Etiket arşivi: NASA

Phil Schneider intihar süsü verilerek öldürüldü

Phil Schneider’ı CIA intihar süsü ile öldürdü. Emri Şeytan’ın Konseyi verdi ve CIA ortadan kaldırdı.

Phil Schneider’ın anlattıklarının büyük çoğunluğu gerçek. Venüs’ten geldiğini iddia ettiği ve fotoğrafını gösterdiği uzaylı insana kadar…Phil Schneider’ın bilmediği, çözemediği şeyler de vardı ki bunlardan biri kendisinin de uzaylılar tarafından kaçırılmış, sorgulanmış ve hatta vücudunun içinde bir şeyler yapılmış olması. Hafızası ile de oynadıkları için bunları hatırlayamadı.

Phil Schneider gibi insanlar susturulmak, alaya alınmak ve çok zorda kalınca da intihar süsü verilerek öldürülmek yerine ciddiye alınsaydı bu gün, ABD’yi, NATO’yu, AB’yi ve daha pek çok ülke, kurum ve kuruluşu Griler ya da Yeşiller yönetiyor olmazdı.

Mehmet Fahri Sertkaya|Akademi Dergisi

Paralar nerede? ESA’yı kim soydu? Dünya insanlığını kimler ayakta uyuttu?

Bilinen dünya tarihinin en büyük sahtekarlıklarından biri de ESA üzerinden sergilendi.

İnsanlık, hiçbir zaman bir kuyruklu yıldızı yakalayamadı.

Resmi anlatıma göre Avrupa Uzay Ajansı (ESA), 67P ismini verdiği bir kuyruklu yıldızı yakalamak için Rosetta isimli bir uzay aracı yaptı. İçinde Philae isimli bir de uzay robotu bulunduran Rosetta uzay aracı, 2 Mart 2004’te Ariane 5 adlı füzeyle fırlatıldı ve 6 Ağustos 2014 tarihinde de kuyruklu yıldızın etrafındaki yörüngesine girdi.

Resmi anlatım ile gerçekte yaşananlar arasında uçurum gibi bir fark var.

ESA bu proje kapsamında resmen 1.3 milyar Euro, gayr-i resmi olarak ise 3 küsur milyar Euro para aldı. Bu kadar büyük para ile bir Rosetta bir de Philae üretti ama bunlar, NASA’nın Mars’a gönderdiğini iddia ettiği bazı robotlar gibi sadece görüntüden ibaretti. O şekillerde, o boylarda ve dış görünüşte araçlar gerçekten üretildi ama bunların üzerinde ve içinde işe yarar bir şey yoktu. Dolayısı ile bunlar pek masraf edilerek üretilmiş şeyler de değildi. Yine çirkin oyunlar döndü.

Oyun kuralına göre oynandı.

“Boş kutu” denebilecek Rosetta ve Philae yine de uzaya fırlatıldı. Sonra da kendi akıbetlerine bırakıldı. ESA tarafından dünyadaki kontrol merkezinden kontrol edilmedi. Edilmek de istenmedi. İsteseler de Rosetta’yı ve içindeki Philae’yi kontrol edemezlerdi. Çünkü kontrolü mümkün kılacak sistemlere sahip değillerdi. Sadece üzerlerinde sinyal verici ve görüntü aktarıcı basit sistemler vardı. Bir süre kontrol merkezi tarafından sinyal/görüntü takibi yapıldı. Sonra başı boş yol alan Rosetta uzaydaki bir göktaşına çarpıp parçalandı. Lakin plan gereği bu yaşananlar kimseye duyurulmadı.

Bilimsel çalışmalara, Rosetta’ya, Philae’ye harcanmayan milyarlarca Euro ise ESA üzerinden yine aynı yere, Ankebut Ağı’na aktarıldı. Bize AWACKS’lar üzerinden kazık atan Sanhedrin hahamları, Avrupalılara da Rosetta üzerinden kazık attı.

Konseyler, çok sayıda Avrupa devletinin ve ayrıca ESA’nın başına sızmış olup bunları kontrolünde tutan adamlarına ve ESA çalışanları arasındaki bazı kritik adamlara da pay verdi. Onlara toplamda verilen pay/para, konseylere kalan paranın yanında devede kulak kaldı.

ESA, Rosetta uzay aracının fırlatılışından on sene sonra dünyayı heyecanlandıran açıklamalarını yapmaya başladı ve planın kalan kısımlarını uyguladı.

Planın bu kısmı da sorunsuz atlatıldı. Planlanan zamanda, planlanan açıklama yapıldı ve “Philae uyuya kaldı. Enerjisi bitti” denildi. Yavaş yavaş bu konu gündemden düşürüldü. Bunca oyun oynanırken bol bol ESA reklamı yapıldı. ESA, Avrupalıların hatta insanlığın gurur kaynağı oldu. Bir taşla birkaç kuş birden vurulmuş oldu.

Dünya tarihinin en sıradışı, en büyük dolandırıcılık ve sahtekarlık faaliyetlerinden biri olan bu işte, çok sayıda ESA personeli de kullanıldı.

ESA içindeki az sayıda yetkili gerçekte neler döndüğünü ve paranın Ankebut Ağı’na gittiğini biliyordu. Bazılarını ise fırlatmadan bir süre sonra tava getirdiler. “Rosetta bir göktaşına çarptı. Bu kadar masraf etmiş ve insanları da bu kadar umutlandırmıştık. Bu, basit bir kayıp değil. Bunu insanlara anlatamayız. Sakin kalmalıyız” diyerek yönlendirmelere bir başladılar ve sonra “Yapacak bir şey yok, bu görev devam ediyormuş rolü oynamak zorundayız.” ayarına geldi. Ve bu oyunu oynamaya bir başladılar, sonuna kadar oynadılar. Bu arada bu oyunun içindeki çok sayıda kişiye de işe yarar meblağlarda para dağıttılar.

Resmi anlatıma göre Rosetta, 67P dedikleri ve resmini gördüğünüz kuyruklu yıldızı yakaladı. Sonra içindeki Philae uzay robotu bu kuyruklu yıldıza indi. Lakin bu resmini gördüğünüz şey, bir kuyruklu yıldız değil. Rosetta fırlatılmadan öncesinde ESA tarafından görüntülenmiş ve kataloğa girmiş bir göktaşı. ESA, zaten elinde görüntüleri mevcut bulunan büyükçe bir göktaşını 67P kuyruklu yıldızı diye yutturdu.

