Şu İblis, bir vakte kadar Lehv-i Mahfuzu görüyordu. Ahir zamanda şu Satanist sistemini (nam-ı diğer Ankebut Ağını) darmadağın edecek Müslümanların kimler olduğunu görmüş, yazmış ta binlerce sene önceden…
“Onların hepsine mani olmalıyım” demiş/diyor. Kimimize daha anne karnında iken musallat etmiş cinlerini/adamlarını… Kimimize daha anne karnına düşmeden, annelerimizi ve babalarımızı bitirerek, öldürerek, evlenmelerine mani olarak v.s. mani olmak istemiş. Kimimize ise dünyaya geldikten sonra, daha bebekken bile musallat olunmuş. Bazılarımızın yolunu kesebilmiş ve hala kesebiliyor. Ayaklarını kaydıranlar ve imtihanlarını kaybedenler, çok yaklaştıkları halde şu hizmetin ve cihadın içinde bulunamayanlar olmuş, oluyor. Detaylar değişebiliyor ama kader değişmiyor, vakti geldi ve İblis’in dünya üzerinde kurduğu sistemi yıkılıyor. Süleymanlı evlatları, o piramidin üstündeki gözü, İblis’in gözünü oyuyor.
Lehv-i Mahfuz, korunmuş levha, bütün herkesin yaşadığı ve yaşayacağı her şeyin yazılı olduğu bir levha… Herkesin kaderi orada yazılı ve Hz. Peygamberimiz zamanında orası cinlere kapatıldı. Cinler oraya yaklaşmak ve bilgi çalmak istediklerinde artık yanıyorlar.
Kendisi bu dünyada yaşayan en büyük Satanist büyücülerden biridir.
Satanist ayinlerinde bebekleri kesip parça parça eden, dilim dilim doğrayıp yiyen insan şeytanlarından biridir.
Marina Abramovic, 30 Kasım 1946’da Belgrad’da doğmuştur. Performans sanatçılığı denilen acayip bir şeyle meşgul ve meşhur olmuştur.
Hayvanlar gibi çırılçıplak soyunarak, ahlak/sınır tanımayarak sözde performans gösterileri sergilemiş, dünya genelinde bu şekilde tanınmıştır. Aslında ne var bu kadında, ne yapmış bu güne kadar diye merak edip bakarsanız, hiçbir şey yapmadığı halde çok büyük hatta imkansız görülen gösteriler sergilemiş biri gibi pazarlanmış olduğunu görürsünüz.
Bunun sebebi, Marina’nın içinde bulunduğu sistem yani Ankebut Ağı’dır.
Hristiyanlıktan yola çıkıp, Ankebut Ağı içinde kısa sürede Satanistin teki olup çıkmıştır.
Gösteri diye yaptıklarının çoğu da cinselliğini, kadınlığını/bedenini kullanarak, bu şekilde dikkatleri üzerine çekmek ve aykırılık sergilemektir. Ayrıca sözde gösterileri bazen de cinleri kullanarak yapılan sihirler, göz boyamalarıdır.
Yani anlayacağınız, vurduğunuzda iyi ses getiren boş tenekenin tekidir Marina… Utanması, çekinmesi, inandığı herhangi bir değeri, bir dini, bir şahsiyeti yoktur. Buna rağmen onlarca senedir Marina rüzgarı eser durur. Çünkü Ankebut Ağı’na bağlı basın ve medya kuruluşları ve hatta sosyal ağlar ve video platformları, Marina’yı ve Marina gibileri sanatçı gibi gösterir, hep gündemde kalmasını, yok olmamasını sağlar. Gerçekten edebiyle, samimiyetiyle, iyi niyetiyle, kabiliyetleri ile sanatını icra edenlerse kendilerine aynı ortamlarda yer bile bulamazlar.
Şimdi ben size gerçek Marina’yı ve Marina gibi olanları anlatacağım ama buradan sonrasını hassas olanlar atlasınlar, okumasınlar.
Aleyna Tilki gibi yeniyetme Satanistlerin çok büyük hayranlık duyarak takip ettiği, dikkate aldığı kişilerden biridir Marina…
Marina, onlarca yıllık Satanistlik tecrübesine, bilgisine sahip yıllanmış bir Satanisttir.
Onun neler yapabildiğini ve yapabileceğini, tahmin bile edemezsiniz. Hatta birisi anlattığında, anlatılanları ilk duyduğunuz anda inanamazsınız.
Çok ileri seviyede bir büyücüdür Marina ve Ankebut Ağı’na katılıp Satanistleşen ve kabiliyetli görülen kişilere büyü dersleri bile verir.
Şu Sanhedrin hahamlarının ve dünyanın dört bir yanından bazı insan şeytanlarının karşımızda çaresiz kalıp büyüleriyle bizi durduramadığını bildiği halde, son günlerde kendine güvene güvene bize büyüler yapan bir büyücüdür.
Bize büyü yapabilmek için bile masum, melek gibi tertemiz çocuklara acımadan kıydı, kıyıyor. Marina, mühletini dolduruyor ve onun feci şekilde ölümüne de inşaallah bizler sebep olacağız.
Şu gördüğünüz, pasta ya da sanat denilen sadistçe şeyleri sosyal medya hesaplarından marifetmiş gibi paylaşan bir büyükbaş Satanisttir Marina… Boynuzlu fotoğrafına dair bir şey yazmama gerek bile yok, siz zaten neyin ne olduğunu artık anlayabiliyorsunuz.
Marina böyle şeyleri paylaşıyor çünkü zaten böyle bir ruh halinde yaşıyor. Onun için bebeklerin öldürülmesi, dilim dilim kesilmesi, vahşice parçalanması, ağızlarının yırtılması hatta kanının içilmesi ve pişirilip yenmesi çok sıradan bir şey…
Evet, evet… Yanlış okumadınız. Bunların hepsini onlarca senedir yapıyor, yaptırıyor ve bunun derslerini veriyor.
Marina’nın da katıldığı bir Satanist ayininde katledilmiş zavallı bir çocuğun cesedini görüyorsunuz.
Şu zavallı çocuk kandırılarak kaçırıldı ve yataktan başka eşya olmayan odaya kandırılarak, güle oynaya getirildi.
Hepsi onu güle oynaya karşıladılar. Çocukça oyunlar yaparak onlara karşılık verdi. Sonra ne olduğunu bile anlayamadı ve bir anda Satanist bir ayinin kurbanı olmaya başladı.
Anlatılabilecek gibi değil, detayları yazamıyorum ama taciz, tecavüz, ileri seviye işkence, ardından son darbe ve ölüm… Bunların hepsi yapılırken Marina da şeytani bir zevk alarak bütün suçlara ortak oluyordu.
Öldürmeden önce canlıyken ağzını yırttılar. Bu, tıpkı kurbanların kalplerini çıkartıp parçalamak gibi hep yaptıkları bir şey.
Çocuğun çeneden aşağıda kalan kısmı ise hiç paylaşılabilecek gibi değil.
Neden?
Microsoft’un Marina’yı kullanarak bir reklam klibi hazırladığını görüyorsunuz.
Hayatı boyunca zaten “sanat” denebilecek, “kabiliyet” denilebilecek hiçbir şey sergilememiş ama hep devleştirilmiş ve hep gündemde tutulmuş Marina’nın… Büyükanne denilecek yaşta hala sahiplenildiğini, varlıkta tutulduğunu aslında Microsoft’un reklamı yapılıyormuş gibi görünürken onun reklamının yapıldığını görüyorsunuz.
Bu işler böyle dönüyor, çünkü Microsoft da Ankebut Ağı’na bağlı dev şirketlerden biri. Bill Gates de tıpkı Marina gibi Satanistin teki. Bill Gates de ileri seviye bir Satanist olsa da vahşet sergilemede ve büyü yapmada Marina’nın yanında hiç kalır. Marina’nın konumu, derecesi çok başka…
Telkinler gönderiyor
Ayrıca bilmeniz gerekiyor, şu video çok ince tekniklerle hazırlanmış bir video ve insan beynine gözün tam yakalayamadığı telkinler gönderiyor. Tahmin etmişsinizdir, bu telkinlerde Satanizme, Şeytan’a tapınmaya, cinsel şiddete, lezbiyenliğe, ibneliğe, sübyancılığa yönlendirmeler var. Son on yıllarda, bu tür sapıklıkların yayılmasında ve özellikle çocuklara karşı cinsi ve fiziki saldırıların patlayıp gitmesinde bu tekniklerin yoğun olarak kullanılması da büyük bir amil/etken.
Marina’nın sistemi Adnan Oktar’ın sistemiyle aynı
Hatta Adnan Oktar, sistemini Marina gibilerden görerek kopyaladı.
Neler yapıyorlar, anlatayım. Büyüyle çok sayıda yakışıklı erkeği ve güzel kadınları kendilerine çekiyorlar. Bunları bir çeşit robotlara çeviriyorlar. Çoğu, kendi aklını, iradesini hiç kullanamaz hale geliyor ve 7/24 cinler tarafından zihin kontrolünde tutuluyorlar.
Sonra bu kadınlar ve erkekler üzerinden gruba başka kadınlar ve erkekler çekiliyor. Bu getirilenlerin bir kısmı Satanist ayinlerinde kurban ediliyor. Bir kısmı ise karapara işlerinde kullanılıyor.
Marina da böyle yapıyor. Yakın etrafında, zihin kontrolüne alıp elinde oyuncak gibi oynattığı 60 kadar kişi var. Onlar üzerinden yönlendirdiği/yönettiği binlerce kişi var.
Bu şekilde bir grupla, Ankebut Ağı’nın uyuşturucu, organ, fuhuş, silah kaçakçılığı, askeri casusluk, nüfuz casusluğu, iftira-karalama kampanyaları dahil onlarca vahim suçuna destek veriyorlar.
Ayrıca Marina, bu grubu üzerinden ayinlerde parçaladıkları bebekleri elde ediyor. Bu bebekler dünyanın dört bir yanından toplanıyor. Ankebut Ağı’nın insan kaçakçılığı yapan mafyaları zaten var ve bunların eline düşen bebeklerin bir kısmını da alıyorlar. Bebeklerin organları tam olarak gelişmediği için, organ mafyasının işine yaramıyor ama ayinlerde işlerini görüyor ve bu nedenle alıyorlar. Yoksa öldürüp öldürüp atacaklar ve bir dakika bile umurlarında olmayacak.
İnsan kaçakçılığı yapan mafyalarında yeterli bebek olmadığında ve bunların ayin için bebeğe ihtiyacı olduğunda, parklardan, bahçelerden, hastahanelerden bebekler kaçırıyorlar. Hatta gerekirse, yolda bebek arabasıyla bebeğini gezdiren annelerin çocuklarını bile çalıyorlar.
Ne kadar kötüleşirlerse, ne kadar vicdansız olurlarsa, ne kadar çok ve ağır kötülükler yaparlarsa, o kadar yükseldiklerine ve güçlendiklerine inanıyorlar.
Güç demişken, anlatayım…
Marina ile iki gün önce bir görüşme yaptım. Kendimi tanıtmadım, zaten bunların hepsinin kabusu oldum ve dünyanın her neresinde bu insan şeytanlarından varsa, ismimi çoktan duydular.
Hemen mevzuya girip “Bana ve ekibime büyüler yapmayı bırak. Benden kurtulmak istiyorsan, sana bir teklifim var” dedim. “Nedir” dedi. “O masum bebekleri, çocukları ve yetişkinleri kalplerinden bıçakladığın bıçağı kendi kalbine sapla ve kurtul” dedim. Bunu duyunca çıldırdı, öfke patlaması yaşadı.
Sonra ona “Bunca şeyi neden yaptın, bu akıl almaz şeyleri yaparken hedefin neydi?” dedim. “Güç elde ettim” dedi. “Senin güç dediğin nedir? Sen bizden ne kadar farklı oldun? Sen yemek yemeden, nefes almadan yaşayabiliyor musun? Sen tuvalete gitmiyor musun? Hiç hasta olmuyor musun?” deyince sinirlendi ve sözü değiştirmek istedi. Devam edip “Yaşlanmaya mani olabildin mi, ölüme çare bulabilecek misin, şu anda kaç hastalığın var?” dediğim gibi daha fazla dayanamadı ve lanetler edip görüşmeden ayrıldı.
