Etiket arşivi: Gizli Ermeniler

Teyakkuz halinde olacağız

Kısa süre içerisinde dünya üzerinde pek çok hususta dengeler değişebileceği gibi, Türkiye içinde ve çevresinde de pek çok denge değişebilir. Sınırlarımızdaki ülkelerle ve bunların kontrol ettiği ya da göz yumduğu terör örgütleriyle aramızda çok ciddi sorunlar hatta bir anda askeri çatışmalar yaşanabilir. Bütün bölge savaş alanına dönebilir. Kısa süre sonrasında bu savaş bütün Avrupayı da sarabilir.

Türkiye olarak, İranla, Irakla, Suriyeyle ayrı ayrı ya da bunların üçüyle aynı anda askeri çatışmalar yaşanması ihtimaline de hazır olacağız. Ayrıca, lüzumu halinde İstanbul ve Çanakkale boğazlarını Batı/NATO cephesinin askeri unsurlarına tamamen kapatacağız. Buna ve bunu yaptığımızda peşi sıra gelişecek risklere/hadiselere karşı hep hazırlıklı olacağız.

Türkiye içinde, hususiyle büyük şehirlerle, sınırlardaki şehirlerimizde peş peşe ve sarsıcı terör saldırıları yapılması ihtimaline karşı hazırlıklı olacağız. Böyle saldırılar yapılırsa, cumhuriyet tarihinde ilk defa bu terör saldırılarının peşini/izini hakikaten sürerek CHPKK’ye, HDPKK’ye, MHPKK’ye, AKPKK’ye ve İsrail ile batılı ülkelere kadar götüreceğiz. Ülke içinde kim alınması gerekiyorsa, makamına ve rütbesine bakılmadan hemen toplayıp alacağız. Ülke dışında, hangi terör destekçisi ülkeye misilleme yapmamız gerekiyorsa, hiç zaman kaybetmeden yapacağız.

Türkiye içindeki ABD ve NATO üslerine karşı teyakkuz halinde olacağız ve lüzumu halinde buraları kuşatıp içlerindeki personelleri tutuklayacağız. Elçilik ve konsolosluk vazifelerinin haricinde, Türkiye’de adeta işgal valisi tavırlarıyla hareket eden, sürekli iç işlerimize karşısan, sürekli terör örgütleriyle paslaşan, sürekli ülke içindeki kripto kimlikli hainlerle ve bunların sözde siyasi partileriyle ve sözde vekilleriyle paslaşan, her gün ve her dakika Türkiye’ye zarar veren ve suçlar işleyen sözde diplomatik temsilcileri de toplayıp alacağız. Bunların kara para ve terör üsleri haline gelmiş sözde elçilik ve konsolosluk binalarını da kapatacağız. Öncelikle ABD, İsrail, Almanya, İngiltere, Fransa gibi terör ve kara para ülkelerinin, Türkiye’deki sözde diplomatik temsilcilerine ve temsilciliklerine bunu yapacağız.

Bunlar yaşanıyorken, Türkiye’de iktidarı sadece resmen elinde tutan resmi yetkililerin, devletin/hukukun işlerleğini en ufak bir şekilde bile olsa durdurmaya dönük hamleleri olursa, işte o kısımda volkan gibi, atom bombası gibi patlayacağız ve milli güvenliğimizi tehdit altında görerek idari kadroyu bütünüyle al aşağı edeceğiz. Ordumuz hain subay kadrosunu da toplayıp alacağız .Türkiye’deki önde gelen mason kişileri de aynı anlarda toplayıp alacağız. Bütün bu hain kadrolara kulluk eden hukuki/adli yetkilileri de toplayıp, onları herkesten önce asacağız.

Duruşumuz çok net, çok kesin, çok keskin… Hukukun gereği ne ise, milli güvenliği korumanın gereği ne ise, devletin ve vatanın bekasını sağlamanın gereği ne ise, onların hepsi, hiçbir tereddüt yaşanmadan yerine getirilecek. Suçlu ve hain her kimse ve her neredeyse gerekli müdahaleler yapılacak.

