Etiket arşivi: Türkiye

İşte şunlar hep kara para sistemi…

Ankebut Ağına bağlı ülkeler/hükumetler arasındaki paslaşmalar…

Bohçalı, Tayyip, Soysuz gibilerin başı çektiği Türkiye’deki kara paracılarla, Arnavutluk’taki resmi sıfatlı/yetkili kara paracıların anlaşması bu aslında…

Son zamanlarda AKPKK-MHPKK organize suç, terör ve ihanet örgütünün Arnavutluk ile ileri seviyede kara para işleri var. Suçluları kaçırma, saklama, himaye etme işleri de var.

Arnavutluk emniyet teşkilatı da ayarından çıkartıldı, kara para işlerine organize edildi ve çok yakında orası da büyük bir gürültü ile patlayacak, ifşa olacak.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Beşşar Esed de bir gizli Ermeni ve gizli Hristiyan

“Doktorluktan diktatörlüğe Esed” başlığı atmışlar…

İşte bunlar hep yanlış bilgiler…

Çok hatalar var. Türkiye’de Alevi olduğunu iddia edenlerin en az yüzde doksan beşi gizli Ermeni, gizli Yahudi, gizli Ezidi vb. oldukları gibi… Esed de Arap Alevisi (Nusayri) değil, bir gizli Ermeni ve Hristiyan… Karısı Esma da öyle… İkisi birden İngiliz casusları…

Gerçi öyle idiler, sonra ikisi de biyonik robot yapıldılar.

Gerçek Esed de azılı bir İslam düşmanıydı ve vatan hainiydi. Kara paracıydı. İnsan kaçakçılığı ve organ işlerine kadar her pis işi yaptı. Tayyiple Bohçalının ortak çeteleriyle beraber de çok kara para işleri yaptı Esed ve karısı…

Şu andaki biyonik robotlar da aynı ayardalar. Şu anlarda, dünyada, yeraltındaki devasa şehirlerde gizlice yaşayan uzaylıların bazı gruplarının çekişmelerinin/çatışmalarının bir tarafında yer alıyor bu iki biyonik robot…

Bu nedenle Suriye meselesinde biraz İsrail’e uyuyorlar, biraz ABD’ye, biraz Rusya’ya, çoğunlukla İngiltere’ye… Her safhada işlerine geldiği gibi kararlar alıyorlar. İşlerine gelmeyen zamanlarda muhtelif taraflara sorunlar çıkartıyorlar.

Böyle çoğunlukla danışıklı, biraz gerçek çatışmalar sırasında milyonlarca Suriyeliyi nakite çevirdiler. Bazısını canlı sattılar, bazılarının organlarını sattılar. Yanı sıra silah ve uyuşturucu kaçakçılığı dahil olmak üzere türlü kaçakçılık işlerini yaptılar, yapıyorlar.

Evet beyler!

Anlamış olduğunuz üzere denge değişiklikleri ve dolayısı ile tavır/karar değişiklikleri var.

Esed ile karısının emrinde olan bütün siyasi ve askeri yetkililere (erlere kadar herkese) hemen şu anda bu ikilinin emirlerinden çıkmayı tavsiye ederim.

Çünkü şu andan sonra, Esed ile karısını ve çetelerini en kısa süre içinde yok etmeye oynayacağım.

Öncelik sıralamasında Ankara hükumeti ve bağlı bütün unsurlar birinci sırada… İkinci sırada ise karı koca Esed’ler ile bağlı bütün unsurlar var.

Tekrar etmekten yorulmadım, yine tekrar ediyorum:

Üçüncü dünya savaşı çıkacak olsa bile, Türkiye nüfusunun yüzde doksanı yok olacaksa bile, dünya nüfusunun ve devletlerinin yüzde doksanı yok olacaksa bile… Yeraltı uzaylı şehirlerinin ve nüfusunun tamamı yok olacaksa bile..

İşte mesele bu… Hiçbir meselede taviz vermedim, vermeyeceğim. Geri adım atmadım, atmayacağım.

Bunlar için onlarca sene vakit kaybedemem. Bu yazdıklarım çok kısa süre içinde gerçekleştirilecek. Bu nedenle, İstanbulla restleşen ya da restleşmiyormuş gibi rollerle yanaşan ve sinsilik yapan herkes kısa sürede imha edilecek.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Bir devlet başkanı aramış, danışmak istemiş

Bir devlet başkanı aramış, danışmak istemiş Sinan Hoca’ya…

Nasıl da değişik bir havaya girerek anlatıyor. “Asistanım” diyor, “devlet başkanı tarafıyla görüştü” diyor.

Mfs vurunca öldürüyor, tutunca uçuşa geçiriyor. Hatta tutmasa da biraz dikkat kesilse, o bile uçuşa geçmeye sebep oluyor. Dünyada öne çıkmış on binle astrolog ve medyum var. Dünya liderleri bunca kişiyle değil de bir anda neden Sinan Hoca ile ilgileniyor, bir düşünmek lazım.

“İki buçuk yıl boyunca hesaplar görülecek” diyor. “Yanlış yapmış olanlar ifşa olacaklar ve cezalarını bulacaklar” diyor. Bence ilk zamanları sert ve hızlı hesaplaşma olacak da sonra kademe kademe aksiyon, hız düşecek.

Güya İsrail, deniz suyundan çok bol şekilde içilebilir su üretme tekniğini bulacakmış. Başka ülkelere verip vermeyeceğini bilemiyormuş. O teknik zaten bütün ülkelerin elinde var şu anda… İstanbul’dan dünyaya yayıldı. İşte birkaç gün önce ABD üniversitesi de nihayet “buldu” o tekniği ve duyurdu. Nasıl bulduğuna şaşırdık kaldık zaten…

2024’te güya İsrail çok iyi şartlarda olacak, yükselecek, güçlenecekmiş. Sinan’ın, İsrail’in ve dünyanın ne şartlarda olduğunu bilmediğini zan etmiyorum. Bütün astrologlar gibi o da Akademi Dergisi’nin büyük bir dikkatle takip ediyor. Akademi Dergisi sayesinde isabet ediyor ve öne çıkıyor. Bilip de böyle konuşmak da hiç hoş değil. Dürüstlük değil bu… İnsan ne bilirse bilsin, dürüst olmadıktan sonra, muteber olmadıktan sonra bir hiçtir.

Devamını izleyemedim. Buraya kadar zaten zor sabır ettim. Birkaç işi bir arada yaparken kulak verdiğim halde, devamına tahammül edemedim.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Haberiniz olsun

Çinli bir holding gibi görünen/bilinen, şu ana kadar zaten büyük oranda batmış olan Alibaba’nın, Türkiye’de bir şey yapabileceği yok. Sadece aldığı talimatlar gereği görüntü veriyor. Son bir çabayla AKPKK-MHPKK suç, terör ve ihanet ittifakını iktidarda tutmaya çabalıyorlar. Hiçbir şey de yapamazlar. Kendilerini zor ayakta tutuyorlar. Bunların palavrarına kimse inanıp kanmasın. Boş yere vakit harcamasın. Şöyle Çin, böyle Çin palavraları çöktü, kimse boş yere kendini kandırmasın. Şu anda Alibaba bu manevrayı bile Biden’ın içinde bulunduğu grubun talimatlarıyla yapıyor. İstanbul’la restleşen Çin, en az bir yıldır yerlerde sürünüyor.

Şartlar böyle olmasına rağmen ben, dünyada başka hiçbir tarafın elinde bulunmayan çok ileri teknoloji ile, çok sık olarak Alibaba Grup’u darbeleyeceğim. Bundan sonra Alibaba Grup ve onunla iş tutanlar (Çin içinde olanlar ya da dışında olanlar, hiç fark etmez), daha büyük darbelenecekler. Rezil olmaya doymayacaklar. Yaşananları, olduğundan farklı göstermenin yollarını bulamaz olacaklar.

Ölenler, sakatlananlar, hastalıklardan kurtulamayanlar… Yanan depolar, ürünler, araçlar, gemiler, uçaklar… Bozulan bilgisayar ve veri tabanı sistemleri… Deposunda yanan kağıtlar, evraklar, nakit paralar… Hepsini ve daha fazlasını şu andan itibaren göreceksiniz/duyacaksınız.

Ben söylemiş olayım, isteyenler siyasi ve mali kararlarını hemen buna göre gözden geçirsinler. İsteyenler de yine bana itibar etmeyip oyalansınlar ve yaşasınlar, görsünler, çöksünler, ölsünler. Neticede burası imtihan dünyası, herkesin hür iradesi var.

Amazon da batmak üzere. Bir süre sonra Netflix de batacak.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Yönünü büyük bir hızla İstanbul’a dönüyordu

Ben de ilk kez duyacağınız bilgiler vereyim. Sinan Ateş, yönünü büyük bir hızla İstanbul’a dönüyordu. İstanbul’un desteği ile MHPKK’nin başına geçmek istiyordu. İstanbul’un desteğini alırsa, bunu yapabileceğine emindi.

Bazı ortamlarda “Mfs, Süleyman Soylu’yu asacak” da diyordu.

Fazlasıyla hatayı üst üste yaptı. En büyük hatalarından biri, İstanbul’a açıkça yanaşmayı, İstanbul’un gölgesi altına girmeyi çok ötelemesiydi. Bir diğeri, güvenilmeyecek bazı kişilere güvenmesiydi. Güvendiği bazı kişiler de sattılar onu…

Doğukan’mış, Köktürk’müş, hepsi tetikçi kısmı… Yardım ve yataklık kısmı… Hedefe konulanların hepsi de bu işin içinde değil. Çok alternatifli senaryolar yazıyorlar, istediklerine istedikleri suçu yüklüyorlar. O kişilerin her birine şu anda istedikleri her şekilde ifade verdirirler. Adil yargılanma şartları içinde değiller. Büyük bir tehdit altındalar, işkence de görüyorlar, ifadelerinin geçerliliği de yok. İstediklerini alıp bir noktaya koyuyorlar, yanlarına da bir iki silah koyuyorlar. Sonra kendilerine bağlı polislerle, amirlerle bastırıp aldırıyorlar. Kamuoyunu oyalıyorlar, hedef saptırıyorlar. Davayı çürütmek istiyorlar. Taksim’deki son bombalı saldırıdan sonra da bunları yaptılar.

