Etiket arşivi: Gizli Yahudiler

Onun ihanetinin ceremesini devletimiz ve milletimiz hala çekiyor


Üzerine beş asır geçti ama haince vurduğu ağır darbeler hala telafi edilemedi.

Fatih Sultan Mehmet Hanın oğlu ve Yavuz Sultan Selim Hanın babası olan İkinci Bayezid, çok sorunlu bir kişiydi. Halk arasında Bayezid-i Veli diye bilinmiş, tanınmış olsa da veli bir zat değildi. Aksine son derece maneviyatsız, istikametsiz, kusurlu bir kişiydi.

Çok yaklaşık otuz sene saltanatı devam etti ve sonra gerçekten veli bir padişah olan oğlu Yavuz Selim Han tarafından tahttan indirildi. Yavuz Selim Han, babasını tahttan indirebilmek için çok büyük çileler çekti, çok yanlış tavırlara tahammül etti, çok büyük bir mücadele verdi ve imkansız görünen bu darbeyi yapmaya muvaffak oldu. Babasını hem zehirledi, hem de sürgüne gönderdi. İkinci Bayezid çok fazla yol gidemeden zehrin tesiriyle ve yaklaşık otuz gün sonra öldü. Zaten yola çıktığında bile ata binemez bir haldeydi. Yavuz Selim Han, aslında babasının başını vuracaktı. İçinde bulunduğu şartlar müsait olmadığı ve öyle yaparsa başına çok işler açacağı için bundan geri durdu, zehirlemeyi tercih etti.

Çünkü ikinci Bayezid, çok öncesinden tam manasıyla yoldan çıkmıştı. İtikadı da düzgün değildi, fikirleri ve kararları da doğru değildi. Niyeti de ameli de çok bozuktu. Tam bir sefahat hayatı yaşıyordu. Alemci, helal/haram bilmez biriydi. Çoktan Yahudileşme temayülü/eğilimi gösteriyordu ve bu günlerde adına masonluk denilen şey o zamanlarda da vardı, yayılıyordu, kendisi de bu tarikata kapılmıştı. Etrafındaki gerçekten Müslüman ve samimi devlet adamlarıyla ilim adamlarını gücü yettiğince uzaklaştırmaya çabalıyordu. Etrafına kendi gibi itikadı, niyeti bozuk kişileri topluyordu. Yavuz Selim Han, babasını devirdikten sonra, saraydan uzaklaştırılan devlet ve ilim adamlarından birçoğunu yeniden saray çevresine topladı. Şayet, imkansız gibi görünen o darbeyi yapmaya muvaffak olamasaydı, Osmanlı tarihi de Türk tarihi de çok başka şekilde akacaktı. Devam eden süreçte Müslüman Türk milletini asimile edeceklerdi. Hazar Türkleri zamanla nasıl Yahudileştilerse, Osmanlı Türklerini de zamanla Yahudileştireceklerdi. Yahudiler Türk görünerek Osmanlıyı içeriden yıktılar. Cumhuriyet rejimini, Atatürkçülük isimli ihanet sistemlerini tesis ettiler. Hemen peşinden on beş yılda nasıl da Türkleri her şeyleriyle Yahudileştirmek istediler. Bunun marşını bile yazdılar. Bazı marşlarında “Kanla” demekten geri durmadılar. Devletimizin gücünü, kurumlarını ihanetlerle milletimizin aleyhine çevirdiler. Bu günlere kadar da akıl almaz şiddetteki ihanetlerine, zulümlerine, sömürülerine, asimilasyon uygulamalarına, ahlaksızlaştırma ve namussuzlaştırma uygulamalarına devam ettiler ve hala da ediyorlar. İşte Yavuz Selim Han o zamanlarda samimiyetle cihad etmeseydi, adaletin keskin kılıcı olmasaydı, Türk milleti ta o zamanlarda, şu zamanlardaki muamalelere tabi tutulacaktı. Ve kendi devletinin gücüyle Yahudileştirilmek istenecekti.

Zamanı gelecek, bu konuda çok şeyler anlatacağım ve başkaları da kesinlike bu konuları çok konuşacaklardır. Şimdilik özetle bu bilgileri verirken, şu kısmı eklemek isterim ki şimdiden tartışmaya açılsın ve gerçek tarih gün yüzüne çıkartılsın. İkinci Bayezid, 1492 senesinde İspanya’dan kovulan Yahudileri, Osmanlı topraklarına seve isteye kabul etti. O Yahudileri İspanya’dan kovanlar “Bunlardan bir tanesi bile bu topraklarda kalırsa, başımız belada demektir. Kara para bunlarda… Tefecilik bunlarda… İçme sularına mikrop atma bunlarda… Çoluk çocuk kaçırma bunlarda… Bebeklere kadar insanları ayinlerde parçalama bunlarda… Şeytan’a tapma bunlarda… Kötülükte yarışma bunlarda… Mayasız bayramı bunlarda… İğneli fıçı bunlarda… Halk arasında fitne çıkartma bunlarda… Milletin itikadını ve ahlakını/namusunu kasten bozma bunlarda… Akla gelen her türlü şeytanlık bunlarda” diye diye gönderdiler. İspanya’dan kovulan Yahudilerin böyle olduklarını ikinci Bayezid de çok kesin surette biliyordu, bunları topraklarımıza almak zorunluluğu da yoktu ama seve isteye aldı. Zaten çoktan devlet kademesinde yakın etrafında tuttuğu kişiler gizli Yahudi ve mason kişilerdi.

Evet… Yavuz Sultan Selim Han, hain babasının hakkından gelene kadar o hain, devlete, millete, ümmete, gelecek nesillere çok büyük kötülükleri kasten yaptı. Onun zararlarına mani olmak için çırpınan ve tarihe geçen bir mücadele veren Yavuz Selim Han da onun bütün zararlarına mani olamadı. Türkiye hala sözde veli ikinci Bayezid’in ihanetlerinin ceremesini çekiyor. O günden bu güne o Yahudilerin çoğu bu topraklara ihanet ettiler, her türlü kötülüğü/şeytanlığı yaptılar, hala yapıyorlar.

O zamanlarda bile bunları yapan Yahudiler ve masonlar, son zamanlarda da bu topraklar üzerindeki islam cemaat ve tarikatlarına sızmaktan geri durmadılar. İşte Alihan Kuriş de kendini Yahudi zan etmeye başlayan, masonlara karışan, devşirilen hainlerden biri oldu. Son yıllarda büyücülükten, beytül male el uzatmaktan, kumar oynamaktan, içki içmekten, zina etmekten, ihanetler etmekten, mason tarikatının emirlerini yerine getirmekten başka bir şey yapmaz oldu. Tarihte bunun gibi başka misaller de var. Şimdi de bir kişi çıkıp Yavuz gibi durmasa, neticesi çok ama çok vahim olur.

Kimin Yavuz gibi durduğu ve mücadele ettiği, kimin ikinci Bayezid gibi durduğu ve ihanet ettiği de görmek isteyen herkesin gözleri önünde apaçık duruyor.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

İşte biz onları tanımıyoruz

ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü “Panik yapmayın. Türkiye hala NATO ülkesidir. Rusya-Ukrayna krizinde bizim çizdiğimiz çizginin dışına çıkmadı, çıkamaz. Mfs’yi, vatanseverleri fazla dikkate almayın. Türkiye peşimizden bizi tasdik eden hamleler yapıyor, imzalar da atıyor.” demiş olabilir, sözü de uzatmış olabilir. Lakin hep ifade ettiğim gibi biz, o imzaları atanları da o imzaları da evrakları da tanımıyoruz. Çünkü imzaları atanlar, o makamlara gelmek ve o vazifeyi ifa etmek için baştan beri gerekli olan resmi evraklara ve yeterliliğe sahip olmayan… Ayrıca baştan beri ABD, Avrupa ülkeleri ve İsrail’in kanunsuz müdahaleleri ile iktidara getirilip orada tutulan… Her gün, her saat Türkiye’ye ihanet etmiş ve hala ihanet etmeye devam eden kişiler. Bunun anlaşılamayan nesi var? Son zamanlarda ve son gündem konularında atılan resmi imzalar ve alınan kararlar bir yana, çok eskiden beri atılan hiçbir imzanın bizi bağlayan bir yanı yok. Bu hususu kaç defa daha anlatmam lazım?

