Etiket arşivi: Hakan Fidan

Ülkemizi Ruslara satıyorlar.

CHPKK’li Engin Özkoç rahat durmuyor. PKK ile görüşüyor. Pervin Buldan’la ve Selahattin Demirtaş’la irtibatı oluyor. CHPKK lideri gizli Ermeni vatan haini Kemal Kılıçdaryan, terör ağları ile iletişimini gizli Yahudi/Ermeni karışık soydan gelen Engin Özkoç üzerinden de kuruyor. Özkoç’un Hakan Fidan’la da bağlantısı kuvvetli.

Şahsıma ve cemaatime karşı haince ortak planlar kuruyorlar. Hakan Fidan aktif bir şekilde bu planın içinde… Solomon Soysuz’un ise neler döndürülmek istendiği konusunda bilgisi var ama henüz tam aktif katılmadı. Planlar, şahsıma ve cemaatime zarar vermenin ötesinde, şu mücadeleye ve memlekete, millete büyük zararlar verecek mahiyette… En anlaşılır şekilde cümle kurmak gerekirse şu söylenir: Ülkemizi Ruslara satıyorlar.

Her yeri ve her kesi dikkatle takip ediyoruz. Resmi kimliklilere düşen vazifeler var. Onlar bu haince planlara müdahil olmayacaklarsa, anlaşılan o ki bizim çok sert bir müdahalemiz zaruri olacak. Bu da epeyi kişinin canını yakacağı gibi memlekette aniden bir kaos ortamı oluşturacak. Mesele değil, söz konusu vatansa, hainlerin canı çıksın.

Mehmet Fahri Sertkaya

Hakan Fidan, çetesinin mensuplarıyla bazı görüşmeler yaptı.

Bu süreç bu şekilde giderse, bu üçlü çete (Fidan-Soysuz-Akar) oyundan düşürülürse, ülkemiz içindeki Ermeni/Hristiyan çetesi ve dünya üzerindeki Ermeni/Hristiyan teşkilatı/ağı için çok kötü olacağını…

Bu güne kadar Tayyip’i bir şekilde bazı konularda oyalayabildiklerini ya da yönlendirebildiklerini ve bu gücü kaybetmek istemediklerini…

Şimdi kendi çetesi dağıtılırsa, kendi çetesinin ve milletler arası teşkilatının Tayyip’i kontrolde tutamayacağını ya da yönlendiremeyeceğini….

Tayyip üzerindeki nüfuzlarını tamamen kaybedeceklerini…

Ayrıca ülkemizde gizli Ermeni/Hristiyan çetesine mensup olmayan ama kendilerinin nüfuzunda olan farklı kesimlerin, grupların da kontrolünü kaybedeceklerini…

Bunun çok kötü olacağını ve bir yolunu bulup Tayyip’i mutlaka ellerinde tutmaları gerektiğini…

Bu mümkün olmazsa Tayyip’i oyundan düşürmeleri gerektiğini…

Bunu da milletler arası teşkilatlarını kullanarak yapmaları gerektiğini…

İlk etapta ülkeyi karıştırıp Tayyip’i çok zora düşürüp sonra da onu düze çıkartan, sıkıntılardan kurtaran ekip görüntüsü vermeyi…

Tayyip’i yurtdışı ticari bağlantılarıyla vurmaları gerektiğini…

Ellerinde ordu, jandarma, emniyet teşkilatı ve istihbarat teşkilatının bulunduğunu, bu vesileyle yapabileceklerinin sınırlı olmadığını ve çok ihtimalli planlar çalışmaları gerektiğini…

Konuştular…

Çanlar Hakan Fidan ve çetesi için çalıyor

Metafizik sahada cehennemi manzaralar oluşuyor. Dünya üzerinde Hakan Fidan’ı ve onun organize ettiği ihanet çetesini ve PKK’yi korumak için mücadele eden büyük bir kitle var.