Sinan Ateş cinayetinde azmettiriciler yani asıl katiller, Devlet Bohçalı, Solomon Soysuz, Semih Yalçın, Şenkal Atasagun ve bunların etrafındaki o merkezi çete…

Bu ülkede hiç kimse kanundan, devletten, milletten üstte değildir. Şimdi bunların boğulmasının vaktidir. Şerefsizce, had bilmezce, hak arayanlara karşı atarlanan Semih Yalçın’a, tükürdüklerini de yalatma vaktidir. Bedenini çok parçaya bölüp, kafasını Rus Büyükelçiliğine, bedenini ABD Büyükelçiliğine, bir bacağını Çin, diğer bacağını İngiltere Büyük elçiliğine, bir kolunu Almanya, diğer kolunu İsrail büyükelçiliğine kargolama ya da kapılarının önüne asma vaktidir.

Bohçalı ve emrindeki çete, silahlı terör örgütlerini finanse ederken, mazot ve petrol kaçakçılığından elde edilen kara paraları yoğun olarak kullanıyorlar.

Bu ülkede, son seçimlerde MHPKK de HDPKK de aslında barajı geçemedi. AKPKK’nin gerçek oyları ise, ilan edilenin yarısından bile azdı. Bu ülkenin yarısı, son seçimlerde oy kullanmadı. Kafalarına göre oy oranları dağıttılar, ilan ettiler.

Sözde Anayasa metnini kimin yazdığı bile belli değil. Yazarları arasında, üç cümleyi bir araya getiremez haldeki gazeteciler bile listelendi.

Referandumların da tamamı hileli. Sandıkların yüzde onu bile sayılmamışken seçim zaferleri, referandum zaferleri ilan ettiler.

Ankebut Ağına bağlı olan diğer ülkelerin liderleri de o safhada bunları tebrik ettiler, oldu bitti suçlarına ortak oldular ya da sessiz kalarak ortak oldular.

Ekmeleddin İhsanoğlu isimli gizli Ermeni’nin CB adayı yapılması bile şu siyasi parti görünenlerin ortak hamlesi… Sonuçları baştan tayin edilmiş sözde seçimlerle ve referandumlarla devlet mekanizmasını ellerinde tutuyorlar.

Hepsi aynı alfabenin harfleri, hiçbirinin diğerinden farkı yok.

Türkiye’de HDPKK gibi silahlı bir terör örgütünü meclise sokan da orada tutan da hala kapanmaması için çırpınırken medyaya başka bir yüz gösteren de Devlet Bohçalı…

Sinan Ateş, son bir yılını bilgiler, belgeler, deliller toplamaya adamıştı. Elindeki arşiv, sadece Bohçalı ile çetesini değil, Türkiye’deki sözde siyasetçilerin çoğunu süpürüp götürecek türdendi.

Benim karşımda “Güney Azerbaycan hürriyetine kavuşmasın” diye en çok çırpınanlardan biri Mehmet Haberal ise, ikincisi Devlet Bohçalı…

Türkiye’de, Kıbrıs’ta, Yunanistan’da, İran’da, Irak’ta, Ermenistan’da, Gürcistan’da, Rusya’da her türlü kara para işlerinin içinde olanlardan biri de Devlet Bohçalı… Emrindeki çeteleri de bu işlerde kullanıyor.

Adnan Oktar organize suç, terör ve ihanet örgütüyle de paslaşıyor, FETÖ ile de paslaşıyor ve o saydığım ve daha saymadığım kara paracı devletler ile de paslaşıyor.

Onların Türkiye’deki sözde elçileri ve konsolosları da Türkiye’ye yapılan bu ihanetlerin, kötülüklerin ve her türlü kara para işlerinin hepsinin içindeler.

Bu ülkede, en az beş bin şehidin gerçek katili Devlet Bohçalı…

APO denilen ve dünyadan habersiz, gözünün önünü görmez, elifi görse mertek zan edecek bir maşa teröristi astırmayan da Devlet Bohçalı…

Vakti zamanında MHPKK’nin adını ve üç hilalli bayrağını değiştirmek isteyen de Bohçalı…

Muhsin Yazıcıoğlu’nu öldürten de Devlet Bohçalı…

Saymakla bitmez pisliğin başında hep Devlet Bohçalı var.

Meral Akşener ile de danışıklı dövüşüyorlar, arka plandan her türlü kara para işlerini, organ kaçakçılığına kadar beraber yapıyorlar.

Tayyip Erdoğan denilen kişi, en başından beri Bohçalı’nın emir erlerinden biri…

Bunca zamandır, birbirlerine sayıp sövmedikleri kelime kalmadı, kameralar önünde danışıklı dövüşüp durdular, sonra her türlü ihaneti, peşkeşi, vurgunu, soygunu, talanı, cinayeti, terör saldırılarını, işgali, katliamı beraber yaptılar, yaptırdılar.

O sözde açılım süreci, o ihanet süreci bile Bohçalı’nın emirleri ile yapıldı. Kuzey Irak’ta sözde Kürdistan’ı kuran, bunun için Türkiye’nin her kurumunu ve imkanını seferber eden de Bohçalı…

Suriye de sömürgecilerin eline tamamen düşsün diye, BOP gerçekleşsin diye, orada hiçbir şey yokken, Suriye sınırlarımızdaki mayınları temizleten de Bohçalı…

Şu anda 15 milyon sözde mülteci bedavacıya bakmamızın sebebi de Bohçalı…

Bir ödemek yerine 15 misli elektrik, su, doğalgaz faturaları ödememizin sebebi de Bohçalı… Bu fahiş ödemeleri İngiltere’ye ve diğer ülkelere gönderen de Bohçalı…

Son birkaç günde ve şu anlarda, milli servetimiz olan askeri araçlarımızı ve mühimmatımızı gizlice ve sinsice Ukrayna’ya gönderen de Bohçalı…

Batı/Nato ve İsrail tarafı istedi diye, Türkiye’de acayip bir Ukrayna yanlısı kamuoyu oluşturan da Bohçalı… Sözde Türk basın ve medyası da büyük oranda Bohçalı’nın emrine verilmiş vaziyette…

Seneler önce “Ordumuzun silah ve mühimmatı çalınıyor” dediğimde, onları çaldırtan, Suriye’de ya da Libya’da kontrolünde olan terör örgütlerine gönderen de Bohçalıydı.

Libya’ya servet değerinde askeri araç ve mühimmatımızı gönderen de oydu, hala o… Suç üstü yapıp, ordumuzun araçlarının ve silahlarının Libya’ya kaçırıldığında dair videoyu paylaştım diye, benim devletimin bütün gücünü, yetmeyip Merkel’in, ABD’nin, Fransa’nın, İngiltere’nin, İsrail’in ve bu işlerin içindeki diğer devletlerin gücünü seferberlik halinde üzerime yıkmaya kalkan da Bohçalıydı. Bu kısımda da Soysuz’u yoğun şekilde kullandı. Muhatap olmak zorunda kaldığım hiçbir devlet kurumu hukuk tanımadı. Onlarca kişi şahit olduğu halde, verdiğim suç duyurusu ve savunma dilekçelerini yok ettiren de Bohçalıydı. Hiçbir şartta hakkımdan gelemeyince, bana deli raporu yamamaya kalkan ve bunu da eline ayağına dolaştıran da Bohçalıydı. Bu kısımda da maşa olarak en çok Soysuz’u kullandı.

Libya’da ve Somali’de bile ordumuzu adice kullanarak insan, organ, uyuşturucu kaçakçılığı yapan da Devlet Bohçalı… Hala ordumuz kullanılarak Suriye’de, Libya’da, Somali’de ve daha başka yerlede insanlar öldürülüyor, organları çalınıyor. Ayrıca petrol, mazot, silah, uyuşturucu, kadın, genç kız, çocuk, bebek kaçırılıyor. Bohçalı, bu kısımlarda NATO ve ABD üsleriyle de paslaşıyor.

İstanbul’un karşısında titriyorlar.

Bohçalı denilen o piç kurusu, o gölgesinden bile korkan melun, kaç masum insanın kanına girdiğini sayamamıştır ve sayamaz. Çıkmışlar, iyice suç üstü oldukları şu anda “Üç hilali yargılatmayacağız” diyorlar. Yani “Bizi yargılayamazsınız, biz hukuktan, devletten, milletten üstünüz. Vurduk, Sinan Ateş’i de vurduk. Kapatacaksınız bu meseleyi. Biz efendiyiz, siz milletçe bir hiçsiniz. Ne dersek, nasıl sevk edersek onu yapacaksınız” diyorlar.

Yaşarken leş olmuş o vücudunun her bir kısmı başka bir devlete çalışan o Semih Yalçın ise, daha ileri gidip milleti, devlet yetkililerini en ağır şekilde tehdit ediyor.

Öyle ise milletçe tokatımızı bu insan şeytanları güruhuna vurmak, bunca zarar ziyan ve ölümü durdurmak ve devletimizi hürriyetine kavuşturmak gerekiyor.

Öyle ise sloganımız belli “Ordu millet el ele, gerçekten hür Türkiye”

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Ruslar Suriye’den çok kısa sürede def olup gidecekler

Ruslar Suriye’den çok kısa süre içinde çıkacaklar. Ya seve seve çıkacaklar ya da zoru göre göre çıkacaklar. Hem de bir iki gün içinde, her şeyi bırakıp def olup gitmiş olacaklar.

Amerikalılar da aynı… Onlar kaçarak gidecekler.

Böylelikle Suriye’de kadınlar, çocuklar başta olmak üzere, bütün insanlar bir rahat nefes alacaklar. Kurtlar kuşlar bile rahatlayacaklar, şu lanetli pislikler çekip gittiği için…

Herkes bu yaşanacaklara hazırlansın. Bu irademe karşı duran, Esed bile olsa oyundan hemen çıkartılacak.

Bedeli her ne olursa olsun, Türkiye de bölge de gerçek hürriyetine kavuşacak.

Gerçekten can, mal, ırz emniyeti olacak.

15 milyon kemiricinin, sözde mültecinin, çok kısa bir süreye sıkıştırılarak ve çok sert muameleler yapılarak Türkiye’den kovulmasına da bütün taraflar hazır olsun. Buna da daha fazla engel olamayacaklar. Buna engel olanlar, Bohçalı ya da Tayyip gibi hainler değildi. Onları ezip geçmemiz işten bile değil. Buna engel olanlar Ankebut Ağına bağlı onlarca ülkeydi ve şimdi hepsi de yerlerde. İstanbul’la inatlaşmanın ne demek olduğunu görmüş hallerdeler.

Şunu da açıkça ifade edeyim. Sıralama değişmedi. İlk sırada yine Yunanistan var. Yunanistan danışıklı dövüşü bozuldu. Sadece AKPKK tarafı değil, Yunan tarafı da dünyada bu danışıklı dövüşü bilip destek olan ya da izleyen taraflar da gafil avlandılar. Yunanistan artık çaresiz ve kimsesiz…

Türkiye’nin çok büyük krizler, acılar yaşayacak olması, hakiki ve kapsamlı bir devrim yapılacak olması, kimseyi aldatmasın. Çelik gibi irademizle her sahayı kontrol edeceğiz. Canı yanması gerekenlerin canlarının yanmasına izin vereceğiz ama Türkiye’nin ve hakiki Türklerin ezilmesine, yok olmasına izin vermeyeceğiz. Bu, nükleer savaşa dönse bile umursamayacağız ve yolumuza devam edeceğiz.

İşinde çok iyi olan bir hekimin, hastasının kalbini kontrollü olarak durdurmasına ve vakti gelince yeniden çalıştırmasına benzetebilirsiniz bu yapacağımızı…

Ameliyatı baştan sona aslında biz yapmış olacağız. Yunanistan’ın aort damarını düğümleyeceğimi, hayat damarını keseceğimi de baştan açıkça yazmıştım. Artık ne Yunanistan diye bir ülke var, ne de onu arkalayabilecek ülkeler var. Ne de o devletten sayılmaz Yunanistan’ın karşımızda şımarmasına vesile olabilecek bir içimizdeki Ermenistan ve bir içimizdeki İsrail var.

Şu kanlı, patırtılı, gürültülü, bol idamlı süreç başladıktan bir süre sonra, Türkiye gerçek Türklerin hakimiyetine girdikten kısa bir süre sonra, Yunanistan denilen topraklarımızı alacağız, ardından hemen Güney Azebaycan’ı alacağız.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Kana kan, dişe diş, göze göz

Türkiye ile Bulgaristan arasında göçmen kaçakçılığına karşı ortak operasyonlar yapılmayacak.

Aksine, daha çok göçmen/insan kaçakçılığı yapılacak. Yanı sıra organ, uyuşturucu, silah kaçakçılığı ve her türlü kara para işleri yapılacak. Bu insanların arasında, organları için öldürülüp parçalananlar, aslında şanslı olanlar. Çünkü küçücük bebekler hatta çocuklar, ayrıca genç kızlar ve erkekler hayatta bırakılarak kaçırılıyorlar. Bunlar ya satanist ayinlerinde işkence ile parçalanıyorlar ya da fuhuş mafyalarına para karşılığında satılıyorlar.

Soysuz’un, bir kara para devletçiği olan Bulgaristan ile çok sıkı bağlantıları var. Bulgaristan’ın başındakiler, Türkiye’nin başındaki insan şeytanlarından daha az şeytan değiller. Hepsi de insanlık namına ve kalabalık insanların önünde, meydan yerlerde asılması gereken insan şeytanları…

Devletlerin kurumlarını, kuruluşlarını, polislerini, ordularını hatta sözde yardım kuruluşları gibi görünen kamu dernek ve vakıflarını bile kara para işlerinde kullanıyorlar. Kızılay bile kıpkızıl bir teşkilat. Bu güne kadar milyonlarca cana kıyılmasına aracı yapıldı.