Türkiye’nin resmen NATO üyesi olmasını sağlayan/onaylayan ve Türk tarafından atılan ilk imzalar bile, vatan hainleri tarafından atıldı. Türkiye adına o imzaları atanlar da Türk değillerdi. Masonlardı, gizli Yahudilerdi, gizli Ermenilerdi. ABD’ye, İngiltere’ye ve Ankebut Ağına çalışan kişilerdi. Ömürleri boyunca Türkiye’ye ihanet etmiş kişilerdi.

Acaba Ned Price biyonik robot olduğu için, yapay zeka sistemiyle çalıştığı için mi bu apaçık hakikati göremiyor yoksa içinde İngiltere merkezli grilere çalışan bir gri uzaylı olduğu için bu hakikati görmek mi istemiyor? Gerçek Ned Price da satanistlikten, kötülükten, adilikten ötürü aklını kısmen yitirmiş, dengesiz tavırları/çıkışları olan lüzumsuzun tekiydi. Onun yerine geçen biyonik robot, gerçeğine bu kadar sadık kalarak hareket etmek zorunda mı? Zaman zaman, gerçek Ned Price’ın yapamadığı şeyi yaparak, mantıklı, gerçekçi ve dikkate alınır tavırlar sergileyemez mi?

Göremiyor ya da görmek istemiyor ya da neyse ne… Kendi problemleri, bunlar bizi alakadar etmiyor. Sözü tekrar edecek ve uzatacak değiliz. Ta-nı-mı-yo-ruz…

Biz aslanlar gibi burada, vatanımızdayız. Haydi onları görelim, onlara çalışan Türkiye’deki vatan hainlerini görelim, biyonik robotları görelim, mason tarikatının mensuplarını görelim… Bize rağmen Türkiye’yi nasıl NATO üyesi gibi hareket ettirebiliyorlarmış, hep beraber bir görelim.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

..

Ani ve büyük gelişmeler yaşanabilir

Ukrayna karışabilir, Karadeniz ve boğazlar hareketlenebilir. Rusya hala düşmanımız ama dostumuza da düşmanımıza da verdiğimiz sözleri tutacağız. Bu savaşa Türkiye’nin çekilmesine izin vermeyeceğiz, karışmayacağız. Türkiye İki taraftan da olmayacak.

Batı/NATO tarafı hala ülkemizi, ordumuzu, askerlerimizi, askeri araçlarımızı, silah ve mühimmatlarımızı, liman ve hava limanlarımızı bu çatışmanın içine çekmek isterse, Rusya yanlısı olacak ve batıya karşı çatışacağız. Türkiye’deki bütün ABD ve NATO üslerini aynı anlarda basıp dümdüz edeceğiz. O kara paracıların hiçbirini sağ bırakmayacağız. TSK içindeki NATO’cuları da infaz edeceğiz. Ordumuzun kontrolünü ve Türkiye’de iktidarı resmen de ele alacağız. Boğazları kapatacağız, Karadeniz’i batı/NATO unsurlarından temizleyeceğiz. Batılı devletlerin onlarcasının Türkiye’deki diplomatik temsilcilerini de toplayıp alacağız. O şer yuvalarına hemen kilit vuracağız. Burnumuzun dibindeki sözde Yunan adalarına hemen asker çıkartacak, oralarda kontrolü ele alacak, güvenliğimiz için gerekli kontrolleri ve tahkimatı yapacak, o adaları resmen Türkiye’ye bağlayacağız. İkinci bir emre kadar Türkiye’ye hava, kara, deniz yoluyla giriş ve çıkışları kapatacağız.

Derhal TBMM’yi çok büyük bir adliyeye çevireceğiz. Genel kurul salonunda bakan, eski bakan, vekillerden ve eski vekillerden olan kişilerin yargılanmasına başlayacağız. Duruşmalar 7/24 devam edecek ve bütün süreç hiç kesilmeden canlı yayınla bütün dünyaya yayınlanacak. İhanetlere, cinayetlere, katliamlara, insan kaçakçılığına, organ kaçakçılığına, uyuşturucu kaçakçılığına, korona ihanetlerine, sözde vekillerin gerçek kimliklerine, soylarına ve mafya ile yurt dışı bağlantılarına kadar, Türkiye’deki sözde büyükelçilerle ve konsoloslarla bağlantılarına kadar her şeyi ama her şeyi şeffafça yargılayacak ve bütün delilleri ayrıca TBMM internet sitesinden yayınlayacağız. Sırası gelince batı ülkelerinin sözde diplomatik temsilcilerini de oraya getirecek ve onları da şeffafça yargılayacağız.

Vatana ihaneti ve insan/organ kaçakçılığına kadar tahammül edilemez pis işleri kesinleşmiş kişilerin, bu milletin vergileri ile ceza evinde beslenmelerine asla izin vermeyeceğiz. Doğrudan idam kararları verilecek ve bunlar zaman kaybedilmeden infaz edilecek. Çoktan söz verdiğim gibi, bazı kişiler topluma açık meydan yerlerde sallandırılacaklar. Ayrıca böyle kişilerin, ailelerinin ve taşeronlarının menkul ve gayr-i menkul bütün varlıklarına da el koyacak, bunların kuruşuna dokunmadan hazineye aktaracağız. Batı ülkelerinin Türkiye’ye bu güne kadar maddi ve manevi ne kadar zararlar verdiklerini gözler önüne çıkartıp milletler arası mahkemeler de kurulmasını sağlayacağız. Batı ülkelerinden, Türkiye’nin maddi ve manevi zararlarını tazmin etmelerini de talep edeceğiz. Türkiye’den çaldıklarını Türkiye’ye geri ödemeyen ülkelerin topraklarına, şehirlerine, barajlarına, holdinglerine, dünyaca meşhur markalarına, askeri üslerine ve malzemelerine, merkez bankalarına en kısa sürede el koyacağız. Onlarca sene Türk milletinin üzerinden geçinen bu ahlaksız ve namussuzların, onlarca sene çalışarak Türk milletine olan borçlarını ödemelerini sağlayacağız.

Bunlar hiçbir şey değil, daha neler neler yapacağız… Haydi bakalım, “Yapamazsınız, biz buradayız” diyebilenler, bir adım öne çıksınlar.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Bu millet gerçekleri öğrenecek ama epeyi gürültülü mü olacak

Türkiye gerçekten hür bir devlet olacak ama öncesinde çatışma sahneleri mi yaşanacak?

MİT’in gizli Ermenilere ve gizli Yahudilere çektirdiği Kurtlar Vadisi dizisindeki karakterlerden biri olan Ali Candan ölmüş gibi gösterildi, estetik ameliyat yapıldı ve yoluna Polat Alemdar kimliği ile devam etti.

Gerçek hayattaki Abdullah Çatlı’nın dizide Polat Alemdar olarak canlandırıldığını insanların çoğu biliyor. Öyle ise akıllara gelen soru çok net:

  • Gerçek hayatta da Abdullah Çatlı ölmedi ama öldü gibi mi gösterildi? Çatlı, Susurluk kazası sonrası yaşıyor muydu, hala yaşıyor mu? Yaşıyorsa bunca sene yine MİT adına kara para işleri mi yaptı?

Ayrıca bir soru daha var;

  • Türkiye’deki bütün taraflar temiz eller operasyonuna mı hazırlanmalı?

Abdullah Çatlı hakkında 20 Şubat 2019 tarihinde bir takipçiyle yapılan yazışma

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Bunlar neden tartışılmıyor, neden soruşturulmuyor?

Tayyip suç üstü yapılacakmış ama Muhsin bunu engellemiş.

Gizli Ermeni ve basit bir MİT piyonu kara paracı olan Muhsin Yazıcıoğlu olmasaydı, siyonizmin/masonluğun Tayyip ve AKPKK projesi başlarken biter miydi? Son yirmi yıldır Tayyip ve AKPKK projesi üzerinden Türkiye’de yapılan ihanetlerde, zulümlerde, soygunlarda, cinayetlerde, peşkeşlerde, vurulan çok ağır manevi ve ahlaki darbelerde, gizli Ermeni Muhsin Yazıcıyan’ın da payı mı var?

Soyunun bir yanı gizli Ermeni, bir yanı gizli Yahudi olan ve yine kara paracı olan Selçuk Özdağ, gazeteci olarak gösterilen Veli Toprak’la birlikte bir kitap yazdı. “Son Alperen – Muhsin Yazıoğlu’nun sır görüşmeleri” isimli kitap daha önce basında konu edildi. Kitapta dikkat çekici olan ve biz müslümanların gözünü açan hatıralar ve bilgiler de var. Bunlardan birini Selçuk Özdağ, MHPKK eski milletvekili Saffet Topaktaş’tan aktarmış. Saffet Topaktaş’ın anlattığına göre, Tayyip suç üstü yapılacakmış ama Muhsin bunu son anda engellemiş.

İlk gençlik yıllarından beri dolandırıcı, yalancı, sahtekar, hileci, ahlaksız, vatan haini, kibir abidesi ve cahil biri olan, eşek etinden sucuk yapıp satmasıyla da tanınan Tayyip’in, İBB başkanlığı zamanında işlediği suçlardan dolayı köşeye sıkıştığı ve dosyasının Yargıtay’da olduğu anlarda bakın neler yaşanmış. Selçuk Özdağ, söz konusu kitapta, Saffet Topaktaş’tan aktarıyor:

“Erdoğan’ın İBB’yle ilgili bir mahkemesi var, dosyası Yargıtay’a gelmiş. Muhsin Başkan’la oturuyoruz, bir telefon geldi. Muhsin Başkan hemen Tayyip Bey’i aradı, ‘Randevulaştığın yere gitme!’ diye uyardı. Başkan’a ‘Bu ne, ne oluyor?’ diye sordum. 5 milyon doları birine vermek için gitse orada suçüstü yapacaklarmış. Hatta Başkan’a ‘Ne diyorsun?’ dedim. ‘Bize böyle bir bilgi geldi. Bize yakışmaz, bildirmek gerekir’ dedi. Bildirdi, ‘randevuya gitme’ dedi. Böylece o olaydan kurtardı.”

Nedense, kitabın bu kısmı daha önce basında yer bulduğu halde, üzerine geçen aylar boyunca kimse çıkıp konuyu tartışmadı. Beş milyon dolar para Tayyip’in miydi? Onunsa, bir yüzükle çıktığı yolda, kısa sürede o kadar büyük parayı nereden buldu? Onun değilse, ona kim, neden verdi? Buluşmaya gideceği taraf kimdi, kimlerdi? Gitseydi ve parayı verseydi, ne maksatla verecekti ve neden suç üstü yapılmış sayılacaktı?

Kitapta yine Topaktaş’tan aktarılan sarsıcı başka bilgiler de var. FETÖ projesinin beyin takımından biri olan Yahudi ve mason Üzeyir Garih’in partiyi ziyaret ettiği ve kritik bir anda yönlendirmeler yapmak istediği ama buna muvaffak olamadığı iddia ediliyor. Gerçekten öyle mi?

O kısmı da okuyalım:

“Üzeyir Garih partiye geldi. İkisi görüştüler. O tarihte DSP-MHP-ANAP koalisyonu vardı. ‘Türkiye 2 partili döneme gidecek’ demiş. Muhsin Bey bize anlattı. ‘Sen dışında kalma’ diye teklif yapmış. Hanefi Çelik’in evinde Tayyip’le görüşme var. Bütün arkadaşları Muhsin Bey’e ‘Birlikte hareket edelim’ dediği halde, Başkan kabul etmedi. Şimdi sağ olsa idi, bunların alternatifi olurdu.”

Acaba, o görüşmede, içimizdeki İsrail’in ve FETÖ’nün en tepe isimlerinden biri olan Üzeyir Garih, tam tersine taleplerde bulunmuş olmasın? Siyaset sahnesinde şimdilerde olduğu kadar yüksek seviyede sıkıntıların olduğu, halkın artık seçimlerden ve partilerden ümidi kestiği ve gerçek bir lider aradığı bir dönemde, Muhsin şayet gerçekten müslüman, Türk ve vatansever bir liderse, neden bu fırsatı değerlendirmedi? Üzeyir Garih gibi neye hizmet ettiğini herkesin bildiği bir kişi, neden açıkça gelip Muhsin’e “Sen de dışarıda kalma, bu oyuna dahil” ol desin? Çocuk mu kandırıyor bunlar… Selçuk Özdağ da mı herkesi ahmak zan ediyor. Muhsin Yazıcıoğlu bunu bir kere yapmadı, her fırsatta yaptı. Her fırsatta, gerçek bir alternatif olmaktan, içimizdeki İsrail’in diğer partilerinin oylarını düşürmekten ve planlarını bozmaktan kaçtı.

Bunlar gibi daha neler neler var, zamanı geldi, geliyor ve hepsini anlatacağım. Delilsiz de değil, çok yakında, delilleri paylaşabileceğim bir Türkiye ve dünya dengesi oluşturmuş olacağım. İşte deprem ne demekmiş, bütün dünya, bütün Ankebut Ağı o zaman yaşayacak, görecek

Sürekli takipçilerim hatırlayacaklardır, o şişirme kahraman Abdullah Çatlı’nın da soyunda Ermenilik olduğunu çoktan yazmış ama detaylara girmemiştim. Abdullah Çatlı da bir gizli Ermeniydi, adi bir kara paracıydı, bir MİT piyonu olarak akla gelen her türlü kara para işlerinde, en insanlık dışı kara para işlerinde bile kullanıldı. Bu millete hizmet etmesi gerekirken İsrail’e ve batılı kara paracı diğer devletlere hizmet eden MİT, bir de bunca vahşetin, bunca ihanetin, bunca rezilliğin içinde kullandığı gizli Ermeni ve gizli Yahudi kişileri kahramanlaştırdı. Bunu da basındaki, medyadaki, şimdi sosyal medyadaki, film ve dizi sektöründeki kripto kimlikli adamlarıyla yaptı, yapıyor. İleri derecede vatan haini ve kara paracı olan Abdullah Çatlı’nın kahramanlaştırıldığı bir de dizi çektirdi. Gizli Yahudi Osman Sınav’a bu maksatla Kurtlar Vadisi dizisini çektirdi. Bu dizi üzerinden ayrıca Türkiye ve Türk milleti, siyonizmin “llımlı İslam cumhuriyeti” projesine hazırlandı. Bu proje kapsamında Ortadoğu ve kuzey Afrika başta olmak üzere her yer işgal edilecek, sömürülecek, rejimler ve liderler değiştirilirken çıkan harplerde Türk milleti, devleti ve ordusu en başta kullanılacaktı. Aslında neler döndüğü, kimin nasıl oyunlar çevirdiği millet tarafından anlaşılamadan, olanlar olacaktı. Kurtlar Vadisi ve sonrasında çekilen Osmanlı, İslam, cihad, teşkilat temalı filmler ve diziler bu maksatla da çekildiler, çekiliyorlar. Hala milli ve manevi duyguları daha da yükseltilmek istenen, bu yapılırken, kendi tabirleriyle “ılımlı İslam” çizgisinde yapılan, batı dünyası ile İsrail menfaatine olacak şekilde her an çatışmalara girmesi istenen bir Türkiye var.

Kurtlar Vadisi’nin konsept danışmanı olarak gösterilen kişi bile MİT piyonu Soner Yalçın… MİT tarafından yalanlarla, kandırmalarla, ihanetlerle dolu tarzda hazırlanan o meşhur kitapların üzerine Soner Yalçın ismi yazıldı. Soner Yalçın, hala kitapların muhteviyatına tam hakim olamadığı için bunca sene sonra bile canlı yayınlara çıkamayan, sorulara muhatap olmaktan kaçan, hala doğru düzgün köşe yazısı bile yazamadığı halde Türkiye’nin en önemli araştırmacı gazetecilerinden ve yazarlarından biri olarak gösterilen bir vatan haininden ve kara paracıdan başka bir şey değil. Bunca yıldır çok şeyleri yazdım, yazdığım kadarı bile son derece büyük darbeler vurdu içimizdeki İsrail’e, içimizdeki Ermenistan’a ve dünya genelinde Ankebut Ağına… Lakin bundan sonra son ve öldürücü darbeleri de vuracağım. O Devlet Bohçalı’nın nasıl bir Türk, İslam ve insanlık düşmanı hain ve alçak olduğunu da bir anda gözler önüne sereceğim. Tayyip’in elinden tutup onu iktidara getirenlerin ve onun üzerinden bu millete hala her kötülüğü yapanların en sadık köpeklerinden birinin Devlet Bohçalı olduğunu da gözler önüne sereceğim