Ülkemizde doğuda, güneydoğuda şeyh görünen gizli Ermeni ve Hristiyan büyücülerden…

Irak’ta ve İran’daki Şii din adamı görünen gizli Hristiyan büyücülerden…

Türkiye’deki gizli Ermeni/Hristiyan çetesinin yüksek sayıdaki büyücülerinden…

Bunlarla sıkı paslaşan Rusya’daki çok yüksek sayıdaki din adamı görünüşlü büyücülerden…

Bunların haricinde ABD, Almanya, Rusya, İngiltere, Fransa, İtalya, Avusturya, İspanya, İsviçre, Çin, Ermenistan ve İran’ın gizli servislerinin büyücüleri ve medyumlarından…

Söz konusu bu ülkelerde bulunup resmi kurumlara çalışmayan çok ama çok yüksek sayıdaki büyücülerden ve medyumlardan…

Eş zamanlı ve çok büyük metafizik saldırılar yapılıyor.

Karşılığı her defasında bir Osmanlı tokadı oldu, oluyor. Gerçekten bu defa kendilerini aşarak saldırıyorlar. Olağan üstü saldırılar oluyor. Birkaç gündür de oluyordu ama dün akşam Hakan Fidan’ı, Solomon Soysuz’u, Hulusi Akar’ı, Rus-Ermeni-Hristiyan bağlantılarını, oyun içinde nasıl oyunlar kurulduğunu, Tayyip’i nasıl oyuna getirdiklerini fark ettiren sadece birkaç cümle yazmam ve ifşa etmemden sonra adeta kudurdular.

Bir “varlıkta kalma ya da yok olma” savaşına çevirdiler. Anlaşılan o ki onlar da bu krizi aşamazlarsa varlıkta kalamayacaklarını, her manada yeni bir dünya kurulacağını, maddi gücün de siyasi gücün de bir anda el değiştiriceğini iyice biliyorlar.

Geceden bu yana gerçekten çok büyük üç saldırı oldu. Üçü de birbirinden şiddetliydi. Öyle anlar oldu ki bir saat içerisinde onlarca kat trilyon cin kabilesi yok etmek zorunda kaldığımız zamanlar oldu. Bu, bu sahanın içinde çok yüksek tecrübeye sahip kişlere söylense, ilk anda inanamayacağı bir şey… Lakin şimdi söz konusu yüksek tecrübeli kişilerden hangisine sorulsa, bu yazdıklarımı hemen doğrularlar.

Evet, gerçekten çok iyi organize oldular, çok mücadele ettiler, ortalığı yıktıklarını zan ettiler ama Osmanlı tokatlarını yiye yiye öldüler, ağır yaralandılar, dağıldılar. Ve bizde hiç zarar ziyan yok.

“Bu Tayyip’in aklı mı yok, ne yaptı bu adam böyle”

Türkiye’de neler döndüğünü, siyasi sahnede esen rüzgarları doğru yorumlayamayan çok kişiler ve kurumlar var dünya üzerinde… İstihbarat eksikliğinden dolayı doğru yorumlayamıyorlar. O da şu… Tayyip, etrafındaki pek çok kişi tarafından kandırılıyor, yönlendiriliyor ve pasifize ediliyor.


En başta Solomon Soysuz her seferinde Tayyip’e oyun içinde oyun kuruyor. Tayyip’in kendisine verdiği talimatları hakkıyla, tamamiyle ve iyi niyetle yerine getirmiyor. O kısımlarda hep oyun içine oyun giriyor. Soysuz, Tayyip’in yüzüne gülüyor, çok mert duruyormuş görüntüsü oynuyor, ara ara “İyi da abi, öyle söylüyorsun da öyle yaparsak şöyle kötü olmaz mı” şeklinde endişelerini de bildiriyor. Sonra Tayyip’in talimatlarına uyuyormuş gibi görünüyor ama alttan alttan her seferinde kuyu kazıyor.


Bunu MİT’in başındaki Hakan Fidan da yapıyor. Hakan, Ermeni/Hristiyan kökenli ve kim ne derse desin kökenleri, bağlantıları, tavırlarını/kararlarını etkiliyor. Hakan Fidan Türkiye’deki gizli Ermeni çetesiyle ve bu çetenin milletler arası bağlantılarıyla yakın duruyor. Gönlü hep onlardan yana…


Bir diğeri de Hulusi Akar… Hulusi Akar’ın da Tayyip’in tam olarak bilmediği ve nüfuz edemediği bağlantıları var. Hulusi kesinlikle Tayyip’e dost değil ve sinsi oyunlarla ona hep ayak bağı oluyor.

Bu üç kişi hakkında da kaç kere ikaz edici yazılar yazdım. Bütün dünya okudu, anladı. En çok da Soysuz hakkında Tayyip’i ikaz ettim. Her seferinde Tayyip, yaptığım bu hamleleri aralarında fitne çıkartmak istediğime yordu. Aslında bazı zamanlarda hakikati anladı, hak verdi, bir şeyler de yapmak istedi. Lakin benim dediğimi yapmış bir Tayyip görüntüsü oluşacak diye, böyle bir şey nefsine çok ama çok ağır geliyor diye, farkında olarak hatalar yaptı. İşte bu gün Tayyip çok köşeye sıkıştı. Artık ne yana hamle yaparsa yapsın, başına felaketler gelecek. Fark şu ki doğru safı seçtiğinde başına nispeten daha az felaketler gelecek. Bunu da çok iyi biliyor. Lakin bu işleri buraya farkında olarak getirdi. Bir gün bu manzaranın yaşanacağı kesindi.

Ben ona “Kabineyi değiştir” dediğimde ve sahayı buna kolayca hazırladığımda nefsi tavırlar yapmak yerine, o dengeleri gözetip dediğimi yapsaydı, şu anda şu bitik ve çok fena köşeye sıkışmış halde olmak yerine dünyanın en etkili siyasi liderleri sıralamasında üçüncü sırada olacaktı. Şu anda bambaşka bir Türkiye olacaktı. Hırs, hased, inat ve benzeri nefsi tavırları, aklının ve mantığının önüne geçti ve her şeyi berbat etti. Bu süreçler boyunca etrafında bulunup da kendisine doğruları söyleyenler oldu, onları da dinlemedi.

Şimdi bir kez daha dünyanın her tarafından herkes şaşkına döndü. “Bu Tayyip’in aklı mı yok, ne yaptı bu adam böyle” deyip durdular. Bu Tayyip bu günleri çok önceden hazırlamaya başlamıştı, bu günlerin geleceği belliydi. Üst üste yapılan bunca hatanın sonu elbette böyle olacaktı. Etrafındaki o lüzumsuzlarla yoluna devam etmek istedikçe neler olacağı da belli: kısa sürede bir şekilde yok olacak…

Mehmet Fahri Sertkaya

Ben size Mehmet Şevket Eygi’nin gerçek yüzünü de anlatayım.

Bir müddet daha anlatmayacaktım ama az önce düşündüm, onun da yaşı çok ileri, öte tarafa geçmeden önce bu yazdıklarım yüzüne çarpılsın, karşılık verebiliyorsa, versin.

Ben yazayım, zaten buraları senelerdir takip eden Eygi’ye bir de siz yazdıklarımı aktarın ve kendisine sorun. Yazdıklarımı yalanlarsa, benimle bir telefon görüşmesi yapmasını isteyin. Saniyesini bile kesmeden paylaşalım ve tarihe not düşülmüş olsun. Gerçek yüzü de iyice gözler önüne serilsin.

Eygi’nin bu dava ile bir bağı yok. Eygi, gençlik yıllarından beri MİT personeli… Eygi gibi MİT’e çalışanlardan biri olan Mısıroğlu, 15.12.2018 tarihinde kayıt edilmiş şu videosunda;

“MİT’e çalışmak kötü bir şey değildir. Neredeyse vatan millet mevzusu diyerek ben de çalışacaktım” diyerek Eygi’yi temize çıkartmaya çalışıyor. Eygi’nin MİT personeli olduğunu inkara yol bulamayınca, böyle bir aldatmaca yapıyor. Oysa MİT denilen kurumu, MAH yani Milli Amele Hizmet’ten MİT yani Milli İstihbarat Teşkilatı haline getiren CIA’dır, Siyonizmdir. O günden bu güne MİT, Türk milletine ve devletine değil, içimizdeki İsrail’e, Masonluğa, Siyonizme, Ankebut Ağı’na hizmet etti, halen de bunlara hizmet ediyor. O günden bu güne MİT’in başına gerçek Türk ve Müslüman olanların geçmesine izin verilmedi. Sadece başına değil, üst makamlarına da izin verilmedi. Böyle bir MİT, hiçbir zaman gerçek Türklerle ve Müslümanlarla uzun süreli çalışmadı. An itibari ile bile MİT’in başında, İsrail ile danışıklı dövüştürtülerek bir hiç iken kahramanlaştırılan gizli Ermeni ve gizli Hristiyan Hakan Fidan var.

Okur yazar olanlar arasında MİT’in bu gerçek yüzünü bilmeyen hiç kimse yok ama Eygi kadar münafık ve hain olan Mısıroğlu, son çare olarak, okur yazar olan kimsenin yemeyeceği bir gol atmaya çalıştı o gün o cumartesi sohbetinde…

MİT’i kurarken CIA’nın en öncelikli hedeflerinde biri, Türkiye’nin de Sovyetlerden gelen Komünizm fırtınasına kapılmasına mani olmaktı. Bu hedef çerçesinde Türkiye’de gerçek yüzü gizlenerek neler neler çevrildi. Münafık Kadir’in videoda bahsettiği Alparslan Türkeş kod adlı şahıs da çevrilen dolaplardan biriydi. Türkiye’de derhal güçlü bir antikomünist mücadele verilmesi için Pentagon’da hususi eğitime tabi tutulmuş ve CIA güdümünde mücadele vermiş bir gizli Yahudiydi. Zaten bütün Türkiye’ye duyurduğum halde ve Mısıroğlu’na da onlarca kere sorulduğu halde, bir türlü çıkıp da Türkeş’in bu gerçek yüzünü anlatmadı. Yakın tarihin bu kritik temel taşını, antikomünist mücadele için Türkiye’de kimlerin nasıl kimliklere büründüğünü, başka bir hedef için kurulmuş görünse de nasıl teşkilatlar, cemaatler, dernekler kurduğunu anlatmadı. Anlatamazdı, çünkü Kadir de aynı yere ömrünün sonuna kadar hizmet etti. Aynı sistem içinde kullanıldı.

Bu kısımlara on senedir temas ediyorum. Detaylarına önceki yazılarımdan bakabilirsiniz. İşte Eygi’yi MİT personeli yaparlarken hedefleri de İslamcıların arasından sağlıklı ve hızlı bilgi almak, onları mümkün mertebe yönlendirmek ve onların antikomünist duruşunu güçlendirmekti. İslamcıları ve bazı bozuk tarikat ve cemaatleri, Komünizme karşı mücadelede kendi istedikleri ayarda tutabilmekti. Eygi, hayatı boyunca bundan başka bir şey olmadı. Bu gibi art niyetli ve haince projelerde kullanılan basit bir piyon olmaktan başka bir şey olmadı.

Adı Arzu…

Eygi’nin MİT ile kontağı, Arzu isminde bir kadındı. Bu kadın da Müslüman ya da vatansever falan değildi. Tesettürlü de değildi. Eygi ile nikahı falan da yoktu ama çok uzun süre gayr-i meşru cinsi münasebet de yaşadılar. Bu kadın yer yer Eygi’ye yakın durabilmek için tesettüre uygun kıyafetler de giyerdi. Çoktan öldü, gitti. Eygi’nin evlenmemesinin asıl sebepleri de bunlar…

1- Hain bir ajan olması ve sürekli risk altında olması, evlenip yuva kurmasını çok güç hale getiriyordu. Zaten işler sarpa sarınca bir ara yurt dışına da kaçmak zorunda kaldı.

2- Zaten Müslüman olmadığından, gayr-i meşru ilişkiden kaçınmaması ve nikaha/evliliğe ihtiyaç duymaması

Bu hususta hemen sözü Said-i Nursi’ye getirip onun da evlenmemiş olduğuna vurgu yaparlar ve Eygi’yi savunurlar. Halbuki Said-i Nursi de gizli Hıristiyan, gizli ajandı ve ruhban sınıfındandı. Bu sebeplerle evlenmedi. Zaten Eygi’nin en çok açık verdiği konulardan biri de Said-i Nursi konusuydu. Meydana çıkmış binbir türlü somut gerçeğe/ispata rağmen ve bir yandan da kendisi o kadar ihlaslı, mert bir mü’min rolünde görünmesine rağmen, Nursi’yi inatla savundu. Savunmaya yol bulamadığı halde ısrarla savundu ve Nursi gerçeklerini ben daha fazla duyurdukça o çok rahatsız olup karşı yazılar dahi yazıdı. Böyle yapmak zorundaydı, çünkü Said de antikomünist mücadele için kullanılan basit bir piyondan başka bir şey değildi. Bomboş, ilimsiz, kopyacı, tekrarcı, samimiyetsiz, münafık bir haindi… Tıpkı, Eygi gibi… İkisi de aynı yere ve aynı hedefe çalışıyorken, Eygi, Said’e nasıl vursun?

3- Arzu’nun varlığı da zaten Eygi’nin gerçek bir yuva kurmasının önünde büyük engel teşkil ediyordu.

Haydi, hemen bu yazdıklarımı sorun Eygi’ye… Telefonum 0554 360 56 66… Zaten biliyor kim olduğumu ve bana bir dakika içinde nasıl, nereden ulaşabileceğini. Bu Telegram grubunu da takip ediyor uzun süredir.

Telegram üzerinden hemen bir sesli görüşme yapıp kayıt edip paylaşalım. Daha yüzüne çarpacağım çok ihanetleri, adilikleri var. Müslümanları küfre götüren Nazım Kıbrısi gibi apaçık bir sapık ve şarlatanı, Allah’ın dinini, ayetlerini, tasavvufu, Allah dostlarını alet ederek müdafaa edebilmesi ama buna rağmen bir de sık sık yazılarında “Üzülüyorum. Ehl-i sünnet yıkılıyor. Tasavvufun içi boşaltılıyor” demesi de bundan, münafıklığından…

Nazım Kıbrısi de hem MİT’e hem de İngiliz gizli servislerine çalışan bir haindi. MİT’e diyorsam, anlaşılmıştır, MİT içindeki gizli Yahudi ve gizli Ermeni hainlere… Nazım’ın sözde tasavvuf anlayışı da gözler önünde. Binbir türlü somut, tartışmayı bitiren sapıklık ispatlarına rağmen ısrarla Allah’ın veli kulu ve mürşid-i kamil ilan ettikleri Nazım şarlatanının sözde müritlerinin halleri tartışmaya mahal bırakmayacak kesinlikte gözler önünde. Allah’ın ayetlerini bile sazla, defle okuyup tepinip duruyorlar. Kadın erkek aynı mekanlarda tepinip adına zikir diyorlar. Bir kısmı değil, hepsi bu halde… Mevzuyu şimdi duyan ve Nazım kimmiş, peşinden gidenler nasılmış bilmeyen biri bile açar Youtube’dan Nazım Kıbrısiye ve peşinden giden sözde mutasavvıflara dair videoları ve mevzuyu en geç bir saatte kesinleştirir ve hepsine lanet edip geçer. Ya bu Eygi, ya bu Mısıroğlu ve benzerleri? Bunlar, bu kadar sene neyi tartıştılar/tartışıyorlar? Bu kadarı, aldanarak yapılabilir mi? Avanak uyutturklarını mı zan ediyorlar bu gibi münafıklar? Bu davanın sahipsiz olduğunu mu zan ediyorlar? Bu milleti toptan ahmak mı zan ediyorlar? Şu Kadir’in ardından yazdığı köşe yazısında, onun hakkında “Ehl-i sünnet üzere idi” diyebilmesi bile sahtekarın, münafığın teki olduğunu somut surette ispat eden delillerden biri… Münafığın teki olmasa, senelerdir ispatları ile gözler önüne serdiğim sarsıcı Kadir Mısıroğlu gerçeklerini hiç vakit kaybetmeden yazar, insanları BOP’çuluktan, Kadir’in küfre düşüren kitaplarından, kasten aldatıcılık ve ihanet sergildiği cumartesi sohbetlerinden uzak tutardı. Mü’min bir kalp, tehdit altında kalacağını hatta katledilceğini bilse bile bunu yapardı.

Allah, bütün münafıklara lanet etsin ki etmiş de zaten.

Mehmet Fahri Sertkaya

Tökezlediler

Biraz kontrolde tutalım dedik, fazla bastırmadık ama yine de kaos çıkartamadılar. Acınası hallerdeler…

Tayyip aldı başını gitti uzaklara… Zaten ne yapacağını bilemez hale gelmişti, krizlere girmişti, az kaldı hastahanelik oluyordu. Bir ara toparlanıp gayrete gelmişti ama sahadaki adamlarını da toparlayamadı. Onlar da darmadağın halde…

Herkes, ifşa olduklarını, bütün gizli kimliklerinin ve bağlantılarının meydana çıktığını, bütün planlarının öncesinden herkese duyurulduğunu düşünüyor/biliyor. Adalet sistemi içindeki adamları bile iyice korktular, geri durmak istiyorlar, talimatları ya yerine getirmiyorlar ya da ağırdan alıyorlar. Geleceklerini iyi görmüyorlar. Diğer bütün sahalardaki adamları da aynı halde, toptan çözüleceklerini, ele geçeceklerini, yargılanacaklarını kabullendiler. Korkuyorlar…

O kadar gürültü çıkartıp da sonra karşımızda krize girerek Suriye’ye askeri müdahale yapma planlarından/ihanetlerinden bile geri dönmeleri zaten ağın mensupları arasında sarsıcı bir tesire/çözülmeye sebep olmuştu. Şimdi ise sistemin en başındaki adamlardan biri olan İbrahim Kalın da çok kötü halde. Hulusi Akar tedirgin, öfkeli… Ordu içindeki yüksek rütbeli çift kimlikli hain adamları da kötü halde. Kendilerine çalışan Emniyet müdürleri de moralsiz ve isteksiz. Herkesin takip edildiğini, izlendiğini, dinlendiğini kabullendiler. Bu, onları çok sarsıyor. İçişleri Bakanı Solomon Soysuz ise en fena halde olanlardan biri… Hakan Fidan ise çoktan önünü göremeyip kendini bir şekilde kurtarma derdine düşmüştü. Danışıklı dövüştükleri CHPKK’liler de çok ifşa oldular. Önce umursamaz tavırlar sergilemek istediler, kendilerinin farkla güçlü olan taraf olduğu havasındalardı ama şimdi onlar da krizdeler. Bu güne kadar güç buldukları, paslaştıkları pek çok devletin hükumetlerini bile krizlere soktuk ve bizden uzak durmak, bize bulaşmamak istiyorlar ki CHPKK’liler aslında mevzumuz bile değiller.

Memleket içinden ve dışından çok yüksek sayıda grubun, kesimin yayınlarımızı dikkatle takip edip duruşlarını buna göre belirlediklerini de gördüler.

Biz bunu, baştan gücümüzü bir daha gösterelim diye yaptık, elimizdeki gücün yüzde onunu bile kullanmadık. Gerçekten de kaos çıkartmalarına izin verdik, istiyorduk, bekliyorduk ama sadece işlerini zorlaştırıp “Biz buradayız” mesajı vermek istedik. O kadar çürüdüler, bozuldular ve korkaklar ki yine de kaos çıkartamadılar.

Bütün bunlara rağmen o kaos bir şekilde çıkacak. ABD, İsrail ve müttefikleri, kaybedeceklerini bile bile, çılgınca bir tavırla 3. dünya savaşını çıkartacaklar ve bu içimizdeki adamları da kaybedeceklerini bile bile, çılgınca bir tavırla kaos çıkartacaklar. Çünkü çaresizler, başka seçenecekleri yok, batıyorlar, yıkılıyorlar ve zaman bizim değil onların aleyhine işliyor.

Mehmet Fahri Sertkaya

NASA’nın Türkiye’de gizli bir birimi (NGB) var.

Sabetaycı gizli Yahudi ve Mason olan Haktan Akdoğan’ın İzmir’deki bu UFO hadisesine dair yorumları, hemen her mevzuda olduğu gibi, büyük oranda isabetsiz. İzmir’de ele geçen uzaylı, süper teknoloji ürünü bir insansı robot değildi. Tek de değildi.

İki kişilerdi. Ufak bir UFO’ları vardı. Kötü niyetli ve saldırgan değillerdi. Kaza yapmadılar, vuruldular. Dostane şekilde sadece incelemeler yapıyorlardı. Bunlar, hususiyle Türkiye’ye ilgi duyan uzaylı insanlardandı. Türkiye’ye olan ilgilerinin sebebi, bu insan türünün de tıpkı bizler ve Merihliler gibi Müslüman olmasıydı.

Düşük hızda uçarak incelemeler yaptıkları bir anda, hiç beklemedikleri şekilde saldırıya uğradılar. Ordumuza ait çok özel bir İHA, bu küçükçe UFO’ya lazer ışını gönderdi ve hem patlama yaşanmasına hem de düşmesine sebep oldu.

2014 yılındaki o habere çok inanmayın. Lazer silahları onlarca senedir var ve kullanılıyor. ABD, Güney Afrika Cumhuriyeti’ne bile bu lazer silahlarından vermişti ve onlar da bir UFO’yu vurup içindekileri ele geçirmişti. Yaşananlara ve elde ettikleri UFO enkazı ile uzaylı insanlara dair tuttukları resmi evraklar da basına sızmıştı.

7 Mart 1989…
Lazer silahlarına sahip olan Güney Afrika Cumhuriyeti Hava Kuvvetleri, Kalahari çölünde bir UFO’yu vurup düşürdü: http://urlkisaltma.com/8llTM

9 Kasım 2015…

Güney Afrika’nın Cape Town şehrinde oluşan tuhaf bulutlar kayda alındı ve kısa sürede sosyal medya üzerinden dünyanın tartıştığı bir konu oldu. Dünyanın çok sayıda ülkesinde haber kuruluşlarında haber de oldu.

Büyük UFO’ların, dünyayı incelemek isterken, ellerindeki yüksek teknoloji ile etraflarında yapay bulutlar oluşturabildiği biliniyor. Bilinen tarihte, böyle bir vak’a ilk defa, Çanakkale savaşında Norfolk taburunu bulutların(!) yutması sırasında görüldü.

Norfolk taburunu yutup da çok zor bir zamanda biz Müslüman Türklere yardım edenler bulut değil, tıpkı bunlar gibi UFO’lardı. Bir istisna olarak, Müslüman uzaylıların dünyamızın olaylarına müdahale etmesine kısıtlı bir izin verilmişti. Bkz: http://urlkisaltma.com/1Tbhz

İzmir’deki söz konusu uzaylı hadisesine müdahale edenler 11 ya da 12 kişilerdi.

Bunlardan dördü Jandarma kimliklerine sahipti, diğerleri polis kimliklerine… Hepsinin kimliği gerçekti. Gerçekten Jandarma’da ve Emniyet’te kayıtları vardı. Lakin hepsinin hem Jandarma’da hem de Emniyet’te kayıtları/kimlikleri vardı. Ellerindeki bu gerçek kimliklerde gerçek resimleri vardı. Lakin isimleri Jandarma kimliklerinde Ahmet ise, Polis kimliklerinde Mehmet ya da başka bir şey olarak geçiyordu. İki teşkilatın da resmen var olan adamları olan bu kadro, aslında MİT’in, MİT üzerinden CIA ve NASA’nın adamlarıydı.

Üç araçla olay yerine geldiler. Birinci araç, başka bir hadisede çekilmiş olan bu fotoğrafta gördüğünüz ile aynı marka ve model olan ve aynı böyle renk, şerit ve özelliklerde olan sahte bir Jandarma aracıydı…

İkinci araç, aynı marka ve modelde olup tamamen siyah renkteydi. Üçüncü araç ise Jandarma ve Emniyet teşkilatında da kullanılan çift kabinli bir pikaptı.

Sadece 20 dk sonra

Bahçelerinde “tıpkı insan gibi” diyerek tanımladıkları ve bacağından bir şey akan, korkmuş, ne yapacağını bilemez halde bir acayip canlı gören… Uzaylı olduğunu düşündükleri bu canlıyı polise bildirmeye teşebbüs eden bu insanların ifadesine göre, Jandarma zan ettikleri ekip oraya 20 dakikada ulaştı.

Aralarından biri, bu şahitlerin tam olarak izah edemediği bir şeyi üzerine giydi (Sadece bir çelik yelek de olabilir, özel bir kıyafet de olabilir). Yanındakilerin silahlarını doldurmasını istedi ve korku, panik, şaşkınlık duymadan, sanki böyle bir canlıyı daha önce de görmüş ve yakalamış gibi tavırlarla gitti, yakaladı. Gayet sakin tavırlarla, yakaladığı uzaylı insanı araçlardan çift kabinli pikaba koydu ve “Bir şey yok, merak etmeyin. Biz size haber vereceğiz” deyip gittiler. Bir daha kimse bu insanları aramadı, bilgi de vermedi.

O uzaylı insanın üzerinden aşağı akan şey kandı. Onların kanı gri renkte olduğu ve vakit de gece olduğu için, şahitler yorumlamakta zorlanıyordu. Bu yaralının diğer arkadaşı ağır yaralıydı. Düştükleri yerden kalkamamıştı. O ise yaralı hali ile yerleşimin bulunduğu yere geldi. Muhtemelen yardım isteyecekti ama köpekler etrafını çevirdi. İhtiyar ev sahibi de çıkıp silahını ona çevirdi.

Oraya gelip onu alanlar NGB’dendi. UFO’larını da NGB düşürmüştü ve 11-12 kişi değillerdi. Ekibin geri kalanı (ki 8-10 kişi daha vardı) UFO’nun düştüğü yeri bir an önce bulmak telaşındaydı. Bu ekibin oraya 20 dakikada gelip bu kadar korkusuz, şaşırmamış ve kararlı tavırlarla müdahale etmesinin sebebi buydu…

ABD’de, dünyanın pekçok ülkesinde ve Türkiye’de, uzaylıları ve UFO’ları ve tuhaf buldukları bütün hadiseleri (mesela obrukları) araştıran bir gizli teşkilat var. Evet, bu, tek bir teşkilat ama pek çok ülkede gizlice teşkilatlanmış. NASA bu sistemi yönetmek için CIA’yı kullanıyor. CIA da bu sistemin Türkiye ayağını yönetmek için MİT’i kullanıyor. NASA’nın Türkiye’deki bu gizli birimini (NGB’yi) şu anda Hakan Fidan, Tayyip Erdoğan, Hulusi Akar bile bilmiyor.

Yaralı yakalanan ile UFO’nun düştüğü yerde ölü ele geçirilen iki uzaylı insan, en kısa sürede ABD’ye götürüldü. Ceset bozulmadan üzerinde her türlü inceleme yapıldı. Yaralı kurtulanın üzerinde de incelemeler, deneyler yapıldı.

Kaza yapmış UFO ise daha sonradan, dikkat çekmeden ABD’ye götürüldü. UFO, önce NGB’nin Türkiye’deki güvenli bir mekanına götürüldü. Paketlendi, sarıldı ve sonra ABD Hava Kuvvetllerine ait bir A400 askeri nakliye uçağına konularak ABD’nin meşhur 51. Bölge isimli üssüne götürüldü. A400 Türkiye’ye sanki başka bir şey için gelmiş gibi gösterildi.

NGB yaklaşık 40 yıldır gizlice Türkiye’de faaliyette… Bu güne kadar Türkiye’de en az on uzaylının ele geçirildiği ve ABD’ye götürüldüğü biliniyor.

NGB sistemi içinde TSK içindeki hain bir ekip de var. TSK’daki NGB ekibi, MİT’teki yöneticinin emrinde. NGB’nin en üst yöneticisi bir MİT personeli… MİT’te müsteşarlar gelip geçiyor ama daha alt kademede olan bazı insanlar ilerleyen yaşlarına kadar MİT’te o konumda tutuluyor. İşte bunlardan biri NGB’nin şefi ve bu kişi de gizli Yahudi.

YİT, dönen dolapları çok daha ayrıntılı surette biliyor. İsimleri de bağlantıları da sahada kullandıkları personeli de bu personellerin hangi işlere burnunu soktuğunu da biliyoruz ve operasyonlarımızı tamamlayana kadar bu kısımları buradan elbette yayınlamayacağız.

Ankebut Ağı’nın bu birimini de imha edeceğiz.

Mehmet Fahri Sertkaya