Beni mücadelemden döndüremezler. Beni metafizik tekniklerle de durduramazlar. Sahayı takip etmeme, kararlar almama ve sahayı en doğru şekilde yönlendirmeme ve yayınlar da yapmama mani olamazlar. Çok güzel günlere geldik, eriştik. Bundan sonrası, başkaları için felaket günleri olabilir ama bizim için daha da güzel günler olacak. Şer görünen ve üzücü hadiseler bile aslında bizler için hayırlı olacak.
İstanbul dağ gibi muhkem… İstanbul’u yıkabilecek dünyalı ya da uzaylı bir güç unsuru yok. Propagandalarla insanlara dev gibi gösterilmiş olan batılı ya da doğulu unsurların peş peşe ve artık görünür şekilde çökmesi, bizi endişelendirmeyecek. Biz gücümüzün farkındayız. Bunları yapmak iddiasıyla yola çıkmıştık ve yapıyoruz. Şimdi fırsatları değerlendirerek, yerine göre daha da hızlanarak, yerine göre ağırdan alarak düşmanlarımıza darbeler vurmaya devam edeceğiz.
Her zaman olduğu gibi, birlikte vuracak, birlikte ağırdan alacak, birlikte karar değiştirecek, organize/teşkilatlı şekilde siyasetin ve stratejinin en alasını sergileyeceğiz. Ben “Vakti geldi” demeden, Yunanistan’ın, ABD’nin ya da başka bir batılı tarafın tahriklerine kapılmayacak, onlara sözlü karşılıklar dahi vermeyeceğiz. Batıyı daha hızlıca boğmanın yolu doğudan geçiyor.
Şimdi öncelikli hedefimiz sözde mültecileri bir yandan topluca gönderirken, bir yandan da Güney Azerbaycan’ı kurtarmak… Çok kısa bir süre kaldı, bunların da arefesindeyiz. Bunları da yaptığımızda milletimizin yaşayacağı sevinci ve coşkuyu şimdiden görür gibi oluyorum.
Sahadaki bütün vatansever unsurlar, şimdiden sonra metafizik saldırılara karşı daha da tedbirli olmalılar.
Görüldüğü üzere Rusya-Ukrayna merkezli olarak sürdürülen danışıklı dövüşler, İstanbul’un tam zamanında ve yerinde yaptığı müdahalelerle büyük bir hızla çökmeye devam ediyor. Lakin birileri Türkiye-Yunanistan danışıklı dövüşünü başlatmaya çalışırken, birileri de her yerde üçüncü dünya savaşı tartışmasını ve beklentisini devam ettirmek istiyor.
Üçüncü dünya savaşına biraz daha var. O savaşı ben başlatacağım ve ben bitireceğim ve benim liderliğimdeki devletler grubu galip gelecek. Londra merkezli sistemin artık bir dünya savaşı başlatabilecek gücü bile yok. Daha önce açıkça ifade ettiğim gibi, üçüncü dünya savaşı denemesi başlatabilir, iyice rezil olur ve ben “olur” vermedikçe gerçek bir üçüncü dünya savaşı yine de çıkmaz.
Türkiye-Yunanistan suni gündeminden nasıl da büyük bir hızla çıkılıyorsa, gereksiz ve suni üçüncü dünya savaşı gündeminden de aynı hızla çıkılmalı.
Bizim büyük krizlere ihtiyacımız yok. Londra’nın var. ABD’nin var. AB’nin var. Bu güne kadar kan emerek şişmiş ve güya güçlenmiş o zavallı devletlerin ve devletçiklerin var… Zaman bizim değil, onların aleyhine işliyor. Benzetmek gerekirse, güneş altına konmuş buz misali eriyor, yok oluyorlar.
Birden aklıma düştü de buralarda ŞİÖ’den artık fazlaca bahsedilmiyor?
Bazıları “Bunlar doğum sancıları, bunlar olacak ve sonrası iyi olacak” diyor ama bunlar herkes için doğum sancıları değil. Aksine bu sancılar onlar için yani Türk ve Müslüman rolü oynayarak asırlardır Türklere her türlü ihanetleri yapmış kripto kesimler için ölüm sancıları… Onların hikayeleri burada bitecek. Onlardan bazılarının, hala inanamasalar da batının çöktüğünü ve iyice de çökeceğini kabullenip sonra da Türkiye’yi bu defa Çin’in ilan edilmemiş sömürgesi yapmaya kalkmaları, tahammül edilesi şey değil. Hala “Bir kuşak bir yol” denilen çökertilmiş projeyi övmeleri ve baş tacı etmeleri, tahammül edilebilir bir şey değil. O projeyi de geçelim, Çin bile çöktü ve bunu bu milletten gizlemek yeni bir ihanetten başka bir şey değil. Türkiye bir kafesten kurtulup başka bir kafese girmeyecek. Buna mani olmak için gerekiyorsa bütün kriptolar kısa sürede mezara girecek. Herkes nerede ne konuştuğuna, şu kritik anda nasıl yönlendirmeler yaptığına dikkat edecek.
Evet, dünyanın batısı da doğusu da çöktü. Bizim topraklarımızda bizden görüne görüne bu güne kadar batı alemine kulluk eden kriptolar, bir boşlukta kaldılar. Artık onları karşımızda güçlendirebilecek devletler, liderler, dengeler yok. İstanbul, dünyanın malum düzenine son darbeleri vuruyorken, tasmasını tutacak bir taraf arayan kriptolar bilsinler ki İstanbul bu defa onların tasmalarını mezar taşlarına bağlayacak.
Ayrıca, malum kripto çevrelerin, Tayyip’ten sonrası için bir hükumet, bir lider arayışına girmeleri de boşuna… Hatta bu maksatla Binali Yıldırım’ın üzerine oynayanlara kadar bütün taraflar boşuna uğraşıyorlar. Bundan sonra bu ülkede bir daha hiç seçim olmayabilir. Ya da bir kere daha seçim olacaksa da malum ihanet odaklarının hiçbiri siyasetteki piyonlarını aday bile yapamazlar.
Rusya’nın idaresini elinde tutan malum çete, AB ile de danışıklı dövüşüyor. Oyunlar içinde oyunlar kurmaya çalışıyorlar. Çok geniş meseleler var, yazarak detaylı anlatmak mümkün değil ve herkese açık şekilde yazmak doğru da değil ama özetle şu hususlar bilinmeli.
Türkiye’nin Yunanistan’a girmesini de istiyorlar. Irak’a girmesini de istiyorlar. Azerbaycan’ın Ermenistan’a girmesini de istiyorlar. Lakin söz konusu hamlelerin ve daha fazlasının, Türkiye’nin yararına, Azerbaycan’ın yararına imiş gibi görünmesini sağlayıp arka plandan tamamen kendilerine yarayan işler olmasını istiyorlar. İşte yaşanmakta olan sürecin temel sorun olarak görülecek kısmı tam da burası…
Ben ilk defa “Türkiye, sorunları, sorunun merkezi olan yerlerde çözecek. Türkiye’nin siyaseti değişecek.” dediğimde, buna karşılık verecek, mani olacak güçleri zaten kalmamıştı. Bu çıkışımı büyük fırsat olarak değerlendirdiler, her şey çantada keklik zan ettiler. Her biri başka ülkenin idaresini hukuksuz şekilde ele geçirmiş olan ve çeteleriyle birlikte kara para işleri yapan kuş beyinli malum kişiler, Londra’ya tasmaları ile bağlı kişiler, üç beş göz alıcı hareket, açıklama, danışıklı restleşme, üç beş oyalayıcı orta oyunu ile Türkiye ve dünya siyasetine yön vereceklerini zan ettiler.
