Türkiye PKK ile savaş halinde değildir. Devlet, eşkıyayı ibret-i alem etme hakkına sahiptir. Devlet askerine leş taşıtmaz. Ceset sürüklemek harp hukukuna aykırıdır. Fakat ortada bir harp var mı? Sürüklenen ceset savaş halindeki bir ordunun askerine ait değil de, aklına gelen her şeyi meşru gören, bebek, çocuk, kadın, sivil, ihtiyar, din adamı, masum vuran, masum ve hiç tanımadığı insanları bile bombalar patlatıp parça parça ederek katleden, işkence ederek öldüren, ayrıca istediği her an devletin yani bütün bir milletin malını ve şahısların özel malını gasp etme, çalma hakkını kendinde bulan teröristlere / eşkıyalara ait ise, o ceset muharip/savaş halindeki bir ordunun askeri olmadığından, eşkıyaya ait olduğundan leştir ve sürüklenebilir. Ölü ya da diri ele geçirildiğinde kısas yapılabilir. Aynı şekli ile bomba ile parça parça edilebilir. Kurşunlar ile delik deşik edilebilir. Yaralı ele geçirilmesi durumunda bile tedavi edilmesi gerekli değildir. Hatta istihbari bilgi alınamayacak, diğer eşkıyalara karşı mücadelede bir fayda sağlamayacak ise, asla tedavi edilmemeli ve boş yere sağlık malzemesi ile erzak heba edilmemelidir. Zira, eşkıyaların varlığı, hangi dinden, ırktan ve fikriyattan olursa olsun bütün dünya insanları için, dünya düzeni, nizam-ı alem için olağan üstü bir tehlikedir. Bu derece düşmüş ve insanlıktan çıkıp hayvanlaşmış, hatta en vahşi hayvanları bile canavarlıkta geride bırakmış bir mahlukun ne dirisinin ne de ölüsünün hiçbir hususta saygı görme hakkı yoktur. Hiç kimse böyle bir eşkıya ile, böyle bir lanetli varlık ile, inandığı bir dava için hukuki sınırlar içinde mücadele eden bir askeri aynı kefeye koyma terbiyesizliğinde bulunamaz. Şunun altı iyice çizilmeli ve medyadaki kirli kelime oyunlarına bir an önce son verilmelidir ki, Türkiye’nin ve ordusunun, PKK ile bir savaşı olmamıştır ve şu anda da yaşanan bir savaş değildir. Savaş iki meşru ve düzenli ordu arasında, savaş hukukuna uygun olarak yapılan karşılıklı öldürme işidir. Eşkıya ile savaş edilmez, mücadele edilir. Eşkıyanın cephesi yoktur, sınırı yoktur. Kim olduğu, ne zaman nereden çıkacağı, ne zaman nasıl insanlık dışı bir saldırı yapacağı belli değildir. Böyle bir yapılanma ile, düzenli ve hukuki sınırlara bağlı bir ordunun savaştığını iddia edebilmek, cehaletin de ötesinde art niyettir. Eşkıya da, kelime oyunları ile eşkıyayı savunup eşkıyalaşanlar da iyi biliyorlar ki, eşkıya ordunun karşısında bir savaşa girişmesi durumunda, kelimenin tam anlamı ile bir hiçtir. İki düzenli ve meşru ordu bulunduğunda, bu ordulardan biri bile harp hukukunun dışına çıktığında yaşanan karşılıklı katletme hadisesi bile savaş değildir. Hukukun dışına çıkan o ordunun yaptığı da eşkıyalığa dönüşür. Ayrıca İslam harp hukuku, bu günkü uydurma hukuklar gibi değildir. Bedir harbi sırasında Hz. Abdullah ibn-i Mesud (r.a.), yaralanmış ve can çekişmekte olan Ebu Cehil’in (küfrün babasının) kafasını kesti. Kulağını deldi. Bir ip bağladı. Çekti sürükledi ta Hz. Peygamberin (s.a.v.)in huzuruna kadar getirdi. Peygamberimiz buna çok memnun oldu. Tebessüm etti ve “Kulağa kulak ile kısas olundu” buyurdu. Ebu Cehil hayatta iken eşkıyanın teki idi. Hukuki ve insani sınırlar dahilinde hareket eden biri değildi. Bir davanın, fikriyatın, inanç sisteminin değil, eşkıyalığının mücadelesini veriyordu. Kendi menfaatine gördüğü her şeyi, aklına gelen her ama her şeyi yapmayı meşru görüyordu. Aynı şimdiki teröristler / eşkıyalar gibi… Abdullah ibn-i Mesud’a (r.a.) zulüm etmiş, onu tamamen eşkıyaca bir tavırla darp etmiş ve kulağını yırtıp kanatmıştı. Daha dün denilebilecek tarihe kadar, dünyanın bütün kültürlerinde askerin yeri farklı idi, eşkıyanın yeri farklı. Bütün kültürlerde eşkıyanın ölüsü ve dirisi aleme ibret edilirdi. Bu “demokrasi” denilen Yahudi uydurması çıkana ve alim cahil demeden herkese söz hakkı verip dünyanın düzenini alt üst edene kadar bu böyleydi… Devlet, eşkıyanın leşlerini türlü masraf edip helikopterlerle dağlardan toplayıp getirmek ve türlü emek harcayıp yakınlarına teslim etmek zorunda da değildir. Medeni bir devlet, eşkıya ile vakit kaybetmez, ezer geçer. Devlet askerine leş taşıtmaz. Devlet sağ ele geçirdiği eşkıyaları tedavi etmez. Hapishanelerine doldurarak, uzun yıllar boyunca milletin parası ile bunları beslemez. Bu insanlığa karşı işlenmiş dev bir suçtur. İstatistik çıkarılsın, kaç eşkıya hapis yattıktan sonra tekrar insana dönüşmüş?

Mehmet Fahri Sertkaya