Marina yaşlanmaya mani olamadı. İhtiyarlığın türlü türlü sıkıntısını o da yaşıyor ve çok güçsüz, takatsiz. Marina doğru düzgün yemek yiyemiyor, yediklerinin çoğunu kısa sürede istifra ederek çıkartıyor. Marina’nın içhastalıkları var. Marina küçük ve büyük ihtiyacını bile tutamıyor.
Ve marina bu restleşmeden ve ikazımdan sonra da bir dakika durmadan saldırmaya, büyüler yapmaya devam etti, ediyor. Marina’nın çok az bir mühleti kaldı ve onu dolduruyor. Sonra nasıl öleceğini, ölürken neler yaşayacağını, öldükten sonra neler yaşacağını ancak İslami ilimlere yüksek seviyede vakıf olanlar bilebilirler. Bir dakikası bile aklı kırdıracak kadar şiddetli bir azaba, sonsuz olarak gidecek. Marina, ettiğini çok feci şekilde çekecek.
Marina gibiler bilmeliler ki en iyi büyücülerinin yaptığı en ağır büyüler bile bizleri durduramıyor.
Ankebut Ağı’nın kontrolünde olan devletler, ordular ve gizli servisler de bizleri durduramıyor.
Ve bilsinler ki hepsinin sonu geliyor. Bu şeytanca sistemi, bu Ankebut Ağı’nı dünyanın tamamında yok edeceğiz.
“300’ler Komitesi” kitabını yazan ve sözde bu komiteyi ifşa eden Dr. John Coleman aslında “300’ler Komitesi”nin bir üyesi…
Bunların bütün işi bu: korku imparatorluğu kurmak… Yalanlarla, propagandayla, ifşa görünümlü propaganda ile kendilerini/sistemlerini dev, acımasız, çok güçlü, mücadele edilemez, karşılarına bile çıkılamaz şekilde göstermek…
Kontrolleri altındaki ABD’yi ve AB ülkelerini de bu zamana kadar böyle gösterdiler, gösteriyorlar. Aslında onlar da abartıldığı kadar güçlü olmadılar, şu anda da o kadar güçlü değiller.
Dünyanın dört bir yanında, Siyonizmin teşkilatlarını, Masonluğu, İlluminati’yi yani Ankebut Ağı’nı ifşa ediyormuş gibi görünerek korku imparatorluğu kurma planlarına hizmet eden hainler oldu ve hala var. Türkiye’de ilk akla gelenler Aytunç Altındal ile Ramazan Kağan Kurtoğlu ama daha başkaca da çok kişiler var.
Ankebut Ağı, Satanist ve bütün insanlığa düşman bir ağdır/teşkilattır.
Ankebut Ağı’nın teşkilatı pramit şeklindedir. Pramitin en üstündeki göz, sözde her şeyi gören ve yöneten Şeytan’ın yani Azazil’in gözüdür. En üst yönetici Şeytan’dır. Mason teşkilatı da bu ağ ile bütünleşmiş bir teşkilattır/ağdır.
Ankebut Ağı’nın ve dolayısı ile Masonluğun alt kademelerinde olanlar pek bilmese de ve onlara açıkça söylenmese de üst kademedekiler hep Satanisttir. Bu nedenle cinler, büyüler bunların vazgeçilmezidir. Azazil, emrindeki cinlerle bu ağı korumak, kollamak ister. Bu ağın mensuplarının cin, büyü kartına karşı sağlam duramayanlar, bunlarla mücadele edemezler.
Zaten bu güne kadar böyle güçlü görülmelerinin en temel üç sebebi var:
1- Şeytani bir şekilde “Zafere ulaşmak için her yol mübahtır” diyerek, güç/para bulabilmek için organ, uyuşturucu, fuhuş, her türlü kaçakçılık, terör, tefecilik dahil insanlık dışı her işi yapmaları. Hiçbir ahlaki sınır, değer tanımamaları…
2- Basın ve medyayı kendi ellerinde tutmaları. İnsanlığı basın/medya kanalı ile kendilerinin istediği şekilde yönlendirmeleri. Bu arada kendi adamlarını, kendilerini ifşa eden adamlar gibi oynatıp da insanlık üzerinde bir korku imparatorluğu kurmak istemeleri…
3- Cin ve büyü kartı ile, normalde aşamayacakları pek çok engeli aşmaları. Önemli rakipleri/engelleri büyülerle yok etmeleri. Cinleri kullanarak yaptıkları büyülerle bazı önemli kişilerin zihinlerini büyük oranda kontrol altına almaları ve onlar farkına varamadan kendilerine hizmet ettirmeleri.
Dün Şi’ra (Sirius) yıldızına, dünya tarihine, geçmişte milletlerin başına geçen uzaylı insanlara, kadim Mısır’a, Osiris’in bile bu dünyanın insanı olmadığına dair anlattıklarım, birilerinin, kafasına balyozla vurulmuş gibi sarsılmasına sebep oldu. Davalarının, yollarının ne kadar çürük, temelsiz ve bozuk olduğunu bir kez daha gördüler. O anlattıklarımı insanlık bir duysa o gün muharref Museviliğin, Masonluğun ve Ankebut Ağı’nın öğretileri temelden çöker.
Bu konulara dair geniş bilgisi olmayanlar şu anda kastettiğimi tam anlayamayacaktır ama Ankebut Ağı’nın mensuplarının dünya tarihine, dinlere, uzaya, cinlere, Şeytan’a nasıl baktığını, nelere nasıl inandığını, ideallerinin temelinde nelerin olduğunu ileride yapacağım yayınlarda işledikçe daha iyi kavrayacaklardır.
Binlerce cinleri daha az önce mevta oldu. İki konsey, içinde Trump’ın da bulunduğu yedi kişilik Şeytan’ın Konseyi ve onun bir üzerindeki konsey olan 13’ler Meclisi bir araya gelip bütün hünerlerini sergileyerek büyüler yapmışlar, yaptırmışlar. Başka hiçbir şey yapamıyorlar, çaresizler… Kim bilir kaç masum Müslüman çocuğunu daha Şeytan’a tapınma ve büyü ayinlerinde parçaladılar.
Ankebut Operasyonu, sadece AKPKK organize suç, terör ve ihanet örgütünü yıkmak ve gerçek Türk hakimlerinin önüne atmak için başlatılmış bir operasyon değildir. Asıl hedefimiz kuklalar değil, kuklacılar…
Bu operasyon kapsamında, İçimizdeki İsrail dediğimiz teşkilatı oluşturan ve dünyaya yayılmış Ankebut Ağı ile de organize şekilde çalışan bütün alt teşkilatlar çökertilecek. Gizli Ermeniler, gizli Yahudiler, Sabetaycı gizli Yahudiler, Mason teşkilatı, Misyonerler, Tapınakçılar, Evanjelikler, hepsi çökertilecekler.
Bunların, dünya insanlığının gözünde çok güçlü, çok organize ve karşı konulamaz güçte imişler gibi görünmesini sağlayan, pireyi deve gösteren ve bunların Türkiye’de pis işlerine sorunsuz devam etmesini sağlayan, milletimizi kandıran, akıl almaz insanlık dışı faaliyetlere yardım eden sözde Türk basın ve medyası da çökertilecek. Korku imparatorluğu kurmak isterlerken kullandıkları basın-medya patronları, sözde araştırmacı yazarlar, TV programcıları ve sunucuları da oyundan düşürülecek.
Ankebut Operasyonu, Hz. Mehdi’nin, Deccal’in ordusunu yok etmesinde son aşama olarak dünya tarihine geçecek. Bu operasyon devam ettikçe dünya üzerindeki güç dengeleri de değişecek. Deccal’in ordusu, yani Ankebut Ağı, darmadağın edilecek.
Bu yazı çok kıymetli. Bununla çok şeyleri yerli yerine oturtacaksınız.
Nazar değen insanla, büyü yapılan insanın hali aynı olmaz.
Nazar değen kişinin üzerinde tahammül edilemez bir yük/enerji olur. Bu enerji sanki bütün vücudunu kaplamış gibidir. Aynı anlarda çok çok şiddetli baş ağrısı olur. Bir anda bütün gücü kesilir. Ayakta duramaz, oturur. Sonra oturamaz, yatar. Sonra yatarken bile çatlayacak gibi olur. Şuurunda bir sorun olmaz, düşüncesinde, idrakinde hiçbir sıkıntı olmaz.
Büyü yapılan insanların ise (büyüler çok başka başka maksatlarla yapılıp insanlar başka başka haller yaşasalar da) temelde hep aynı hallari yaşadıkları bilinir. Bedenlerini tam akledemezler, fark edemezler. Ellerinin, kollarının, parmaklarının, tırnaklarının varlığını pek aklemezler. Bir nevi uykuda görme ya da hipnoz altında irade kullanma hali gibi bir hal yaşarlar. Hemen, ilk anlardan itibaren hareket kabiliyetlerini ciddi oranda kaybederler. Çok yavaş ve zorlanarak hareket etmeye başlarlar. Oturdukları yerden kalkmak istemezler. Kalkmak zorunda olduklarında bu, onlara çok zor gelir. Çünkü zihinleri gibi, bedenlerinin kontrolü de büyük oranda cinlerin eline geçmiştir. Bedenine bir kendi ruhu, bir de cinler emir vermektedir. Dışarıdan bakan hiç kimsenin göremeyeceği çılgın bir mücadele yaşanmaya başlamıştır artık o insanın zihninde ve bedeninde… O kişiye büyü yapıldığını fark edemeyenler, tahmin edemeyenler bile, şayet dikkat ederlerse, o şahsın hareketlerinin ağırlaştığını, çevresini anlamasının ve karar almasının zorlaşıp yavaşladığını, göz hareketlerinin tuhaflaştığını, etrafındaki şahıslardan ve olaylardan epeyi uzaklaştığını, kendine dönüp içe kapandığını fark edebilirler.
Büyü yapılan insanların gözlerinin önüne saydam ama yine de karanlık/karartıcı bir perde iner. Bu, sadece göze inen ve etrafı karartılmış şekilde görmeye sebep olan bir perde gibi anlaşılmasın. Bu perde, gerçekte yoktur, maddi/cismani bir şey değildir. Gerçekte gözüne de bir perde inmez zaten… Bu perde beyindeki merkezlerden, beyin kontrolü ile indirilir onun üzerine ve her ne ile meşgul olsa, karamsar bakmaya, olumsuz görmeye, değerlendirmeye başlar. Gözleri çok sağlıklı olduğu halde gerçekten bulanık ve bir miktar gölge düşmüş, karartılmış görmeye başlar. Tam bu anda vak’aların çoğunda, göz bir yere sabit bakarken bile gözde çizgi çizgi siyah ya da gri şekiller belirir ve göz sabit olduğu halde onlar hep çeşitli yönlere hareket ederek kaybolurlar. Aslında gözleri işini hala tam yapar ve kusuru yoktur da beyindeki görme merkezinin kontrolü büyük oranda cinlerdedir artık ve karartırlar orada…
Büyülü kişiler tam bu anlarda, hiç kimsenin beklemediği sert, öfkeli, karamsar, kırıcı, anlaşılamaz tavırları sergilerler ama kendileri bunun farkında bile olamazlar. İsteyerek yapmazlar. Tam burası “Seni son zamanlarda iyi görmüyoruz. İstersen bir psikoloğa git” denilen yerdir. Bir insanın kulaklıkla yüksek sesli müzik dinlerken, farkında olmadan aşırı tepki vermesi ve çok yüksek sesle konuşması misalidir aslında bu yaşanan da… Etrafındakiler, onun çok yüksek ses altında olduğunu bilmezler ve konuşmasındaki şiddete şaşırırlar. İşte İçinde öyle çok yüksek sesler, güçlü duygular oluşur ki bunlar kin, nefret, öfke, şiddetin hakim olduğu duygulardır. Kendi kendine sessizce taşımaya ve bastırmaya çabalasa da bir süre sonra İster istemez dışında yaşananlara/tepkilerine de yansır.
