Etiket arşivi: Gizli Yahudiler

“Türkiye’den tanıdığımız birilerini mi kastediyorsunuz?”

Şu meşhur kripto Yahudiler de Ruslar kadar fena çuvallamışlar.

Müslüman Türk milletine Kazakistan’a dair hakikatleri anlatmamak için sözde Türk basın ve medyasında çok büyük bir sansür uyguluyorlar. Linkini verdiğim bu televizyon programına da çıkmışlar, hakikatleri anlatmak yerine laf kalabalığı yapmayı ve bundan istifade ile milletimizin duruşunu yönlendirmeyi denemişler. Lakin hakikatler o kadar sarsıcı ki kendileri de tesirinden çıkamamışlar. Şok halini atlatamamışlar, Kazakistan’da yaşanan hadiseleri ve bu kadar kısa sürede yaşanmasını kabullenememişler. Bu şok haliyle ve yetersiz bilgiyle ekrana çıkartıldıkları için de konuları saptıramamışlar. Açık vermekten kurtulamamışlar.

Mete Yarar sözlerine bu şok hali ile başlamış. Görünürde lideri olmayan ama aslında bir lideri bulunan ve çok profesyonelce başlayıp devam eden bir hareketten net ifadelerle bahsetmiş. O anlarda kısa süreliğine sunucu Başak Şengül, Mete Yarar’ın anlattıklarından da kopmamaya çalışarak bir yandan telefonuna odaklanmış. Kim bilir, o anlarda telefonundan ya da kulaklığından belki bir yönlendirme almıştır. Birileri belki “Sustur şu Mete’yi, kötü girdiniz konuya, başka yöne yönlendir. Hareketin lideri konu edilmesin. Milleti uyandırmayın.” demiştir.

Başak da “Ben bunu Mete’ye sorayım, Mete konuyu bir şekilde kıvırsın, bir cevap uydursun” niyetiyle/beklentisiyle “Kim o lider? sorusunu yöneltmiş olabilir. Mete bu kadar net soruya tuhaf ki cevap vermemiş.

Sunucu Başak’ın, ilerleyen dakikalarda “Türkiye’den tanıdığımız birilerini mi kastediyorsunuz?” şeklinde sormasına da stüdyodaki hiç kimse ilginçtir ki cevap vermemiş. O andan sonra laf kalabalığı artırılmış ve konu iyice sulandırılıp dağıtılmış. Nedim Şener, konuyu yine ve yine ve yine bu hadisede de FETÖ’ye bağlarken “Şimdi her şeyi FETÖ’ye bağlıyormuş gibi oluyoruz ama…” mealinde cümle kurarak bağlamak zorunda kalmış. Sonrasında ise daha da saçmalamış. Körler, sağırlar, birbirini ağırlar denilen hal bilmem kaç yüz bininci kere sözde Türk televizyon kanallarında tekrarlanmış. Yönetmen, programı bitirene kadar bence sıkıntıdan çatlamıştır. Bu programı izleyen hiç kimse, Kazakistan’da gerçekte neler döndüğünü anlayamamıştır. Hareketin liderinin kim olduğunu, batı ülkelerinde bulunan biri mi, Türkiye’de bulunan biri mi olduğunu da anlayamamıştır. Zaten Kazakistan’da neler yaşandığını, aslında bir hürriyet mücadelesi verildiğini bilen ama detaylarına dair kafalarında soru işaretleri bulunan insanların, kafalarındaki soru işaretlerini birkaç katına çıkartmaktan başka bir şeye yaramayan ama ekrandaki bu ekibin kesinlikle iyi niyetli ve dürüst olmadıklarını açıkça gözler önüne seren bir yayın olmuş.

Türkiye’deki herkes bilmeli ki Kazakistan’daki meşru halk hareketlenmesinin içine Ruslar başta olmak üzere, dünyadan türlü taraflar sızdılar. Herkes ana oyun içinde kendi oyununu oynuyor. Kuyunun içinde onlarca farklı kuyu da var. Bunlar doğru ama bunlar her zaman her yerde olur, olabilir, beklenir. DEAŞ da girer, FETÖ de karışmış olabilir, Alman istihbaratı da girer, Çin gizli servisi de karışır. Dünyanın dört bir yanından gizli servisler ve onların kontrolleri altında bulunan terör örgütleri ya da topluluklar da karışmış olabilirler. Kazakistandaki yerli halkın içindeki hain unsular da birilerine çalışır ve meşru harekete, gayr-i meşru görüntüsü vermek için çırpınır. Kimisi de bu niyetle terör, cinayet ve yağma suçları işletir. Bunlara hiçbir zaman tamamen mani olunamaz. Su bile uyur ama düşman uyumaz. Bu, hayatın olağan akışıdır. Bunların da araya sızmış olmaları, hakikati değiştirmez. Meter Yarar, Nazarbayev ailesinin Karun gibi şişmiş olduğuna dair soruyu da bir kelime ile bile cevap vermeyip geçiştirdi ama hakikat odur ki kanına, iliğine kadar sömürülmüş bir Kazak halkı var. Buna daha fazla tahammül etmeyen ve başındaki sömürgeci hainleri tam kadro halinde alaşağı etmek isteyen bir Kazak halkı var. Kazakistan’da bir kurtuluş hareketi, bir hakiki hürriyet mücadelesi var.

Bu nasıl bir programdır ve bunlar nasıl yorumlardır ki bütün dünyanın açıkça gözleri önünde duran Kazak halkının talepleri tam buralarda mevzu edilmeliyken, hiç edilmemiş. Nazarbayev’i de Tokayev’i de Rusya yanlılarını da Batı yanlılarını da Çin yanlılarını da iktidarda tutmak istemediklerini, Kazak halkı içindeki kanaat önderlerinin tesis edeceği geçici bir hükumet istediklerini, zamların geri çekilmesi gerektiğini, Tutukluların derhal serbest bırakılmasını istediklerini, Rusya yanlısı bir siyaset yapılmaması gerektiğini yani Kazakistan’da mevcut bulunan sömürü ve ihanet rejiminin kökten değiştirilmesi ve Kazak halkının istediği bir sistemin tesis edilmesi gerektiğini zaten açıkça en başından beri ifade ediyorlar. Yani bizim Kurtuluş Savaşımız misali bir savaşı şu anlarda açıkça cephe savaşlarına dönmemiş haliyle veriyorlar.

O halde, bu temelde mücadele veren, askerinin ve polisinin çoğunluğu kendi yanında yer alan Kazak halkı, iktidarı değiştirmek isterken neden önce havalimanı, devlet kurumları, basın ve yayın kuruluşları gibi yerleri hedef almasın? Bu, sadece sokaklara inip protesto gösterisi yapmak ve hain hükumete bazı konularda geri adımlar attırmak için yapılmış bir protesto değil, halkın bir sivil darbe çabası ve halk bunun adını baştan doğru şekilde koymuş. Niyetini, hedeflerini en başından beri açıkça ilan etmiş ve ediyor. O halde başta o gizli Yahudi Mete, sonra gizli Yahudi Nedim, gizli Yahudilerin kanalı CNN sözde Türk’te ne saçlamaladılar böyle? Bunlar mı milleti toptan ahmak zan ediyorlar, yoksa bunları talimatlı şekilde bir araya getirip talimatlar çerçevesinde konuşturan ve çerçeveyi aşacak olsalar, daha yayın sırasında bunları yönlendiren kişiler mi bu milleti toptan ahmak yerine koyuyorlar? Türkiye’ye ve Türk milletine bu kadar aleni şekilde ihanet etmek, bu derece serbest mi? Türkiye gerçekten hür bir hukuk devleti ise şu programa dair soruşturma bile başlatılır. Bu, özgürce bir tartışma programı değil, bunun art niyetle ve milleti kasten hatalara düşürmek maksadıyla yapılmış ama ele yüze bulaştırılmış bir ihanet programı olduğu çok açık. Burada Türk ve Müslüman gözüyle hadiselere/konulara bakılmadığı, baştan son ana kadar sürekli ve kasıtlı çarpıtmalar yapıldığı, bunun da başka devletler, milletler, gizli servisler için yapıldığı çok açık. Türkiye’ye ve bütün Türk dünyasına ihanet edildiği çok açık…

Adalet sisteminin bağımsızlığını bırakmayıp emirleri altına çoktan almış olan başımızdaki hainler, bu programdaki hainlerin yargılanmalarına izin vermezler. Lakin şu kriptocukları başka yerde bir daha çıkartıp böyle çuvallamalarına bari izin vermesinler. Biraz derslerini çalıştırsınlar. Orada biri çıkıp “Kazakistan’ın nüfusu kaç?” diye sorsa bile, zan ediyorum ki aralarında doğru cevabı veremeyecek kişiler de vardı.

Dakikasını yaklaşık olarak ayarladım, bu alçak ve hain ekibi şu aşağıdaki köprüye tıklayıp izleyebilirsiniz. Bu ekibin üyelerine ve Yahudilerin/Masonların CNN’ine de gerekli tepkileri yasalar çerçevesinde ve medenice gösterebilirsiniz. Hatta bu şahıslar ve kuruluş hakkında suç duyurusunda bile bulunabilirsiniz. Şimdi bir şey olmaz ama yine de suç duyuruları yapın, yakında o bütün dosyalar gerçek Türk hakimleri tarafından yeniden açılacak ve adaletle kararlar alınacak.

https://youtu.be/1pt7SoIkyfM?t=586

Mehmet Fahri Sertkaya

Herkes haddini bilecek

Türkiye, bundan böyle hainlerin millete atarlanabileceği, milleti tehdit edebileceği bir ülke değildir. Türkiye, bundan böyle eski Türkiye değildir.

Türkiye tarihinin gelmiş geçmiş en büyük ve en muzır hainlerinden biri olan Devlet Bohçalı, yine açmış ağzını, yummuş gözünü… Yine MİT’ten yazmışlar, vermişler önüne kağıdı, o da okumuş. Okumuş ama bu defa nasıl bir zamanda neler okuduğunun ve o anlarda aslında ne yapmış ve ne demek istemiş olduğunun farkında değilmiş gibi…

Bohçalı yazılanları okurken, bir yerinde “Barışçıl protestolar diyerek neyin hazırlığını yapıyorsunuz? Zamları, enflasyondaki artışları sokak tepkisiyle birleştirip Türkiye’den Kazakistan çıkarmayı mı düşünüyorsunuz?” diyebilmiş.

Öncelikle ifade edilmeli ki Kazakistan’da suç, günah, ayıp, kusur yok. Kazakistan’da yüz kızartıcı bir mücadele de yok. Kazakistan’da, Ankebut Ağının tesis ettiği dünya düzenine yani zulme, katliama, sömürüye, soyguna, asimilasyona, ahlaksızlığa, dinsizliğe, namussuzluğa, peşkeşe, köleliğe dayalı dünya düzenine karşı onurlu, insani, vicdani ve kahramanca bir dik duruş var. Bu duruş, Bohçalının durduğu konumu geçtik, sokaktaki sade vatandaşın bile ilk bakışta net şekilde görebileceği kadar açıkça gözler önünde… Evet, sözde Türk basın medyası bu gerçeği Türkiye halkından gizlemek istese bile Türkiye’deki herkes Kazakistan’da aslında böyle bir duruş sergilendiğini biliyor. Bunu görmemek için kör olmak bile yeterli olmaz. İnsan duyar, dinler, anlar, ten gözü görmese de kalp gözü görür. Vicdanı titrer ve anında doğru safta durur. Lakin, hep dediğim gibi, insan doğan herkes, insan kalmıyor. Bazıları Bohçalı gibi insan şeytanına dönüşebiliyor. Türkçülük/milliyetçilik mücadelesinin başına Türk ve İslam düşmanı taraflar, ülkeler, gizli servisler tarafından konulmuş Bohçalı gibi bir hainin ve o yazıları yazıp kürsüde ona okutturanların, şu şartlarda başka bir tavır sergilemesini beklemek zaten abesle iştigal olurdu.

On yıldır yazdıklarımı burada uzun uzun tekrar edecek değilim. Çoktan bütün Türkiye MHPKK’nin ne olduğunu da Bohçalının aslında nasıl bir Türk ve İslam düşmanı gizli Ermeni vatan haini olduğunu da duydu, öğrendi. Bohçalı üzerinden bu hainler güruhunun, tıpkı şu anlarda Kazakistan’da olduğu gibi kendi devletimizin gücünü bize karşı çevirdiklerini de duydu, öğrendi ve buna bilendi. Bu oyun aslında çoktan bitti ama son kısmını yaşayıp geçirmek kaldı. Bohçalıların ve onlar gibileri arkalayanların da bu gerçeğin farkında oldukları, çok korku ve panik içinde oldukları, zaten kontrolsüz tavırlarından, çıkışlarından da iyice anlaşılabiliyor.

Evet… Biz her zaman söylediğimiz gibi, “Tam vakti” dediğimiz anda Türkiye’de meşru bir millet darbesi yapacağız. Bunu yapabilmek için dünya genelinde şartları/dengeleri de iyice ayarlamak lazımdı ki son yıllarda bunu yaptığımı/sağladığımı ortalama zeka seviyesindeki herkes anladı. Son birkaç ince ayar kaldı.

Ve, biz böyle bir mücadeleyi sadece mali sıkıntılar nedeniyle vermeyeceğiz. Devletimizin kurumları, milletimizin karşısına çoktan geçirilmiş vaziyette. Bu ülkede Türk ve Müslüman olmak ilan edilmemiş bir suç. Devlet sistemi içine sızmış on binlerce kripto kişi, arka plandan gizli bir paralel devlet sistemi işletiyor. Bunun on binle ayrı delili var. Benim davalarımın dosyalarını, yaşanan süreci inceleyen ta fizandaki kişiler bile “Bu Türkiye devleti ne hale gelmiş. Şu yaşanana bakın, bunlar akıl alır şeyler değil. Ülkede her şey gibi hukuk sistemi de çökertilmiş.” demek zorunda kalıyorlar.

Türkiye’de devlet eliyle fuhuş, uyuşturucu, organ, insan kaçakçılığı, mazot ve petrol kaçakçılığı ve her türlü kaçakçılık ile kara para işleri yapılıyor. Peygamber ocağı bildiğimiz ordumuz, son yıllarda kara para işlerini muhafaza etmek ve varlıkta tutmak için başka başka ülkelere gönderiliyor. Katliam suçlarına bile bulaştırılıyor. Milletler arası harp, terör suçlarına ve insanlığa karşı işlenmiş suçlara bile bulaştırılıyor.

Türkiye’nin hemen her şeyi peşkeş çekildi ve hala çekiliyor. Türkiye’de toplanan aşırı vergilerle, tamamen batmak üzere olan İsrail ve batı ülkeleri ayakta tutulmaya çalışılıyor. Türkiye’de pek çok il emniyet müdürlüğü ve müdürü, gayr-i meşru hükumetin kara para sistemi içinde faaliyet gösteriyor. Daha saymakla bitmez şeytanca işler, devletimizin eliyle yapılıyor. Devlet, kontrolümüzden neredeyse tamamen çıkartılmış. Sokağa oynamaya bırakacağımız çocuklarımızı MİT’in siyah transporterları kaçıracak ve Almanya, ABD, Fransa, İngiltere başta olmak üzere dünyanın başka başka ülkelerine organa, fuhuşa ya da ayine gönderilecek diye endişemiz bitmek bilmiyor. Ülkede Tayyip’in ve gizli Hristiyan olan karısı Emine’nin ortakları olduğu hastahaneler sistemiyle, İsraille, ABD ile ve Avrupa ülkeleriyle birlikte organ işleri yapılıyor. Kasten dünyanın farklı yerlerinde otorite boşlukları oluşturuluyor, sorunlar çıkartılıyor ve yüksek sayıda insanın mülteci olması sağlanıyor. Bunların bir kısmı bu hastahanelerde parça parça ediliyor. Kazakistan şu sıralarda bu maksatla da hedefe alınıyor. Nihayet, Türkiye’de insanlar karınları aç yatıyor ama ülkenin bunca zenginliği hala İsrail’in, ABD’nin, AB ülkelerinin, İngiltere’nin, Rusya’nın, Çin’in menfaatine olarak kullanılıyor

Böyle bir ülkede, aldığı talimatlar icabı Tayyip’i girdiği ilk seçimde tek başına iktidara getiren ve o günden beri iktidarda tutan ve onu piyon olarak kullanarak her türlü hukuksuzluğu, kara para işini, hainliği onun üzerinden çeviren Bohçalı, yani bu millete ve devlete yapılan her türlü fenalığın baş sorumlusu olan o Bohçalı, önünü sonunu hesap etmeden çıkıp kürsüden atıyor tutuyor. Tahammül sınırlarını da zorluyor.

Ülkede seçimlerin de referandumların da meşruiyeti yok. Mevcut gayr-i meşru cumhurbaşkanının diploması bile yok. Skandalların bini bir para… Hukuk ve demokrasi nerede, Türkiye nerede… Seçimlerde kurtuluş ihtimali yok. Referandumla da kurtuluş yok. Adalet sisteminden hiç fayda yok. Ordu ve Emniyet bile kısmen kara para çarkına dahil edilmiş. Ülke maddeten ve manen ve kasten çoktan çökertilmiş. Kaybedilen her gün, acıları, zararları, ölümleri, peşkeşleri, krizleri derinleştiriyor. Öyle ise bu millet ne yapsın?

Bu millet sokaklara inecek. Bütün hainleri de alaşağı edecek, bütün kurumlarını kriptolardan ve kara paracılardan temizleyecek ve bunları cezalandıracak. Kazakistan halkı gibi, bu millet de elindeki son meşru çareyi aslanlar gibi kullanacak. Bu meşru, bu kanunlara uygun, bu bir millet darbesi, bu insanlığa ve vicdana da uygun. Şu anki Kazakistan’a benzemek, bizim için şeref ama hainler, kara paracılar, başka ülkelere ve milletlere çalışanlar için başka şekilde yorumlaması bizim için şaşırtıcı değil. Herkesin maskeleri çoktan Akademi Dergisi tarafından ve ayrıca Ankebut Operasyonu sayesinde tamamen indirilmiş vaziyette.

Bohçalı ve çetesi, adalet sistemimiz içine sızmış gizli Ermeni, gizli Yahudi, gizli Rum, gizli Mason ve cümlesi vatan haini adamları üzerinden mi bu milletin meşru darbesini, savunma refleksini durduracak? Kolluk kuvvetleri içindeki kripto kimlikli kara paracılarla mı durduracak? Yoksa… Kazakistan’da denendiği gibi anında rezil olmaya ve çuvallamaya sebep olan o sistemi mi deneyecek. Bohçalı da Tayyip de milli mücadele veren millete karşı anında başka ülkelerin ordularını mı Türkiye’ye çağıracak? Kendilerini koruyamaz hale getirdiğimiz malum kara paracı devletler mi bunları daha fazla süre başımızda tutacak? Hayaller bunlar… Gerçek hayattan çoktan koptular bunlar. Bohçalının o meşru millet darbesi gününe kadar yaşayacağı bile kesin değil. Belki de bu milletin evlatları onu daha öncesinde cezalandıracaklar. Zira, “Ben öyle bir şeytanım ki bu millete etmediğim zulüm, kötülük ve ihanet kalmadı. Ayarım da çok fena kaçtı. Yaşamaktan nefret ediyorum. Şeytanın teki olduğumu kendim de biliyorum. Beni buraya koyan güç unsurları izin vermeyince ölmeye de ölemiyorum. Milletin içinden birileri çıksın da bu kadar ileri gittiğim anlarda beni öldürsün” dercesine çıkışlar yapıyor.

Biz daha sokaklara inmeye başlarken, isim isim ve cisim cisim bildiğimiz o kripto kimlikli ve resmi yetkili hainleri toplayıp alacağız. Hatta bunların bir kısmını, sokağa tam manasıyla inmeye başlamadan az öncesinde toplayıp alacağız. Ordumuz içindeki hainleri, ordumuz içindeki vatanseverlerle de alacağız. Emniyetimiz içindeki hainleri ve kara paracıları, Emniyetimizin içindeki vatan evlatlarıyla da toplayacağız.

Kalbinin korkudan güm güm atışı Washington’dan, Londra’dan, Berlin’den, Paris’ten, Moskova’dan, Pekin’den, Tel Aviv’den ve o diğer malum yerlerden uzun zamandır duyulan ama onlardan beklediği çıkışları, destekleri, kararları onlarda epeyidir bulamayan/göremeyen Bohçalı ve çetesi bilmeli ki bir gece ansızın bir meydan yerde bu millet tarafından asılmış olabilirler.

Bundan sonrasında da bir yandan korkudan titrerken, bir yandan oraya buraya güçlü görünmeye ve mesaj vermeye kalkacaklarsa… Bu güne kadar her türlü cinayeti, katliamı, soygunu, peşkeşi, yolsuzluğu, kara para işini beraber yaptıkları ve yapmaya devam ettikleri sözde muhalif liderleri ve partileri muhatap alarak yani danışıklı dövüşerek değil, gerçekten yürekleri ve güçleri varsa adımı anarak atarlanmalarını beklerim.

Böyle olmadıktan sonra, ben gerçek hayattan hayal alemine geçiş yapmam, sahayı her zaman gerçekçi kalarak takip ederim, kimsenin kuru sıkı atışlarına ve şovlarına kanmam, bir daha küstahça çıkış yapana da o sözlerini dünyanın gözleri önünde yalatarak sildiririm.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

TRT’nin yaptığı hainlik…

TRT’nin yaptığı hainlik… Bu da burada dursun. Zaten biliyorlar, çok yakın gelecekte bunların hepsini yargılatacağımı, bu sözde haberlerini karşılarına çıkartacağımı, gerçek Türk mahkemelerinde hesap sorduracağımı ve vatana ihanet ve insanlığa karşı işlenmiş suçlar kapsamında cezalar almalarını sağlayacağımı…

Kısacık süre daha kendilerinden beklenileni yapsınlar o sözde basın ve medya çalışanları… O bütün Türk ve İslam düşmanları ile organize olup çalışabilen Türk görünüşlü gizli Yahudiler, gizli Ermeniler, gizli Rumlar, masonlar…

Mehmet Fahri Sertkaya

Körler sağırlar, birbirini ağırlar. Kim kimi af ediyormuş?

“Erdoğan ve ailesi için af çıkarılsın, ordu garantörlük yapsın”

Washington Yakın Doğu Politikası Enstitüsü’nde çalışan Türk uzman Soner Çağaptay, ABD’nin önde gelen dış politika dergilerinden Foreign Affairs’e yazdığı makalede, Türkiye’de iktidar değişiminin sorunsuz yaşanması için muhalefetin AKPKK organize suç, terör ve ihanet örgütü lideri Tayyip’e, kendisinin ve ailesinin görev yaptığı sırada işlediği tüm suçlardan affedilmesini içeren bir anlaşma önermesinin “mevcut en iyi seçenek” olduğunu savunabilmiş.

“Türk uzman” denilen ama gizli bir Ermeni olan, buna rağmen daha çok insanlık düşmanı ve her türlü kara para işini yapan Yahudilere çalışan ve mason da olan Soner Çağaptay, siyaset ve hukuk tarihine geçen “skandallar ötesi bir skandal” denilebilecek bir yazı kaleme almış. Aslında kendisinin de mensubu bulunduğu Ankebut Ağının hal-i pür melalilini gözler önüne sermiş.

Acınası, zavallı, dibe vurmuş halleri iyice zahir oldu. Biz, her türlü ihtimali hesaplayarak, kılı kırk yayarak hazır kıta bekliyoruz, onlar dünya genelinde seferberlik yaparak metafizik saldırılar yapmanın haricinde bir karşılık veremiyorlar. Sonra da işte kamuoyu oluşturmak, zihinleri, kabullenişleri, siyaseti yönlendirmek için ve kara para çaklarını varlıkta tutmak için böyle haberler çıkartıyorlar. Çok fena çuvalladılar. Tam kadro halinde korkudan titriyorlar. Oynayabilecekleri pek bir kartları kalmadı. Zaman aleyhlerine işliyor. Gece gündüz doğru düzgün vakit geçiremiyorlar, rahat uyuyamıyorlar. Her an bir gümbürtü kopacak da topluca enselenecekler ve idam edilecekler ya da müebbet hapis cezaları alacaklar diye korkuyorlar. Hele tabandakileri korkuları ve tepedekilere baskıları çok ileri seviyede…

Her geçen gün daha fazla siyasi, askeri ve mali güç kaybediyorlar. Metafizik çatışmaların sebep olduğu can, mal/araç/cihaz ve para kaybı bile çok çok yüksek miktarda. Gerçek çatışmalardan önce bile eridiler, bittiler. Ümitleri bile tükendi. Azılı Türk ve İslam düşmanı sözde Türk uzmanın skandallar ötesi skandal olan yazısını her yerde bulup okuyabilirsiniz. Benim söyleyecek birkaç sözüm var.

– Vatana ve millete ihanet, devlet düşmanlarına hizmet etmiş kişileri, hiçkimse hiçbir mazeretle af edemez. Meclisten öyle bir af yasası çıktığı gibi o meclisin meşruiyeti tamamen biter. Hiçbir Türk vatandaşının o meclisi tanıma zorunluğu kalmaz. Hatta öyle bir meclisi, vatan hainlerine bile af çıkartan sözde Türk vekillerinin başına yıkmak, her vatan evladına vacip olur.

– Ordu siyasete asla, hiçbir gerekçeyle, hiçbir zaman karıştırılamaz. Her zaman demokrasiden, adaletten, eşitlikten, insan hak ve hürriyetlerinden, fikir ve vicdan hürriyetinden ve şaibesiz seçimlerden bahseden batının bu çirkin ve iki yüzlü siyaseti asla kabul edilemez. Ordunun siyaset sahnesine davet edilmesi kabullenilebilir ve tahammül edilebilir şey değildir. Ordunun siyasete davet edildiği bir ülkede, batıda ve dünyada demokrasiden bahsedilemez. Ayrıca ordumuzun çoğunluğu Tayyip’ten ve onu arkalayan Türk/İslam düşmanı güç unsurlarından yana değil. Ben, hususiyle son iki senede Türkiye’den pek çok denge gibi bu dengeyi lehime olacak şekilde değiştirdim.

– “Türkiye demokrasisinin daha geniş ve daha hızlı bir çöküşünü önlemek için mevcut en iyi seçenek bu olabilir.” diyerek ordumuzu siyaset çekmek, demorasi denilen sistemin anlatıldığı gibi bir sistem olmadığının, “Batıdaki demokrasi anlayışı” diye burada konuşup duranların da hep sahtekar ve vatan/millet düşmanı kişiler olduklarının tek başına delilidir. Batı dahil, dünyanın hiçbir yerinde ve hiçbir zamanında demokrasi, kağıt üzerinde ve dillerde anlatıldığı gibi bir sistem olarak uygulanmadı ve tarif edildiği o şekilde uygulanabilirliği de yok. Yıllardır yazıyorum, demokrasi, satanistlerin, masonların, yahudilerin dünya insanlığını her yönden çökertmek için kullandıkları bir araçtan başka hiçbir şey değil. Demokrasi ile idare edilen devletlerin maddeten ve manen çökmekten başka bir seçenecekleri olmadı, olamaz.

– Yazar neyin kafasını yaşıyor ya da nasıl köşeye sıkıştırmışlar da böyle skandal bir yazı yazıp hem kendini, hem dergisi Foreign Affairs’i, hem de Washington Yakın Doğu Politikası Enstitüsü’nü tarihin karanlık sayfaları arasına tek hamlede gömüyor, bu kısmı çok tartışılır. Lakin, yazara bu skandal cümleleri peş peşe yazdıran güç unsurlarının iddiasının aksine olarak, Tayyip ABD, İngiltere, Almanya, İsrail gibi ülkelerin ülkemizde çevirdiği haince işler neticesinde iktidara getirilmesinden on sene sonra iktidarı bıraksaydı, Türkiye’nin en başarılı liderlerinden biri olarak kabul edilmeyecekti. O zaman da vatan haini, katliamcı, savaş suçlusu, polis ve asker katili, hazine soyguncusu, peşkeşçi, hak/hukuk tanımaz bir mason olarak bilinecekti ve yargılanacaktı. Ayrıca on sene önce de Türkiye her sahada bataktı. Para da yoktu, iş de yoktu, adalet de yoktu, huzur da yoktu, toplumsal barış dedikleri şey de yoktu. Şaibesiz seçimler de yoktu. Fikir, vicdan ve ifade hürriyetleri de yoktu. Ona oy verenlerin yarıdan fazlası, girdiği ikinci seçimde ona oy vermedi. Girdiği ikinci seçim bile meşru değildi, abartılı şekilde hileliydi. O seçimde MHPKK’nin oyları da hileliydi. MHPKK o zaman da bitik/tükenmiş bir tabela partisiydi. Seçimler hilesiz olsaydı Tayyip on seneye kadar iktidarda asla kalamazdı. Bütün bu hileler yapılırken sözde muhalefet de onunla danışıklı dövüşmekteydi. Türkiye’de neler döndüğünü batı ülkeleri de çok iyi derece bilmekteydi. Çünkü Türkiyeye ve Türk milletine karşı yapılan bunca hukuksuzlukları planlayanlar, AKPKK’ye ve MHPKK’ye bu yönde talimatlar verenler ve bunları sahada uygulatanlar ve basın/medyayı bu yönde kontrol edenler hep bu batı ülkeleriydi. Giderek fakirleşen, giderek alım gücü düşen, giderek türlü iş sektörlerinde daha da dibi gören, kaşıkla verilen maaş artışları, yapılan zamlarla adeta kepçeyle geri alınan bir Türkiye vardı. Bütün bu hırsızlıklar ve yolsuzluklar batı ülkeleri ile İsrail için yapılmaktaydı. Sözde Türk uzman, bu gibi işlerin kitabını yazabilecek kadar bu sistemin içinde olan birisi. Şimdi, bunca senedir oynattıkları piyonları, inanamadıkları şekilde köşeye sıkışınca, hak, hukuk, demokrasi v.s. palavralarını bile unutarak skandallar ötesi bir skandal yazı yazıyor ve piyonları kurtarmaya çabalıyor. Buna susacak batılıların hepsine de yazıklar olsun. Buna da susarlarsa, en fazla bir iki seneye bu sessizlikleri ve tepkisizleri onların da suratlarına şamar misali çarpılır. Onlar da o gün biterler.

– AB ve ABD ya da başka bir devlet ya da milletler arası teşkilat, Türkiye’nin içişlerine ve hukuk/adalet işlerine hiçbir mazeretle karışamaz. Suçları arşa kadar varmış bir vatan hainini ve çetesini ve onlarla danışıklı dövüşen sözde muhalifleri korumak AB’nin de ABD’nin haddi değildir. Vazifesi de değildir. Bu, zaten dünya siyasetinde çok büyük bir çatışma çıkartır. Şu yazının küstahça yazılmış ve yayınlanmış olması bile şu günden itibaren pek çok devletin ve teşkilatın başına pek çok büyük sıkıntılar çıkartacak. Ayrıca, herhangi bir devletin Tayyip’i ‘sürgündeki siyasi lider’ olarak kabul etmesi bile hem o devlete, hem de o devleti arkalayan diğer devletlere çok çok büyük sıkıntılar çıkartacak. Bu saatten sonra Tayyip’i ve çetesinin mensuplarını elinde tutmak ve himaye etmek isteyen taraflar/ülkeler, bir ateş korunu elinde tutmak kadar imkansız bir şeyi denemiş olacaklar. Boş yere ellerini yaktıkları ile kalacaklar.

Kim, kimi af edecek, kim kime af çıkartacak? 80 küsur milyon aç, eliğine kadar sömürülmüş, zulüm edilmiş, kandırılmış insan toptan ahmak mı? AKPKK’yi arkasındaki bunca İngiltere, Amerika, AB, NATO, İsrail ve mason tarikatı desteğine rağmen ezip geçebilen vatanseverler, AKPKK ile şu anda bile, şu şartlarda bile danışıklı dövüşebilen muhalefetten mi çekinecek?

Bunların hepsi beyhude çabalar. Sadece Tayyip ve çetesi AKPKK değil, MHPKK, CHPKK, HDPKK ve aynı alfabenin harfleri olan bütün siyasi partiler bitmiştir. Türkiye’de demokratik cumhuriyet sistemi/rejimi an itibariyle resmen değilse de fiilen bitmiştir. Sadece bunlar değil, şimdilik Türkiye’de gizli Yahudi, gizli Ermeni çeteleri Mason tarikatı da bitmiştir. Kısa süre sonra dünya genelinde mason tarikatı tamamen bitmiş/tükenmiş ve gerçek yüzü ifşa edilmiş olacak. Bu kadarla da sınırlı değil, an itibariyle Türkiye’de batıya dönük siyasi ve fikri duruşlar bitmiştir. Türkiye’de NATO bitmiştir. Türkiye’de, başımıza geçirilen hainler vesilesiyle kırk yıldır kapısında süründürüldüğümüz AB hedefi bitmiştir. Her sahada dibe vurmuş, kısacık süre sonra son darbeleri vuracağım ABD de Türkiye için bitmiştir. Bir bütün olarak Ankebut Ağı artık bitmiş, tükenmiştir. Gürültülü şekilde son darbeleri vurup, sebeplerine uydurup temizlemek kalmıştır. Bu arada Soner Çağaptay, Washington Yakın Doğu Politikası Enstitüsü ve Foreign Affairs da bitmiştir.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Mahkeme kararlarını tanımıyorum ve itaat etmiyorum

Masonların nüfuzuna girmiş mahkemelerin hukuksuz şekilde kaldırttığı yayınlarımı yeniden paylaşıyorum.

Adnan Oktar organize suç örgütüne dair vahim gerçekleri yıllar öncesinden anlatan, vatana ve millete verilen zararlara mani olmak için paylaştığım yaklaşık yüz adet yayın, mahkeme kararlarıyla kaldırtılmıştı. Bu süreçte, hangi savcı ve hakimin karşısına çıkmışsam “Bu adalet değil. Hukukun gereği bu değil. Bu yayınlar suç unsuru oluşturmuyorlar. Bunlar hakaret değil, hakikat. Bu örgüte Türkiye tarihinin en büyük polis operasyonu yapıldı 1999 yılında… Adnancılara soruşturmalar başlatılması gerekiyor. Devlet ve millet zarar görmeye devam ediyor. Bu yayınları kaldırtıyorsunuz, üstüne bana tehdit ve hakaretten cezalar veriyorsunuz. Üstelik bir yayından dolayı tekrar tekrar yargılayıp her seferinde yeniden cezalar veriyorsunuz. Yaptığınız yargılamalar mükerrer ve bu yaptıklarını kanunlara aykırı.” demiştim.

Kararları çoktan vermiş şekilde duruşmaya geliyorlardı. Duruşma salonlarında beni dinlemiyorlardı bile… Neleri ispat edebileceğim umurlarında bile değildi. Bu hallerini o yıllarda yazdığım yazılarda detaylıca anlattığım da olmuştu. Hiç okumadıkları ve dikkate bile almadıkları karara itiraz dilekçelerimde bu çeşit itiraz cümlelerim çok geçti. Şimdi bu sözde savcı ve hakimlerin de yargılanma vakitleri geldi. Bu yaptıkları, aldanarak, fark edemeyerek yapabilecekleri bir şey değildi. Artık “Baskı altındaydım” mı derler, “Canımla ve ailemle tehdit altındaydım” mı derler, “Evet, bizler de Adnan Oktarcılar gibi gizli Yahudiler, gizli Ermeniler, gizli Masonlarız” mı derler, “Hükumetten bile baskılar geliyordu o dönem. Bu cezaları vermek zorundaydık” mı derler, ne derlerse desinler, bittiler.

Bu vakit oldu, ben dahil olmak üzere, on binlerce Türkiye vatandaşının sicillerini temizlemediler. Cezaları derhal kaldırıp, maddi ve manevi tazminatlar da ödetmediler. Adnan Oktar organize suç, terör ve ihanet örgütünü korumak, onlara yardım ve yataklık yapmak için bu milletten on binle kişiye hukuksuz şekilde cezalar yağdıran hakimler hakkında soruşturmalar başlatmadılar. Oysa bu yayınlardaki suçlamaların hepsinin gerçek olduğu, çok vahim suçların bu örgütte hiçbir zaman bitmediği ve her dönem devam ettiği somut delillerle meydana çıkartıldı. Bu suç örgütünün üyeleri binlerce sene cezalar da aldılar.

Şimdi ben bu taslağa alınmış ve gerçekleri yıllar öncesinden gür sesle bağıran yayınları yeniden yayınlıyorum. Bunların kaldırılması hükmünü vermiş hakimleri ve verdikleri hükümleri de tanımıyorum. Bu eylemimin suç olduğunu iddia edebilecek bir tek kişi bile varsa, hemen işlem başlatmasını bekliyorum. Bakalım kimmiş o vatan haini ya da hainleri… Organ mafyalarının, uyuşturucu mafyalarının, askeri casusluk yapanların, iftira ve karalama kampanyaları yapanların, reşit olmayan kızları kirletenlerin, nüfuz casusluğu yapanların, İsrail’e ve Sanhedrin’e çalışanların, kara paralarla kurduğu A9 isimli mason logolu kanalında 7/24 İslam dinine saldıranların yanında hala, şu şartlarda bile hangi gizli Ermeni, hangi gizli Yahudi, hangi gizli Mason savcı ve hakimler duruyormuş, milletçe bir görelim.

Haydi bakalım, işte meydan… Bir erişime engelleme kararı bile verilebiliyor mu, onu da görelim. Son derece samimiyetle ve inanarak yazıyorum, geçtim bunları, o sözde sosyal ağların sahipleri ve sorumluları bile yargılanacaklar. Türkiye’den on binlerce insanın kaçırılıp fuhuş ve organ mafyalarına kurban olmasını sağlamış Adnancı suç örgütünü o sözde sosyal ağlar da kolladılar. Deliller hem Türk adli makamlarına hem ABD adli makamlarına hem AB ülkelerinin adli makamlarına ulaştığında, bakalım dünyada nasıl fırtınalar kopacak.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Yine yaparlar…

Adnancıların en uzman olduğu konulardan biri de iftira ve karalama kampanyalarıdır. Hiç kuralları, sınırları yoktur. Çakal sürülerinden beter halleri vardır. Zaten bu halleri çoktan ispat da edildi ve yargılamalar neticesinde bu kapsamda cezalar da kesildi.

Bu güne kadar, karşılarında mücadele veren çok yüksek sayıda insanı oyundan düşürürken karalamalarla, iftiralarla, iftiraya dayalı ve mason savcılarla hakimlerin baktığı davalarla oyundan düşürdüler.

Şimdi yok edilmek üzere oldukları şu süreçte bunlar durmazlar, yine en iyi bildikleri işi yaparlar. Başta bana ve sonra çok sayıda etkili ve yetkili insana karalamalar yaparlar. İftiralar atarlar ama bu defa süreç, bekledikleri gibi ilerlemez, ilerlemeyecek. Bu defa, kısacık sürede bitirici darbeler alacaklar. Kimsenin, bunların iftiralarından, karalamalarından çekinmesine gerek yok.

Onlara, hak ettikleri kadar sert muamele etmezsem, on binlerce mazlumun ahını almazsam, benim de adım mfs olmasın.

Dinimizle, değerlerimizle tahammül edilemez derecede dalga geçerlerken, müslümanların kanına dokunacak kadar haddi aşarlarken, kendilerine hak ettikleri karşılığı veren on binlerce Türkiye vatandaşı oldu. Tepkiler dinmek bilmedi ama adalet sistemi düzgün işlemedi. Aksine olarak, adalet sistemi içindeki mason, satanist, Sabetaycı, gizli Ermeni savcılar ve hakimler tarafından bu vatandaşlarımız adice muamelelere tabi tutuldular. Uğruna beş milyondan fazla şehit verdiğimiz, şüheda kanı ile sulanmış şu topraklarda, dinimize, değerlerimize en ileri seviyede hakaretler edildi, aşağılamalar yapıldı ama kendi vatanımızda, kendi devletimizde, sistemin içine sızmış bir avuç hain nedeniyle suçlu bizler çıktık. Bu günleri çok bekledik. Dişlerimizi, yumruklarımızı sıka sıka bekledik. Bastığımız topraktan utana utana bekledik. Söz konusu bu davaların tamamında yeniden yargılamalar yapılacak. Bir tanesi, buraya yazıyorum, bu hakim ve savcılardan bir tanesi bile cezasız kalmayacak. İfşa olmayanı, yargılanmayanı, ceza almayanı kalmayacak. Türkün devletinde, Türkün dinine, değerlerine, ahlakına, namusuna kastetmek ne imiş, bütün cihan görecek. Yeniden mi adalet sisteminde aynı oyunlar oynanmak istenecek, yok o… O şartlarda kimsenin kılıcı kınında durmayacak. Sistemin ele geçirildiği apaçık meydanda iken, daha fazla hiç kimse sabır etmeyecek. Şu anda itibaren sadece ömrünü kısa tutmak isteyen savcı ve hakimler hala aynı ihanetleri yapabilirler.

Keser döner, sap döner, gün gelir işte böyle Türkler geri döner.

Haydi, “Yapamazsınız” diyenler hemen şimdi bir adım öne çıksınlar.

Mehmet Fahri Sertkaya

Hepiniz hedefsiniz. Deprem olursa o gemilere asla binmeyin

Kurban olmayın!

Hepiniz hedefsiniz!

Canınız, aileniz, evlatlarınız, değerli eşyalarınız, yastık altındaki paralarınız, organlarınız, namusunuz, topraklarınız, vatanınız, devletiniz hedef…

Deprem olursa ya da başka türlü büyük afetler olursa, o gemilerle İstanbullular tahliye edilemez, ancak bir kısmı kaçırılır ve öyle de yapılacak.

İstanbul’u da yıkacak iki farklı deprem beklediğimi, bu güne kadar çok kere ikaz yayınları yapıp uzmanlardan devlet yetkililerine kadar çok farklı kişileri ve kesimleri zorlaya zorlaya harekete geçirdiğimi bütün dünya biliyor.

Şimdilerde o depremlerin, felaketlerin daha yakın olduğuna inanıyorlar ve Ankebut Ağına bağlı pek çok devletle, bunların gizli servisleriyle ve bunların içindeki mafyalarla da organize şekilde devasa ve insanlık dışı bir kara para planı yapıyorlar.

Başka şehirlere nakil için kullanılacak resmi ya da özel araçlara, otobüslere, trenlere, uçaklara, helikopterlere ve hatta ne olduğu belirsiz özel araçlara asla binmeyin

Hayatta kalan herkes, hayatta kalan aile fertleriyle ve komşularıyla hemen kenetlenmeli. Hemen birbirinizin yaşadığını gösterir fotoğraflar ve kısa videolar çekin. Daha sonra bir karışılıklık olur da aranızdan bazıları bulunamaz olursa, bu kayıtları resmi makamlara gösterin.

99 depreminden sağ kurtulan çok sayıda kişi organ, fuhuş, sübyancılık mafyalarına kurban oldular. Bu, dünyanın dört bir yanında son on yıllarda hep böyle oldu, oluyor. Haiti depreminde on binlerce kişinin söz konusu batılı devletler ve İsrail tarafından kaçırıldığı somut delillerle ispat edildi. En yetkili kişiler bile bunu itirafa mecbur kaldılar, Amerikan medyasında konu oldu ama mevzuyu yine de kapattılar. Bunların yayınlarını “Akademi Dergisi Haiti depremi” yazıp internette aratarak bile bulabilirsiniz.

