Etiket arşivi: MFS

İsim isim anlatıyoruz;Merhum Kemal Kacar’a kastedenlerle, Akademi Dergisi’ne savaş açanlar, yasaklandığı şeklinde yazı yayanlar, aynı suç örgütü:AKPKK…

 ahmet arif denizolgun, akademi dergisi, akpkk'nin gerçek yüzü, cemaat, götürgev, izinli mi, kemal kacar, mossad, nurettin akman, süleyman hilmi tunahan, süleymanlılar, tarikat, tugva,

CIA bağlantılı olduğu afişe olan, yerli ve yabancı çok sayıda basın kuruluşunda ismi CIA casusu olarak geçen Nurettin Akman, çevresinde büyük oranda Sabetaycı gizli Yahudiler ve Masonlar bulunan, Amerika ve İsrail ile acayip bir dostluğu olan ve kendisi de Sabetaycı Yahudi olan Adnan Oktar’ın, Masonik logolu A9 TV’sine sorun görmeden konuşurken görülüyor.

İsim isim anlatıyoruz, okuyun…

Akademi Dergisi, mafya babaları ile, ”kurşun manyağı” yapılmak ile, içeri tıkılmak ile, yakınları/akrabaları ile tehdit edilmişti. Kemal Kacar merhumu ilaçlarla delirtmek isteyenler ile Akademi’nin yasaklandığı pususunu kuranlar, aynı kişiler.

Hiçbir Süleymancı, AK Partili olamaz ve Akademi’ye karşı da olamaz. Çünkü;

➥ Akademi’nin yasaklandığı pususunu AKPKK+MİT+CIA ortak şekilde kurdu. Kimleri kullandılar biliyor musunuz? Merkez yeni yasaklamaları neden e-posta ile dağıtmıyor, biliyor musunuz? İsim isim anlatıyoruz, okuyun…

Akademi Dergisi, şu anda sekizinci senesinde ve sekiz sene boyunca hiç bir zaman cemaat yönetimi tarafından yasaklanmadı. Hiçbir zaman dava da edilmedi. Sekiz sene boyunca, özellikle de son dört senedir, abartısız onlarca kere, merkezimiz tarafından yasaklandığı iftirası atıldı, sahte yazılar dolaştırıldı. Bunun on binlerce farklı şahidi var.

2016 yılında, merhum büyüğümüz Arif Ahmet Denizolgun’un alemi değiştiği gün ve sonrasındaki haftalar, aylar boyunca, AKPKK organize suç, terör ve ihanet örgütünün Müslüman görünümlü münafık ve adi militanları, aslında daha doğru ifade ile bu militanlar üzerinden CIA, yolumuza karşı adice pusular kurdu ve bu dengeler arasında Akademi Dergisi de bunlara karşı vazifesini yaptı.

Bu sürecin devamında, merkezimizden çıkan gerçek ve genel bir sosyal medya yasaklaması metni, bunlar tarafından fırsata çevrildi ve metnin üzerinde oynayıp, aslında bulunmadığı halde oraya Akademi Dergisi hesaplarını parantez açarak ekleyip, sonra bunu mail yolu ile bölge sekreteryalarımızın yaklaşık yarısına gönderdiler, diğer yarısına ise, güncel mail adreslerini bilmedikleri, ellerinde olmadığı için gönderemediler. Yasaklama metinleri zaten e-posta ile dağılırdı ve bunlar herkesten önce davranıp, teknik bir hile ile, sanki merkez sekreteryanın o herkesin bildiği mail adresinden çıkmış gibi görünen, e-postalar gönderdiler. Öyle bir manzara oluştu ki, yurt içinde bazı illerde gerçek metin, bazılarında ise oynanmış bu sahte metin okundu. Çünkü ellerine ulaşan mail, tam anlamı ile merkez sekreteryamızdan çıkmış gibi görünüyordu. Yurt dışında da bazı bölgelerde, içinde Akademi’den bahsedilmeyen gerçek metin, bazı bölgelerde de Akademi eklenmiş sahte metin okundu. Tam bir kaos ortamı oluştu.

Bu, elektronik hileden başka bir şey değildi. İçinde, parantez açılarak Akademi Dergisi’nin yasaklandığı iddiası eklenen sahte metnin, merkezden hiçbir zaman çıkmadığını, sonraki süreçte biz binbir türlü izah ve ispat ettik. Zaten bu sene, yaklaşık bir ay kadar önce çıkan yeni yazılı sosyal medya yasaklaması, ilk defa olarak mail sistemi ile dağıtılmadı, elden ve imzalı şekilde dağıtıldı ve sistemimize bir daha böyle bir sızma ihtimali de bertaraf edildi. Metnin/evrakın üzerine en dikkat çekici şekilde “Kesinlikle e-posta sistemi ile dağıtılmayacaktır!” notu eklendi.

Bu adice davranışı geçen sene yapanlar, çoktan, kimisi yirmi küsur sene önce, kimisi on küsur sene önce Süleymancılar cemaatinden pis işlere bulaşmaya başladıkları için kovulmuş olup da ortak nokta olarak yoluna AKPKK suç örgütü ile devam eden kişiler. Bunlardan biri, Avukat Zeki Çalışkan…

Cemaatimizde bir zamanlar idareci kadro arasında bulunan Zeki Çalışkan’ı, bu pusularından sonra uzun uzun anlattık. En son, sahte yasaklama pusuları da Akademi’yi durdurmayınca, çaresiz kalıp, birlikte pis işler çevirdikleri mafya babaları ile, karanlık çetelerle, bizi “kurşun manyağı” yapmakla bile tehdit ederek Akademi Dergisi’ni durdurmaya çalıştı. Sonra yine de gerekli karşılığı verdik ve kaç aydır varlık bile gösteremiyor. Bütün bu sürece on binlerce kişi doğrudan yada dolaylı olarak şahit oldu.

Bir diğeri, cemaatimizi AKPKK suç, terör ve ihanet örgütü ile yakınlaştırmak için dinimizi ve yolumuzu/değerlerimizi en adice malzeme eden, üstazımız adına bile kasten yalan sözler uyduran, on milyonlarca müslümanı ve gelecek nesilleri kandırmaya teşebbüs etmekten çekinmeyen ve sonraki sesli ve yazılı yayınlarımızda bir hiçe dönüştürdüğümüz, tesirini/zararını kırdığımız, Haber 7 ve habervaktim com gibi fitne yuvalarının yazarı, çirkin yüzünü aleme gösterdiğimiz Şevket Tandoğan…

Diğeri, AKPKK’nin bir zamanlar Ankara sorumlusu olan, sonra bir devlet kurumunun başına getirilen Nurettin Akman… Nurettin Akman da Zeki ve Şevket ve diğer bazıları gibi, yıllarca cemaatimiz içinde üst idareciler arasında bulunmuş bir kişi. İçimizi, sistemimizi çok iyi bilenlerden. Akman, merhum büyüğümüz Kemal Kacar bey ağabeyimize kasten akıl sağlığını bozucu ilaçlar verip delirtmek isteyen kişi. Avrupa idarecisi idi o zamanlar ve bu teşebbüsü de AKPKK ve CIA için yapmıştı. Bu niyetle kullandığı Adanalı profesörü de herkes bilir ve o da sağdır. Bunu o zaman denediler çünkü, o zamanlar AKPKK kurulacak iken, bu Siyonist ihanet projesine mani olmak için çırpınanlardan biriydi merhum idarecimiz Kemal Kacar…

Basit bir CIA piyonu olmaktan başka hiçbir hüneri olmayan Tayyip Erdoğan’a çok yakın olan kişilerden biri Nurettin Akman… Akman’ın kızının nikahında şahitlerden biri, çok uzun zaman önce Süleymancılar cemaatinden kovulmuş olan sucukçu Tayyip Erdoğan’dı… Hani Elif Et ve Sucuk firmasında muhasebe müdürü olan, eşek etinden sucuk yapıp satarlar iken suç üstü olan, 1986 yılında fotoğrafı ile birlikte, Sabetaycı Yahudi Ilıcakların Tercüman gazetesine manşet haber olan Tayyip Erdoğan…

Nurettin Akman daha sonra ciddi şekilde deşifre olmuş birisi. Bu kadronun hepsi CIA’nın piyonu oldular ama Akman’ın CIA bağlantısı, dünya ve Türkiye basınında açıkça yer aldı. Arama motoruna “Ak parti CIA Nurettin Akman’ yazarak siz de bunları kısa sürede bulabilirsiniz.

Yine Akademi Dergisi’ne, ‘Cemaatimizin yönetimini ele geçirme’ teşebbüsleri sırasında kendilerine çok ama çok büyük darbeler vurduğu için kin ve nefretle ve büyük suç kapsamında bir eylemle bu tuzağı kuran bu ekibin içinde CIA ile, MİT ile, AKPKK ile, GÖTÜRGEV ile, TUGVA ile, Gönüllü Teşekküller Vakfı ile, İçimizdekiİsrail ile bağlantılı kişilerden, birçoğu kullanıldı. Şimdi aynı ekip hala bir fırsat bulsalar, cemaatimizin yönetimini ele geçirip AKPKK, GÖTÜRGEV ve TUGVA üzerinden CIA’ya bağlayacaklar. Burada tekrar etmeye imkan/yer yok. Biz bu şahısları, dernek ve vakıf görünümlü suç merkezlerini, niyetlerini, taktiklerini, bağlantılarını çok geniş şekilde, açıkça isimler vererek anlattık ve en nihayet gerçek patronlarının, emir aldıkları kişilerin, Süleymancılar cemaatine Tayyip ile beraber hukuksuz şekilde devlet müdahalesi yapmaya çabalarken, Tayyip ile bir araya gelip son kararları aldıkları günün ertesi sabahı, tıbben ve bilimsel olarak nasıl öldüğü izah edilemeyecek surette ölen Mustafa Koç ve ülkemizdeki diğer kripto Yahudi patronlar üzerinden Siyonizm, CIA ve MOSSAD olduğunu anlattık.

Şu kadar isimler vererek, açıkça anlatarak duyurduğumuz halde, yolumuza karşı nelere teşebbüs edildiğini ve Akademi’nin nelere mani olduğunu anlatıp durduğumuz halde, “Akademi’nin yasaklandığı metin sahte, merkez sekreteryadan bunu doğrulamak beş on dakikalık iş” deyip durduğumuz halde, merkezimizin de Akademi’yi harcamayan duruşu net olduğu halde, hala ısrarla Akademi Dergisi’nin yasaklandığını iddia eden her kim varsa, bizim davamızla, yolumuzla alakası yoktur. 

Sekiz senelik tarihimiz/geçmişimiz boyunca, bizden rahatsız olan bir tek gerçek Süleymanlı görmedik. Merkezimiz de hiçbir zaman rahatsız olmadı. Biz gerçek Süleymanlıların hepsinden sürekli olarak hayır dua aldık, alıyoruz.

Söz konusu bu pusudan sonra, AKPKK organize terör örgütünün, uzun zamandır elinde adeta ‘maymuna’ çevirdiği, en rezil hallere düşürdüğü, tepe tepe kullandığı ve merhum büyüğümüz Arif Ahmet Denizolgun’un sık sık açıkça münafık dediği Cübbeli Ahmet Hoca denilen lüzumsuz herifle yaşanan sıkıntının neticesini de cümle alem gördü. Bu herife dair anlattığımız her şeyin gerçek olduğunu, kendi cemaatinden onlarca kişi basın ve medyada anlattı, bu da görüldü. Bir seneyi çoktan geçti, hala merkezimizin bizi dava ettiği iftirasını ispat edecek bu rezil herif… ‘Ya ispat edersin, ya çıkar özür dilersin, ya da şerefsizin tekisin” dedik durduk da oralı bile olmadı. Hala bu iftira ve fitne videosu resmi Youtube kanalında duruyor. Açıkça o videonun başında, ortasında, sonunda, her yerinde yalan söylüyor ve bir de üste çıkıp bize hakaretler, iftiralar savuruyor.

Elinde salladığı o şikayet dilekçesinin (ki hiçbir zaman adliyeye teslim edilemedi) merhum büyüğümüzün tensibi ile hazırlandığını da ispat edecek. Cübbeli gibi rezil bir herifi o hallere düşürenlerden, eline o dilekçeyi verenlerden ve kendi başına işler çevirip kendini merkezimizin avukatı olarak gösterenlerden sözde Süleymanlı avukat Salih Torun ve Ömer Çiğil’in gerçek yüzünü de, yaptıkları bu işin arkasında duramayışlarını da, telefonlarımızı kapatıp kapatıp kaçışlarını da, kaç kişinin hayatını mahvetmiş olduklarını da, kardeşlerimizden olan insanların canlarını nasıl acımasızca yakmış olduklarını da, haklarındaki zimmete para geçirme, yargıyı ve müvekkillerini aldatma dahil vahim çok sayıda iddiayı da, mağdur ettikleri kişileri bile açık kimlikleri ile sesli konuşturarak ispat etmişiz. Arama motorunda bu fitneyi körükleyen bu avukatların isimlerininin yanına Akademi Dergisi yazıp aratarak, yazılı, sesli, videolu yayınlarımızı bulabilirsiniz.

CIA ve AKPKK’si, cemaatimiz/merkezimiz ve Akademi Dergisi ile girdiği bu kapışmada, özelikle Akademi’nin yayınlarının bazıları, çok kritik anlarda ülke gündemine oturunca ve sarsıcı tesir oluşturunca, perişan oldular, söz konusu bu yazılı, sesli, videolu yayınlarımızı panik hali ile her yerden kaldırtmak için, Boşbakanlık kurumuna bile defalarca vahim suçlar işlettiler, emir eri yaptıkları sözde savcı ve hakimler ile üst üste skandallara imza atmak zorunda kaldılar. Bu hukuksuzluklara yaptığımız itirazların dilekçeleri de bir seneyi geçmiş olduğu halde sümen altı ediliyor, işleme alınmıyor. Şurası da çok mühimdir ki Akademi Dergisi, çok büyük bir dikkat ve gayretle, yedi sene boyunca bu çevrelerle böyle bir kapışma içerisine girmemeye çabaladığı halde merkez tarafından yazıldığı iddia edilen sahte metinde, bu hususa dikkat çekilmiş, herkesle tabiri caizse kavga ettiğimiz iftirası atılmıştı. Oysa o sahte yasaklama pususundan sonra Akademi Dergisi, yaptığı ikazlara verilen alaycı, artist, zorba karşılıkların ardından “inceldiği yerden kopsun” diyerek bu organize suç, terör ve ihanet örgütü ile böyle bir mücadeleye girdi, yine de merkezimizin bize açtığı bir dava falan yok. Olduğunu iddia edenlere “takip numarası” sorun, verebilirlerse, olmayan şikayetin takip nosunu, bize aktarın, bakalım.

Bütün bunlar bile kendini Süleymanlı olarak tanımlayan bazı adi karakterli münafık pislik heriflere hiçbir şey anlatmıyor/anlatmayacak. Bunlar haklı olsalar, bizim şu anda bile şu restimize, iddialarımıza karşılık, merkezimizin bir rahatsızlığı olması, hukuki yollara gitmesi, “Karışıklık olmuş, biz gerçekten yasakladık” demesi gerekir ve istese merkezimizin bizi bitirmesi iki günlük iştir ama merkezimiz her zaman Akademi Dergisi’nin arkasında durdu, tasdik eden tavırlar sergiledi ve şimdi de sergileyeceği kesin olduğu halde, söz konusu bu sözde Süleymancı özde münafık güruh, hem kendilerini Süleymanlı olarak tanımlamaya devam edip, hem Akademi hakkında atıp tutabilecekler.

Daha önce defalarca söyledik, bütün bunları görerek hala Akademi’ye hasımlık eden, yasaklandığını iddia eden her kim varsa, şu güzelliklerden, şu ilimlerden, şu duruşumuzdan tesirlenmeyen her kim varsa, münafık olduğuna, vicdansız, iz’ansız, insafsız, duygusuz, iki ayaklı taş, hatta Allahsız olduğuna emin olup tedbir alabilirsiniz. Her an size de her şeyi yaparlar. Böyleleri öz evlatlarının bile kuyusunu kazarlar. Yeter ki menfaatleri onu gerektirsin.

Bunların bu kadar zamandır bize yaptığını, bir Müslümana, bir gayr-i müslim bile yapmaz. Düşman/gavur bile yapmaz.

Bakın hiçbir Müslüman demiyoruz, hala insan kalmış olan hiçbir insan, bu şartlarda bunların yaptığını yapamaz. Merhum büyüğümüz de bu sözde Süleymanlıları, on yıldan fazla süre önce, işte bu nedenle toptan kovdu ve ‘Şu yolda içtiğiniz çorbalar bile haram olsun’ buyurdu. 

Bir kişinin, sadece birinin gittiğini, yolunu ayırdığını bile görmedik. Üzerlerine bile alınmadılar. Oralı bile olmadılar. Hala AKPKK ile nezih cemaatimizi bir arada anmaya devam ettiler. Hala gerçek Süleymanlılara, değerlerimizi dillerine dolayarak, merkezimizi alet ederek sıkıntılar çıkartmaya devam ettiler, ediyorlar.

Hala merkez sekreteryadan söz konusu yasaklama metninin aslını istemek yerine, beş on dakikada bu AKPKK+CIA+Mafya ortak pususunu bozmak yerine ‘Akademi Dergisi’ yasaklandı demeye devam eden şerefsiz kere şerefsiz idarecileriniz kaldıysa, onları da silin defterinizden ve münasip şekilde merkeze bildirin bunları. Hatta bize bildirin öncelikle… Bakın büyük harflerle yazıyoruz ki BİZİM KONUMUMUZ, SİZİN İDARECİLERİNİZİN ÜZERİNDE, ÇOK ÜZERİNDE…

Her hangi birinize, Akademi’yi takip ettiğiniz için sıkıntı çıkartacak bir idareci olursa da bize bildirin. Çekinmeyin, isminizi gizli tutar, gereğini yaparız.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi 

Etiketler: akademi dergisiakp’nin gerçek yüzüciacübbeli ahmet hocagötürgevkemal kacarmehmet fahri sertkayamossadnurettin akmanömer çiğilrecep tayyip erdoğansalih torunsüleymancılartugva

Melis Alphan şimdilik ensestleri bıraksın, Türkiye’deki gizli yahudilerin oranı kaç, onu açıklasın

akademi dergisi, Mehmet Fahri Sertkaya, melis alphan, ayşe aral, sabetayistler, ayşe arman, cnn türk, içimizdeki israil, gizli yahudiler, siyonistler

Bir Türk, elinde kale alınır veri/ispat olmadan, basın mensubu görünerek, kendi milletini neden toptan sapık, ahlaksız ilan etmek ister? Neden içten içe, mani olamadığı bir ‘Türk toplumunu karalama, aşağılama’ gayreti olur?

Türk milletinin yarısına ensest sapık diyen, kayıtlarda İzmirli görünen ve de kayıtlarda İzmirli görünen yüzlerce kripto Yahudi’nin çalıştığı sözde Türk basın kuruluşlarında çalışan müfteri Melis Alphan ile bu Siyonist+Sabetayist+Mason ortak projesi CNN Türk’te yazan Seferad Yahudisi Deniz Alphan akraba mı? Var mı bir bilen?

Sizce İçimizdeki İsrail‘in en sivri elemanlarından, ahlaksızlığı ahlak edindirmek gayretindeki, hususiyetle Türk genç kızlarının namussuzlaşması gayretindeki Sabetaycı gizli Yahudi Ayşe Arman Dormen, bu Melis Alphan’ı biraz fazlaca sahiplenerek dikkat çekmiş mi?

Hani şu ‘ünlü’ karikatürist Sabetaycı gizli Yahudi Tekin Aral’ın kızı ve karikatürist Sabetaycı gizli Yahudi Oğuz Aral’ın da yeğeni olan Sabetaycı Yahudi Ayşe Aral var ya, hani içimizdeki İsrail’in kurumsal gazetelerinden Hürriyet’in yazarıydı o da, hani yakınlarda öldü, hatırladınız değil mi, işte o Ayşe Aral da üstüne basa basa reklam etmiş bu “sivri” Melis Alphan’ı…

Ayşe Aral bir seferinde ”Hürriyet’in Kelebek ekinin yazarı, hepimizin zevkle okuduğu, deli gözüken ama sakin, sert eleştirir gibi gözüken ama dünyası, duruşu sevgisi, insanlığı, dostluğu şeker tadında olan, hatta bana çok benzediği için benden ekstra puan kazanmış olan, benim küçük cadı Ayça’nın, Londra’da senelerce aynı evi paylaştığı can arkadaşı Melis Alphan … ” şeklinde cümleler kurmuş.

İnsan zaten anlayamıyor, neden bu Türk görünen basın ve medyanın onlarca senedir Kemalizm, laiklik, cumhuriyet, çağdaşlık v.s. söylemlerin ardına sığınarak bu ülkenin asli unsurunun ve ezici çoğunluğunun değerleri ile savaştığını… Bakıyor insan, bu milletin cinsi ya da dini sapıklık gördüğü şeyleri, organize bir faaliyet ile, dur durak bilmeden azimle normalleştirmek isteyen, bu uğurda onlarca yıldır neler neler denemiş bir kadro var ve sonra bu millete “Direnmeyin, bitmişsiniz, kokuşmuşsunuz, dibe vurmuşsunuz işte” diyenler de bunlar… Üstelik son patlak veren sapıklık hadiselerinde, hadisenin içindeki şahıslar da kendilerinden. Onların da Türklük ile Müslümanlık ile alakaları yok. Hatta bunların ciddi bir kısmının hak ilahi kitap kabul ettiği bozulmuş Tevrat, ensest ilişkiyi normalleştiren, tavsiye eden, hatta kutsallaştıran sözde ayetler ile dolu. Açın bozulmuş Tevrat’ın neşidelerini, gözleriniz ile okuyun…

Ayşe Aral ölüp hakikati görünce, cenaze merasimine Melis Alphan da katılmış ve Melis’in yanında Sabetaycı Gülse Birsel, Sabetaycı Yalçın Bayer, Sabetaycı Hanzade Doğan Boyner, Sabetaycı Osman Boyner, Sabetaycı Arzuhan Doğan Yalçındağ başta olmak üzere kalabalık bir gizli Yahudi grubu katılmış.

Melis Alphan’ın kalabalık bir gizli Yahudi grubu ile birlikte katıldığı bu cenaze merasiminin haberi, Sabetaycı gizli Yahudi Şahenklerin NTV’sinde, içimizdeki İsrail’in kurumsal gazetelerinden Hürriyet’te ve Milliyet’te, Sabetaycı gizli Yahudilerin adından başka hiçbir şeyi Türk olmayan HaberTürk‘ünde yer bulmuş. Bunları yazdım, aklınıza hemen Aladağ Yurt yangını kazası üzerinden, İslam cemaat ve tarikatlarına, müslümanların eğitim yuvalarına, T.C. devletinin on milyonlarca vatandaşına organize bir medya linci ile ve hukuksuz şekilde taarruz edenler geldi mi? 

Bu milletin dinine, kültürüne durmaksızın saldıranlar, tarihini bile onlarca senedir kasten yalanlarla anlatanlar, Türk tarihini nerede ise bir tek Sabetaycı gizli Yahudi Kemal Atatürk‘e indirgemeye kalkanlar geldi mi? ‘Siz kimsiniz? Örümcek ağından teşkilat örmüş, çelikten ördüğünüzü sanmışsınız. Kendinizi bir nane sanmayın. Haddinizi bilin. Kanun tanıyın. Suç işlemeyin. Milletimizin dinine, değerlerine, kültürüne, tarihine, Anayasal haklarına organize bir gizli teşekkül halinde saldırmaya son verin. Bunu yanınıza kâr bırakmayız’ diyen Süleymanlılar geldi mi?

Neyse boş verin, bakın likör tarifi var, olmazsa İsrailli şef David Dudi’den tarifler öğrenin. Türk görünen basın ve medyadan yalanları gerçek diye öğrenin, onlar medya linçleri yapsınlar, her iki kişiden birine sapık diye iftira bile atsınlar, sık sık namusunuza da sövsünler, seyirci kalın izleyin, yemeye, içmeye bakın siz… Bakın bir de unutuyordum, Müslümanım deyin, sonra da, onları kollayan Amerikan/CIA sosyal ağlarında “#CemaatlerKapatılsın” etiketi ile saçma salak paylaşımlar yapın.

‘Boş vermişim, boş vermişim, boş vermişim dünyaya,

Ağlamak istemiyorsan, sen de boş ver dünyaya” 

şarkısını söyleyin. Sahi, bunu ve bunun gibi yüzlerce “psikolojik harp taktiği/aracı” olan sözde sanat eserini söyleyenler, hangi kripto Yahudiler, kripto Ermeniler, kripto Rumlardı, geldi mi isimleri aklınıza? Bu ülkede, bu necip milletin ahlakına, tarihine, dinine organize bir faaliyet ile kasteden gizli Yahudi ve gizli Ermenilerin oranını da boş verin gitsin. Sizin neyi tartışmanız gerektiğini onlar belirliyorlar, direnmeyin tartışın, dönüşün, bitin, yıkılın, yok olun da rahat etsinler. Ya da aklınızı başınıza alın, gayret edin de kahrolsunlar, yargılansınlar, cezaların bulsunlar.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Bu MAN’lara dikkat edin. Bunlar çok kötü çarparlar adamı. Kamyon çarpmışa dönersiniz…

akademi dergisi, Mehmet Fahri Sertkaya, içimizdeki israil, gizli yahudiler, man'lar, kripto Yahudiler, gizlenen gerçekler, siyonizm,

Bu MAN’lara dikkat edin.

Bunlar çok kötü çarparlar adamı. Kamyon çarpmışa dönersiniz… 

Para, mal, mülk, din, iman, şeref, ahlak, her şeyinizi sinsi sinsi alırlar elinizden. 

Kendilerinden başka ırklara mensup olanların insan olmadıklarına, onların her şeylerinin aslında kendilerin ait olduğuna ve onlara her ne yaparlarsa yapsın hesap sorulmayacağına inanıyorlar. Ve bu ülke hatta bu dünya, bu mel’unlar yüzünden bu kadar vahşi ve acılarla dolu halde.

➥ Çerman, Dikman, Yazman, Gökman, Usman, Savaşman, Başakman, Sezerman, Akman, Arman, Tanman, Kayaman, Kutman, Man, Kutuzman, Kuntman, Sayman, Dorman, German, Berkman, Berikman, Barkman, İpekman, Alpman, Çelikman, Kefman, Yurtman, Tarıman, Parman, Arsman, Duman, Sirman, Yalman, Yükman, Yalaman, Rayman, Elerman, Gotman, Gürelman, Gökçeman, Kılman, Çakılman, Ayman, Özerman, Orman, Pekman, Tezelman, Buluman, Adaman, Hürman, Hüsman, Feyman, Kamman, Ferman, Tekman, Ataman, Yeman, Kuzeyman, Bekerman, Felman, Fesman, Bilişman, Atalayman, Yerman, Yelman, Balman, Yarman, Kahrıman, Buyurman, Teoman, Belman, Korman, Koraman, Oraman, Gökerman, Acıman, Toraman, Canman, Rodopman, Dişman, Çırakman, Tunçman, Eleman, Denizman, Konukman, Adıman, Iderman, Ekerman, Özman, Şanlıman, Kahman, Hetman, Yenerman, Akaman, Pekman, Işıkman, Gülerman, Hasman, Erkman, Selman, Bayman, Karaman, Sezerman, Dalman, Cinman, Olgaçman, Cerahman, Dirikman, Dizman, Dudakman, Duruman, Doğuman, Korman, Okman, Tengizman, Seyman, Sarpman, Belman, Barman, Gülman, Ferman, Darman, Gülenman, Dolman, Özalpman, Halman, Usman, Başman, Dilman, Akkerman, Akerman, Kopraman, Kırımman, Haslaman, Sütman, Hergülman, Oyman, Akleman, Tokman, Taslaman, Vardarlıman, Hekiman, Yeyman, Urasman, Özerman, Yasaman, Yetman, Nayman, Önderman, Turman, Otman, Dedeman, Şişman, Sinman, Danışman, Arıtman, Bilgeman, Eriman, Tunaman, Turaman, Elman, Sakman, Baydarman, Çarıkman, Kapanman, Kapelman, Erenman, Odman, Odaman, Acıman, Ozman, Akosman, Haslaman, Uzman, Arıman, Ariman, Ünman, Kusman, Sezginman, Ülman, Kolman, Sezerman, Sunman, Akgerman, Akkirman, Ulusman, Elaman, Poluman, Edman, Eğitman, Ehman, Osman, Uçman, Sarman, Örsman, Kasman, Oğuzman, Balaman, Sayılman, Özsağman, Çaman, Öğütman, Alman, Poluman, Selikman, Selekman, Sümerman, Silman, Talayman, Yöneyman, Erkayman, Rayman, Narman, Zerman, Sonman, Rodopluman, Rodopman, Kirman, Parlakman, Canerman, Kirmanoğlu, Doğruman, Nartman, Danişman, Elarman, Kotaman, Elçiman, Erikman, Erakduman, Erataman, Özataman, Erakman, Keyman, Emirosman, Esotman, Esman, Darman, Ayraçman, Etiman, Tabuman, Dalayman, Dizman, Gaman, Ziraman, Zoraman, Zorluman, Zerenman, Türkman, Forsman, Arkman, Samman, Ardaman, Artman, Ersalman, Tozman, Solman, Yeyman, Uralman, Sözerman, Hünerman, Könüman, Evman, Katıman, İsman, Çinman, Herman, Arduman, Tanışman, Eruçman, Ahman, Idiman, Birman, Araman, Zilberman, Bankman, Seliman, Evciman, Kefman, Kentman, Kuluman, Kurçman, Evman, Ezerman, Aslanman, Arcıman, Arıkman, Nasman, Özakman, Bulguman, Delman, Küreman, Harman, Teoman, Antman, Dokuman, Mutman, Duraman, Haman, Egeman, Barmanbek, Oktayman, Altunman, Hatman, Yılman, Özdenizman, Yelman, Yatman, Bagman, Ilman, Pesman, Güleman, Guleman, Yelman, Berman, Harman, Kıcıman, Hüsman, Reman, Herman, Yalıman, Gürlüman, Arciman, Akiman, Soyman, Sümerman, Işıtman, Özüyaman, Peyman, Turman, Ülevman, Kıraman, Onurman, Okman, Sağısman, Aytaman, Akyerman, Hacaman, Ovatman, Mirman, Özatman, Ağırman, Yasdıman, Yastıman, Yıldızman, Umarusman, Ziraman, Yayman, Özüerman, Sorman, Misman, Eralpman, Mazman, Çağırman, Tenerman, Savman, Piyman, Gilman, Girginman, Girman, Gökderman, Gözerman, Közkaman, Filizman…

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Cübbeli Ahmet Hoca da, İsmailağa camiası da çok zor duruma düştüler | Onlarca senedir dar’ül harp fıkhına dair itirazları dikkate almıyorlardı

ihsan şenocak, Cübbeli Ahmed Hoca, ismailağa cemaati, süleymancılar, Mehmet Fahri Sertkaya, dar'ül harp, dar'ül islam, türkiye dar'ül harp mi, akademi dergisi,

Cübbeli Ahmet Hoca da, İsmailağa camiası da çok zor duruma düştüler. 

Onlarca senedir dar’ül harp fıkhına dair itirazlarımızı dikkate almıyorlardı, kendilerine itibar eden sayısız Müslümanı, türlü sıkıntılara hatta maddi ve manevi felaketlere sürüklüyorlardı. Akademi Dergisi olarak son birkaç sene içinde, bunca Müslümanın dünya ve ahiret saadetini dert edinerek, İsmailağa denilen nursuz, feyizsiz, icazetsiz ve bozuk tarikata ve hususiyetle de hoca demekten imtina ettiğimiz Cübbeli Ahmet denilen Ahmet Mahmut Ünlü‘ye karşı, bu zararlarına mani olmak adına ilmi izahlar ve ispatlarla dolu yayınlar yapmıştık. Camia, hakkı olmadığı halde sessiz kalırken, sessizliği tercih ederken, Cübbeli Ahmet ise daha çirkin bir davranış sergilemişti. Hakikati kabul etmek, Müslümanları böyle zor bir halden bir an evvel kurtarmak ya da bizim ilmi yayınlarımıza yine ilmi itirazlarla karşılıklar vermek yerine, bir programda, bir izleyici sorusuna “Türkiye İslam devleti değil ki, biz o söyleneni yapabilelim” tarzında, diğer programda ya da köşe yazısında “Türkiye kesinlikle dar’ül harb değildir” tarzında kendini yalanlayıp duran açıklamalar yapıyor, yetmiyor, iyice köşeye sıkıştığında ise, cemaatleri birbirine düşürmeyi bile göze alarak, herkesi birbirine katıp kendini oldu bitti ile haklı çıkaracak çirkinliklere tevessül edebiliyordu. Bu kadar aciz kalışın üzerine, şahsımı bütün bir millete, hususiyetle de çeşitli Müslüman kesimlere “iç ve dış güçlerin adamı”“ajan”“namussuz”“şuna buna da dilini uzatmış” şeklinde iftiralarla hedef gösterebiliyordu.

Biz bu mücadeleler sırasında, Türkiye’nin yönetim şekliyle de, halkının durumu göz önüne alındığında da, İslam devleti kabul edilemeyeceğini türlü türlü izah ve ispat ediyorduk. Şimdilerde ise yeni bir gelişme oldu. Kapsamlı bir araştırma yapıldı ve ülkelerin İslamilik endeksi yani İslami kriterlere ne kadar uydukları, ciddiyetle araştırıldı. Bu ciddi araştırma da bizim, sözde İslam ülkesi denilen ülkeler hakkındaki kanatlerimizi doğruladı.

George Washington Üniversitesi’nden Şehrazat S. Rahman ve Hüseyin Askeri, uluslararası akademik bir dergide (Global Economy Journal) “İslam Ülkeleri Ne Kadar İslami?” adlı bir makale yayınladı. Bu makalede “İslamilik Endeksi” diye bir başlık altında İslam ülkelerinin ve İslam ülkesi olmayan ülkelerin “İslamiliğini” gösteren bir endekse yer verildi.

Kendilerini “İslam ülkesi” olarak resmen açıklayan 7 ülke var: Afganistan, Bahreyn, İran, Moritanya, Umman, Pakistan ve Yemen. 

12 ülke ise İslam’ı devletin “resmi dini” olarak kabul ediyor: Cezayir, Bangladeş, Mısır, Irak, Kuveyt, Libya, Malezya, Maldivler, Fas, Tunus, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri…

Milletçe İslami uygulamaları “benimseyen” ülkeler de dahil edilince, İslam İşbirliği Teşkilatı‘na üye 57 ülke kategorilendirilmiş:

a) İslam’ı devletin resmi dini olarak kabul eden ülkeler

b) İslam’ı devletin ana dini olarak kabul eden ülkeler

c) Dikkate değer bir Müslüman nüfusa sahip olan ülkeler

d) Kendilerini İslam cumhuriyeti olarak ilan eden ülkeler

Ve bunlarla birlikte İslam ülkesi olmayanları da katılıp, “İslamilik Endeksi” araştırmasına toplam 208 ülkeyi dahil edildi.

İLK 10’DA İSLAM ÜLKESİ YOK

İslamilik Endeksi sonuçlarında İlk 10 içerisinde ne bir İslam Ülkesi ne de bir İslam İşbirliği Teşkilatı üyesi ülke yok.

1. YENİ ZELANDA

2. LÜKSEMBURG

3. İRLANDA

4. İZLANDA

5. FİNLANDİYA

6. DANİMARKA

7. KANADA

8. İNGİLTERE

9. AVUSTRALYA

10. HOLLANDA

Araştırmada İslam İşbirliği Teşkilatı üyesi olan ve listeye 38. sıradan girmeyi başaran Malezya, nüfusunun çoğu Müslüman olan ülkeler içinde şu anda en İslami ülke diyebiliriz.

Malezya’yı 48. sırada Kuveyt, 64’te Bahreyn (kendisi 7 İslam ülkesinden biri), 65’te Brunei, 73’te Uganda takip ediyor.

TÜRKİYE NEREDE?

Türkiye, 103. sırada.

208 ülkeden 206. sırada son İslam ülkesi ise Somali

Özetlersek: Yeni Zelanda, Lüksemburg, İrlanda ile başlayan listedeki ülkeler “İslamilik” endeksinde nüfusunun çoğu Müslüman olan ülkelerin tamamını hallaç pamuğu gibi atmış gözüküyor. Takipçilerim hatırlayacaklar ki, en az Cübbeli Ahmet kadar samimiyetsiz biri olan, ehli sünnet olduğunu iddia etse de olmayan, dini dünya siyasetine alet eden İhsan Şenocak‘a da bu hususta bir karşılık vermiş, gerçekleri tokat gibi yüzüne çarpmıştım da üzerine geçen yıllar boyunca gık bile edememişti. Milletimizin kurtuluşu gayesi ile mücadele ettiklerini iddia edip duran bu şahısların, alim olduklarını iddia edip duran bu şahısların, bu derece samimiyetsizliklerine, umursamazlıklarına ve en temel İslami hususları bilmemelerine, bilmedikleri izah edilince hatalarından dönmemelerine ne denir, nifak denir mi, ona da siz kendiniz karar verin.

ŞİMDİ NE OLACAK?

O halde; Böyle bir ülkede Müslümanlardan bir imkansızı başarmalarını isteyip, dar’ül harp fıkhı değil de dar’ül İslam fıkhı yaşatmaya çalışanlar, hatta yetmeyip takva üzere yaşatmaya çalışanlar; bunu başaramayıp perişan olan, küfrün karşısında aciz kalan, hatta bazıları savrulup giden, İslami kaidelere göre yaşamayı bile tamamen terk eden hangi bir Müslümanın ve neslinin hesabını verebilecekler? 

Ve nasıl olur da  hala bunca izaha ve ispata rağmen “Bu ülke İslam ülkesi”, “Olur mu bu ülkede Müslümanlığın alametleri var. Camiler var, mescitler var.”, “Refah partisi (ya da AK parti) İslami parti. Erbakan emir’ül mü’minimizdir. Tayyip bey başkomutanımızdır” demekte ısrar edip Müslümanları çıkmazlara sokarlar, ehli küfrü güçlendirirler? 

Peybamberimiz (s.a.v.) Mekke hayatı boyunca, Medine’de yaşadığı gibi mi yaşadı? Aynı fıkhı mı tatbik etti? Sanki dar’ül harp fıkhını bir cemaat mi uydurdu? Bu samimiyetsizler, bu kutta-i tarikler, ehli sünnetin bunca muteber eserini nasıl okudular?

Mehmet Fahri Sertkaya|Akademi Dergisi

Tarihin ender gördüğü bir profesördür Ahmet Akgündüz. Bakın Tayyip Erdoğan hakkında ne dedi.

akademi dergisi, Mehmet Fahri Sertkaya, recep tayyip erdoğan, prof. dr. ahmet akgündüz, egemen bağış, efkan ala, akp'nin gerçek yüzü, gerçek yüzü, islamcılık, bop projesi,

Kafalar çok güzel, ışıl ışıl parlıyor.

Neymiş, siyasi müceddid ve ümmet-i Muhammed’in lideri imiş…

Diploma yok.

Yabancı lisan yok

Kamu tecrübesi yok

Tarih bilgisi yok

Edebi derinliği yok

Teknik bir sahada uzmanlık yok

Herhangi bir sanat dalında meşguliyet, ustalık yok

Kitap okumuşluğu yok, şimdi de okumuyor. 

Genel kültür seviyesinin dışında İslami bilgisi, derinliği yok

Ekonomi bilgisi ve tecrübesi sıfır, 30 kuruşa simit sattığı ile övünüp duruyor. 

Bütün bunlar bir yana da,

Davos’a gidip “Din ve kültür gibi sun’i bölünmeler” diyor

Başka bir yere gidiyor, müslüman eti yemek ve kanı içmekle övünmüş Haçlı askerlerinin sevgi, dostluk, kardeşlik için geldiğini, tarihin yanlış yazıldığını söylüyor

Başka bir yere gidiyor, fahri doktora verilirken üzerinde haç olan papaz kıyafeti giyiyor. Oysa kameralar karşısında yerdeki Türk bayrağını kaldırıp iç cebine koyduğu çok oluyor. Bu doktoranın rüşvetle alındığı, doktorayı verenlerden birinin skandal patlak verince intihar ettiği, diğerinin istifa ettiği dünya medyasını yansıyor. Görmezden geliyor. Tartışmalara girmiyor. Kendini de savunmuyor. 

Ekonomik ve siyasi bir İslam birliğine karşı olduğunu söylüyor.

Sünnilik sanki İslam’dan başka bir şeymiş gibi “Benim sünnilik diye bir dinim yok” diyor. İslam’a dair bilgisinin sıfır olduğunu da gözler önüne seren reddiyeler yapılıyor. Henüz İslam’ın mezhep kavramını bile doğru anlayamamış olduğu gözler önüne seriliyor. O, bunların hiçbirine karşılık veremiyor ama memleketin mezhepsizleştirilmesi için şu an dahil, Diyanet’i büyük bir gayretle kullanıyor. 

Diyanet teşkilatının iyice laçkalaştığından rahatsız olan ve kamuoyu oluşturan bu milletin karşısında, “1 milyonluk araba bir şey mi, al sana” dercesine daha da fazlasını keyfi olarak başkana tahsis ediyor. Adeta diplomatik bir dille bu millete “Ben verdim oldu bitti. Ben böyle istiyorum. Sizin tercihlerinizden bana ne. Ben neyi doğru görüyorsam mevzu bitmiştir.” mesajı veriyor. 

Bu güne kadar medeniyetler ittifakı, dinler arası diyalog, BOP İslamcılığı, ılımlı islamcılık projelerini gönül rızası ile, içten gelerek destekledi. 

İbnelik, zina, evlilerin zinası, misyonerlik, domuz eti halen serbest. Bunlara tepkiler yükseldikçe “Ne yapalım AB’ye uyum yasaları bunlar” diyor. Sonra an geliyor kameralar karşısına çıkıp “Ey AB!” diye atarlanıyor ve “bizi almayacağınızdan eminiz, sizsiz de dünya mümkün” mealinde konuşuyor. 

Diyanetten sorumlu devlet bakanı yaptığı Mehmet Aydın, milyonlarca Türkiyelinin imanına kasteden projeleri büyük bir gayret ve kararlıklıkla uygularken, kendi partisinden bakan olan bu adama karşı millet nefretle hücum ederken, hiç oralı bile olmuyor. Adeta onu da kolluyor. Mehmet Aydın ise yurt dışındaki müslümanların faaliyetlerine gidince “Niye haremlik selamlık yapıyorsunuz?” ya da “Gayri müslimlere sizin dininiz batıl bizimki hak demeyeceksiniz” diyebilecek kadar büyük skandallara imza atıyor. 

Ayete bakara makara diyen Kürt Yahudisi Egemen Bağış’a tepkiler yükselirken, onun da yanında oluyor. Hatta inanmazsınız ama Tayyip ile Egmın arasında hala bir husumet, ayrılık yok. 

Bu Egmın, TSK’da asker iken ölen Hristiyan birinin cenazesine katılıp “Bu topraklar üzerinde kim azınlık, kim asli unsur, bu tartışılır” derken ve bu Hristiyanı bile şehit ilan ederken hiç rahatsızlık duymuyor. 

Lüzumsuzun biri, nasıl bakan olabildiğini insan aklının almadığı Efkan Ala, hz. peygamberimize kibir isnat ediyor, onun umurunda bile olmuyor. Öyle ki saray soytarısı olarak bilinen cübbeli ya da cübbesiz, akademisyen ya da alaylı bazı sözde hocalar bile “Yahu ben bunu nasıl tevil edeyim. Cemaatim beni de siler geçer” diyerek bakana atarlanmak zoruna kalıyor. Onun umurunda bile olmuyor. Gün geliyor bu bakanın fişini çekiyor ama sebep de sözde darbenin olduğu gece hususi uçakla Gürcistan üzerinde dolaşıp durup, neler olduğunu anlayana kadar memlekete gelmeyişi oluyor. 

Irak’ta asker sivil demeden, masum suçlu ayırt etmeden, bebek, çocuk, kadın diye ayırmadan katliamlar yapan ve toplamda milyonlarca kişiyi katleden ve Haçlı seferi yapmaya geldiklerini ilan ede ede gelip bunları yapan Amerikan askerlerine kahraman diyor. 

Urfa’da ve başka yerlerde konuşuyor, dört hak din diyor. “Dilin mi sürçtü” diye herkes sorup tepki gösteriyor, yıllar geçiyor cevap vermiyor ya da düzeltme yapmıyor. 

Ve tekrara gerek yok, daha böyle yüzlerce acı gerçek var, ama nasıl profesör olabildiğine dair öğrencilere doktora tezi verilmesi, incelenmesi gereken Ahmet Akgündüz de bu gördüklerinizi yazıyor. 

Gerçi Ahmet bunu hep yapıyor. Said-i Nursi’nin seyyid olduğu palavrasını atarken de 1935 yılına ait Osmanlı belgesi göstermişti 🙂

Kafalar çok güzel, ışıl ışıl parlıyor.

Latifesi, ciddisi her şey bir yana, izleyip hep beraber görelim, Allah’ın bu memlekete, bu millete, bu kadar laçkalaşmaya, bu kadar düşmeye gazabı çok şiddetli olacak. 

Nerden mi biliyorum böyle olacağını? Dünya tarihinde bundan başka bir şey yok.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Ölümün hakikati…

Ölen hayvandır, ruhlar ölmez.

Hayvan, “hay” kökünden, hayat sahibi olan anlamına gelir ki, bu doğru bakış açısı ile bakıldığında, maddesel formdaki canlı olan vücudumuz da maddesel hayat sahibi bir hayvan türüdür. Ruh ise madde değildir. Ölümlü de değildir.

Mü’minlerin ruhları da, kafirlerin ruhları da “ölüm” denilen şey gerçekleştiğinde sadece bedeninden ayrılırlar. Ölüm bir “yok oluş” değildir. Ölüm, yılanın kabuk bırakması misali bir merhale, bir aşamadır.

Cennet ve Cehennem, yedi kat semanın da daha üzerinde mevcut bulunan beş kat daha semadan biri olan “Alem-i Arş”tadır. Şu anda fiilen mevcutturlar. Ama kıyamet kopup bütün herkes hesaba çekilene kadar, şu ana kadar ölmüş ve kıyamete kadar ölecek kişilerin ruhları cennet ya da cehenneme götürülmez. Bedeninden ayrılan ruh, vazifeli melekler tarafından, melek hızında yine yedi kat semanın üzerindeki bir sema katında bulunan Illiyyin ya da Siccin‘den birine götürülür.
Peygamberlerin, şehitlerin, bazı velilerin, salihlerin, salihaların ruhları ise özgür bırakılır. Onlar ruhaniyetleri ile istedikleri zaman dünyaya gelirler, sevdikleri kişileri görürler, izlerler, dinlerler. Harplerde mü’minlere yardım ederler. Allah’ın izni ile istediklerinde yaşamakta olan yakınlarına ve sair mü’minlere görünebilirler de. İşte Selefi-Vehhabi sapık mezhebine mensup olanlar bu gerçekleri bilmeden velilerin kerametlerini inkar ederler.

Piri Reis, o meşhur ve akıl almaz dünya haritasını, bu şekilde, Süleyman peygamberin(a.s.) ruhaniyeti ile görüşerek çizmiştir. İşte bu gün bilim, milimine kadar doğru çizilmiş haritanın acziyeti içindedir. Süleyman aleyhisselam hem peygamber hem de devlet lideri idi. Onun zamanında da dünyada çok yüksek teknoloji vardı.

İnsanların hepsi yaratıldı, ruhlar aleminde bir aradaydı. Orada herkes “asıl gerçeği” gördü ve iman etti. Herkes ama herkes “Evet rabbimizsin” dedi. Ama sonra bu gerçekler ruhlara / insanlara unutturuldu. Sırası gelen ruh, annesinin karnındaki bedenine 120. gün melekler tarafından konulur. Doğar, yaşar, tercihlerini yapar ve sonra ölür. Öldüğü gibi, ruhlar aleminde gördüğü ve unutturulan ilahi gerçekleri yine görür. Ama dünyada iman etmemiş ise, cüz’i iradesini doğru kullanmamış ise artık kaybetmiştir ve ebedi-sonsuz cehennem azabı çekecektir.

Ruhlar alemindeki en son ruhlar da dünyaya gelip imtihan olup dünya hayatını tamamlayana ve kıyamet kopana kadar, önceki dönemlerde dünyaya gelip bedeni ölen bu ruhlar, Siccin’de azap çekerek kıyameti beklerler. Mü’minlerin ruhları ise Illiyyin’de cennet misali nimetler ile ödüllendirilirler. Bunlar, yeni ölüp de aralarına getirilen ruhlardan, dünyadaki yakınlarına dair haberler de sorup öğrenirler.

Ruh ile bedenin 12 farklı bağlantısı vardır. Ölümle beraber ruh ile beden arasındaki bağlardan sadece üçü kopar. Dokuz bağ halen aktif kalır. Yani ölümle birlikte kişinin bedeni işe yaramaz ve kıymeti olmayan bir atık olmaz. Kopan bağlar hareket, renk ve ısı bağlarıdır. İşitme, görme, his etme v.s. bağları hep devam eder. Ölü kişi, başına gelen kişileri görür, duyar, temaslarını his etmeye devam eder ama hareket edemez. Cevap veremez. Hiçbir hareketi yapamaz.

Kabrine konulan bedeni ile de bağı kopmaz. Ruhu Illiyyin ya da Siccin’de de olsa, azap ya da mükafat görüyor da olsa, dünyadaki kabrine gelenleri görür, işitir, anlar. Kabirde azap olarak bedenine yapılan eziyetleri  /cezaları tadar. Kabir aleminde azap hem ruha hem de bedenedir.
Ruh ebedidir / sonsuzdur. Tercihlerine göre sonsuz cennet ya da cehennem hayatı yaşayacaktır. Günahkar olup cehenneme gitse bile, mü’min olduğu için, iman ettiği için mutlaka cehennemden sonra cennete geçecek ve ebedi cennette kalacaktır.

Mehmet Fahri Sertkaya

Namusu ile kadın satanların ödüllendirildiği İslam ülkesi hangisidir?

fuhuş, zina, akp'nin gerçek yüzü, matild manukyan, eşcinsellik, islam hukuku, dar'ül harp, dar'ül islam, türkiye dar'ül harp mi, Cübbeli Ahmed Hoca, ismailağa cemaati, kumar,

Bir İslam ülkesi düşünün!

► Dini nikah yapmak suç olsun, imam nikahı kıydıranlar, şikayet edilince onlara ceza verilsin

Bir İslam ülkesi düşünün!
► “Eşcinsellik sapıklıktır” demek suç sayılsın…

Bir İslam ülkesi düşünün!
► Gâvura “Gâvur” demek ve insanları dini kimliğine göre sınıflandırmak suç kabul edilsin…

Bir İslam ülkesi düşünün!
► “İslam ordusu” olması gereken ordusuna gayri müslimleri de asker hatta subay olarak alsın… Yetmedi gayri müslimleri İslam devletinin her makamında görevlendirsin…

Bir İslam ülkesi düşünün!
► Domuz eti, kumar, içki-şarap ve sağlığa zararlı daha sayısız şey serbest olsun…

Bir İslam ülkesi düşünün!
► Zina serbest olsun… Evlilerin zina etmeleri bile cezasız bırakılsın…

Bir İslam ülkesi düşünün!
► Genel evler ve fahişelik serbest olsun. Hatta kumar gibi fuhuş da devlet denetiminde olsun, bunlardan vergi alınsın. Yetmedi bu kumardan, fuhuştan, faizden elde ettiği vergilerle, imamların, müezzinlerin, müftülerin ve bütün memurların maaşları ödensin… Dahası da var, ülkenin en önde gelen pezevenklerinden birine devlet “vergi rekortmeni” ödülünün şölen havasında versin. Halktan da hiçbir tepki çıkmasın.

Bir İslam ülkesi düşünün!
► Miras hukuku, alış veriş/ticaret hukuku, medeni hukuku, savaş hukuku dahil bütün hukuku gayri islami olsun…

Bir İslam ülkesi düşünün!
► Camiler açık olsun, yüz binlerce Diyanet personeli olsun, beş vakit namazlar kılınabilsin, Cuma namazlarına sorun çıkartılmasın bu düzen böyle onlarca yıl devam etsin, ama bir tek imamın bile bir vaazında ağzından “şeriat“, “hilafet“, “İslam medeni hukuku“, “Mecelle“, “Öşür” ve benzeri en temel İslami terimler duyulamasın.

Bir İslam ülkesi düşünün!
► Bütün bu sayılanların yaşandığı o ülkede, her şeyi temelinden düzeltmekle, nasihat etmekle, doğruyu öğretmekle sorumlu olan sözde alimler ve hocalar, bu ülkeyi hem de ısrarla “İslam ülkesi” ilan etsin…


İslam’ı bir siyasi parti, hizmeti ve nasihati parti teşkilatlarında havalı el kol hareketleri ile, kameralar karşısında coşmuş egoları ile nutuk atmak zan etsinler… Atı alan ve Müslümanları mağlup eden gavurlar Üsküdar’ı geçeli iki asır olsun, o sözde İslam ülkesinde kimsenin bir rahatsızlığı olmasın…

Böyle bir İslam ülkesi düşünemiyorsunuz değil mi?


O halde en azından böyle bir Türkiye’ye İslam ülkesi diyen okumuş cahilleri, sözde hocaları gözünüzden düşürün. Dünya ve ahiret saadetiniz için onların peşlerine takılmayın. İslam’ı şahsi egolarını tatmin, şöhret hırslarını tatmin için malzeme yapan Diyanet mensubu ya da Diyanet harici hiçbir şeref yoksununa, samimiyetsiz sefile, videolarını, video kanallarını, sosyal medya sayfalarını takip ederek destek vermeyin.

Resim: Sözde İslam ülkesi Türkiye’nin, “Vergi rekortmeni” madalyası taktığı, kadın satıcısı Matild Manukyan… “Ben namusumla kadın satıyorum” sözü ile meşhurdur.

ben namusumla kadın satıyorum matild manukyan


Mehmet Fahri Sertkaya|Akademi Dergisi

Duydunuz mu, Mehmet Kırkıncı “Türkiye İslam devletidir.” demiş?



NİYE BUNLAR HEP BÖYLE?

Sözde alim ve sözde Bediüzzaman Said-i Nursi’nin, kendi gibi sözde alim talebelerinden biri olan, bu güne kadar pek çok ilmi meselede kendini alim sınıfına koyarak yazdıkları ile yüzlerce pot kırmış olan Mehmet KırkıncıDar’ül Harb meselesine dair de bir kitapçık neşretmiş uzun yıllar önce…

İlimden ve ilim adamı ciddiyetinden uzak bir şekilde, “Türkiye’de bu kadar müslüman var. Bu kadar cami var. İmam var. Müftü var. Türkiye hiç dar’ül harp olur mu?” mesajı vermiş durmuş sık tekrarlarla… Almanya’da ya da Fransa ve İngiltere’de de çok sayıda müslüman var. Camileri var, imamları var, müftüleri var. Cemaatleri ve tarikatları var. Tesettürlü olarak ya da sakallı olarak devlet dairelerinde çalışma hakları var. Hatta İngiltere’de taraflardan ikisi de müslüman olursa şeriat kanunlarına göre yargılanma hakları bile var. O zaman bu ülkeler de dar’ül İslam mı? Elbette değil… 

Ya da Kırkıncı’nın iddia ettiği gibi Türkiye halkının yüzde doksan dokuzu gerçekten müslüman mı? Öyle ise Avrupalıdan daha fazla gâvurluk yapan milyonlarca insan Türkiye’deki Yunanistan vatandaşları mı? Bunlar T.C. kimliğine sahip değiller mi? Bu kadar küfre, şirke, günaha, isyana, çıplaklığa, ticari ahlaksızlığa, üçkağıda, dolandırıcılığa, tecavüze, hırsızlığa, zulme, haksız yere cana kıymalara, tecavüzlere, bu derece tavan yapmış rezilliğe yüzde doksan dokuzu müslüman bir ülkede denk geliyorsak, ya bu haberlerin hepsi yalan ya da Kırkıncı bir hayal aleminde yaşıyor. Türkiye’nin muhafazakar olduğu iddia edilen bölgelerindeki sokakları ve caddeleri bile görmüyor mu? Her sokaktaki onca kumar bayilerini, içki büfelerini, güzellik salonlarını, güzellik salonu görünümlü fuhuş yuvalarını da mı görmüyor? Şu televizyon kanallarının halini, şu internetin halini de mi görmüyor? Katolik misyonerler tarafından ellerine verilen ve Kur’an-ı Kerim’in bile önüne koydukları risale denilen zırvalara bu kadar kafasını gömünce bir insan, bu kadar mı gerçeklerden ve gerçek hayattan uzaklaşabiliyor? Belli ki gerçek hayattan bu kadar uzak ve bir karakolda görev yapan bir tek müslüman polis memurundan bile kolayca öğrenebileceği vahim gerçekleri bile bilmiyor. Ya da daha kötü bir ihtimal var, her şeyi biliyor, her şeyin farkında ama böyle hareket etmek, gerçekleri görmemek işine geliyor. 

Büyük büyük mücadeleler ile bu ülkede Dinler Arası Diyalog adı altında yapılan “ortak din” ve “misyonerlik” planlarına mani olabilmeyi başardıktan sonra, artık diyalogla yatıp diyalogla kalkmadığımız günlere çıkmanın şükrünü eda etmek isterken, bu başarıda zerre kadar katkısı olmayan Kırkıncı’nın, bir de üstüne çıkıp da Fethullah Gülen’e medhiyeler düzen ve diyalog adı ile maskelenen misyonerlik faaliyetlerine destek olan açıklamalarını duymuş olmamız da “gerçekleri çok net görüyor ama sıkıntı etmiyor.” şüphemizi artırıyor. 

Ya da, ibneliği, seviciliği, transeksüelliği, zinayı, evlilerin zinasını, misyonerliği, domuz etini dahil türlü melaneti serbest bırakmış bir partiyi ve liderini, türlü yalan dolanları da, vurgunları da, ihanetleri de ispatları ile meydana serildikten sonra bile destekleyen açıklamalar yapması da “gerçekleri çok net görüyor ama sıkıntı etmiyor.” ihtimalini güçlendirmiyor mu?

Peki, bu kadar “sıkıntısız” bir sözde alimi, samimi müslümanların sıkıntı etmesi, kafaya takması gerekiyor mu? Hangi meselede, nasıl bir kanaat arz ettiğinin bir önemi kalıyor mu?

Bir ülkenin İslam ülkesi olup olmadığına hükmedilir iken, kendini alim zan eden böylesi acayip kişiliklerin yaptığı gibi, ülkenin ne kadarının Müslüman olduğuna bakılmaz. İslam şeriatı ile idare edilip edilmediğine bakılır. 

Onun da baktığı ama işine geldiği gibi anlayıp aktardığı muteber kaynaklara, samimi ve Allah’tan korkan bir mü’min gözü ile bakalım: Bir yerde İslam ahkamı tatbik edilmedi mi orası kendiliğinden dar’ul harb olur mu?  Orada nüfusun ne kadarının müslüman olup olmadığına bakılır mı?

– İbn-i Hummam (rh.a.) “Hicretten önce Mekke dar’uş şirk idi.” (Feth’ul Kadir C.6 Sh. 178)

– Alleme Alüsi (rh.a.) “Fetih den önce Mekke Dar’ul Harb idi.” (Ruhul Meani C. 21 Sh. 18)

– İmam-ı Serahsi (Rh.a.) de “Mekke bir dar’uş şirk idi. Çünkü Mekke’nin içerisinde İslam ahkamı icra edilmiyordu. “ (El-Mebsut C.14 Sh.18) 

demektedirler.

 “BİR YERDE MÜSLÜMANLAR VARSA ORAYA DAR’UL HARB DENMEZ” diyenlere deriz ki; İmam-ı Serahsi , Alüsi , İbn-i Hummam “Mekke fetihten önce Dar’ul Harb idi” dedikleri zaman onlar da biliyordu ki o gün Hz. Muhammed (s.a.v) de Mekke’de idi. Fakat İslam hakim değildi de ondan dar’ul harb oluyordu. Bu nedenle içerisinde İslam ahkamı icra edilmeyen bir yerde nüfusun %99’u müslüman bile olsa, orası yine de İslam devleti olmaz. 

Bu arada, altı yıldır, Risale-i Nur denilen paçavraların gayri ilmi, gayri islami, gayri ciddi, art niyetli, misyonerlik maksatlı yazılmış zırvalar olduğunu, ortaya ciddi ispatlar koyarak kaleme alıyor, Mehmet Kırkıncı gibi sözde alim ve sözde İslami önder kişilerden, bu iddialarımıza cevaplar vermesini bekliyoruz. Ara ara kendilerine açık mektup şeklinde kaleme aldığımız yayınlarımız bile olmasına rağmen, cemaatine mensup sade müslüman kardeşlerimiz bile bize ulaşmasına rağmen, Mehmet Kırkıncı ve benzerleri neden böylesine derin bir sessizlik içindeler?

Mehmet Fahri Sertkaya|Akademi Dergisi

Osmanlı’nın Diyanet Teşkilatı faize cevaz verdi mi?

Mehmet Fahri Sertkaya, osmanlı devlet nizamı, fetvalar, Faiz, dar'ül harp, dar'ül islam, türkiye dar'ül harp mi, fıkıh,



– Şeriat ile idare edilmeyen bir küfür devletinde, bir kafirin bankasına ya da bir devlet bankasına para yatırıp faizi ile almak caizdir diyorlar?

– Evet caizdir. Meşihat-i islamiyyenin yani eskiden İstanbul’da din işlerini idare eden Osmanlı Devleti’nin Diyanet İşleri dairesinin “Ceride-i ilmiyye” kitabının 29 Şubat 1336 ve 9 Cemazil-uhra 1338 tarih ve 55. sayısının 1744. sayfasında yazılı fetvada, “Gayrimüslim bir ülkede kâfir bankasına para yatırıp, bankadan faiz almak, şer’an helâl olur” buyuruluyor. Ve bu fetva hanefi mezhebinin muteber fıkıh kitaplarında sıklıkla yer almış olan “Küfür devletinde faiz yoktur. Caizdir.” fetvasına dayanıyor. 

– Peki, böyle bir bankada çalışıp alınan maaş da helâl olur mu?

– Evet, böyle bir bankada çalışıp maaş almak da helâldir.

– O halde bir küfür devletinde, İslam hukukuna göre asla çalışılamayacak daha pek çok sektörde çalışmak da helal olmaz mı? 

– Evet olur. Öyle ki bir küfür devletindeki kafirlerin alkollü içki üreten fabrikalarında işçilik yapmak bile helal olur. Ya da domuz üreten ve satan tesislerinde… Ya da oradaki bir müslümanın kendisi bir mekan açarak, mesela lokanta açarak orada domuz etinden yapılmış yemekler satması bile caiz olur. Lokantanın içkili hizmet vermesi de caiz olur. 

– Bunları bize hiç öğretmediler. Çok şaşırdım. İşin aslı pek de inanamıyorum. Ezberim bozuldu şu anda… Peki bu fetvaların şer’i mesnedlerini/dayanaklarını nasıl öğrenebilirim?

– Çok kolay. Fıkıh sahasında yeterli donanıma sahip bir tanıdığından, hanefi mezhebinin muteber fıkıh eserlerini incelemesini ve dar’ül harpte nelerin cevazına fetva verildiğini araştırmasını isteyebilirsin. Ya da güvenmek istersen, ilk önce yukarıda bahsedilen Osmanlı fetvasını, ardından da www.AkademiDergisi.com sitemizde muteber kaynaklardan tercüme ederek paylaştığımız ilgili yayınları inceleyebilirsin. 

Mehmet Fahri Sertkaya|Akademi Dergisi

Shocking facts that will change your view of space and the universe: The Miraj incident, other human races in space, and different creatures other than humans in the universe beyond space

The area you see in the very center of the drawing is the earth’s sky, the space in today’s terms…


Space, contrary to the claims, is not “infinite space” and it has a beginning, an end, and a limit. The cosmos, which is called the universe today, is in the form of intertwined spheres and layers… At the very center, there is the space, including our world, and there is the 1st-floor sky/sky, which surrounds the space all around and is itself spherical. All the celestial levels are spherical, surrounding each other in this way.

Even this space is so big that we can’t even guess its beginning and end, so some heedless people had to say “infinite”. However, even such a large space is as small as a grain of sand in the Arabian peninsula compared to the 1st floor of the sky. The 1st-floor sky is as small as a grain of sand in the Arabian peninsula compared to the 2nd-floor sky. And all the heavens are this big compared to each other. This shows that our mind and understanding are not even enough to predict the width of the universe…

In the Miraj event, Hz. Our Prophet (PBUH) was first taken from the Masjid al-Haram (around the Kaaba) to the Masjid-i Aqsa in Jerusalem, with Allahu SWT’s infinite might and his angels as a means, and then from there to space (earth sky) and then to the sky taken to their floors at the speed of angels…

There are also levels above the seven heavens, and he was shown the mysteries of the universe by being walked up to there. So much so that on the floor called Arş-ı ala(empyreal), which is two times higher than the seven layers of the sky, the people of heaven and hell existing/created, and even the people of heaven and hell, were also shown. If Doomsday did not occur and people were in the grave if they were not divided into people of Paradise and Hell, Hz. Who did the Prophet (PBUH) see? There are two possibilities;

1- By Allah’s will, what will happen in the future has been shown. At that moment, the states of the servants who were in the life of this world or in the grave, in heaven or in hell were shown.


2- Hazrat the Prophet (PBUH) said, “Allah SWT created a hundred thousand Adams before Adam.” He said, in the hadith-i sharif and on the night of Miraj, the people they saw as the people of Paradise and Hell were people who were descendants of previous Adams. Allah knows best, but perhaps for this reason, before the Doomsday broke out, before everything was destroyed on the first wall and re-created on the second wall, heaven and hell were already in existence. In other words, some people are hundreds of thousands of previous generations of Adam in heaven and hell right now. For details on this, check: http://goo.gl/jHNM0y

During the Miraj event, our Prophet (PBUH) was taken to many other tribes, that is, to the people of other worlds that are not from our world, and to the realms of creatures that are not in human form. He explained some of them in hadiths.

He (PBUH)explained that two tribes named Gog and Magog were people of other planets. Check: http://goo.gl/LbFPi5

He (PBUH) said that he visited earthly people who were sent to another planet in the time of Hazrat Musa(Moses)(PBUH), on that other planet they were on. Check: http://goo.gl/bSsLUI

He also told about tribes that are more complicated to understand, that are outside of space, whose bodily structures and living conditions are very, very different from ours, perhaps even with different material dimensions. Here is about them. What the Prophet (PBUH) said:

(Included in parentheses in this way are additions made by me for better understanding. #MFS)

Abu Cafer Muhammed b. We read from Jarir et-Tiberi’s work:

Muhammad (PBUH.) said, “Jablisa and Jablika are two cities. One is in the Mashrik and one is in the Maghreb. The city in the center is called Jablıka. It was built of Green Emerald and both reached Mount Kaf. (We understand that Mount Kaf, according to many hadiths, is somewhere in space.)  The width and length of each city are 2000 parasangs. (One parasang.. is equal to 6232.2 m.)”

When The Messenger of Allah(PBUH)said this answer, Jewish scholars were putting the Torah in front of them and making comparisons, whether they were saying it in accordance with their word or seeing it as an opposition. (There are also some intact verses in the distorted Torah, which the rabbis have generally corrupted.)

Ali b. Abu Talib (ABPH) was present in the assembly. He said:

“O Messenger of Allah, are these cities you mentioned in the world we are in?”
The Messenger of Allah(PBUH)said; “Those cities are in darkness, reaching Mount Qaf.”

Hazrat Ali(ABPH)  said: “How many people are there in each city.”

Messenger of Allah(PBUH); “Every city’s castle has a thousand derbend (mountain pass). A thousand people await each derbend in the night. And in a year for those thousand people, it will not be their turn again until the year is over.” said.

Then Hazrat Ali(ABPH) said, “O Messenger of Allah. Are these Jablisa and Jablika people from the sons of Adam?”

The Messenger of Allah(PBUH) said: “They do not know that there is a man in the world.”

Hazrat Ali(ABPH) said, “Wouldn’t the devil find a way for them?” (Satan, that is, unbelieving jinn, can’t they give delusions as they did to us?”

The Messenger of Allah(PBUH) said: “They do not know Satan either.” (It is possible to understand from here that even the jinn in our world, who move at the speed of light and can go around the world seven times a second, cannot go to these places.)

Hazrat Ali(ABPH): “O Messenger of Allah, won’t this Moon, Sun and stars rise over them?”

The Messenger of Allah(PBUH) said: “They do not know that the true God created the moon, the sun, and the stars.” (There are celestial bodies, moon, stars, and planets only in the earth’s sky, that is, in space, in the universe. There are no other layers.)

Hazrat Ali (ABPH) (If they do not have suns and stars as sources of light) “How do they see this world?” said.

The Messenger of Allah(PBUH)(S.A.V) said: “Their light is from the water/radiance of Mount Qaf. Their stones and walls radiate/glow like light.”

Hazrat Ali(ABPH) said, “O Messenger of Allah, what do they eat, what do they drink?”

The Messenger of Allah(PBUH)said: “They do not eat or drink anything.”

Ali (ABPH) said: “What do they wear?”

The Messenger of Allah(PBUH)said: “Their body does not want frost.”

Ali (ABPH) said. “Are they angels?”

The Prophet (S.A.V) said, “They are not angels, but their obedience (obedience, obedience) is like an angel.”

Ali (ABPH) “Will the offspring (sons, children) come from them?” said.

The Messenger of Allah(PBUH)said, “Their sentence is male, there is no female among them.”

Ali (ABPH) “What religion is their religion? Are they in Paradise or Hell?”

Hz. The Messenger of Allah(PBUH)said:

 “They are the people of Paradise, they follow the religion of Islam. On the night of Mi’raj, Jibril (Gabriel) ‘alaihis-salam sent me to that side. I presented Islam to them. They became Muslims. They believed in Allah Ta’ala and me. I taught one of them the conditions of Islam, and I made that person the caliph over them. After that, Jibril conveyed me to the Faris and Fid’i side and the Gog Magog climate and the Münsel and Bakil and Naris tribes. I presented Islam to them, they did not accept it. His sentence is unbelievers.” (It is also stated in the hadiths that two tribes, Gog and Magog, who do not accept Islam, will come to our world, which is the center of Islam, at the End, Times, and attempt to invade our world and want to kill all the people of the world. Check http://goo.gl/LbFPi5 )

After that, Hazrat Ali(ABPH) said, “Can any of our people reach them?”


The Messenger of Allah(PBUH) said: “No, no one can afford to reach them. Because four months go in the dark. Three people from the tribe of Amma Ad. They brought faith in the prophet Hud. They fled from the persecution of the people of Ad and settled in that city.”

When those Jewish scholars heard these words, they said, “You say the truth, and that’s what we found in the Torah. Three people who escaped from that Ad went to that Jablika and Jablisa place. They could not leave because they were afraid of the people of Fid. Because the strength of that tribe was greater than them. In the end, they became a fatt in that city.”
****

There was high technology in the world at the time of the people of Ad, and it has now been admitted to the press and the world public that the speed of light can be exceeded, and perhaps there were spacecraft that went hundreds of thousands of times faster than light in that era when there was much more advanced technology than the one we live in. Check: http://goo.gl/DI4vuz

For more high-tech eras in the past, check: http://goo.gl/ewuFz5

For proofs of life in space, see: http://goo.gl/5Tzmft

For detailed information about the sky layers, check: http://goo.gl/FExJxj

For verses and hadiths that point to life in space, check: http://goo.gl/bQsNNA

There are other life owners right under our noses. Check: http://goo.gl/SlVZyh



Mehmet Fahri Sertkaya|Akademi Dergisi

Takva ehli olacağım derken takla atmayın! Türkiye’de İslam hukukuna göre yaşayamazsınız!

Cübbeli Ahmed Hoca, mahmud efendi, fıkıh, dar'ül harp, dar'ül islam, türkiye dar'ül harp mi, çarşaf, Mehmet Fahri Sertkaya,



Dar’ül harp fıkhı bir cemaatin ya da tarikatın kendisinin uydurduğu bir şey değil. 

Artık gözünüzü açın, güçlenin! 

Türkiye’de İslam hukukuna uygun yaşayamazsınız!

Türkiye gibi bir ülkede, dar’ül islam(Şeriat devleti) fıkhı ile amel etmeye kalkarsanız da edemezsiniz. 

Mahmud Efendi bağlıları gibi bocalar durursunuz. Tavizsiz şekilde İslam’ı yaşadığınız düşüncesi ile sakala, sarığa kadar hassas olmaya çabalar iken her gün faiz yersiniz ve faiz verirsiniz. Her gün haram meclislerinde bulunursunuz. Ya da ictimai/sosyal hayattan, tahsil imkanından, ticaretten, sanayiden, teknolojiden, kültür ve sanattan uzak mı uzak kalıp kendi çapınızda bir dünya kurmaya kalkarsınız ama bunu da başaramaz ve afallar kalırsınız. Hatta dünya-ahiret dengesini bozar, dünyanız ile beraber ahiretinizi de kaybedersiniz. Ehli küfrün zulmü altında zorla da olsa gayri İslami yaşatılırsınız (ki bakın yakın tarihe bundan başka bir şey görüyor musunuz?).

En iyi ihtimalle sizin kadar hassas olmadığını düşündüğünüz ve şiddetle tenkit edip durduğunuz babanıza muhtaç kalırsınız. Evinizi yuvanızı o kurar ama sonra siz yine bir iş tutamazsınız, hiçbir işin içinden çıkamazsınız da babanızın iş yerinde kenar köşede, çok da teknik olmayan ve çok da getirisi olmayan bir yerde çalışıp üç kuruşa geçinmeye çalışırsınız. Ne kendinizi güçlendirebilirsiniz, ne de bütün müslümanların bir an evvel güçlenmesi ve İslam şeriatının uygulanıp hayatın her aşamasında nizamın, huzurun, güvenin olması yolunda bir katkınız olur. 

Her gün sabah akşam etrafınızdaki yüzlerce insana ve esnafa bile selam vermeden geçersiniz. Onlar da sizi dışlar ve hiç kimseye İslam’ın güzelliklerini gösterme ve anlatma imkanı da bulamazsınız. Dahası da var, her bir şeyi ehli küfre bıraktığınız için, babasının iş yeri olmayanlar mecburen bir fabrikada olsun çalışmak isterler de ciğeri beş para etmez birinin takıntıları ile uğraşırsınız. Bir gün kıyafetiniz, öbür gün sakalınız, sonraki gün misvağınız, sonra düşünceniz, itikadınız, şu bu derken, her şeyiniz mesele olur…

Oysa böylesine devlet otoritesi ve halkı ile beraber İslam’dan uzaklaşmış bir ülkede, Allah’ın(c.c.) ve Rasülünün(s.a.v.) emrini yerine getirip, Hz. Peygamberin yaşayarak örnek olup gösterdiği dar’ül harp fıkhına (şeriat ile idare olunmayan ülkelerdeki İslam fıkhına) tabi olsanız, İmam-ı Azam’ın ve müctehid talebelerinin tafsilatı/ayrıntısı ile ilmi eserlere aktardığı dar’ül harp fıkhına tabi olsanız, her şey bir anda tersine döner. Ezilen ehli küfür, ezen de siz olursunuz. Güç kaybeden onlar, sürekli güçlenen de siz olursunuz.

Dar’ül harpte dar’ül islam fıkhı uygulamaya çalışmak takva değildir. Çok feci neticeleri olan bir yanılgıdır. Zira dar’ül harpte dar’ül islam fıkhı uygulayabilmek zaten mümkün değildir. 

Şu Türkiye’ye bir bakın; Bankalara, kartlara hiç bulaşmadan hanginiz ticaret yapabiliyorsunuz? 

Devletin olmadık haram gelirlerine bulaşmadan hanginiz memur olarak çalışabiliyorsunuz?

Açık saçık kızlarla yan yana gelmemek adına liseye ya da üniversiteye gitmeyip her sahayı ehli küfre terk ediyorsunuz ama sonra ister istemez açık saçık kadınların da bulunduğu yerlerde yaşıyor hatta çalışıyorsunuz. 

Siz alış veriş yaparken, ticaret yaparken, maaş alırken paralarınız  gölgesinden korkan üç beş Yahudi’nin bankasında işletiliyor ve sizin sırtınızdan bedavadan korkunç paralar kazanıp bu paralarla size saldırıyorlar ve dininize düşmanlık ediyorlar da, sizler bu paralara dokunmayıp onlara bırakmayı takva görüyorsunuz. 

Oysa dar’ül harp fıkhında bütün bunları kolay yolları ve çıkar yolları var ve bütün bu kolaylıklar şeriata uygun. Dar’ül harp fıkhı bir cemaatin ya da tarikatın kendisinin uydurduğu bir şey de değil. 

Artık gözünüzü açın, güçlenin! Bunun için önce samimi bir niyetle dar’ül harp fıkhını öğrenin! Sonra da üzerinize farz olduğu şekilde bu küfrün yıkılması için gece gündüz, maddi ve manevi gayret edin.

Mehmet Fahri Sertkaya|Akademi Dergisi

Tipik bir AKP iki yüzlülüğü; Seferberlik ilan etmişler…

ahmet davutoğlu, Karay Yahudileri, içimizdeki israil, gizli yahudiler, ülker, ali ülker, sabri ülker, murat ülker, gizli yahudiler, Özgecan Aslan, ibnelik, eşcinsellik, livata - eşcinsel ilişki, zina,

Karay Yahudisi kökenlere sahip boşbakanımız Devitoğlu “Kadına yönelik şiddete karşı seferberlik başlatıyoruz” demiş. 

Özellikle son beş altı senedir bu seferberlik halinin zaten uygulandığını görüp duruyoruz. Ama bu kadar yıl sonra bile somut bir gelişme göremiyoruz. Tabandan gelen bir düzelmeyi hiç mi hiç göremiyoruz.

Nerede ise her kadının başına bir koruma polisi dikmeye varacak kadar cahilce, yanlış, isabetsiz politikaların belirlendiğini ve uygulanmaya çalışıldığını gördük. İl Emniyet müdürlerinin “Şu kadar bin polisimi kadınları korumaya tahsis ettim. Daha şu kadar bin polise daha ihtiyacım var. Ben ne yapabilirim.” şeklindeki açıklamalarını dinledik. Türkiye’nin bir polis devletine dönüştüğünü, bu polislerin angarya işlerle görevlendirildiğini, milli ekonomimize çok büyük bir yük olduğunu gördük. 

Her kadının başına tek tek bir koruma polisi de verilse kadınlar korunamaz. Manevi-ahlaki eğitim verilmeden, Türk aile yapısını perişan eden TV kanalları, filmler, diziler, kadın programları, gazete yayınları, gazetelerin kadın ekleri, kadın dergileri hizaya getirilmeden ve kadınları şımartan, özgürlük söylemleri ile batağa sürükleyen başta Masonik kökenli ya da Misyoner kökenli ama gerçek yüzünü gizleyen yapılanmalar ve türlü amiller yasal destekle ortadan kaldırılmadan, hiçbir ciddi çözüme gidilemez. Polis teşkilatına harcanan para maddi ve manevi sahada eğitimin kalitesinin artırılmasına harcansa idi, bunca yıl sonra tabandan gelen ve engellenemeyen bir düzeliş olacaktı. Oysa AKP hükümetleri ve liderleri demagog söylemler ile halı uyuturken, diğer yandan eşcinselliği, zinayı ve hatta evlilerin zinasını bile serbest bıraktı. İnsanları manen öldürüp domuzlaştıran domuz etini bile kasaplık hayvanlar arasına katıp serbest bıraktı. Zamanında çok ciddi toplumsal tepki ile karşılaşan kilise evleri yasal korumaya almak için yasa bile değiştirdi. Misyonerleri eleştirenleri “Hakaret ve tehdit” suçlamaları ile cezalandırdı. 

Aslında parti logosunda bile Siyonistlerin yedi kollu şamdanı bulunan ve tamamen CIA-MOSSAD ortak projesi olarak kurulan AKP, görevini yerine getirdi. Şimdi bu gibi söylemlerle, halkta biriken enerjiyi boşaltmaya, keklik olanları hala avlamaya çalışmaktan başka bir şey de yapmıyor. 

Kadını koruyacağız diye devlet eli ile tam bir kaos oluşturuldu. Erkek itildi, kakıldı, ikinci sınıf görülür oldu. “Haksızlığa uğrasan bile susacaksın” ayarına getirildi. On gün evli kaldığı kadına bir ömür nafaka vermekle cezalandırıldı. Cezaevleri ayrıldığı karısına nafaka ödeyemeyen girip çıkıp duran erkeklerle doldu. Kadın daha da şımardı. Daha çekilmez tavırlara girdi. Kendini devlet yerine koydu. Ve erkek de yapısı gereği erkeklik yaptı. Adliyede, onlarca polisin arasında bile olsa kadının vurdu. Hep beraber izledik bunları… Gördük ki polis bir kaç metre yakınında iken bile, kadınlar kocaları tarafından yine vuruldu. Tasvip ediyor muyuz? Hayır. Ama görünen köy klavuz istemez. Kadınlar yine vurulacak. Çünkü bu sistemin mimarları, şu anda hala gücü elinde bulunduran derinler, bu milletin kadınını da erkeğini de insandan saymıyorlar. Goyim diyorlar ve dünyalarını da ahiretlerini de perişan etmeye hakları olduğuna inanıyorlar. 

Artık goyimler intikam almalı. Artık düzeni kuran kriptolar al aşağı edilmeli. Yoksa hiçbir şey düzelmeyecek. 

Mehmet Fahri Sertkaya|Akademi Dergisi