Etiket arşivi: Uzaylılar

Hepsi bir arada, hepsi iç içe…

Batı alemi, Tayyip’in ve çetesinin iktidarda bir süre daha durabilmesi için çabalıyor. Rusya’nın içindeki Amerika ya da Rusya’nın içindeki İsrail de dediğimiz malum çete de bir süredir bunun için çabalıyor ve bu maksatla İstanbul’un iradesine ters işler yapıp duruyorlar. Boşa uğraştıklarını açıkça ve tekrarla ifade etmiştim, “The End” de demiştim ama beni dinlemediler.

Aslında şu zamanda Tayyipin düşmesi de onlar için bir dert, kalması ise ayrı bir dert… Lakin dünya genelinde perişan haldeler. O eski hallerinden eser yok şimdi… Eskisi gibi oyunlar kuramıyorlar, kurmaya kalksalar da sahada gerektiği gibi oynayamıyorlar. İstanbul’un kesin sonuca varmak üzere olduğu şu günlerde, İstanbul baskısından nefes alamadıkları şu günlerde, batılısı doğulusuyla, hep beraber şu son Taksim saldırısını yaptırmaları, kendi ayaklarına sıkmaları demek oldu. Suç üstü oldular.

Artık bu gibi adice, vahşice oyunlarını oynarken tabanlarını tam birlik/ittifak halinde ve organize davranabilecek halde tutamıyorlar. Bu güne kadar beraber paslaştıkları, hep danışıklı dövüştükleri, hep beraber terör, kaçakçılık ve türlü kara para işleri yaptıkları Ermeni/Hristiyan çetelerinden sivrilmek isteyenler de kendileri için sorun oluyor. Ekrem İmamyan da bunlardan biri…

İşin daha arka planında uzaylı gruplar arasındaki çatışmalar da var ki son zamanlarda bunlar iyice arttı. Bir yandan iyice ayrışmamak, çatışmamak istiyorlar, bir yandan da duramayıp çatışıyorlar. Ekrem İmamyan da içinde yeşillerden taraf olan bir uzaylının bulunduğu bir biyonik robot ve bu pis işlerin hepsinin içinde…

Sözde bombacı kadına gelince… Başka adi/basit suçları bulunabilir ama kesinlikle gerçek bombacı değil. Ayağında bot ve kamuflajla… Üzerinde haki renk tişört ve siyah montla… Bir elinde bağ makası ve diğer elinde iki gülle… Yetmeyip zihnini kontrole alan ilaçlar ve metafizik yüklenmelerle/müdahalelerle onu oraya gönderenler, insanlığın aklıyla dalga mı geçmek istemişler… Kadın bir senedir belli bir yerde ikamet ediyor. Bombacı biri, her yerde boy boy resimleri paylaşıldığı halde, aynı adreste, aynı çevresinin içinde polisin gelip kendisini almasını mı bekler. O kadını oradan almaya giden ekipteki kadın polis bile Emniyet Teşkilatımız içindeki çetelerin mensuplarından. Konuyla ilgilenen müdürler, amirler, savcılar, hakimler hepsi ayarlanmış kişiler. Aynı benim yaşadıklarım gibi…

İlk bakışta karşımda devlet, devletin kurumları ve personelleri varmış gibi… Buna rağmen aslında karşımda devlet içinde bir devlet gibi duran bir çetenin bulunması gibi… Baştan sona her şeyi hukuksuz, zorbaca, suçlara bulaşarak ve suçluları korumak maksadıyla yaparken, sanki resmi geçerliliği olan işler yapıyorlarmış görünmeleri gibi…

Oysa ben, beni aldıklarında “Beni aldığınız çok iyi oldu. Terörle mücadele şubesinden gelsinler ya da beni götürün. Somut delillerle bütün hükumet üyelerinin de içinde bulunduğu bir suç, terör ve ihanet örgütünü ifşa edeceğim” dedim. Şaşırdılar, sarsıldılar. Konunun ciddiyetini sorguladılar, yayınlarıma baktırdım. Beş altı polis ve bir komiser, hepsi ayakta ve telefondan paylaşımlarıma baktılar. Diyarbakır Emniyet müdürlüğüne attığım iki e-postayı okudular. Emniyet Teşkilatının o kadar süre nasıl da sessizliğe gömülmesinin, lehimde ya da aleyhimde hiçbir şey yapamamasının ne demek olduğunu, bir polis olarak çok iyi kavradılar, anladılar. Dar vakitte en çok ona takıldılar ama sonra onlar da işlerini yapmadılar. Kanunlara uygun hareket etmelerinin önüne set çekildi. Sonrasında kaç savcı ya da hakim karşısına çıkmışsam, hiçbiri işlerini yapmadı. İfademi bile düzgün, hukuka uygun şekilde almadılar. Krize giren, istediği gibi sözde muhakemeyi ilerletemeyen ve hakaretlerle tehditler savurmaya başlayan sözde hakimi ben dava ettim. Milletler arası sistemle korumaya aldılar. Şikayet dilekçemi aleyhime çevirecek hiçbir bahaneleri yoktu da “sözde hakim” dediğim için hakime hakaretten sözde dava açtılar. Devletimizin ellerinde oyuncak gibi bir hale geldiğini, Türkiye’de hiç kimsenin can, mal, ırz güvenliği olmadığını tam kadro halinde ispat etmiş oldular. Bunca senedir de kilitlendiler ve herhangi bir savcı ya da hakim önüne çıkmamam için abartılı kararlar aldılar, alıyorlar. Ortada korona diye bir şey yok ama açık ceza evine teslim olması gerekenlerin teslim tarihini öteleyip duruyorlar. Sıkışıp da işi hastahane kartı ile bitirmek istediler. O da ayaklarına dolandı, somut delilere ve şahitlere dayanarak yaptığım suç duyuruları ceza evinden savcılığa gitmedi. Şimdi oradan bile bir temiz eller operasyonu başlatılması hukukun gereği ama artık Türkiye hukuk devleti değil, çete devleti… Tartışmalarla, restler çekerek sonraki dilekçelerimi işleme aldırdım, sonu değişmedi. Orada da baş suçlular Tayyip Erdoğan, Devlet Bohçalı, Solomon Soysuz ve bilinen diğerleriydi, şu son Taksim saldırısında da baş suçlular yine onlar… Evet, şunları yine tekrar ettim, çünkü o günlerden bu güne hiçbir şey düzelmedi, devlet kurumlarımız daha da bunların elinde oyuncak oldu. Şimdi bu sistem masum bir kadını parçalamaya oynuyor.

