Katili Süleyman Soysuz’dur. Şehit Hakan Çalışkan’ın itibarı iade edilmelidir.
Silivri eski Emniyet Müdürü Hakan Çalışkan intihar etmedi. Öldürüldü. İnfaz emrini, vatan haini, insanlıktan çıkmış muzır varlık ve uyuşturucu baronu, gizli Yahudi ve Mason Süleyman Soylu verdi. Basına yansıyan hikaye herkesin malumu ama doğru değil. Uyuşturucu sattığı için yakalanan kişi, Süleyman Soysuz’un oğlunun arkadaşı falan değildi. Bildiğimiz piyasadaki uyuşturucu satıcılarından biri idi. Soysuz’un, uyuşturucu işinde, sisteminin alt birimlerinde çalıştırdığı biri idi.
Hakan müdür baskılara boyun eğmedi. Torbacı seviyesinin bir üstünde olan uyuşturucu satıcısı o şahsı, bütün baskılara rağmen serbest bırakmadı. Kanunlara uydu, Soysuz hakkında da tutanak tuttu. Hakan müdürü “Soylu hakkında tutanak tutma ve işlem yapma” diyerek çokça tehdit ettiler ve korkutmak istediler. İnançlı ve vatanına bağlı bir Müslüman olan şehit Hakan Çalışkan, tehditlere boyun eğmedi. Vazifesini hakkı ile ifa etmek istedi. Ailesini mevzu ederek dahi tehdit ettiler. Çok uğraştılar. “Şahıs Bakanın yakını ve serbest bırakılması isteniyor” talimatını dahi kale almaması, araya konan amirleri kale almaması yetmezmiş gibi bir de bütün baskılara rağmen Soysuz hakkında tutanak tutması, Soysuz’u çıldırttı ve merhumu katlettiler.
Asıl katil Süleyman Soysuz ama tetikçiler üç kişiydiler. Merhum müdürün odasına girdiler, kısa süre içinde, susturuculu bir tabanca ile, yakın mesafeden kafasına tek kurşun sıktılar. Ortamı ayarladılar, intihar sürü verdiler ve çıktılar. Bu, Soysuz pisliğin ne tek cinayeti idi ne de ilk…
Şu cinayetin üzerine ciddiyetle giden her ama her savcı, daha ilk bir iki saat içinde “Bu bir intihar değil, bu bir cinayet” der. Aksini söyleyen de ya bu hainlere çalışıyordur ya da bunlar tarafından korkutulmuş ve susturulmuştur.
İntihar görünümlü bir cinayetle öldürülen Silivri eski Emniyet Müdürü Hakan Çalışkan öldürülmeden önce Süleyman Soylu, beraberce memleket genelinde uyuşturucu işi yaptığı vatan haini Tayyip Erdoğan’dan “olur” aldı. Şehit edilen namuslu, dürüst ve imanlı Hakan müdür, Erdoğan’ın bilgisi dahilinde ortadan kaldırıldlı. “Sen bu düzene çomak sokabilir misin, niye laf dinlemiyorsun, seni uyarmıştık” tarzı ile işlenen bir cinayet bu…
Çok yakında diğer bütün dosyalarla birlikte bu vak’anın gerçek yüzü de patlak verecek ve bütün Türkiye bunların nasıl da insanlıktan çıkmış muzır/pislik herifler olduğunu görecek.
Bu gölgesinden korkan hainlerin hepsi asılacak. Birkaç ay daha ömrü olan herkes Erdoğan’ın, Numan’ın, Soysuz’un, Devitoğlu’nun, hepsinin asıldığını görecek.
Vazifesini Müslümanca, dürüst ve vatansever surette yaptığı için, son anlarında “Süleyman Soylu’nun selamı var.” ve “Ders olsun” denilerek öldürülen evlatları var bu milletin… Unutma, hesap sor!
Şehit Hakan Çalışkan kardeşimizin ruhaniyeti de ordumuzun “ölümsüzler” dediğimiz kısmında, bizimle birlikte Ankebut Operasyonunun içinde ey Soysuz! O kadar seviniyor ki sevinci kelimelerle tarif edilemez.
Masasından kalkıp “Siz kimsiniz ulan!” demiş, koymuş postasını yiğidim ama üç kişilermiş itlerin ve onlar silahı ilk çekenlermiş. Oturtmuşlar yine koltuğuna “Seni uyarmıştık, dinlemedin. Bu işin sonu zaten belli.” diyerek…
“Soylu’nun selamı var. Sen kimsin bu çarka çomak sokmaya kalkıyorsun? Ders olsun herkese” demişler ve başının yanından susturuculu silahla vurmuşlar da şehitler kervanına dahil etmişler.
Ailesi ve yakın akrabaları ile çevresi çoktan haberdar oldu bu gerçeklerden… Yiğidimizin itibarı da iade olunacak, ardından “kahraman” denilecek ve “aziz şehit” denilecek de ey Soysuz, sizin ardınızdan ne denilecek?
Hakkımda hazırlanıp da masana konan dosyanın içeriğini öğrenemedik ama anlaşılan o ki beni çokça merak ediyorsun. Galiba çok merak ettin, incelettin, dosyayı da günlerce masandan kaldırmayıp bakıp durdun ama hiçbir açık bulamayıp o dosyayı kaldırıp attın. Soyuma çekmişim Tayyip! Buhara’dan, ilim/irfan/hikmet diyarından kalkıp Anadoluya gelen, buraları Türkleştiren ve Müslümanlaştıran ilk kuşak Türklerin/Erenlerin soyundan geliyorum. Atalarım, buralar Rum diyarı iken, Hazar Denizinin üstünden dolaşarak ve Çeçenistan’a uğrayarak Anadoluya gelmişler.
Silsile-i saadatın o zamanki mürşid-i kamili olan zatın emri ile hareket etmişler. Hem o mürşid-i kamilin soyundan kişlerdi bunlar ve hem de ona çok sağlam bağlıydılar. Sonra bu soyumda birkaç mürşid-i kamil ve sayısız veli çıkmış. Afyon’da, köyümüzde kabr-i şerifi bulunan Karacaahmed Sultan hazretleri dedelerimden sadece biridir. Anlayacağın, şaşırtıcı bir şey yapmıyorum. Soyumdakilerin her devirde yaptığını yapıyorum. Zulme, haksızlığa, vahşete, insanların perişan hale getirilip dünya ve ahiret saadetinin yıkılmasına/çalınmasına isyan ediyorum. Hakikati bağırıyorum. Adalet, kurtuluş ve nizam-ı alem yolunda mücadele ediyorum. Bu devrin hakiki mürşidi kamili olan Süleyman Hilmi Tunahan hazretlerinin kalbinde yerim olduğuna da, üstümde himmetlerinin olduğuna da inanıyorum. Atalarım hep dinine, devletine, vatanına bağlı, yüksek ilim ve ahlak sahibi, insanların kurtuluşu için çırpınan, nizam-ı alem yolunda cihat ile yaşayan örnek insanlardı. Bunlar, Anadolu insanına ilim, ahlak, hikmet öğrettiler ve mücadele gücü verdiler. Her daim Müslümanların birlik ve beraberlik halinde olmasında büyük rol oynadılar. Zor zamanlarda hep sahne onlarındı Tayyip! Bu davranışlarıyla Müslümanlığın ve Türklüğün Anadolu’da en ücra köşelere kadar yayılmasını ve benimsenmesini sağladılar. Yoluma/davama ve soyuma bir baksan Tayyip, Hoca Ahmet Yesevi’lere, Ali Ramiteni hazretlerine kadar çıkarsın ki Ali Ramiteni ks bizim silsilemizdedir. Hani demiştim ya “Ben de piyonum. Buz dağının görünen yüzüyüm” diye? İşte görünmeyen yüzünde bunlardan yüzbinlerce var. Ve bu yüzden “Teşklatımızın yarısı yer altında. İktiza ettiğinde kalkıp operasyonlara katılıyorlar, sonra yine yatıyorlar” demiştim.
Soyumdakilerin duaları, hz üstazımın himmetleri olduktan sonra ve bu kadar büyük bir teşkilat da olduktan sonra, bence beyhude yere uğraşma. Yerle göğü üstüme birleştirsen bile ben oradan da çıkarım ama senin öyle bir şey yapacak vasfın, gücün, zamanın da yok. Şimdiden bitiksin. Allah’tan bir dileğim var: Senin gibi büyük bir münafık, hain ve sadistin ipini ellerimle çekmek.
Sabetaycı gizli Yahudi Zahide Yetiş, Sabetaycı gizli Yahudiler tarafından kurulan, el değiştiren ve an itibari ile Sabetaycı gizli Yahudi Turgay Ciner’e ait olan Show TV’de… Sabetaycı gizli Yahudi Leyla Bilginel ile birlikte, gerçek kimliklerinden ve bağlantılarından habersiz Müslüman Türk kadınlarına, hayatlarının her alanında yönlendirmeler yapılan “Zahi’de ile yetiş” isimli programında görülüyor…
Zahide Yetiş’in programına çıkarttığı sağlık uzmanları, doktorlar, hayat koçları, çeşitli sahaların uzmanları, sözde hocalar, bütün bunların ezici çoğunluğu kendi gizli tarikatlarının mensubu olan Sabetaycılar… Din adamı diye Caner Taslaman’ı, üstelik toplumun bu derece şiddetli tepkisine rağmen, Arapça bile bilmez, en temel meseleleri bilmez, dinleyenleri dinden çıkartır haline rağmen kanallarına ve programlarına çıkartmalarının arka planında, Caner Taslaman’ın da Sabetaycı bir gizli Yahudi olması gerçeği var.
Sabetaycı bir gizli Yahudi olup da Siyonizm+Masonluk+İçimizdeki İsrail+CIA+MOSSAD’ın ortak AKPKK projesinin de kilit isimlerinden biri olan, arka planda AKPKK ile beraber büyük işler çeviren, sanayide içine zor girdiği küçücük bir oto yedek parça dükkanı varken nasıl ve ne ara bu kadar büyük bir patron olduğu hiç izah edilemeyen, geçmişinde uyuşturucu işi dahil türlü türlü suçlamalar, yargılamalar ve cezalar bulunan Turgay Ciner’e ait olan HaberTürk isimli, isminden başka hiçbir şeyi Türk olmayan kanalda, Caner Taslaman’ın boy göstermesinin arkasında da bu derin bağlantılar ve bir de Cansu Canan Özgen’in de Selanik kökenli bir Sabetaycı gizli Yahudi olması var.
Leyla Bilginel’in gerçek soy adı Kömürcü… Daha sonra mahkeme kararı ile, Sabetaycı olduğu kendi gizli teşkilatı tarafından hemen anlaşılsın da diğer Sabetaycılar gibi kolayca yükselebilsin diye olsa gerek, Kömürcü soy adını Bilginel yaptı. Leyla Bilginel, 2007 yılında ABD’de New York’ta bir sperm bankasından aldığı spermle gayr-i meşru şekilde hamile kaldı, bu şekilde bebek dünyaya getiren ilk Türk olarak bilindi. Lakin Türk değil. Böyle davranışları Türk görünen Sabetaycılar yaklaşık iki asırdır hep yaptılar, yapıyorlar. Hedef ise Müslüman Türkleri maddeten ve manen tamamen çökertmek. Zaten ilk Türk kadın pilot, ilk Türk kadın seslendirme sanatçısı, ilk Türk güzellik yarışması birincisi, ilk Türk kadın sinema oyuncusu v.b. olarak bilinen kadınların hiçbiri gerçekten Türk değildi.
İçimizdeki İsrail’in en büyük grubunu oluşturan Sabetaycı gizli Yahudilerin ekranlarda boy gösteren onlarca haber spikeri var ve hepsi de Türklerin dönüştürülmesi projesinde kritik rol oynadılar, oynuyorlar. Aladağ yurt yangını sonrası bu ihanet teşekkülünün, bu derin/paralel devlet teşkilatının, bu devletin asli unsuru olan biz Müslüman Türk Süleymanlılara karşı başlattığı basın/medya linci sonrası, Akademi Dergisi olarak #HerŞeyAladağİçin diyerek verdiğimiz sert ve kararlı karşılıklar, bu sözde Türk kadın sunucuların birçoğunun da panik hali ile geri çekilmesine sebep oldu. Bütün bunların resmiyette patronu görünen kripto Yahudi Aydın Doğan’ın sözde bir satışla geri çekilmesine, Karay Yahudisi Ülker’lerin panik haline girmesine, NTV ve Star’ın sahibi Sabetaycı Ferit Şahenk’in tiril tiril titremesine ve daha pek çok şok edici değişikliklere sebep oldu, oluyor.
Leyla Bilginel, 2012 yılında yine Sabetaycılara ait olan TV8’de yayınlanan ve çekimleri Kenya’da yapılan “Tropytürk” yarışmasına katıldı. Bu yarışmada, yarışmacı arkadaşlarının nerede ise tamamı kendisi gibi Sabetaycılardı. Berksan Özer, Serkan Tanırgan, Tuğba Özay gibi Sabetaycıların da bulunduğu yarışmacılar arasında konumuzla alakalı olanı ise Billur Kalkavan’dı. Yarışmacı Kalkavan’ın ailesi de Sabetaycı gizli Yahudi bir aileydi. Eskiden Sabetaycı Adnan Oktar’ın müridi olan Sabetaycı Caner Taslaman’ın karısı Feryal Kalkavan’dır. Karısı da Adnan Oktar’ın tezgahından geçti. Oktar grubu tıka basa Sabetaycılarla dolu. Gizli Yahudiler arasında özel bir yeri olan ve kullanılan Feryal ismine sahip olan bu kadının mensup olduğu Kalkavan ailesi, FETÖ diye anılan ve Müslüman Türklere karşı kurulmuş devasa çaptaki ihanet projesinin kurucusu olan İçimizdeki İsrail’in önemli ailelerinden biridir. Bir ayakları FETÖ’ye, bir ayakları içimizdeki İsrail dediğimiz paralel devlete basar. Zaten FETÖ diye gerçek bir paralel devlet yoktur. O da aslında içimizdeki İsrail’in, kripto Yahudilerin bir ihanet projesidir ve bunlar gibi gerçek FETÖ’cülerin hiçbirine hala dokunulmamıştır da, cemaat ve tarikat denince bunlar hala sadece İslam cemaat ve tarikatlarının akla gelmesini, hukuksuz ve vatana ihanet suçu kapsamında yargılama gerektirecek tarzda basın medya oyunları ile tertemiz cemaat ve tarikatların terör örgütü gibi algılanmasını sağlamak istemişlerdir.
Çok şaşırdıysanız “Akademi Dergisi içimizdeki israil” yazıp aratarak, yaklaşık on senedir paylaştığımız binlerce yazılı, sesli, görüntülü yayını inceleyebilirsiniz. Bu yazıyı Amerikan sosyal ağlarında yayamazsınız çünkü Süleymanlılara kendi devletinde/vatanında hukuksuz ve insanlık dışı yöntemlerle operasyon yapmaya kalkıp şamar oğlanına dönen içimizdeki İsrail’i, düştüğü çok zor ve acınası halden kurtarmak için CIA var gücü ile çırpınıyor ve yer yer uluslar arası markalarını kirletmeyi göze alarak bile göstere göstere zorbalaşıyor, sansür uyguluyor. Facebook, Twitter, Instagram, WhatsApp, Youtube hep CIA’ya ait..
Sperm bankasından sperm kullanarak, babası belirsiz gayr-i meşru bir çocuk doğuran Sabetaycı gizli Yahudi leyla Bilginel, namuslu milletimizin haklı tepkisi sonrasında yurt dışına kaçmak zorunda kaldı. Koca bir toplum onu haklı sebeplerle baskı altına alırken, temize çıkarmaya çalışmak, normal göstermeye çalışmak da Sabetaycı gizli Yahudi Turgay Ciner’e ait olan Haber Türk’e kaldı. Mülakatı da Sabetaycı gizli Yahudi Hayatı Arıgan yaptı… Arıgan, Bilginel’e “Sizi çok üzdüler” dedi. Mülakatın büyük kısmında Leyla Bilginel’in sorulara verdiği cevaplar, büyüklere masal cinsinden ve bunu en iyi bilen de Sabetaycı Hayati Arıgan. Buna rağmen sorun görmeden bunları yayınladı.
Şimdi bir tartışma çıksa bunlar cinsel tercihler, hür irade, anayasal haklar, demokrasi, kadın-erkek eşitliği, cumhuriyet, laiklik, Atatürkçülük gibi uydurma bir dünya tabirle lüzumsuz ve samimiyetsizce tartışırlar. O dediklerinin, şu Türkiye’de Müslüman Türklerin kendi dinleri, kültürleri ile yaşamak istediğinde işler olduğunu, bir işe yaradığını ise gören duyan olmamıştır. Hala kendi vatanında Müslüman Türklerin on milyonlarcası “tarikatçı” ya da “cemaatçi” denilerek her türlü dışlamaya, baskıya ve zorbalığa maruz bırakılır. Bunların hepsi bunların Müslüman Türkleri kendi vatanlarında üstü örtülü bir işgalde tutmak için uydurulmuş ve dayatılmış sözde değerlerdir.
Bu milleti akıl almaz felaketlere iki asırdır kasten sürüklediler. Son birkaç on senedir ise iniltiler geliyor memleketin her yerinden… Feryat ediyor anneler, babalar, kız çocukları, T.C vatandaşları… Alemin nizamı iyice bozuldu, sapıklık, taciz, tecavüz, hırsızlık, dolandırıcılık, şiddet, cinayet aldı yürüdü, çıplaklığın ve bozuk devlet/adalet sisteminin sebep olduğu rezillikler her yere yayıldı, yuvalar yıkıldı/yıkılıyor, aile kurumu çöküyor ama bunlar hala bizden görünerek acımadan vurmaya devam ediyor. Çünkü bunlar iki asırdır bu felaket manzarayı oluşturmak için kasten ihanet ediyor, gerçek kimliklerini gizleyerek ve “akla gelen her şey caizdir” diyerek faaliyet sergiliyor.
Bazı Müslüman hanımların sorun görmeden izlediği ve kapıldığı Sabetaycı Zahide Yetiş de, alemde sağlık tavsiyeleri verecek başka hiç kimse kalmamış gibi Leyla’yı programına çıkartıyor. Uyanın, bu ülkede gerçek bir Türk basını ve medyası yok. İçimizdeki İsrail’den başka gerçek bir paralel devlet de yok. Bunları tam kadro ifşa edip cezalandırılmalarını sağlamadan bu millete huzur da yok.
Hızlı yükselmeliyim ve çok meşhur olmalıyım, bana tavsiyeler ver ne yapayım?
Bizdensin ama soy adın bizimkiler gibi değil, bu, hızını düşürür, değiştir.
Ne yapayım?
Bizimkilerin hemen anlayacağı bir şey yap ve ayrıca bizimkilerden birinin soy adı da olabilir. Mesela Bilginel nasıl?
Tamam. Hemen adliyeye gidip değiştireceğim. Başka ne yapayım?
Sansasyonel ol, görülmemiş, duyulmamış bir şey yapman lazım ve uzun süre tartışılman lazım. Aklımda parlak bir fikir var ama kolay iş değil. Daha önce kimse denemedi.
Söyle nedir, onuda yaparım?
Biraz zorlanırsın ama hemen meşhur olup çok konuşulursun. Sperm bankasından çocuk sahibi ol, tarihe geç. Bu Türkler gelmezler bu işlere, ön ayak ol, iyice nesep, aile kurumu, toplum düzeni, ahlak bozulsun bunlarda, mahvolsunlar. Baksana Avrupa milletlerini ne yaptık, kocaman milletler elimizde oyuncak oldular. Binbir dertle boğuşmaktan dik duramaz oldular. Bak, sen bunu yapınca çok tartışmalar çıkar ama endişe etme, basın medya bizde, adliyeler bizimkilerle dolu, meclis bile bizimkilerle dolu… Sen taktik oyna ve “Ben her şeye karşıyım” de “Evlenmeye, dine, mezhebe, kurallara, her şeye karşıyım” de… “Ben öyle bir değer tanımam” de.. Toplumdan şiddetli baskı gelirse kaçacağın bir ülkeyi baştan ayarla. Öyle yapmak zorunda kalırsan da takma kafana, bizimkiler yavaş yavaş ortamı hazırlarla basın ve medya gücü ile, dönersin kısa sürede geriye…
Tamam, ben onu da yaparım. Başka?
Bizim TV 8’e git, seni de programlarına çıkartsınlar. Sen böyle durursan zaten hiç kaçırmazlar, aradıkları senin gibiler…
Aileyi, ahlakı, namusu, nesebi yıkmak için kullanılan çift kimlikli bir kadını, toplumun tamamının tepkisine rağmen kim el üstünde tutar ve millete inat onu normalleştirmek için yazdığı yazısına ondan “şahane” diye bahsederek başlar? Biliyorsunuz siz, gazeteci görünümü ile bu millete ve devlete binlerce kere ihanet eden ve derhal ters kelepçe ile alınması gereken gizli Yahudi Ayşe Arman Dormen… Pekiyi, 16 senedir sözde bir İslami parti hükumet ise, neden hala hiç suçu olmayan on binlerce Müslüman kadın zindanlardadır da bunlara paralel devlet operasyonu yapılmaz? Hatırlıyor musunuz Aladağ yurt yangını sonrası bu çift kimlikli hain Ayşe Arman’ın yazdıklarını?
Sabetaycı gizli Yahudi Zahide Yetiş’in, Sabetaycı Turgay Ciner’e ait olan Show TV’deki programına şimdiye kadar sayısız gizli Yahudi çıkartıldı ve özellikle Müslüman hanımlar ve genç kızlar aldatıldı. Çıkartılanlardan biri de Tuğçe Işınsu…
Sizler, daha önceki Akademi Dergisi yayınlarından, Mehmet Fahri Sertkaya yazılarından ve sesli anlatımlarından Tansu, Cansu, Işınsu ne demek biliyorsunuz. Özellikle Sabetayist Tansu Çiller ile Sabetayist Cansu Canan Özgen’i anlattığımız yayınlarda bu hususa temas etmiştik.
Tuğçe, içimizdeki İsrail’in son derece tehlikeli ve derhal operasyon yapılması gereken tarikat okullarından Feyziye Mektepleri Vakfı Işık lisesinde okudu. Zaten orası, milletimizi akıl almaz felaketlere kasten ve organize bir teşekkül halinde sürükleyen on binlerce kripto Yahudiyi yetiştirdi. Tuğçe ardından İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi. Öyle sıradışı bir eğitim ve kabiliyeti olmadığı halde, çok sayıda itikadı ve niyeti düzgün gerçek Türk uzman yerine o rahatlıkla TV’larda yer buldu. Çünkü onlardan olan bir gizli Kabalacı, büyücü, falcı…
Spiritüel Yaşam Danışmanlığı dedikleri uydurulmuş bir tabirin arkasında ya da Simge Bilim, Kehanet Sanatları, Melek Enerjisi tabirleri arkasında Kabalacılık/büyücülük/falcılık yapıyor. Yüzde 98’i resmen Müslüman olan ülkemizde, basın ve medyada nerede ise hiçbir gerçek Türk ve Müslüman uzman, itibar göremiyor, yer bulamıyor. Öyle bir manzara hakim ki hala İslamcı basın ve medya denilen yerlerde bile bunların adamları dolu. Hilal TV’de üç sene aralıksız program yapan ve mezheplere, tasavvufa, hadislere saldıran Erdem Uygan bile onlardandı da, #HerŞeyAladağİçin dediğimiz süreçte çok kolayca, hiç zorlanmadan ayağını kaydırdık. Şimdilerde, baba tarafından Rum, anne tarafından Gürcistan Yahudisi olan Tayyip Erdoğan’ın, teyzesinin oğlu olan ve kendini Rumlardan görüyormuş gibi tavırları da olan Cengiz Er’e ait Süper Haber TV isimli, haber sitesi görünümlü fitne yuvasında ayda bir iki yazı yazıyor Erdem Uygan… Hala savcılıklarımız nedense soruşturma başlatmadı.
Sabetaycı gizli Yahudi Turgay Ciner’e ait olan Show TV’deki programında sürekli olarak kendisi gibi Sabetaycı gizli Yahudileri konuk eden Zahide Yetiş’in, söz konusu, sonsuz saadete kavuşmamızın biricik vesilesi olan dinimiz İslam olduğunda bile, programlarına gizli teşkilatının adamlarını çıkarttığını görüyoruz. Üstelik, Sabetaycı Emre Dorman ile Sabetaycı Caner Taslaman’ı son yıllarda iyice ifşa ettiğimiz, karşımızda gık bile diyemez, hukuka bile gidemez, tartışmaya bile giremez, yalanlama bile yapamaz hale getirdiğimiz halde, bunları korumak için gerçek sahibi CIA olan Facebook’un, Twitter’ın, Youtube’un, Instagram’ın, WhatsApp’ın nasıl vahim suçları durmaksızın işleyip sansürlemeler yaptığını gözler önüne serdiğimiz halde, bunlara karşı çok büyük bir toplum tepkisi olduğu bilinirken, 2018’in Haziran ayında hala ısrarla TV programına konuk ettiğini görüyoruz. Zahide Yetiş’in bu yaptığı da çok vahim bir suç ve ağır ceza mahkemesinde yargılama gerektiriyor.
Gizli Yahudiler olan Caner Taslaman’ın ve karısı Feryal Kalkavan’ın, Sabetaycı gizli Yahudilerin İslam tarikatı gibi görünmek istedikleri Adnan Oktar örgütünde yıllarca faaliyet gösterdikleri meydana çıkmışken, Caner Taslaman’ın Kızıl İmamcılar denilen Sabetaycı muhalif grup ile yoluna devam ettiği bilinirken, yine Taslaman’ın Ebubekir Sifil ile yaptığı münazarada Arapça bile bilmediği, Hadis ilmine dair de bir şey bilmediği, en temel İslami tabirleri ya hiç bilmediği ya yanlış anladığı meydana çıkmışken, çok seviyesiz ve samimiyetsiz davranış tarzı da gözler önünde iken, bu şartlar dahilinde onu kim programına ısrarla çıkartır? Kim kendine güvenen özellikle hanımlardan oluşan on milyonlarca T.C. vatandaşını ne için aldatır? Elbette onların teşkilatının üyesi olan Zahide Yetiş çıkartır ve onlardan olduğu için aldatır…
Neden bunlara da yargı müdahelesi olmuyor? FETÖ paralel devletse bunlar ne? Neden bu ülkede tarikat ve cemaat tartışmaları sadece İslam dinin cemaat ve tarikatları ile sınırlı kalınarak yapılıyor? Emre Dorman’ın, dinen hiç yol/zemin olmadığı halde Allah’ın ayetlerini bile kasten çarpıttığı, Müslüman Türk milletinin itikadını İsrail, Masonluk ve Evanjeliklerin menfaatine olarak dönüştürmek istediği en somut şekilde ispat edilebiliyor. Onu Müslüman zan edip itibar edenler, hala namaz kılmakta oldukları ve kendilerinni Müslüman zan ettikleri halde sonsuz cehennem azabına sürükleniyor. Çünkü bunlar kasten dinimizin en temel kolonlarını bile yıkmaya kalkıyor. Ya bu kadar Sünni cemaat ve tarikat, onlar neden bu sarsıcı gerçekleri Müslüman milletimize anlatmıyor, bu kripto Yahudilerin gerçek yüzlerini göstermiyor? AKPKK projesine kendilerini bağlamış ve hak yolda olduklarını iddia eden bu cemaat ve tarikatlar, AKPKK’nin arkasındaki asıl güç odağının bu kriptolar, bunları koruyan Masonlar ve Siyonizm olduğunu bildiklerinden mi susuyor?
Zahide Yetiş, kendisi gibi İzmirli bir gizli Yahudi olan Dr. Fevzi Özgönül ile, Sabetaycı Turgay Ciner’e ait olup tıka basa Sabetaycı dolu olan Show Tv kanalındaki programında görülüyor. Fevzi Özgönül, Sabetaycı gizli Yahudi ihanet teşkilatına ait olan diğer basın ve medya kuruluşlarında da hep el üstünde tutuldu/tutuluyor. (Zahide’nin anne tarafı Yunanistan/Selanik’ten, baba tarafı ise Kütahya’dan İzmir’e gelmiştir. Şu Selanikli gizli Yahudilerin Müslüman Türk milletine yaptığı ihanetin bir benzerini, bilinen tarihte kimse kimseye yapmamıştır.)
I became aware of the existence of the movie yesterday and watched it yesterday. I often come back 10-20 years because I am far from popular culture and have not had enough time to watch movies.
The ordinary audience will not understand, but in this movie called War of the Worlds, the producers gave religious messages. I don’t know if the claim is true, this movie is said to be one of the most successful science fiction films of all time. That being said, the movie isn’t actually science fiction. There is religious fiction.
There is the transfer of religious issues, which have been believed for thousands of years, to the stage by being kneaded in the minds with today’s technology, where high technology is experienced. So much so that the e-bomb technology, which was widely discussed and frequently reported in the world press in 2001, also inspired the screenwriters and was reflected in this movie shot in 2005, inspired by the fact that it burned all electrical and electronic equipment without causing loss of life or destruction. As you know, the electronic circuits of the equipment in the place where these bombs were dropped need to be rebuilt and the coils need to be rewound, if any, which is the attack style that draws attention at the very beginning of the movie. The subject is real technological development… However, the team that wrote and shot this movie is not that inexperienced and callous.
It is understood from the speech at the end of the movie that those who came are Gog and Magog. Those maggots are called “hegaf” in the authentic hadith about him. It has been announced that Gog and Magog, who are aggressors and will bloody the world and kill billions of people, will enter through their noses and kill them. Perhaps there is talk of a type of biological weapon. That hadith and its explanation are available here. Click..
As it is told in that hadith, in the film, aggressive beings devastate the whole world. Even if they were based on Gog and Magog in Jews and Christians, they also fit well with Islam’s narratives on this subject.
At the very beginning of the movie, although the people who came are aliens, it cannot be understood why they came out of the underground, which is because the filmmakers wanted to stay true to the information about Gog and Magog, or as they say, Gog and Magog. Because most people believe that they will come out of the ground in the End Times.
Most of the Muslims interpreted the hadiths about Gog and Magog in this way, probably because there was no advanced science and technology in the past, and they got stuck with the incomprehensible parts of the hadiths and believed that they could be underground. Also, although it may seem exaggerated to the audience, it is said in the movie, “Actually, they were already underground. They came millions of years ago”… There is a reference to the people who came to our world and fought in the time of Dhul-Qarnayn. As you know, Hz. Dhu’l Qarnayn built a wall for them not to attack our world.
While the action and excitement are high towards the end of the movie, there is a fast-paced, short-lived, and unexpected ending. The states of the world, by an alliance, do not find a cure for these three-legged machines and the aliens who enter and rule them with very advanced technology, but interestingly, it is told that a microorganism in nature has overcome them.
The screenwriters and producers of the movie are well-known people. It is known by everyone that both Steven Spielberg and Tom Cruise belong to some religious sects. While they have put so much effort and expense, there is no doubt that they can add much more color to this movie and increase what the audience expects/want, but they did/didn’t add it. They made a final that would not be accepted by most of the audience. They wanted to remain faithful to Christian and Jewish religious texts in these films, as they had done in some of their previous films, and they even faced displeasure that would arise in the audience.
We Muslims also believe that everything described in this movie was told in authentic hadiths about 14 centuries ago. Melhame-i Kubra, or Armageddon war, which is mentioned in some hadiths describing the End Times, will be a world war. This war will be the third and last world war, and after that, there will be no more world wars, but there will be a war of the worlds. That war of the worlds will be the war between Gog and Magog and the subject of the movie.
Our world/generation has come to the final and conflicted/bloody part in Melhame-i Kubra, but most likely those of our generation will not be able to see the war of the worlds in question. Because when that war breaks out, contrary to the expectations of the filmmakers, Muslims will have won the Melhame-i Kübra, then the new world order will have been established by Muslims, and the Islamic administration will have prevailed all over the world. Previously, I wrote dozens of articles explaining these issues from different angles, you can also look at them.
Yolun yolumuzdur. Dostun dostumuz, hasmın, hasmımızdır. Biliyorsun ki, alemi değiştiğin günden bu yana, ayağımız düşmanlarının karşısında sabittir ve bir adım dahi geri atmadık. 2022’lere koşuyoruz.
”Türkiye’yi Türkler mi yönetiyor” serisi: Tansu Çiller…
İstanbul Belediyesi çalışanı kripto Yahudi bir baba (Hüseyin Necati) ile onun sekreterliğini yapan Selanik göçmeni bir annenin, aynı evde geçen 10 yıllık gayr-i meşru ilişkisi neticesinde istenmediği halde dünyaya gelen Sabetaycı bir gizli Yahudi. Annesi ve babası gayr-i meşru yaşamaktan hiç rahatsız değildi, yine de direndiler, gayr-i meşru yaşamaya devam etmek istediler ama istenmeden olan Tansu doğduktan yedi ay kadar sonra zaruri görerek evlendiler.
Aile, damarı kesilse CHP diye akacak kadar solcu ve İnönü’cü bir aile ama kod adı “CIA’nın gülü” olan kızları sağ kesimde ve çok çok hızlı manevralarla yükselerek siyaset yaptı. Tansu’nun kocası Özer Uçuran Çiller ise tapınakçı. Özer, “Tansu” kriptolojisi ile isimlendirilen bu kızı almak için, onun soy adını kullanmayı bile kabul etti. Tan-su’nun babası Hüseyin Necati Çiller, çok geçimsiz, sinirli, vasıfsız, lüzumsuz biri idi ama içimizdeki İsrail’in Türklerin yönetimini hile ve ihanet ile ele geçirmesinden sonra adına rejim kurduğu Sabetaycı gizli Yahudi Atatürk’ün yakınında bulunabilmiş biriydi.
Yolsuzluk, ihalede fesat, peşkeş, yalan beyan, paralel devlet, cinayet, katliam, iltimas, ihanet dahil hemen hemen akla gelen her suçtan hala yargılanması gerekiyor Tansu’nun… Tahkikat yapılırsa, üniversite diploması ve Profesörlüğü de çok büyük ihtimalle sahte çıkacak. Gerçek seviyesi, lise mezunlarının bile gerisinde… Atasını ziyarete gittiğinde Anıtkabir özel defterine yazdıkları ve sergilediği seviyesi artık bütün Türk milletinin dilinde. Tek başına bırakılsa, kurulu bir düzen halinde orta büyüklükte bir mahalle marketi kendisine teslim edilse, kuvvetle muhtemel altı aya kalmadan iflas ettirecektir.
Resmiyette/görünürde ekonomi profesörüdür. Boşbakan iken bile ekonomiye dair yaptığı yorumlar “inanılamaz” görülmüştür. İçimizdeki İsrail’in basın ve medyası, milleti şoka sokan değerlendirmelerinin durmaksızın tekrar edeceğini bildiğinden, aşırı dikkatli davranmıştır ama o, canlı yayınlarda da aynı vasıfsızlığı ile herkesi şaşkına çevirmiştir. Ekonomi haricindeki konularda da akıl almaz gafları ile meşhurdur. Ülkede, aldığı ekonomik kararlar ile bir anda büyük bir ekonomik kriz de çıkartmıştır. Türkiye’nin resmi boşbakanı olarak yabancı erkek devlet adamları ile görüşürken, istediği şartları kabul ettiremediğinde, kadınsız tavırlar sergilediği, hatta muhatabının bacakları dahil bedeni ile kendi ellerini temasa geçirdiği dahi sık sık iddia edilmiştir. ABD başkanı Clinton’ın Tansu’yu tenha bir köşeye çektiği iddiası da ilk anda sarsıcı ve iç acıtıcı gelse de, iddia sahipleri dikkate alınması gereken kişilerdir.
”Türkiye’yi Türkler mi yönetiyor” serisi: Deniz Baykal…
Sabetaycı gizli Yahudi. AKPKK’nin tek başına iktidara getirilmesinde gizli Ermeni Devlet Bahçeli kadar etkili biri. Baykal, AKPKK’nin kritik isimlerinden Sabetaycı Bülent Arınç ile de akraba. CIA, Soros, MOSSAD, İçimizdeki İsrail dahil herkesle bağlantılı. Tansu Çiller gibi onun da derhal derya kadar suçlama ile yargılanması icap ediyor. Hiçbir sıradışı kabiliyeti, hüneri ve bilgi birikimi yok. Enerji bakanı iken bile ülkeyi enerji krizine soktu ve silinip gitmesi gerekirdi. İçimizdeki İsrail’in, Atatürkçülük adı altında kurduğu hain rejimde, paralel devlet teşkilatı halinde kolladığı, muteber gösterdiği biri. Gerçek bir Türk basın ve medyası olsaydı, siyasi hayatı yarım saatte bitirilebilirdi. Üzerine geçen onlarca sene boyunca Türkiye’ye ihanet etmesi önlenebilirdi. AKPKK eli ile işlenmiş bütün suçların dünyada, ahirette sorumluluğu da Baykal’ın üzerinde.
”Türkiye’yi Türkler mi yönetiyor” serisi: Bülent Ecevit…
Karısı gibi kendisi de Sabetaycı gizli Yahudi. Karısının gerçek adı Rahşan değil Raşel. Bırakın koca memleketi, tek başına bırakıldığında ciddi bir devlet kurumunu bile yönetecek vasıfta biri değildi. İçimizdeki İsrail+Masonluk+CIA marifeti ile parlatıldı, iktidara getirildi ve hep popüler kalması sağlandı. Son zamanlarında çok yönden rahatsızlıklar yaşadı. Huysuzlaştı, itaatsiz oldu, günü gününü tutmaz oldu ve onlarca sene onu oynatan güç odaklarının gözünden bakınca “bir çuval inciri berbat eden adam”a dönüştü. Onlar tarafından yıkıldı. Kullanıldı ve atıldı. Bunda karısı Raşel’in huysuz, öfkeli, hesapsız tavırları da etkili oldu. Devlet yönetimi de şairliği kadar berbattı. Çıkarttığı aflarla, yüz binlerce masumun daha canı yandı. İktidarda iken devlet tarifi bile zor ekonomik sıkıntılar yaşadı. Türkiye için çok kritik olan çok mühim olan meselelerde Masonlardan, içimizdeki İsrail ile CIA’dan talimat almadan hiçbir şey konuşmadı ve hiçbir adım atmadı. Kıbrıs Barış Harekatı’nı bile onların talimatı ile hazırladı ve çok iyi rol yaptı. Siyonizm ve CIA, Yunanistan’da darbe yapan ve halk desteği de bulan cuntacıları devirmek ve Yunanistan’ın başına yine CIA’ya çalışan kadroları getirmek istiyordu ve Türkiye’nin başına getirdikleri Bülent’i kullanmaktan hiç geri durmadılar, Kıbrıs üzerinden cuntacıların imajını yıkmayı halk desteğini kırmaya başladılar. Ecevit’in ihanetlerini özetle anlatmaya bile onlarca saat gerekir.
”Türkiye’yi Türkler mi yönetiyor” serisi: Alparslan Türkeş…
Kripto Yahudi. Aslen Kayseri Yahudilerinden. Muzırlıkları sebebi ile Osmanlı’nın son zamanı Kıbrıs’a sürgün edilen, içimizdeki İsrail mensubu bir ailenin ferdi. CIA piyonu. Pentagon yetiştirmesi. Hususiyle, Siyonizmin ve CIA’nın komünizm karşıtı mücadelesinde Türkçülük akımını kullanmayı seçmesi ile, bu yolda kullanıldı. Onun Pentagon’da bu minvalde gizli eğitimler aldığı sırada, ABD’nin dünyanın dört bir yanından antikomünist mücadele için eğittiği insan sayısı 800 bini bulmuştu. Siyonizm çok sıkışıp paniklediğinde, Türkiye de çevre ülkeler gibi komünizme kaymasın diye Sabetaycı gizli Yahudi Adnan Menderes’i İslamcı lider rolüne büründürmüş ve hızla İslami serbestlik vererek komünizm akımının karşısına çıkartmıştı. Bunu bir zaruret olarak yaptılar ve aslında çok riskli gördüler. Komünizme karşı mücadele güçlenmiş ve Türkiye’de biraz da nefeslenmiş, rahatlamışlardı ve sonrasında komünizmin karşısına Türkçülük akımı ile çıktılar. Kendi adamları olan Sabetaycı gizli Yahudi Menderes’i deviriken kullandıkları kadro arasında Türkeş de vardı. Bu proje çerçevesinde kullanılan çok sayıda kripto Yahudiden biridir gerçek adının Alparslan Türkeş olup olmadığı hala kesinleştirilememiş olan bu şahıs… Oğlu Tuğrul Türkeş de aynı güç odakları tarafından Siyonizmin ve CIA’nın AKPKK’sinde bakan yapılmıştı. Millet uyanmasın diye de CIA’nın adamı gizli Ermeni Devlet Bahçeli ile sözde atışmış da bu sebeple çaresiz kalarak baba ocağından ayrılmış ve AKPKK’ye gelmiş rolü oynamıştı. Akademi Dergisi olarak gerçek kimliğini, niyetini ifşa ettik, bağlantılarını da iyice ifşa edecektik ki panikle geri çektiler.
Neden geri çekildiğini koca memlekette hala kimse anlayamadı. Diyanet’ten sorumlu devlet bakanı, Boşbakan yardımcısı, hükumet sözcüsü Sabetaycı gizli Yahudi Numan Kurtulmuş’un onunla aynı anda neden aniden geri çekildiğini ve ta Turizm bakanlığına getirildiğini… Doğan Medya denilen ve resmiyette gizli Yahudi Aydın Doğan üzerinde gösterilen içimizdeki İsrail’in kurumsal medyasının neden aniden resmiyette el değiştirdiğini… CIA’nın AKPKK projesinin en kritik ailelerinden Karay Yahudisi Ülker ve Sabetaycı Yahudi Şahenklere neler olduğunu, bunları neden panik sardığını… Genel başkanı Meral Akşener’in bile Sabetaycı gizli Yahudi olduğu İYİ Parti projesinin etkili isimlerinden Kripto Yahudi Ümit Özdağ’ın hiç olmadık bir anda neden ansızın geri çekildiğini kimsenin anlayamadığı gibi…
”Türkiye’yi Türkler mi yönetiyor” serisi: Mesut Yılmaz…
Konuşmalarının arasında durup düşündüğü anlara reklam koymak mümkün olan, aşırı gergin ve iç hesaplı şekilde, endişeli tarzda ancak konuşabilen… ADL, JDL, Bilderberg dahil Siyonizmin hemen bütün teşkilatları ile iletişimi ve işbirliği olan… Boşbakan iken resmi yurt dışı ziyaretlerinde bile kumar oynayan, bir seferinde çıkan kavgada mafya babasının birinin attığı kafa ile burnu kırılan ve derhal vatana ihanet dahil onlarca vahim suçlama ile tutuklu yargılanması gereken bir gizli Ermenidir.
”Türkiye’yi Türkler mi yönetiyor” serisi: Uğur Dündar…
O gün o programına çıkarttığı herkesin gerçek kimliğini, bağlantılarını, hedeflerini detayları ile bilen ama kendisi de onlardan olan bir kripto Yahudidir. Bu haline rağmen hayatı boyunca Türklük, Atatürkçülük, Türkiye vurgulu eylem ve söylemleri ile aslında sinsi surette ve militan seviyede Türk/Türkiye düşmanlığı yapmıştır/yapmaktadır. Siyonizm, ortadoğuda işgalleri kırk yıldır yapamayınca, Büyük İsrail projesi gerçekleşmeyince, yeni bir strateji olarak AKPKK projesi ile ılımlı İslamlı T.C. projesini devreye alınca, AKPKK ve el Kaide, el Nusra, IŞİD üzerinden bölgeyi mahvetmeyi ve sonra işgal etmeyi planlayınca, ülkedeki gizli iktidarlarının yıkılacağını düşünerek buna uymamış, kendisi gibi buna uymayan kripto Yahudi arkadaşları ile, başta da kripto Yahudiler Yılmaz Özdil, Emin Çölaşan ile birlikte, resmiyette Sabetaycı gizli Yahudi Burak Akbay’ın üzerine gösterdikleri Sözcü gazetesinde yoluna devam etmiştir. Gizli kameralı özel ekiplerle birlikte, öğretmenleri ile birlikte Cuma namazına giden orta okul öğrencilerini takip ettirip sözde haber yapması hep hafızalardadır. Başörtüsü aleyhinde, milletimizin Müslümanca yaşama mücadelesi aleyhinde mücadelesi, yalanlarla, büyük suç kapsamında yaptığı sözde haberleri ve sözde açık oturumları hep hafızalardadır.
Hala vatana, millete ihanet suçlarını işlemeye devam ettiği Sözcü’de “Sınıfta namaz” şeklinde manşetler attırmaktadır. Sicili çok bozuktur. Yalan haberlerden, kumpas kurmaktan, haber mühendisliklerinden dolayı çok cezalar almıştır. Aydın Doğan medyası denilen paralel devlet teşkilatının, ihanetler de dahil on binlerce vahim suçunun gönüllü suç ortağıdır. CIA’nın kontrolünden kurtulmuş bir Türkiye’de, gerçekten Türk hukuk sistemi denilebilecek bir sistemin onu da tutuklamadan bir gün bile dışarıda gezdirmesine ihtimal vermek mümkün değildir. En büyük maskeleri, kendileri gibi kripto Yahudi olan Adıtürk adına ihanet ve terörle kurdukları hukuksuz, katliamcı ve hükümsüz rejimleridir.
İlk müslümanlar Adem babamız, Havva validemiz ve Adem aleyhisselamı ilk insan ve İslam dininin ilk peygamberi kabul eden evlatlarıdır. (Bu meselenin tasavvufi izahı da vardır ve aslında ilk insan ve ilk peygamber, peygamberler peygamberi hz. Muhammed Mustafa -sav-dir ama bu kısımlar derin ilim gerektirir.)
Adem aleyhisselamdan bu güne kadar devam eden dinin adı İslam’dır ve İslam dini bu dünyanın ve bütün alemlerin(üzerinde hayat bulunan diğer dünyaların da) tek hak dinidir.
Allahü Teala bu dünyaya ve başka dünyalara, ayrı ayrı dinler göndermemiştir. Dünyamızdaki 124 bin peygamberin tamamı İslam peygamberi idi.
Musa aleyhisselamın Musevilik diye bir dini yoktu. O da İslam peygamberiydi. İsa aleyhisselamın İsevilik-Hristiyanlık diye bir dini yoktu. O da islam peygamberiydi.
Din tek, peygamberleri ve şeriatları(muamele hukuku) çoktu. Hepsinin inanç esasları tamamen aynıydı ve İslam’ın inanç esasları idi.
Musa aleyhisselamdan sonra, onun yolundan gittiğini iddia ederek sapıklık ve küfür üzere gidenlerin inancına “Semavi din” denemez. “Bozuk din” denebilir.
Şu an itibari ile de dünyamızda ve bütün diğer alemlerde, kurtuluşun yegane yolu İslam’a, Kur’an-ı Kerime ve Hz. Peygambere(sav) tabi olmaktır.
Bir musevi, bir isevi İslam’ı, Kur’an’ı ve Peygamberimizi duyar da iman edip tabi olmazsa, ebedi cehennemdedir ve bu tartışılamaz netlikte bir bilgidir. Bunun aksine inanmak, müslümanı da dinden çıkarır.
TV’larda, son yayınlanan kitaplarda ve dergilerde, belgeseller v.s. bu hususlara dair çok tuzaklar kuruluyor.
Bir insanın hayatında her ama her şeyden önce yapması gereken şey, itikad-inanç bilgilerini derhal doğruca öğrenmesidir. Yoksa tuzaklardan kurtulamaz ve helak olur.
Büyük alimlerden Ömer Nesefi hazretlerinin Akaid kitabı, asırlarca medreselerde ders kitabı olarak okutulmuştur. Bayrak yayınlarından çıkan tercüme, gayet anlaşılır ve sade bir dille yazılmıştır. Şayet daha önce akaid bilgilerini doğru şekilde öğrenmedi ise, her müslümanın bu eseri ya da benzeri bir eseri anlayarak okuması farzdır.
Bu gördüğünüz; Akademi’nin izinsiz olduğunu iddia ederek tavır almaya kalkan Harun Çetin’in, profilinde nişanlısı olarak tanıttığı Zeynep Karaarslan isimli şahsın herkese açık profilinden bir ekran görüntüsü. Bu kişiler, merkezimizin neye izin verdiği neye izin vermediği çok net şekilde meydanda iken, böyle akıl zorlayan bir oyunu neden oynuyorlar? Neden çift kimlikli yaşıyorlar? Oldukları gibi görünsünler ya da göründükleri gibi olsunlar! O zaman da sizlere Harun Çetin ya da benzerleri ile alakalı bir duyuru yapmıştım hatırlarsınız. Şu çivisi çıkmış dünyada, Akademi gibi dimdik duran bir hizmete karşı olabilmek için insanın bu derece samimiyetsiz olması gerekir. Sonra bir de kardeşlerimizmiş gibi meydanda geziyorlar. “Yolumuz” kelimesi ağızlarından hiç düşmüyor. Akademi hakkında yedi senedir merkezimizin yazılı bir yasaklama çıkarmasını bekliyorlar da, aslında büyüğümüz bu gibileri yedi-sekiz sene önce toptan kovup “Şu yolda içtiğiniz çorbalar bile haram olsun” dedi de umurlarında bile değil. Utanmaz adam, bir de kendi profilinde bozuk tarikatların sözde ilim yuvalarını çok büyük hizmet mekanları gibi tanıtmış. Allah hasmın da dostun da kardeşin de hakikisini, samimisini denk getirsin.
“Bu Ahmet bey ağabeyimizin sözü idi” denilen sözlerin tamamı, o kritik anda, Akademi Dergisi çırpınıp fitnecilere, acılı anımızı fırsata çevirmek isteyen düşman kesimlere mani olmaya çabalarken, mfs’nin yazdığı çok sayıda yazıdan biridir. Bu yazı, bütün müesseselerimizde merhum büyüğümüzün sözleri olarak okunmuştur. Daha sonraki süreçte, önlerine set çektiğimiz çevreler, içimizdeki hainler ile paslaşarak, genel bir yasaklama yazısının içine parantez açarak, Akademi Dergisi url’lerini eklemişlerdi. Üzerine geçen süre boyunca da merkezimiz, bu ihaneti yapanların çoğunun hakkından geldi, azı kaldı ve yeni yasaklamalar artık eposta ile dağıtılmıyor.
Akademi Dergisi, [13.01.18 22:02] [Silinen Hesap kişisinden iletildi] o gün akademi nin varlığı, bu yola onlarca sene sıkıntı olacak
Akademi Dergisi, [13.01.18 22:02] [Silinen Hesap kişisinden iletildi] fitnelerin çıkartılmasına set oldu
Akademi Dergisi, [13.01.18 22:02] [Silinen Hesap kişisinden iletildi] Ondan sonra da Akademi dik durdu ve set olmaya devam etti. Biz, bunun sonunda Akademi’nin hedefe konacağına en başından emindik ve öyle de yaptılar
Akademi Dergisi, [13.01.18 22:02] [Silinen Hesap kişisinden iletildi] Ama bu uzun sürecin sonunda Akademi kazandı. Büyüğümüz bu sene yazılı yasaklama yazısını eposta ile dağıttırmayarak, evinin yolunu bulacak kadar aklı olan herkese mesajını verdi
Akademi Dergisi, [13.01.18 22:02] [Silinen Hesap kişisinden iletildi] Onlar da bu mesajı anında anladılar ve aralarından bazıları nerede ise kazan kaldıracaklardı. Yüzlercesi toplanıp Akademi yasaklanmalı diye imza topladılar. Büyüğümüz oralı bile olmadı
Akademi Dergisi, [13.01.18 22:02] [Silinen Hesap kişisinden iletildi] Üzerine geçen son aylarda da, bunların bir kısmı elendi. Yüzlerce kişi yerinden oldu, oluyor. Daha da hızla kıskaç daraltılacak. Yedikıta ve Çamlıca’ya karşı bu kadar sert çıkışlarımız bile, merkezde en ufak bir tepkiye, rahatsızlığa sebep olmadı. Aksine merkezimiz yine hemen Akademi’yi destekleyen manevralar yaptı. Son haftalardaki videolarımızda anlattığımız gibi, biz buradan, merkez oradan, aramızdaki AKPKK’li kalabilmiş münafık tipleri temizliyoruz.
This person was literally not of this world. He has seen two worlds. This person is Uncle Mehdi, one of the students of His Excellency Süleyman Hilmi Tunahan QS. This person, who is Arab, is the source of the facts have been proven one by one over years that Akademi Magazine and SpaceExplorer.Tv have written confidently about Merih (Mars) for many years… This Uncle Mahdi told this information not five or ten years ago, but decades ago. Because he met with the Martians decades ago. He was taken from here, he was taken to Mars with one of the UFOs that did no harm to anyone or anything and has now been recorded thousands of times all over the world. When they arrived in Merih after a journey that took about two hours and 45 minutes, they were greeted with great interest by the Muslim people of Merih there, they were very respectful and gave them a chat. Then it was brought back. After he arrived, he told our brothers here what had happened. What he told has been proven one by one over the past decades, the truth has come out, it will come out, it will come out… Already before he came and went, (Hazrat Ustaz)His Excellency Süleyman Hilmi Tunahan QS also told a lot. Just as the last prophet of this world is also the last prophet of 18 thousand worlds, that is, trillions of planets on which there is life, the last perfect master of this world, which is the center of religion, is the last master guide of 18 thousand worlds. While the struggle between disbelief and Islam continues in all the realms, all people of bonds receive their blessings through that last perfect master.
After Uncle Mehdi was brought back, he told a lot of things to the students of that time, who were asking questions with curiosity. Here’s a summary of what he told:
1- Martians are as tall as our children… Their adults are only as tall as our children.
2- They don’t even have hair, beard, or eyebrows on their bodies. They are completely hairless.
3- His eyes are big. Their heads are larger than their bodies. (It is normal for them, the head-to-body ratio is different compared to our body structure)
4- Extremely civilized, moral, educated people
5- There are approximately one billion Martian people on the planet (at that time).
6- The overwhelming majority of the Martians were Muslims and they dominated the entire planet.
7- They are far ahead of us in technology.
8- If they want to harm the world, they don’t even need to come from there. They even have the technology to scorch our world from their own planet.
Sahip oldukları yarım yamalak ilim ile, bir Siyonist pususu olduğu somut yüzlerce delil ile meydanda olan AKPKK organize suç, terör ve ihanet örgütüne yardım ve yataklık eden kişilere ve çakma dergilerine itibar etmeyin…
Derin Tarih’te “kahraman” denilen kişilerden Fevzi Çakmak ve Rauf Orbay gizli Yahudi kişilerdi. Ülkemizde, Türk ve Müslüman hakimiyetini tamamen ve sonsuza kadar yok etmek için hile, ihanet hatta tedhiş ile kurulan Kamalizm maskeli Sabetayist Yahudi rejiminin gönüllü askeriydi bunlar… Türk ve Müslüman görünürken, ya da Kürt ve Müslüman görünürken, Türk ve İslam düşmanlığı yapmış kişilerdi.
Fevzi, 22 sene Sabetaycı gizli Yahudi Kemal Atatürk’e ve onu oynatan Sabetaycı kliğe, gönül rızası ile ve sorun çıkartmadan Genelkurmay başkanı olarak emir erliği yapmıştır. Öldüğünde, vasiyeti gereği, Müslüman görünen ama aslında gizli Yahudi olan sözde şeyh Küçük Hüseyin Efendi’nin mezarının dibine gömülmüştür. Çok sonraları,İçimizdekiİsrail‘in en üst yönetici kadrosundan 33 dereceli Mason ve Musevi Üzeyir Garih, Yahudi iç çekişmeleri gereği öldürülünce, cesedi Fevzi Çakmak ile Küçük Hüseyin’in mezarları arasında bulunmuştur. Garih, aslında kendi şeyhi olan ama hayatı boyunca Müslüman rolü oynadığı için Müslüman kabristanında yatan Küçük Hüseyin Efendinin mezarını çok sık olarak ziyaret ederdi.
Kimse de kimliğinde bile Musevi yazan Garih’in bunu neden yaptığını sorgulamazdı. FETÖ’nün en üst kurucularından biri de bu Garih’ti, Alarko idi. FETÖ de “Kemalizm” projesi gibi, bu Yahudilerin projesiydi. Şimdi hamile kadınlarına ve el kadar bebeklerine kadar on binlerce Müslüman, hukuk dışı ve keyfi şekilde ceza evlerinde ama asıl FETÖ’cüler, bunlarla aynı klikten olan ve bunlardan talimat alan ülkemizdeki gizli Yahudi ve Mason sanatçılar, iş adamları, ünlüler, gazeteciler, sözde aydınlar, siyasetiçiler… Sezen Aksu’nun babası olup FETÖ’nün ilk eğitim müessesesi olan İzmir Yamanlar Koleji’ni kuran Sami’ye kadar, bu gerçek FETÖ’cülerin hiçbirine dokunulmuş değil.
Fevzi Çakmak’ın karısı da, henüz yaşarken evini Musevi cemaatine bağışladı ve sinagog yapıldı. Bunları ve daha neleri neleri, sekiz-on senedir bütün Türkiye’ye duyurduk da, dinimizi ve değerlerimizi dünya menfaat ve siyasetine alet etmekte sınır tanımayan, böyle yapanlara Allah’ın lanet ettiğini bildikleri halde bunu yapmaya devam eden bu İslamcı kadro, bunları duymadı mı? Ya da anlattıklarımızın aksini mi ispat edebildiler? Bu nasıl Müslümanlık, bu nasıl vicdan, bu nasıl hak-hukuk-cihad-hizmet anlayışı? FETÖ de FETÖ diye diye en çok bağıranlar bunlar ama bu kripto Yahudi ve Mason gerçek FETÖ’cülerin hangisini hedefe koyup seslerini çıkarabilmişler. Güçleri sadece masum kadınlara, bebeklere mi yetiyormuş… İnsan hiçbir şey yapamazsa, dik duramazsa, bedel ödeyemezse, hiç değilse sessiz ve tarafsız kalır da ilahi tokadı yemez. Lakin bunlar hala gerçek paralel devletin adamlarını markalaştırmak, kahramanlaştırmak derdindeler. üstelik, buna yol-zemin kalmadığı halde, gerçekler bunca senedir izah ve ispat edildiği halde bunu yapıyorlar.
Sabetaycı Adnan Menderes konusunda da aynı samimiyetsiz tavırlarını, inatla sürdürmek gayretindeler ve onun gerçek yüzünü kabullenmek istemiyorlar. Çünkü her yanı nifak kokan çakma davaları, partileri, cemaatleri, tarikatları, liderleri, dergileri, televizyon kanalları, her şeyleri temelden çökecek bu gerçekleri kabul ettiklerinde…
Rauf Orbay da aynı ihanet kliğinin bir adamıydı. Fark şu ki daha çok Sabetaycı gizli Yahudilerden ve gizli Ermenilerden oluşan ve hukuksuz şekilde “Kamalizm”i, “Atatürkçülüğü” kutsallaştırıp dokunulmaz yaparak kendilerini bunların arkasında sağlama alan bu ihanet şebekesinde o, Kürt Yahudisi kökenli olan az sayıdaki kişiden biriydi. Bedirhan Aşireti olarak bilinen Kürt Yahudisi aşiretin mensubuydu. Bu gün, bir Siyonist/gizli Yahudi/Gizli Ermeni/Mason ihanet partisi olan İttihat ve Terakki (Birlik ve Kalkınma) Partisinden hiç farkı olmayan Adalet ve Kalkınma Partisi’nin asıl kurucularından biri olan ve ‘Tayyip’i Tayyip yapan adam’ olarak bilinen CIA casusu, gizli Boşbakan, İçimizdeki İsrail’in etkili adamlarından Cüneyt Zapsu’nun soyu da bir yandan Sabetaycı Yahudi Uzel’lere, bir yandan da bu Bedirhan Aşireti’ne ve Kürt Yahudilerine çıkar. Bunları da sekiz-on senedir, çok etkili şahısların isimlerini vere vere anlattık. Arama motorunda aratınca bulunabilir. Siyonizmin AKPKK’si ve ismi geçen vatan hainleri davacı olamadıkları halde, bu sitelerimize keyfi şekilde, KHK bahaneleri ile “katliam” denebilecek erişim engelleri uygulandı ama çoktan herkes her şeyi duymuştu ve VPN ile girebilirsiniz…
Gelelim Kazım Karabekir’e… Hiç uzatmaya gerek yok. En özet ve isabetli şekilde şöyle anlatılabilir ki, tam bu Derin Tarih ekibi gibi bir ayardaydı. Müslüman mı, değil mi, vatansever mi, değil mi, bazen faydalı çıkışlar yaparken niyeti hayır mı, değil mi, niyeti hizmet mi, cihad mı, yoksa şahsi çıkarlar mı, anlaşılmayan, samimi bulunmayan, itibar edilmeyen, egosundan yanına yanaşılmayan, İslam’ın en temel meselelerine bile içten içten itiraz halinde olup bunu açıkça meydana koyamayıp acayip davranışlar içine giren, Müslümanlığı ve vatan davası lafta olan boş adamın tekiydi. Yaşıyor olsaydı, sokakta denk gelseydim, boş adamın teki olan Kadir Mısıroğlu’na vermediğim gibi ona da selam vermez, selamsız geçerdim.
Kendinizi yakın geçmişteki ve günümüzdeki İslamcıların tuzaklarından, şerlerinden koruyun. Dininizi, lisanınızı, davanızı bunlardan öğreneceğinize cahil kalın, daha ehven-i şer olur. Allah’ın dinini bile dünya menfaat ve siyasetine alet eden ve din diye, dava diye diye yamuk oldukları apaçık göz önünde olan adamları, akımları destekleyip tavsiye eden ve hatta kahramanlaştıran kişilerden, aslandan kaçar gibi değil, daha şiddetli kaçın. Aslan sizin dünyanızı/canınızı alır. Bunlar sonsuz hayatınızı, bitmek bilmeyen hayatınızı cehenneme çevirirler.
Şu Kadir, kırk yıldır bastığı ve mut’a nikahına bile cevaz veren ve sapıklık dolu kitabını, son senelerde defalarca infiale sebep olduğu, tepki aldığı halde inatla yayından kaldırmayacak kadar ve saçma sapan siyasi, tarihi görüşlerini, görüşlerinin/iddialarının aksi bin türlü ispat edilmiş ve kendisi aciz düşmüş olduğu halde değiştirmeyecek kadar tehlikeli bir adam.
Son iki asır içinde ve günümüzde, takdir edip tasvip edebileceğiniz bir avuç gerçek Müslüman var. Bunu peşinen kabul edin, ahir zamanda olduğunuzu, Deccal fitnesinin son döneminde olduğunuzu ve dünyaya iki asırdır küfrün hakim olduğunu bilin de, ömrünü boşa harcayanlardan, ahiretini tehlikeye atanlardan olmayın. İslamcı olmayın, İslamcı olmayın, İslamcı olmayın. Particilik yapmayın, dininizin, davanızın her meselesini parti ve lider ekseninde değerlendirmek hastalığına kapılmayın. Dosdoğru Müslümanlar olun. İslamda böyle bir seçim sistemine de, particiliğe de, bilen bilmeyen herkesin kitap yazmasına da, görüş beyan etmesine de, oy kullanmasına da izin yok.