TC’nin İçişleri Bakanı, Cumhurbaşkanının emri ile Türkiye’de terör faaliyetleri gerçekleştiriyor.
Devletin başına geçmiş CIA personeli hainler, insanlık dışı kirli işlerini, mafyalarını ve hain adamlarından oluşan partilerini/rejimlerini korumak, yönetimde kalmak, ülkenin idaresini cumhuriyet ve demokrasi palavraları ile elde tutabilmek için Türkiye’de çok kan dökmeye hazırlanıyor. Yüz yıldır devam eden danışıklı dövüşlere bir kez daha kan bulaştırılacak.
Türkiye, devlet gücü ile bir kaos/fitne sürecine sokuluyor.
Bir çete lideri, bir uyuşturucu baronu olan Solomon Soysuz, İçişleri Bakanı sıfatı ile haince ve fitneci hamleler yaptı/yapacak, olağan üstü hal oluşturacak ve çok kan dökülecek.
Soysuz’un gözaltına aldırdığı CHPKK’li sandık müşahtileri masum. Hiç suçları yok. Kirli bir oyunun içinde kaldılar.
Herkes “Tamam CHPKK kazandı, sıkıntı bitti” dedi. AKPKK’liler de mağlubiyeti kabullendi. Hatta Binali Yıldırım bile İstanbul’a astırdığı ilanları kaldırttı. Melih Gökçek bile CHPKK’nin kazandığını kabullendi, bu gerçeği açıkça konuştu. Böyle olunca da seçim tartışmaları ile memlekette kaos çıkartma ihtimali düştü ve bu Türk/İslam düşmanlarını kahreden bir gelişme oldu.
Bunun üzerine, CHPKK’nin, AKPKK’nin, MHPKK’nin, HDPKK’nin Saadet’in ve İyi Parti’nin üst seviye isimlerinin hepsinin bilgisi dahilinde olarak, ortalığı karıştırmak için daha sert müdahaleler yapmaya başladılar. Hedef, sadece İstanbul belediye başkanlığını usulsüzce ele almak değil, ortalığı en kısa zamanda karıştırmak. Seçim ya da İstanbul belediyesi, bu işin bahanesi…
Aslında hedefleri YSK, AA, içimizdeki İsrail’in basın ve medyası ve il/ilçe seçim kurulu hileleri ile AKPKK’nin İstanbul’u ve başka pek çok büyük ili birkaç puan farkla kazandığı şeklinde bir numara oynamaktı. Planları uygulamakta başarısız olunca ve CHPKK kazanmış çıkınca önce bir sarsıldılar, şimdi ise toparlanıp, yeniden gayrete gelip insanlık dışı planlarını kısmen değişmiş şekilde uyguluyorlar.
AKPKK hilelerle kazanmış gösterilip CHPKK’liler itiraz ve isyan edecekken, CHPKK hilelerle kazanmış gösterilip de AKPKK’liler itiraz ve isyan edecekler. Her halükarda planlanan kaos çıkartılacak. CHPKK’li üst seviye hainler bile “Sokaklara inecekler olacakmış, uyarıyoruz” diye baştan konuştular ki planları bildiklerinden ve içinde olduklarından bu şekilde konuştular. Planladıkları çatışma ortamı oluşunca, sanki kendileri bunu istemediği halde oluşmuş gibi görüneceklerdi. “48 saat hiç kimse yerini terk etmeyecek” açıklamasından tutun da meydanlarda toplanmış kalabalıklara “Hak, hukuk, adalet” sloganları attırmaya kadar her şey daha öncesinden iyice planlanmış/çalışılmış kısımlar.
Meşhur şarkının sözlerinin değişmesine sebep olduk. Yeni hali şu şekilde:
“Beraber tökezledik biz bu yollarda.”
Memleket içinden ve dışından dost ve düşman bütün kesimler iyice anladılar ki şu seçimlerden böyle bir sonuç çıkmasına Süleymanlılar ve Ankebut Operasyonu sebep oldu. Ses getirebilen gerçekten muhalif şahıslar ve yayın kuruluşları bile, aslında nasıl dolaplar döndürüldüğünü, Ankebut Operasyonu kapsamında yaptığımız yayınlardan öğrenerek isabetli kararlar aldı, tavırlar sergiledi.
Şayet mevzuya partici bir gözle bakacak isek bundan böyle Türkiye’de iki parti var. Bir, Süleymanlılar… İki, Ankebut Ağı’nın sözde birbirine rakip olan partileri…
Biz sizin gibi piyonlarla değil sizleri var eden sistemle savaşıyoruz. Hedefimiz sistem/kuklacılar değil de sizin gibi kuklalar olsaydı ey AKPKK’liler, ey CHPKK’liler ve diğerleri, hepinizi çoktan toplayıp almıştık ve asmıştık.
Eğer particilik yapılacaksa, Türkiye’nin en büyük partisi biziz ve hepinizi tek hamlede siler geçeriz. Lakin bizim cahilce, haince sistemlerle, şu millete dayattığınız cumhuriyet, demokrasi, laiklik gibi uydurma değerlerle meşgul olacak vaktimiz yok. Biz acele etmiyor, elimizdeki somut delilleri bile çok zaman paylaşmıyor, lüzumsuz tartışmalara ve mücadelelere girmiyor, küçük çaplı çatışmaların çıkmasına izin vermiyor ve sisteminizi bir bütün olarak imha etmek yolunda dahiyane bir siyaset sergiliyoruz.
Ve belki nefsiniz izin vermedi, kale almak istemediniz ya da gırgıra vurduğumu zan ettiniz ama sizin sistemin bütün adamları bizdeki birkaç Süleymanlı kadar bile etmiyor. Şu sizi yöneten en üst konseylerin mensuplarının bile kaşrımızda ne hallere düştüğüne bir bakın. Çapınız, evsafınız yetmiyor. Yüreğiniz de yok, aslında paradan ve kadından ve şöhretten başka bir dininiz ve davanız da yok. Bir harp hukukunuz, sınırlarınız, değerleriniz de yok. Şeytanlaşmış ve dünyanın Deccal devri denilen devri yaşamasına vesile olmuşsunuz. Lakin sizin devriniz buraya kadardı. Şimdi karşımızda kaybetmeye mahkumsunuz. Çünkü benim şahsımda karşınızda devleşen şu sistemimiz, sizin sisteminizi darmadağın edecek olan hazret-i Mehdi’nin, Süleyman Hilmi Tunahan hazretlerinin sistemi…
Süryani kökenli olan Temel Karamollaoğlu da rolünü oynuyor.
O da Ankebut Ağı’na çalışıyor ve şu sıralar AKPKK ile danışıklı dövüşüyor.
Seçime dair planlarını tam uygulayamamış olsalar da hala seçim tartışmaları üzerinden memlekette bir kaos ortamı oluşturmak için çırpınıyorlar, çırpınacaklar. Karamollaoğlu da seçimin meşruiyetine, seçim sonuçlarına dair tartışmaların gündemde olmasını ve tansiyonun düşmemesini istiyor.
Çünkü insanlık dışı sistemleri, karşımızda büyük darbe aldı, ölümcül yaralar aldı ve her şeyi silbaştan yeniden kurmak için bir kaos ortamı oluşturmaya mahkumlar.
Bu defa olmadı… Kendi planlarını uygulamaya dökmekte zorlandılar ve çok yerde başarısız oldular. İstenmeyen gelişmeler oldu.
Plana göre İstanbul’u yine hilelerle kendileri alacaktı. Lakin bu defa vatandaş çok bilinçli ve gayretli durdu. Bu, onların önüne büyük engeller çıkarttı. İstedikleri kadar hile yapamadılar.
Hal böyle olunca Solomon Soysuz Binali Yıldırım ile görüştü ve oyların çalınması için devlet/polis gücünün kullanılması kartını oynadılar. Bu, daha önceden planlanmış, ihtimal dahilinde tutulmuş bir şeydi. Lakin buna rağmen bile başarılı olamadılar, netice alamadılar.
2014’te Ankara’da seçim sonucunu da sabaha karşı seçim kurulunu basan İçişleri eski bakanı Efgan Ala belirlemişti.
İzleyeceğiniz bu video, dün gece Üsküdar 2. seçim kurulunda çekildi.
Sökülüyor/indiriliyor
İBB seçiminde Binali Yıldırım’ın kazandığını ifade eden ve geceden İstanbul’un dört bir yanına asılan pankartlar/tabelalar sabah saatlerinden itibaren acele ile söküldü.
Her şeye rağmen hala hileler yaparak İstanbul belediyesi seçimini kazanmış görüneceklerdi. Gece saatlerinde bile buna inanıyorlardı ve bu çerçevede hamlelere devam ediyorlardı. Lakin ilerleyen saatlerde iş iyice kontrollerinden çıktı, danışıklı dövüş ellerinde patladı ve İstanbul’u sözde rakipleri olan CHPKK aldı. Bu defa bu pankartlar aleyhlerine bir eylem olarak ortada kaldı. Diğer büyükbaş hainler ile de danışıklı davranan Binali Yıldırım hemen İBB’ne talimatlar verdi ve pankartlar/afişler/tabelalar söküldü, sökülüyor.
Necip Fazıl, 1946 Milletvekili genel seçiminde CHP’den milletvekili olmak için başvuruyor.
İnönü:”Bu adamı İşbankası’na işe soktuk, çalışmadı. Örtülüden para vermekten bıktık. Başvurusunu iade edin” diyor..
CHP düşmanlığı başlıyor. Sonra Sabetaycıların Kapani tarikatından olan Ali Adnan Er-Tekin Menderes’i desteklemeye başlıyor. İşin tuhaf tarafi ise Yassı Ada’daki mahkemede Sabetaycı yahudi Menderes aleyhine ifade veriyor.
”Türkiye’yi Türkler mi yönetiyor” serisi: Tansu Çiller…
İstanbul Belediyesi çalışanı kripto Yahudi bir baba (Hüseyin Necati) ile onun sekreterliğini yapan Selanik göçmeni bir annenin, aynı evde geçen 10 yıllık gayr-i meşru ilişkisi neticesinde istenmediği halde dünyaya gelen Sabetaycı bir gizli Yahudi. Annesi ve babası gayr-i meşru yaşamaktan hiç rahatsız değildi, yine de direndiler, gayr-i meşru yaşamaya devam etmek istediler ama istenmeden olan Tansu doğduktan yedi ay kadar sonra zaruri görerek evlendiler.
Aile, damarı kesilse CHP diye akacak kadar solcu ve İnönü’cü bir aile ama kod adı “CIA’nın gülü” olan kızları sağ kesimde ve çok çok hızlı manevralarla yükselerek siyaset yaptı. Tansu’nun kocası Özer Uçuran Çiller ise tapınakçı. Özer, “Tansu” kriptolojisi ile isimlendirilen bu kızı almak için, onun soy adını kullanmayı bile kabul etti. Tan-su’nun babası Hüseyin Necati Çiller, çok geçimsiz, sinirli, vasıfsız, lüzumsuz biri idi ama içimizdeki İsrail’in Türklerin yönetimini hile ve ihanet ile ele geçirmesinden sonra adına rejim kurduğu Sabetaycı gizli Yahudi Atatürk’ün yakınında bulunabilmiş biriydi.
Yolsuzluk, ihalede fesat, peşkeş, yalan beyan, paralel devlet, cinayet, katliam, iltimas, ihanet dahil hemen hemen akla gelen her suçtan hala yargılanması gerekiyor Tansu’nun… Tahkikat yapılırsa, üniversite diploması ve Profesörlüğü de çok büyük ihtimalle sahte çıkacak. Gerçek seviyesi, lise mezunlarının bile gerisinde… Atasını ziyarete gittiğinde Anıtkabir özel defterine yazdıkları ve sergilediği seviyesi artık bütün Türk milletinin dilinde. Tek başına bırakılsa, kurulu bir düzen halinde orta büyüklükte bir mahalle marketi kendisine teslim edilse, kuvvetle muhtemel altı aya kalmadan iflas ettirecektir.
Resmiyette/görünürde ekonomi profesörüdür. Boşbakan iken bile ekonomiye dair yaptığı yorumlar “inanılamaz” görülmüştür. İçimizdeki İsrail’in basın ve medyası, milleti şoka sokan değerlendirmelerinin durmaksızın tekrar edeceğini bildiğinden, aşırı dikkatli davranmıştır ama o, canlı yayınlarda da aynı vasıfsızlığı ile herkesi şaşkına çevirmiştir. Ekonomi haricindeki konularda da akıl almaz gafları ile meşhurdur. Ülkede, aldığı ekonomik kararlar ile bir anda büyük bir ekonomik kriz de çıkartmıştır. Türkiye’nin resmi boşbakanı olarak yabancı erkek devlet adamları ile görüşürken, istediği şartları kabul ettiremediğinde, kadınsız tavırlar sergilediği, hatta muhatabının bacakları dahil bedeni ile kendi ellerini temasa geçirdiği dahi sık sık iddia edilmiştir. ABD başkanı Clinton’ın Tansu’yu tenha bir köşeye çektiği iddiası da ilk anda sarsıcı ve iç acıtıcı gelse de, iddia sahipleri dikkate alınması gereken kişilerdir.
”Türkiye’yi Türkler mi yönetiyor” serisi: Deniz Baykal…
Sabetaycı gizli Yahudi. AKPKK’nin tek başına iktidara getirilmesinde gizli Ermeni Devlet Bahçeli kadar etkili biri. Baykal, AKPKK’nin kritik isimlerinden Sabetaycı Bülent Arınç ile de akraba. CIA, Soros, MOSSAD, İçimizdeki İsrail dahil herkesle bağlantılı. Tansu Çiller gibi onun da derhal derya kadar suçlama ile yargılanması icap ediyor. Hiçbir sıradışı kabiliyeti, hüneri ve bilgi birikimi yok. Enerji bakanı iken bile ülkeyi enerji krizine soktu ve silinip gitmesi gerekirdi. İçimizdeki İsrail’in, Atatürkçülük adı altında kurduğu hain rejimde, paralel devlet teşkilatı halinde kolladığı, muteber gösterdiği biri. Gerçek bir Türk basın ve medyası olsaydı, siyasi hayatı yarım saatte bitirilebilirdi. Üzerine geçen onlarca sene boyunca Türkiye’ye ihanet etmesi önlenebilirdi. AKPKK eli ile işlenmiş bütün suçların dünyada, ahirette sorumluluğu da Baykal’ın üzerinde.
”Türkiye’yi Türkler mi yönetiyor” serisi: Bülent Ecevit…
Karısı gibi kendisi de Sabetaycı gizli Yahudi. Karısının gerçek adı Rahşan değil Raşel. Bırakın koca memleketi, tek başına bırakıldığında ciddi bir devlet kurumunu bile yönetecek vasıfta biri değildi. İçimizdeki İsrail+Masonluk+CIA marifeti ile parlatıldı, iktidara getirildi ve hep popüler kalması sağlandı. Son zamanlarında çok yönden rahatsızlıklar yaşadı. Huysuzlaştı, itaatsiz oldu, günü gününü tutmaz oldu ve onlarca sene onu oynatan güç odaklarının gözünden bakınca “bir çuval inciri berbat eden adam”a dönüştü. Onlar tarafından yıkıldı. Kullanıldı ve atıldı. Bunda karısı Raşel’in huysuz, öfkeli, hesapsız tavırları da etkili oldu. Devlet yönetimi de şairliği kadar berbattı. Çıkarttığı aflarla, yüz binlerce masumun daha canı yandı. İktidarda iken devlet tarifi bile zor ekonomik sıkıntılar yaşadı. Türkiye için çok kritik olan çok mühim olan meselelerde Masonlardan, içimizdeki İsrail ile CIA’dan talimat almadan hiçbir şey konuşmadı ve hiçbir adım atmadı. Kıbrıs Barış Harekatı’nı bile onların talimatı ile hazırladı ve çok iyi rol yaptı. Siyonizm ve CIA, Yunanistan’da darbe yapan ve halk desteği de bulan cuntacıları devirmek ve Yunanistan’ın başına yine CIA’ya çalışan kadroları getirmek istiyordu ve Türkiye’nin başına getirdikleri Bülent’i kullanmaktan hiç geri durmadılar, Kıbrıs üzerinden cuntacıların imajını yıkmayı halk desteğini kırmaya başladılar. Ecevit’in ihanetlerini özetle anlatmaya bile onlarca saat gerekir.
”Türkiye’yi Türkler mi yönetiyor” serisi: Alparslan Türkeş…
Kripto Yahudi. Aslen Kayseri Yahudilerinden. Muzırlıkları sebebi ile Osmanlı’nın son zamanı Kıbrıs’a sürgün edilen, içimizdeki İsrail mensubu bir ailenin ferdi. CIA piyonu. Pentagon yetiştirmesi. Hususiyle, Siyonizmin ve CIA’nın komünizm karşıtı mücadelesinde Türkçülük akımını kullanmayı seçmesi ile, bu yolda kullanıldı. Onun Pentagon’da bu minvalde gizli eğitimler aldığı sırada, ABD’nin dünyanın dört bir yanından antikomünist mücadele için eğittiği insan sayısı 800 bini bulmuştu. Siyonizm çok sıkışıp paniklediğinde, Türkiye de çevre ülkeler gibi komünizme kaymasın diye Sabetaycı gizli Yahudi Adnan Menderes’i İslamcı lider rolüne büründürmüş ve hızla İslami serbestlik vererek komünizm akımının karşısına çıkartmıştı. Bunu bir zaruret olarak yaptılar ve aslında çok riskli gördüler. Komünizme karşı mücadele güçlenmiş ve Türkiye’de biraz da nefeslenmiş, rahatlamışlardı ve sonrasında komünizmin karşısına Türkçülük akımı ile çıktılar. Kendi adamları olan Sabetaycı gizli Yahudi Menderes’i deviriken kullandıkları kadro arasında Türkeş de vardı. Bu proje çerçevesinde kullanılan çok sayıda kripto Yahudiden biridir gerçek adının Alparslan Türkeş olup olmadığı hala kesinleştirilememiş olan bu şahıs… Oğlu Tuğrul Türkeş de aynı güç odakları tarafından Siyonizmin ve CIA’nın AKPKK’sinde bakan yapılmıştı. Millet uyanmasın diye de CIA’nın adamı gizli Ermeni Devlet Bahçeli ile sözde atışmış da bu sebeple çaresiz kalarak baba ocağından ayrılmış ve AKPKK’ye gelmiş rolü oynamıştı. Akademi Dergisi olarak gerçek kimliğini, niyetini ifşa ettik, bağlantılarını da iyice ifşa edecektik ki panikle geri çektiler.
Neden geri çekildiğini koca memlekette hala kimse anlayamadı. Diyanet’ten sorumlu devlet bakanı, Boşbakan yardımcısı, hükumet sözcüsü Sabetaycı gizli Yahudi Numan Kurtulmuş’un onunla aynı anda neden aniden geri çekildiğini ve ta Turizm bakanlığına getirildiğini… Doğan Medya denilen ve resmiyette gizli Yahudi Aydın Doğan üzerinde gösterilen içimizdeki İsrail’in kurumsal medyasının neden aniden resmiyette el değiştirdiğini… CIA’nın AKPKK projesinin en kritik ailelerinden Karay Yahudisi Ülker ve Sabetaycı Yahudi Şahenklere neler olduğunu, bunları neden panik sardığını… Genel başkanı Meral Akşener’in bile Sabetaycı gizli Yahudi olduğu İYİ Parti projesinin etkili isimlerinden Kripto Yahudi Ümit Özdağ’ın hiç olmadık bir anda neden ansızın geri çekildiğini kimsenin anlayamadığı gibi…
”Türkiye’yi Türkler mi yönetiyor” serisi: Mesut Yılmaz…
Konuşmalarının arasında durup düşündüğü anlara reklam koymak mümkün olan, aşırı gergin ve iç hesaplı şekilde, endişeli tarzda ancak konuşabilen… ADL, JDL, Bilderberg dahil Siyonizmin hemen bütün teşkilatları ile iletişimi ve işbirliği olan… Boşbakan iken resmi yurt dışı ziyaretlerinde bile kumar oynayan, bir seferinde çıkan kavgada mafya babasının birinin attığı kafa ile burnu kırılan ve derhal vatana ihanet dahil onlarca vahim suçlama ile tutuklu yargılanması gereken bir gizli Ermenidir.
”Türkiye’yi Türkler mi yönetiyor” serisi: Uğur Dündar…
O gün o programına çıkarttığı herkesin gerçek kimliğini, bağlantılarını, hedeflerini detayları ile bilen ama kendisi de onlardan olan bir kripto Yahudidir. Bu haline rağmen hayatı boyunca Türklük, Atatürkçülük, Türkiye vurgulu eylem ve söylemleri ile aslında sinsi surette ve militan seviyede Türk/Türkiye düşmanlığı yapmıştır/yapmaktadır. Siyonizm, ortadoğuda işgalleri kırk yıldır yapamayınca, Büyük İsrail projesi gerçekleşmeyince, yeni bir strateji olarak AKPKK projesi ile ılımlı İslamlı T.C. projesini devreye alınca, AKPKK ve el Kaide, el Nusra, IŞİD üzerinden bölgeyi mahvetmeyi ve sonra işgal etmeyi planlayınca, ülkedeki gizli iktidarlarının yıkılacağını düşünerek buna uymamış, kendisi gibi buna uymayan kripto Yahudi arkadaşları ile, başta da kripto Yahudiler Yılmaz Özdil, Emin Çölaşan ile birlikte, resmiyette Sabetaycı gizli Yahudi Burak Akbay’ın üzerine gösterdikleri Sözcü gazetesinde yoluna devam etmiştir. Gizli kameralı özel ekiplerle birlikte, öğretmenleri ile birlikte Cuma namazına giden orta okul öğrencilerini takip ettirip sözde haber yapması hep hafızalardadır. Başörtüsü aleyhinde, milletimizin Müslümanca yaşama mücadelesi aleyhinde mücadelesi, yalanlarla, büyük suç kapsamında yaptığı sözde haberleri ve sözde açık oturumları hep hafızalardadır.
Hala vatana, millete ihanet suçlarını işlemeye devam ettiği Sözcü’de “Sınıfta namaz” şeklinde manşetler attırmaktadır. Sicili çok bozuktur. Yalan haberlerden, kumpas kurmaktan, haber mühendisliklerinden dolayı çok cezalar almıştır. Aydın Doğan medyası denilen paralel devlet teşkilatının, ihanetler de dahil on binlerce vahim suçunun gönüllü suç ortağıdır. CIA’nın kontrolünden kurtulmuş bir Türkiye’de, gerçekten Türk hukuk sistemi denilebilecek bir sistemin onu da tutuklamadan bir gün bile dışarıda gezdirmesine ihtimal vermek mümkün değildir. En büyük maskeleri, kendileri gibi kripto Yahudi olan Adıtürk adına ihanet ve terörle kurdukları hukuksuz, katliamcı ve hükümsüz rejimleridir.
Evrimi savunan da Sabetayist, sözde ona cevap veren de Sabetayist. Kanal da Sabetayistlerin…
Gerçek paralel devleti ifşa ediyoruz.
Bundan sonra Türkiye’deki televizyon kanallarına, milletin tepkisine rağmen sık sık bu kanallara çıkartılanlara, bu kanallardaki programlara, dizilere, daha başka bir gözle bakacaksınız. Bundan sonra bu ülkede kimlerin neler çevirdiğini, neler çevirmek istediğini, hepiniz hemen anlayacaksınız.
Sabetayist gizli Yahudi Turgay Ciner’e ait olan ve bünyesinde çok sayıda kripto çalıştıran Haber Türk kanalına çıkartılan, yaratılışı savunan Sabetayist Caner Taslaman’ın karşısında, ona inat Darwinizmi savunan Örsan Kunter Öymen de Sabetayist bir gizli Yahudidir.
Babası meşhur CHP’li Örsan Öymen’dir. Kendisi de bu derece vasıfsız haline rağmen bir profesör doktordur ve CHP içinde önemli bir isimdir. Amcası Altan Öymen, Sabetayist Kamal Atatürk marifeti ile Sabetayist kliğin kurduğu Halk Fırkası’nın, bu günkü adı ile Cumhuriyet Halk Partisi’nin bir dönem genel başkanlığını yapmıştır.
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İngiliz derin devletinin, uluslar arası gizli Siyonist teşkilatların, Masonluğun ve en çok da içimizdeki İsrail’in Sabetaycı kliğinin gayretleri ile kurulmuş ve yönetilmiştir. Tarihi boyunca İslam’la ve milli değerlerle mücadele etmiştir. Ülkede ana unsur olan, ezici farkla nüfusun çoğunluğunu oluşturan Müslümanların, en temel insan hak ve hürriyetlerinin bile zorbaca, keyfi ve hukuksuz olarak engellendiği ve Kamalizm maskesi giydirilmiş Sabetayist rejimle özdeşleştirilmiş bir sözde partidir. 1923-1950 yılları arasında aralıksız iktidarda kalmış ve 1946’ya kadar tek parti düzeni ile milletimizin milli ve manevi değerlerinden uzaklaştırılması, dönüştürülmesi yolunda kullanılmıştır.
Azınlık unsurların, Türk ve Müslüman kimliğine bürünerek, hile, ihanet hatta tedhiş ile Türkleri ve Müslümanları kontrol etmek, dünyevi ve uhrevi/itikadi anlamda dönüştürmek, kılık kıyafetine kadar, alfabesine, tarihine kadar değiştirmek/dönüştürmek için kullandığı ve bu kadar keyfiliği, zorbalığı, saçmalığı, gayr-i İslami ve Türk kültürüne ters şeyleri kutsallaştırmak, çağdaşlığın tek yolu göstermek için kullandığı bir sözde partidir. En kısa tarifi ile İçimizdeki İsrail‘in, İçimizdeki Ermenistan‘ın ve Siyonizm’in ortak projesidir.
Bu günkü genel başkanı, Siyonist para spekülatörü George Soros tarafından ve Soros’la paslaşan İçimizdeki İsrail ve Masonluk tarafından, ülkemizin önde gelen kripto Yahudi ve Ermeni patronları tarafından o konuma getirilen gizli Ermeni Kemal Kılıçdaroğlu’dur. Soros ile ve İçimizdeki İsrail ile irtibatlı olanın, doğrudan ya da dolaylı yollardan CIA ile irtibatlı olmaması ise imkansızdır. Ondan önceki genel başkan Deniz Baykal da dahil olmak üzere, bu sözde partinin genel başkanlarından Mustafa Kamal Atatürk dahil nerede ise tamamı ve partinin önde gelen etkili isimleri her dönem daha çok kripto Yahudiler, en çok da Sabetaycı Kripto Yahudilerdir. Bazı dönemler, bazı önde gelen isimler ise kripto Ermenilerdir. Şu anda partide Kılıçdaroğlu’nun çevresinde, onun gibi gizli Ermeni ve gizli Hristiyan birçok kişi vardır.
Bu basın ve medyanın, bu sözde partinin, Aladağ yurt yangını meselesini araç edinerek yapmak istediği de; yıkılmak üzere olan düzenlerini kavileştirmek, bu niyetle ülkedeki açık ara en güçlü İslami cemaat olan ve kendilerine en büyük tehdit olarak gördükleri grup olan Süleymancıları bu millete terörist gibi göstermek, karalamak, mümkün olursa yok etmektir. Hatta bir oldu bitti ile, daha önce yaptıkları gibi, tarihleri boyunca yaptıkları gibi hukuksuz ve keyfi şekilde ülkedeki dini özgürlükleri zorbaca, kanunsuzca engelletmektir. Şu anda FETÖ bahanesi ile yapılan operasyonları bile aslında yapan AKPKK değil, bu güç odaklarıdır. Hedef bu bahane ile bütün Müslümanların devlet kurumlarından, sanayiden, ticaretten tasfiye edilmesi, ezilmesi, yok edilmesidir. Bütün cemaat ve tarikatların bitirilmesidir. AKPKK’yi kuranlar da, logosuna yedi kollu Yahudi şamdanı koyanlar da, yönetenler de aynı kliklerdir. Mesela Sabetayist Deniz Baykal’ın çok yakın akrabası olan Sabetayist Bülent Arınç, AKPKK projesinin en kritik isimlerinden biridir.
Unutmadan, Terakki Vakfı okulları, Şişli Terakki okulu, Işık okulları, Işık Üniversitesi hep Sabetayist gizli Yahudilerin, yani bu ülkedeki gerçek paralel devletin eğitim kurumlarıdır. FETÖ’nün eğitim müesseselerinden ilki olan Yamanlar Koleji’ni kuran kripto Yahudi Sezen Aksu’nun babasıdır ve bu adam hala hayatta olmasına rağmen bırakın tutuklanmayı, sorgulama süreci bile geçirmemiştir. Paralel devlet olduğu iddia edilen FETÖ, bu gerçek paralel devletin bir oyunundan başka bir şey değildir.
Basın ve Medya lincine, vekil görünümlü acayip bağlantılı kripto tiplerin art niyetli yönlendirmelerine, açıklamalarına, bunların organize suç kapsamına giren faaliyetlerine aldanmayın, kapılmayın.
Bir sakin olun ve hakkaniyetle neler olduğunu sorgulayın. O Aladağ yurdunda kimse kimseyi kasten yakmadı. Kimse kasten akıl almaz ihmaller zinciri sergilemedi. Hala hiç kimse o yurt dahil Aladağ’da çok sayıda haneyi art arda yakan ve bölgede yeni takılmakta olan EneriSA sayaçlarını bir kez olsun dillendirmedi. O yurttan sonra bile Aladağ’da o EnerjiSA sayaçları nedeni ile başka hanelerin de cayır cayır yanıp kül olduğunu dillendirmedi. Merdiveni bile olmayan ve su bile sıkamayan sözde itfaiyenin, kasten yalan rapor yazan ve raporu gerçekleri yazan Emniyet’in raporu ile çokça çelişen itfaiyenin, başka suçlardan yargılanmakta olan, hukuki açıdan riskli bir yerde duran ve bu yangından dolayı da yargılanmamak için kasten yalanlar söyleyen, “Çocuklar yangın merdiveninin dibine kadar gelmişler, orada yanarak can vermişler” yalanını söyleyen Adana Belediye başkanının, hatta daha en baştan “Asıl suçlu benim. Ben yargılanmalıyım” diyen Aladağ Belediye başkanının, hala yargılanmadığını bilip de Süleymancılara bu linci yapanlar, hem deşifre olacaklar, hem yargılanacaklar. Dünya genelinde, bunların adını duymadıkları yerlerde bile, bunca senedir başarı ile insanlığa hizmet eden ve bunu çokça çileler çekerek, maddi karşılık beklemeden yapan ve gayr-i Müslim milletlerin bile takdir ettiği kişilerdir Süleymancılar…
İzleyin, Süleymancılar, kendilerine bu kadar zamandır ahlaksızca ve kuralsızca ve organize şekilde yapılan basın ve medya lincinin intikamını, hukuki sınırlar içinde çok ama çok sert alacaklar.
Boğazımıza kadar getirdiler. Bu yapılan hak değil, adalet arayışı değil, hak arayışı değil, insanlık dışı ve hukuken suç kapsamında olan bir karalama, sindirme, yok etme operasyonu…