Etrafta size el uzatan resmi kimliklilerin, yetkililerin ve onların talimatıyla hareket eden kolluk kuvvetlerinin resimlerini, huzursuzluğa sebep olmadan ve onların çalışmalarına mani olmadan fırsat buldukça çekin. Sözde sivil toplum örgütlerinin, aslında kara paracılarla birlikte çalışan o malum teşekküllerin sözde gönüllülerinden de uzak durun. Onların resimlerini de bol bol çekin.

İstanbul’u terk etmek gerekip gerekmediğine bir oldu bitti ile, kısa sürede karar vermeyin. Öncelikle toplanma sahalarına gidin, güvenilir bilgiler elde edin, resmi kimliklerin size söylediklerini hemen kesin doğrular olarak kabul etmeyin ve buna sonra kendi aranızda istişare ile karar verin. Gerekiyorsa etrafınızdaki insanlarla birlikte organize olarak, bir arada olarak, kendi imkanlarınızla İstanbul’u terk edin. Gerekiyorsa topluca yürüyerek terk edin.

Her şeye rağmen bir kontrolsüzlük olur da o gemilere, trenlere, otobüslere binerseniz, size ikram edilen hiçbir şeyi yemeyin, içmeyin. Kapalı paketler, ambalajlar içinde bile verilse yemeyin ve içmeyin.

İstanbul’da deprem olursa, halkın gemilerle tahliye edileceğinin konu edildiği kamu spotu videosundaki jandarma komutanı Metin Günal’a çok dikkat edin. Ona ve ona bağlı ve onunla alakalı kime denk gelirseniz, sakın itaat etmeyin. Kara para işlerinin ve ihanetlerin içindeki bir gizli Yahudidir. AKPKK’nin de CHPKK’nin de içi bunlarla, gizli Yahudilerle, gizli Ermenilerle, masonlarla dolu. Bakmayın ekranlarda atıştıklarına, bir gizli Ermeni olan Ekrem İmamoğlu bile aynı yere çalışıyor. Aynı kara paracılarla çalışıyor. Devlet kurumlarının hepsinde bunlardan var. Orduda, jandarma teşkilatında ve emniyet teşkilatında da bunlardan var ve çok büyük ve organize planlar kurdular. Beklenen depremler yaşanırsa hepsi de ne yapmaları gerektiğine dair talimatları çoktan aldılar. Tam kapanma istenmesinin bir sebebi de bu ve en çok isteyenlerden bir de Ekrem İmamoğlu oldu.

Nereden nasıl geldiği belli olmayan minibüsler, transporterlar bile bir anda dolaştırılacak. Bunların sahipleri sağ kurtulmuş da insanlık vazifelerini yapıyorlarmış gibi görünecekler. Lakin etrafta tek başına ağlayan kız ve erkek çocuklarını kaçırmak telaşında olacaklar. Alıp alıp götürecekler. Bunların hepsi planlandı.

Bu yazıyı Ekrem İmamoğlu’na, Metin Günal’a ve alakalı diğer kişilere götürüp “Bu yazının yazarı olan Mehmet Fahri Sertkaya ile karşı karşıya gelmek, bu hususları tartışmak, kendini savunma hakkını kullanmak ya da davacı olmak ister misin?” diyebilirsiniz.

Tayyip’in son ve devasa bir vurgunla oyundan çıkmak isteyeceğini aylar önce açıkça yazmıştım. Türkiye’deki bankalarda paranızı tutmamanız gerektiğini de söylemiştim.

Öyle şartlar içindeyiz ki milletçe “Sivil itaatsizlik” kararı alıp almayacağımızı, bir istiklal harbi başlatıp başlatmayacağımızı hemen konuşmamız gerekiyor. Zira devletimiz düşmanlarımız tarafından ele geçirilmiş vaziyette…

Kurumlarımız içinden, toplumumuz içinden gizli Ermenileri, gizli Yahudileri ve masonları hemen ve tamamen temizlememiz gerekiyor.

Mehmet Fahri Sertkaya, Akademi Dergisi, 28 Nisan 2021


Bu yazının yayınlanmasından üç gün sonra, 30 Nisan 2021 Cuma sabahında basın ve medyada bir haber yer aldı. Söz konusu haberde şu ifadeler geçti: “Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD), eylemler sırasında polislerin görüntülerinin veya ses kayıtlarının alınmasını yasaklayan emniyet genelgesini paylaştı. Emniyet Genel Müdürlüğü bu konuda resmi bir açıklama yapmadı.”

ÇHD İstanbul Şubesi genelgeyi paylaşırken, “İçişleri Bakanlığından 1 Mayıs öncesi personelini garantiye alma genelgesi. Personeliniz görevini ifa ederken işkence yaparsa kayıt da alınır, delil de toplanır. Çünkü tekrarla, işkence yapmak görev sınırlarınızda değil, suçtur!” ifadelerini kullandı. Lakin ÇHD’nin değerlendirmesi isabetsizdi. Bu kadar hukuk dışı surette hazırlanan, bu kadar acil olarak yürürlüğe girmesi istenen bu genelge, sadece eylemler sırasında görüntü alınmasını yasaklamıyordu. Sadece 1 mayıs gösterileri için çıkartılmış olamazdı. Akademi Dergisi’nin sonraki süreçte de çok tesirli müdahaleleri oldu, toplumun farklı kesimlerinin bu hukuksuz genelge karşısında dik durmasına vesile oldu. Neticede genelge Danıştay’dan döndü. Çok aceleyle, çok tutarsız ve hukuki zeminden uzak surette yazıldığı anlaşılan genelge metni, bir gün öncesine tarihlenerek mi yayınlandı, hala tartışılmadı. 27 Nisan’da yayınlandıysa, neden 30 Nisan’a kadar haber olmadı, hala tartışılmadı.

Akademi Dergisinin, AKPKK organize suç, terör ve ihanet örgütünün karanlık işlerini ifşa eden yayınlarının ardından daha önce de benzeri tarzda genelgeler yayınlanmıştı. İstanbul Sancaktepe’de düşen askeri helikopterin MİT ve CIA işbirliğiyle kasıtlı olarak düşürüldüğünü iddia etmiştik. Helikopterdeki askerlerimizden bazılarının, yayınlarımızın tesiriyle vatanseverce işler yaptıklarını ifade etmiştik. AKPKK ordumuzun silah ve mühimmatını karanlık bastığında kaçırırken çekilmiş güvenlik kamerası görüntülerinin mevcut olduğunu, bu askerlerimiz şehit edilseler de görüntülerin hala vatanseverlerin elinde bulunduğunu iddia etmiştik. Hemen peşi sıra, Suçişleri bakanlığı, güvenlik kamerası görüntülerinin yayınlanmasını düzenleyen, sınırlayan, hukuk dışı bir genelge yayınlamıştı. Bunların detaylarına da Akademi Dergisi geçmişindeki yayınlarından, arşivinden ve ayrıca internet haber sitelerinin arşivlerinden ulaşabilirsiniz.

Mehmet Fahri Sertkaya

Benim soyumda Yahudilik yok

Ben Yahudi değilim. Soyumda Yahudilik, Ermenilik olsaydı, hiç çekinmez, açıkça söylerdim ve yine müslüman olur, müslümanca yaşar, yine bu yola mensup olur, yine bu mücadeleyi verirdim. Hakkımda her söylenene hemen itibar edilmemeli. Çok yakında Türkiye’de ve dünya genelinde adım açıkça ve yoğun şekilde konuşulacak ve yazılacak. Dünyanın dört bir yanından basın ve medya kuruluşlarında da sık sık konu olacak. O anlarda yeni yeni iftiralar, karalamalar peş peşe gelecektir. Daha önce yaptıkları gibi iftiraların yanına yalancı şahitler de konacaktır. Hukuk sistemi, artık karşımda onların keyiflerine göre kullanabildikleri bir sistem olmaktan çıktı. Lakin, akla hayale sığmaz iftiralar atılacaktır. Hepsine de cevaplar verir, iftira olduğunu gözler önüne sererim. Her zamanki gibi sahada dimdik dururum. Hukuk yoluna da giderim. Lakin, on yıldır gözler önündedir ki münafıklar için ispatın bir ehemmiyeti olmuyor ve sahayı müsait görürlerse, iftiralarına durmadan devam ediyorlar. Çünkü doğruyu zaten biliyorlar. İftira attıklarının zaten farkındalar… Karalama yapmakta olduklarını zaten biliyorlar.

Bunların da mühleti bitiyor. Hukuk geri gelmek üzere ve on yıldır insanlık dışı şekilde hakkımda atıp tutanlar, karalayanlar “devlete, millete ihanet” kapsamında bile yargılanacaklar. Çünkü, benim sadece devlet, millet, insanlık mücadelesi verdiğim de onların bu mücadeleyi durdurmak istediği de en açık şekilde gözler önünde…O piyon, o emir eri hakim ve savcılar da vatana ihanetten yargılanacaklar. Hatta cezaevi personellerinden tutun da hastahane personellerine kadar yüzlerce kişi vatana ihanetten yargılanacaklar.

Yahudi olmak da suç değil, günah değil, ayıp değil… Ermeni de doğabilirdim, Yahudi de doğabilirdim. Başka bir ırkın mensubu olarak da doğabilirdim ama değilim. Özbeöz Türküm… Irkçı da değilim. Açık kimliğiyle yaşamış, gerçek ırkını ve dinini gizlememiş, yanlış işler de yapmamış hiç kimseyle de uğraşmadım.

Soyum, Afyondan önce Ankaraya, daha önce Kayseriye, ondan önce Kars/Ardahan taraflarına, daha öncesinde Çeçenistan taraflarına dayanıyor. Oradan geride ise Özbekistan Buhara’ya dayanıyor. Atalarım, Moğol istilaları sırasında hicret edip Hazar denizinin üzerinden Anadoluya gelmişler ve buralarda İslam’ın ve Türklüğün yayılmasında çok büyük hizmetler etmişler. Afyon’da, İhsaniye ilçesinde, baba tarafımın köyü olan Karacaahmet köyünde medfun bulunan Karacaahmet Sultan hazretleri, talebeleri ile birlikte Anadolu’da İslam’ın ve Türklüğün yayılmasında çok çok büyük hizmetler etmişler. Çok yüksek dereceli bir velidir. O zatın da soyundan geliyorum. Soyumda mürşid-i kamiller çıkmış. Çok sayıda peygamberler de çıkmış. Anne tarafım da peygamber soyu… Ayrıca soyum, az yukarıda/geride hz. Üstazımız Süleyman Hilmi Tunahan’ın soyu ile birleşiyor. Bu soy daha gerilerde hz. peygamberimize (s.a.v), oradan çok daha gerilerde ise hz. Musa’ya, hz. Yusuf’a, hz. Yakup’a çıkıyor. Şayet, on binle sene önce soyumun hz. Yakup’a çıkıyor olması beni Yahudi yapıyorsa, ben Yahudiyim. O halde hz. peygamberimiz de Yahudi. Ehl-i beyt de Yahudi. Seyyid ve Şerif dediğimiz erkekler ile Seyyide ve Şerife dediğimiz hanım kişiler de Yahudiler. Baba tarafımdan geriye doğru soyumda görülüyor ki kız çocuklarına sık sık Şerife ismi konulmuş. Akrabalarımın arasında şu anda çok sayıda Şerife isimli kişiler var.

On yıldır yazdım, anlattım. Dünyada şu anda kendini Yahudi zan eden insanların yüzde doksan beşten fazlası Türk kökenli kişiler… Bu gerçeği kabullenemeyip Beyaz Saray öncülüğünde bile araştırmalar yaptılar, sonuç aynı çıktı ve üstünü kapattılar. Şu anda kişilerin genetik kodlarını çıkartmak çok kolaylaştı ama bundan da uzak duruyorlar. Gerçekten Yahudi olsalardı, her biri genetik kodlarını çıkartır, kimlik belgesi gibi cüzdanlarında övüne övüne taşırlardı. Bilenler bilirler, Türkiye’deki gizli Yahudiler “Türk diye bir şey yok, onlar hep Yahudi kökenliler” derler. Kendileri için hakikat, bu söylediklerinin tam tersi olduğu halde, kendilerini Yahudi ve üstün/seçkin ırk görürler. Bir yandan Türk rolü oynarken “Türk diye bir şey yok” derler, bunu sinsi sinsi yaparlar.

Bu güruhu yöneten İblis, İblis’e tabi olan hahamlar ve mason üstadları, bu güruhun kabullenişlerini bu şekilde yönlendirdiler. Meselenin bir de bu yönü var. Zamanı gelince çok tartışılacak ve kabullenilecek ki ben-i İsrail (İsrail oğulları) ya da Yahudi denilen geçmişteki kişiler ve peygamberler, Türk kanı, Türk geni de taşıyan kişiler. Zaten az geride Nuh aleyhisselam var ve herkesin soyu orada birleşiyor.

Ben, Firavun misali bir babanın elinde büyüdüm. Firavun devri gibi berbat, kapkaranlık bu devirde, çok zor maddi ve manevi şartların içinde büyüdüm. Şu anda kırk yaşımdayım ve hayatımda, geçmişimde yüz kızartacak hiçbir şey yok. Olsaydı, bu mücadelemin daha ilk senesinde susturulurdum. Olsaydı, hiç değilse cezaevlerine konulduğumda başka biri olarak çıkardım. Müslümanca, asilce bir mücadele veriyormuş rolü oynarken cezaevine konulan, çıkınca 180 derece dönmüş olduğu görülen, binbir türlü rezilliği bulunan cübbeli ve cübbesiz şahıslardan, makam sahibi olan ya da olmayan şahıslardan, resmi kimliği bulunan ya da bulunmayan şahıslardan değilim.

Şuraya da yazıyorum, iftiranın dinimizde cezası çok ağır. Ben, şu çağın bozuk dünyevi hukuk sisteminde de böyle iftiralar atmanın cezasının ne kadar sert verilebileceğini cümle aleme göstereceğim. Hiç tartışma olmasın diye açıkça yazdım, tekrar ediyorum, vatana ihanetten sallandıracağım. Hem de meydan yerlerde…

Mehmet Fahri Sertkaya

Dediğim gibi…

Kadir Mısıroğlu’nun mirasında kavgalar çıkmış. Resmi sayfalarından açıklama bile yapılmış. Karısı gibi kendisi de Sabetaycı gizli Yahudi ve İngiliz casusu olan Kadir Mısıroğlu’nun, aynı zamanda MİT’le paslaştığını ve on yıllar boyunca kullanıldığını çoktan yazmıştım. İngiliz piyonu olarak bilinen kayınpederinden bahsetmiştim. Kadir’in, kitaplarında, İslam alimi gibi görünen İngiliz casuslarını hep muteber gösterdiğini de anlatmıştım. İtikadının, kendisinin iddia ettiği gibi ehl-i sünnet itikadı olmadığını da uzun uzun anlatmıştım. Kitaplarında küfre götüren sapık itikadi bilgiler bulunduğunu da ispatlamıştım. Yalanla, fitneyle, iftirayla 950 bin kişilik sayfasında beni hedef göstermişti. Neler neler olmuştu… Vefat edeceğini çoktan anlamıştım ve onu mindere çekmek için çok sert bir mücadele de vermiştim. Hep kaçtı, hep kaçtı…

Eşinin yakın arkadaşları olan kadınların bile Sabetaycı Yahudiler olduklarını, oğlunun evlenip boşandığı kadının bile kripto olduğunu hep anlatmıştım. Miras tartışmasında konu edilen o boğaza nazır Yakamoz isimli mekanı da bütün Türkiye’ye Akademi Dergisi üzerinden duyurmuştum. Sonra Soner Yalçın da yazdı.

Henüz detaylı anlatmadım ama Kadir Mısıroğlu’nun o serveti, hep müslümanları/vatanseverleri oyundan düşürerek, Türkiye’ye ve Türk milletine ihanetler ederek kazandığını, kendisini kullanan tarafların ona sık sık böyle vazifeler verip bir yandan da büyük paralar verdiklerini anlatmıştım. Ayrıca, ilk gençlik yıllarından itibaren, Trabzonda kaldığı talebe yurdundan itibaren bir hırsız ve dolandırıcı olduğunu, o talebe yurdunda çoğunlukla kendi gibi kriptolar kalıyor olmasına rağmen onları da dolandırdığını anlatmıştım. O günlerden talebe arkadaşı olan kişilerin açıklamalarını paylaşmıştım. Basına ve medyaya yansımış olsa da tam olarak arka planı anlaşılamamış olan hadiseleri, açıklamaları, şahısları da konu etmiştim. Her şey, çok net anlaşılabilir olmuştu. O da iyice susmuştu…

Kadir Mısıroğlu, çokça sigara ve alkol kullanmaktan dolayı zaten iç organlarını mahvetmişti. Üstüne bir de metafizik sinyallere maruz kalınca, kısa sürede ve feci acılar çekerek ölmüştü. Öldüğü gibi, arkasında çok büyük bir miras bıraktığını da yazmıştım. O mirasa el konulması ve kamulaştırılması gerektiğini de yazmıştım. Zaten çok dağınık, çok husumetli olan aile fertlerinin, miras bırakılan o servet için birbirlerine düşmemeleri beklenemezdi.

Miras ve yetki tartışmalarında adı geçen ve manevi evlat denilen Nurullah Mısıroğlu da sıradan biri değil… O da kripto, o da dolandırıcı, o da sistemin adamı, o da aynı yolun yolcusu… Onun Kadir Mısıroğlu’na sözde manevi torun olması bile Kadir’in kendi iradesine bırakılmış değildi. Son zamanlardaki asıl kriz de sadece miras ve yetki kavgası değil. Ölünceye kadar Kadir Mısıroğlu ve çevresine konmuş kriptolar, kara para işleri de yaptılar. Kadir ölünce, çevresi ve bazı aile fertleri bu işlere devam etmek istedi. Şimdilerde asıl sorun kara para sahasında yaşanıyor. Konuya basın ve medya kuruluşları değil emniyetin teşkilatının KOM dairesi müdahil olmalı.

O vakitler, Kadir Mısıroğlu ve çetesine dair yayınlarım devam edecekti ama Twitter, aşırı bir tepkiyle, birkaç gizli servisten talimat almış gibi bir endişeli tavırla, Kadir’e dair yaptığım paylaşımı kaldırmak istemişti. O paylaşımda hakaret, iftira, karalama ya da başka bir kural ihlali yoktu. Kaldırmasına izin vermeyince, Twitter çok uzun süre profilimi kapalı tutmuştu.

Yakında daha neler neler çıkacak meydana…. Tekrar ediyorum, Kadir’den kalan servete devlet el koymalı ve hazineye aktarmalı. Ayrıca bu iddialarıma dair adli yetkililer beni muhatap alarak deliller sormalı. Soruşturmalar gecikmeli de olsa başlatılmalı. Twitter ve benzeri sözde sosyal ağlar da soruşturmaların kapsamı içine alınmalı. Kimleri kolladıkları, kimlere ve neye hizmet ettikleri meydana çıkartılmalı.

Ha Kadir Mırıoğlu, ha Ahmet Şimşirgil…

Kadir Mısıroğlu gibi bir kripto olan, gizli Ermeni yanı ağır bassa da gizli Yahudilerle ve Masonlarla arası hep sıkı olmuş, hep onlarla beraber çalışmış olan Ahmet Şimşirgil de hala iyileşemedi. Çünkü hala ihanetlerine, hala tuzaklarına, hala sömürme faaliyetlerine devam etmek istedi. Böyle yapmak istedikçe metafizik sinyallere girdi, çarpıldı, çarpılıyor. En kısa zamanda müstahakını inşaallah bulur.

Kitaplarının intihal/çalıntı olduğunu, kendisinin şahsiyetsiz bir yalancı ve müfteri olduğunu, ileri seviye bir yiyici olduğunu çoktan ispat ettik. Onu elde ve sahada tutmak için çok direnseler de sonra mecburen arayı açtılar. Eskisi gibi itibar edilmez, TV kanallarına sık çıkamaz, etkinliklere yoğun şekilde katılamaz olmuştu. Buna rağmen direniyor, sahada kalmak, hala maddi menfaatler elde etmek ve bir yandan da hak yolunda görünerek ifsat faaliyetlerine devam etmek istiyordu. Artık öyle bir Türkiye yok…

Ahmet Şimşirgil’in bir anda parlamasına ve büyük kalabalıklar tarafından bilinip takip edilmesine Akademi Dergisi vesile olmuştu ve sonra hak ettiği üzere silinmesine de Akademi Dergisi vesile oldu.

Mehmet Fahri Sertkaya

İyice zıvanadan çıktılar

Türkiye ve Amerikan Yahudilerinin, mason tarikatının ve CIA’nın kontrolündeki TGRT kanalının, gizli Yahudi sunucusu Ekrem Açıkel, “Ben Türk milletinin ve bütün dünya insanlığının düşmanıyım. İnsanlığa karşı kurulan en temelsiz, en cahilce ama en vahşice, en ifsad edici planlarda saf tutmaya gönüllüyüm. Kurşunlardan da hızlı koşabiliyorum. Her şeytanlığı yaparım ve bana hiçbir şey olmaz.” demenin başka bir yolunu buldu.

Sıfatında meymenet kalmamış, utanması arlanması kalmamış ve ağzı yüzü gözü başka oynayan pislik herif, “Ne kadar az et, ne kadar az süt ve süt ürünü tüketirsek dünya için o kadar faydalı bir iş yapmış olacağız. Bırakın şimdi protein meselesini filan.” diyebildi.

İşte o skandal ifadeler…

Mehmet Fahri Sertkaya

Tahmin edilemeyecek şekilde bitti

Gizli Ermeni ve terörist Abdullah Öcalan kanser oldu. Onu, on binlerce masum sivilin katilini hayatta tutmak için milletimizin vergileri ve şehitlerimizin kanlarıyla ayakta duran devletimizin bütün imkanları seferber edildi. Zaman zaman bu bilgi basına da sızdı. Sosyal medyada ve internet haber sitelerinde konu da oldu.

Tıka basa gizli yahudi, gizli ermeni ve mason dolu olan MİT kadar, CIA da elinden gelenleri yaptı ama onu hayatta tutmak mümkün olmayacaktı. Ermeni terör örgütü PKK, Ermeni terör örgütü ASALA’nın yerine MİT ve CIA tarafından kurulmuştu. Vur kafasına, al elindekini ayarında basit bir çaycı iken Abdullah Öcalan da bu sözde Kürt terör örgütünün sözde lideri gibi gösterildi. Onlarca sene boyunca, insanlık dışı vahşetler, cinayetler, su-i kastler, kaçakçılıklar, kara para işleri, bu milletin vergileri ile tesis edilen ve bu millete hizmet etmesi gereken MİT üzerinden, PKK eliyle yaptırıldı. Hala da bu böyle… MİT, tarihi boyunca gizli Ermenilerin ve gizli Yahudilerin yatağı, CIA’nın paravanı olmaktan ve bu millete ihanetler ve zulümler etmekten başka bir şey yapmadı.

Binbir türlü gizli, kirli, kanlı, vahşi planın içinde, Abdullah Öcalan’ın hikayesi ise hiç tahmin edilemeyecek şekilde bitti. CIA ve MİT içindeki biyonik robotlar sayesinde, Abdullah Öcalan ölmeden önce öldürüldü ve biyonik robotla yerine geçildi.

Şu anlarda, Abdullah Öcalan suretinde imal edilmiş olan biyonik robotun içinde, İngiltere merkezli grilere çalışan bir uzaylı insan var.

Mehmet Fahri Sertkaya

Boğazımıza kadar geldi, patlamaya yer arıyoruz.

Almanya yine terörün ve teröristin yanında yer aldı

Türkiye’de bölgede faaliyet gösteren çok sayıda terör örgütünün içinde “adamları” bulunan, bu ülkelerin siyasetçileri arasında da çok sayıda “adamları” bulunan, devlet eliyle kara para işleri yapan, dünyanın en çok sübyancı bulunan ülkelerinden biri olan, sınırları dahilinde yok olmuş on binlerce mültecinin akıbetlerine dair bir açıklama yapamayan Almanya, yine aynı şeyi yaptı. Almanya açıkça katillerin, sadistlerin, canilerin, tecavüzcülerin, insan kaçakçılarının, organ kaçakçılarının, uyuşturucu kaçakçılarının, bombalı terör eylemlerinde sivilleri bile katledenlerin yanında yer aldı.

Cezaevinde tutuklu bulunan HDPKK Eski Eş Başkanı ve terörist Selahattin Demirtaş’a, Almanya’nın Weimar Belediyesi tarafından “2021 İnsan Hakları Ödülü” verildi. Kültür ve Medyadan Sorumlu Devlet Bakanı Claudia Roth da törene katılarak terörist Demirtaş’ı öven bir konuşma yaptı.

Türkiye’de Kürt sorunu olduğunu iddia eden Türkiyelilerin tamamına yakının gizli ermeni, gizli süryani, gizli ezidi, gizli yahudi v.b. etnik unsurların mensupları olduğunu çok iyi bilen ve bunlarla birlikte insanlık dışı surette terör ve kara para işleri yapan Almanya’da, söz konusu törende, Türkiye’de kürt sorunu olduğu vurgusu yapıldı.

Roth, “Demirtaş cesarete sahip, kalbi olan, sıcak kalpli ve zeki bir siyasetçi, bir insan hakları savunucusu ve demokrat. Türkiye’nin demokratikleşmesi için bir umut” diye konuşabildi.

Böylelerine bir saat içinde tükürdüğünü yalatabilecek güce fazlasıyla sahip olan Türkiye’de, ne yazık ki gizli yahudilerin, gizli ermenilerin, gizli masonların AKPKK projesi/hükumeti iktidarda… Lakin Almanya ve benzeri ülkeler de biliyorlar ki iktidarın sayılı günleri kaldı.

Ve herkes biliyor ki AKPKK projesinin uygulanmasında, AKPKK’nin iktidara getirilmesinde ve bunca yıldır iktidarda tutulmasında kritik rolü olan, Tayyip Erdoğan piyonunu sürekli emri altında tutan, gizli Ermeni ve MİT piyonu Abdullah Öcalan’ı astırmayan, Türkiye’ye yapılan her türlü ihanetin ve kötülüğün başını çeken, Almanya dahil olmak üzere pek çok batılı ülkeye de çalışan o Devlet Bahçeli’nin de sayılı günleri kaldı.

Mehmet Fahri Sertkaya