Philae’nin 67P kuyruklu yıldızına indiğinin görüntüleri olduğu iddiası ile paylaşılan görüntülerin tamamı montaj… Görülen gök cismi gerçek ama o bir kuyruklu yıldız değil, üzerindeki Philae ise fotomontaj ile eklendi.

“Kuyruklu yıldızın sesi” ya da “500 milyon km uzakta şarkı söyleyen kuyruklu yıldız” gibi başlıklarla ve Avrupa’nın çok büyük bir başarısı olduğu iddiaları ile paylaşılan bu ses kaydı da gerçek değil. Sanal/dijital olarak üretildi.

Koca Avrupa’da bazı askeri ve idari yetkililer, bir şeylerin tuhaf olduğunu anladılar. Dikkat çekmeden soruşturmalar yaptılar ve kandırıldıklarını, aynı zamanda büyük çapta soyulduklarını kabullendiler. Dosyalar oluşturdular ve bazı basın/medya kuruluşlarına gönderdiler. Lakin Ankebut Ağı’nı ya hiç bilmiyorlar ya da tam bilmiyorlardı. Gönderdikleri basın ve medya kuruluşlarının çoğu Ankebut Ağı’nındı. Bunlardan hariç kalanlar ise o dosyalarda anlatılanları haber yapmaya cesaret edemediler. Zaten hazırlanan dosyalar kısmen hatalıydı. Konu tam isabetle çözülememiş ve anlatılamamıştı.

NASA’dan sonra ESA’da da işlerin nasıl döndüğünü anlamış olduk

Mehmet Fahri Sertkaya|Akademi Dergisi

NASA hiçbir zaman kendi teknolojisi ile Ay’a insanlı uçuş yapamadı ama…

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) NASA’nın Ay’a insan gönderme tiyatrosundan önce Ay’a gizlice insan gönderdi. Başarılı oldular, kozmonotlar Ay’a ayak bastılar. Üç kişiydiler ama öldürüldüler.

SSCB’nin kozmonotlarını, Ay’da üs kurmuş Müslüman Merihliler öldürdüler. Bu, bir göz dağı idi “Buraya gelmeyin, gelirseniz ölürsünüz” mesajıydı. Merihliler, SSCB’nin Ay’a inen kapsülünü ve kozmonotların iletişim sistemlerini kullanarak, kozmonotları yönlendiren görev kontrol merkezine kendilerini göstermeden mesaj gönderdiler.

SSCB o zamanlarda hakikaten insanlık dışı surette deneyler yapıyordu. Binlerce insanı akıl almaz deneylerde acımasızca kullanıp acılar içinde öldürüyorlardı. Zihin kontrol deneylerinden biyolojik deneylere kadar her şeyi yapıyorlardı. Merihliler bunu biliyor ve çok kızıyorlardı. SSCB’nin Ay’a inmesine izin verdiler. Sonra kozmonotlara yaklaştılar. Onlara zihin kontrolü yaptılar. Kendileri görüntüye girmeden kozmonotları konuşturarak SSCB’ye mesajlar gönderdiler. Sonra bu kozmonotlara ileri teknoloji ile gözün görmediği elektroşok gibi bir darbe gönderdiler. Kozmonotlar hemen bir beyin şoku/kanaması geçirmeye başladılar. Ne yaptıklarını bilmez halde kafalarındaki kaskları çıkarttılar. Havasızlıktan ve beyin kanamasından dolayı acılar içinde çırpına çırpına öldüler. Merihliler bu anların görüntülerini görev kontrol merkezine gönderdiler. “Öyle yapılmaz, böyle olur. Eden bulur” mesajını vermiş oldular.

Ay’da sayıca en çok Merihliler bulunsa da müttefik oldukları başka Müslüman uzaylı insan türleri de bulunuyor. Aslında gayr-i müslimler diye öyle hemen herkesi öldürmüyorlar. SSCB’nin yaptıklarına gerçekten çok kızıyorlardı. Şimdiki Rusya yetkililerinin o zaman SSCB yetkilileri tarafından tutulmuş evraklara baktıkça “Bu nasıl bir vahşettir, bunu nasıl yapabilirler” demek zorunda kaldığı kadar ileri seviyede zulümlerdi/deneylerdi bunlar…

ABD/NASA, Ay’da SSCB’nin kozmonotlarının başına gelenleri ve SSCB’ye çekilen resti bir şekilde haber aldı. Gözleri çok korktu. Ay’a hiçbir zaman insanlı uçuş yapmamaya karar verdiler. Aksine karara verseler de Ay’a insan gönderdiklerini iddia ettikleri o yıllarda, bu dediklerini yapabilecek teknolojiye de zaten sahip değillerdi. SSCB’nin çok gerisinde kalmışlardı. Lakin SSCB’nin de gözü çok korkmuştu ve bir daha Ay’a insanlı uçuç yapmak istemiyorlardı.

Yaşanan bu sarsıcı olaylar dünyamızda beklenmedik gelişmelere sebep oldu.

NASA, yapmadığı halde yapmış gibi gösterdiği projelerle dünyayı mışıl mışıl uyuturken, Apollo 18, 19 ve 20 uçuşlarını/görevlerini yapacağını duyurmuştu. Elbette bunlar da yapılmayacaktı ama işler tersine döndü. Yapmadığı işleri yapmış görünen NASA, “İptal ettik” dediği bu uçuşu ise gizlice ve gerçekten yaptı.

Ay’a insanlı uçuş yapabilecek teknolojik yeterlilikte olmayan NASA’ya SSCB destek verdi. “Sizin bu işi başarmanızı sağlayalım” dediler ve resmen iptal olduğu açıklanan Apollo 18 uçuşu gizlice yapıldı. NASA’nın astronotları Ay’a ayak bastı ama teknoloji SSCB’ye aitti. SSCB’nin gözü çok korktuğu için NASA logosu/bünyesi altında Ay’a gitmeyi denedi. Umdukları gibi oldu ve Ay’daki Merihliler Apollo 18’e müdahale etmediler.

Aslında Apollo 18 filmi, NASA’nın Apollo 18 görevinde yaşananları anlatmıyor. SSCB’nin gizli Ay görevi sırasında yaşananları, biraz değiştirilmiş olarak anlatıyor. Ay’a gizlice gitmeyi başarıp da geri dönemeyenler Sovyet kozmonotları. Geri dönememe sebebi de oradaki Merihliler. Filmde konu edilen , Ay yüzeyindeki taşlar gibi görünen ama sonra birden şeklini değiştirip hareket eden tuhaf şeyler de gerçekten var. Onlar biyolojik canlılar değiller. Savunma maksatlı geliştirilmiş robotlar. Taşların arasında tıpkı taş gibi görünüyorlar. Doğru zamanda açılıp harekete geçiyorlar ve hedefi zehirleyerek imha ediyorlar. Sovyet kozmonotlarından biri bu robotlar tarafından öldürüldü. Apollo 18 görevi ise ABD-SSCB ittifakı ile gerçekleştirildi. Görevde hem Sovyet kozmonotları hem de ABD’nin astronotları vardı. Bunlardan hiçbiri ölmedi, hiçbirine bir virüs/zehir bulaşmadı.

Mehmet Fahri Sertkaya

Size anlatılmayan Satürn gerçekleri

Güneş sistemizin gezegenlerinden biri olan Satürn, büyüklük sıralamasında en büyük ikinci gezegendir ve başka bir güneş sisteminden getirilmiştir.

Satürn’ü tam oraya koyanlar, dünyamıza doğru gelen göktaşlarını kendisine doğru çekmesi için ince hesaplar, planlar yaparak oraya koydular.

Dünyayı buraya getirmekle bırakmadılar. Etrafına korumalar koydular. Bu korumalardan biri de “gaz devi” denilen Satürn…

Satürn çok büyük olduğundan büyük bir çekim kuvvetine de sahip ve göktaşlarını kendine çekiyor. Satürn’ün atmosferinin en dış tabakası çok yoğun şekilde gazlardan oluştuğu için en büyük göktaşlarını bile yakıp yok ediyor. Bu, mükemmel bir planlamanın ürünü ama daha sarsıcı gerçekler de var.

Daha önce birkaç tekrarla konu etmiştim. Satürn’ün halkalarının yapay olduğu artık pek tartışılmıyor, çok sayıda saygın NASA bilim adamı bile bunu kabullendi ama Satürn’ün en dış kısmındaki gaz tabakası dönerken altıgen bir şekil oluşturuyor. Bu, bazı belgesellerde de konu oldu ve “Bu kadar da değil, bunu gördükten sonra yapay demek zorundayız” diyen çok sayıda bilim adamı konuşturuldu. Bu kısmın video kesidini de paylaşmıştım. Şuradan izlenebilir:

https://ok.ru/video/377289640590

Satürn’ün en dış kısmında dönen yoğun gaz tabakası, her şeyi ile en ince ayrıntılarına kadar hesaplanmış ve yapay olarak hazırlanmış bir gaz tabakası… Bu sistemi kuranlar, bilerek o altıgen şekli verdiler. Bu gaz tabakası ile Satürn’ün atmosferi arasında epeyi bir boş alan var ve orada bir uydu dönüyor. Bizim Ay’ımıza benzer özelliklerde ve kocaman olan bu uydu da yapay olarak üretilmiş, güvenlik maksadı ile kullanılan bir uydu. Bunu bir yapay zeka yönetiyor ve uzayda Satürn’e doğru gelebilecek tehlikeleri/saldırıları sürekli olarak tarıyor. İçinde askerler ve savunma maksadı ile bulundurulan uzay araçları da var.

Satürn’ün bilinen 62 doğal uydusu ise gaz tabakasının dışında yer alıyor. Ayrıca Satürn’ün yapay olan o halkalarının etrafında sürekli olarak çok büyük uzay araçları devriye geziyorlar. Çok defa NASA tarafından da görüntülenen ve bazı saygın NASA bilim adamları tarafından da varlığı kabullenilen bu uzay araçları bile dünyamızdan daha büyük araçlar.

Satürnlüler

Satürn’ün yoğun gazlardan oluşan tabakasının altında mükemmel bir atmosfer var. Onun içinde güzel bir yeryüzü var. Orada kocaman okyanuslar ve kıtalar var. Yeryüzünde yaşayan çok yüksek nüfuslu bir insan türü var. Yani Satürnlüler var. Bunlar oranın yerlileri. Başka bir gezegenden Satürn’e gitmiş birileri değil.

NASA “Yağmur ancak bin yılda bir metan sağanağı şeklinde yağar.” diyor ama aldanıyor ya da kasten aldatıyor. Atmosferinde bildiğimiz su bulutları oluşuyor ve Satürn’e bildiğimiz su yağmurları yağıyor. Bol yağışlı ve yeşillik bir yer Satürn… İnsanları ise bize benziyorlar. Açık tenliler, saçları, kaşları, sakal ve bıyıkları da var. Dünyamıza düşman olsalardı, halkalarında devriye gezen uzay araçlarından sadece biri gezegenimiz üzerindeki hayatı yok etmeye yeterdi.

Mehmet Fahri Sertkaya

Jeffrey! Sen bu NGB’den haberdar mısın?

Sen bu NGB’nin varlığından haberdar mısın? Sana da mı bilgi vermediler?

Verdilerse, ne derecede bilgilendirildin? NGB’ye karışabiliyor musun yoksa sana sadece “Böyle de bir sistemimiz var. Genel hatları ile bilmen gerekli. Çok sıkışırlarsa, ele geçerlerse ya da ifşa olurlarsa müdahale etmen gerekebilir” mi dediler?

Kim bu NGB’nin MİT’teki lideri, sen bilirsin Jeffrey? Kenan mı adı? Soyadı ne, Kan mı? Yoksa Birkan mı? Belki Tekkan da olabilir? 60-70 yaşlarına varmış diyorlar, uzun boylu ve iri yapılı diyorlar.

Herkes bir şeyler diyor da haydi şu sorularıma cevap ver artık, daha bir dünya mevzumuz olacak.

Mehmet Fahri Sertkaya

NASA’nın Türkiye’de gizli bir birimi (NGB) var.