Bu saldırının içinde yok yok. Bir Ankebut Ağı seferberliği var ama iş iplik söküğü misali meydana çıkmasın, tepeye doğru çıkmasın diye, şu anda bu hadisede masum olan bir kadına her şey yüklenip kapatılmak isteniyor. En başından en sonuna kadar da devlet kurumları içindeki mason, Sabetayist, Ermeni, Yahudi, Rum vb kişilerden oluşan çeteler devreye alınıyor. Basında ve medyada da bunlar dolu ve iş onlara düşüyor, şu anlarda kendi idam fermanları denilebilecek yayınları yapmaya devam ediyorlar. Bu oyunun tutacak bir yanı yok. Şu haldeki bir sözde hükumete yardım ve yataklık yapanlar için de çember çok daralıyor. İfşa olmaları ve toplanıp alınmaları an meselesi… İnternet yavaşlatmaları değil, internetin tamamıyla kesilmesi, aynı anlarda elektriklerin ülke genelinde kesilmesi bile, her türlü terör, vahşet, katliam, kaçakçılık işlerine devletimizi 20 seneden fazladır bulaştıran sözde iktidarları ve onlara karşı sözde muhalefet yapan suç ortaklarını koruyamayacak. Bu millet öyle bir sel olacak ki askeriyle, polisiyle, devlet memurları olan evlatlarıyla birlikte bu pisliği temizleyecek. O sözde savcı ve hakimler de kefenlerini şimdiden biçsinler. Çünkü Ankebut Ağı artık dünya genelinde seferber olsa bile işte bu kadar aciz ve suç üstü bir halde… Çünkü artık hep haber verdiğim son sahneye geldik.

Vatansever herkes bilsin ki bu ülkede bu danışıklı çetelerin, vahşilerin, Londra piyonlarının, bir seçim tiyatrosu daha sergilemelerine izin vermeyeceğim. Aralarından bazılarının iç çatışmalar sırasında Türkiye’ye büyük zararlar vermelerine de izin vermeyeceğim. Ortamı bilerek, isteyerek geriyorum ve daha da gereceğim. Bu restleşme büyüyecek, ortam iyice gerilecek ve sonra çatışma kısmına geçeceğiz. Mahkemeler satın alınabilir, devlet kurumlarının başlarına vatan hainleri doldurulabilir ama sokakların adaleti de vardır. Böyle her şeyin ayardan çıktığı, devletin çetelerin ve katillerle teröristlerin eline geçtiği anlarda milletin buna dur demesi, ayağa kalması hak değil mesuliyettir, mecburiyettir. Hala ayağa kalkmayan millet, topluca insanlıktan çıkmıştır demektir ve başına artık topluca ölümler yaşanan felaketler gelir.

Söz konusu kişilerin, grupların, kesimlerin hepsi beraber toplanılıp alınacaklar ve Türkiye gerçekten hürriyetine kavuşacak. Londra merkezli sistemden tamamen ve en somut şekilde çıkacak.

Ukrayna krizi de ABD’yi, İngiltere’yi, İsrail’i varlıkta tutmak içindi, şu Taksim’de patlayan son bomba da bunun içindi. Birilerinin ayakta kalması için bu millet ölmeyecek bundan sonra. Onların ayakta kalması için buralarda terör, katliam, soygun, vurgun, peşkeş, aşırı vergiler, türlü sektörlerin kasten çökertilmesi v.b. olmayacak bundan sonra… Bundan sonra sokakların adaleti olacak ama yine de o ABD ve İngiltere batacak.

| Mfs – Ezber bozan – Akademi Dergisi

..

Mekke ve Medine’yi Deccalden ne koruyor

Asıl/gerçek Deccal, uzaylı bir insan türünün bir ferdi… Elinde çok yüksek maddi/teknolojik imkanlar var. Bunları da kullanarak dünya insanlığını uzun zamandır felaketlerden felaketlere sürüklüyor. Hem dünya insanlığına hem de İslam dinine aşırı seviyede düşman. Verdiği maddi ve manevi zararlar, oynadığı oyunlar, yaptığı aldatmalar saymakla bitmez… 1453’te İstanbul’un sözde fethi de onun oynattığı bir orta oyunu…

Bunca şeye güç bulabilmiş olduğu halde Mekke ve Medine’de bulunan, dinimizce mukaddes kabul edilen yerlere ve şeylere hiç zarar veremiyor. Evet, bunca yüksek teknolojisine, uzaylılardan olan adamlarına/ordularına, dünya insanlığı arasından kendine çalıştırdığı Yahudilere, masonlara, satanistlere ve dünya devletlerinden onlarcasının başına getirttiği satanist hükumetlere rağmen bunu yapamıyor. Çünkü Mekke ve Medine’deki söz konusu mukaddes yerler korunuyorlar.

Doğru, melekler de vesile edilerek korunuyorlar ama Allah’ın adeti/sünneti öyledir ki her şeyi sebeplerle yaratır. Allah, müslümanları topluca katletmekte olan kafirlerin fiillerine de melekleri vesile ediyor. O kafirlerin bedenleri bile meleklerin vazife yapmaları sayesinde çalışabiliyor. Lakin bunca şeyler yaşanırken kimse melekleri görmüyor, bilmiyor. Herkes daha görünür olan, ön planda olan sebepleri biliyor, görüyor, değerlendiriyor.

Öyle ise, söz konusu Deccal, söz konusu mukaddes mekanlara zarar vermek istediğinde karşısında mani olarak neyi görüyor? Varlığına inanmadığı melekleri mi?

Bu ümmet en çok da Cübbeli Ahmet de denilen Ahmet Mahmud Ünlü gibi münafıkların, kara paracıların, nitelikli dolandırıcıların elinden çekti, çekiyor. Şu kısacık görüntüde bile kaşı gözü ayrı oynuyor, dikkatle bakan gözler gözlerindeki aldatıcı tavırları görebiliyor. Anlamadığı, bilmediği, kafasının basmadığı da doğru ama anlayabildiği çok şeyi de böyle olmadık şekilde anlatıyor ki müslümanlar asla uyanmasınlar.

Gerçi cübbesi çıkasıca da Akademi Dergisinden esen rüzgarlara kapılmak zorunda kalmış. Kısa süre önce, hazret-i Mehdi’ye ve zamanında yaşanacak hadiselere dair ezber bozan yorumlarımı yazılı olarak paylaştım. Çok kısa süre sonra sözde Türk medyasındaki malum insan şeytanları hemen Cübbeli’yi çıkarttılar ekrana… Saatlerce program yaptılar, başından sonuna kadar kasten zihinleri bulandırdılar. Cübbeli o programda melhame-i kübrayı anlatırken her şeyi kasten dağıtıp bozmuş, farklı taraflara yönlendirerek kafaları bulandırmış ama “O zaman bir İstanbul hükumeti olacak ve melhameye yüz binlerce asker gönderecek” demiş. Onu bari doğru söylemiş ama orada bile kim bilir nasıl bir şeytani, nefsani niyetle ve arka plandan neleri hedefleyerek öyle söylemiştir.

Mekke ve Medine’deki o mukaddes mekanlar, çok gelişmiş manyetik kalkanlarla koruma altındalar. Gözün göremediği ve küre şeklindeki koruma kalkanları onları çevreliyor. Öyle ki yerin altından bir gelişmiş uzay aracı gelmek ve zarar vermek istese bile kalkan ona da mani oluyor. O kalkanların içine, şu her yerde görülüp duran UFO’lar da uzaylıların yaptığı insan görünüşlü robotlar da giremiyorlar. Daha dünyada daha başka yerler de aynı sistemle korunuyorlar.

Deccalin, Mehdinin ve hatta Mehdinin yardımcılarının zuhur ettiğini yemin bile edebilecek kesinlikte biliyor ama doğruları anlatmak işine gelmiyor. Çünkü müslüman değil hatta insan bile değil. Çoktan çıkmış insanlıktan…

Altı yedi sene oluyor, güya benden kendisi de cemaatim de davacı olacaktı. Hatta kendi cemaati de davacı olacaktı. Elinde üçkağıtçılık ürünü bir şikayet dosyası bile sallayarak konuşuyordu. Kalbi korkudan titrerken bu hali sesine ve beden diline yansıyor, o ruh haliyle şuuru bulanıp hakkımda atıp tutuyordu. Sahi, ne oldu? Hani nerede o şikayet, o dosya? Nerede hakkımda attığı iftiraların ispatları? Hala bu seviyede sahtekar birini de yayınlara CNN Türk gibi, Haber Türk gibi adı Türk, kendisi İsrailli, ABD’li, İngiltere’li mecralar çıkartırlar.

Şu sahtekarın 2019 yılındaki şu konuşmasını dinleyen müslümanlar bir düşünürler. Mekke ve Medine’nin idaresini elinde tutan Suudi aşiretinin nasıl kara paracılar, katliamcılar, masonlar, satanistler, ayinciler olduğunu bilememişlerse bile… Cübbelinin de aynı sistemin içindeki bir kara paracı sahtekar olduğunu bilememişlerse bile… Suudi Amerika da dediğim sözde devletin bütün kurumlarındaki masonik logoları düşünürler. Suudi Amerika’daki insanların itikadına, ameline, hukuk sistemine, eğitim sistemine, rejimin tercihlerine bir bakarlar. Orada insanları nasıl şartlarda yaşattıklarına bakarlar. Kabe’nin etrafının bile nasıl satanist mahaline çevrildiğine bir bakarlar ve düşünürler. Sonra sorgularlar “Yani bu kadar dibe vurmuş, bu seviyede ayarından çıkarılmış, Türkiye’den bile beter hale getirilmiş bu şehirlere Deccal küfrünün girmediğine, giremediğine mi hükmedeceğiz. Acaba girseydi daha nasıl küfür, fücur, isyan, sapıklık, rezillik olabilirdi.” der.

| Mfs – Ezber bozan – Akademi Dergisi

..

Ben burada oyun oynamıyorum

– Tayvan’ın çevre ülkelerle yaşadığı sorunlar bizim meselemiz değildir. Tayvan’ın Çin’e bağlanması ya da bağlanmaması da bizim için mühim değildir.  Tayvan meselesinden büyük bir askeri çatışma çıkması da bizim için çok mühim değildir. İhtimal dahilindeki bu askeri çatışmanın tarafı değiliz, olmayacağız. Zaten fiilen NATO üyesi de değiliz. Türkiye’de bu hususlarda da çatlak sesler istemiyorum. Herkes neye, kime destek verdiğini, nasıl oyunlar içinde kalacağını, Türkiye’yi nasıl bir ateşe atacağını ve dolayısıyla ne şiddette bir karşılık göreceğini iyice hesaplasın, kendi sonunu da düşünsün ona göre konuşsun ya da yazsın. 

– Kuzey Kore’yi ya da herhangi bir ülkeyi demokrasiye zorlayan biri değilim. Ben demokrat değilim. Hiçbir zaman da olmayacağım. Hiç kimseyi de demokrasi denilen şeytani sisteme zorlamayacağım. Hiç kimsenin de hiç kimseyi demokratik sisteme zorlama hakkı yok. Kuzey Kore’nin hali açıkça gözler önünde ve iyi bir halde değil. Sorunlarının çözümü demokraside de değil. Bunların haricinde, Kuzey Kore’nin şu anda Tayvan, Güney Kore ve Japonya meselelerinde taraf olması, hatta askeri çatışmalara dahil olması beni rahatsız etmiyor. 

– Benim haritamda Güney Kore, Tayvan, Japonya, Ukrayna, Finlandiya, İsveç, Norveç, İngiltere, İsrail, BAE, Katar, Kuveyt, Singapur, Danimarka, Hollanda, Ermenistan, İran denilen yerler yok. Bunlara çoktan çizik çektim. Bu coğrafyalarda siyasi haritalar değişecek. Bunların çoğuna zamanında gerekli eli uzattım, mühleti verdim, ikazlar yaptım ve kararlılıkla tercihlerini yaptılar. Sonlarını kendileri belirlediler.  Türkiye ve gerçek müttefikleri bu gibi devletler ve devletçikler konusunda batı dünyasından bu yana doğru esen suni rüzgarlara kapılmayacaklar. Batı dünyasının daha doğru ifadeyle grilerin, Asyanın söz konusu bölgelerine dair nasıl planları varsa, kendileri o planları uygulama peşinde koşacaklar. Bizi ve gerçek müttefiklerimizi bu işlere karıştırmayacaklar. Karıştırmaya kalkarlarsa safımız Asya safı olacak. 

– Batı dünyasının Türkiye’deki piyonlarından olan gizli Ermenileri/Hristiyanları ben listemden sileli yıllar oldu. Son süreçte de beni gizli Hristiyanlar hususunda kızdırdılar, öfkemi ve kararlarımı kısmen de olsa ilan ettim. O günden beri Türkiye’deki gizli Hristiyan hainlerde yaprak dökümü devam ediyor. Maddi kayıpları da can kayıpları da hızla artıyor. Daha da devam edecek. Buna rağmen, benimle ortak paydalarda hareket ediyormuş gibi görünen dünya genelindeki bazı unsurlar, ülkemizdeki gizli Hristiyan siyasetçilerin üzerine oynamaya başladılar. Bu, vahim bir hata… Hususiyle Amerika Birleşik Devletçiklerinde bulunan, kendilerine bir süredir sahayı/meydanı açtığım bazı unsurların, böyle bir anda bu kadar vahim bir karar vermeleri, akıl alır gibi değil. Bu hususta da ikazlarımı yapmış bulunayım.

– Tayyip’in ve çetesinin işi bitti. Bitti diye, gizli Hristiyanların sözde siyasi partilerini ve sözde siyasi liderlerini muhatap almak, alternatif görmek zorunluluğu yok. Ben Tayyip’i seçimle indirmeyeceğim. Meşru bir halk, adalet sistemi ve ordu darbesiyle indireceğim. Bunu yaparken hep söylediğim gibi gizli Hristiyanların sözde partilerini ve teşkilatlarını da toplayıp alacağım. TBMM’yi merkezi bir mahkeme salonu yapacağım. Bunu birkaç tekrarla ifade ettim. Nesi anlaşılamıyor, anlaşılıyorsa kime güveniliyor da karşımda aksi kararlar alınır, anlamak mümkün değil. Abdullah Gül başta olmak üzere, bu memlekete ve millete bu güne kadar her türlü ihanetleri etmiş, her türlü terörün ve bölücü faaliyetin içinde yer almış, her türlü kara para işlerinde faal olmuş gizli Hristiyanları kim desteklerse, onlara kimler meydan verirlerse, ben dünya genelinde onların hepsini boğarım. İşlerini de siyasi dengelerini de kara para işlerini de hep bozarım. İktidarlarını da dev şirketlerini de yıkarım. Benden söylemesi… Ben ülkemi İngiltere’nin örtülü işgalinden, sömürmesinden, dayatma rejiminden kurtarmak için bu kadar bedel ödüyorken, “Ben İngiltere’ye Türkiye’yi aydınlığa çıkarmak için geldim” diyen gizli Ermeni hainin, ayağımın altında bile yeri olamaz. Onu da çetesini de onlarla birlikte hareket eden dünyadaki bütün tarafları da yerle yeksan ederim. Ben burada oyun oynamıyorum, vatan ve millet müdafaası yapıyorum. 

– Mısır denilen ülkede korku, endişe havası hakim. Ben Mısır’ı muhatap almaya bile değer görmüyorum. Geri çekilecekse çekilsin. Çekilmeyecekse, ne hüneri varsa karşımızda sergilesin. Yunanistan’dan sonraki hedefimiz olur. Mısır’ı da diktatörlerden, kara paracılardan, insan kasaplarından, insanlık düşmanlarından, satanist büyücülerden kurtarır ve topraklarımıza da dahil ederiz.

– Sadece Güney Azerbaycan değil, bütünüyle İran denilen o kadim Türk toprakları, ülkemizin topraklarına dahil olacaklar. Bunu bozmak için bölgeye askeri unsurlarını getirmek isteyenler, çok bahaneler aramasınlar, danışıklı oyunlar kurmasınlar, açıkça hemen getirsinler. “Getiremezler” demiyorum ama geri götüremezler.

– Avustralya da İngiltere’nin kontrolünden çıkacak. Bu süreçte Avustralya’ya hep beraber gereken destekleri vereceğiz. 

– Nükleer bir savaşa artık karşı değilim. Kim kime karşı kullanabiliyorsa kullansın, engellemeyeceğim. Sadece Türkiye’nin ve gerçek müttefiklerinin karşısında kullanılmasını engelleyeceğim. 

– Yerin altı cehenneme döndü. Uzaylı şehirlerinden bazıları çok perişan hallerde. Yananlar, çökenler, patlayanlar, toplu can kayıpları aldı yürüdü… Sürekli benimle irtibat kurmayı deniyorlar “Dur, dur” diye yalvarıyorlar. İkaz etmiştim. Yeryüzünde suni kuraklık, kıtlık, suni enerji krizi, insanlara ve hayvanlara yüksek teknolojili saldırılar devam ettikçe, LGBT baskısı devam ettikçe, terör devam ettikçe, organ ve insan kaçakçılığı devam ettikçe ben de yerin altında büyük sıkıntılara sebep olmaya devam edeceğim. Yeryüzünde İblis’in planlarına, Deccalin planlarına izin vermiyorum, vermeyeceğim. 

– Türkiye’de bulunan sivil ya da asker bütün Katarlıları ayrıca Türkiye vatandaşları arasından Katarla ya da Katarlılarla iş tutan herkesi oyundan düşüreceğim. Bunların büyük çoğunluğu kısa sürede ölecekler, diğerlerinin de başlarına gelmeyen kalmayacak. 

– Yeşillerin grilerin ya da diğer türlerin çatışmaları beni ilgilendirmiyor. Pakistan’ın başında İmran Han’ı, Brezilya’da Bolsonaro’yu görmek istemiyorum.

| Mfs – Ezber bozan – Akademi Dergisi

..

O kadar büyük ve ses getiren hadiseler olacak ki – Rüya tabirleri

H. (Akademi Dergisi Takipçisi)

Bu gece rüyamda; çok taşlık, kayalık, büyük bir yerin tepesindeydim. Bir anda büyük çapta ard arda patlamalar olmaya başladı ve yer yüzü adeta kıyamet misali parçalanmaya başladı. Yer yerinden oynuyor, her şey darma duman oluyordu. Bir anda sizin sesiniz yankılanmaya başladı. Tam hatırlayamıyorum ama genel hatlarıyla “Ben MFS, korkmayın sizin için buradayım ey halk!” gibi bir şey söylediniz. Bu nidadan sonra patlamalar bir anda durdu. Sonra sizinle tarla gibi bir yere oturduk sakince bir şeyler konuştuk. Ben, oturduğum yerden çevremdeki büyük yabani otları kökünden sökerek tarlayı temizledim. Rüya burada bitti veya ben gerisini hatırlamıyorum.

Mfs

– İyice sona geldik. Çok büyük, ülke genelinde ses getiren ve aniden meydana çıkan hadiseler (rüyandaki patlamalar kısmı) peş peşe yaşanmaya başlayacak. Bunlar Türkiye ile eş zamanlı olarak dünya genelinde de yaşanacak. O kadar büyük ve ses getiren hadiseler olacak ki bu nedenle kıyamet benzetmesi yapılmış rüyanda… İblis ile asıl deccalin (ki o uzaylı bir insan) ortak sistemini yani Ankebut Ağını iyice parçalayacağım. Bir uzaylı olan asıl deccal ile birebir metafizik çatışmalara da gireceğim ve kazanacağım. Parçalanmaya mani olamayacaklar ama süreç içinde Türkiye de bazı tehlikelere düşecek. Bunların çoğundan Türkiye’yi kurtaracağım, bazılarına mani olmayacağım. Sonrasında Türkiye’de çok büyük projeler eş zamanlı olarak yapılmaya başlanacak (tarla kısmı). O sırada bazı ufak tefek sorunlar (yabani otlar) olacak ama onları da ortadan kaldıracağım. Bunları yaparken başka liderler de benimle beraber hareket edecekler.

Neden?

Uzay madenciliği gündeme gelip gelip sonra her seferinde neden gündemden düşüyor?

Kaf dağı (Van Allen radyasyon kuşağı) geçilemediği ve aslında dünyadan uzaya tam manasıyla çıkılamadığı için mi?

Katrilyonlarca dolar değerindeki gök taşları sadece uzaktan gözlenebildiği için mi?

Ayın yüzeyinde bile çok değerli madenler var. Bunlardan biri bile bolca dünyaya getirilse dünyada çok büyük bir bolluk olur, maddi refah olur, geçim sıkıntısı kalkar. Ay, “medeni” şekilde yaşayan uzaylılar tarafından konduğu için mi oradan bile madenler getirilemiyor?

NASA, Roscosmos, ESA, JAXA başta olmak üzere bütün uzay kurumlarının birbirleriyle danışıklı şekilde dünya insanlığını kandırdıkları son zamanlarda iyice gözler önüne serildi. Artık bu konuda da herkesin çıkıp her şeyi konuşma vakti gelmedi mi?

Dünya insanlığının sayısız meselede vahim seviyede kandırılmış olması, bilim dünyasının vicdanında sıkıntıya sebep olmuyor mu?

| Mfs – Ezber bozan – Akademi Dergisi

At ve eşek eti yemek haram değildir

Hayır mahzuru yok, eşek eti yemek dahi haram değil mekruh. Mekruh olmasının sebebi de günlük hayatta ve harp esnasında kritik ehemmiyete sahip olması. Hep elde at ve eşek bulunmasının müslümanları güçlü yapmasıydı. Bu nedenle mekruh dediler yenilmesine ama yine de haram denilmedi.

Orta asyada müslüman türklerde at yeniyor çünkü orada aşırıya gitmediler, buralarda fetvada aşırıya gidildi, haram gibi kabullenilir oldu.

At da eşek de inek kadar koyun kadar temiz hayvanlar, etleri de temiz ve dahi artık harp vasıtası ve günlük hayatın vazgeçilmez parçası değiller yani yemek mekruh bile değil, sütleri de haram değil.

Zebra yenir mi, bazı geyik türleri eşekten iri, neredeyse at kadar, yenir mi, onlar yenirse eşek ya da at neden yenmez?

Biyolojik olarak, temizlik olarak bakılınca aralarında bir fark var mı? At ya da eşek eti yediği için ölen oluyor mu? Dermansız bir hastalığın sebebi at ya da eşek eti yemek olarak mı tespit edilmiş ?

Şu anda Türkiyenin ya da dünyanın herhangi bir yanında bir kişi at ya da eşek çiftliği kursa, bunları eti ve sütü için besleyip çoğaltsa ve satsa kimse ona mani olamaz ve “haram iş yapıyorsun” diyemez. Ondan ürün alarak yiyenlere de kimse “haram yiyorsun” diyemez

Devlet sistemi, bu gibi müteşebbislere mani olamaz. Ben devletin başında resmen olsam, hemen at ve eşek çiftliklerinin yaygınlaşmasını sağlarım. Domuz çiftliklerine verilen devlet teşviklerini hemen kaldırır ve o destekleri de at, eşek, zebra, geyik çiftliklerine veririm.

Bu hususta şu da bilinmeli ki dört mezhepte de “haram” diyenler değil “helal” diyenler çoğunlukta.

Hanefi mezhebinde, imam ı azam ın iki büyük talebesi vardı. içtihat makamındaki iki büyük talebeleri olan İmam ebu Yusuf ve İmam Muhammed de haram demedikleri gibi mekruh dahi demediler. Mübah dediler. Bu iki imama “imameyn” denilir ve bir meselede İmam ı azamın içtihadı farklı, imameynin içtihadı farklı ise fetva imameyne göre verilir. Bu kısımları iyice kavrayıp müslümanları her devirde sevk etmek ise “hakiki” müftülerin vazifesidir. Bir de mekruh denildiğinde tenzihen yani helale yakın mekruh mu yoksa tahrimen yani harama yakın mekru mu meselesi var.

At eti için hanefi mezhebinden olup mekruh diyenler tenzihen mekruh demişler yani helale yakın mekruh. Bu hususta mesned/kaynak kabul edilen hadislere bakılınca da hz. peygamberimizin at keserek etini yemeyi harp sırasında men ettiği anlaşılıyor, .sefer/harp sırasında fetvalar başkadır, hazerde yani normal zamanda fetvalar başkadır

Eşek yenir mi kısmında ise herkes daha da bir geri tutmuş kendisini ve hala öyle yapıyo. Bu da ilim adamlarının yapmaması gereken bir şey. Elbette Allahtan korkulacak ve fetva vermede istekli olunmayacak ama onlar vebal endişesiyle fazlasıyla geri durduklarında işler bu kadar karışıyor ve asırlarca doğru fetva ve amel üzerinde ittifak edilemiyor.

Eşek eti de helal ve dahi eşekle atın cinsi birleşmesinden oluşan katırların etini yemek de helal. Çünkü, ikisi de yenmesi helal olan hayvanın cinsi birleşmesinden oluşan hayvanın eti de helaldir.

Şurası da bilinmeli ki pek çok alim evcil at ve eşeklerin etlerinin yenilmesini yasakladı. Baştan yazdığım gibi, müslümanların hayatındaki dengeler hesap edilerek böyle fetvalar verildi ve bir de zaten peygamberimiz (sav) harp sırasında bile evcil olmayan at ve eşeklerin yenmesini yasaklamadı.

On yıldan fazladır aynı hususları anlatıyorum. Müzik konusunda da bizi men eden onca hadis i şerifler ve bunlara dayanarak fetva vermiş alimler var lakin o hadis i şerifler, kadınların hatta yarı çıplak kadınların söylediği, yanında içkilerin içildiği, sözlerinde küfürler hakaretler ya da dinen sakıncalı kısımlar bulunan müzikleri yasakladı.

Koca koca ehl-i sünnet alimlerinden hatta hakiki mürşidi kamillerden, bunları göz önünde bulundurarak, “sınırları gözetilerek müzik çalmaya ya da dinlemeye” helal diyenler çok oldu. Müziğin her türlüsü her şartta haram olmadığı gibi, at ve eşeklerin etlerini yemekten ve sütlerini içmekten de her şartta men edilmedik. Hanefi mezhebinde olanlar için evcil ya da vahşi, tabitta ya da çiflikte yetişmiş at ve eşeklerin etlerini yemek de sütlerini içmek de serbest.

Diğer üç mezhebe gelince… Artık bu hususta da gerçekçi olmak ve ameldeki bu üç hak mezhebin de artık unutulan, yok olan mezheplerden olup olmadıklarını seviyeli şekilde tartışmak lazım.

Zira bu mezheplerin hakiki müçtehid olan imamlarının peşinden giden hakiki alimler asırlardır yok. Maliki ve Hanbeli olanları geçtim, günümüzde Şafii mezhebine tabi olanlar bile bir çıkmazın içindeler, açıkça gözler önündeki bocalıyorlar. Çünkü tabi oldukları o hak mezhebe tabi olmuş hakiki mezhep içi imamlara, fetva makamında müftülere ihtiyaçları varsa da dünya genelinde tarama yapılsa bile söz konusu alimlerin “hakiki” olanından yok. Kendisinin ne kadar eksik vaziyette olduğunu bilse de o makamda imiş gibi gösterenleri var ama onların ise kendilerien bile faydaları yok.

Bu üç mezhebin içtihatlarından kaynaklara/kayıtlara geçen ve elde olan kısmı da bu mezhepleri ayakta tutmaya, var saymaya yetiyor mu, bunlar tartışılmalı.

Elde mevcut muteber kaynaklara göre, Şafii, Hanbeli ve Malikiler için de at eti yemek ya da sütünü içmek mübahtır. Mübah yani o işi/şeyi yapmaya izin verilir, yaparsan sevabı da yok günahı/azabı da yok demektir. Daha açık şekli ile at eti yemenin sevabı da yok, günahı da yok demektir.

Netice olarak, asırlardır dünyanın dört bir yanındaki müslümanlar at, eşek, katır, zebra ve daha pek çok hayvanı yemekten geri durdular, endişelendiler. Oysa bunların yenilmesinde mahzur olmadığına dair mezhep imamları gerekli fetvaları çoktan vermişlerdi ve kayıtlara da geçmişti. Asırlar boyunca bu hususlardaki “hatalı” geri duruş ve “aşırıya kaçma” hallleri, müslümanlara fayda değil, zarar verdi. Pek çok zor/elverişsiz coğrafyada bile at, eşek, katır, zebra ve benzeri hayvanların çiflikleri tesis edilebilirdi, pek çok “zor, yarı kurak” devirlerde bu davranış hayati faydalar sağlayabilirdi. Önümüzde yine zor ve yarı kurak ya da tamamen kurak devirler, coğrafyalar olacak. Bu hususların şimdiden sonra bile doğru anlaşılması çok faydalar sağlayacak.

Bence bu hususta da İblis’in çok “sinsi” oyunları olmuş. Alimlere de çok musallat olunmasını sağlamış, onların vesveselere düşmesini sağlamış. Elinden geleni ardına komamış ve bunca tertemiz, yenilebilir, sağlıklı, eti-sütü faydalı hayvanlar varken bütün dünyanın o pislik ve hastalık kaynağı domuz çiftlikleri ile dolmasını sağlamış.

Bu gün dünya insanlarının başına bela olup duran pek çok fiziki ve ruhi hastalığın kaynağı hep domuzlar ve dolayısıyla domuz çiftlikleri.

Bu kadar temiz hayvanlar varken insanların domuz yemesi için çok sinsi oyunların hem İblis hem deccal tarafından eş zamanlı olarak oynanadığı anlaşılabiliyor. Lakin dünya insanlığının hemen üzerine düşmesi gereken başka sarsıcı gerçekler de var. Dünyada, son zamanlarda genleri ile oynanarak türetilmiş inek ve koyun cinsleri var.

Söz konusu inek ve koyun türlerine türlü isimler konulmuş ve İblis ile deccalin kontrolünde olan batı aleminden doğu alemine doğru bu cinsler büyük bir hızla yayılmış ve hala daha fazla oranda yayılmaları sağlanıyor.

Devletlerin kontrolünü ele geçirmiş masonlar üzerinden de güya bilimsel kararlar ve tıbba uygun, akla ve mantığa uygun kararlar gibi gösterilerek ayrıca oyunlar oynanıyor. Bu sayede de söz konusu sonradan türetilmiş cinslerin hızla yayılması sağlandı, sağlanıyor.

Oysa söz konusu sonradan türetilmiş cinslerde, genetik kodlara sinsice müdahale edilmiş. Bunlara domuz genleri dahi katılmış.

Bir yandan domuzlar gibi pisliğe, kendi gübresine dayanıklı olsunlar, sürekli hastalanmasınlar ve kayıplar azalsın istenmiş ama bir yandan da hala domuz yediremedikleri ve domuz yediremedikleri için insanlıktan çıkartamadıkları insan topluluklarını hedef almışlar

Eş zamanlı olarak bu hayvanlar üzerinden, bunların etlerini yiyen ve sütlerini içen insanların da sağlıklarını bozmaya kastetmişler.

Söz konusu sonradan türetilmiş cinslerden olan hayvanlara da hayatları boyunca türlü türlü sözde aşılar vuruluyor.

Bu sözde aşıların, hayvanların sağlığı için olduğu söyleniyor ama bu hususta mason, yahudi, satanist kontrolünden çıkartılmış, hainlerin elinden alınmış bir devlet idaresinin “hakkaniyetli” bir çalışma yapması gerekiyor.

Bu cinslerden olan hayvanlarla tam olarak neler hedeflenmiş, ne seviyeye kadar kastedilmiş.

Sözde aşılar da üzerine gelince o hayvanların bünyelerinde, etlerinde, genlerinde neler oluyor.

Bunları yiyenlerin, ya da bunlardan sağılan sütleri içenlerin ya da söz konusu sütlerden imal edilen süt ürünlerini tüketenlerin vücutlarında neler oluyor.

Bunların bir an bile kaybedilmeden soruşturulması, araştırılması gerekiyor ki her köşe başının hastahane, her evin hasta dolu olduğu şu “vahşi” zamanın son bulması sağlansın.

Merada ya da tabiatta serbest şekilde yetişen, istediği kadar hareket edebilen, koşabilen at ve zebranın etinde yüksek protein var. Özellikle çocuklara zebra eti yedirilmesi son derece isabetli bir karar olacak. Bağlanmadan, serbest şekilde ve sağlıklı şartlarda yetiştirilen zebraların etleri, inek etlerinden daha sağlıklı, daha besleyici ve daha çok proteine sahip.

Yine tavşan etinin yaygılaştırılması ve merada ya da tabiatta istediği kadar hareket ederek ve sağlıklı beslenerek yetişmiş tavşanların etlerinin öncelikle çocuklara yedirilmesi de bir kırılma noktası oluşturacak. İnsanlığın sağlığını baştan ayağa düzeltmesine vesilelerden biri olacak. Tavşan etinde de yüksek protein var.

Domuz eti ise şimdiye kadar sayısız kere incelendi de temiz olmadığı, sağlığa zararlı olduğu gözler önüne çıktı. Tıpkı eşcinsellerin AİDS yaydıklarının görmezden gelinmesi gibi, söz konusu mason, yahudi ve satanist idarecilerin elinde olan devletler, domuz etinin sağlığa zararlı olduğunu da görmezden geldiler, geliyorlar. Çünkü hem deccal hem de İblis onlardan böyle davranmalarını istiyor. Çünkü tam kadro olarak insalığın düşmanı olan bir teşkilat bu Ankebut Ağı…

Şu geyiklerin, yüksek protein dolu olan etleri tam bir şifa kaynağı… Yine nispeten yüksek proteinli olan geyik sütü ise ayrıca şifa kaynağı. İstenseydi dünyanın pek çok yerinde geyik çiftlikleri dolardı. Eti ayrı, sütü ayrı, derisi ayrı, boynuzları ayrı değerlendirilirdi. Yaygınlaştıkça fiyatları da düşerdi ve bu da insanlığa yararlı olurdu. Kuzey ülkelerinden, yıllık hasılasının epeyi kısmını geyikten elde eden ülkeler olurdu. Yetiştirip de dünyaya bol bol satarlardı. Bunlara hep kasıtlı olarak mani olunuyor. Böyle şeyler yapılıyormuş, serbestmiş gibi gösterilse de gizli gizli, sinsi sinsi önleri kesiliyor. Yaygınlaşmasına izin verilmiyor.

İblis az önce Asya ülkeleri tarafına koştu, gitti. Yazılarım oralardaki ülkelerde bulunan yüksek sayıda kişi tarafından tercüme ediliyor. Üzerinde tartışılıyor, kararlara tesir ediyor yazdıklarım. Bu hususta yazdıklarımı anlayamasınlar, topluca yanlış anlasınlar, idrakleri kapansın, daralıp bunalıp konuyu bıraksınlar diye İblis onlara kendi elleriyle topluca büyüler yapıyor şu anda… Emrindeki cinlerini sevk ediyor İblis o Asyalı insanların üzerine… Çünkü en çok da Asya tarafından gıda/yiyecek hususunda ayarı bozmuş, insana yakışmayan şeylerin yenilmesini sağlamış o İblis…

Ve insan ne yerse yesin, yediklerinin hem bedenine hem de ruhuna tesiri vardır. Manevi/metafizik tesirleri vardır. Vakti gelince, geniş bir zamanım da olursa yenilenlerin metafizik tesirlerini de açar izah ederim

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

İsrail Gazze’yi bir hafta havadan bombalayacakmış

  • Şehirlerin, meskun mahallerin, siviller ayırt edilmeksizin bombalanması insanlık suçudur. Katliamdır, terördür. Bunu bir devlet/ordu da yapsa, yapan devlet terör devletidir. Lakin İsrail gerçek bir devlet de olmadığı için, bu emirleri verenler ve bu emirlere itaat edenler terör örgütü liderleri ve mensupları olarak yargılanmalılar.
  • Gazze’nin bir hafta havadan bombalanacak nesi, neresi varmış? İsrail için ne kadar güvenlik sorunu oluşturuyorlarmış? İsrail’in idaresine sızmadığı ve danışıklı dövüşmediği, beraber kara ve kanlı para işleri yapmadığı Filistinli grup mu kalmış?
  • İsrail’in onlarca yıldır sergilediği bu şovlar, danışıklı dövüşler artık anlaşıldı. Herkes neler döndüğünü anladı. Şu anda bir yandan da İsrail’in kendini güçlü göstermeye çalıştığını, çünkü yıkılışını gördüğünü anladı. Çok yakında orada İsrail denilen bir teşkilat kalmayacak. Orası bizim topraklarımız. Osmanlı devletinin idaresine sızan gizli Yahudiler, gizli Masonlar eliyle elimizden hukuksuz şekilde ve ihanetlerle alınmış topraklar oralar… Vaad edilmiş topraklar diye de bir şey yok. Ta binlerce sene önce, Hz. Musa zamanındaydı o iş ve geldi geçti. O zaman Hz. Musa’nın etrafında olan Yahudiler, korkmasalardı, harpten geri durmasalardı, Hz. Musa’nın emirlerine itaat etselerdi, “vaat edilen topraklar” denilen o toprakların tamamını alacaklardı. Onlar yapamadılar ama Hz. Musa’ya ve hz. Zülkarneyn’e tabi olan Müslümanlar, en çok da Müslüman Türkler yaptılar, aldılar ve o mesele orada bitti. Hatta devamında bütün dünyayı idareleri altına aldılar, dünyayı tek bir devlet yaptılar.
  • Şu anda dünyada bir kaos havası varken, İstanbul her yeri, her kesi kilitlemişken, İsrail’in bu paniği nedir? Gündemi değiştirmek istemesinin, dikkatleri kendi üzerine çekmek istemesinin sebebi nedir?
  • İngiltere de “İsrail devletinin her zaman arkasındayız” dedi. İsrail devlet miymiş? Acaba İsrail mi İngiltere’nin yoksa İngiltere mi İsrail’in arkasında? Ya da İngiltere ne kadar İsrail? Gerçekte şu anda bir İngiliz idaresi var mı? Şu anda İngilterenin idaresini elinde tutan kadronun kaçı kendini İngiliz görüyor, kaçı İsrail vatandaşı gibi görüyor?
  • İsrail denilen milletler arası terör teşkilatının, en çok da mason tarikatı üzerinden çok sayıda ülkenin idaresini eline almasına, çok sayıda milleti kasten maddi ve manevi felaketlere sürüklemesine, satanistlik yapmasına, dünya insanlığını topluca felaketlere sürüklemeye çalışmasına, her türlü kara ve kanlı para işleri yapmasına hala tepkisiz mi kalınacak? Şimdi Gazze bir hafta havadan bombalanacak ve başka ülkeler de İngiltere’nin daha doğrusu İngiltere’nin idaresini eline almış Yahudilerin/Masonların yaptığı gibi açıklamalar mı yapacaklar? Yine çocukların kolları, bacakları kopacak ve yine genç kızlar, anneler ölecek de dünya buna alkış mı tutacak?
  • Neresinden tutsan elinde kalan, saçma, tezat, hukuk dışı, insanlık dışı haller, tavırlar, açıklamalar, davranışlar bunlar… İblis ve deccal bu dünyayı ne hale getirmiş böyle… Deccalin sisteminde İngiltere mi, yoksa İsrail denilen şey mi daha üstte, daha önde?
  • Sahi o bay Bidon nerede? Amerika’daki İsrail’in hali nasıl? İsrail, kontrolündeki Filistinli gruplarla danışıklı dövüşme hamlesiyle, kaç gündem maddesini birden gündemden düşürmeye çabalıyor? Düşünüyorum da Türkiye’nin ordusu ve devlet sistemi içindeki İsrailliler, kendilerini İsrailli gören o hainler, o gizli Yahudiler, o gizli masonlar yok edildiklerinde, İsrail’i kim koruyacak, kim ayakta tutabilecek? İddia ediyorum ki şu haldeki Suriye’nin karşısında bile iki gün varlıkta kalamayacak.

| Mfs – Ezber bozan – Akademi Dergisi

..

Filistin bizim, Filistinliler değil

Bir gün aniden bir haber gelse “Filistin diye bir yer kalmadı. Bir tane bile Filistinli hayatta kalmadı” denilse, yine de bir an olsun içim acımayacak.

Bazen düşünüyorum, acaba Filistin’de sadece 50 kişi de olsalar gerçek Müslümanlar var mıdır. Filistinlilerin müslümanlığı, İranlıların müslümanlığından daha tartışmalı, daha şüpheli bir husus… İranlı Acemlerden/Şiilerden bile daha beter hallerdeler.

Filistinliler gerçekten tevbe ederlerse, itikatlarını ve amellerini düzeltirlerse kardeşlerimiz olurlar ama bu halleriyle günümüzdeki Filistinliler bizim hiçbir şeyimiz olmuyorlar.

Filistin’de kutsalımız olan mekanlar/mabetler var ve onlar da korunuyorlar. Deccalin bile zarar veremeyeceği şekilde korunuyorlar.

Mekke ve Medine de aynı şekilde korunuyor. Artık herkes anladı ki asıl/büyük deccal bir uzaylı insan türünün lideri ve elinde çok çok yüksek teknoloji var. Hadis-i şeriflerde deccalin bazı diyarları kuraklaştıracağı, bazı diyarları bol bol mahsül veren hale getireceği açıkça ifade edilmiş. Deccal bunu çoktan yaptı. Günümüzde HAARP da denilen elektromanyetik saldırı teknolojilerine, iklim silahlarına o asırlar önce bile sahipti. Çoktan manyetik alanlarla, gazlarla, arılarla, haşeratla, denizlerin dengeleriyle, akarsuların dengeleriyle, iklimlerle, yağışlarla oynadı. Gezegeni kendine göre şekillendirebildiği kadar şekillendirdi. Çoktan Türk/İslam diyarlarını kuraklaştırdı. Buralardaki insanların genetik kodlarını bozabildiğini bozdu. Kendisine bağlı olan, Satanistleştirilmiş olan batı diyarlarını da yemyeşil yaptı ya da o halini korudu. Oralarda hayvancılığın da farklı iş sahalarının da önünü açtı. Oralarda insanların genlerini de çok bozmadı. Bunun karşılığında onların dünyalarını ve ahiretlerini cehenneme çevirdi. Onların dinlerini, onurlarını, ahlaklarını, namuslarını çaldı, yok etti.

Hadis-i şerifte deccalin Mekke ve Medine’ye giremeyeceği haber verildi ve öyle de oldu. Çünkü Mekke ve Medine çok eskiden beri korunuyor. Adem babamızdan bu yana peygamberlerin diyarı oralar. Kıblemiz de orada ve orası da korunuyor. Hem de deccalin elindeki bilim ve teknolojinin asla aşıp geçemeyeceği kadar yüksek teknoloji ile korunuyor. Öyle olmasaydı şimdiye ne Kabe-i Muazzama kalmıştı, ne çevresi kalmıştı, ne hz. peygamberimizin kabr-i şerifi kalmıştı, ne Mescid-i Aksa kalmıştı. Asırlardır Müslümanların çoğu bu hadis-i şerifi “Deccal fitnesinin/küfrünün Mekke ve Medine’ye giremeyeceği” şeklinde yorumladılar ya da anlayamadılar da sustular. “En doğrusunu Allah bilir” dediler. Oysa gerçekte herkesin gözleri önünde ki deccal küfrü Mekke ve Medineyi kuşatalı üç asır oldu. Şu anda bile bu kutsal şehirlerimiz Arap Müslüman rolü oynayan Satanist kriptoların, yani deccalin sistemine çalışan İslam düşmanlarının kontrolünde. Kendisi de bir kripto olan sözde milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy, oralara gittikten sonra “Buralarda da sadece İslam’ın adı kalmış” demek zorunda kalmıştı. Mısır için de aynısı demişti. Acaba son bir asır içinde Kabe imamları arasında mason olmayan, kripto olmayan, gerçekten müslüman olan bir kişi oldu mu…

Benzeri koruma sistemleri dünyadaki başka yerlerde de var. Bu hususları hızlı anlatmak çok kafa karıştıracaktır. Ben, vakti geldikçe anlatmaya devam edeceğim. İyi bilinmeli ki bu dünyada en yüksek bilim ve teknoloji ve en yüksek seviyede güç deccalin ve sisteminin elinde değil. Bizim elimizde… Lakin, bizim sistemimizde, istikamette olmayan, yoldan çıkmış, sapıtmış, nasihat dinlemeyen milletleri korumak, kurtarmak yok.


  • Ebrehe bir biyonik robot muydu? Deccalin sistemine mi mensuptu? Dünya insanı suretinde biyonik robot kullanarak, zahiri/görünür şartları ayarlayarak Kabe’yi yok etmek mi istedi? Bu sırada, dünya insanlarının anlayamayacağı şekilde çok ileri bilim ve teknoloji de kullandı mı? Ebrehe’nin adamlarının ve fillerinin arasında biyonik robotlar var mıydı?
  • Kabe’yi yıkmaya teşebbüs eden Ebrehe’nin adamlarını ve fillerini yakan, tepeden aşağı doğru delip geçen minik taşları atan Ebabil kuşları aslında biyonik robotlar mıydı? Elbette Kabe’yi Allah korudu ama o vakit kimleri bu korumaya vesile etti? Dünyalıları mı yoksa uzaylı müslümanları mı?

| Mfs – Akademi Dergisi

..

Şüphe ile karşılanmalı

Büyükçe göktaşları gibi görünen, çıplak gözle bakılınca gerçek göktaşlarından ayırt edilemeyen uzay araçları var. Dağdaki kocaman kaya gibi görünen, denizdeki kayalık gibi görünen uzay araçları var. Yanına gelen, üzerinde yürüyen, çekiç vuran insanların bile gerçek kaya zan edeceği kadar gerçekçi yapılmış uzay araçları bunlar…

NASA ve suç ortağı olan uzay ajansları, dünya insanlığını kandırmaya devam ediyorlar. Söz konusu uzay araçları, güneşte patlamalar olduğunu, dünyaya büyükçe göktaşı yaklaştığını iddia ettiklerinde, hepbir ağızdan bile iddia etseler, şüpheci olmak, hemen itibar etmemek gerekiyor.

| Mfs

Güneşin suçu yok

Dünyanın merkezindeki çekirdeğe müdahale etme kararı alacak kadar daraldılar. Haftalar öncesinde sesli yayınla haber vermiştim.

Dünyamızda binlerce senedir gizlice yaşayan çok yüksek teknolojili uzaylılar, son zamanlarda dünya üzerindeki hakimiyeti o kadar kaybettiler, o kadar zor hallere düştüler ki kaçacak yer arıyorlar. Çok yakında ABD’nin bile açıkça yıkılacağını, iflas edeceğini de gördüler, kabullendiler. İngiltere’nin bile perişan olacağını, Kraliyet ailesinin bile yok olacağını, Çin’in bile perişan olacağını hatta şu anda olduğunu kabullendiler. Üç sene önce söylense kahkaha atıp itibar etmeyecekleri, uçuk bulacakları daha çok şeylerin kısa sürede gerçek olacağını biliyorlar. İstanbul merkezli yeni bir dünya düzeninin artık açıkça görülecek şekilde tesis edildiğini görüyorlar. İnsan gibi yaşamadıkları için, bu yeni düzende yerlerinin olmadığını,onları yeraltı üslerinde, şehirlerinde tutmayacağımı, yaşatmayacağımı da biliyorlar.

Lakin, Zülkarneyn aleyhisselamın dünyamızın etrafına çektiği Kaf dağı (nam-ı diğer Van allen radyasyon kuşağı), düşman uzaylı türlerin dünyamızdan başka dünyalara gitmelerine izin vermiyor. Kaf dağı, dışarıdan içeriye girişi engellediği ve dünyayı uzaylı saldırılarından koruduğu kadar, içeriden dışarı çıkışı da engelliyor. Söz konusu uzaylı türler, hala Zülkarneyn devrinin bilim ve teknoloji seviyesine yükselemediler. Son zamanlarda anlattığım şeylerden sonra iyice emin oldular ki Kaf dağı denilen manyetik koruma kalkanı, gücünü dünyanın tabii manyetik alanından alıyor. Dünyanın tabii manyetik alanı da merkezdeki çekirdeğin dönüşü sayesinde manyetik alan oluşturuyor.

MFS hocamızın 2019 yılında yazdığı bir yazı

Şayet oraya, çekirdeğe müdahale ederlerse ki edecekler, yaşanacaklar The Core (Çekirdek) filmindeki gibi olmaz, olmayacak. Daha önce sesli bir yayınla bahsetmiştim ki dünyanın çok farklı farklı yerlerinde akıl almaz tabiat hadiseleri yaşanır. Bilim kurgu filmlerinde görülünce “çok abartılmış” denilen sahneler gerçekten yaşanabilir. Kısa sürede milyarlarca insan ölebilir. Elektrik ve elektronik sistemlerinde de görülmemiş sorunlar yaşanır. On milyarlarca cihaz aynı anda bozulabilir. Onlarca ülke aylarca hatta yıllarca karanlıkta kalabilir ve onlarca devlet sisteminin/kurumlarının işlerliği bir anda durabilir. Neler yaşanabileceğini saatlerce anlatmak gerekir.

Arka plandan çoktan haberleştiler. Çoktan talimatları dağıttılar. Bu günlere hazırlandılar. Çok sayıda hükumetin içinde biyonik robot liderler ve bakanlar, konudan zaten haberdarlar. Söz konusu uzaylı türler, bunu denemeden önce insanların kabullenişlerini, zihinlerini yönlendirmek ve kandırmak için “Güneşte devasa patlamalar” dediler, diyorlar. Çok olağanüstü hadiseler yaşanırsa ki yaşanacak, herkes bilmeli ki bu dünyada duramayacak kadar zavallı hale düşmüş bazı uzaylı türler, dünyanın çekirdeğine müdahale ettiği için yaşanacak. Hatta şu son günlerde de bu türlü müdahaler başladığı için dünyanın farklı yerlerinde değişik sorunlar yaşanıyor.

Akademi Dergisi | Mehmet Fahri Sertkaya

..

Süleymanlılar cemaati hakkında sarsıcı gerçekler

Süleyman Hilmi Tunahan hazretleri 16 Eylül 1959 tarihinde vefat etmedi ve “kabr-i şerif”te medfun değil. Cemaatimize dair bilinen pek çok şey doğru değil. Alakalı ses kaydını Soundcloud kanalımız üzerinden dinleyin…



Ses kaydında bahsedilen 9 Aralık 2018 tarihli yayın şu adreste: https://t.me/AkademiDergisi/16039

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi