Etiket arşivi: Eşkiya

Orhun Topkaya’nın Youtube kanalı

Şu genci de fırsat bulabildikçe izliyorum. Saf gönüllü, iyi niyetli bir kişi… Nasıl bir dünyada yaşadığının, nasıl dengelerin içinde bulunduğunun hiç farkında değil…

Soyunun bir yanı, babadan gelen yanı, Ermeni ve eşkıya soyu… Anne tarafı ise buna inat seyyid Türk soyu… Zaten Orhun Topkaya’nın takdir edilen, sevilen güzel tavırları, davranışları da bu Türk/Seyyid kanından/geninden geliyor.

Babası hakkında çok büyük yanılıyor. O herifin ne kadar sorunlu ve muzır bir varlık olduğunun farkında değil. Zan ediyorum ki annesi farkında ama dillendirmiyor, anlatmıyor.

Babası öyle bir varlık ki neredeyse hiç kimse ile göz göze konuşamıyor. Dağda koyun otlatırken oğlu yanına gelse bile adamı panik sarıyor. Gençlik yıllarından beri pis işlerini herkesten gizleye gizleye yapanlar, böyle davranışları bir süre sonra normalleştiriyorlar, sıradanlaştırıyorlar. Artık dikkat edemeyecekleri zamanlarda bile sanki bir refleks gibi böyle davranıyorlar.

Genelde gizli teröristlerde, cinsi sapıklarda, tecavüzcülerde, hayvanlara tecavüz edenlerde, gözü milletin hanesinde ve karısında kızında olanlarda bu davranış tarzı bulunur/görülür.

Babası, çıkıp da “Bizde kızlar okutulur. Öyle asla şey olmaz” tarzı konuşuyor. Bunu sanki Müslüman Türk bir baba gibi konuşuyor. Evet, bizde, gerçek Müslüman Türklerde de kızlar okutulur ama tesettürüyle, sınırlarını bilerek, gözeterek okutulur.

Orhun Topkaya’nın Youtube kanalı nasıl olmuş da büyümüş, takipçileri yarım milyonu bulmuş ve bazı TV kanalları bile Orhun Topkaya ile röportaj yapmış hatta bazıları belgesel video çekmiş diye merak ediyorsanız, bilmeniz gerekenler işte bunlardı…

“Topkaya” bir gizli Ermeni şifrelemesi… Aslında “Orhun” da her ne kadar Türkçe kelime olsa da gizli Ermeniler başka manaya çekerek bu ismi de çok kullanıyorlar.

Sadece bu aileden konuya devam etsem, saatlerce anlatacağım ve farkına varmanızı sağlayacağım dengeler, sarsıcı gerçekler var. İkamet etmekte oldukları Eskişehir’in gerçek tarihinin, son bir iki asrını özetle anlatmak zaten birkaç saat sürer. Açın Eskişehir Belediyesinin resmi web sitesini ve bakın… Şifreleri çoktan anladınız, sadece heceleme ile şifrelere bakın, sadece o kısımda bile sarsılacaksınız. Devamında daha neler neler var.

Ve gizli Ermeni Yılmaz Büyükerşen…

Çok büyük hain, çok… Bir hukuk devletinde bir gün bile dışarıda tutulmaz, içeride de boş yere beslenmez. Lakin o görünürde sorunsuz şekilde belediye başkanlığı yapabiliyor, arka planda ise çok daha fazlası var… Sözde Türk basın ve medyasında da on numara adam gibi gösteriliyor.

Söyleyin, bu ülkeye Amerikan ordusu ya da başka bir düşman ordusu niye girsin? Gerek var mı?

Düşman işgali altında olsaydık, şunların yaptığı ibnelik propagandasını, çağdaşlık iddiaları arkasında yaptıkları dinsizlik, çıplaklık, nikahsızlık, namussuzluk propagandasını, işgalci düşman ordusu bile yapamazdı.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Türkiye PKK ile savaş halinde değildir…

Türkiye PKK ile savaş halinde değildir. Devlet, eşkıyayı ibret-i alem etme hakkına sahiptir. Devlet askerine leş taşıtmaz. Ceset sürüklemek harp hukukuna aykırıdır. Fakat ortada bir harp var mı? Sürüklenen ceset savaş halindeki bir ordunun askerine ait değil de, aklına gelen her şeyi meşru gören, bebek, çocuk, kadın, sivil, ihtiyar, din adamı, masum vuran, masum ve hiç tanımadığı insanları bile bombalar patlatıp parça parça ederek katleden, işkence ederek öldüren, ayrıca istediği her an devletin yani bütün bir milletin malını ve şahısların özel malını gasp etme, çalma hakkını kendinde bulan teröristlere / eşkıyalara ait ise, o ceset muharip/savaş halindeki bir ordunun askeri olmadığından, eşkıyaya ait olduğundan leştir ve sürüklenebilir. Ölü ya da diri ele geçirildiğinde kısas yapılabilir. Aynı şekli ile bomba ile parça parça edilebilir. Kurşunlar ile delik deşik edilebilir. Yaralı ele geçirilmesi durumunda bile tedavi edilmesi gerekli değildir. Hatta istihbari bilgi alınamayacak, diğer eşkıyalara karşı mücadelede bir fayda sağlamayacak ise, asla tedavi edilmemeli ve boş yere sağlık malzemesi ile erzak heba edilmemelidir. Zira, eşkıyaların varlığı, hangi dinden, ırktan ve fikriyattan olursa olsun bütün dünya insanları için, dünya düzeni, nizam-ı alem için olağan üstü bir tehlikedir. Bu derece düşmüş ve insanlıktan çıkıp hayvanlaşmış, hatta en vahşi hayvanları bile canavarlıkta geride bırakmış bir mahlukun ne dirisinin ne de ölüsünün hiçbir hususta saygı görme hakkı yoktur. Hiç kimse böyle bir eşkıya ile, böyle bir lanetli varlık ile, inandığı bir dava için hukuki sınırlar içinde mücadele eden bir askeri aynı kefeye koyma terbiyesizliğinde bulunamaz. Şunun altı iyice çizilmeli ve medyadaki kirli kelime oyunlarına bir an önce son verilmelidir ki, Türkiye’nin ve ordusunun, PKK ile bir savaşı olmamıştır ve şu anda da yaşanan bir savaş değildir. Savaş iki meşru ve düzenli ordu arasında, savaş hukukuna uygun olarak yapılan karşılıklı öldürme işidir. Eşkıya ile savaş edilmez, mücadele edilir. Eşkıyanın cephesi yoktur, sınırı yoktur. Kim olduğu, ne zaman nereden çıkacağı, ne zaman nasıl insanlık dışı bir saldırı yapacağı belli değildir. Böyle bir yapılanma ile, düzenli ve hukuki sınırlara bağlı bir ordunun savaştığını iddia edebilmek, cehaletin de ötesinde art niyettir. Eşkıya da, kelime oyunları ile eşkıyayı savunup eşkıyalaşanlar da iyi biliyorlar ki, eşkıya ordunun karşısında bir savaşa girişmesi durumunda, kelimenin tam anlamı ile bir hiçtir. İki düzenli ve meşru ordu bulunduğunda, bu ordulardan biri bile harp hukukunun dışına çıktığında yaşanan karşılıklı katletme hadisesi bile savaş değildir. Hukukun dışına çıkan o ordunun yaptığı da eşkıyalığa dönüşür. Ayrıca İslam harp hukuku, bu günkü uydurma hukuklar gibi değildir. Bedir harbi sırasında Hz. Abdullah ibn-i Mesud (r.a.), yaralanmış ve can çekişmekte olan Ebu Cehil’in (küfrün babasının) kafasını kesti. Kulağını deldi. Bir ip bağladı. Çekti sürükledi ta Hz. Peygamberin (s.a.v.)in huzuruna kadar getirdi. Peygamberimiz buna çok memnun oldu. Tebessüm etti ve “Kulağa kulak ile kısas olundu” buyurdu. Ebu Cehil hayatta iken eşkıyanın teki idi. Hukuki ve insani sınırlar dahilinde hareket eden biri değildi. Bir davanın, fikriyatın, inanç sisteminin değil, eşkıyalığının mücadelesini veriyordu. Kendi menfaatine gördüğü her şeyi, aklına gelen her ama her şeyi yapmayı meşru görüyordu. Aynı şimdiki teröristler / eşkıyalar gibi… Abdullah ibn-i Mesud’a (r.a.) zulüm etmiş, onu tamamen eşkıyaca bir tavırla darp etmiş ve kulağını yırtıp kanatmıştı. Daha dün denilebilecek tarihe kadar, dünyanın bütün kültürlerinde askerin yeri farklı idi, eşkıyanın yeri farklı. Bütün kültürlerde eşkıyanın ölüsü ve dirisi aleme ibret edilirdi. Bu “demokrasi” denilen Yahudi uydurması çıkana ve alim cahil demeden herkese söz hakkı verip dünyanın düzenini alt üst edene kadar bu böyleydi… Devlet, eşkıyanın leşlerini türlü masraf edip helikopterlerle dağlardan toplayıp getirmek ve türlü emek harcayıp yakınlarına teslim etmek zorunda da değildir. Medeni bir devlet, eşkıya ile vakit kaybetmez, ezer geçer. Devlet askerine leş taşıtmaz. Devlet sağ ele geçirdiği eşkıyaları tedavi etmez. Hapishanelerine doldurarak, uzun yıllar boyunca milletin parası ile bunları beslemez. Bu insanlığa karşı işlenmiş dev bir suçtur. İstatistik çıkarılsın, kaç eşkıya hapis yattıktan sonra tekrar insana dönüşmüş?

Mehmet Fahri Sertkaya