Sabetaycı gizli Yahudi ve Mason olan Haktan Akdoğan’ın İzmir’deki bu UFO hadisesine dair yorumları, hemen her mevzuda olduğu gibi, büyük oranda isabetsiz. İzmir’de ele geçen uzaylı, süper teknoloji ürünü bir insansı robot değildi. Tek de değildi.

İki kişilerdi. Ufak bir UFO’ları vardı. Kötü niyetli ve saldırgan değillerdi. Kaza yapmadılar, vuruldular. Dostane şekilde sadece incelemeler yapıyorlardı. Bunlar, hususiyle Türkiye’ye ilgi duyan uzaylı insanlardandı. Türkiye’ye olan ilgilerinin sebebi, bu insan türünün de tıpkı bizler ve Merihliler gibi Müslüman olmasıydı.

Düşük hızda uçarak incelemeler yaptıkları bir anda, hiç beklemedikleri şekilde saldırıya uğradılar. Ordumuza ait çok özel bir İHA, bu küçükçe UFO’ya lazer ışını gönderdi ve hem patlama yaşanmasına hem de düşmesine sebep oldu.

2014 yılındaki o habere çok inanmayın. Lazer silahları onlarca senedir var ve kullanılıyor. ABD, Güney Afrika Cumhuriyeti’ne bile bu lazer silahlarından vermişti ve onlar da bir UFO’yu vurup içindekileri ele geçirmişti. Yaşananlara ve elde ettikleri UFO enkazı ile uzaylı insanlara dair tuttukları resmi evraklar da basına sızmıştı.

7 Mart 1989…
Lazer silahlarına sahip olan Güney Afrika Cumhuriyeti Hava Kuvvetleri, Kalahari çölünde bir UFO’yu vurup düşürdü: http://urlkisaltma.com/8llTM

9 Kasım 2015…

Güney Afrika’nın Cape Town şehrinde oluşan tuhaf bulutlar kayda alındı ve kısa sürede sosyal medya üzerinden dünyanın tartıştığı bir konu oldu. Dünyanın çok sayıda ülkesinde haber kuruluşlarında haber de oldu.

Büyük UFO’ların, dünyayı incelemek isterken, ellerindeki yüksek teknoloji ile etraflarında yapay bulutlar oluşturabildiği biliniyor. Bilinen tarihte, böyle bir vak’a ilk defa, Çanakkale savaşında Norfolk taburunu bulutların(!) yutması sırasında görüldü.

Norfolk taburunu yutup da çok zor bir zamanda biz Müslüman Türklere yardım edenler bulut değil, tıpkı bunlar gibi UFO’lardı. Bir istisna olarak, Müslüman uzaylıların dünyamızın olaylarına müdahale etmesine kısıtlı bir izin verilmişti. Bkz: http://urlkisaltma.com/1Tbhz

İzmir’deki söz konusu uzaylı hadisesine müdahale edenler 11 ya da 12 kişilerdi.

Bunlardan dördü Jandarma kimliklerine sahipti, diğerleri polis kimliklerine… Hepsinin kimliği gerçekti. Gerçekten Jandarma’da ve Emniyet’te kayıtları vardı. Lakin hepsinin hem Jandarma’da hem de Emniyet’te kayıtları/kimlikleri vardı. Ellerindeki bu gerçek kimliklerde gerçek resimleri vardı. Lakin isimleri Jandarma kimliklerinde Ahmet ise, Polis kimliklerinde Mehmet ya da başka bir şey olarak geçiyordu. İki teşkilatın da resmen var olan adamları olan bu kadro, aslında MİT’in, MİT üzerinden CIA ve NASA’nın adamlarıydı.

Üç araçla olay yerine geldiler. Birinci araç, başka bir hadisede çekilmiş olan bu fotoğrafta gördüğünüz ile aynı marka ve model olan ve aynı böyle renk, şerit ve özelliklerde olan sahte bir Jandarma aracıydı…

İkinci araç, aynı marka ve modelde olup tamamen siyah renkteydi. Üçüncü araç ise Jandarma ve Emniyet teşkilatında da kullanılan çift kabinli bir pikaptı.

Sadece 20 dk sonra

Bahçelerinde “tıpkı insan gibi” diyerek tanımladıkları ve bacağından bir şey akan, korkmuş, ne yapacağını bilemez halde bir acayip canlı gören… Uzaylı olduğunu düşündükleri bu canlıyı polise bildirmeye teşebbüs eden bu insanların ifadesine göre, Jandarma zan ettikleri ekip oraya 20 dakikada ulaştı.

Aralarından biri, bu şahitlerin tam olarak izah edemediği bir şeyi üzerine giydi (Sadece bir çelik yelek de olabilir, özel bir kıyafet de olabilir). Yanındakilerin silahlarını doldurmasını istedi ve korku, panik, şaşkınlık duymadan, sanki böyle bir canlıyı daha önce de görmüş ve yakalamış gibi tavırlarla gitti, yakaladı. Gayet sakin tavırlarla, yakaladığı uzaylı insanı araçlardan çift kabinli pikaba koydu ve “Bir şey yok, merak etmeyin. Biz size haber vereceğiz” deyip gittiler. Bir daha kimse bu insanları aramadı, bilgi de vermedi.

O uzaylı insanın üzerinden aşağı akan şey kandı. Onların kanı gri renkte olduğu ve vakit de gece olduğu için, şahitler yorumlamakta zorlanıyordu. Bu yaralının diğer arkadaşı ağır yaralıydı. Düştükleri yerden kalkamamıştı. O ise yaralı hali ile yerleşimin bulunduğu yere geldi. Muhtemelen yardım isteyecekti ama köpekler etrafını çevirdi. İhtiyar ev sahibi de çıkıp silahını ona çevirdi.

Oraya gelip onu alanlar NGB’dendi. UFO’larını da NGB düşürmüştü ve 11-12 kişi değillerdi. Ekibin geri kalanı (ki 8-10 kişi daha vardı) UFO’nun düştüğü yeri bir an önce bulmak telaşındaydı. Bu ekibin oraya 20 dakikada gelip bu kadar korkusuz, şaşırmamış ve kararlı tavırlarla müdahale etmesinin sebebi buydu…

ABD’de, dünyanın pekçok ülkesinde ve Türkiye’de, uzaylıları ve UFO’ları ve tuhaf buldukları bütün hadiseleri (mesela obrukları) araştıran bir gizli teşkilat var. Evet, bu, tek bir teşkilat ama pek çok ülkede gizlice teşkilatlanmış. NASA bu sistemi yönetmek için CIA’yı kullanıyor. CIA da bu sistemin Türkiye ayağını yönetmek için MİT’i kullanıyor. NASA’nın Türkiye’deki bu gizli birimini (NGB’yi) şu anda Hakan Fidan, Tayyip Erdoğan, Hulusi Akar bile bilmiyor.

Yaralı yakalanan ile UFO’nun düştüğü yerde ölü ele geçirilen iki uzaylı insan, en kısa sürede ABD’ye götürüldü. Ceset bozulmadan üzerinde her türlü inceleme yapıldı. Yaralı kurtulanın üzerinde de incelemeler, deneyler yapıldı.

Kaza yapmış UFO ise daha sonradan, dikkat çekmeden ABD’ye götürüldü. UFO, önce NGB’nin Türkiye’deki güvenli bir mekanına götürüldü. Paketlendi, sarıldı ve sonra ABD Hava Kuvvetllerine ait bir A400 askeri nakliye uçağına konularak ABD’nin meşhur 51. Bölge isimli üssüne götürüldü. A400 Türkiye’ye sanki başka bir şey için gelmiş gibi gösterildi.

NGB yaklaşık 40 yıldır gizlice Türkiye’de faaliyette… Bu güne kadar Türkiye’de en az on uzaylının ele geçirildiği ve ABD’ye götürüldüğü biliniyor.

NGB sistemi içinde TSK içindeki hain bir ekip de var. TSK’daki NGB ekibi, MİT’teki yöneticinin emrinde. NGB’nin en üst yöneticisi bir MİT personeli… MİT’te müsteşarlar gelip geçiyor ama daha alt kademede olan bazı insanlar ilerleyen yaşlarına kadar MİT’te o konumda tutuluyor. İşte bunlardan biri NGB’nin şefi ve bu kişi de gizli Yahudi.

YİT, dönen dolapları çok daha ayrıntılı surette biliyor. İsimleri de bağlantıları da sahada kullandıkları personeli de bu personellerin hangi işlere burnunu soktuğunu da biliyoruz ve operasyonlarımızı tamamlayana kadar bu kısımları buradan elbette yayınlamayacağız.

Ankebut Ağı’nın bu birimini de imha edeceğiz.

Mehmet Fahri Sertkaya

Bermuda Şeytan Üçgeni

Bermuda Şeytan Üçgeni denilen alanın altında, uzaylı bir başka insan türüne ait gizli yeraltı üssü var.

Bu insanlar, en az altı asırdır oradalar ama daha fazlası da olabilir. Rahatsız edilmek istemiyorlar. Dünya insanlığının o bölgede fazlaca bulunmasını istemiyorlar. Bu sebeple, kendilerine zararı olmadığını düşündükleri/bildikleri yüzlerce gemiyi ve uçağı da batırdılar/düşürdüler.

Açıp gözlerimle okumadım ama ciddiye alınacak bazı kaynakların aktardğına göre Kristof Kolomb bile bu bölgeden bahsederken, buranın tuhaf olduğuna, burada akşamları ışıklar saçan acayip şeylerin denizin üstünde uçuştuğuna dair cümleler yazmış.

Şunu kesinlik derecesinde doğrulayabildim ki pek çok devletin uzaydaki uyduları, Bermuda Şeytan Üçgeni denilen bu alanın üzerinde akşamları/geceleri ışıklar saçarak uçuşan UFO’ları görüntülemişler.

Şu kadar gelişmiş teknolojimize rağmen Bermuda Şeytan Üçgeni denilen alanda batırılan/düşürülen gemilerin ve uçakların çoğunun enkazını bulamıyoruz, çünkü bunlar bizden binlerce sene ileri teknolojiye sahip bir uzaylı insan türü tarafından çok ileri tekniklerle düşürülüyor ve yok ediliyor.

“Şeytan Üçgeni”

Atlantik Okyanusunda, Florida yakınlarındaki Bermuda Şeytan Üçgeni’ne bazı zamanlar daha çok “Şeytan üçgeni” dendi. Öylesine tertemiz bir denizde, karanın o kadar yakınında, asırlar boyunca yüzlerce büyük gemi ve uçak bir anda yok oldu ve nasıl oldu da bunca devlet, bunca gelişmiş teknolojilere rağmen bunun sebebini günümüzde bile hala çözemedi?

Böyle bir ihtimal yok. Çoktan çözdüler ama anlatmıyorlar. Çünkü uzaylıların varlığını, bizden binlerce hatta bazıları on binlerce sene önde olan bu uzaylıların da akıl ve irade sahibi insanlar olduklarını, bazılarının müslim, bazılarının gayr-i müslim olduklarını dünya insanlığına anlatmak zorunda kalacaklardı. Bu da dünyamızdaki planlarını bozacaktı. Hususiyle Ankebut Ağı dünyanın tamamına hakim tek bir Yahudi krallığı kurmak istiyorken, bu gerçeği anlatamazdı, anlattıramazdı. Bu yüzden NASA’dakiler onlarca yıldır yalanlar anlatıyorlar.

Rusya ve birkaç başka ülke daha sarsıcı gerçeklerin dünya insanlığı tarafından bilinmesi gerektiğine karar verdiği için ve baskı altında kaldığı için NASA, 50 yıl incelediği Mars’ta sıvı su buldu. Onu da inanırsanız eğer, aslında bir müzik sanatçısı olup hobi olarak uzayla ilgilenen bir gencin dikkati ve NASA’yı ikaz etmesi sayesinde buldu. Sözde bu genç NASA’nın çektiği ve herkese açık şekilde yayınladığı Mars görüntülerini incelerken sıvı suyu fark etti. Aslında NASA Mars dedikleri Merih’te de insanlar ve İslam olduğunu gizlemek istedi. Üstelik bu Müslüman insanlar, bizden binlerce sene ileri bilim ve teknoloji seviyesine İslam’a tam tabi olarak ulaşmışlardı ve NASA’yı da yöneten konseyler, bu gibi sarsıcı gerçekleri öğrenmişti.

Haydi uyanın, dünyada sizin zan ettiğinizden çok farklı şeyler yaşandı, yaşanıyor. Hala geç kalmadınız ve oyunları bozabilirsiniz.

Biz yıllardır anlattık ve birçokları dünyamızda on binlerce sene önce, şimdi Merihlilerin elindekinden daha yüksek bilim ve teknoloji olduğunu ve sonra bir anda bilim ve teknolojinin kaldırıldığını da kabullendi. Çünkü bu iddialarımızı ispat eden binlerce, evet binlerce somut bulgu var.

Bu üçgen içinde kalan alanda, okyanus sularının altında, dünyanın bütün okyanusları değerlendirildiğinde, bilinen en derin noktarlardan bir kaçı var.

6-7 asır önce gezegenimize sessizce ve gizlice gelen bir başka uzaylı insan türü, dünyamızın devletlerine, milletlerine, olaylarına olabildiğince karışmamış ve dünya üzerinde görünmeden yaşamanın bir yolu olarak okyanusların en derin yerlerinden bir kaçının bulunduğu bu alanın altına gizli yeraltı üssü kurmuş. İşte bir türlü bitmeyen Bermuda Şeytan Üçgeni tartışmalarının arkasındaki gerçek bu…

Aslında bu gerçeği pek çok belgesel yapımcısı bile biliyor ama kesin gerçekleri bildikleri halde dünyaya masallar anlatıyorlar. Mesela Siyonistlerin National Geographic kanalı… Bu kanalın belgesellerinin tamamı yalanlarla, aldatmalarla, insanlığı Siyonizmin menfaatine uygun şekilde yönlendirmelerle doludur. Çok bilimsel, akılcı, mantıklı imişler görüntüsü oluşturup bu aldatmacanın arasında sürekli mevzuları çarpıtıyorlar. Yıllar boyunca pek çok meselede Nat Geo’nun ismini anıp nasıl aldatıcılık yaptığını izah etmiştim.

Asırlardır bu üçgen içinde kalan bölgede tuhaf hadiseler yaşanıyor ama sadece son 35 yılda Bermuda Şeytan Üçgeni denilen bu bölgede 700 kadar tekne ve gemi, 120 kadar uçak anlaşılamaz şekilde kayboldu.

Asırlardır ya da son 35 senedir bu bölgede toplamda kaç insanın canından olduğu asla bilinemeyecek.

En enteresan olanı ise bu gemilerin ve uçakların nerede ise hepsinin, iyi hava şartlarında, herhangi bir arıza ya da sorun bildirmeden ve bir anda ortadan kaybolmuş olması… Sonrasında çoğunun enkazının bile bulunamayışı ve hadiselerin neredeyse hiçbirinde ceset bulunamayışı…

Elektronik sis

Bermuda Şeytan Üçgeni isimli bölgede, deniz suyunun altında yeraltı üssü kuran uzaylı insan türü, bizden binlerce sene ileri bilim ve teknoloji seviyesinde olan kendi gezegenlerinde sahip oldukları bazı savunma ve taarruz tekniklerini bizim gezegenimizde de kullanıyor.

Kullandıkları teknolojiye benzer teknolojilere son yarım asırdır biz de ulaştık ama onlarla aramızda hala uçurum var. Kullandıkları tekniklerin başında elektromanyetik silahlar, zihin kontrol silahları, gelişmiş lazer teknolojileri geliyor. Belirli bir alan içinde yapay hortumlar, fırtınalar ve yapay dev dalgalar da oluşturabiliyorlar.

Bu çeşit saldırılarla, henüz tam olarak yorumlayamadığımız hadiselerin yaşanmasına sebep oluyorlar. Hatta yaşanan bazı şeyleri, sağ kurtulmuş birkaç kişi de tam olarak yorumlayamayınca, zamanda bir kırılma olduğunu düşünmeye başlamışlar. Oysa bu insanlar, içinde bulundukları uçak ve gemilerle birlikte, hiç halat/zincir ya da benzeri bir şey kullanılmadan ve sadece ışık enerjisi kullanılarak UFO’lara çekiliyorlar. Bunlardan bazıları öldürülmek istenmeyince, gidecekleri bölgeye normalde gidemeyecekleri hızda götürülüyorlar ve arada geçen sürede ne yaptıklarını tam olarak bilemiyorlar. Bir sisle boğuştuklarını düşünüyorlar, çünkü zihin kontrolüne tabi tutuluyorlar.

Bazıları da gerçekten elektronik sis denebilecek bir teknikle saldırıya uğruyorlar. Bazı gemiler, güzel havada bir anda karşılarına çıkan onlarca metrelik dev dalgaların çarpması ile alabora oluyorlar. Bermuda Şeytan Üçgeni’nde bir ya da birkaç tuhaf şey yaşanmadı, yaşanmıyor. Onlarca sarsıcı/tuhaf şey yaşandı, yaşanıyor.

Bermuda Şeytan Üçgeninde düşen uçaklar, son derece enteresan şekilde düşüyorlar. Motorları durmuyor ama pilot hakimiyeti/kontrolü kaybediyor. Uçaklar sığ ve karaya çok yakın sulara düşse bile pilotların ya da yolculardan hiçbirinin cesetleri bulunamıyor.

Mehmet Fahri Sertkaya

Çok sayıda devlette çok sayıda obruk yeniden inceleniyor.

Obruklar ve Merkürlüler hakkında anlattıklarımızı kale almayan hiç kimse yok. Elde edebildiğimiz ilk bilgilere göre birkaç büyük devletin gizli servisleri ile uzay ajansları, birkaç obruğu, anlattıklarımız ışığında yeniden ve farklı yönlerden incelediler. Anlattıklarımızı doğrulayan, ispat eden yeni somut bulgular elde ettiler.

Merkürlüleri durdurmanın zor olduğuna ama imkansız da olmadığına inanıyoruz. Dünyanın pek çok yerindeki “obruk krizi”, kesinlikle mani olunabilir, önlenebilir bir kriz…

Bu adam mevzuyu biliyor.

Biliyor ama Türkiye’ye değil NASA’ya çalışıyor.

Yazacaklarım doğrulanmış/kesinleştirilmiş bilgidir. Konya’da sürekli obrukların oluşmasından sonra, bölge halkı, devletin bu meseleye el atmasını istedi. Bu talep doğrultusunda AKPKK konuyla mecburen ilgilendi. Çok sayıda kurum, kuruluş, şahıs, obrukların hangi sebeple oluştuğunu ve obruklara mani olmanın yolunu bulmak için araştırmalar, incelemeler yaptı.

Jeoloji Mühendisleri Odası Konya Şubesi Başkanı Prof. Dr. Fetullah Arık onlardan biriydi. “Bu obruklar bundan sonra da olacak, buna mani olunamaz. Çünkü şu fay hattı var. Ayrıca falan gazla yeraltı sularının birleşmesi ve filanca etkinin oluşması sonucu böyle bir şey oluyor.” mealinde konuştu, rapor verdi. Basın ve medyaya da bu şekilde konuştu. Bu, kendi kararı değildi.Aslında, kendisinin de inanmadığı şeyler söyledi, yazdı. Çünkü arka planda çok şeyler yaşandı.

Fetullah Arık, obrukların doğal nedenlerle oluşmadığını, maden çalışması neticesi oluştuğunu en somut deliller ile gördü.

Üniversitedeki ekibi ile birlikte obruklardan birine indiler. İçine doğru kazıp girdiler ve daha önceki yazılarda bahsettiğim süper teknoloji ürünü maden aracının bir parçasını buldular.

Bahsettiğim, Merkürlülere ait maden aracı bir seferinde arıza yaptı. Arıza çözülemeyince, kısımlarından birini orada toprağın içinde bıraktı ve yoluna/işine devam etti. Arık ve ekibi de hiç ummadıkları ve bilmedikleri/beklemedikleri anda bu parçayı buldu. İşte tam o sırada, zaten gelişmeleri yakından takip eden NASA’dan bir kişi Fetullah Arık ile hususi olarak konuştu. “İsmim şu, konumum bu, NASA’ya bağlı bir sistemin içindeyim. Biz de bulduğunuz şeyi biliyoruz ve istiyoruz.” dedi. Arık’a para teklif edildi, sürekli kendilerine çalışması istenildi ve sürekli maddi menfaat elde edeceği söylendi.

Gizli Yahudi olan, resmen kayıtlı değilse de Mason olan Fetullah Arık, teklifi kabul etti. Aracın parçası oradan gizlice çıkartıldı ve NASA’nın Türkiye’deki uzantıları tarafından ABD’ye götürüldü. Arık da anlaşmaya uygun bir rapor verdi ve basın/medyaya da bu anlaşmaya sadık kalarak konuştu, konuşuyor.

Obruklardan birinin içinde bir parça bulunduğunu duyanlar olmuştu. Tayyip de bunlardan biriydi. Obrukların doğal olmadığını düşünmeye başlamışlardı. Bu parçanın bulunduğunu duyunca buna daha da inandılar ama sonra güvendikleri Arık “Parça doğal değil ama yaşananın izahı mümkün. Bu bölgede falanca sistem kurulmuştu, daha önce filanca çalışma yapıldı. Toprak altında bunun parçası kalmış. Bu, izahı mümkün olan bir durum” mealinde konuştu, yazdı.

Neticede, bir konteynıra anca sığacak kadar büyük olan ve üzerinde delikler, çarklar olanbu metal parça, deniz yolu ile ABD’ye gitti ama NASA’nın Türkiye uzantıları (Bunlara daha sonraki yazılarımda “NASA’nın Gizli Birimi” diyeceğim ve kısaca NGB şeklinde yazacağım) ile Fetullah Arık arasında bağlantılar devam ediyor. Arık hala bölgede NGB’ye çalışıyor ve NGB ile birlikte gizli işler/araştırmalar çeviriyor.

Mehmet Fahri Sertkaya

Hafıza silme ve ekleme mümkün.

Hafıza silmek ve yeni anılar eklemek Hollywood sinemasının en popüler konuları arasında yer alıyor. Çünkü Hollywood, bu gibi konuları Yahudi ve Mason senaristlerinin hayal gücü ile bulmuyor, Yahudilerin, Masonların, Siyonistlerin ve bir bütün olarak değerlendirildiğinde Ankebut Ağı’nın kontrolünde olan CIA’dan, NSA’dan alıyor.

Bu nedenle bu sözde bilimkurgu filmlerinde konu edilen şeylerin çoğu bir süre sonra gerçek oluyor. Gerçek hayatta aynıları ya da çok benzerleri bulunur ve kullanılır oluyor.

Mehmet Fahri Sertkaya

Dünya’dan büyük uzay araçları ve Hz.Nuh’un gemisi

Dünyadan en iyi ihtimalle yüzlerce kat büyük olan o uzay araçlarını, Satürn, Uranüs ve Jüpiter’in çevresinde sadece Ruslar değil, NASA da sayısız kere görüntüledi. Bu gördüğünüz fotoğraflar da NASA’dan sızdı.

NASA adına 12 sene önemli projelerde çalışan ve bilim dünyasında saygın bir yere sahip olan ABD’li Dr. Norman Bergrun, bu hususlarda çok kere konuştu. Bu uzay araçlarının varlığını hep açıkça kabul etti. Hatta Satürn’ün halkalarının yapay olduğunu, bu uzay araçlarındaki kişiler tarafından yapay olarak ve enerji temini için oluşturulduğunu iddia etti. Bergrun “Sayıları gittikçe artan bu cisimler Güneş sisteminin her yerinde var ve nüfusları kritik bir eşiğe dayandı” da dedi.

On binlerce sene önce, Nuh’un gemisinin yapıldığı vakitte, bizim dünyamızda da bilim ve teknoloji işte o gördüğünüz uzay araçlarını yapabilecek kadar ileriydi. Sayısını bilemeyeceğimiz kadar çok insan, gezegenimizden başka başka uzak dünyalara gitti. Birçoğu geri dönmedi ve nesilleri oralarda da devam etti. Başka dünyalardan da bize gelindi. Yerleşenler, gitmeyenler oldu. Hala kesinleştirilemedi ama ihtimal ki melez ırklar oluştu. Böyle bir şey olduysa akla ilk gelenler ise Japonlar.. Sadece bu kısmı açmak, saatlerce sesli anlatım yapmayı zorunlu kılıyor.