Yıllardır söylüyorum, Türkiye’de devlet sistemi diye bir şey bırakmadılar. Siyasi parti gibi görünen organize suç, terör ve ihanet örgütleri, devleti ellerinde oyuncak ettiler. Hala, şu şartlarda bile danışıklı dövüşmekle meşguller. Kimsenin şu sözde hükumete, şu sözde adalet sistemine, oradaki gizli Ermeni ve gizli Yahudi ve mason savcılara ve hakimlere itaat etme zorunluluğu da yok. Hatta şu şartlarda hala onlara itaat etmek, vatana ihanet etmektir. Ayrıca insanlığa da ihanet etmektir.

Ben duruşumu çok net sergiledim. Bulgaristan’la meşru ya da gayr-i meşru iş yapacak olanlar, önce mezarlarını kazıp kefenlerini hazırlasınlar.

Çünkü artık milletin hukuk sistemi icra ediliyor. Çünkü artık vatandaşlarımızın kendini, ailesini, çocuklarını, malını, vatanını, devletini, ırzını, namusunu savunma refleksi sergileniyor.

Kana kan, dişe diş, göze göz… Üç beş tane eşkıyaya milletin gücünü göstereceğiz. O büyük teröristler ve büyük vatan hainleri olan Meral Akşener’i de Kemal Kılıçdaroğlu’nu da Abdullah Gül’ü de Ahmet Davutoğlu’nu da Ümit Özdağ’ı da Temel Karamollaoğlu’nu da Ali Babacan’ı da Tayyip Erdoğan’ı da Devlet Bohçalı’yı da meydan yerlerde sallandıracağız.

Buradan geri dönüş yok. Dünyadaki kimsenin, yaşanacaklara engel olma gücü kalmadı. Bazı devletlerde Türkiye’den çok daha fazla kan akacak, insan şeytanları kesilecek. Kan gölüne dönen yerler olacak.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Savrulma başlıyor

Takabilen, emniyet kemerlerini üst üste taksın. TL bir anda çok büyük değer kaybedecek. Olması gereken seviyeye inecek. Bu güne kadar suni müdahalelerle, yalan-dolan açıklamalarla, kara paralarla ve karşılıksız basılan paralarla buna izin vermediler. En başından beri tekrarla söylediğim gibi, bu yaptıkları bu millete iyilik yapmak olmadı. Şimdi kriz, daha da vahim seviyede patlayacak.

“TL değer kaybederse, TL düşük değerde tutulursa imalat ve ihracat artar” diyenlere kulağınızı tıkayın. Bu kriz, Nuh tufanı kadar sert ve hızlı gelecek.

Kriz herkesi vuracak ama bilinsin ki imalatçıların tedarik sistemi de bozulacak. İmalatçılar da bir anda sermayesiz, parasız kalacaklar. Sadece hizmet sektörlerinde değil, imalat sektörlerinde de toplu toplu işten çıkartmalar olacak. Yıllar önce “Türkiye yönetilemiyor, savruluyor” dediğimde, neleri kast ettiğim böylece, açıkça ve peş peşe görülecek.

Yıllardır “Dövizle borçlanmayın. Uzun vadeli mal almayın ve satmayın. Sermayenizden büyük işlere/borçlanmalara girmeyin” demiştim. Son süreçte ise “Bankalarda paranızı ya da değerli madenlerinizi tutmayın. Gerekiyorsa işletmelerinizi kapatın, sermayenizi altına çevirerek muhafazaya alın” dedim durdum. Nasihatlarımı, yönlendirmelerimi dikkate almayanlar feci hallere düşecekler. Çok feci hallere… Hatta belki de bu gün bile o hale düşebilirler.

Sık tekrarla “Dolara da güvenmeyin” demiştim. Aynını söylüyorum. Türkiye’deki bu kriz ABD’de çok daha şiddetli şekilde patlak verecek. Avrupa’da da öyle olacak. Rusya’da da öyle olacak. Çin zaten savruluyor, kıvranıyor, bin beter hale gelecek.

Putin’e de bakmayın. Ne oyun kurduysa bozdum, kurdukça bozmaya da devam ediyorum. Bundan sonra o kara ve kanlı paralarını Türkiye’ye gönderse bile hiçbir işe yaramaz. Çünkü gönderdiği her kuruş, karanlığa kurşun sıkmak gibi olacak. Burada dengeleri eline alamayacağını, gönderdiklerinin karşılığını alamayacağını Putin de anladı, çetesi de anladı. Ayrıca onlarda da para bitti.

Suudilerin 3.3 trilyonluk yatırım palavraları da sert kayaya çarptı. Ankebut Ağına bağlı ülkeler ve liderler olarak, İstanbul’un estirdiği rüzgarların peşinden oyunlar kurmak istediler. Ellerine ayaklarına dolaştı.

İndirimler yaptılar, bazı kalemlerde zamlar yapmayacaklarını açıkladılar…

Yetmedi de emekliye çalışana vaatler savurdular. Üstüne konut kredisi dediler. Bunlarda da hep hile yaptılar, çok yüksek maaş zamları yapmışlar gibi gösterdiler ama gerçek öyle değil ve insanları yine kandırdılar. Kandırmış olsalar bile, böyle yaparken türlü yüklerin altına da girmekten kaçınamadılar. İşte bu da vahim seviyede bir hataydı onlar için…

Namussuz, ahlaksız, karaktersiz, yalancı, dolandırıcı, vurguncu, satanist olmanın sonu ne imiş, iktidarıyla ve muhalefetiyle şu sözde siyasi partiler ve liderler üzerinden herkes görecek.

O Charles bile şu yazımı okuduğunda “Adam haklı, elimizde para da değerli maden de kalmadı. Zaten siyasi ve ticari itibarımız da kalmadı. Ordumuz, donanmamız da kalmadı. Kalan kısmını besleyebilecek paramız da kalmadı. Bir yerlere askeri müdahale yapalım, kan dökelim para kazanalım desek, onu bile yapabilecek imkanlara sahip değiliz. Kapatın gidelim.” diyecek. Başka bir şey dese, kendini kandırmış olur.

Açıkça yazıyorum ki İngiltere, Fransa ve Almanya’nın krizleri de çok büyük krizler olacak.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Bohçalı da çetesi de şiddetli devrilecekler

Devlet Bohçalı’nın o makamda duramayacağını herkes anladı, kabullendi ve artık bu minvalde haber başlıkları atılıyor.

Sadece Bohçalı değil, çetesi de hiçbir yerde duramayacak. MHPKK ve Ülkü Ocakları hatta ülkücülük diye hiçbir şey kalmayacak. Her pislikleri şeffaf yargılamalarla gözler önüne serilecek.

Bunların arasında hala insan kalanlar, hala vatana millete ihanet etmemiş olanlar, hala kara para işlerine ve cinayetlere bulaşmamış olanlar, hala peşkeşlere ve vurgunlara karışmamış olanlar, hala askerlerimizin kanına girmemiş olanlar, hala terör örgütleri ile paslaşmamış olanlar kaldıysa, derhal aralarından açıkça ayrılsınlar. Şu organize suç, terör ve ihanet teşkilatının hangi kısmında resmen varlık gösteriyorlarsa, istifa dilekçeleri ile duruşlarını resmen göstersinler. Hiç zamanları da yok. Her an, her şey olabilir.

Bohçalı da çetesi de hak ettikleri kadar şiddetli devrilecekler.

“Üçüncü kere aday o-la-maz. Bitti…”

“İkinci AKP dönemini de Devlet Bahçeli başlattı. Yükselen muhalif oyları ve tepkileri harcadı.”

“MHP bombası patlamak üzere”

“Ulan kafayı mı yediniz? Bir tane akl-ı selim adam yok mu bu devlette?”

“Merkez bankası ellerinde, bas parayı, dağıt millete…”

“Tayyip Erdoğan seçim kararı veremez kardeşim.”

“Bütün bunlar Türkiye’de bir kaosa neden olacak. OHAL ilan edilebilir.”

“Para basarak, para basarak, bu işin sonu çok kötü olabilir.”

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Yürümüş gidiyor

Şu Zonguldaklı Cengiz Çaylı’nın kanalı da yürüyüp gidiyor. Çünkü gizli Ermeni ve Çingene kırması bir soydan geliyor. Annesinin Çingeneliği hala çok baskın ve gözler önünde…

Sistem, Cengiz Çaylı’yı da adamdan saymamızı istiyor. Hiç sansürlemiyor, kısıtlamıyor, aksine destekliyor.

Lafa geldi mi Türk ve Müslüman takılıyor ama Youtube üzerinden yaptığı canlı yayında, milletimize hayvancılığa dair, küçük çiftlikler kurmaya dair bir şeyler anlatırken “Şimdi arkadaşlar, kredi kullanın diyorum kızıyorsunuz. Haram diyorsunuz. Ne var sanki bu krediyi alıyoruz da karıya kıza mı gidiyoruz. Ekmeğimizi kazanmaya bakıyoruz” diye pervasızca cümleler kurabiliyor. Zaten müslüman değil, onun rahatlığıyla hareket ediyor.

Bunun gibi vahim çıkışlarına, yorumlarına rağmen hala varlıkta kalıyor, Youtube’da hep Cengiz ve benzerleri, çiftçilerimizin önüne çıkartılıyor. Annesinin gençlerimizin önüne çıkıyor olması ile en vahim sıkıntılardan birini oluşturuyor.

Ahlak bilmez, utanmaz herif… 60 yaşında Çingene anası, kameralar karşısında en galiz küfürlerle sövüp sayıyor, o anlarda kendisi kahkahalar atıyor ve bu kısımları silmeden paylaşıyor.

Bunlara mı kalmış memlekette hayvancılığı/besiciliği öğretmek. Kimse mi kalmamış seksen milyon insanın arasında ve hala bunlar var ekranlarda?

“Rasyon, rasyon, Rota yem, Rota yem” diye tuturmuş, sanki iksir ilmini bulmuş. Dünyanın her yerinde kolayca bulunabilecek bir yem karması yapmış daha doğrusu yaptırmış, birkaç teknik bilgiyi ezberine almış, bulunmaz Hint kumaşı gibi tavırlarla memleketi turluyor.

Danışmanlık yaptığı, teknik yönlendirme yaptığı çifliklerin neredeyse tamamında zavallı hayvanlar hala dışkılarının içinde duruyorlar, yiyorlar, uyuyorlar. Sonra hangisi hangi hastalığa yakalanınca, Avrupa menşeli hangi ilaç bu hayvanlara dayanacak, onu öğretiyor. CIA/Youtube, bu herifi niye sansürlesin?

İç pazite şu, dış parazite şu, ağzına şu, burnuna şu, gözüne şu, memesine şu, falana şu, filana şu…

İlaç deposu gibi oluyor hayvanlar ve sonra o hayvanların etlerini yiyen insanlar şifa bulmuyor, aksine çeşit çeşit hastalıklara yakalanıyor ve kanser oluyorlar.

Bir an önce hayvanların temiz şartlarda yaşatılması için ve hasta olmamalarını sağlamak için ve ilaçlardan kurtarmak için ve böylelikle insanları da hastalıklardan korumak için yapılması gerekenler, Cengiz gibilerin umurunda bile değil…

Bu şartlarda, neden sansürlesin CIA/Youtube bu kişiyi ve benzerlerini?

Oyalayıp duruyorlar Türk çiftçisini, besicisini bu gibi ahlak, haya, din, utanma bilmez lüzumsuzlarla…

Hep bunu yaptılar zaten… Acılar, çileler, zahmetler, sorunlar iyice artınca, kurtarıcı diye de kendi adamlarını sahaya salıyorlar.

Üç kuruş para kazandırmışlar, her hafta köylü pazarına gidiyor, kameralara konuşa konuşa ve göstere göstere, maddi vaziyeti iyi olmayan pazarcı kadınlara üç kuruş fazla para veriyor. Kadınların yüzleri de herkes tarafından görülüyor.

Sorsanız “Örnek bir tavır sergiliyorum” diyecektir. Nefsini, egosunu, hırsını tatmin ettiğini, belki genç/toy, hayat tecrübesi düşük kardeşlerimiz fark etmiyorlardır ama yaşını almış ve gün görmüş herkes anlıyor.

İyilik yapılacaksa, kameranı kapatırsın, hatta gerekiyorsa aile fertlerini bile yanına almazsın, kimseyi rencide etmezsin ve sağ elin verdiğini, sol el bile bilmez. Zaten verdikleri de paradan sayılmaz.

Sonra bir bakıyorsunuz bu adam, vekillerin, bakanların arasında bulunup durduğunu anlatıyor. Sayısız Türk genci, bu sahada tahsil de yapıyor, mücadele de veriyor ama iki adım yol alamıyor. Bırakıp bu işleri, başka sektörlerde çalışarak geçim temin etmenin derdine düşüyor. Diploması, haricinde yaptığı hususi çalışmaları, araştırmaları, okumakla geçen geceleri gündüzleri, masrafları, çektiği videoları, verdiği türlü emekleri hiç oluyor. Hiçkimseye fayda sağlamıyor. Kendisine bile… Saha, onların tutunamayacağı şartlara çoktan ayarlanmış.

Anlaşdı ki Youtube, bir milletin sadece boş vakitlerini yönlendirmiyor. Teknolojisini, devlet yetkililerini, her iş sektörünü, tıbbı/sağlığı, siyaseti, dini/maneviyatı, ahlak ve namus kabullenişlerini, kılığını/kıyafetini, her şeyini yönlendiriyor.

Sonra, ABD bilmem ne tatbikatı yapmış da 96 saatte Türkiye’yi işgal edecekmiş de neler neler… Bu palavraları anlatarak bu milleti ayrıca oyalayanlar da zaten gizli Ermeniler…

Türkiye zaten kuşatılmış hatta işgal edilmiş vaziyette. Sinsice her şeyimiz ele geçirilmiş. İşte gizli Ermeni Ekrem İmamyan, Avrupadan gelen birkaç etkili ve yetkili siyasetçiyle görüştükten sonra devletin/kamunun toplu taşıma araçlarında bile ibnelik savunuculuğu yaptırıyor. Halkı da bu kitapsızlığa açıkça yönlendiriyor. Mfs’nin, milletimizin ve insanlığın menfaatine olarak estirdiği rüzgarları kırmak, aksi yönde rüzgarlar estirmek istiyor.

Memlekette hangi vahim sorunun arka planını araştırırsanız, karşınıza gizli Ermeniler çıkıyor.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi