Etiket arşivi: Istanbul

Yönünü büyük bir hızla İstanbul’a dönüyordu

Ben de ilk kez duyacağınız bilgiler vereyim. Sinan Ateş, yönünü büyük bir hızla İstanbul’a dönüyordu. İstanbul’un desteği ile MHPKK’nin başına geçmek istiyordu. İstanbul’un desteğini alırsa, bunu yapabileceğine emindi.

Bazı ortamlarda “Mfs, Süleyman Soylu’yu asacak” da diyordu.

Fazlasıyla hatayı üst üste yaptı. En büyük hatalarından biri, İstanbul’a açıkça yanaşmayı, İstanbul’un gölgesi altına girmeyi çok ötelemesiydi. Bir diğeri, güvenilmeyecek bazı kişilere güvenmesiydi. Güvendiği bazı kişiler de sattılar onu…

Doğukan’mış, Köktürk’müş, hepsi tetikçi kısmı… Yardım ve yataklık kısmı… Hedefe konulanların hepsi de bu işin içinde değil. Çok alternatifli senaryolar yazıyorlar, istediklerine istedikleri suçu yüklüyorlar. O kişilerin her birine şu anda istedikleri her şekilde ifade verdirirler. Adil yargılanma şartları içinde değiller. Büyük bir tehdit altındalar, işkence de görüyorlar, ifadelerinin geçerliliği de yok. İstediklerini alıp bir noktaya koyuyorlar, yanlarına da bir iki silah koyuyorlar. Sonra kendilerine bağlı polislerle, amirlerle bastırıp aldırıyorlar. Kamuoyunu oyalıyorlar, hedef saptırıyorlar. Davayı çürütmek istiyorlar. Taksim’deki son bombalı saldırıdan sonra da bunları yaptılar.

Sinan Ateş cinayetinde azmettiriciler yani asıl katiller, Devlet Bohçalı, Solomon Soysuz, Semih Yalçın, Şenkal Atasagun ve bunların etrafındaki o merkezi çete…

Bu ülkede hiç kimse kanundan, devletten, milletten üstte değildir. Şimdi bunların boğulmasının vaktidir. Şerefsizce, had bilmezce, hak arayanlara karşı atarlanan Semih Yalçın’a, tükürdüklerini de yalatma vaktidir. Bedenini çok parçaya bölüp, kafasını Rus Büyükelçiliğine, bedenini ABD Büyükelçiliğine, bir bacağını Çin, diğer bacağını İngiltere Büyük elçiliğine, bir kolunu Almanya, diğer kolunu İsrail büyükelçiliğine kargolama ya da kapılarının önüne asma vaktidir.

Bohçalı ve emrindeki çete, silahlı terör örgütlerini finanse ederken, mazot ve petrol kaçakçılığından elde edilen kara paraları yoğun olarak kullanıyorlar.

Bu ülkede, son seçimlerde MHPKK de HDPKK de aslında barajı geçemedi. AKPKK’nin gerçek oyları ise, ilan edilenin yarısından bile azdı. Bu ülkenin yarısı, son seçimlerde oy kullanmadı. Kafalarına göre oy oranları dağıttılar, ilan ettiler.

Sözde Anayasa metnini kimin yazdığı bile belli değil. Yazarları arasında, üç cümleyi bir araya getiremez haldeki gazeteciler bile listelendi.

Referandumların da tamamı hileli. Sandıkların yüzde onu bile sayılmamışken seçim zaferleri, referandum zaferleri ilan ettiler.

Ankebut Ağına bağlı olan diğer ülkelerin liderleri de o safhada bunları tebrik ettiler, oldu bitti suçlarına ortak oldular ya da sessiz kalarak ortak oldular.

Ekmeleddin İhsanoğlu isimli gizli Ermeni’nin CB adayı yapılması bile şu siyasi parti görünenlerin ortak hamlesi… Sonuçları baştan tayin edilmiş sözde seçimlerle ve referandumlarla devlet mekanizmasını ellerinde tutuyorlar.

Hepsi aynı alfabenin harfleri, hiçbirinin diğerinden farkı yok.

Türkiye’de HDPKK gibi silahlı bir terör örgütünü meclise sokan da orada tutan da hala kapanmaması için çırpınırken medyaya başka bir yüz gösteren de Devlet Bohçalı…

Sinan Ateş, son bir yılını bilgiler, belgeler, deliller toplamaya adamıştı. Elindeki arşiv, sadece Bohçalı ile çetesini değil, Türkiye’deki sözde siyasetçilerin çoğunu süpürüp götürecek türdendi.

Benim karşımda “Güney Azerbaycan hürriyetine kavuşmasın” diye en çok çırpınanlardan biri Mehmet Haberal ise, ikincisi Devlet Bohçalı…

Türkiye’de, Kıbrıs’ta, Yunanistan’da, İran’da, Irak’ta, Ermenistan’da, Gürcistan’da, Rusya’da her türlü kara para işlerinin içinde olanlardan biri de Devlet Bohçalı… Emrindeki çeteleri de bu işlerde kullanıyor.

Adnan Oktar organize suç, terör ve ihanet örgütüyle de paslaşıyor, FETÖ ile de paslaşıyor ve o saydığım ve daha saymadığım kara paracı devletler ile de paslaşıyor.

Onların Türkiye’deki sözde elçileri ve konsolosları da Türkiye’ye yapılan bu ihanetlerin, kötülüklerin ve her türlü kara para işlerinin hepsinin içindeler.

Bu ülkede, en az beş bin şehidin gerçek katili Devlet Bohçalı…

APO denilen ve dünyadan habersiz, gözünün önünü görmez, elifi görse mertek zan edecek bir maşa teröristi astırmayan da Devlet Bohçalı…

Vakti zamanında MHPKK’nin adını ve üç hilalli bayrağını değiştirmek isteyen de Bohçalı…

Muhsin Yazıcıoğlu’nu öldürten de Devlet Bohçalı…

Saymakla bitmez pisliğin başında hep Devlet Bohçalı var.

Meral Akşener ile de danışıklı dövüşüyorlar, arka plandan her türlü kara para işlerini, organ kaçakçılığına kadar beraber yapıyorlar.

Tayyip Erdoğan denilen kişi, en başından beri Bohçalı’nın emir erlerinden biri…

Bunca zamandır, birbirlerine sayıp sövmedikleri kelime kalmadı, kameralar önünde danışıklı dövüşüp durdular, sonra her türlü ihaneti, peşkeşi, vurgunu, soygunu, talanı, cinayeti, terör saldırılarını, işgali, katliamı beraber yaptılar, yaptırdılar.

O sözde açılım süreci, o ihanet süreci bile Bohçalı’nın emirleri ile yapıldı. Kuzey Irak’ta sözde Kürdistan’ı kuran, bunun için Türkiye’nin her kurumunu ve imkanını seferber eden de Bohçalı…

Suriye de sömürgecilerin eline tamamen düşsün diye, BOP gerçekleşsin diye, orada hiçbir şey yokken, Suriye sınırlarımızdaki mayınları temizleten de Bohçalı…

Şu anda 15 milyon sözde mülteci bedavacıya bakmamızın sebebi de Bohçalı…

Bir ödemek yerine 15 misli elektrik, su, doğalgaz faturaları ödememizin sebebi de Bohçalı… Bu fahiş ödemeleri İngiltere’ye ve diğer ülkelere gönderen de Bohçalı…

Son birkaç günde ve şu anlarda, milli servetimiz olan askeri araçlarımızı ve mühimmatımızı gizlice ve sinsice Ukrayna’ya gönderen de Bohçalı…

Batı/Nato ve İsrail tarafı istedi diye, Türkiye’de acayip bir Ukrayna yanlısı kamuoyu oluşturan da Bohçalı… Sözde Türk basın ve medyası da büyük oranda Bohçalı’nın emrine verilmiş vaziyette…

Seneler önce “Ordumuzun silah ve mühimmatı çalınıyor” dediğimde, onları çaldırtan, Suriye’de ya da Libya’da kontrolünde olan terör örgütlerine gönderen de Bohçalıydı.

Libya’ya servet değerinde askeri araç ve mühimmatımızı gönderen de oydu, hala o… Suç üstü yapıp, ordumuzun araçlarının ve silahlarının Libya’ya kaçırıldığında dair videoyu paylaştım diye, benim devletimin bütün gücünü, yetmeyip Merkel’in, ABD’nin, Fransa’nın, İngiltere’nin, İsrail’in ve bu işlerin içindeki diğer devletlerin gücünü seferberlik halinde üzerime yıkmaya kalkan da Bohçalıydı. Bu kısımda da Soysuz’u yoğun şekilde kullandı. Muhatap olmak zorunda kaldığım hiçbir devlet kurumu hukuk tanımadı. Onlarca kişi şahit olduğu halde, verdiğim suç duyurusu ve savunma dilekçelerini yok ettiren de Bohçalıydı. Hiçbir şartta hakkımdan gelemeyince, bana deli raporu yamamaya kalkan ve bunu da eline ayağına dolaştıran da Bohçalıydı. Bu kısımda da maşa olarak en çok Soysuz’u kullandı.

Libya’da ve Somali’de bile ordumuzu adice kullanarak insan, organ, uyuşturucu kaçakçılığı yapan da Devlet Bohçalı… Hala ordumuz kullanılarak Suriye’de, Libya’da, Somali’de ve daha başka yerlede insanlar öldürülüyor, organları çalınıyor. Ayrıca petrol, mazot, silah, uyuşturucu, kadın, genç kız, çocuk, bebek kaçırılıyor. Bohçalı, bu kısımlarda NATO ve ABD üsleriyle de paslaşıyor.

İstanbul’un karşısında titriyorlar.

Bohçalı denilen o piç kurusu, o gölgesinden bile korkan melun, kaç masum insanın kanına girdiğini sayamamıştır ve sayamaz. Çıkmışlar, iyice suç üstü oldukları şu anda “Üç hilali yargılatmayacağız” diyorlar. Yani “Bizi yargılayamazsınız, biz hukuktan, devletten, milletten üstünüz. Vurduk, Sinan Ateş’i de vurduk. Kapatacaksınız bu meseleyi. Biz efendiyiz, siz milletçe bir hiçsiniz. Ne dersek, nasıl sevk edersek onu yapacaksınız” diyorlar.

Yaşarken leş olmuş o vücudunun her bir kısmı başka bir devlete çalışan o Semih Yalçın ise, daha ileri gidip milleti, devlet yetkililerini en ağır şekilde tehdit ediyor.

Öyle ise milletçe tokatımızı bu insan şeytanları güruhuna vurmak, bunca zarar ziyan ve ölümü durdurmak ve devletimizi hürriyetine kavuşturmak gerekiyor.

Öyle ise sloganımız belli “Ordu millet el ele, gerçekten hür Türkiye”

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Ruslar Suriye’den çok kısa sürede def olup gidecekler

Ruslar Suriye’den çok kısa süre içinde çıkacaklar. Ya seve seve çıkacaklar ya da zoru göre göre çıkacaklar. Hem de bir iki gün içinde, her şeyi bırakıp def olup gitmiş olacaklar.

Amerikalılar da aynı… Onlar kaçarak gidecekler.

Böylelikle Suriye’de kadınlar, çocuklar başta olmak üzere, bütün insanlar bir rahat nefes alacaklar. Kurtlar kuşlar bile rahatlayacaklar, şu lanetli pislikler çekip gittiği için…

Herkes bu yaşanacaklara hazırlansın. Bu irademe karşı duran, Esed bile olsa oyundan hemen çıkartılacak.

Bedeli her ne olursa olsun, Türkiye de bölge de gerçek hürriyetine kavuşacak.

Gerçekten can, mal, ırz emniyeti olacak.

15 milyon kemiricinin, sözde mültecinin, çok kısa bir süreye sıkıştırılarak ve çok sert muameleler yapılarak Türkiye’den kovulmasına da bütün taraflar hazır olsun. Buna da daha fazla engel olamayacaklar. Buna engel olanlar, Bohçalı ya da Tayyip gibi hainler değildi. Onları ezip geçmemiz işten bile değil. Buna engel olanlar Ankebut Ağına bağlı onlarca ülkeydi ve şimdi hepsi de yerlerde. İstanbul’la inatlaşmanın ne demek olduğunu görmüş hallerdeler.

Şunu da açıkça ifade edeyim. Sıralama değişmedi. İlk sırada yine Yunanistan var. Yunanistan danışıklı dövüşü bozuldu. Sadece AKPKK tarafı değil, Yunan tarafı da dünyada bu danışıklı dövüşü bilip destek olan ya da izleyen taraflar da gafil avlandılar. Yunanistan artık çaresiz ve kimsesiz…

Türkiye’nin çok büyük krizler, acılar yaşayacak olması, hakiki ve kapsamlı bir devrim yapılacak olması, kimseyi aldatmasın. Çelik gibi irademizle her sahayı kontrol edeceğiz. Canı yanması gerekenlerin canlarının yanmasına izin vereceğiz ama Türkiye’nin ve hakiki Türklerin ezilmesine, yok olmasına izin vermeyeceğiz. Bu, nükleer savaşa dönse bile umursamayacağız ve yolumuza devam edeceğiz.

İşinde çok iyi olan bir hekimin, hastasının kalbini kontrollü olarak durdurmasına ve vakti gelince yeniden çalıştırmasına benzetebilirsiniz bu yapacağımızı…

Ameliyatı baştan sona aslında biz yapmış olacağız. Yunanistan’ın aort damarını düğümleyeceğimi, hayat damarını keseceğimi de baştan açıkça yazmıştım. Artık ne Yunanistan diye bir ülke var, ne de onu arkalayabilecek ülkeler var. Ne de o devletten sayılmaz Yunanistan’ın karşımızda şımarmasına vesile olabilecek bir içimizdeki Ermenistan ve bir içimizdeki İsrail var.

Şu kanlı, patırtılı, gürültülü, bol idamlı süreç başladıktan bir süre sonra, Türkiye gerçek Türklerin hakimiyetine girdikten kısa bir süre sonra, Yunanistan denilen topraklarımızı alacağız, ardından hemen Güney Azebaycan’ı alacağız.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Kana kan, dişe diş, göze göz

Türkiye ile Bulgaristan arasında göçmen kaçakçılığına karşı ortak operasyonlar yapılmayacak.

Aksine, daha çok göçmen/insan kaçakçılığı yapılacak. Yanı sıra organ, uyuşturucu, silah kaçakçılığı ve her türlü kara para işleri yapılacak. Bu insanların arasında, organları için öldürülüp parçalananlar, aslında şanslı olanlar. Çünkü küçücük bebekler hatta çocuklar, ayrıca genç kızlar ve erkekler hayatta bırakılarak kaçırılıyorlar. Bunlar ya satanist ayinlerinde işkence ile parçalanıyorlar ya da fuhuş mafyalarına para karşılığında satılıyorlar.

Soysuz’un, bir kara para devletçiği olan Bulgaristan ile çok sıkı bağlantıları var. Bulgaristan’ın başındakiler, Türkiye’nin başındaki insan şeytanlarından daha az şeytan değiller. Hepsi de insanlık namına ve kalabalık insanların önünde, meydan yerlerde asılması gereken insan şeytanları…

Devletlerin kurumlarını, kuruluşlarını, polislerini, ordularını hatta sözde yardım kuruluşları gibi görünen kamu dernek ve vakıflarını bile kara para işlerinde kullanıyorlar. Kızılay bile kıpkızıl bir teşkilat. Bu güne kadar milyonlarca cana kıyılmasına aracı yapıldı.

Yıllardır söylüyorum, Türkiye’de devlet sistemi diye bir şey bırakmadılar. Siyasi parti gibi görünen organize suç, terör ve ihanet örgütleri, devleti ellerinde oyuncak ettiler. Hala, şu şartlarda bile danışıklı dövüşmekle meşguller. Kimsenin şu sözde hükumete, şu sözde adalet sistemine, oradaki gizli Ermeni ve gizli Yahudi ve mason savcılara ve hakimlere itaat etme zorunluluğu da yok. Hatta şu şartlarda hala onlara itaat etmek, vatana ihanet etmektir. Ayrıca insanlığa da ihanet etmektir.

Ben duruşumu çok net sergiledim. Bulgaristan’la meşru ya da gayr-i meşru iş yapacak olanlar, önce mezarlarını kazıp kefenlerini hazırlasınlar.

Çünkü artık milletin hukuk sistemi icra ediliyor. Çünkü artık vatandaşlarımızın kendini, ailesini, çocuklarını, malını, vatanını, devletini, ırzını, namusunu savunma refleksi sergileniyor.

Kana kan, dişe diş, göze göz… Üç beş tane eşkıyaya milletin gücünü göstereceğiz. O büyük teröristler ve büyük vatan hainleri olan Meral Akşener’i de Kemal Kılıçdaroğlu’nu da Abdullah Gül’ü de Ahmet Davutoğlu’nu da Ümit Özdağ’ı da Temel Karamollaoğlu’nu da Ali Babacan’ı da Tayyip Erdoğan’ı da Devlet Bohçalı’yı da meydan yerlerde sallandıracağız.

Buradan geri dönüş yok. Dünyadaki kimsenin, yaşanacaklara engel olma gücü kalmadı. Bazı devletlerde Türkiye’den çok daha fazla kan akacak, insan şeytanları kesilecek. Kan gölüne dönen yerler olacak.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Savrulma başlıyor

Takabilen, emniyet kemerlerini üst üste taksın. TL bir anda çok büyük değer kaybedecek. Olması gereken seviyeye inecek. Bu güne kadar suni müdahalelerle, yalan-dolan açıklamalarla, kara paralarla ve karşılıksız basılan paralarla buna izin vermediler. En başından beri tekrarla söylediğim gibi, bu yaptıkları bu millete iyilik yapmak olmadı. Şimdi kriz, daha da vahim seviyede patlayacak.

“TL değer kaybederse, TL düşük değerde tutulursa imalat ve ihracat artar” diyenlere kulağınızı tıkayın. Bu kriz, Nuh tufanı kadar sert ve hızlı gelecek.

Kriz herkesi vuracak ama bilinsin ki imalatçıların tedarik sistemi de bozulacak. İmalatçılar da bir anda sermayesiz, parasız kalacaklar. Sadece hizmet sektörlerinde değil, imalat sektörlerinde de toplu toplu işten çıkartmalar olacak. Yıllar önce “Türkiye yönetilemiyor, savruluyor” dediğimde, neleri kast ettiğim böylece, açıkça ve peş peşe görülecek.

Yıllardır “Dövizle borçlanmayın. Uzun vadeli mal almayın ve satmayın. Sermayenizden büyük işlere/borçlanmalara girmeyin” demiştim. Son süreçte ise “Bankalarda paranızı ya da değerli madenlerinizi tutmayın. Gerekiyorsa işletmelerinizi kapatın, sermayenizi altına çevirerek muhafazaya alın” dedim durdum. Nasihatlarımı, yönlendirmelerimi dikkate almayanlar feci hallere düşecekler. Çok feci hallere… Hatta belki de bu gün bile o hale düşebilirler.

Sık tekrarla “Dolara da güvenmeyin” demiştim. Aynını söylüyorum. Türkiye’deki bu kriz ABD’de çok daha şiddetli şekilde patlak verecek. Avrupa’da da öyle olacak. Rusya’da da öyle olacak. Çin zaten savruluyor, kıvranıyor, bin beter hale gelecek.

Putin’e de bakmayın. Ne oyun kurduysa bozdum, kurdukça bozmaya da devam ediyorum. Bundan sonra o kara ve kanlı paralarını Türkiye’ye gönderse bile hiçbir işe yaramaz. Çünkü gönderdiği her kuruş, karanlığa kurşun sıkmak gibi olacak. Burada dengeleri eline alamayacağını, gönderdiklerinin karşılığını alamayacağını Putin de anladı, çetesi de anladı. Ayrıca onlarda da para bitti.

Suudilerin 3.3 trilyonluk yatırım palavraları da sert kayaya çarptı. Ankebut Ağına bağlı ülkeler ve liderler olarak, İstanbul’un estirdiği rüzgarların peşinden oyunlar kurmak istediler. Ellerine ayaklarına dolaştı.

İndirimler yaptılar, bazı kalemlerde zamlar yapmayacaklarını açıkladılar…

Yetmedi de emekliye çalışana vaatler savurdular. Üstüne konut kredisi dediler. Bunlarda da hep hile yaptılar, çok yüksek maaş zamları yapmışlar gibi gösterdiler ama gerçek öyle değil ve insanları yine kandırdılar. Kandırmış olsalar bile, böyle yaparken türlü yüklerin altına da girmekten kaçınamadılar. İşte bu da vahim seviyede bir hataydı onlar için…

Namussuz, ahlaksız, karaktersiz, yalancı, dolandırıcı, vurguncu, satanist olmanın sonu ne imiş, iktidarıyla ve muhalefetiyle şu sözde siyasi partiler ve liderler üzerinden herkes görecek.

O Charles bile şu yazımı okuduğunda “Adam haklı, elimizde para da değerli maden de kalmadı. Zaten siyasi ve ticari itibarımız da kalmadı. Ordumuz, donanmamız da kalmadı. Kalan kısmını besleyebilecek paramız da kalmadı. Bir yerlere askeri müdahale yapalım, kan dökelim para kazanalım desek, onu bile yapabilecek imkanlara sahip değiliz. Kapatın gidelim.” diyecek. Başka bir şey dese, kendini kandırmış olur.

Açıkça yazıyorum ki İngiltere, Fransa ve Almanya’nın krizleri de çok büyük krizler olacak.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Orhun Topkaya’nın Youtube kanalı

Şu genci de fırsat bulabildikçe izliyorum. Saf gönüllü, iyi niyetli bir kişi… Nasıl bir dünyada yaşadığının, nasıl dengelerin içinde bulunduğunun hiç farkında değil…

Soyunun bir yanı, babadan gelen yanı, Ermeni ve eşkıya soyu… Anne tarafı ise buna inat seyyid Türk soyu… Zaten Orhun Topkaya’nın takdir edilen, sevilen güzel tavırları, davranışları da bu Türk/Seyyid kanından/geninden geliyor.

Babası hakkında çok büyük yanılıyor. O herifin ne kadar sorunlu ve muzır bir varlık olduğunun farkında değil. Zan ediyorum ki annesi farkında ama dillendirmiyor, anlatmıyor.

Babası öyle bir varlık ki neredeyse hiç kimse ile göz göze konuşamıyor. Dağda koyun otlatırken oğlu yanına gelse bile adamı panik sarıyor. Gençlik yıllarından beri pis işlerini herkesten gizleye gizleye yapanlar, böyle davranışları bir süre sonra normalleştiriyorlar, sıradanlaştırıyorlar. Artık dikkat edemeyecekleri zamanlarda bile sanki bir refleks gibi böyle davranıyorlar.

Genelde gizli teröristlerde, cinsi sapıklarda, tecavüzcülerde, hayvanlara tecavüz edenlerde, gözü milletin hanesinde ve karısında kızında olanlarda bu davranış tarzı bulunur/görülür.

Babası, çıkıp da “Bizde kızlar okutulur. Öyle asla şey olmaz” tarzı konuşuyor. Bunu sanki Müslüman Türk bir baba gibi konuşuyor. Evet, bizde, gerçek Müslüman Türklerde de kızlar okutulur ama tesettürüyle, sınırlarını bilerek, gözeterek okutulur.

Orhun Topkaya’nın Youtube kanalı nasıl olmuş da büyümüş, takipçileri yarım milyonu bulmuş ve bazı TV kanalları bile Orhun Topkaya ile röportaj yapmış hatta bazıları belgesel video çekmiş diye merak ediyorsanız, bilmeniz gerekenler işte bunlardı…

“Topkaya” bir gizli Ermeni şifrelemesi… Aslında “Orhun” da her ne kadar Türkçe kelime olsa da gizli Ermeniler başka manaya çekerek bu ismi de çok kullanıyorlar.

Sadece bu aileden konuya devam etsem, saatlerce anlatacağım ve farkına varmanızı sağlayacağım dengeler, sarsıcı gerçekler var. İkamet etmekte oldukları Eskişehir’in gerçek tarihinin, son bir iki asrını özetle anlatmak zaten birkaç saat sürer. Açın Eskişehir Belediyesinin resmi web sitesini ve bakın… Şifreleri çoktan anladınız, sadece heceleme ile şifrelere bakın, sadece o kısımda bile sarsılacaksınız. Devamında daha neler neler var.

Ve gizli Ermeni Yılmaz Büyükerşen…

Çok büyük hain, çok… Bir hukuk devletinde bir gün bile dışarıda tutulmaz, içeride de boş yere beslenmez. Lakin o görünürde sorunsuz şekilde belediye başkanlığı yapabiliyor, arka planda ise çok daha fazlası var… Sözde Türk basın ve medyasında da on numara adam gibi gösteriliyor.

Söyleyin, bu ülkeye Amerikan ordusu ya da başka bir düşman ordusu niye girsin? Gerek var mı?

Düşman işgali altında olsaydık, şunların yaptığı ibnelik propagandasını, çağdaşlık iddiaları arkasında yaptıkları dinsizlik, çıplaklık, nikahsızlık, namussuzluk propagandasını, işgalci düşman ordusu bile yapamazdı.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Sıktı bunların batıya uşaklığı, piyonluğu, casusluğu

Türkiye, Bulgaristan’a, Makedonya’ya ya da batı yönündeki başka hiçbir ülkeye elektrik, doğalgaz, petrol satmayacak.

Türkiye, kendi sınırları içinde doğalgaz ve petrol çıkartsa bile batıya doğru satmayacak. Başkalarının doğalgazını ve petrolünü de batıya doğru doğrudan ya da dolaylı yollarla aktarmayacak. Denizden şu anda aktaramıyor zaten ama karadan da aktarmayacak.

Çok büyük oranda sömürgeci, satanist, vahşi, dinsiz, namussuz vaziyete getirilmiş olan batının derdi ile dertlenmeyeceğiz. Onlara doğrudan ya da dolaylı yollardan destek vermeyeceğiz. Bulgaristan’ın, Makedonya’nın ya da başka bir ülkenin maşa/aracı olarak kullanılmasına da izin vermeyeceğiz, kanmayacağız böyle sinsi taktiklere…

Bir şeylerle dertlenmek isteyenler varsa, sadece İran’da 45 milyon Türk hürriyet mücadelesi veriyor, onunla dertlensinler. 15 milyona varmış sözde mülteciler Türkiye’yi içten, hem maddeten hem de manen kemiriyorlar, bununla dertlensinler. Türkiye’deki çocukların yarıdan fazlası et, süt, yumurta hatta peynir nedir bilmiyor, yatağa aç ya da yarı aç giriyor, bununla dertlensinler.

Türkiye’deki hainlerin siyaseti ve ihanetleri yüzünden Suriye’de de kadınların ve çocukların halleri içler acısı, bununla dertlensinler.

Sıktı bunların batıya uşaklığı, piyonluğu, casusluğu… İyice gerdiler her yeri.

Kıyamet kopacak olsa bile izin vermeyeceğiz. O Olaf Scholz da haddini iyice aşıyor, her yeri iyice geriyor, onu da deviririz ama yine de istediklerine izin vermeyiz.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Her yerde aynı…

Sputnik’in Litvanya’daki Genel Yayın Yönetmeni Kasem, casusluk suçlamasıyla tutuklanmış ve cezaevine konulmuş.

İsabetli bir tavır olmuş. Sputnik, Türkiye de dahil olmak üzere, faaliyette olduğu her yerde pervasızca casusluk faaliyetleri yapıyor. Basın/yayın faaliyeti icra edermiş gibi yaparak, pek çok mühim meselede kamuoyunu yanlış da yönlendiriyor. Bunu da kasten ve art niyetle yapıyor. Bu da nüfuz casusluğu oluyor.

Bana itibar etmeyenler hala kaldıysa, Sputnik Türkiye’nin çalışanlarından biri olan gizli Ermeni Erkin Öncan’ın faaliyetlerini bir soruştursunlar, etrafını soruştursunlar, yayınlarına bir baksınlar ve açıkça görsünler. Tek Erkin Öncan’dan yola çıkılsa bile zaten arkası gelir. Karısı da kendisi gibi… Bu ikili, son derece de kuralsız, utanmaz, alaycı, küstah, karaktersiz kişiler…

Bunların DHPK-C, YPG, PKK ile sürekli bağlantıları var. Yani sadece casusluk, etkili ve yetkili insanları baskı altına alıp yönlendirme ya da etkili ve yetkili insanlarla arka plandan paslaşarak Türkiye’nin aleyhine yönlendirme değil, terör suçlarına kadar bağlantılar, faaliyetler var.

Karısının Avrupa ülkelerindeki teröristlerle bağlantıları şu anda hala aktif…

Herkese göstere göstere ihanet de ediyorlar, teröristlik de yapıyorlar, bölücülük de yapıyorlar, kalemlerini su-i kast silahı gibi de kullanıyorlar, sonra Türkiye güya hür bir ülkeymiş.

Sevsinler böyle hürriyeti… Her yer ihanet, her yer soygun ve vurgun, her yer Türk ve İslam düşmanlığı dolu.

Devletten bile sayılmayacak olan Litvanya kadar olamadık.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Topluca ezileceksiniz

İşiniz borsada devre kesicilere, boğazlarda sise, ülke genelinde yalancı basın ve medyaya kaldı. Elektriğinizi ve telefon trafiğinizi kalıcı olarak kesiversek, bir hiç olduğunuz açıkça gözler önünde. Ne tabanınız var, ne teşkilatınız, ne size inanan bir halk…

Kendiniz çalıp kendiniz oynuyorsunuz. Artık bu millet oyunlarınıza, danışıklı dövüşlerinize seyirci bile olmuyor. Sokaklar, caddeler, esnaflar isyan halinde. CIA’nın platformları, sokak röportajlarını nasıl sansürleyeceğini bilemez halde…

Kimsenin seçim beklediği de yok, seçim olsa, sonrasına dair ümidi de yok. Herkes büyük, çok büyük bir şeyler olmasını, nereler yanacak ve yıkılacaksa, yanmasını ve yıkılmasını ama yine de bu düzenin değişmesini istiyor.

Şu andan sonra hep beraber boşa kürek çekiyorsunuz. Boşuna oyalanıyorsunuz.

Beklenen günler geldi.

“Ordu millet el ele, gerçekten hür Türkiye” sloganları ile devrilecek ve seksen milyonun ayaklarının altında topluca ezileceksiniz.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Akıbeti meçhul ama sebebini herkes biliyor

Son bir iki hafta içinde, dünya genelinde, Ankebut Ağına bağlı devletlerin ve şirketlerin gemilerinden seksenden fazlasının oyun dışı kaldığı konuşuluyor.

Söz konusu gemilerin bazılarının akıbeti bilinemiyor. Bulunamıyorlar, haber alınamıyor ve personelleri de bulunamıyor.

Gemiler haricinde, oyun dışı kalmış çok sayıda denizaltı da konuşuluyor. Bu bir iki hafta içinde, söz konusu gemilerden sadece bir ikisi hakkında basında ve medyada haberler çıktı. Hatta onların haberleri de her yerde verilmedi, mümkün olduğu kadar kısıtlandı.

İstanbul, bunun böyle olacağını da baştan söylemişti. Kara para işlerine kullanılan şirketler, bankalar, paralar, patronlar, yöneticiler, kamyonlar, TIR’lar, cihazlar, araçlar, binalar, gemiler, limanlar, havalimanları, denizaltılar, uçaklar ve insanlar… Bunların hiçbiri, bundan sonra sağlam kalamıyorlar, kalmayacaklar. Yeryüzünde dünya insanlarını hatta el kadar çocukları ve bebekleri bile fuhuş mafyalarına satanlar, ayincilere satanlar, vahşice parçalatanlar, organları için parçalatanlar, dünya insanı da uzaylı insan da olsalar hatta cin taifesinden de olsalar helak olacaklar. Yerin altındaki uzaylı şehirlerinde topluca parça parça olacaklar, topluca cayır cayır yanacaklar.

Bütün bu kara ve kanlı para çarkının arkasındaki asıl unsur olan uzaylı taraflar, biyonik robotlar, UFO’lar, yeraltı gizli şehirleri de sağlam kalamıyorlar, kalamayacaklar.

Duhan, bu dünyayı temizliyor, temizleyecek. Buna mani olmaya ne İblis’in gücü ve teşkilatı ne de Deccal’ın gücü ve teşkilatı yeter.

İkaz, nasihat, mühlet devri bitti.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Kimse kaldıramayacak

Gerçek sisi dağıtmak kolay da Türkiye’nin üzerindeki sisi/sıkıntıyı, patırtısız, gürültüsüz kaldıramayacağımız, her geçen saat daha da netleşiyor.

Baş vatan hainlerinden biri olan Bohçalı, açıkça ve ekipçe suçüstü oldukları bir anda “Üç hilali yargılatmayacağız” dedi. Devletin, adalet sistemi başta olmak üzere yetkili/vazifeli bütün kurum ve kuruluşlarına rest çekti… Sanki ilan edilmemiş bir dokunulmazlıkları var bu çetenin mensuplarının… Bu sözde ülkücülerin… O kadar köşeye sıkıştılar ve paniklediler ki bu kadar pervasız bir çıkış yapmak zorunda kaldılar.

Devlet sistemine sızmış binlerce gizli Ermeni ve gizli Yahudi vatan haini de bunu emir kabul etti. Basındaki, medyadaki binlerce gizli Ermeni ve gizli Yahudi vatan haini de emirlere uydu. Yine malum paralel devlet organize halde davranış/tavır sergiledi.

Devletin/sistemin işlerliği, ilk defa, toplumun bu kadar büyük kesiminin açıkça fark edeceği şekilde durduruldu. Devletin, bir paralel devlet tarafından ele geçirildiğini anlamayan hiç kimse kalmadı. Bu da aslında bu memleket için, millet için çok hayırlı oldu, oluyor, olacak… Emniyet teşkilatı içinde yönünü hala İstanbul’a dönmemiş olanlar da dönüyorlar.

O baş hain Bohçalı tekrar ayağa kalkmaya çalışıyor ama tokatımı daha sert yiyecek. Devletimizin kurumları içinde vazifesini doğru/düzgün şekilde yapmaya çalışan hatta yapma ihtimali bulunan kişilerle hukuksuz şekilde uğraşarak, teröristçe ve haince bir zihniyetle ve tarzla uğraşarak, hala varlıkta kalmaya çabalıyorlar. Yine malum ülkelerin, gizli servislerin ve mafyaların desteğini de arkalarında buluyorlar. Böyle hainlerden de şu anda yaptıklarından, yapmak istediklerinden başka bir tavır beklenmezdi. Bunlar, insanlıktan çoktan çıkmış ama görünüşleri ile hala insan kalmış vahşiler, hainler, ve teröristler. Ve işte böyleleri, organize bir faaliyetle bu devletin kurumlarını çoktan ele geçirmişler.

Şu anda İstanbul hükumeti ile hain Ankara hükumeti arasındaki çatışmanın temeli bu, devleti hainlerden geri almak ve gerçek hürriyetine kavuşturmak. Türkiye gerçek hürriyetine kavuştuğu ana kadar bu ülkeden hatta bu bölgeden sisi/pusu, gerginliği ve çatışmayı kimse kaldıramayacak. Hain başların peş peşe kopacağı safhaya girmek üzereyiz. Kimsenin diplomatik kimliğini/pasaportunu bile kaale almayacağız. Aynı anda o malum ülkelerin hepsiyle harbe girecek olsak bile sınırlarımız içindeki hainlerin kellelerini alacağız.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi