Şu son zamanlarda gizli Ermeni, münafık, alçak, hain, sefil, yalancı, dolandırıcı, kara paracı, azılı Türk ve İslam düşmanı Ekrem İmamoğlu’na iyice bilendim. Sakin kalayım, şimdi zamanı değil dedikçe küstahlıklarına, ihanetlerine, tahammül edilemez nefsi tavırlarına devam etmeyi tercih etti. Kendi tercihidir. Saygı duymam ama ezer geçerim.
Ekrem İmamoğlu’nun bu özgüveninin nereden kaynaklandığını/beslendiğini, neden hep kendi başına kaptan olmak istediğini, gerçek hedeflerini şuradan açıkça yazsam, insanların çoğu inanamaz.
Ekrem İmamyan aslında kızıllardan değil, yeşillerden yana ve ben çok yakında bu oyunları da bozacağım.
Ankebut Ağı’na ve ağın AKPKK projesine son darbeyi ne zaman vuracağız
v.a.s. Çok yakında vuracağız inşaallah. En heyecanlı, zevkli, aksiyon dolu kısmına geldik. Milyonlarca Süleymanlı evladı, başka kesimlerdeki samimi Müslümanlarla birlikte vatana/millete sahip çıkacak ve bu işin içinde ordudaki, Emniyet teşkilatındaki, devlet kurumları içindeki toplamda yüz binle Müslüman olacak. Meydanları ise milyonlarca kardeşimiz dolduracak. Etraflarını iyice kuşatıp güçlerini iyice kırıp oyunlarının içinde oyun kuracağız ve hiç beklemedikleri bir anda son müdahaleyi yapıp bunların hepsini toplayıp alacağız.
Erdoğan’ı, Kılıçdaroğlu’nu, Numan’ı, İbrahim Kalın’ı, Hulusi Akar’ı ve tepe kadrodan birkaç kişiyi daha topluca meydan yerde asacağız. En tepedeki yüzlercesini asacağız ama biraz daha alt kadrodan binlerce kişiye müebbet hapis cezaları vereceğiz. Yargılanmaları sırasında meydana sereceğimiz gerçekler dünyayı sarsacak. Dünya tarihinin akışında bir kırılma noktası oluşturacak. Ankebut Ağı’nın Türkiye ayağı o sırada çok büyük darbe alacak, yıkılmaya yüz tutacak ve sonrasındaki birkaç sene içinde de son darbeyi vuracağız. 100 sene sonra içimizdeki İsrail’in Atatürkçülük ismini verdiği ihanet rejimini yıkacak, ülkemizdeki hakimiyetlerini yok edecek ve Türklerin yeniden tarih sahnesine çıkmasını sağlayacağız. Dinsizlik, maneviyatsızlık, kin, nefret, kan ve göz yaşı ile dolmuş şu dünya yeniden Müslüman Türkler sayesinde iman, huzur, emniyet, adalet, mutluluk, sevgi ile dolacak. Çünkü Türkiye’den sonra Ankebut Ağı’nın başka devletlerde çökmesini de sağlayacağız. İnşaallah Jeffrey Hovenier’ı da ABD’ye tabut içinde göndereceğiz.
Gizli Ermeni ve Hristiyan Ekrem İmamyan’ın camide protesto edilmesi bir yandan rahatsız edici olsa da bir yandan sevindirici.
İnsanların siyasetçileri camide protesto etmesi, cami gibi kutsal bir mekanda böyle gerilmelerin olması son derece rahatsız edici. Lakin bir taşma noktası yaşanmış gibi…
Ülkemizdeki gizli Ermeni ve Hristiyan çetelerinin, yüz yıldan fazla bir süredir, kendilerini Türk ve Müslüman göstererek yaptıkları ihanetler, Akademi Dergisi sayesinde artık milletimiz tarafından iyice fark edildi, öğrenildi. Kemalistlik, çağdaşlık, cumhuriyet, demokrasi gibi uydurma/zorlama ve bir fayda vermemiş/vermeyecek sistemler/tabirler sayesinde üstü örtülü bir Türk ve İslam düşmanlığı sergilenebilecek şartlar artık bu ülkede yok. Aslında oyun çoktan bitti…
Buna rağmen bile bir yandan Müslüman ve Türk görünen, camiye ve cuma namazına giden, şehitliklerimizi ziyaret eden, zaman zaman dini referanslarla konuşan bir Ekrem İmamyan varken… Bir yandan da teröristlere açıkça destek veren, terörle özdeşleşmiş HDPKK’nin kapatılmaması için kendini paralayan, İslam dininde lanetlenmiş ibneliği ve seviciliği bile açıkça savunan, bu kadar ileri seviye bir çirkinliği medenilik gibi göstermeye çalışan, adeta yarı zamanlı Müslümanlık icad etmişçesine günün bir kısmında Müslüman, bir kısmında azılı İslam düşmanı tavırları sergileyen bir Erkem İmamoğlu var.
Bu şartlarda, zaten bunların aslında Türk ve Müslüman olmadıklarını… Türk’e ve Müslümana düşman olduklarını… Sinsice bütün kurulu düzeni bozmuş ve nesillerdir insanlarımızı dünya ahiret felaketlerine kasten sürüklemiş ve hala sürüklemeye devam eden kişiler ve teşkilatlar olduklarını… Ahlakı, dini ve lisanı yıkmak, tarihle bağımızı kopartmak isteyen muzır varlıklar olduklarını bilen milletimiz daha ne yapsın…
Artık tepkiler cami içinde bile görülüyorsa, birileri durup sebebini samimiyetle sorgulamalı. Samimiyetsiz bir şekilde bir teröristleri savunan bir Müslüman rolü oynayıp cuma namazına giden çift kimlikli bir haine bu tepkiyi sergileyen vatandaşa ne denebilir. “Çok iyi yaptın, bu samimiyetsiz ve art niyetli tiyatroya çok iyi bir müdahalede bulundun, zaten herkesin söylemek istediklerini söyledin ama keşke camide demeyeydin” denir.
Şu anda CHPKK’yi, HDPKK’yi, DEVA Partisini, Gelecek Partisini, Türk Tabipleri Birliği’ni, bazı mühim adli makamları, İstanbul, Ankara, İzmir Büyükşehir Belediyeleri dahil olmak üzere pek çok belediyeyi ve ayrıca basın/medya sektöründe pek çok kuruluşu ve ayrıca kara para sahasında pek çok mafyayı kontrollerinde tutan gizli Ermeni ve Hristiyan çetelerine gerekli müdahaleler yapılmalı. Bu müdahale camideki vatandaşa bırakılmamalı. Adli makamlar ve ayrıca siyasi yetkililer bunlara gereken karşılıkları vermeli. Bunların millet nazarında desteği hiçbir zaman olmadı ve şu anda da yok.
Zaten son haftalarda Ekrem İmamoğlu “Aniden kurulan yeni ve büyük dengeler içinde biz gizli Hristiyanlar bu ülkede sonumuzun geldiğini, gücümüzü/sistemimizi kaybedeceğimizi anladık. Şimdi tamamen yıkılmadan önce ne kadar damara bassak, çirkinleşsek, mevzu çıkartsak , nefsi tavırlar sergilesek o kadar içimiz soğur” tarzıyla/düşüncesiyle tavırlar sergiliyormuş gibi hava var. Şayet böyle değilse ya ayık gezmiyor ya da kafasına çok sert bir şey düşmüş de akli dengesi darbe almış olmalı.
Türlü ihanetlerin, türlü kara para işlerinin içinde olup da onlarca farklı suçlamayla ağır ceza mahkemelerinde acilen yargılanması gereken, siyasi dokunulmazlığı da bulunmayan Ekrem’in, son zamanlarda karşıtlarının damarına basmak istercesine aldığı kararlar ve sergilediği tavırlar, bence “Bittik biz, bu nasıl oldu. Başlarım böyle işe” deyip hiçbir şeyi hesap etmeden çılgınlık sergileyen mahalle serserilerinin tavırlarından hiç farklı değil. Bakalım kimin elinde kalacak.
Gizli Ermeni ve Hristiyan Kemal Kılıçdaroğlu da konulara yoğunlaştığı çok zaman, kendi kendine konuşan kişilerden biri…
Kılıçdaryan, bazen muhataplarına hitapla, bazen kendi kendine şöyle cümleler kurdu.
Sevinsem mi üzülsem mi bilemedim. Bu adam (mfs) ölse bela kalsa bela…B.. gibi kaldık dünden beri… Bir yere (adli makamlara) müracaat edemedik. Güya savcılar bizim… Dünyada neler dönüyor. Bize Pervin ayar veriyor. S.. böyle işi de, siyaseti de…
Çil yavrusu gibi dağıldılar. Elimizden tutan, yanımızda duran yok. Parti içinde konu yok konuşacak, yine döndük aynı sıkıntılı konulara. Gereksizlerden birkaçı birkaç günü idare etsin de bu iş nereye çıkacak bir bakalım.
Bu PKK konusu, nasıl oldu da bu kadar hızlı ilerledi. Kim bu dış mihraklar bu sefer… Mfs, NATO’nun adamı mıymış. Kaç sene kıvrandık o kadar. Şimdi bunun (mfs’nin) kimlerden olduğu bulunmazsa ne yapacağız. Kafamıza oturana kadar bekleyecek miyiz. Kime sorsan, tanımam etmem diyor. Lan madem tanımıyorsun, ne diye adamı beyin olarak görüyorsun. İşin iyice cılkı çıktı. Karışmıyorum ben bir şeye…
Herkes işini yapsın. Kimsenin yükünü de üstlenmeyeceğim. Partiden kim düşerse düşsün. Zaten mfs bizi komple silmiş, belli. Biraz Özgür’den (Özel), Faik’ten (Öztrak) şüpheliyim. Onlara da bakacağız. Süleyman’ın (Soylu) düşüşüne bile sevinemiyorum, işe bak ya!
Lavrov “Mfs ile Tayyip’in arasını bozmak lazım” diye söylene söylene yoğun mesai yapıyor. Fitne kazanları kaynatmak istiyor. Muhtelif görüşmeler yaptı, yapıyor. İngiltere ve Almanya’yı da bu fitne planlarında yanında görmek istiyor. Bu fitne planları çerçevesinde gizli Ermeni ve Hristiyan Kemal Kılıçdaroğlu ile de görüşmek isteyecekler. İçimizdeki Ermenistan’ı bir kart, bir piyon olarak kullanmak isteyecekler. Gerekirse onları topyekun bir ateşe atmaktan çekinmeyecekler. Pek işe yarar şeyler yapacaklarına ihtimal de vermiyorlar ama ellerinde fazla kart yok ve Ermeni çetelerini de mecburen kullanacaklar.
Sabetaycı gizli Yahudi Meral Akşener’i ve sözde İyi Parti’yi, CHPKK’den daha da kullanışlı buluyorlar. Meral’in fazla gücünün olmadığını, ülke içerisinde de zayıf bir partisi olduğunu ama Tayyip’e karşı son zamanlarda sesinin yüksek çıktığını değerlendiriyorlar. Meral Akşener hakkında “İstediklerimizi dillendirmekte kullanabileceğimiz bir piyon” diyorlar.
Ruhani’nin de çok yalnız ve güçsüz kaldığını, bu fitne planlarına dahil olup destek vereceğini değerlendiriyorlar. PKK’nin pek çok üst isminin Ruhani ile arasının iyi olduğunu, Ruhani’nin bu vesileyle Türkiye içinde pek çok terör eylemi yaptırabileceğini değerlendirdiler. Ruhani ise Putin’e “Tayyip bu konuda bize dişini gösterdi. PKK/YPG/PYD ile hareket etmememiz gerektiğini bize açıkça söyledi. Aksi halde bunun bütün ilişkilerimize yansıyacağını ve zarar vereceğini de söyledi. Lakin ABD üzerimize çok geliyor, biz mecburen PKK/YPG/PYD’yi desteklemeliyiz. Türkiye’de aşırı bir baskı altına alındı bu örgüt. Elimden fazla bir şey gelmez ama yine de tamamen yok edilmesine mani olabilirim.” dedi.
Lavrov, Putin’e,
Mevlüt Çavuşoğlu’nun çok zayıf, liyakatsiz bir adam olduğunu…
Tayyip’in, yaptığı başarılı siyaseti sadece mfs ile yapabildiğini…
Tayyip’in çevresinde liyakat sahibi hiç kimsenin olmadığını…
Çavuşoğlu kullanılarak Türkiye ile ABD’nin arasını bozabileceklerini…
Solomon Soysuz’a ulaşıp bilgiler alabileceklerini ama onun da çok işe yaramayacağını, onu çoktan gözden çıkarttıklarını….
Stratejik konuları kullanarak (Türkiye’deki nükleer santral projesi gibi) anlaşmazlıklar çıkartabileceklerini ve baskı ortamı oluşturabileceklerini…
Türkiye’nin bazı meselelerde Rusya’dan teknik ekibe ihtiyaç duyduğunu, bu desteği vermeyince de Türkiye’nin sıkışacağını…
Bu süreçte Rusya’nın Japonya ile iyi geçinmesi gerektiğini…
Şi’nin, kendisiyle anlaşmak mümkün olmayan bir lider olduğunu, diplomasiden anlamadığını ama mecburiyet icabı Şi ile beraber yol almak zorunda olduklarını…
Çin’le iyi bir müttefik gibi görünürlerse, dünyaya bu görüntü verilirse şu sıkıştıkları zamanda çok faydalı olacağını…
Avrupa’daki mafya bağlantıları üzerinden de Avrupa hükumetlerini sıkıştırmaları gerektiğini…
Esed’in büyük bir fırsat yakaladığını, ellerinden kaçmak isteyeceğini ama şu anda çok sıkışık halde olduğunu ve ellerinden kurtulamayacağını…
Merkel’in Avrupa’daki tek gerçek dostları olduğunu…
YPG/PYD’ye verdikleri destekle YPG/PYD’yi daha güçlü bir hale getirmeleri gerektiğini…
Bu terör örgütünün bitmesine kesinlikle müsaade edemeyeceklerini…
İran’ın da bu konuda üzerine düşenleri zaten yaptığını…
Kırım meselesini öncelikle Heiko Mas ile görüşeceğini…
Kırım’ın o kadar kolay şekilde ellerinden alınabilecek bir yer olmadığını ve bütün bunların Suriye’deki başarılarına bağlı olduğunu…
Suriye’de askeri güç haricinde istihbarat servislerine mensup adamlarını çok iyi kullanarak tarafları birbirine karşı kışkırtmakta çok iyi olmaları gerektiğini…
Casuslarının zaten bu konuda usta olduklarını ve zorlanmayacaklarını…
Türk askerlerine ve Esed’in askerlerine saldırılmasını sağlayacaklarını ve bu iki gücün ittifak etmesini imkansız hale getireceklerini…
İran, Almanya, Rusya ittifakıyla YPG/PYD’yi varlıkta tutup hatta mümkün olursa daha da güçlendirirken bir yandan da dünya kamuoyunu Esed’in YPG’ye güç verdiğine ikna edeceklerini…
Ve benzeri fitne fesat planlarını anlattı, değerlendirdi. Putin “Her zaman en iyi adamımdın dostum” şeklinde karşılık verdi. Büyük memnuniyet duydu.
İkinci dünya savaşı öncesinde Ankebut Ağı Almanya’yı nasıl hazırladıysa ve Almanya üzerinden dünyayı şekillendirmek planları kurduysa, üçüncü dünya savaşının sıcak çatışmalarına ramak kalmış şu günlerde Türkiye de aynı maksatla ve hızlıca hazırlanmalı.
Bu planlar çerçevesinde ilk yapılması gereken şey Türkiye içindeki muhalif Ermeni çetelerini oyundan düşürmek olacaktır. Şu an itibariyle tesir gücünü büyük oranda kaybetmiş ve yıkılacaklarını kabul etmiş bu çetelere son darbeler ivedilikle vurulmalı, Türkiye’nin siyasetinde, bürokrasisinde, ordusunda, finans dünyasında birlik ve dirlik sağlanmalıdır.
Bunun için gerekirse rejimle özdeşleşmiş ama çoktan da çürüyüp perişan hale gelmiş CHPKK bile kapatılmalı ya da açıkken kapalı kalmış bir vaziyete getirilmelidir.
Gerçek manada bir “Tek adam” rejimi kurulmalıdır ki doğru karar alma, doğru zamanda hamle yapma sorunları ortadan kaldırılmalıdır. Böyle bir Türkiye’ye hem bizim hem de Ankebut Ağı’nın ihtiyacı varken Cem Uzan’ı siyaset sahnesine tekrar aktif şekilde çıkartmaya çalışmak, anlaşılır şey değildir. Bu, hatalı bir proje olacaktır ve zaman kaybından, zarar ziyandan başka bir şeye sebep olmayacaktır.
Biz, Cem Uzan gibi, dibe vurmuş, ruh sağlığını da aşırı derecede bozmuş birisinin, Türkiye siyasetinde boy göstermesine asla müsaade etmeyiz. Cem, siyaset sahnesinde Meral Akşener’den yüzlerce kere daha tehlikeli bir serseri mayın misali yer tutacaktır. Ne zaman nerede çok büyük ve hiç beklenmedik bir kriz çıkartacağını kendisi dahil hiç kimse bilemeyecektir. Şimdiden yazdım, herkesin malumu olsun istedim ki yarın o piyon sahneye sürülünce ve biz gerekli karşılıkları verince kimse bize bilenmesin. O halde hiç kimse Cem Uzan projesine oynamasın, masraf etmesin ve emek ziyan etmesin.
CHPKK’li Engin Özkoç rahat durmuyor. PKK ile görüşüyor. Pervin Buldan’la ve Selahattin Demirtaş’la irtibatı oluyor. CHPKK lideri gizli Ermeni vatan haini Kemal Kılıçdaryan, terör ağları ile iletişimini gizli Yahudi/Ermeni karışık soydan gelen Engin Özkoç üzerinden de kuruyor. Özkoç’un Hakan Fidan’la da bağlantısı kuvvetli.
Şahsıma ve cemaatime karşı haince ortak planlar kuruyorlar. Hakan Fidan aktif bir şekilde bu planın içinde… Solomon Soysuz’un ise neler döndürülmek istendiği konusunda bilgisi var ama henüz tam aktif katılmadı. Planlar, şahsıma ve cemaatime zarar vermenin ötesinde, şu mücadeleye ve memlekete, millete büyük zararlar verecek mahiyette… En anlaşılır şekilde cümle kurmak gerekirse şu söylenir: Ülkemizi Ruslara satıyorlar.
Her yeri ve her kesi dikkatle takip ediyoruz. Resmi kimliklilere düşen vazifeler var. Onlar bu haince planlara müdahil olmayacaklarsa, anlaşılan o ki bizim çok sert bir müdahalemiz zaruri olacak. Bu da epeyi kişinin canını yakacağı gibi memlekette aniden bir kaos ortamı oluşturacak. Mesele değil, söz konusu vatansa, hainlerin canı çıksın.
Selahattin Demirtaş: Her şey çok hızlı ve çok gizli ilerliyor. Meğer Türkiye’de düşündüğümüz şekilde bir yerimiz bile yokmuş. Şu halimize bir bakın. Gelen sormuyor, aradığımız kişiler çıkmıyor, açıklama desen yalan oldu zaten…
Yürüyün dedim ben de AKP’nin üzerine… Ne varsa ellerinde, konuşsunlar ses çıkarsınlar vekiller. Alınacaklarsa da alınsınlar. Şimdi onların canlarını düşünecek zaman değil. Mecliste ses kesildikçe, dağdan sesler yükseliyor bana. Bizi komple müttefik devletlerimiz bir MFS’ye sattılar mı şimdi, öyle mi oldu halimiz…
Selahattin Demirtaş: Yok, ben buna hiç olur gözüyle bakamıyorum. Bu adam (MFS) müslümanın en azılısı, bunu kim sever, kim ister. Döneklik yok, kara para yok, yolsuzluk yok…
Buna dayanırsan yıkılırsın. Para kaynağı olmayan insanı kim ne yapsın, öyle değil mi? Biz öyle miyiz, her iş, her din var bizde…
Ama sanıyorum ki Tayyip iyice köreldi, beyni bu devlet işlerine bile basmaz oldu. Sandığım o ki ticaret hacmini başka bir şekilde genişletmiş ve o sakallının (MFS) dediği gibi siyasi hayatını uzatmak için bu işe girişmiştir.
Selahattin Demirtaş: Ben aslında söyledim, ‘Biz Türkiye’den çıkar gideriz. Ardımızdan doğu illerini toz ederiz ama gideceğimiz olursa gideriz.’ dedim. Fakat bana ek bir ticaret kaynağı sağlayan kimse çıkmadı. Şimdi de söyleyip duruyorlar bir şeyler, ‘Sizi koruyacağız, sakinliğinizi koruyun.’ diye bazı ülkelerden adamlar. Ama tam itimadım yoktur kimseye. Şimdilik burada yaşıyoruz, halimiz normalin altına da düşse, dağdan iyidir.
Selahattin Demirtaş: Dağdakilerden aldım haberi ki bazıları varmış aralarında, kaçırılmışlar. Öldürülen duydum da terörist kaçırma da yeni başladı herhalde. Öyle anlıyorum ki alttan alttan dosyalar dürülüyor. Ben şu an vekilden, partiden vaz geçtim. Beni biri alsın buradan bir ülkeye, yeter bana. Fakat haklı olarak, meclis de benden iz işaret bekliyor.
Ama gönlümü aldılar şu geçen gelenler var ya biliyorsun, aksanlı olanlar.. Ayak uyduruyoruz anlayacağın…
Selahattin Demirtaş etrafına hayıflanıp duruyor ama onun en büyük suç ortaklarından biri olan Kemal Kılıçdaroğlu da çok kötü halde ve hep etrafına hayıflanıyor.
Kemal Kılıçdaroğlu:
Çok daralıyorum, her geçen gün çok daha fazla üzerime geliyor her şey. Sıkıntı sıkıntı üstüne… Konuşacak konu kalmadı. Açıklama yapacak adam kıtlığı var sanki…
Herkesin söylediği bir ters geliyor bana. Sanki tüm açıklamalarda beni işaret ediyor, bana sövüyorlar gibime geliyor. Var ya, hep bu parti içindeki Atatürk yalakaları yüzünden oldu her şey. Yok öyle deme böyle de, duruşumuz var bizim, ilkemiz var bizim. Başlarım sizin ilkenize, geri zekalılar sizi… Şimdi, şu an siyasi sahnede acaba, acaba… CHP diye bir unsur var mı? Gören var mı bizi… Bir sinek gibi bak, sinek diyorum, o kadar küçük ve cılız kalmadık mı…
Kemal Kılıçdaroğlu: Yok biriz, beraberiz, canımız partimiz dediniz, zor muydu üç-beş geri zekalıyı ihraç ettirmek. Tüh yazıklar olsun bize… Ben size söyleyim HDP kapanıyor. Kapanmasa da, tüm HDP binaları boşaltılır. Adamlar alınır. Elleri kolları bağlanır. Sonra gelirler, tepemize çıkarlar. Sonra üzerine bir de bizden para isterler. Bi de işin yoksa dağlılarla uğraş dur.
Kemal Kılıçdaroğlu: Geçen kim aradı seni?
Pervin (Buldan)…
Niye aradı şimdi o… Biz yapacağımızı yapıyoruz, ne arıyor yani. Tepemize çıktılar iyice. Seviye denen bir şey var değil mi, biz seviyeyi koruyamadık, olay bu kadar basit. Utanmadan bir de kürsülerde elele durmamızı istiyorlar. Bırakacam şu başkanlığı. Bu kayık, çarpık CHP bölünsün kaça bölünecekse..
Genç haklı (MFS),hepsinde de haklıydı. Bizi bırakıyor, çırpınıyoruz, çabalıyoruz, bir düze çıkamıyoruz. Sonra da bana islam meraklısı, cemaat bilmem neyi diye arkamdan atıyorlar, bilmiyorum sanki. İstediğimi yapamadım ben, arzu ettiğim çizgide gidemedim. Hala da gidemiyorum. Çarem de yok şu an beklemekten başka…
O sözde kovid aşılarının Çin’den Türkiye’ye getirilmemesi ve insanlarımıza yapılmaması için büyük bir restleşmeye girdik. Yaşananların çok küçücük bir kısmı ise bu kanalda yayınlara yansıdı. Tehditlerimiz yayınlarda görüldü. Tesiri de sahada görüldü. Nihayetinde Tayyip ve çetesi değil, Çinliler de değil, işin arkasındaki asıl taraf olan Yeşiller endişelendiler.
Aşı konusunda yapmaları gerekeni yapıp geri durdular ve geri duruyorlar. O aşılar kovid aşısı değildi. Türk milletinin bu sözde aşıları olmayışını büyük bir sevinçle karşılaması gerekenlerin, dönen dolaplardan habersizlermiş gibi hala aşı da aşı demeleri, doğru değil. Bize gönderilmeyen o aşılar, bir süre sonra, çok düşük fiyatlarla çok güçsüz ülkelere gönderilecek.
İktidarın üzerindeki aşı baskısı kaldırılmalı. Dünyadaki diğer sözde kovid aşıları da gerçekten kovid aşısı değil. Özgür Özel’in kameralar önüne çıkarak “Bize itibar edenlere sesleniyorum. Aşıları red etmeyin, yaptırın” mealinde konuşması ya çok büyük bir aldanışın tezahürüydü ya da bilgisizliğin ve art niyetin tezahürüydü.
Bizler de aşılara karşı değiliz ve aşıları red etmiyoruz. Bizler, aşılara şu dönem için güvenmiyoruz. Güvenmemizin siyasi ve tıbbi sebeplerini izah ediyoruz, hukuki ve bilimsel temellere dayanarak bunu yapıyoruz. Daha önceleri aşı sahasında oynanan vahim oyunları da gözler önüne seriyoruz. Bunların görülemeyecek nesi var… Domuz gribi aşısı denilen şey de tam bir dolandırıcılık ve genetik mühendisliği projesiydi ve bunu dünyanın dört bir tarafından çok saygın bilim adamları çoktan ispat ve itiraf ettiler de her yerde haberlere de konu olmadı mı? Bu kadar saygın bilim adamları tarafından üst üste ispat ve izah edilen şeyler de mi artık komplo teorisi olarak görülüyor? Bazıları silkelenip kendine gelmeli.
Yaşanan mali sıkıntılara rağmen Türkiye’de her yıl çok sayıda ceza evi yapılıyor, çünkü iktidar ceza evlerini rant kapısı olarak görüyor. Mahkum sayılarındaki artış insanları şaşırtıyor ve sorgulamaya itiyor.
CHPKK’li Abdullatif Şener’den ceza evleri tepkisi:
“2014 yılında 14, 2015 yılında 18, 2016 yılında 38, 2017 yılında 12, 2018’de 15, 2019’da 26 ve 2020’de de 18 cezaevi yapıldı. 2002’de 58 bin mahpus vardı. 2019’da 291 bin 500 olmuş. FETÖ’den önce de cezaevlerinde 233 bin kişi vardı. İnfaz, af yasasıyla 45 bin kişi çıkmış, şu anda 265 bin kişi var içeride.Sizi eleştiren, yanlışlarınızı ortaya dökmeye çalışan, gizlediğiniz, sakladığınız, yandaş müteahhitlere verdiğiniz milyarlık işlerin sözleşmelerini kurcalayan biri olduğu zaman hemen terör ve iltisaktan içeriye. Türkiye mahpus sayısı açısından da dünyanın 8. ülkesi. Birincisi, ABD, Türkiye’nin nüfusunun 4 katı nüfusu var. İkincisi, Çin, Türkiye nüfusunun 17 katı nüfusu var. Brezilya var, Türkiye nüfusunun 2.5 katı nüfusu bulunuyor. Rusya var onların da nüfusu Türkiye’nin 2 katı. Hindistan var, bizim nüfusun 16 katı nüfusu var.”
Biraz kontrolde tutalım dedik, fazla bastırmadık ama yine de kaos çıkartamadılar. Acınası hallerdeler…
Tayyip aldı başını gitti uzaklara… Zaten ne yapacağını bilemez hale gelmişti, krizlere girmişti, az kaldı hastahanelik oluyordu. Bir ara toparlanıp gayrete gelmişti ama sahadaki adamlarını da toparlayamadı. Onlar da darmadağın halde…
Herkes, ifşa olduklarını, bütün gizli kimliklerinin ve bağlantılarının meydana çıktığını, bütün planlarının öncesinden herkese duyurulduğunu düşünüyor/biliyor. Adalet sistemi içindeki adamları bile iyice korktular, geri durmak istiyorlar, talimatları ya yerine getirmiyorlar ya da ağırdan alıyorlar. Geleceklerini iyi görmüyorlar. Diğer bütün sahalardaki adamları da aynı halde, toptan çözüleceklerini, ele geçeceklerini, yargılanacaklarını kabullendiler. Korkuyorlar…
O kadar gürültü çıkartıp da sonra karşımızda krize girerek Suriye’ye askeri müdahale yapma planlarından/ihanetlerinden bile geri dönmeleri zaten ağın mensupları arasında sarsıcı bir tesire/çözülmeye sebep olmuştu. Şimdi ise sistemin en başındaki adamlardan biri olan İbrahim Kalın da çok kötü halde. Hulusi Akar tedirgin, öfkeli… Ordu içindeki yüksek rütbeli çift kimlikli hain adamları da kötü halde. Kendilerine çalışan Emniyet müdürleri de moralsiz ve isteksiz. Herkesin takip edildiğini, izlendiğini, dinlendiğini kabullendiler. Bu, onları çok sarsıyor. İçişleri Bakanı Solomon Soysuz ise en fena halde olanlardan biri… Hakan Fidan ise çoktan önünü göremeyip kendini bir şekilde kurtarma derdine düşmüştü. Danışıklı dövüştükleri CHPKK’liler de çok ifşa oldular. Önce umursamaz tavırlar sergilemek istediler, kendilerinin farkla güçlü olan taraf olduğu havasındalardı ama şimdi onlar da krizdeler. Bu güne kadar güç buldukları, paslaştıkları pek çok devletin hükumetlerini bile krizlere soktuk ve bizden uzak durmak, bize bulaşmamak istiyorlar ki CHPKK’liler aslında mevzumuz bile değiller.
Memleket içinden ve dışından çok yüksek sayıda grubun, kesimin yayınlarımızı dikkatle takip edip duruşlarını buna göre belirlediklerini de gördüler.
Biz bunu, baştan gücümüzü bir daha gösterelim diye yaptık, elimizdeki gücün yüzde onunu bile kullanmadık. Gerçekten de kaos çıkartmalarına izin verdik, istiyorduk, bekliyorduk ama sadece işlerini zorlaştırıp “Biz buradayız” mesajı vermek istedik. O kadar çürüdüler, bozuldular ve korkaklar ki yine de kaos çıkartamadılar.
Bütün bunlara rağmen o kaos bir şekilde çıkacak. ABD, İsrail ve müttefikleri, kaybedeceklerini bile bile, çılgınca bir tavırla 3. dünya savaşını çıkartacaklar ve bu içimizdeki adamları da kaybedeceklerini bile bile, çılgınca bir tavırla kaos çıkartacaklar. Çünkü çaresizler, başka seçenecekleri yok, batıyorlar, yıkılıyorlar ve zaman bizim değil onların aleyhine işliyor.
İbrahim Kalın ara ara Tayyip’e raporlar verdi. “İstediğimiz gibi bir sonuç çıkmadı. İnsanlar birbirine düşmedi. Birkaç provokasyondan başka bir şey olmadı.” dedi.
AKPKK teşkilatı içindeki cahil ve samimiyetsiz, kullanılmaya müsait tipleri kullanmak istediler. Bunları tahrik ettiler ve aslında daha çok sayıda ölümlü ve yaralanmalı hadise yaşanmasını planladılar. Bunlar da istedikleri gibi olmadı.
Saadet’in Malatya’daki sandık müşahitlerinin öldürülmesine dair soruşturma da verdiğim bu bilgiler etrafında yapılmalı. O vak’adaki katillerin de kullanıldığı, birilerinin ortalığı kasten karıştırdığı kanaatindeyiz.
Kural/değer tanımaz Allahsızın teki olan Tayyip, danışıklı dövüştüğü CIA personeli ve gizli Ermeni Kemal Kılıçdaroğlu ile bir telefon görüşmesi yaptı.
“Ben sizin bu insanları ayağa kaldırıp istediğimiz sonuçları veremeyeceğinizi biliyordum. Ne kadar vurursanız vurun o şekilde olmayacak. Siz yine vurmaya, söylemlerinize devam edin. Ben Soysuzla görüşüp Emniyet’i ayarlayacağım (operasyonlar yaptıracağım, ortamı gereceğim), siz üzerinize düşeni yapın (Sert karşlıklar verin, çatışma çıkartın)”. dedi.
Tayip daha sonra gizli Yahudi ve Mason bir çete lideri olan Solomon Soysuz’la görüştü:
“Bu iş artık kontrolümüzden çıktı, ne gerekiyorsa yapın (şu kaosu bir şekilde çıkartın artık, hiçbir şeye takılmayın, her yolu deneyin). İçeri almanız gerekiyorsa içeri alın. İnsanları zorlayın, eğer olmazsa çatışmaya da girin. Görelim bakalım tokat nasıl oluyormuş (‘Millet AKPKK’ye tokadını vurdu’ şeklindeki haber başlıklarına karşılık olarak söylüyor)” dedi.
Bu telefon görüşmesinden sonra Soysuz talimatları iyice anlamış oldu ve hamlelere başladı. CHPKK’li sandık müşahitlerini gözaltına aldırması bir şey değil, ortalığı çok karıştıracaklar.
Ne şekilde oyunlar kuracaklarını, nerede nasıl gösteriler yapacaklarını, nasıl polis müdahaleleri yapılacağını, neticesinde ortalığı nasıl iyice karıştıracaklarını hep planladılar. Şu anda bu partilerin yönetici kadrosundaki hainler başta olmak üzere içimizdeki İsrail bu planları bir an önce uygulamaya dökmek için harıl harıl çalışıyor. Geceden beri irtibat halindelerdi. Sürekli konuşmalar ve yoğun mesai yaptılar.
Seçim sonrası oylarının çalındığını ve itiraz edeceklerini söyleyen AKPKK’li gizli Hıristiyan Mehmet Özhaseki’nin seçimler öncesi “’Oylar çalındı’ Yapma ya… ‘Oylara sahip çıkamadık abi’ Ağlak ağlak gezmeyin, biraz dürüst olun dürüst” dediği video sosyal medyada gündem oldu.
Özhaseki’ye “Haydi sen de artık harekete geçebilirsin” dediler. O da planlar dairesinde hamlelerini yapıyor.
Bizim yönlendirmemize gerek yok. Sahadaki vatansever gruplar da oyun içinde oyun kurmaları gerektiğini biliyorlar.
Ortalık karıştığında çok fazla müdahil olmamalılar. Bu kaosun elbette zararlı yönleri de olacak ama çoğunlukla bu memlekete, millete, insanlığa faydalı yönleri olacak. Bırakılsın, bunlar kendi adamlarını birbirlerine kırdırsın. Akıllı olmayan, nasihat almayan, samimiyetsiz olan, cezasını kendisi bulsun. Onları, besledikleri yılanlar soksun.
Vatanseverler, beyin takımına yönelmeliler. Bunların sahada kullandığı beyin takımı denecek kişileri ele geçirip konuşturup gizli operasyonlarına devam etmeliler. Alttan alttan temelleri yıkmalılar. Mümkün olduğunca somut deliller toplamalılar ve iyice düşünüp hesap etmeden hamleler yapmamalılar.
İcabı halinde gayr-i resmi surette tetik çekmekten geri durmamalılar. Bu, gerçek ve meşru bir harp ama devlet gücümüzün içine İçimizdeki İsrail sızmış durumda…
Onlarca senedir olduğu gibi, bu defaki haince ve kanlı planlar da gizli Yahudi ve Mason Aydın Doğan üzerinden yönetilen basın ve medya kuruluşlarına aktarıldı.
Defalarca yazdım ki Aydın Doğan karşımızda çok sıkıştığı için bir satış/devir tiyatrosu oynadı. Kağıt üzerinde devredilen bu basın ve medya kuruluşlarını aslında hala kendisi yönetiyor. Kendisi de bu kuruluşları içimizdeki İsrail adına yönetiyor. Kendine ait değil. Bunlar onun gazeteleri, TV kanalları değil. Hiçbir zaman da şahsına ait olmadı. Şu anda da Demirören grubuna ait değil. Gizli Ermeni ve gizli Hıristiyan olup Ankebut Ağı’nın bir mensubu olan Demirören sadece resmiyette sahip gösteriliyor.
Türkiye’ye yapılacak ihanetlerin bir ayağında da içimizdeki İsrail’in basın ve medya kuruluşları ve dolayısı ile Aydın Doğan ve yakın çevresindeki adamları olacak.
Rolünü oynuyor bu CIA casusu İbrahim Kalın. Bakmayın böyle yazdığına, arka planda tam tersini yapıyor.
Kaos çıkartıp kendi kontrollerinde AKPKK’yi devirme… CHP’yi ve İyi Part’yi, Tayyip’i deviren partiler rolüne büründürme ve yine kendilerine çalışan Sabetaycı gizli Yahudi Meral Akşener’i iktidara getirme projesinin en kilit adamlarından biri, işte bu paylaşımı yapan İbrahim Kalın…
Bizim için büyük şehirlerde AKPKK’nin kazanmış olması ile CHPKK’nin ya da İYİ partinin kazanmış olması arasında hiç fark yok. Hepsi de Ankebut Ağı’nın partileri… Şeytan’ın Konseyi’nde, dün yazdıklarımı da değerlendiler. Kibirli, tepeden bakan yorumları devam etti. “Bunlar neden bu kadar sevindi. İki tarafın da bize çalıştığını zaten biliyorlar ve yazıyorlar.” dediler. Lakin yine oyun içinde oyun kurduğumuzu, planlarını büyük oranda sekteye uğrattığımızı, zora düşürdüğümüzü, ülkemizdeki adamlarının morallerini iyice çökerttiğimizi, vatansever grupların elini ve moralini iyice güçlendirdiğimizi ve meselenin pek çok yönünü görmek istemediler.