O günden bu yana ortam gergin, hareketli ve kontrolü zor bir vaziyette. Bir yığın ahmak, hayal alemlerinde yaşayarak, her meselede ahmakça kararlar aldılar, alıyorlar ve ortalığı karıştırıyorlar. Her seferinde rezil de oluyorlar ama bir türlü akıllanmıyorlar. Şimdi Azerbaycan meselesinde de farklı planları var. Bütün tuzakların uygulanması kısmında Tayyip ve çetesi de zaten emirlerine amade haldeler.
Tayyiple de araları iyi olan Aliyev ve karısı, zaten en baştan beri İngiltere/Londra’ya çalışıyorlar. Hepsini bir merkez yönlendiriyor. Bu ahmakça oyunları da ya Londra kuruyor ya da Londra son onayı veriyor.
Ukrayna’yı kara para kaynağına çevirmek istemezlerdi. Onca Müslüman coğrafyası varken, kendilerini batılı/hristiyan gören ama insanlıktan bile çıkmış olan, ahlaksızlığı ve dinsizliği arşa varmış olan Ukrayna halkını malzeme yapmak istemezlerdi. Lakin İstanbul karşısında o kadar büyük kaybettiler, o kadar parasız kaldılar ve uç sınırlara geldiler ki mecburen Ukrayna’yı da nakite çevirdiler, çeviriyorlar. Bunun için hala danışıklı dövüşüyorlar. “Özel askeri operasyon”muş… Ahmak bile inanmaz şu tabire, şu tabir üzerinden dönen dolaplara… Oraya asker diye gönderilenler de büyük çoğunlukla Türk/Müslüman kökenli ve yeterince eğitim, silah, teçhizat verilmemiş olan Rusya Federasyonu askerleri… Onları bile bile ölüme gönderiyorlar, Ukraynalıları gönderdikleri gibi… Onların bile organlarını nakite çevirme fırsatı bulurlarsa çeviriyorlar. Ukrayna’dan dışarı milyonlarca sivil çıktı ve en başından itibaren yüksek sayıda Ukrayna vatandaşı, gittikleri batı ülkelerinde fuhuş ya da organ mafyalarına kurban oldular, oluyorlar. Yine de kan emerek beslenen ve varlıkta kalabilen batılı onlarca ülkeyi ve İsrail’i ayakta tutabilmek için daha fazla kara paraya ihtiyaçları var.
Şimdi Suriye’de, Libya’da, Afrikanın farklı farklı yerlerinde de planlarını, danışıklı dövüşlerini, kara para işlerini İstanbul bozuyor, bozacak. Bunun çok yakında olacağını hem akıl, mantık, olayların akışı, sahanın vaziyeti gösteriyor hem de yapabildikleri kadar metafizikle bakıp görüyorlar. Önlerinde çok çok kötü zamanların olduğunu biliyorlar. On milyondan fazla sözde mültecinin Türkiye dışına çıkartılacağını biliyorlar. Suriye’ye yeniden devlet otoritesinin hakim olacağını biliyorlar. Sadece Suriye’de danışıklı olarak çatıştırdıkları onlarca terör örgütleri var ve bunların da yok olacağını biliyorlar. Tekrara gerek yok, her yerde kaybedeceklerini, kara paralarının kesileceğini biliyorlar. İstanbul’u da yok edemeyeceklerini, durduramayacaklarını biliyorlar. Ayrıca parasız alacakları aslında çalacakları bol miktarda gaza, petrole, madenlere de ihtiyaçları var.
Bu nedenle daha başka yerler de karıştırılmalı. Bu maksatla da Azerbaycan-Ermenistan krizini kullanmak, bu hususta da danışıklı dövüşmek istiyorlar. Azerbaycan’da da Adnan Oktar organize suç, terör ve ihanet örgütünün çok ağırlığı, geniş bir sistemi var. Orada da kedicikler var. Orada da devlet içinde devlet sistemi var. Orada da Aliyev’lerden aşağı doğru devletin yetkilileri arasında çok sayıda kişi “sistem”e dahil edilmiş vaziyette. Orada da bağımsız mahkemeler, emniyet teşkilatı ve ordu yok. Azerbaycanın da her yerinde “sızma” var.
Azerbaycan da tıpkı Türkiye gibi kara para cumhuriyetine çoktan dönüştürüldü. Azerbaycan üzerinden kaçırılan insanların, kadınların, çocukların, bebeklerin, organların haddi hesabı yok. Aliyev’in, kara paracı Yahudi Zelenski ile sıkı dostluğunun “kara para” ve “Londra merkezine bağlı olmak”tan başka anlaşılabilir, dikkate alınır izahı da yok. Azerbaycan’da da Mehmet Haberal’ın kontrolünde olan ve aslında organ işine bakan hastahaneler daha doğrusu insan mezbahaları var. Orası bir yol, bir güzergah… Güya çatışan Azerbaycan ve Ermenistan yetkilileri de arka plandan sürekli paslaşıyorlar, görüşüyorlar, anlaşıyorlar.
Zengezur geçidinin bir kara para geçidi olduğunu, birbiriyle çatışmalı görünen tarafların tamamının bu geçidi açmak için ittifak halinde olduğunu, güya Türk Devletleri Teşkilatı’nın da bu işlerin içinde hatta başında olduğunu v.s. sesli anlamıştım. Ermenistan’la AKPKK’nin “yakınlaşma” siyaseti de bu maksatlarla yapılan bir oyundan başka bir şey değil. Her şey “kara para” için, her şey “insanlık düşmanlığı” konusunda tam teşekküllü bir ittifak oluşturmak için. Aralarında hiç mi farklar yok, sorunlar yok, çatışmalar yok… Var, var ama temel hususlarda sorunlar, çatışmalar yok. Bunca taraflar arasında elbette her kesimden ve seviyeden herkes danışıklı dövüşmüyor. Lakin tepe isimlerin tamamına yakını sistemin aslında nasıl olduğunu, işlediğini biliyor ve danışıklı dövüşüyor ki zaten bunların büyük çoğunluğu da biyonik robotlar. NATO, AB, AİHM, KGAÖ dahil bilinen bütün teşkilatlar, birbirleriyle çoğunlukla danışıklı dövüşen, bazı detay kısımlarda görüş ayrılığı yaşayıp çatışan taraflarca yönetiliyorlar. Çin de bu sistemin bir parçası. Hatta bu sistemin yeni merkezi yapılmak istenirken İstanbul’un üzerinden geçip ezdiği bir kara para devleti.
Zengezur geçidi hususunda, o yayını yaptığım günden beri rahat değiller. Konuşmalarına dikkat ediyorlar ve bu konularda dikkat çekmemeye çabalıyorlardı. Lakin batı ülkeleri bu kadar batakken, önlerini de göremiyorlar ve ümitleri azalıyorken, daha fazla bölgenin ve çok sayıda başka insanın da “nakite çevrilmesi” lazım. Çok daha fazla kara para işleri lazım. Hepsinden mühim olanı da şu ki bir türlü durdurulamayan İstanbul’un ilerleyişinin, yükselişinin, dünya üzerindeki tesir gücünün “derhal” durdurulması lazım. Bu maksatla da oyunlar içinde oyunlar kurmaları lazım. İşte sahada yaşananların arka planları bunlar.
Azerbaycan ya batacak ya çıkacak. Arası yok. Azerbaycan İstanbul’un sesine ses verecek, ayağa kalkacak, başlarındaki ve içlerindeki kara paracı hainleri ayaklar altında ezecek ya da İstanbul kangren olan kolu yani Azerbaycanı kesip atacak. Azerbaycanlılar da nakite çevrilirken hiçbir şey yapmayacak ve bu şeytanlıkların Türkiye’ye yayılmasına izin vermeyecek.
Biz artık ilan eden ede ayağa kalkıyor ve Türkiye’deki “sistemi” tamamen yok etmeye oynuyorken bir daha yazıyorum… Rusya’da, Azerbaycan’da ve bundan sonra varlıkta kalmak, Londra’nın kontrolünden, sömürmesinden, kan emiciliğinden kurtulmak isteyen bütün ülkelerde, vatansever bütün taraflar ayağa kalkmalılar. Hemen şimdi, bizimle beraber tempoyu yükseltmeliler ve birkaç güne de bu işleri bizlerle eş zamanlı, senkronize halde bitirmeye oynamalılar.
Tekrar ediyorum, Azerbaycan dediğimi yapmadığı sürece, Türkiye’den herhangi bir kişinin, etkilinin, yetkilinin, askerin, sivilin, bürokratın, iş adamının, siyasi partinin, liderin, şu şartlarda Azerbaycan’a herhangi bir sahada en ufak bir destek verdiğini, hatta destek açıklaması yaptığını…. Gözler önüne serdiğim oyun içinde oyunlara yani Londra’ya hizmet ettiğini görürsem, duyarsam, istihbaratını alırsam… O kişi ya da grubu hemen ve tamamen yok etmeye oynayacağım. Bunu, Türkiye’yi muhafaza etmekte ve insanlığı korumakta zaruri bir hamle olarak göreceğim. Bu nedenle de çatışmalardan kaçınmayacağım ve gerektiği kadar acımasız bir keskin kılıç olacağım. Azerbaycan halkı titreyip kendine gelirse, söz konusu kara paracı paralel devlet sistemini ayaklar altına almaya oynarsa, o halde ise ölümüne Azerbaycanın yanında duracağım, duracağız.
Dün bana doğru yaptığınız metafizik saldırıyla aynı şiddette metafizik saldırıları, atalarınız geçmişte hak peygamberlere yapmışlardı. En doğrusunu Allah bilir ama bu güne kadar, farklı devirlerde toplamda binlerce hak peygamberi bu gibi saldırılarla şehid etmişlerdi. Arz üzerinde sizin gibi her devirde İblis’e uyan, hak peygamberleri yalanlayıp katleden, insanlığın maddi ve manevi felaketi için didinen bir kavim daha yok. Siz, Kur’an-ı Kerim’de bu nedenle lanetlendiniz.
İtiraf ediyorum ki böyle bir saldırıyı yapabileceğinize ihtimal vermiyordum ama çok da mesele değil. Dünkü saldırılar sırasında ben bir daralma hali yaşadım. İştahsızlık oldu. Çok yemişim gibi bir karın şişliği hali oluştu. Başka da bir şey olmadı. Mesaimi bile yarıda bırakmadım, işlerimi bile boşlamadım. Herhangi bir ilaç, takviye v.s. kullanmadım. Bir sinir krizi bile geçirmedim. Burnumdan kan bile gelmedi. Zihnim ve midem bile bulanmadı. Baygınlık mı, yanına bile yaklaşılmadı. Evet, bu kadar büyük ve organize saldırılarınızın neticesinde bana hiçbir şey olmadı. Üstelik üzerimde ve etrafımda hiçbir metafizik koruma yoktu. Bende yalan yok, biliyorsunuz, gerçekten hiçbir metafizik koruma yoktu, şimdi de yok.
Akşam da gece de mesai yaptım. Sabahtan beri de mesaim yoğun şekilde devam ediyor ve dünya üzerinde çoktandır tesis etmiş olduğunuz bu şeytani sistemi büyük bir hızla yıkmaya devam ediyorum. Saldırılarınıza ekibimle birlikte karşılık verdiğimde, sizin verdiğiniz kayıpları, dünyanın dört bir yanındaki metafizikçiler görmüşlerdir ya da yazıyı okuduktan sonra görürler.
Aranızdan önde gelenlerden bazılarının “Hani Muhammed’den sonra peygamber gelmeyecekti? Mfs hala nasıl hayatta kalabilir? Organize şekilde yaptığımız bu kadar ağır saldırılara, on binlerce ağır büyülere rağmen mfs nasıl hayatta kalabilir?” diye feryat ettiğini, isyan ettiğini de bir şekilde haber alırlar. Evet, Hz. Muhammed’den sonra bir peygamber gelmedi ve asla gelmeyecek. Lakin, ikinci Zülkarneyn gelmeyecek diye bir kayıt/bilgi yok. Peygamber ya da mürşid-i kamil değildi ama birinci Zülkarneyn de böyleydi. Çok yüksek teknolojiyle, dünya seferberliği halinde yapılan metafizik saldırılarla, bir gün içinde on binlerce insanın katledilmesi suretiyle yapılan on binlerce ağır büyüyle, eş zamanlı olarak sayısız medyum ve cin kabilesi ve elektronik cihazla, hiçbir şeyle yok edilemedi. Allah onu da korudu, muzaffer eyledi.
Ben size tekrar tekrar “Ölmeyeceğim” demedim mi? “Azrail ile hukukumuz çok sağlam” demedim mi? “Rasuller, nebiler, sıddıklar, şehitler, sahabe-i kiram, silsile-i sadat hep ruhaniyetleri ile benimle birlikteler, benim yanımdalar” demedim mi? Bir benim sahip olduğum manevi kuvvete bakıyorum, bir de sizin medyumlarınıza, büyücülerinize, cin kabilelerinize bakıyorum ve hepsini bir arada iken bile ayağımın altında kolayca ezebileceğim böcek misali görüyorum.
Haydi kalkın ayağa, dünya siyasetini çok hareketlendireceğim. Kaybetmenin, kahretmenin ne demek olduğunu gün gün, tekrar tekrar yaşayacaksınız. Çok büyük hadiseler yaşanacak. Bir de siyasi, askeri ve mali sahalarda toptan bir savrulun da herkes gözleriyle somut şekilde görsün, ne kadar az, ne kadar aciz, ne kadar çaresiz, ne kadar parasız kaldığınızı… Herkes gözleriyle görsün, dünyanın hızla İstanbul’a doğru koştuğunu, yanaştığını…
Türkiye’yi Suriye’den çıkartacağım. On milyondan fazla sözde mültecinin tamamını Türkiye’den çıkartacağım. ABD’de iktidarı devireceğim. Hemen peşi sıra Türkiye’de de iktidarı gürültü şekilde devireceğim ve ardından büyük bir temizlik yapacağım. Burada adamlarınızı bırakmayacağım. Güney Azerbaycan’ı Türkiye’ye dahil edeceğim. PKK’nin kökünü kurutacağım. Kuzey Irak’ta büyük temizlik yapıp sonra Basra’ya doğru yol alacağım. Çok kısa süre içinde çok sayıda büyük holdingi batıracağım. Bu süreçte, Türkiye içindekiler başta olmak üzere dünya genelindeki pek çok etkili kişiye birer kurşun hediye etmeye artık tam manasıyla başlayacağım.
Yine Türkiye içindekiler başta olmak üzere çok sayıda etkili kişinin işini hukuk yoluyla, somut delillerle ama sahada çok da görünmeden bitireceğim. Neler döndüğünü tam olarak anlayamayanlar, yorumlayamayanlar çok olacak. Türkiye başta olmak üzere pek çok ülkenin enerji, gıda, sağlık, temiz su sorunlarına acil müdahaleler yapacağım. Türkiye’yi elektromanyetik saldırılar yapılamayan bir ülke haline getireceğim. Türkiye’yi bir enerji devine dönüştüreceğim. Bir yandan da Kıbrıs’ın tamamını alacağım. İşgal altındaki diğer adalarımızı ve şu anda Yunanistan denilen topraklarımızı alacağım. Bazıları bir arada, bazıları peş peşe derken, her şeyi çok çok hızlı şekilde ve kısa zamanda yapacağım, yaptıracağım.
Altı ay içinde ordumuzu öyle bir ordu haline getireceğim ki neticeyi görenler inanamayacaklar. Haydi kalkın ayağa, kalkabiliyorsanız. Kalkamıyorsanız bile ben sizi ayaklarımın altında böcek misali ezeceğim. Efendi kabul ettiğiniz o İblis’i, her gün ezdiğim gibi…
Türkiye ile iyi ilişkiler kurmak isteyen taraflar Irak’ta Türkiyenin karşısında durmamalılar. Evet, Suriye’den çıkacağız ama birçok ülkeye/bölgeye haklı olarak müdahale edeceğiz. Bu müdahaleler Ankebut Ağının istediği, masonların, kara paracıların, satanistlerin istediği müdahaleler olmayacak. Gerçekten hukuka, vicdana, milli güvenlik kriterlerimize, milli menfaatlerimize uygun müdahaleler olacak. Irak diye bir ülke aslında yok. O topraklar üzerinde gerçekten bir devlet otoritesi yok. Terör örgütleri kurarak bunlar üzerinden bölücülük yapan, kara ve kanlı para işleri yapan, kaçakçılık yapan, katliamlar yapan çok sayıda devletin piyonları var Irak’ta… Muktaza es-Sadr’a kadar binlerce kişi İsrail casusu… Irak’ta Irak halkının bile can, mal, ırz emniyeti yok. Irak’ta en temel insan hak ve hürriyetleri de yok.
İsrail başta olmak üzere, söz konusu kara paracı ve terörist devletlerin Irak denilen topraklar üzerindeki faaliyetleri, Irak ve Türkiye halklarının telafi edilemez can, mal kayıpları yaşamasına sebep oldu, oluyor. Irak’ta bir milli bütünlük, bir sınır kontrolü ve güvenliği, meşru bir hükumet de yok. Kuzey Irak Kürt Mahalli/Bölgesel idaresi, İsrail’in ve ABD’nin talepleriyle Türkiye’ye kurdurulmuş bölücü, terörist ve gayr-i meşru bir teşkilattır. Bu teşkilatın bir araya getirilmesi ve güya devlet yapısına büründürülmesi sırasında da Türkiye’deki Türk görünen İsrail piyonları aktif vazife aldılar. Bu ihanet faaliyetleri de Büyük İsrail Devleti projesinin ayaklarından biriydi. Rejim ve Rusya, Suriye’de BOP’a gereken darbeleri vuruyorken, Türkiye de Irak’ta vurmalı. Irak’ın kuzeyindeki söz konusu bölgenin, söz konusu bölücü terör unsurunun yok edilmesi de Türkiye eliyle olmalı. Türkiye başta vatandaşlarını ve Irak halkını, sonra çevre halklarını bu vahşilerden kurtarmalı. Türkiye, elinden ihanetlerle alınmış Irak denilen topraklarında yeniden otorite sahibi olmalı, oraları idare etmeli, okyanus ötesinden bile gelerek oralarda at koşturan sömürgeci, işgalci, terörist, katliamcı devletlere, hükumetlere, liderlere, gizli servislere, mafyalara, terör örgütlerine gereken karşılıkları vermelidir.
Şırnak, Hakkari, Van civarlarında karışıklık çıkartmak, halkı sokağa dökmek isteyen soysuzlar var. Kimler çıkacaksa çıksınlar. Çıkana kadar müdahale etmeyeceğiz. Çıktıktan sonra, “vatandaş” gibi görünen, ne yazık ki bu ülkenin nüfus cüzdanına sahip olan teröristleri ya da terör destekçilerini en sert şekilde bastıracağız. O bölgenin vatandaş görünen teröristleri artık karşılarında gerçek bir devlet otoritesi, gerçek bir adalet sistemi, gerçek Türk polis ve askerini görmeliler. Bunları cezaevlerine doldurup, zaten çok zor haldeki milletimizin vergileri ile de beslemeyeceğiz. Bin sene ceza evinde yatacak olsalar bile ıslah olmayacaklarına dair istatistikler var. Yatıp çıkanın ıslah olduğu nerede ise hiç görülmemiş. Zaten insanlıktan çıkmayan birinin, mazereti ne olursa olsun teröristlik yapması mümkün değildir. İnsanlıktan çıkanın da bir daha insana dönüşmesi mümkün değildir. Askere, polise taş atan bile devlete isyan suçu işlemiştir. Devlete isyan fiilinin karşılığı/cezası kesindir, tartışmasızdır. O suçu işlemek üzereyken öldürülürler. Cesetleri de ailelerine, örgütlerine verilmez. Bir çukura topluca basılırlar, üzerleri kapatılır. Terörü sözlü ya da fiili olarak tasvip etmek ya da müdafaa etmek de terör suçudur ve teröriste yapılan muamelenin aynısı bu kişilere de yapılır. Bu sınıfa dahil olanlara da icap eden muameleler yapılmalı ve geride kalanlarına ibret olacak hadiseler yaşanmalı. Sürekli dış güçlere, terör örgütü kuran ve kullanan ülkelere piyon olmanın sonunu görmeliler. Bir musibet, bin nasihattan evladır. On binlerce can kaybedilmişken hala bu konularda merhamet budalalığı yapanlar, sağda solda o minvalde yazanlar ve konuşanlar hakkında soruşturmalar başlatılmalıdır. Akli ve ruhi sıkıntıları mı var, zeka gerilikleri mi var yoksa terörist ve hain unsurlarla bağlantıları mı var, meydana çıkartılmalı ve gerekli muameleler yapılmalıdır. Teröriste acımak, vatandaşa/mazluma zulüm etmektir. Ülkede can, mal, ırz emniyetini tehlikeye atmaktır. Milli birliği ve güvenliği tehlikeye atmaktır.
İran’ın devlet sistemi içinde de çok sayıda İngiltere/İsrail casusları var. En başta Hamaney de bunlardan biri. Sadr ile paslaşmaları sırasında asıl maksadı İran’ın, Irak’ın ya da bölge halklarının iyiliği, emniyeti, huzuru değil, İngiltere ve İsrail’in çıkarları… Türkiye, Irak’a gerekli müdahaleleri yaparken ne NATO/batı cephesinden ne de İran’dan ciddi seviyede bir karşılık görmeyecek. Ekranlara, köşe yazılarına, sosyal medyaya yansıtılanların haricinde, bunların gerçekte ne hallerde olduklarını bilenler, iyi biliyorlar. Sık sık üzerinde durduğum bu gerçeğe tekrar temas etmenin lüzumu yok.
Irak tarafında şartlar böyle olsa da Yunanistan, İngiltere, ABD, İsrail, Fransa ve birkaç müttefikinin, Türkiye’nin batı sahillerinden işgal denemesi yapma ihtimali var. Türkiye’de büyük bir ya da birkaç afetten sonra buna anca teşebbüs edebilirler ama o şartlarda bile ülkemizi işgal edemezler, gerekli karşılıkları görürler, görecekler. Daha zorda kaldıklarında batı illerimizde toplu ölümlere sebep olacak virüsler bulaştırmayı bile deneyeceklerdir. Bunların tarihlerinde şeytanlıktan, vahşetten, katliamdan, kibirden, cinsi sapıklıktan başka hiçbir şey yok.
İran’a nasıl baktığımız, İran’la tarihten beri dost olmadığımız ve olmayacağımız herkes tarafından biliniyor. Açıkça ifade etmekteyim ki bu şartlara rağmen İran’a batı/NATO çetesi tarafından herhangi bir askeri müdahale yapılmak istenirse, yapılacak askeri müdahalelerde Türkiye taraf olacak ve İran yanlısı duracak. Doğrudan harbin içine girecek. Türkiye, kendi savunmasını İran üzerinden başlatacak. Aynı şekilde, Türkiye, baş belası haline dönüşmüş, türlü türlü sorunların merkezi/yatağı haline dönüşmüş ve gerçek bir devlet otoritesi kalmamış olan sorunlu Irak’a, haklı ve meşru müdahalesini yaparken İran hatalı tavırlar sergilerse, İran’a da askeri müdahale yapacak. En başta hızlıca Güney Azerbaycan’ı hürriyetine kavuşturacak. Orada ya geçici bir hükumet kurulacak ya da o topraklar doğrudan Türkiye’ye bağlanacak.
Türkiye’nin elinde her türlü imkan var. En başta ise her sahada çok iyi yetişmiş vatandaşları var. Elektrik, elektronik, iletişim, yazılım, tıp, kimya diye saymaya başlansa, ihtiyaç duyulan her sahada her işi, her projeyi yapabilecek kadrolar var. Devletimizin şu anda elinde mevcut olan imkanları bile doğru kullanılmaya başlansa, anında çağ atlayacak şu Türkiye… Yeter ki vatansever, dürüst, ahlaklı idarecilerin elinde olsun. Mevcut teknik kadrolarla, şu an devletimizin elinde olmayan her ihtiyacın yapılması sadece kısa zaman alır. Hiç kimsenin şüphesi olmasın ki Türkiye bütün bu oyunları, ihanetleri hızla bozmaya, içine dahil edildiği Ankebut Ağından daha da hızla çıkmaya devam edecek. Türkiye güçlenmeye, büyümeye devam edecek. Kadim topraklarını da alacak. Devasa projelerle bütün bölgeyi dünyanın merkezi haline getirecek. Yeni bir dünya düzeninin başşehri şüphesiz ki İstanbul olacak. Bütün taraflar, doğru safta olup olmadıklarını yeniden gözden geçirmeliler. Safımızda olanlar da saflarını sıklaştırmalılar. Türkiye’de ve bölgede terör yok edilecek. Bunu yapmak için, terör örgütleri kurup kullanan malum devletlerin yok edilmesi gerekiyorsa, bu da yapılacak. Kırmızı çizgilerim, hassasiyetlerim herkesçe biliniyor. “Dünya yok edilecek, taviz ver” denilse bile bunlardan tavizler vermeyeceğim.
Cerrahlar kadar merhametli olacağız. Her yer iltihap, her yer cerahat, her yer kangren ve gereken her yere neşterimizi vuracağız.
İngiltere’yi mindere davet ediyorum. Maşaları ile vakit kaybetmesin. İtleriyle, enikleriyle bizi oyalamasın. Doğrudan İngiltere karşımıza geçsin. Uğraşamayız Irak’ta, Suriye’de, Güney Azerbaycan’da, Türkmenistan’da veya başka başka yerlerde İngiltere’nin maşalarıyla…
Haydi, hemen şimdi, bütün dünyanın gözleri önünde İngiltere Türk kaplanı ile karşı karşıya gelsin ve neticesi olarak İngiltere de tarihin karanlık sayfaları arasına kayıt edilsin.
Dünyanın “İngiltere” denilen şer merkezinden, satanist yuvasından, fitne ve terör yuvasından, sömürgecilik merkezinden, tefecilik merkezinden, hırsızlık merkezinden artık kurtulmasının vakit geldi. El yakmayan adi ve basit maşalar, İngiltere’ye çok fazla vakit kazandıramazlar. İngiltere sahadan, çatışmadan kaçmamalı, korkakça davranmamalı ve derhal mindere gelmeli.
Verdiğim süreler tam olarak dolsun, maşalarından biri olan Yunanistan’ın leşini de İngiltere’nin kapısına atacağım. Çok büyük gürültüyle ve restle atacağım. O andan sonra da mı kaçak güreşecek ve basit maşalarıyla vakit kaybedecek. Biden ve Kamala’nın leşlerini de İngiltere’nin kapısına atacağım. Daha onlarcasını atacağım.
Korkunun ecele faydası yok, bundan sonra İngiltere’ye bu dünyada meydan yok.
Sputnik Türkiye’de, gazeteci-yazar Ceyhun Bozkurt ile, zamanlaması çok manidar bazı değerlendirmeler yapmışlar. Dün yazdığım ve Yunanistan ile ABD’ye de haklı olarak çattığım yazılardan hemen sonra bu değerlendirmelerin Sputnik’te yer alması dikkat çekici.
Çok hakkaniyetli değerlendirmeler var. Lakin yersiz endişeler ve gerçekleşmesi artık mümkün olmayan ümitler/beklentiler de var. Yunanistan Ege’yi Yunan gölü haline getiremez. ABD ya da NATO ya da o İngiltere Kraliçesi, Yunanları daha fazla arkalayamaz. Egedeki adalarda tutamayacağı gibi ABD/NATO/Kraliçe, Yunanistan ana karasında da askeri varlığını daha fazla tutamaz, tutamayacak.
Kuzey Kıbrıs kısmı değil sadece, bütünüyle Kıbrıs adasına dair planlarımızı da engelleyemezler. Bu güne kadar Kıbrıs üzerinden çevirdikleri dolapları, yaptıkları hukuksuzlukları da daha fazla çeviremezler, yapamazlar. Suriye’nin kuzeyindeki PYD/PKK/YPG teröristlerini de daha fazla ayakta tutamazlar. Türkiye ve Suriye kısımları da dahil olmak üzere BOP projesi bütünüyle ÇÖP projesi oldu. Sadece son olarak temizlik/süpürme harekatları yapmamız kaldı.
Bütün bu hususlarda Türkiye, gerçek dostları/müttefikleriyle birlikte, ABD ve Yunanistan da dahil olmak üzere bütün düşmanlarına karşılık verebilecek ve hepsini mağlup edebilecek güce sahip. Türkiye’nin, düşmanlarına karşılık verip onları mağlup edebilmesi için açıkça ve tamamen parçalanıp çökmek üzere olan Rusya Federasyonunun desteğine ihtiyacı yok.
Zelenski’nin nerede ne konuştuğu, kimlerle hangi şartlarda anlaştığı da meselemiz bile değil. Toptan batmış, çökmüş bir sistemin, hala kendini güçlü göstermek için sahadaki piyonlarını ekranlara oynatmasından başka bir şey değil son yaşananlar. Herkes görüyor ki biz fazlaca tartışmıyor, konuşmuyor ve icraatlarımızla yolumuza bakıyor, mesajlarımızı veriyoruz.
İstanbul, şu anda yaşanmakta olan sürecin içinde Rusya’nın da Ukrayna’nın da bulunması için birçok kere fırsatlar verdi. Rusyaya yıllarca maddi ve manevi çok büyük kazanma imkanları oluşturdu. Uzun süre mühlet de verdi ama fayda etmedi. Rusya hep bencil, her ama her hususta kendi dediğinin olmasını isteyen ve hep sadece kendisinin kazanmasını isteyen bir duruş sergiledi. Kadim Türk ve İslam düşmanlığından da taviz vermedi.
Ukraynayı, imkansız görülen bir anda uçurumun kenarından aldık ama hiç umurlarında bile olmadı. Rusya da Ukrayna da en baştan yanlış yöne gittiler. Çıkmaz sokağa çoktan girdiler. Rusya ve Ukrayna, Ankebut Ağının kıymet bile vermediği basit piyonları olmayı ve danışıklı dövüşmeyi ve üç kuruş kara para geliri peşinde koşmayı tercih etmek yerine İstanbul’la yoluna devam etmeyi seçmiş olsalardı, şu anda birbirleriyle danışıklı dövüşerek batmak yerine, İstanbulla birlikte devleşip dünyaya ferman okutan ülkeler arasında yer alacaklardı. Rusya doğru tercihler yapmış olsaydı, şu anda yaşanmakta olan süreç belki de bitmişti. Hep dediğim gibi Rusya’nın yanlış tercihleri sonucu değiştirmiyor, sadece süreci uzatıyor. Her şeye rağmen İstanbul yine de dünyanın başkenti oluyor. Şimdi AKPKK’nin aynı yanlış tercihi yapması da sonucu değiştirmeyecek. Sadece süre uzayacak ve bazı detay kısımlar değişecek.
Şu anda dünyada İstanbul’dan başka bir güç unsuru “hakikatta” yok, sadece görüntüde/ekranlarda, lüzumsuz tartışmalarda ve yayınlarda var. Ve İstanbul’un, kendilerine sunulmuş bunca fırsatlara, karşılarında sergilenmiş bunca insanlığa ve güzel ahlaka rağmen yanlış yola gitmekte ısrar ederek kendilerini “hiç” edenlerle bundan sonra da işi yok.
Beni meşgul etmeyin, zaten çok meşgulüm. Kimseyle görüşemem. Ben zaten her şeyi planladım, hazırladım ve her şey akışında devam edecek. Öyle ise herkes üzerine düşeni yapsın, devam etsin.
Nedir bu hal? Dost taraflarda da düşman taraflarda da acayip bir hal var. Bu hal olmasın diye her şeyi açıkça da yazdım, daha nasıl yazabilirdim? Ya da aynı şeyleri tekrar tekrar yazmanın gereği var mı?
Tarafların ani karar değiştirmeleri halinde, zamanlar ve detaylar değişebilir ama genel hatlarıyla şu aşağıdakiler yaşanacak:
ABD karışacak. Biden-Kamala çetesi devrilecek
Ardından Rusya’da Putin ve çetesi devrilecek. Ukrayna’daki danışıklı dövüş iyice sarpa saracak. Çok yargılananlar, idam edilenler olacak.
Sıkıntılar Azerbaycan’a da yayılacak. Sonra İran’a da yayılacak. Oralardan bazı sıkıntılar Türkiye’ye de yansıyacak. Bize yansıyan kadarı bile çok yüksek seviyede sıkıntılar olacak.
Yunanistan sert bir tokadı çoktan hak etti, o Osmanlı tokadının suratında patladığını bütün dünya duyacak ve konuşacak. ABD ve NATO bile sadece izleyip kalacak. Çevremizdeki adaların çoğu el değiştirecek ve bir kısmı silahlandırılacak. Savunma maksadıyla kullanılacak.
Suriye’den de Türkiye’ye yüksek seviyede sorunlar, sıkıntılar yansıyacak.
AB ve NATO teşkilatları içindeki bölünmeler, ayrışmalar netleşecek. Bu da Avrupa başta olmak üzere dünyanın dört bir yanında denge değişmelerine sebep olacak. Bu nedenle de Türkiye’de bazı dengeler değişecek.
Korona oyunlarını bozduk, benzerlerini çıkartmayı, yaymayı deneyecekler.
İstanbul boğazı nedeniyle büyük bir kriz yaşanacak. Tayyip’in ve çetesinin, gölgelerinden bile korkar halleri, vatana ve millete ihanet hırsları, boğazlar konusunda restleşmeler yaşandığında, Türkiye’nin büyük sıkıntılar yaşamasına sebep olacak. Büyük, çok büyük sıkıntılar olacak.
Bu değişen dengeler arasında, Ruslara çalışan biyonik robotlar olan Bohçalı ve Soysuz gibiler de oyundan düşecekler.
Buradan sonra şu kısmı henüz net değil. Ukrayna’daki danışıklı dövüşün içine Türkiye’nin çekilmesine, ordumun kara para işlerine alet edilmesine, danışıklı dövüşen tarafların kendilerince Türkiye’ye böyle ceza kesmeye kalkmalarına, Tayyip’in ve çetesinin onlara kulluk etmesine mani olacağım. Bunu yaparken de elbette Türkiye’de hatlar kopacak ve hükumet, milletin ayakları altında ezilecek. Devam eden süreçte batı/NATO cephesine de tarihe geçecek şiddette cezalarını keseceğim. Bunu çok kısa sürede, çok kolayca yapacağım ve bütün dünya yine şaşkınlıkla ve hayranlıkla izleyecek.
Bu sırada bu millet, harp kaçkını onursuz, utanmaz milyonlarca Suriyeliyi yaka paça sınırlardan dışarı atacak. Bir tanesinin dahi, bir gün daha Türkiye’ye yük olmasına izin verilmeyecek.
Cemaatimin karışması zaten dünyanın önde gelen pek çok tarafını karıştırıyor, karıştıracak. Alihan ve çetesi ya tasmalarını ellerinde tutanlar tarafından içeri alınacak, içeride korumaya alacaklar. Ya açıkça kaçacaklar ve ortalıktan kaybolacaklar. Ya topluca intihar edecekler ya da ben hakiki şekilde içeri/cezaevine alınmalarını sağlayacağım. Bu da Türkiye’de hükumet tarafı dahil, çok sayıda tarafın büyük sıkıntıya girmesine sebep olacak. Hukuki zeminde buna mani olmak isterlerse, hukukun işleyişini durdururlarsa, peşi sıra hatlar çok gerilecek ve bu ihtimalde de Türkiye’de iktidar devrilecek.
Kraliçenin ve kraliyet ailesinin devri bitecek. Önce hükümleri geçmez olacak, çok fena hallere düşecekler. Rezil rüsva olacaklar. Kısa sürede nasıl da büyük çuvalladıklarına inanamayacaklar.
Dünyadan bazı taraflar, bunca denge değişmesine mani olmak için beni defalarca öldürmek isteyecekler, “Bu defa olacak” dedikleri her denemede yine de ölmediğimi görecekler. Beni öldüremeyince hadiselerin bu şekilde akıp yaşanmasına da mani olamayacaklar ve çökecekler, yok olacaklar, parçalanacaklar, küçülecekler v.s.
İşte o zaman adımı açıkça anacaklar, “Haydi mfs ortak paydalarda buluşalım” diyecekler. Ben de hepsine “Haydi oradan, gidin başınızın çaresine bakın. Etrafımda görünmeyin. Yoksa hepinize son darbeleri de vururum.” diyeceğim. Bu kısımda çok eğlenceli şeyler de yaşanacak. Lastikli top misali, ben en uzağa attıkça onlar geri gelecekler ama sonuç değişmeyecek.
Dünyanın dört bir yanında susuzluk, anormal hava şartları, depremler, fırtınalar, patlamalar, çökmeler, seller, hortumlar, kuraklık ve kıtlık yayılacak. Toplu ölümler olacak. Çok yüksek sayıda insan ölecek. Bazı şehirler adeta dümdüz olacak. Bazı şehirlerde ise yıkılma olmayacak ama topluca insanlar ölecek.
Parasını doğru şekilde korumaya almamış büyük sermayedarlar çok fena çökecekler ve bu da ayrıca krizlere sebep olacak
Bu güne kadar AKPKK’ye ve MHPKK’ye oy vermiş kişiler “Yandım Allah” diyecekler ama netice değişmeyecek.
Türkiye’deki şu danışıklı muhalefetin başındaki liderlerin yerine geçmiş biyonik robotlar da fena çuvallayacaklar. Altısı değil atmışı bir araya gelebilecek olsa bile hükümsüz kalacaklar, adamdan sayılmayacaklar, oyundan düşecekler.
Sabetaycı gizli Yahudi Tansu Çiller’in yerine geçmiş olan biyonik robot da çuvallayacak. Tansu hakkında bu güne kadar hiç paylaşılmamış olan “insanlık suçları belgeleri/delilleri” paylaşılacak ve insanlığa karşı işlenen suçlarda zaman aşımı yok. Tansu ile beraber çok yüksek sayıda Sabetaycı da oyundan düşecek. Hak ettikleri feci hallere düşecekler.
Kara para sahası daha da daralacak, sıkıntılar artacak.
Metafizik çatışmalar eskisi kadar devasa büyüklükte olmayacak, çünkü düşmanlarımız eriyip yok olmak üzereler. Lakin yine de metafizik çatışmalarda çok kişi ölecek, çok uydular ve cihazlar bozulacak, çok sendrom uydurulacak, çok UFO’lar düşecek.
Ve benzeri şeyler olacak…
İşte bu… Herkes işine baksın. Ben müdahale edilmesi gereken her yere müdahale ediyorum.
İki gündür 15 sene sonrasında yapacaklarıma dair planlar çalıştım. Epeyi vakit kaldı bana ve onları da iyi değerlendirdim, değerlendiriyorum.
Madem öyle, biz de Ege adalarına, Yunanistan ana karasına, Güney Kıbrıs’a, Kırım’a, Şam’a, Süleymaniye’ye, Erbil’e, Musul’a, Tebriz’e, bütünüyle Güney Azerbaycan’a, Ermenistan’a, Gürcistan’a, Mısır dahil Afrika’ya, Suudi Arabistan, Lübnan, İsrail ve Filistin dahil ortadoğunun dört bir yanına, Yemen’e ve ayrıca ta Avusturya önlerine kadar çok geniş bir coğrafyaya ordularımızı gönderelim.
Bundan sonra oyun böyle oynayacaksa, tank, top, uçak, asker, subay, gemi, özel birlikler, paraşütçü indirme birlikleri, bordo bereliler v.s. ne varsa gönderelim ülkelere, şehirlere ve biz de adına da “Özel askeri harekat” diyelim. Sonra da herkes sesini kessin diye bekleyelim.
Anlaşılan o ki bu işler bundan sonra böyle görülecek. NATO’nun, AB’nin, ABD’nin ve önde gelen diğer dünya devletlerinin tavırlarından biz bunu anlıyoruz.
Kuzey Irak ve G. Azerbaycan başta olmak üzere, her yerde Türk kardeşlerimize neler yapıldı. Tapuları zorla ellerinden alındı, sürüldüler. Koruyacağız.
Bıktım bu Lavrov’un iki yüzlü ve haince siyasetinden… Sanki bir şeyi değiştirebilecekmiş gibi Türkiye içine müdahaleler edip durmasından da bıktım… Sık sık Tayyip’le ve çetesiyle danışıklı dövüşmesinden de bıktım. Batı dünyasına tapınmasından da bıktım. ABD Dışişleri Bakanı bile ABD’ye ve AB’ne Lavrov kadar bağlı değildir. Rusya’ya hiçbir fayda sağlamayan ama ortalığı geren, karıştıran çıkışlarından da bıktım.
Nedir bu adamdaki kin, nefret, hainlik ve namertlik damarı böyle… Daha ne kadar süre Rusya’ya da ihanet edecek. Sınır tanımazlığı, tahammül sınırlarını zorluyor. Kurduğu oyunlar oyundan sayılmaz, yaptığı müdahaleler hiçbir işe yaramaz. Anca sinir bozuyor. Olmuş bitmiş denecek seviyeye gelmiş ve buradan geri dönüşü olmayacak bir işi bile tersine çevirmeye çalışıyor ve anca kendini açık ediyor.
On sekiz kalemden biri de oydu ve artık bu hainin kaleminin kırılması gerekiyor.
Ben ne Ukrayna meselesinde ne de Yunanistan meselesinde taviz veririm. Benim duruşum, tercihlerim, kararlarım bu hususlarda kesin. Detaylar değişebilir, tarihler değişebilir ama bu hususlarda neticeler değişmez. Ne Rusya içindeki hainlerin basit/çapsız hamleleri/oyunları, ne de arka plandaki grilerin son çabaları benim duruşumu değiştirebilir.
Ben o Ukrayna’yı çoktan sildim. Bunun aksine bir gelişmeye sebep olmak isteyenler sadece çok kısa süreli ötelemeyi başarabilirler. Çok kısa süre sonra oyunun dönüp aynı yere geldiğini ve o defasında kayıplarının daha da büyük olacağını görürler.
Benim sildiğimi silmeyenler, nihayetinde hep kaybettiler, kaybedecekler, silinip gidecekler.
Ben bu dünyada var oldukça bu Türkiye’nin Ukrayna krizine çekilmesine, bulaştırılmasına izin vermeyeceğim. Aksi yönde duranlar ve mücadele edenler, ister açıkça durarak, ister danışıklı dövüşlerle ve taktiklerle durarak mücadele etsinler, hepsinin önüne set olacağım. Bu husustaki kararlılığımı tekrar tekrar test etmenin kimseye faydası yok.
O kalın kafalı diğer danışıklı dövüşçünün de münasip bir anda kalemi kırılır.
Dünkü yazımda adalar merkezli büyük saldırılar yapılabileceğini yazdım. Gaz saldırısı, şiddetli patlama, yangınlar ve ayrıca virüs saldırısı yapılabileceğini ifade ettim. “Yüz binlerce insan ölebilir ya da öncesinde tahliye edilebilir” dedim.
Bu hususları biraz daha açıkça anlatmam gerekiyor ki üzerimde vebal kalmasın. Ben söyleyeyim, isteyen dikkate alsın, isteyen almasın. Sadece adaların altını değil, geniş bir çevreyi aylardır gazlarla dolduruyorlar. Daha önce de yazmıştım, aylardır yerin altındaki gaz ve manyetik alan dengelerini de suni şekilde değiştirmek için mücadele veriyorlar. Bu nedenle de Türkiye’de ve Yunanistan’da yer altından sesler geliyor. Çok yüksek sayıda insan tarafından duyuluyor ve huzursuzluğa sebep oluyor. Bu nedenle de tepemizde çok yoğun UFO uçuşları yapılıyor ve saldırı yaptığımız bazıları yanarak düşüyor. Bu nedenle de kuşlar ya da balıklar görünür bir sebep olmadan ölüyorlar. En son Yunanistan’da Selanik’te bu sesler duyuldu ve yine Yunanistan’da kürek balıklarının ölerek sahile vurdukları görüldü.
