Kadir Mısıroğlu’nun mirasında kavgalar çıkmış. Resmi sayfalarından açıklama bile yapılmış. Karısı gibi kendisi de Sabetaycı gizli Yahudi ve İngiliz casusu olan Kadir Mısıroğlu’nun, aynı zamanda MİT’le paslaştığını ve on yıllar boyunca kullanıldığını çoktan yazmıştım. İngiliz piyonu olarak bilinen kayınpederinden bahsetmiştim. Kadir’in, kitaplarında, İslam alimi gibi görünen İngiliz casuslarını hep muteber gösterdiğini de anlatmıştım. İtikadının, kendisinin iddia ettiği gibi ehl-i sünnet itikadı olmadığını da uzun uzun anlatmıştım. Kitaplarında küfre götüren sapık itikadi bilgiler bulunduğunu da ispatlamıştım. Yalanla, fitneyle, iftirayla 950 bin kişilik sayfasında beni hedef göstermişti. Neler neler olmuştu… Vefat edeceğini çoktan anlamıştım ve onu mindere çekmek için çok sert bir mücadele de vermiştim. Hep kaçtı, hep kaçtı…
Eşinin yakın arkadaşları olan kadınların bile Sabetaycı Yahudiler olduklarını, oğlunun evlenip boşandığı kadının bile kripto olduğunu hep anlatmıştım. Miras tartışmasında konu edilen o boğaza nazır Yakamoz isimli mekanı da bütün Türkiye’ye Akademi Dergisi üzerinden duyurmuştum. Sonra Soner Yalçın da yazdı.
Henüz detaylı anlatmadım ama Kadir Mısıroğlu’nun o serveti, hep müslümanları/vatanseverleri oyundan düşürerek, Türkiye’ye ve Türk milletine ihanetler ederek kazandığını, kendisini kullanan tarafların ona sık sık böyle vazifeler verip bir yandan da büyük paralar verdiklerini anlatmıştım. Ayrıca, ilk gençlik yıllarından itibaren, Trabzonda kaldığı talebe yurdundan itibaren bir hırsız ve dolandırıcı olduğunu, o talebe yurdunda çoğunlukla kendi gibi kriptolar kalıyor olmasına rağmen onları da dolandırdığını anlatmıştım. O günlerden talebe arkadaşı olan kişilerin açıklamalarını paylaşmıştım. Basına ve medyaya yansımış olsa da tam olarak arka planı anlaşılamamış olan hadiseleri, açıklamaları, şahısları da konu etmiştim. Her şey, çok net anlaşılabilir olmuştu. O da iyice susmuştu…
Kadir Mısıroğlu, çokça sigara ve alkol kullanmaktan dolayı zaten iç organlarını mahvetmişti. Üstüne bir de metafizik sinyallere maruz kalınca, kısa sürede ve feci acılar çekerek ölmüştü. Öldüğü gibi, arkasında çok büyük bir miras bıraktığını da yazmıştım. O mirasa el konulması ve kamulaştırılması gerektiğini de yazmıştım. Zaten çok dağınık, çok husumetli olan aile fertlerinin, miras bırakılan o servet için birbirlerine düşmemeleri beklenemezdi.
Miras ve yetki tartışmalarında adı geçen ve manevi evlat denilen Nurullah Mısıroğlu da sıradan biri değil… O da kripto, o da dolandırıcı, o da sistemin adamı, o da aynı yolun yolcusu… Onun Kadir Mısıroğlu’na sözde manevi torun olması bile Kadir’in kendi iradesine bırakılmış değildi. Son zamanlardaki asıl kriz de sadece miras ve yetki kavgası değil. Ölünceye kadar Kadir Mısıroğlu ve çevresine konmuş kriptolar, kara para işleri de yaptılar. Kadir ölünce, çevresi ve bazı aile fertleri bu işlere devam etmek istedi. Şimdilerde asıl sorun kara para sahasında yaşanıyor. Konuya basın ve medya kuruluşları değil emniyetin teşkilatının KOM dairesi müdahil olmalı.
O vakitler, Kadir Mısıroğlu ve çetesine dair yayınlarım devam edecekti ama Twitter, aşırı bir tepkiyle, birkaç gizli servisten talimat almış gibi bir endişeli tavırla, Kadir’e dair yaptığım paylaşımı kaldırmak istemişti. O paylaşımda hakaret, iftira, karalama ya da başka bir kural ihlali yoktu. Kaldırmasına izin vermeyince, Twitter çok uzun süre profilimi kapalı tutmuştu.
Yakında daha neler neler çıkacak meydana…. Tekrar ediyorum, Kadir’den kalan servete devlet el koymalı ve hazineye aktarmalı. Ayrıca bu iddialarıma dair adli yetkililer beni muhatap alarak deliller sormalı. Soruşturmalar gecikmeli de olsa başlatılmalı. Twitter ve benzeri sözde sosyal ağlar da soruşturmaların kapsamı içine alınmalı. Kimleri kolladıkları, kimlere ve neye hizmet ettikleri meydana çıkartılmalı.

Ha Kadir Mırıoğlu, ha Ahmet Şimşirgil…
Kadir Mısıroğlu gibi bir kripto olan, gizli Ermeni yanı ağır bassa da gizli Yahudilerle ve Masonlarla arası hep sıkı olmuş, hep onlarla beraber çalışmış olan Ahmet Şimşirgil de hala iyileşemedi. Çünkü hala ihanetlerine, hala tuzaklarına, hala sömürme faaliyetlerine devam etmek istedi. Böyle yapmak istedikçe metafizik sinyallere girdi, çarpıldı, çarpılıyor. En kısa zamanda müstahakını inşaallah bulur.
Kitaplarının intihal/çalıntı olduğunu, kendisinin şahsiyetsiz bir yalancı ve müfteri olduğunu, ileri seviye bir yiyici olduğunu çoktan ispat ettik. Onu elde ve sahada tutmak için çok direnseler de sonra mecburen arayı açtılar. Eskisi gibi itibar edilmez, TV kanallarına sık çıkamaz, etkinliklere yoğun şekilde katılamaz olmuştu. Buna rağmen direniyor, sahada kalmak, hala maddi menfaatler elde etmek ve bir yandan da hak yolunda görünerek ifsat faaliyetlerine devam etmek istiyordu. Artık öyle bir Türkiye yok…
Ahmet Şimşirgil’in bir anda parlamasına ve büyük kalabalıklar tarafından bilinip takip edilmesine Akademi Dergisi vesile olmuştu ve sonra hak ettiği üzere silinmesine de Akademi Dergisi vesile oldu.
Mehmet Fahri Sertkaya