Baş ağrıları olsa da nazardaki gibi olmaz. Genelde sol kulaktan ve başın tepe noktalarından acı, ısı, enerji hissederler. Çoğu, yıllarca büyülü halde yaşasalar bile, bir bilene denk gelmeden bu ısının, çınlamanın, enerjinin farkına varamazlar. Nadir vak’alarda fark edenler doktora gidip “Sol kulağımda sürekli uğultu ve çınlama gibi bir şey var. Bu nedendir?” derler ama tıp burada hiçbir şey yapamaz. Zira kulakta ya da beyinde ve sinir sisteminde hiç rahatsızlık yoktur. Kuvvetli bir büyü yapıldı ise bu tesir/ısı/çınlama/uğultu çok yüksek olur ama kuvvetli bir büyü altında iken eş zamanlı olarak zihinleri de daha ileri seviyede kontrole alındığından, kulaklarındaki uğultu, çınlama ve aşırı ısınmayı bu halde iken hiç fark edemezler.
Bunun da sebebi, daha kuvvetli büyülerde idrak kabileyetlerinin de iyice sınırlanmasıdır. Büyünün şiddeti ne kadar zayıf ise, kişinin bunu fark etme ihtimali o kadar yüksektir. Ne kadar kuvvetli ise, bedeninde olağan dışı şeyleri gözleri ile görse bile, “Ben bunu nasıl yaptım” dediği şeyleri yaptığını görse bile bunları tam idrak etme ve değerlendirip mani olma ihtimali o kadar zayıftır. Çünkü kuvvetli büyüde, zihin kontrolü daha yüksek orandadır. Büyü ile intihar görünümü verilip de ölüme sevk edilen kimseler, cinnet geçiren kimseler, ölüme gittiklerini bile akledemezler. Nasıl öldürdüklerini de, nasıl öldüklerini de, kimi/kimleri öldürdüklerini de o an için bilemezler. Kurtulabilirlerse, kendilerine geldiklerinde, yaşananların çok azını hatırlayabilirler.
Zamanı, mekanı, etraflarını, etrafında yaşanan olayları tam anlamı ile idrak edemezler. Hepsi bulanıktır. Bu, hiç idrak edemezler demek değildir. Gerçek hayatı da gördükleri, işittikleri, fark ettikleri halde; arasına gerçek hayattan nesneler, olaylar, sesler, görüntüler de eklenmiş bir sanal/kurgulanmış hayat yaşarlar. Aynı anlarda beyinleri yüksek kapasite ile çalıştırılır cinler tarafından ve takip edip anlayabildiği hayatın çoğu zihninde oluşan sanal hayattır. O anlarda eş zamanlı olarak beyninde gerçek hayatla bağı olmayan, açıklanabilir sebebi olmayan duygular, korkular, sevgi, nefret, kin, panik, aşk, şehvet, gerçek olmayan sesler ve görüntüler, her şey oluşturulur. Bir korku filmi izlerken, oradaki karakterin yaşayacağı duygu durumuna sizi sokan bir makinenin/kaskın ya da sanal gerçeklik gözlüğünün geliştirilmiş olduğunu, sanal bir görüntü izlerken ona uygun duyguların size yüklendiğini farz edin. Buna çok benzerdir yaşadıkları… O sanal duyguları ve duyuları gerçek sanması istenir cinler tarafından…
Bu haldeki kişi gerçek hayatta önünde duran bir arabanın, gerçek hayatta patladığını, etrafında onlarca insanın parça parça olduğunu görebilir. Görüntü mükemmeldir. Sesler mükemmeldir. Kurgu mükemmeldir. Onlarca farklı ve gerçek duran insan gözlerinin önünde parça parça olmuştur ama bu sadece beyninde oluşmuştur da o anda fark edemez. Benzeri tekniklerle cinnet geçirtilen birisi, havuza atladığını zan ederek, tam zamanlaması ile koca trenin önüne ya da bir uçuruma atlayabilir. Bunun zihin kontrolü olduğunu anlayamaz. Günümüzde, büyü ile, cinler aracılığı ile yapılan bu tesirlerin TAMAMINI elektromanyetik dalgalar kullanan cihazlarla yapabiliyorlar. Bu teknolojiler yaklaşık elli senedir çok sayıda devletin elinde var.
Nazar değmesinde ise bunların hiçbiri yoktur. Zihin kontrolü yoktur. Sanal duyular, duygular, görüler yoktur. Nazarla cinlerin bir alakası da yoktur.
– Yolda giderken sürekli olarak binaları, balkonları, pencereleri sayıyorsanız,
– Ayna karşısına geçince sürekli kendi kendinize gülüyor ve konuşuyorsanız,
– Kulaklarınızda sürekli olarak çınlama ve uğuldama duyuyor ve sebepsiz ısınma hissediyor ama işitme kaybı ya da kulak ağrısı yaşamıyorsanız.
– Gözlerinizin önünde gerçekte olmayan saç teli ya da ip parçası gibi siyah bir gölge oluşuyorsa ve bir yere sabitlenip bakarken yani gözünüz hareket etmez iken de gözünüzde sanal olarak oluşan ip gibi bu siyah görüntü hareket ediyor, sağdan sola, soldan sağa gidiyorsa
– Rüyalarınızda sürekli korkutuluyorsanız. Gece rüyalarınızda sanki gerçek hayatta bir şeylerle boğuşuyor ya da savaşıyormuş gibi sürekli olarak enerji harcıyor ve sabah tarifsiz bir yorgunluk ve sıkıntılı hal ile uyanıyorsanız
– Uykuya dalarken ya da daldıktan hemen sonra sanki bir yerden düşüyormuş gibi bir ruh hali ile uyanıyorsanız
– Yakın zamanda yaşadığınız önemli olayları bile unutmuşsanız, unuttuğunuzun farkında değilseniz ve ancak arkadaşlarınızın uyarıları ile şaşırarak hatırlıyorsanız.
– Bir olaydan bahsederken “Bir kaç sene önce idi” diyorsanız ama çevrenizin ikazı ile söz konusu olayın 10 hatta 15 sene önce olduğunu fark ediyorsanız.
– Aslında tam olarak içinde bulunduğunuz ayın, yılın hatta yaşınızın bilincinde hareket edemiyorsanız. Zamanı algılamada bir bulanıklık söz konusu ise…
– Aslında tam olarak içinde bulunduğunuz şehri hatta yıllardır oturduğunuz evi bile algılayamıyorsanız, zaman ve mekanı ölçme kabiliyetiniz kısmen hasar almışsa…
– Aslında sevdiğiniz kişileri bile sürekli kırıyor ve sürekli olarak “Ben bunu nasıl yaptım, ben bunu nasıl söyledim.” ya da “Ben neden böyle yapıyorum. Ne gereği vardı şimdi bunu yapmanın. Bunu neden ve niçin yaptığımı anlayamıyorum.” diyor da, kendinize çok kızdığınız bu şeyleri yapmamaya gayret ediyor ama nasıl olduğunu anlayamadan hep yeniden yeniden yapıyorsanız.
– Okuduğunuz kitapları normalin dışında bir unutma ile unutuyorsanız. Bir kitabı çok uzun yıllar önce okuduğunuzu zan ederken, henüz bir iki yıl ya da bir iki ay önce okuduğunuz meydana çıkıyor ve şaşırıyorsanız. Ya da tam tersine olarak birkaç ay önce okuduğunuzu zan ediyorsunuz da aslında uzun yıllar önce okuduğunuz gerçeği ile yüzleşiyorsanız.
– Bütün gayretinize rağmen hemen hiçbir zaman hiçbir işe gereğince odaklanamıyorsanız.-
Beyninizin içinde sanal bir dünya dönüyorsa, sanal görüntüler, hisler, duygular yaşanıyorsa… Oturup durduğunuz yerde bile sanki bir dünya savaşı yaşanıyor ve oturduğunuz yerde ta çocukluğunuzu bile adeta oraya tekrar gidip yeniden yaşarmış gibi yaşıyor ve aynı acıları, sıkıntıları adeta yeniden ve aynı şiddette yaşıyorsanız. İstenmeyen bu hatıraları yeniden ve isteğiniz dışında hatırlar iken, ilk defa bu olayları yaşadığınız andaki kadar sıkıntı, üzüntü, şaşkınlık, heyecan, korku, endişe, gerginlik, pişmanlık duyuyorsanız. Aslında yakın ve uzak geçmişinizdeki kötü anıları hiç hatırlamak ve mevzu etmek istemediğiniz halde sanki iradeniz dışında sürekli gözünüzün önüne getiriliyor ve yeniden yaşatılıyorsa…
– Çocuğunuz, kızınız ya da bir aile üyeniz, çok basit bir sebeple, olmadık bir sebeple kavga edip bütün ailesini bir kalemde silip evden kaçtı ise ve geri de gelmiyorsa…
– Aşırı kilo kaybı yaşıyor adeta mum gibi eriyor iken hiçbir tıbbi teşhis konulamıyor ve hızla ölüme gidiyorsanız
– Kollarınızda, ayaklarınızda, omuzlarınızda, özellikle de ensenizde sürekli ve şiddetli ağrılar varsa, bundan sebep kendinizi sürekli bitkin, yorgun his ediyorsanız ve yerinizden kalkıp su almak bile size ölüm gibi geliyorsa…
– Vücudunuzun sürekli olarak bir aktiviteden, ne olduğunu bilmediğiniz bir şer kuvvet ile mücadele etmekten zayıf ve hasta düştüğünü fark ediyorsanız ya da şu andan itibaren farkına varacaksanız. Saçlarınızın dökülmesine, diş etlerinizin çekilmesine, cildinizin bozulmasına, renginizin solmasına, gözünüzün ferinin gitmesine sebep olan, sürekli aşırı enerji harcatan bir şey olduğunu his ediyor ama bunun ne olduğunu bulmak ve çaresini de bulmak isterken, nasıl olduğunu bile anlamadan bu düşüncenizin unutturulduğunu ve bu meselenin üzerine gidemediğinizi aylar sonra bir daha şaşkınlıkla akledebiliyorsanız…
– Belirli bir tıbbi rahatsızlık söz konusu olmadığı halde cinsel gücünüz aşırı zayıflıyor hatta uzun zaman aralığında cinsi münasebette bulunamıyorsanız. Ya da hiç istemediğiniz halde çok çok aşırı cinsel gücünüz varsa. Ya da aylarca yıllarca bile cinsi münasebette bulunulamamasını vajinusmus hastalığı zan ediyorsanız…
– Sizde ve eşinizde belirlenebilen hiçbir tıbbi rahatsızlık söz konusu değil iken uzun yıllardır çocuğunuz olmuyorsa.
– Evinizden dışarı çıktığınızda, sokaklarda yürüdüğünüzde, başka evlere, hanelere girdiğinizde anlaşılmayan bir şekilde aşırı sıkılıp daralıyor ve bir an önce evinize koşar adımlarla geri dönmek istiyorsanız. Evinizden yıllarca hiç dışarı çıkmamak mümkün olsa gönül rızası ile çıkmayacaksanız.
Bunlardan birkaçı ya da çoğu sizde ve aile fertlerinizden birinde bulunuyorsa, soyu tükenmek üzere olan “kelaynak” kuşları misali de olsa, hala bu dünyada ve bu ülkede, sırf Allah rızası için, insanlardan maddi bir talepte bulunmadan, yapılan sihir ve büyüleri bozmaya vesile olabilen ilim sahibi kişiler var ve derhal onlardan birini bulmanız gerekiyor.
Onlardan birini ararken de dikkatli olmanız gerekiyor. Zira meydanda dolananların binde dokuz yüz doksan dokuzu sahtekar ve hırsız. Kendi bağlayıp sonra kendi çözenler, anlaşarak biri bağlayıp diğeri çözenler, çözebilecekmiş gibi yapıp yıllarca sömürenler bile var. Siz “kelaynak” kuşlarını bir an önce bulun.
Psikologlara, psikiyatrlara ve ilaç sektörüne de soyulmayın. Uzun yıllar şifa bulacağınız ümidi ile boş yere yeşil reçeteli ilaçlarla çile çekmeyin. Etrafınıza da çektirmeyin. Sizden önce sözde bilim psikiyatrinin sömürü tuzağına düşenlerin ve onlarca yıl sonra bile tedavi olamamışların hallerine bakın, ibret alın.
Sihir-büyü hususunu abartmayın, her şeyi buna bağlamayın ama küçümseyip hafife de almayın. Bilin ki o “kelaynak” kuşları misali nesli tükenmek üzere olan gerçek hocalar, haya sahibi olurlar. Gözleri yerde olur. Yüzleri nurlu olur. Sözleri kibar ve ince olur. Kadınlarla asla aynı odada baş başa kalmazlar. Hatta tokalaşmazlar. Büyüyü çözeceğim diye kadınların ellerini bile tutmazlar. Ailelerin yanında da olsa asla kadınların saçların başlarını açtırmazlar. Helale harama, şer’i emir ve yasaklara dikkat ederler. Bırakın günah batağında olmayı, sigara bile içmezler. Kendilerini övmezler. Sizden, ücret belirleyip baştan para istemezler. Masrafını çıkarsın ve geçimini temin etsin diye, gönül rızası ile verdiğiniz makul miktarda parayı kabul ederler ve fazlasını da istemezler. Size kimin kastettiğini, asla ama asla söylemezler.
Son olarak, şu yazıyı okurken “Sanki bazıları bende var gibi ama yok yok, bana sihir büyü işlemez.” ya da “Tamam. Sanki bazıları bende var gibi ama bunların büyüden kaynaklandığı ne malum. Hem “kelaynak” kuşları misali az var dedi, ben nereden bulurum.” dediyseniz, herkesten önce sizin bu işin ehline bir danışmanız gerekiyor.
Gülhane Askeri Tıp Akademisi‘nde görevli Prof. Dr. Kemal Irmak‘ın uluslararası hakemli dergi Journal of Religion and Health‘in haziran ayı sayısında yayımlanan makalesi tartışma yarattı. Irmak, “Schizophrenia or possession?” (Şizofreni mi, cin çarpması mı?) başlıklı makalesinde beyne yerleşmiş cinlerin şizofreni semptomları oluşturabileceğini belirterek, bazı üfürükçülerin de hastaları tedavi ettiğini ileri sürdü. Tıp mesleğinin “cin çarpması” olasılığını artık hesaba katması gerektiğini savunan Irmak, doktorların “dini şifacılar” ile birlikte çalışması gerektiğini savundu.
“CİNLİ BİR DÜNYA” YAKLAŞIMI
Prof. Dr. Irmak makalesinde şu ifadeleri kullandı: “Halüsinasyon problemine karşı geliştirilebilecek bir yaklaşım, cinli bir dünyanın varlığı ihtimalini düşünmek olabilir. Cinler bütün ana dinlere göre, var olduğu ve insanları ve insanların vücutlarını yönlendirdiği düşünülen görünmez varlıklardır. Cinlilik durumu, sanrılar ve halüsinasyonlarla birlikte gözlemlenen ruhsal bozukluğun yarattığı bir dizi tuhaf davranış olarak yorumlanabilir. Bu nedenle şizofrenideki halüsinasyon, cinlerin gerçek görüntüsünden kaynaklanan yanlış bir yorum/yanılsama olabilir. Bulunduğumuz bölgedeki bir üfürükçü, şizofreni hastalarının iyileşmesine yardımcı olmaktadır. Tedavi yöntemi, hastaların 3 ay içinde görünen semptomlardan kurtulduğu düşünüldüğünde başarılıdır. Bu nedenle tıp insanlarının üfürükçülerle çalışmaları, şizofreni için daha faydalı bir tedavi yolu sunmaktadır.”
Tıbbın ya da uydurma bilim psikiyatrinin vajinismus şikayeti olanları iyi edebildiği nerede ise hiç görülmemiştir. Sadece ülkemizde, yıllarca hekim hekim dolaşıp netice alamayan hatta üstüne bir de çok sayıda uzman psikiyatra giderek netice alamayan, şifa bulamayan on binlerce kişi mevcuttur.
Bunun sebebi, bu halin bir hastalık değil cinni bir tesir oluşudur. Bu halin cinni bir tesir olduğuna inanmak da, bu inanç gereği çaresini aramak da, gösterilmek istendiği gibi yobazlık/gericilik, bilim dışılık değildir. Bilim, ispat edilene, neticeye bakar ve bazı sözde bilim adamları, vajinismus şikayeti olup da kendilerinin ‘üfürükçü’ diyerek alaya aldığı dinî şifacılara gidip kısa sürede şifa bulan on binlerce vak’ayı görmezden gelmeyi bilimsellik sayıyorlarsa da, işte asıl yobazlık/gericilik budur.
Vajinismus birkaç günde kolayca aşılabilir/aşılmaktadır. Dinî şifacılara başvurmayı topluma yobazlık ve suç göstermek, yobazlık ve suçtur. Vatandaşların bu yöndeki tercihine devletler dahi karışamaz. Bu özgürlüğü ve tercih hakkını sınırlandıramaz.
Vajinismus diye fiziki ya da ruhi bir hastalık yoktur. Vajinismus olarak isimlendirilen hal, cinnî bir tesirin neticesidir. En sık yapılan büyülerden biridir. Kolayca yapılabildiği gibi kolayca da çözülebilmektedir. En çok da karı kocanın mutluluğunu, huzurunu çekemeyenler, ayrılmalarını sağlamak ya da bu kadarını başaramasalar bile mutluluklarını bozmak için bu gibi büyülerle kastederler.
Cinlerin varlığı ayetler ile sabittir ve bu gerçeği inkar etmek kişiyi İslam dininden çıkarır. Cinlerin, kendilerini göstermeden insanlara ruhi ve fiziki anlamda tesir edebildikleri nass yani ayet ve hadisler ile sabittir. Hatta cinlerin karı kocanın arasını açtıkları da ayetle sabittir. (bkz. Bakara, 102) Şeytan dediğimiz Azazil de cin tayfasındandır, melek değildir. İlmihal bilgisine sahip müslümanlar bile bilir ki;
– Esnemek şeytandandır
– Besmelesiz yenileni şeytan yer
-Her insanın cinni bir arkadaşı vardır, bu kafirdir ve ona vesvese verir.
Burada şeytan denilirken kastedilen, rahmetten kovulup lanetlendiğinde kendisine şeytan denilen Azazil değildir sadece… Onun evlatları da, orduları da vardır. Bunların bazıları ölümlüdür, yaklaşık bin beş yüz sene kadar ömür sürerler ama has kadrosuna da kendisine verildiği gibi Hazret-i Allah tarafından mühlet verilmiştir ve kıyamete kadar ölmezler, ölmeyecekler de insanlara zarar vermeye, insanlar için imtihan vesilesi olmaya devam edecekler.
Cinlerin varlığına ve insanların bedeni ve ruhu üzerinde tesirleri olabildiğine inanmak, İslam dininin temel esaslarındandır. Cinler, insanların sadece ruhuna, zihnine, hayal dünyasına ve rüyalarına tesir etmezler. Tam anlamı ile beyin kontrolü yapabilecek kadar tesir altına alabildikten sonra bir insanın vücudu ile oyuncak bir bebekle oynar gibi oynayabilirler. Hatta bir insanın kendi beynini kontrol etmesi ile vücuduna yaptırabileceklerinden daha fazlasını yaptırabilirler cinler…
İradesini kaybetmiş, cinlerin tam kontrolüne girmiş bir insanın, kendisinden hiç ama hiç beklenmediği halde, bir anda ve çok başarılı şekilde ve ne yaptığını da tam bilmeden mükemmel şekilde ters taklalar attığını görebilirsiniz. Oysa bu insan kendi iradesi ile hareket ettiği anlarda böyle bir şeyi asla yapamayacak bir insandır. Cinni tesir altında iken bir insanın, çok yüksek teknik bilgi, eğitim, tecrübe ve kabiliyet gerektiren şeyleri yaptığını da görebilirsiniz. Ya da yapılmasında hiçbir zorluk olmayan, hiçbir eğitim ve özel kabiliyet gerektirmeyen şeyleri yapamadığını da görebilirsiniz. O insan o tesirden kurtarıldıktan sonra bu yaptıklarını ya da yapamadıklarını ya hiç hatırlayamayacak ya da kısmen hatırlayacak ve anlam da veremeyecektir.
Her Müslüman bilir ki cinler, insanların damarlarında kan gibi dolaşabilirler. Sinir sistemini bir bütün olarak kontrol edebilirler. Bazen kişinin iradesini tam kıramazlar ve her istedikleri anda kontrol edemezler de, ancak bazı zayıf düştüğü anlarda iradesini kırabilirler. Ya da iradesini her zaman bazı açılardan kırabilirler. Mesela bir vakit tam tesir edemezler de o anlarda cinsi münasebet kurmasına mani olamazlar ama başka bir anda olabilirler. Burada kişinin iradesi, inancı, gayreti, sabrı, iyi niyeti çok etkilidir. Ve bu gibi durumlar hekimler ya da sözde hekim psikiyatrlar tarafından olmadık şekillerde yorumlanır, üfürükçü diyerek alaya aldıkları dini şifacılara karşı, onların görüşlerini çürüten bir koz gibi kullanılmak istenir. Hemen ardından da böyle sıkıntılı hallere düşürülen insanlara ‘hasta’ denilir, boş yere masraflara sokulur, yan etkileri arasında intihar bile bulunan ilaçlara mahkum edilir. Yıllarca bir ümit ile oyalanır.
Yine cinler, kişinin, kendi zihnine ve bedenine dair bir takım tuhaflıklar yaşadığını düşünüp sağlıklı bir karar almasını engelleyebilirler. 15-20 sene boyunca bile doktor doktor boş yere gezmesini sağlayabilirler ki dünya üzerinde bu halde olanlar, senelerce doktorlardan çare arayanlar ve bulamayanlar tahmin bile edemeyeceğiniz kadar yüksek sayıdadır. Bu insanlar “Belli ki bu sıkıntı hekimlik bir sıkıntı değil. Benim de bir yanlışım, eksiğim yok” deyip doğru teşhisi koymak istediklerinde de zihinleri cinler tarafından yönlendirilebilir ve bu gayretlerine mani olunabilir. Böyle insanlar için en kritik şey, çevresindeki insanların bilinçli ve iyi niyetli olmasıdır. Kendileri çok iyi niyetli, dürüst, yüksek ahlaklı, zeki insanlar da olsalar, nasıl bir tesirin altında olduklarını anlamalarına daha doğrusu anladıklarında bunda karar kılmalarına ve gereğini yapmalarına müsaade etmez cinler… Böyle insanları bu gibi tesirlerden, bu ilmi bilen gerçek dini şifacılarla, hocalarla görüşerek yakınları da çıkarabilir. Bu hale getirilmiş kişileri böyle bir yola/çabaya ikna etmeleri şart değildir.
Vajinismus denilen hallere sebep olan büyüler çok ağır ve çözülmesi çok zor olan büyüler değildir. Bu gibi kişiler, bu ilimde yeterliliği/kabiliyeti olan zatların yanına gitmeseler bile, kendileri gerekli duaları okumasalar ve taşımasalar bile bu tesirden yakınlarının gayreti ile (onun niyetine okumakla ve onun niyetine manevi sebeplere uyarak) kurtarılabilirler. Dikkat edilmesi gereken bir husus da, piyasada dini şifacı gibi görünenlerin en az yüzde doksan dokuzunun sahtekar ve üfürükçü olduğudur.Bu nedenle şunlara dikkat edilmelidir:
– İtikadı ehli sünnet (Sünni) müslüman olmayan, Vehhabi, Selefi ve Şii inancındaki kişilere gidilmemelidir.
– Baştan ücret belirleyip para isteyenlere gidilmemelidir. İstemediği halde, gönül rızası ile de, imkan nispetinde bir miktar mutlaka verilmelidir, kibarca masasına bırakılmalıdır ki o da geçim temin edebilsin.
– Kadın erkek arasındaki İslami kurallara dikkat etmeyenlere, kadınlarla bir odada baş başa kalanlara gidilmemelidir.
– Yakınları yanında iken bile olsa kadınlarla tokalaşanlara, saçını başını açtıranlara gidilmemelidir. – Sigara içenlere, kendini methedenlere, namaz kılmayanlara gidilmemelidir.
Yüzü nurlu, yüzünde secde izi görülen, haya sahibi, kadınlarla ailesinin de olduğu ortamda bile konuşurken mümkün mertebe yüzünü çevirip bakmadan konuşan, kibar, nazik, sakin, kırıcı olmayan, kimin yaptığı ya da yaptırdığı sorulunca asla cevaplamayan, soru sorulmadıkça çok da konuşmayan, kılık kıyafeti ve insanların ağırladığı mekanı temiz ve tertipli olan, üzerinde İslam ahlakı ve insanlığa hizmet gayreti görülen kişilere gidilmelidir.