Kürek balıkları, insanlar tarafından pek görülemeyen derin su balıkları… Bunlar, deprem öncesinde hep ölüp karaya vururlar. Binlerce senedir insanlar arasında bu bilgi, bu inanç vardır. Böyle derin su balıkları depremler öncesinde ölürler, çünkü depremler suni olsun ya da tabii olsun, öncesinde dipten deniz suyuna gaz salınması da yaşanır. Bundan üç beş asır öncesinde bile Osmanlı, depremlere mani olabilmek için gaz çıkacak kuyular açtırmıştır ve bu bilgiye çok sayıda muteber kaynakta rastlanır. Biz insanların fark edemediği ama hayvanların duyduğu, anladığı, etkilendiği deprem öncesi dengeler var. Sesler var, manyetik alan değişmeleri var, gaz dengelerinde değişiklikler var. Artık bunların bir kısmını elektronik cihazlarla da öncede ölçüp görebiliyoruz. Her devlet sistemine, her topluluğa sızarak, kurulu her düzeni bozmayı vazife edinmiş o malum güruh, o Ankebut Ağı nedeniyle, bu hareketlilikler yeterince ölçülmüyor, ölçülmüş kısımlardan elde edilen verilerle gerekli tedbirler de alınmıyor.
Yıllardır ikazlar yapıyorum, tedbirler alınmasını istiyorum, zorlaya zorlaya bazı tedbirler alınmasını ve hazırlıklar yapılmasını da sağladım ama bunlar da yapılması gerekenlerin yanında hiç kalıyorlar. Herkes bildi anladı ki sanki tabii afetlermiş gibi gösterilerek suni afetlerin peş peşe yaşanması planlanıyor. Bu planın mühim bir yerinde adalar da var. Adalarda çok çok büyük, film sahnelerini aratmayacak büyüklükte patlama planı vardı. Bunun için çok hazırlıklar yapılmıştı. Bu saatten sonra bu planı iptal etseler bile patlamaya mani olabilirler mi ya da şiddetli bir depremle adaların çökmesine ve su altında kalmasına mani olunabilir mi, bunlar da ayrı tartışma konuları… Dün yazdığım gibi, sadece adalar değil, İstanbul’un Anadolu yakası tamamıyla risk altında…
Lakin çok daha fazlası da var. İşte o kısmı da yazayım, benden çıksın. Planlarda, çok daha acımasızca kısımlar var. Söz konusu büyük patlama yaşanınca, muhtemel ki aynı anlarda bir de deprem yaşanınca, basında, medyada, sosyal medyada ve devlet kurumları içinde faaliyette olan gizli yahudiler, gizli ermeniler, masonlar, satanistler ve biyonik robotlar üzerinden bir algı yönetmesi yapacaklar. “Bu kadar büyük patlamanın ve yangınların ardından bölgeye zehirli, asitli yağmurlar yağması, yüksek sayıda insanın bu sebeple de ölmesi kaçınılmazdı” diyecekler. İşte o kısımda, o yağmur ya da kar yağışlarının arasına asitler ya da virüsler ekleyebilecek teknik imkanlara da sahipler. Bu imkanlara binlerce senedir sahipler ve dünya tarihinde bunu pek çok farklı çağda, farklı milletlere karşı yaptılar. Hep tabii afetlermiş gibi gösterdiler.
Yağışlarla birlikte gökten yere inecek asitler ve virüsler, insanların bedenlerine temas ettikten birkaç saat sonra ciltlerinde büyük tahribata sebep olacaklar. Yanmış, kararmış ya da morarmış, su toplamış, çürüme başlamış ciltler görünecek. Tahribat sadece cilt ile sınırlı kalmayacak, virüs kısa sürede iç organlara da yayılacak. Bünyesi en kuvvetli, en dayanıklı insan bile birkaç günde ve çok çok feci acılar çeke çeke ölecek. Sadece insanlar değil, hayvanlar ve bitkiler de büyük darbeler alacaklar. Biyonik robot Bill Gates’in büyük baş hayvanlara ne kadar düşman olduğu ve onların dünya genelinde yol edilmeleri için ne kadar şeytanlıklar denediği, gözler önünde… Hedefleri binlerce senedir hep aynı ama hedefe ulaşırken kullanacakları ihtimaller/teknikler/sistemler farklılık gösterebiliyor. Böyle bir saldırı sadece Türkiye için de planlanmadı. Başka milletler de hedefteler. Bu planlar, öyle büyük planlar ki bu çerçevede dünyanın farklı farklı yerlerindeki sönmüş yanardağlar faal hale getiriliyorlar. Bunlar da tamamen suni müdahalelerle yapılıyor.
Böyle bir gaz saldırısı, ayrıca patlama, eş zamanlı deprem, uzun süreli yanma ve sonrasında asitli/virüslü yağışlar yaşandıkça, bu kadar geniş çaplı saldırılar peş peşe yapıldıkça… Türkiye’de devletin, başka şehirlerdeki kuvvetleri/imkanları üzerinden ya da başka devletlerden destek alarak o felaket bölgesine yardımcı olabilme ihtimali de sıfıra yakın. Çok büyük ihtimalle, çok özel kıyafetli ve teçhizatlı ekipler, her şey yaşanıp geçtikten sonra, ölmüş insanların ve hayvanların, kararmış ve morarmış ve kısa sürede çürümeye başlamış cesetleri üzerine, kireç başta olmak üzere muhtelif kimyevi maddeler dökeceklerdir, sıkacaklardır. Hatta belki de havadan uçaklarla bu işi yapacaklardır.
Uzun tekrarlara gerek yok ama kısaca hatırlatmak lazım, bu kadar insanlık dışı ve vahşice planların içinde o Suçişleri Bakanı Solomon Soysuz da var. Başka hükumet üyeleri de var. MİT de var. Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar da var, Genelkurmay başkanı da var. Kuvvet komutanları da var. Ele geçirilmiş başka devlet kurumlarımız da var.
Az daha unutuyordum. Türkiye genelinde çekirge, arı ve türlü haşeratla yapacakları saldırılar da var. Ziraatı iyice bitirecekler, toprağı iyice kuraklaştıracaklar. Belki denizin dibinden yeniden gazlar salarak kısa sürede yoğun müsilajı da yeniden yaparlar. Zaten hava şartlarını, sıcaklıklarını ve yağışları oynamaya devam edecekler. Bunları da tekrar edecek değilim.
Vaziyet böyle… Şimdi isteyen istediğini yapsın. Bu tehlikelerden samimiyetle kurtulmak isteyenler varsa, hiç zaman kaybetmeden her türlü kötü işleri ve kötü ahlakı terk etsin. İtikatında yanlışlar varsa düzeltsin. Ehl-i sünnet itikadından zerre kadar sapmasın. Kötü arkadaşları ve çevreyi terk etsin. Helal kazansın, helal yesin, insanlara ve hayvanlara iyilik yapsın, bol bol sadakalar versin, Manevi dünyasını düzeltsin, ibadetlerine dikkat etsin. İyiliği nasihat etsin, kötülükle mücadele etsin. Dilsiz şeytanlardan olmayı terk etsin. “Bana dokunmaya yılan bin yıl yaşasın” ayarını terk etsin. Zalim idarecilere sessiz ve tepkisiz kalmaktan vazgeçsin. Bol bol istiğfar çeksin ve ayrıca fiziki tedbirleri almayı da asla ihmal etmesin. Gaz maskesi, yangın söndürme tüpü bulundursun. Öyle dehşetli anlarda nasıl davranması gerektiğine dair de videolar izlesin, yazılar okusun.