Hz. Nuh zamanında cep telefonunun varlığını tartışıyorlar… Şunları bilince, nedir cep telefonu, mevzu mudur? Şimdi bizim gelişmiş cihazlarla hatta dünya yörüngesinde dönen Hubble gibi uzay teleskopları ile görüntülediğimiz yerler bile akıl almaz derecede uzak yerler. Oysa hz. Nuh peygamberin zamanında yedi kat semayı bile cihazlarla görüntülemişlerdi. Nuh (a.s.) iman etmeyen, alay eden ve küstahlaşan kavmine “Görmüyor musunuz, Allah yedi kat göğü nasıl ahenk ile yaratmış?” dedi ve bunu dediğini biz apaçık Kur’an ayeti ile biliyoruz.

Nuh’un gemisi tahtadan değildi. Ayet-i kerimedeki ifadeler aslında tahta değil levha ve perçin anlamına geliyor. Yakıtlı bir gemi olduğuna da işare ediyor ayetler. Belki de Nuh tufanı gibi bütün gezegende hayatı bir anda bitirecek kadar akıl almaz bir tufan yaşanmasına da gelişmiş iklim silahları ya da başka gezegenlerin insanlarının gelişmiş imkanlarla yaptıkları saldırılar sebep oldu. Onlarca senedir Müslüman Merihlilerde yani Marslılarda öyle bir teknoloji var ki dünyamıza zarar vermek isteseler, buraya kadar gelmeleri bile gerekmiyor. Oradan bizi yakıp yıkabiliyorlar. Zaten asırlardır geliyorlar, Çanakkale harbine bile yardım ettiler ama gizleniyorlar. Çünkü başka gezegenlere gidip onların imtihanını bozacak müdaheleler yapmak, dinen yasak. Kesin surette yasak. Yoksa çoktan dünyada Müslümanların hakim olmasını sağlayacaklardı. Bu kadar akıl almaz uzay gemileri, bu kadar sayıca da çokluk ve maddi güce rağmen dünyamıza zarar vermeyi hiç düşünmeyen insanların, mutlaka yüksek maneviyatı ve ahlakı vardır ve var: İslam.. 18 bin alemin hepsinde Müslümanlarla gayr-i müslimlerin mücadelesi var. NASA’nın yarım asırdır dünyayı kandırması ve bunları duyurmaması da bu yüzden. Biliyorlar neyin ne olduğunu, küfr-ü inadi ile hala İslam düşmanlığı yapıyorlar

Bu derece gelişen bilim ve teknoloji peşi sıra akıl almaz tehlikeler getiriyor. Art niyetli kişilerin ellerine geçtiği anda, gezegeni toptan yok edecek, kendi kendilerini imha edecek hale geliniyor. Süleyman a.s. zamanında da bizim gezegenimiz o eşiğe geldi ve veziri Asaf yer yüzünden fen ilimlerini bir anda kaldırdı. Bir sıfırlama çekildi, hususi bir muamele oldu. Çünkü gezegenimiz dini anlamda bütün alemlerin merkezi.

Mehmet Fahri Sertkaya

Obruklar ve Merkür

Bu, Merkür gezegeni…
Son zamanlarda çekilmiş bir resmi…
Bu güne kadar dünya insanlığının kandırıldığı hususlardan biri de Merkür. Merkür’de bile hayat var, bunu onlarca senedir bilen çok sayıda devlet ve uzay ajansı var ama gizliyorlar.

NASA’nın ve daha pekçok uzay ajansının şeffaf bir yapısı yok. Elde ettikleri sarsıcı bilgileri ya tamamen gizliyorlar ya kısmen anlatıyorlar ya tamamen çarpıtıp tersini anlatıyorlar ya da kısmen anlatıp bir kısmını ise çarpıtıyorlar.

Bu güne kadar dünya insanlığına Merkür’e dair anlatılan bilgilerin ciddi bir kısmı yalan ve Merkür’e dair elde edilen sarsıcı bilgiler de dünya insanlığına anlatılmadı.

Güneşe en yakın gezegen olan, “üzerinde asla hayat bulunamayacağı şartlarda olduğuna” ve “hayatta kalmayı elverişsiz kılacak kadar ısı ve atmosfer sorunu” olduğuna bütün dünyanın inandırıldığı Merkür’de onbinlerce senedir hayat var.

Üstelik, Merkür’de yaşayanlar, yüksek bilim ve teknoloji seviyesine ulaştıktan sonra Merkür’e gelen başka gezegenin insanları da değiller. Merkür’de Allah’ın yarattığı bir Adem oldu ve bu Adem’in nesli devam etti, ediyor.

Resmini gördüğünüz şu Merkür gezegeninde bol bol su, deniz ve okyanus var. Gezegenin yüzeyindeki karaların yaklaşık olarak yarısından biraz azında yerleşim var. Yani gezegendeki karaların yaklaşık yarısı tahrip olmuş, yaşanmaz hale getirilmiş, yaklaşık yarısında ise sorunsuz şekilde yerleşim, şehirler, binalar, insanlar var.

Ayrıca Mars dahil pek çok gezegende olduğu gibi Merkür’de de yeraltında yaşayanlar var. Yeraltında yaşayanların sayısı da üstünde yaşayanlar kadar yüksek ve yüksek bilim ve teknolojinin olduğu Merkür’de, yeraltında yaşayanlar da çok rahat, konforlu, sağlıklı şartlarda yaşıyorlar.

Bu resmi çizenler, sanki karşılarına Merkürlüleri alıp çizmişler…

Merkürlüler, şu resimde/çizimde görülenler gibiler. Gözler, burun, ağız, çene, boyun, cilt rengi… Hepsi de nerede ise tam isabet çizilmiş. Küçük detaylarda farklar olabilir. Merkürlülerin boyları 70-90 cm arasında…

Ne çok saldırganlar ne çok barışçıl… Derecelendirme yapılsa, orta ayarda insanlar…

Bazı madenlere çok ihtiyaçları var ve dünyamız dahil birkaç gezegenden o madenleri gizlice çalıyorlar.

Mehmet Fahri Sertkaya