakan hastahaneler daha doğrusu insan mezbahaları var. Orası bir yol, bir güzergah… Güya çatışan Azerbaycan ve Ermenistan yetkilileri de arka plandan sürekli paslaşıyorlar, görüşüyorlar, anlaşıyorlar.
Zengezur geçidinin bir kara para geçidi olduğunu, birbiriyle çatışmalı görünen tarafların tamamının bu geçidi açmak için ittifak halinde olduğunu, güya Türk Devletleri Teşkilatı’nın da bu işlerin içinde hatta başında olduğunu v.s. sesli anlamıştım. Ermenistan’la AKPKK’nin “yakınlaşma” siyaseti de bu maksatlarla yapılan bir oyundan başka bir şey değil. Her şey “kara para” için, her şey “insanlık düşmanlığı” konusunda tam teşekküllü bir ittifak oluşturmak için. Aralarında hiç mi farklar yok, sorunlar yok, çatışmalar yok… Var, var ama temel hususlarda sorunlar, çatışmalar yok. Bunca taraflar arasında elbette her kesimden ve seviyeden herkes danışıklı dövüşmüyor. Lakin tepe isimlerin tamamına yakını sistemin aslında nasıl olduğunu, işlediğini biliyor ve danışıklı dövüşüyor ki zaten bunların büyük çoğunluğu da biyonik robotlar. NATO, AB, AİHM, KGAÖ dahil bilinen bütün teşkilatlar, birbirleriyle çoğunlukla danışıklı dövüşen, bazı detay kısımlarda görüş ayrılığı yaşayıp çatışan taraflarca yönetiliyorlar. Çin de bu sistemin bir parçası. Hatta bu sistemin yeni merkezi yapılmak istenirken İstanbul’un üzerinden geçip ezdiği bir kara para devleti.
Zengezur geçidi hususunda, o yayını yaptığım günden beri rahat değiller. Konuşmalarına dikkat ediyorlar ve bu konularda dikkat çekmemeye çabalıyorlardı. Lakin batı ülkeleri bu kadar batakken, önlerini de göremiyorlar ve ümitleri azalıyorken, daha fazla bölgenin ve çok sayıda başka insanın da “nakite çevrilmesi” lazım. Çok daha fazla kara para işleri lazım. Hepsinden mühim olanı da şu ki bir türlü durdurulamayan İstanbul’un ilerleyişinin, yükselişinin, dünya üzerindeki tesir gücünün “derhal” durdurulması lazım. Bu maksatla da oyunlar içinde oyunlar kurmaları lazım. İşte sahada yaşananların arka planları bunlar.
Azerbaycan ya batacak ya çıkacak. Arası yok. Azerbaycan İstanbul’un sesine ses verecek, ayağa kalkacak, başlarındaki ve içlerindeki kara paracı hainleri ayaklar altında ezecek ya da İstanbul kangren olan kolu yani Azerbaycanı kesip atacak. Azerbaycanlılar da nakite çevrilirken hiçbir şey yapmayacak ve bu şeytanlıkların Türkiye’ye yayılmasına izin vermeyecek.
Biz artık ilan eden ede ayağa kalkıyor ve Türkiye’deki “sistemi” tamamen yok etmeye oynuyorken bir daha yazıyorum… Rusya’da, Azerbaycan’da ve bundan sonra varlıkta kalmak, Londra’nın kontrolünden, sömürmesinden, kan emiciliğinden kurtulmak isteyen bütün ülkelerde, vatansever bütün taraflar ayağa kalkmalılar. Hemen şimdi, bizimle beraber tempoyu yükseltmeliler ve birkaç güne de bu işleri bizlerle eş zamanlı, senkronize halde bitirmeye oynamalılar.
Tekrar ediyorum, Azerbaycan dediğimi yapmadığı sürece, Türkiye’den herhangi bir kişinin, etkilinin, yetkilinin, askerin, sivilin, bürokratın, iş adamının, siyasi partinin, liderin, şu şartlarda Azerbaycan’a herhangi bir sahada en ufak bir destek verdiğini, hatta destek açıklaması yaptığını…. Gözler önüne serdiğim oyun içinde oyunlara yani Londra’ya hizmet ettiğini görürsem, duyarsam, istihbaratını alırsam… O kişi ya da grubu hemen ve tamamen yok etmeye oynayacağım. Bunu, Türkiye’yi muhafaza etmekte ve insanlığı korumakta zaruri bir hamle olarak göreceğim. Bu nedenle de çatışmalardan kaçınmayacağım ve gerektiği kadar acımasız bir keskin kılıç olacağım. Azerbaycan halkı titreyip kendine gelirse, söz konusu kara paracı paralel devlet sistemini ayaklar altına almaya oynarsa, o halde ise ölümüne Azerbaycanın yanında duracağım, duracağız.
Tayyip’in ve çetesinin, her türlü kara para işlerinde tepe tepe kullanmak için ordumuz üzerinden güya eğittiği Somalili sözde komandoları izliyorsunuz.
Bu gibi sözde askerler, aslında/özünde terörist çeteleri üzerinden, ordumuz da alet edilerek vahşice kara para işleri uzun zamandır yapılıyor. Elde edilen paralar da Londra merkezli sisteme akıyor. Yani ABD İngiltere’ye maşalık yapıyor. Türk devleti, milleti ve ordusu dahil bütün kurum ve kuruluşları da ABD aracılığı ile Londra’nın maşası oluyor. Somalili bu terör ve vahşet grupları da Türkiye üzerinden Londra’nın maşası oluyor. Güya sömürgecilik, katliamlar, vahşetler bitmiş… Hayır, sadece şekil değiştirdi ve daha acımasız şekilde, daha yaygın şekilde devam ediyor. Ordumuz Libya ve Suriye gibi yerlerde de İnsanlık için, adalet için, milletimizin muhafazası için, soydaşlarımızın ya da dindaşlarımızın muhafazası için bulunmuyor. Tam aksine olarak onların can, mal, ırz emniyetlerini tanımayan, insan kaçakçılığı hatta organ ve çocuk kaçakçılığı bile yapan bir terör teşkilatı olarak bulunuyor. Ordumuzun üst kademelerine getirilmiş Kraliyet uşağı gizli Yahudi, gizli Ermeni hainler de bu işlere yardım ve yataklık yapıyorlar. Paylarını da alıyorlar. CHPKK’den HDPKK’ye kadar bütün sözde siyasi partiler, aslında terör teşkilatları da bu nedenle iktidarla danışıklı dövüşüyorlar. Gerçekten muhalefet yapmıyorlar, çünkü onlar da bu işlerin içindeler ve paylarını alıyorlar.
Evet, Tayyip ve çetesi, danışıklı muhalefet ve mason tarikatının da yardım ve yataklıkları ile, başta adli makamlar olmak üzere devletimizin bütün kurum ve kuruluşlarını çoktan ayarından çıkarttı, çoktan İngiltere merkezli ve bütün insanlığın düşmanı olan sistemin emrine amade kıldı.
Bu nedenle ordumuz bir an evvel Suriye’den, Libya’dan, Somali’den ve benzeri kara para merkezi haline getirilmiş ülkelerden bütünüyle çıkartılacak. Bu nedenle, bu iradeye karşı direnen ve hala devletimizin bütün kurum ve kuruluşlarını Londra’nın emrine amade halde tutmak isteyen AKPKK meşru bir millet darbesi ile devrilecek. Son hazırlıklarını yapmamış olan hiçbir taraf kalmasın. Büyük gün geldi çattı… Artık AKPKK-MHPKK-CHPKK-HDPKK ve diğer organize suç, terör ve ihanet örgütlerini kollayabilecek, ayakta tutabilecek bir Londra yok. Bir Washington da bir Tel Aviv de yok ve şimdi sıra milletimizde…
– Hoca hoca sen ya üstszsın yada hz isa başka mümkünatı yok
Bu şüphe benim yıllardır beynimi kemiriyor yeter artık aklımı kaybediyorum
Mehmet Fahri Sertkaya:
– Bence bir titreyip kendinize gelmeniz gerekiyor. İblis’in adamları kol geziyor, hepinize ayrı ayrı musallat oluyorlar. Ben ne üstazım, ne mehdiyim, ne de hz. İsa’yım. Ailem belli, soyum belli. Evet, gerçek üstazımız ile soyum az yukarıda çatal yapmış ve birleşiyor. Gerçek üstazımıza da hem sureten hem sireten çok çok benziyorum ama bu yola intisap etmiş, kendini bu yola hizmete adamış bir ademoğluyum.
C. A. :
– Hocam bu kadar bilgiyi paylaşmanız aklımızı aldı
Mehmet Fahri Sertkaya:
– İhtimal şu ki gerçek mehdi olan hz. üstazımızdan sonra çok büyük hizmetler yapmak nasip olan kahtani olabilirim. Bir nevi ikinci zülkarneyn gibi olup dünya genelinde adaletle hükmedebilir, dünyayı tek bir devlet yapabilirim. Bu hususta mütevazı da olmuyorum. Yapmak istediğimi, yapmayı denediğimi ve tarafları şaşkına çevirecek kadar büyük mesafeleri şimdiden aldığımı, üstelik bu kadar büyük mesafeyi bu kadar kısa sürede aldığımı herkes görüyor, biliyor. Şu anda bile dünya üzerinde açıkça ilan edilmemiş bir mfs tufanı esiyor. ABD ortada yok, Kraliçe mezara girecek, Putin ne yapacağını şaşırmış, onlarca büyük ülke şokları atlatamamış. NATO ve BM gibi teşkilatların adları unutulmaya başlamış. Derin bir sessizlik ve şaşkınlık hali var. Bunu bile benim bozmam bekleniyor, çünkü söz konusu taraflar hakikaten bocalıyor. Bunlar hakikat…
Ama bunlar bile çok başka şeyler, öyle mehdi, İsa demek çok başka şeyler. Dikkat edin, ayarı kaçırmayın. Oyunlara gelmeyin
C. A. :
– İnşallah o günleri görmek nasip olur bizlere
ALLAH razı olsun hocam içim biraz ferahladı
Mehmet Fahri Sertkaya:
– Paylaştığım bilgiler de bir şey değil. Aklınız almayacak, böyle İblis’in tuzaklarına geleceksiniz diye azıcık azıcık paylaşıyorum. Zamana yaya yaya paylaşıyorum.
Tamam, çok ağlamayın. Vallahi öleceğini tahmin etmiyordum. Öleceğine kani olsaydım, bu kadar çarpmazdım ve dünya siyasetini de üzerine yıkmazdım. Sizin kadar ben de şaşırdım. Nereden bilebilirdim, tahmin ettiğimden bile çok daha güçsüz, vasıfsız, akılsız olduğunu… Lakin olan olmuş, ölen ölmüş. Bundan sonra ölmek istemeyenler akıllı olsunlar ve Kraliyet sisteminden de İblis’in sisteminden de deccalin sisteminden de uzak dursunlar.
Bir dahaki sefere ölecek olanlar bir şekilde haber etsinler, durduralım sinyalimizi. Ne güzel oynuyorduk, uzun süre sonra yükselmiştik, çatışmanın zevki oluyordu. Şimdi ne olacak…
Avrupa ülkelerinde ve ABD’de sermayesi ya da kendince birikimleri olan gurbeçilerimiz derhal o varlıklarını Avrupa’dan ve ABD’den çıkartsınlar. “Ramak kaldı” demiyorum. Başladı, çok büyük bir hengame başladı ve gizlemeye çabalıyorlar. Ne gizleyebilirler, ne durdurabilirler. Dev gibi görünen ama içleri çoktan çökmüş, koflaşmış olan holdingleri bile batacaklar. Bankalardaki mevduatları sahiplerine veremeyecekler. Hükumetler de devrilecek ama yeni gelenler de hiçbir şeyi düzeltemeyecekler. Bundan sonra dünyanın mali dengelerini en tepeden İstanbul yönlendirecek, Kraliçe değil…
Parasını seven, Türkiye’ye de getirmesin. Türkiye, ABD, İngiltere ve bütün Avrupa piyasaları dehşetli şekilde sallanacak.
Saha çok ama çok gergin. Son yaptıkları planları da tutmadı. Son kazdıkları kuyulara da kendileri düştüler. Türkiye’nin benim elimle karışmasını çok istediler, beklediler. Tayyip’i önüme attılar, harcamamı istediler.
Ne Suriye’ye operasyon yaptırabildiler, ne diğer kara para işlerini istedikleri hale getirebildiler. Ne beni etkisiz hale getirebildiler. Ne batı/NATO çetesine üst üste vurduğum darbeleri durdurabildiler v.s. Bu gidişatı tersine çevirmeyi geçtiler, durdurmaya dönük ümitleri bile eriyor. Yepyeni bir dünya düzeni kuruluyor ama onlar maddeten ve manen çok feci hallerdeler ve zaman aleyhlerine işliyor. Yine de bir şeyler yapmalılar ama yapabilecekleri şey, kuklaları olan iktidarı indirip de yerine sözde muhalefet yapan diğer kuklalarını getirmekti. Şimdi çaresizlikten o yolu seçtiler. Evet, AKPKK/MHPKK koalisyonu projelerinin üstünü tam olarak çizdiler. Bunun için alt yapı çalışmalarına başladılar ve her an Türkiye’de Tayyip’i/AKPKK’yi devirebilirler. Bir bakarsınız ki Pazartesi günü akşamı Türkiye’de AKPKK hükumeti yok. Çok geniş bir kadroyu toplayıp alacaklar. Yerlerine altılı çeteyi getirecekler. Beni de altılı çetenin önünde büyük bir mani olarak görüyorlar. Kaçtır açıkça hamleler yapacaklar, ben varım diye geri duruyorlar. Yanlış yorumluyorlar. Ben değil miydim “Şunları indirip diğer kuklalarınızı getirecekseniz getirin ama benim kırmızı çizgilerime, hassasiyetlerime dikkat edin” diye açıkça yazan…
Bu güne kadar Tayyip ve çetesi ile altılı çete her şeyi beraber yaptılar. Beraber ihanet ettiler, beraber çaldılar, beraber terörün önünü açtılar, beraber İngiltere’ye, ABD’ye, İsrail’e, Avrupa’ya çalıştılar… Vergilerimizi beraber çalarak bu ülkelere gönderdiler, askerlerimizi beraberce terör örgütlerinin önüne attılar, şehit ettirdiler. Irak’ta, Suriye’de, Libya’da, Afrika’da BOP için gerekli olan şeyleri beraber yaptılar ve bunları yaparken bizim devlet gücümüzü BOP’un emrine verdiler. On milyondan fazla bedavacı onursuzu, harp kaçkınlarını beraberce ülkemize getirdiler, şimdi beraberce burada tutuyorlar. İnsan, organ, uyuşturucu başta olmak üzere her türlü kaçakçılığı beraber yaptılar ve hala beraber yapıyorlar. Terör alsın yürüsün, kara para işleri coşsun, Türkiye ve bölge bölüne bölüne, nüfus dengeleri değişe değişe BOP yani Büyük İsrail Devleti projesi gerçekleşsin diye beraberce yapmadıkları ya da denemedikleri hiçbir iş yok. Ordumuzu ve sistemimizi bile bu maksatla beraberce dağıttılar. MİT’in başına kara paracı Hakan Fidan’ı bunun için getirdiler ve en güçlü yapıştırıcı ile o koltuğa yapıştırdılar. Herifin MİT başkanı olduğu süreçte kaç acı terör hadisesi, kaç skandal peş peşe yaşandı, hiç rahatsız bile edilmedi. Birkaç danışıklı dövüşlü güya tepkinin ötesinde bir şey yaşandığı görülmedi. Hala Hakan Fidan’dan hiçbirinin rahatsızlığı yok, çünkü bağlantıları sağlam, kara parada herkese kazandırıyor. CHPKK’nin terörist yöneticilerine bile… Aile Bakanlığı üzerinden şiddetli yıkıcı faaliyetleri beraberce yaptılar. Beraberce ibneliği ve her türlü melaneti serbest bıraktılar. Ülkede kadınlarla erkekleri rakip hatta düşman yaptılar. Dernekler, vakıflar, sözde yardım kuruluşları üzerinden vurgunları da beraber yaptılar. Maddi ve manevi sahalarda her türlü yıkıcı faaliyeti, bu milletin devletinin gücüyle, kurumlarının gücüyle beraberce yaptılar. Milletin gücünü milletin aleyhine hep beraberce kullandılar, kullanıyorlar. Yani bizim için ha AKPKK ha CHPKK ha HDPKK… Bir farkları yok. O nedenle yıllardır “Hepsi aynı alfabenin harfleri” deyip duruyorum.
Şimdi Tayyip indirilse de yerine altılı çete gelse, bence adalet yerini de bulur. Çünkü bu enkazın bizim üzerimize devrilmesi adalet değil. Kim yıkılmaya sebep olduysa, enkaz onun, onların üzerine devrilmelidir. Ülkenin hazinesinde para yok, memuruna maaş veremeyecek vaziyette, kara paralarla taklalar attırılıyordu artık o da yok. Araplardan para dilenmenin, milletler arası seviyede kara para transferlerinin de bir sonu var ve oraya gelindi. Millet aç, millet hasta, millet öfkeli v.s.
Altılı çete iş başı yaptırılınca ben haftalar sayarım. Kaç hafta iktidarda kalabileceklerine, hangi sorunu çözebileceklerine bakarım. Altı haftadan fazla kalabilmişlerse de çok şaşarım. Çünkü ABD’nin bile altı haftası kaldığını zan etmiyorum. Bu gidişle her an ABD de açıkça, görülür şekilde havlu atacak ve çok da karışacak. Hatta bence Türkiye’den önce karışacak.
Evet, bence hiç mahzuru yok. Önce ABD mi yoksa Türkiye mi karışır, o da meselemiz değil. Biz bunca yıldır işlenen bunca vahim suçların hiçbirine ortak olmadık, destek olmadık, sessiz/tepkisiz kalmadık. Bunca yıl sonra aynı duruştayız, duruşumuzu hiç bozmadık. Biz hak etmediğimiz bir yıkılışı yaşamak ve hak etmediğimiz şekilde bir enkaz altında kalmak niyetinde değiliz. Bunları bunca senedir başında tutan halk kesimi de umurumuzda değil. 12 seneden fazladır o halk kesimini de ikaz ettik, onlara nasihat ettik. Yeter, halkın o kesimiyle, idarecilerin bu kesimleri hep beraber bu günleri hazırladılar. Dinimizi bile alet ede ede her türlü melunluğu yaptılar, yaptırdılar, desteklediler, alkışladılar, yediler, içtiler, kustular, pislediler. Şimdi kaoslarını yaşasınlar. Biz karışmayacağız.
Tayyip ile çetesini darbe ile mi, siyasi oyunlarla mı, hukuk yoluyla mı devirdiklerine de takılmayacağız. Darbe ile bile devireceklerse, biz izin vermeden darbe yapamazlar ama vereceğiz. Biz izin verdiğimizde darbe yapsalar, bize yine sıkıntı olamazlar. İstanbul dağ gibi sağlam bir vaziyette duruyor. Yine Türkiye’ye, bölgeye ve dünyaya yön vermeye, dengeler kurmaya devam edecek. Bu kadim şehri deccalin teşkilatı da yok edemez. Oyalanıp dursunlar, acı akıbetlerini yaşasınlar, biz her safhasında en doğru, en dürüst, en cesur, en adaletli kararlarla, tavırlarla yolumuza devam edeceğiz. Zaman Ankebut Ağına bağlı bütün ülkeleri ve liderleri ve sistemleri mum misali eritiyor. Zaman bizim lehimize, onların aleyhlerine işliyor. Eriyorlar, bitiyorlar ve ne yapmayı denerlerse denesinler, köprüden önceki son çıkışı zaten kaçırdılar.