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Lanet edilesi bir pislikti…

Fatma Girik, Covid 19’a bağlı gelişen çoklu organ yetmezliği nedeniyle ölmedi. Uzun zamandır çarpılıyor ve bir türlü iyileşemiyordu. Mühleti bitti ve tepe taklak öte aleme geçti. İleri seviyede bir Türk/İslam düşmanı satanistti. Yalandan bile müslüman gibi görünemez, her fırsatta İslam’a düşmanlığını açık ederdi. Gece gündüz iblis’e dualar ederdi. Masonlarla, ülkedeki kriptolarla iç içeydi. En hakiki FETÖ’cülerdendi. Zamanında ünlü misyoner Türkan Saylan ile bağlantıları da vardı. Bizim aramızda Fatma ismiyle bilinen bu kripto hainin nasıl bir pislik olduğunu anlatmak için birkaç bölüm belgesel çekmek lazım ya da birkaç cilt kitap yazmak…

Ne kendi etti rahat, ne aleme verdi huzur
Yıkılıp gitti cihandan, dayansın ehl-i kubur

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

On beş gün kendimizi kapatacağız, geri çekileceğiz

Yunanistan’ın ve onu arkalayan Avrupa tarafının çok kızdığı ve bize karşı metafizik saldırılar yapacağı istihbaratını aldık. Ayrıca Türkiye ile Kıbrıs’ı da karıştıracaklarmış. Çok fena karşı hamleler planlamışlar. Bu nedenlerle, tedbir maksadıyla on beş gün kendimizi kapatacağız, geri çekileceğiz. Türkiye’de ve dünyada hiçbir metafizik çatışmaya girmeyecek, kimseyi de çarpmayacağız. Ayrıca Türkiye başta olmak üzere dünyanın hiçbir yerindeki siyasi, askeri ve mali meselelere de karışmayacağız. Yayınlar bile yapmayacağız. Öncelikle bu büyük tehlikeyi savuşturmamız, atlatmamız gerekiyor. Çok zor olacak, biz de çok zorlanacağız, Türkiye de çok büyük sıkıntılar yaşayacak ama bunu da atlatacağız.

Şeklinde cümleler yazmamı ve kararlar almamı bekleyenler var mı, bilemiyorum ama biz dünyanın farklı yerlerinden resmi yetkili kişilerin hallerini gördükçe, kendi aralarındaki konuşmalarını dinledikçe çok gülüyoruz, çok eğleniyoruz. Dünyanın dört bir yanından gelen raporlar, bizi sevince boğuyor. “İyi teşkilatlandık. Samimiyetle ve uzun süreli mücadele verdik. Hiçbir zaman korkmadık. Ulvi niyetlerle çıktığımız bu yolda, dünya malına, makamına gönül vermedik. Zaman zaman bedeller de ödedik ama yine yolumuzdan dönmedik. Şimdi hak ettiğimiz yerdeyiz. Rehavete de kapılmayacak ve gücümüzü bütün dünyaya daha açık şekilde göstereceğiz.” diyoruz.

Son zamanlarda sert darbeler vurup işlerini bozduğumuz bazı batılı ve doğulu taraflar, Türkiye içindeki gizli Ermeni/Hristiyan çetelerini, bunların kontrolü altındaki sözde siyasi partileri, sözde sivil toplum örgütlerini ve o meşhur terör örgütlerini bizim ve ülkemizin karşımızda bir kart olarak kullanmayı değerlendiriyorlar.

Ermeni ihanet çetelerinin Türkiye’de devlet sistemi içinde de çok adamları var. Hepsi isim isim, cisim cisim ifşa olmuş bu kişileri de kullanmak isteyebilirler. Bizce ciddi bir sorun değil ama bunları karşımızda kart olarak oynamak istediklerinde bizim bunlara vereceğimiz karşılık mecburen çok gürültü çıkartan, çok ses getiren, yer yer dünya medyasında ilk sırada ve dakikalarca haber yapılan türden olacak. Kendi devletinin gücünü/kurumlarını kendilerinin üzerine haksızca ve ihanetle yönlendiren, acımasızca terör saldırıları dahi yapan/yaptıran bir ihanet ve terör güruhuna karşı, her millet aynı şekilde sert, gürültülü, acımasız ve ezici karşılığı verir. Son derece inanarak ve yapabileceğimi kesinlik derecesinde bilerek ifade ediyorum ki her şafak vaktinde, İstanbul başta olmak üzere, Türkiye’nin pek çok şehrinde kurulmuş dar ağaçlarında, gizli Ermeni hainlerin ve teröristlerin leşleri sergilenir. Resmi yetkisi/kimliği olanları ise ilk günlerde sallandırılırlar. Dünya medyası da bu sarsıcı görüntüleri servis etmek, üzerinde uzunca durmak, ilgili şahısları yayınlara çıkartıp konuşturmak zorunda kalır. Çok da güzel olur ve dünyadaki bütün mazlum milletlere, terör kartı ile ezilerek, susturularak sömürülen milletlere örnek olur. Hepsi gerçek manada hür bir devlet/millet olabilmek için ne yapmaları gerektiğini en net şekilde görürler. Bir milletin, bunu yapmak istedikten sonra yapabildiğini, hainlerin ve teröristlerin böyle bir millet darbesine karşı güç yetiremediğini, onları oynatan batılı ülkelerin de çaresizce olanları izlediklerini görürler.

Ümit ederim ki o masonlar, o satanistler, o haçlılar, o sömürgeciler, o yunanlar, o caniler, o insan kasapları, bizim, Türkiye’nin, Kıbrıs’ın karşısında böyle bir kartı kullanırlar ve son kararları bu yönde olur. Her zamanki gibi samimiyetle yazıyorum, bu, bize de uyar. Bundan çok büyük memnuniyet duyar ve gerekli karşılığı memnuniyetle veririz. Zaten “ramak kaldı” deyip duruyorum. Son bir iki ince ayarın eksik kaldığını, onu da hızla yaptığımızı açıkça ifade ediyorum. Karşımızda Ermeni çeteleri kullanılırsa, açıkça da isim vereyim ve muhatap alayım ki Kılıçdaryan ve çetesi CHPKK, onlardan hiç farkı olmayan HDPKK, bunlara bağlı milletvekili denilen ya da denilmeyen militanlar ve türlü türlü kısa isimler verdikleri terör grupları kullanılırsa… Türkiye’de ya da Kıbrıs’ta sivil ya da siyasi yetkili ya da askeri yetkili bir kişinin burnu kanarsa, Türkiye’yi ve Kıbrıs’ı mezbahaya çeviririm. Kimse de gelip bunları elimden alamaz. Yine söylüyorum, bire yüz kişi idam ettirir ya da kestiririm.

“Ramak kaldı” dediğim bu süreç daha da hızlanmış olur ve iktidarı, danışıklı dövüşen muhalefeti, gizli ermenisini, yahudisini, masonunu, satanistini, haçlısını, ordumun içine sızanı, devletimin kurumları içine sızanı topyekun yakar, asar, ezer geçerim. Çünkü ben adaletliyim. Haksız yere yakanı, yakarım. Keseni keserim. Asanı, asarım. Parçalayanı parçalarım. Bir kişi bir yerde bir el bombası patlatsın, o kişiyi alır meydan yerde ve kameralar önünde bombayla havaya uçurturum. Göze göz, kana kan, dişe diş…

Haydi, işte meydan… Hemen şimdi başlayabiliriz. Kaç kişi, kaç sözde siyasi parti, kaç grup/örgüt ya da kaç sömürgeci ülke varsa karşımda durabilecek, bir adım öne çıksınlar göreyim.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

..

Muhsin Yazıcıoğlu öldü, diğer Muhsinler de ölecekler

Bir süre önce yazdığım bir yazıda, on yıldan fazla süredir yaptığım yayınlarda, pek çok meseleye ve şahsa dair ezberleri bozduğumu, ilk zamanlar bu mücadelede çok zorlandığımı, insanların kabul etmek istemediklerini ama artık bu konuların herkes tarafından doğru şekliyle bilinen ve kabul edilen konular/gerçekler olduğunu ifade etmiştim. Yalanların ve aldatmaların yerini gerçeklerin aldığını, Türklere ve diğer müslüman kavimlere kurulan tuzakların pek çoğunun yıkıldığını ama bu güne kadar yazmadığım, yayınlamadığım, anlatmadığım, daha sarsıcı gerçekleri de bundan böyle anlatacağımı ifade etmiştim.

O sarsıcı gerçeklerden biri de Muhsin Yazıcıoğlu gerçeği… Vefatından daha doğru ifadeyle öldürüldüğünden sonra kıymete binen ve öldürüldüğü ana kadar dönüp yüzüne bakmayan samimiyetsiz kalabalıklar tarafından, öldürülmesinin ardından baş tacı edilen ve dillerden düşmeyen Muhsin Yazıcıoğlu… Hiç uzatmadan birkaç satırla sarsıcı gerçekleri anlatacağım.

Muhsin Yazıcıoğlu, en baştan beri MHPKK bağlantılı şekilde siyasi faaliyetler içinde bulunan, MHPKK organize suç, terör ve ihanet örgütü içinde faaliyet gösteren, bunların ABD merkezli/talimatlı kurdukları sözde milliyetçi Ülkü Ocakları içinde yetişen, Ülkü Ocakları denilen ve geçmişten beri tıka basa gizli Yahudi ve gizli Ermeni dolu teşkilatın her türlü kara para işlerinin de içinde yer alan, MİT’in adamlarıyla yani MİT’teki gizli Ermeni ve gizli Yahudi ve vatan haini ve kara paracı üstleriyle birlikte faaliyetler icra eden bir kara paracı, bir gizli Ermeni’den başka bir şey değildi.

Türkiye’de Özal sonrasında İslamcılık denilerek İslami faaliyetlerin daha arttırıldığı ve İslami söylemlerin, referansların daha özgürce ifade edildiği zamandan sonrasında Muhsin Yazıcıoğlu’nda gerçek bir değişme ve gerçekten hidayete dönük bir ilerleme de olmadı. Alperen Ocakları, Ülkü Ocaklarından farklı bir maksatla tesis edilmedi. Muhsin Yazıcıoğlu, hayatının son gününe kadar hiçbir şekilde gizli Ermeni bağlantılarından ve kara para mücadelesinden ve MİT mensupluğundan geri durmadı. Onun hakkında, öldürülmesinden sonra yayılan ve çok büyük bir vatansever ve yüksek imanlı bir müslüman olduğu teması işlenen hikayeler hep uydurma…

Öldürülmesi de aslında vatanı ve milleti müdafaa ve muhafaza etmeye çalışırken yaşanan bir suikast, bir cinayet şeklinde olmadı. Kendi içlerindeki iç çekişme neticesinde yaşanan bir suikast oldu. Öldürülmesinden kısa süre öncesine dair bazı iddialar da var. Bunlar da itibar edilecek şeyler değiller. Bu iddialardan bir tanesi de Barnabas İncil’inin bulunmuş olduğu iddiası… İddiaya göre, Muhsin Yazıcıyan, Barnabas incilinin birkaç sayfasının fotoğraflarını cep telefonunda bulundurdu, gittiği bazı meclislerde, ortamlarda, etrafındaki muhataplarına gösterdi. Bu konuda ses getirdi ve bundan rahatsız olan FETÖ, Muhsin Yazıcıyan’ın infaz kararını aldı. Bu, tamamen hakikat olan bir hikaye değil. Muhsin, bu nedenle öldürülmedi. Bu yapılan da art niyetli şekilde hedef saptırmaktan başka bir şey değil.

Bu iddiayı, en kuvvetli şekilde, oyuncu Ahmet Yenilmez dillendirdi. Bu, hiç şaşırtıcı değil. Çünkü Ahmet Yenilmez de aynı sistemin mensubu bir gizli Ermeni. Aslında kimin ne olduğunu, kimlerin ne haltlar çevirdiğini çok iyi derecede bilen bir kişi. Ermeni olduğu için oyunculukta yükseltilmiş ve gizli Yahudi Osman Sınav’ın MİT projesi olarak çektiği dizilerde, filmlerde hep yer verilmiş bir kişi… Bunların hepsi, aslında sahada birbirlerinin gerçek kimliklerini bilen, birbirlerine karşı iç çatışmalar da yaşayan, mücadele de veren ya da destek de veren kişiler. Bu kişiler, Türk milleti içinde, Türkiye içerisinde, sürekli faaliyet gösterdiler ve gerçek kimliklerini, hedeflerini, bağlantılarını, çatışmalarının gerçek sebeplerini gizleyerek faaliyet göstermeye de devam ediyorlar. İfşa olmamak, teşkilat olarak meydana çıkmamak için, türlü türlü meselelerde gerçek yüzünü gizlemeye dönük türlü türlü açıklamalar, yönlendirmeler yaptılar, yapıyorlar.

Ayrıca bilinmeli ki iddia edildiği gibi hakiki İncil bulunsa yani tahrif edilmemiş, aslından bozulmamış hak İncil bulunsa bile, bu hak İncil’in hükmü de kaldırıldı. Kur’an-ı Kerim, kendinden önceki hak kitapları nesh etti. Müslümanların hak İncil’e ihtiyacı kalmadı. Şu anda hak İncil hakikaten bulunsa ve Müslümanlar Kur’an-ı Kerim’i bırakıp ona tabi olsalar, dalalete sapmış olurlar ve sonunda cehennem ehli olurlar. Bir de, bir kişi “Ben İncil’in tahrif olmamış halini işte buldum” dese, onun hakiki İncili olduğunu Hristiyan alemine ve bütün insanlığa nasıl ispat edecek? Peygamberlerin mucizelerini, Ay’ı ikiye ayırdığını, taşların üzerinde ayak izleri bıraktığını, asası ile denizi yardığını ve daha yüzlerce akıl almaz mucizeyi görmüş olup da inanmamış yığınlar, şimdi “Barbanas İncili’ni bulduk ve bu, hakiki İncil” diyenlere mi itibar edip inanacaklar. Bunlar da hep oyun, hep tuzak… Bu tuzakları da hep gizli Ermeniler, gizli Rumlar, gizli Hristiyanlar, gizli misyonerler oldukları için kuruyorlar.

Muhsin, böylelerinden biri olduğu halde Müslüman, Türk, milliyetçi, vatansever rolü oynamış kişilerden biriydi. Gerçekten kendi aralarındaki iç çatışmalara kurban gitti. Kurulmak istenen dengeler içerisinde yerini tam bilemeyişinden, gücünün yetmeyeceği hamleler yapmasından ötürü öldürüldü. Bu cinayetin arka planında Tayyip’ten tutun da AKPK’lilere, MHPKK’lilerden tutun da FETÖ’cülere, kendisinin de mensup olduğu gizli Ermeni çetesinden tutun da batı dünyasındaki gizli servislere ve mafyalara kadar pek çok vatan haini, kara paracı, insan şeytanı kişiler var. Hatta Rus mafyaları bile var. Son döneminde Muhsin Yazıcıyan’ın Menzil tarikatına yanaşmış olması bile gizli Ermeniliği ve kara paracı yönüyle alakalı… Yıllar önce yazdım, anlattım ki Menzil baştan ayağa bozuk bir dalalet fırkası ve ayrıca gizli Ermenilerin Kürt görünerek kurduğu bir pusu… Menzilin arkasında gizli Ermenilik, kara paracılık, misyonerlik, MİT, Hakan Fidan, gizli Ermeni aşiretler v.s. var. Muhsin bunların hepsini çoktan bildiği halde Menzil’e çok yakın durdu ve Müslüman Türklerin Menzil tuzağına daha fazla düşmesine yardım ve yataklık etti. Müslüman Türklerin, Menzil’deki sahte gavsa, o büyücü insan şeytanına ve etrafındaki büyücülerle kara paracı vatan hainlerine tabi olmalarını istedi. Dinleri bile yıkılırmış, imanlarını bile kaybederlermiş, dünya ve ahiret felaketi olurmuş, hiç umursamadı.

Muhsin Yazıcıoğlu, gerçekte böyle bu kadar alçak, bu kadar münafık biriydi. Sahada bu anlattıklarımı ve henüz anlatmadığım çok daha fazlasını bilen binlerce kişi var. Şimdi cahillik edip araştırmadan, soruşturmadan ve ezberini bozmamak için sesini yükseltecek olanlar, kısa sürede sert kayaya çarpacaklar.

Bir Amerikan/Siyonist projesi olan Ülkü Ocakları içinde, onlarca senedir neler döndüğünü bilmeden, kimin kim olduğunu bilmeden, tamamen samimi niyetlerle mücadele veren hakiki milliyetçiler, kahramanlar da çıktı. Bunlardan şehadet şerbeti içenler de oldu. Lakin bu bile hakikati değiştirmez. Hakiki Müslüman Türklerin, MHPKK’den, Devlet Bohçalı’dan, onun da kurucuları arasında yer aldığı Ülkü Ocaklarından, Muhsin Yazıcıoğlu gibi sahte kahramanlardan, Alperen Ocakları gibi art niyetle kurulmuş tuzaklardan, BBP’den ve o vatan haini Mustafa Destici’den uzaklaşması, bu oyunları artık tamamen bozması ve danışıklı dövüşlerle Türkiye’nin onlarca yılının ve birkaç neslinin daha heba edilmesine mani olması şart. Şu anda en öncelikli vazife, Müslüman Türk’ün davasının arasına Türk ve Müslüman görünerek karışmış bütün hainleri ifşa etmek ve oyundan düşürmektir.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

..

Küçücük beyinleriyle, koca Türk milletine oyunlar kurduklarını zan ediyorlar

Gizli Yahudi bir vatan haini iken biyonik robot yapılan Özgür Özel’in, hiç olmadık bir anda, partisine ve partisinin planlarına da çok zarar vererek İslam dinine hakaret etmesi…

Gizli Yahudi ve FETÖ’cü bir vatan haini iken biyonik robot yapılan Sezen Aksu’nun İslam dininine hakaret etmesi…

Çoktan ateist ve ruh hastası olmuş, hiçbir makul sebep olmasa bile intihar etmesi beklenecek hale gelmiş, çoktan hayatın içinden alınarak korumalı bir klinikte tedavi altına alınması gerekmiş, kendisine ve çevresine zarar verme eğilimi olduğu çoktan anlaşılmış, davranışları bile son derece bozulmuş, yüzü gözü solmuş, bakışları bile değişmiş bir gencin, bir tarikat müessesinde intihar etmesinin, olmadık bir yerlere çekilmeye çalışılması…

Ve benzeri başka tartışmalar, meseleler…

Bunların hepsi bir planın parçası… Gündemi değiştirmeye, vatansever müslümanları başka konulara çekmeye, odaklarını bozmaya dönük hamleler. Ayrıca danışıklı dövüştükleri AKPKK’yi ve Tayyip’i daha fazla süre iktidarda tutmaya dönük hamleler… Yaşanan dehşet verici seviyedeki hayat pahalılığını, geçim sıkıntılarını, siyasi kaosu, belirsizliği, halktaki ümitsizliği, ülkenin koşar adım daha büyük felaketlere gidişini, bu nedenlerle yaşanan çok sayıda intiharı bastırmaya, gizlemeye, gündemden düşürmeye dönük çabalar.

Birkaç kelam edip, bir de hukuk yoluna giderek suç duyuruları yapıp sonrasında fazlaca vakit kaybetmeden hizmetlerimize, vatan ve millet mücadelemize devam etmemiz gerekir ve öyle de yapıyoruz.

O Fatih Altaylı ve de Ahmet Hakan da tepeden aldığı, yurt dışından gelen talimatlarla aynı maksatla yazıp çiziyorlar. Bir babanın, evladını Allahsızlardan, ahlaksızlardan, namus tanımazlardan ve içine düşürüldüğü ileri seviyedeki ruhi bunalımlardan kurtarmak için, son çare olarak bir İslami müesseseye göndermesini ama ondan da netice alamamasını bu derece çarpıtarak ve hukuk dışı şekilde mevzu etmeleri, haddi iyice aşarak milleti tehdit edercesine baskı altına almaları ve o babaya da hakaretler savurmaları, tahammül edilesi şeyler değil ama işte arka planında bu sarsıcı gerçek var. İsmail Saymaz da hep aynı yerden emirler alıyor ve emirler gereği bu kadar haddi aşıyorlar. Cezalarını bulurlar, bulacaklar.

Biz gereksiz surette vakit ve emek harcamayacağız. Danışıklı dövüşenlere takılmayacağız. İşte meydandayız, kim tarikatları kapatabiliyormuş? Kendilerini kanunun dokunamayacağı bir yerde gören, arkasındaki ihanet odaklarına güvenerek bu milletin dinine düşmanlık eden, bu milletin müslümanca duruşa sahip fertlerine yazılarda sövme hakkını kendinde gören ve mason tarikatının sahadaki köpekleri olan Fatih Altaylı, Ahmet Hakan, İsmail Saymaz ve benzeri piyonlar mı kapatacaklarmış? Yoksa Doğu Perinçekçiler ve AKPKK militanları mı kapatacaklarmış? Yoksa ordu içindeki çoktan ifşa olmuş gizli Ermeni ve gizli Yahudi ve gizli mason subaylar mı kapatacaklarmış? Yoksa bunlar da Rus ordusunu mu çağıracaklar? Yoksa Masonların emriyle AKPKK ile danışıklı dövüşen CHPKK militanları mı kapatacaklarmış? Boş boş hırlıyorlar, kendilerini dokunulamaz zan ediyorlar, milletin sinirlerine sinirlerine vuruyorlar. Cesareti olan bunlardan hangisi ise, beni muhatap alıp bana sövsün? Ben de o baba ile aynı kanaatlerdeyim. Hukuka saygısı olan, medenice yaşayan bütün insanlar da aynı kanaatlerdeler. Bu adi piyonlara “köpek” diyorum ama köpeklere hakaret edeceğim diye endişe ediyorum. Köpekler bunların yanında bin kere faziletli kalırlar. Ekmek yedikleri çanağa pislemezler. Omurgalı hayvanlardır. Bu hainler yakındır bu milletin ayakları altında topluca ezilirler, leşlerini de belki aç kalmış sokak köpekleri yerler. Hayatta iken insanlığa, devlete, millete, hayvanata bir faydaları olmamış, leşleri bari hayvanata faydalı olur.

Karar vermişler mi, öncelikle Müslüman Türkleri dinsizleştirmek, ahlaksızlaştırmak, toptan ruh hastası yapmak, sömürmek için çırpınan ve her türlü ihanetle kara para işlerinin merkezinde bulunan mason tarikatını mı, misyoner tarikatlarını mı, Sabetaycı tarikatları mı, satanist tarikatlarını mı, Kürt Yahudisi tarikatlarını mı, Ermeni tarikatlarını mı, yoksa hakiki İslami tarikatları mı kapatılacakmış? Tarikat derken neden sadece zihinlerinde, dillerinde, hedeflerinde İslam var, İslam tarikatları var? Bunca tarikat da tarikat değil mi? Asıl zararlı olanlar, hain olanlar, terörle iltisaklı olanlar, bozanlar, çökertenler, çalanlar onlar değil mi?

Anlaşılır şey de değildir. Gerçek bir hukuk devletinde bu hainlerin tamamını aynı gün toplar alırlardı. Emniyet teşkilatı içinde her sene en az yüzlerce intihar vakası oluyor. Bunların arka planına bakılınca, polislik mesleğinin getirdiği ağır yükü taşımayadıkları için intiharı seçenlerin az olmadığı, bu gibi ifadelerin/değerlendirmelerin uzmanlar tarafından hazırlanan bilimsel raporlarda da geçtiği görülüyor. Ordumuz içinde de her sene askerlik vazifesinin getirdiği ağır yük nedeniyle ya da askerliği sırasında gördüğü haksızlıklar, zulümler, aşağılamalar nedeniyle intihar eden en az yüzlerce genç oluyor. Kim çıkıp da “Asker ocağı kapatılsın, ordu lağvedilsin” diyebiliyor? Kim kendinde böyle bir cesaret bulabiliyor? Kim çıkıp da “Emniyet Teşkilatı kapatılsın, dağıtılsın, yeter artık” diyebiliyor? Bunlar denilemiyorsa ki denilemez, hukukun gereği bu, öyle ise, mesele İslam, mesele İslam cemaatleri ve tarikatları olunca her seferinde binlerce vatan haini, nasıl oluyor da organize şekilde hukuku ayaklar altına alabiliyor? Kim bunlar, bu derece kanun tanımazlığı, bu derece hainlik ve alçaklık sergilemeyi bunlara kimler sağlıyor? Siyaset sahnesindeki ve adalet sistemi içindeki kendi adamları mı? Gizli Yahudi, gizli Ermeni, gizli satanist, gizli mason savcılar, hakimler ve siyasetçiler mi?

Şu memlekette namuslu kalmış savcıların derhal basındaki, medyadaki, soysal medyaki binlerce kripto vatan hainini, İslam ve Türk düşmanını, o omurgasız kişileri toplatıp alması gerekiyor. FETÖ diye diye o kripto Yahudi ve Ermeni ihaneti ürünü sözde İslami cemaate kanmış müslümanları topladılar, aldılar. Mallarını, mülklerini yağmaladılar. 90 yaşındaki ihtiyarlarını bile zindanlara kapattılar. Bu safhada bile hiç hukuk tanımadılar, hukuku ayaklar altına aldılar, İslam düşmanlığı yaptılar. FETÖ hala her yerde… FETÖ basında… FETÖ medyada… FETÖ sosyal medyada… Asıl FETÖ’cüler bu kripto kimlikli hainler… Bunların hakkında dosyalar açılması gerekiyor. Vatana ihanet, fikir/vicdan ve ifade hürriyetinin baskı altına alınması, gizli servislere çalışmak, basın ve yayın gücünü nüfuz casusluğu kapsamında kullanmak, halkın büyük bir kısmının tabi olduğu dini değerleri aşağılamak ve daha türlü türlü suçlar gözler önünde. Bu suçların örgütlü şekilde işlendiği de gözler önünde ve vazifesini yapmayan adli yetkililer de yakında bunlarla birlikte toplanıp alınacaklar ve asılacaklar.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

..

Duydunuz mu?

Rusya’da siyasetin seviyesi Türkiye’den de beter. Rusya’nın idarecileri şu anda öyle tavırlar sergiliyor ve sergiletiyorlar ki AKPKK ve A HABER bile hatta meşhur troller bile yanlarında çok seviyeli kalırlar. Bazı Rus basın kuruluşlarında “Rusya, Türkiye’nin Kazakistan’ı Büyük Turan listesine dahil etme planlarını bir haftada yok etti.” şeklinde, kahkaha attıran başlıklar bile atılıyor. Bu başlıkları atanlar ve attıranlar, önümüzdeki birkaç hafta içinde başlarına neler geleceğini ve şu anda günü kurtarmak için yaptıkları bu hamlelerin de ters tepeceğini, o gün geldiğinde daha da büyük çuvallayacaklarını hiç mi düşünmezler…

Seviyesi bu kadar düşmüş kişilere laf anlatmayı deneyecek değilim. Onlar kendi çaplarında ve şartlarında dönsünler ama bizim hala yapacağımız çok işler, yıkacağımız çok cepheler var. Rehavete kapılmadan, hız kesmeden ve daha da hızlanarak mücadelemize devam edeceğiz.

Türk dünyasında, aldığı talimatlar icabı haber yapanlar ve Türkiye’nin Türk devletlerine acilen askeri güç göndermesi gerektiğini ifade edenler var. Evet, baştan da yazdım ki Türkiye bu istenileni yapacak ama şu anda zamanlaması doğru değil. Şartlar buna uygun değil. Acele edilmeyecek. Öncelikle Türkiye dahil olmak üzere bütün Türk dünyasındaki Ankebut Ağı mensupları, başta da mason tarikatı mensupları oyundan düşürülecekler. Hiç değilse, en tepe kadrolar temizlenmeden Türkiye’nin Türk devletlerine askeri güç göndermesi fayda değil, zarar verecek. Zira son günlerde bütün millet gördü, anladı ki Türkiye’yi Tokayev, Nazarbayev, Putin, Lavrov, Peskov, Zaharova, Şoygu, Paşinyan, Aliyev kadar azılı İslam ve Türk düşmanı olan şahıslar idare ediyorlar ve TBMM bile tıka basa bunlarla dolu. Bunlar resmen Türkiye’nin idaresini ellerinde tuttuktan sonra, Türk ordusunun, gönderildiği yerlerde Ankebut Ağının menfaatine olacak şekilde yönlendirilmeyeceğini kim garanti edebilir. Ordumuzun, gönderildiği yerlerde kara para işlerinde vazifelendirilmeyeceğini kim garanti edebilir. Gidecekleri yerlerde, hürriyet mücadelesi veren halkın karşısına geçirilmeyeceğini, ihanet halindeki iktidarları muhafaza etmekle vazifelendirilmeyeceğini ya da devrilen hainlerin yerine başka hainlerin iktidara getirilmesi sürecinde vazifelendirilmeyeceklerini kim garanti edebilir. İşte, Rus ayısının bile bir hafta geçmeden çıkmak, kaçmak zorunda kaldığı bir Kazakistan var. Tokayev orada yalnız kalıyor. Onu da orada tutmayacak ve Kazak halkının istediği gibi bir rejim kurmasını sağlayacağız. Genel Kurmay Başkanından tutun da aşağı doğru yüzlerce önemli rütbeli kişisi gizli Yahudi, gizli Ermeni, gizli Hristiyan, gizli Mason olan Türk ordusu bu şartlarda Kazakistan’a resmen ve bunların emir komutası altında gönderilse, Ankebut Ağının taleplerinden başka bir şeyi mi yapacaklar?

Bu nedenle, Ankebut Ağının tepe isimlerinin emirleriyle ve Türk devletlerinin başındaki hainlerin müdahaleleriyle kamuoyu oluşturmaya çalışan basın ve yayın organlarından tutalım da etkili ve yetkili kişilere kadar hiç kimsenin oyununa gelmeyeceğiz. Hedefimiz, mümkün olabilen en kısa süre içinde Türk dünyasının yardımına ordumuzla, istihbarat birimlerimizle, her türlü teknik eğitimli kadrolarımızla “resmen” de koşmak olacak. Ve en kısa zamanda bir Turan ordusu kurmak olacak. Bunun için öncelikle Türkiye dahil olmak üzere bütün Türk dünyasındaki siyasi, askeri ve adli yetkili hainleri ve hain iktidarları oyundan düşürmek şart.

Şu anlarda, Türk devletlerine resmen de asker göndermeden o halkların mücadelelerine destek verebiliyoruz, verebileceğiz. Birkaç gün içinde bile neler yapabildiğimiz dünyanın gözleri önünde… Zaten en açık şekliyle yazdım ki çok kısacık süre içinde Türkiye’nin idaresini resmen de elimize alacağız. Artık danışıklı dövüşen muhalefeti, bütün partileri ve mensuplarıyla birlikte aynı keyfe koyup AKPKK ile birlikte devirip cezalandıracağız. Bu nedenlerle, asker göndermekte çok acele etmeyecek, oyunlara da gelmeyeceğiz.

Bu gibi planları kuranlar, bütün dünya görüyor ki Azerbaycan üzerinden de sinsi planlar kuruyorlar. Aliyev’e birden bir hal oldu. Çünkü Ankebut Ağının tepe isimleri tarafından yapılan planlar gereği, Aliyev’e ve onunla paslaşması kararlaştırılan başka liderlere gerekli talimatlar verildi. Bu kısımda da danışıklı dövüşler sergileniyor ve sinsi planlar icra edilmek isteniyor. Bu gibi sinsi ve haince planlara da izin vermeyeceğiz, oyunlara da gelmeyeceğiz.

Türk dünyasına kurulan bu tuzaklarda Katar ve BAE gibi kara para devletçikleri de yine aktif olarak kullanılıyorlar. Kısa süre içerisinde bunlara da bütün dünyanın açıkça gördüğü Türk şamarları vuracağız. Çoktan hak ettiler…

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

..

Körler sağırlar, birbirini ağırlar…

Tıka basa vatan hainleriyle, gizli Yahudilerle, gizli Ermenilerle, gizli masonlarla, kara paracılarla, gizli servislere çalışanlarla, insanlıktan çıkmışlarla dolu olan TBMM, kendinden beklenileni yapmak üzereydi, çok yaklaştı ama yapamadı.

Kendileri gibi kara paracılar ve vatan hainleri olan Kazakistan’ın idari kadrosuna “Biz de yanınızdayız. Şu işi kıvırın da rahat edelim.” mesajı vermek zorunda olduklarını biliyorlardı, buna teşebbüs ettiler ama cesaret edemediler. Öyle bir metin yazıp topluca onayladılar ki kahkahalık. Hakikaten kahkahalık… Ne şiş yansın, ne kebap ayarında ve “Bu kadar çok kişiyiz ama bir adam etmeyiz” temalı bir bildiri metni olmuş.

Bunların çapı bu kadar, vasıfları bu kadar, olmayan yürekleri işte bu kadar… Bunlar devleti, milleti idare etmekten, kanun çıkartmaktan, nizamı sağlamaktan ne anlarlar. Uyuşturucu, fuhuş, insan ve organ dahil her türlü kaçakçılık ve ayrıca her türlü ihanet ve terör işleridir aslında bunların anladığı, bildiği işler. Oraya gelmek, sözde vekil olmak için bazısı mason locasından olur alır, bazısı yabancı gizli servislerden, bazıları da terör örgütlerinden olur alır. Bazısı, bazısının altına yatar, bazısı diğerinin üstüne çıkar. Bazısı bu safhada karısını ve kızını bile kullanır. Sonra girerler o çatının altına, oraya gelebilene kadar ne kadar oynaklarsa, ne kadar düşüklerse, o çatı altında da o nispette oynak olurlar. Seneler değil, onlarca sene geçer, Türkiye’nin hiçbir derdi, sorunu çözülmez. Çünkü çözülmesin diye oraya getirilmiş, danışıklı dövüşsünler diye oraya getirilmiş kişilerdir onlar.

İşte bu Türkiye’nin onlarca senedir maddi ve manevi felaketlere sürüklenip durmasına sebep olanlar bu kadar dip seviyedeki şahıslar. Arada az sayıdaki istisnaları tenzih ederim. Bu millet bunların iktidarını da danışıklı dövüştükleri ve beraberce ihanet ettikleri muhalefeti de üfleyerek bile yıkabilir. Artık bunları arkalayan devletlerin ve gizli servislerle terör örgütlerinin de halleri perişan… Artık sadece Türkiye’de değil, yayınlarımın yayıldığı bütün dünyada, sömürülen ve kandırılan bütün milletler bu oyunu gördüler. Demokrasinin, insanlığın başına bela bir sistem olduğunu, masonların, satanistlerin, bütünüyle Ankebut Ağının neler çevirdiğini gördüler.

TBMM’de, her gün sabahtan akşama kadar birbirlerine ve Devlet Bohçalıya sövüp sayarlar, sonra hep onun, daha doğrusu onu Türk milletine karşı kullanan Türk düşmanı odakların istediklerini yaparlar. Bu defa da Kazakistan meselesinde bunu yapacak gibi oldular, cesaretsizlikten ellerine yüzlerine bulaştırdılar.

Şunları zaten dünyada kale alan yoktu, şimdiden sonra dönüp yüzlerine bakanlar, kulak verenler bile olmaz. TBMM hükmünü an itibariyle ve tamamen yitirmiştir. Türkiye’nin meşru bir kurumu değildir. Bunlara adli yetkililerin beklenen müdahaleleri yapması ihtimali de söz konusu değildir. Öyle ise, dünyanın onlarca ülkesiyle eş zamanlı olarak Türkiye de karışmalıdır. Türk milleti de meclisini ve bütün devlet kurumlarını, damarına basa basa hainlik yapmaya, oyalamaya, danışıklı dövüşmeye devam eden hainlerden ve yolsuzlardan temizlemelidir. Öyle bir meclis ki İçişleri bakanı bile mafya lideri ve bunu mecliste bilmeyen yok ama kürsüye çıkıp anlatan yok. Çünkü ‘tencere dibin kara, seninki ben kara’ dedikleri gibi bir vaziyet var ortada…

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

..

Tayyip de çuvalladı, onun tasmasını elinde tutan Bohçalı da büyük çuvalladı

Tayyip ve Bohçalı da bu alçakça oyunun tam içindeler. Ruslarla, Beyaz Ruslarla, Ermenilerle, ABD’lilerle, Çinlerle, Avrupalılarla birlikte Kazakistan’ın işgal edilmesini, orada uzun süreli sorunlar yaşanmasını, bu süreçte insan ve organ kaçakçılığının artırılmasını, daha önce defalarca yapıldığı gibi Kazak halkının haklı tepkilerinin bastırılmasını, Kazakistan’ın yer altı ve yer üstü zenginliklerinin daha da fazla sömürülmesini isteyenlerdendi Tayyip ve Bohçalı… Bütün planların bilinçli olarak içindeydiler. Bu kanlı, bu vahşi, bu insanlık dışı oyundan payına düşenleri almayı hedefleyenlerdendi bu alçaklar… Açıkça Türk ve İslam milletlerine ihanet edenlerdendiler. Tayyip’in şu sessizliği hem yaşananlara ve yaşanma hızına inanamayışından, gücümün nerelere ne kadar sürede yetebildiğine şok oluşundan, belki hayatı boyunca böyle bir siyaset görmemiş olduğundan, hem de Türk ve İslam düşmanlarının safında duruşundan… Hem de tek bir hata daha yaparsa, kendisinin Tokayev’den önce devrilip asılacağı korkusundan susuyor. Kazakistan’da neyin mücadelesinin verildiği çok açık. İşte Tokayev bile çıkıp terörist, hainler, darbeciler diye diye konuşmayı kesti ve halkın topluca bir mücadele verdiğini peşinen kabul eden cümleleri peş peşe ve açıkça kurmaya başladı. Şu anda susmanın bile ihanet olduğunu aklı başında olan bütün müslümanlar ve Türkler biliyorlar. Ve Tayyip de hainlerden yana olduğu için ve planları tutmadığı için susuyor. Aslında Bohçalı da susacaktı, dün aniden ve beklemediği talimatlar aldı.

O Devlet Bohçalı gibi çıkıp da Kazakistan’daki hain, kara paracı, insan kaçakçısı, organcı, Rus ve Çin piyonu Tokayev’i ve çetesini açıkça desteklemenin… Bu açıkça ihanet ve açıkça safını gösterme konuşmasına/çıkışına temel olacak hiçbir mantıklı açıklama ve bahane bulamayıp da yine FETÖ palavrasına sığınarak bunu yapmanın… Ne demek olduğunu da herkes gördü, biliyor. Şu andan sonra Devlet Bohçalı’nın bohçasını eline vermenin ve çoktan gitmesi gerektiği yere göndermenin vaktinin geldiğini de herkes biliyor. Türk milletinin bu kadar aleni, bu kadar ileri seviyede bir ihaneti cezasız bırakmayacağını da herkes biliyor.

Bohçalının yanında Tayyip bile, Nazarbayev bile, Tokayev bile, baba ve oğul Aliyev’ler bile ak sütten çıkmış ak kaşık kalırlar. Türklük mücadelesinin başına sızdırılmış olup da Türk gibi durmanın ve mücadele etmenin zaruri olduğu bir anda, bütün gerçek Türkleri mücadeleye sevk ettiğim çıkışlarımın peşinden, yurtdışından gelen panik ve korku dolu talimatlar alarak kürsüye çıkmak, konuştuğumun aksine konuşmak, buna cesaret edebilmek, zaten “Gelin benim kalemimi kırın” demek.

Dünyanın her yerinde tetiklerin çekildiği böyle bir anda, bu Bohçalı hainini, onun emrine verilmiş gizli yahudi ve ermeni ve mason adli ve siyasi yetkilileri tanıyan, takan her Türk, vatan hainidir. Bu Bohçalının ve çetesinin sözlerini hala dinleyen, çektiği/çizdiği sınırları hala kale alan hiç kimseye lafla anlatacak bir şeyimiz yok bizim. Bu kadar aleni ihanetlere, küstahlıklara, had bilmezliklere tepkisiz kalacak bir vatanımız yok bizim. Bohçalı gibilere meydanı bırakmak, Kazakistan halkının düştüğü tehlikelerden çok daha vahim tehlikelere kendimizi bırakmak olur. Ya devlet başa ya da Bohçalı yoluna… Haydi, dışarıdan aldığı talimatlarla vatan müdafaasına, Türk davasına açıkça ihanet etmeye çalışan, koca Türk milletinin tepkisini son bir ümitle kırmaya ve durdurmaya çalışan Bohçalı bile olsa, sonunun nasıl olacağını hep beraber görelim. Bohçalının tasmasını elinde tutan yabancı devletler de görsünler.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

..