Türkiye, batı dünyasının, ABD’nin, İsrail’in ya da NATO’nun ne sömürgesidir, ne ucuz askeridir. Ne de kara para merkezlerinden biridir. Türkiye artık hür bir devlettir, NATO üyesi de değildir, yüzü batıya dönük de değildir, daha fazla sömürülmeyecektir ve milletinin can, mal, ırz, din, fikir, vicdan hürriyetlerini koruyan bir hukuk devletidir. Bu hürriyetleri ve emniyetleri tehdit eden iç ve dış suçlu/düşman unsurlar, hür bir hukuk devletinden beklenen karşılıkları görecekler.

Öyle görünüyor ki, hala batı dünyasına kulluk etmekte ve Türk milletine/devletine ihanetler etmekte ısrar eden siyasetteki, bürokrasideki, ordudaki, iş dünyasındaki, adalet sistemindeki, kolluk kuvvetleri içindeki gizli Ermeni çeteleri ve bunlara bağlı diğer silahlı çeteler, kısa sürede tarihe gömülecekler. Bunlar yaşanırken, hakikatler göz önüne çıkarken, onlarca yıldır bu ülkede terörün, göz yaşının, zulmün, sömürünün, acıların neden son bulmadığını, bütün vatandaşlarımız en açık şekilde görmüş, anlamış olacaklar.

Ümit ederim ki İran, Irak ve Suriye gibi komşu ülkeler, batı dünyasının, insanlık düşmanlarının, kara paracıların, sömürgecilerin, katliamcıların beleş askeri olmak yerine, onurlu bir duruş sergileyen ülkeler olmayı tercih ederler ve iç dinamikleri de başlarındaki idarecileri bu yöne sevk ederler. Aksi takdirde, karşımızda, bu hatalarının ceremesini topluca ve çok ağır şekilde onlar da çekerler.

Bıçak kemiğe dayanmadı, iliğe saplandı… Artık yeter.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Tayyip’in yüzlerce milyar dolarlarına da çökecekler

Mehmet Ağar’a da çökecekler. Soysuz’a da çökecekler. Dünyanın dört bir yanındaki çok yüksek sayıda kişiye ve mafyaya çökecekler. Herkesin paralarına çökecekler. Ankebut Ağını ve bu ağa bağlı ülkelerden en çok da batı ülkelerini ayakta tutmaya çabalayacaklar. İtiraz edeni, vermeyeni, oyalayanı, başka çareler deneyeni devirecekler, ezecekler, çapraz ateşlere alacaklar. Göstere göstere sıktıracaklar. Fail-i meçhul cinayetler, şüpheli ölümler artacak. İntihar, kalp krizi ve korona gibi gösterilen ölümler de artacak. Sahada taraflar arasında çatışmalar çok artacak. Basında, medyada, sosyal medyada çok değişik, çok sarsıcı haberler yapılacak. Sorun çıkartanlar basın/medya yoluyla ve hukuk yoluyla da alaşağı edilecek. Hem o gizli Ermeni ve kara paracı MİT piyonu Abdullah Çatlı’nın da yaşadığı konuşuluyor, bu işlerde uzmanlığı var, belki onu da sahada kullanırlar. Ya da bu süre zarfında kendi gibi kişiler yetiştirmiştir, onları da kullanırlar. Öyle şeyler yaşanacak ki Susurluk, bu yaşanacakların yanında gölgesi kadar kalamaz.

Bu arada kimsenin mason olduğuna, satanist olduğuna, yahudi olduğuna, bunca zamandır Ankebut Ağına faydalar sağladığına da bakmayacaklar. Sorunlar çıkartıyor diye yahudi ve 33. derecede mason olan Üzeyir Garih’i bile vurdular, attılar… Şimdi ise o zamanlardan bin beter haldeler, çökmemek ve yok olmamak için akıllarına gelen her şeyi yapmayı meşru görürler.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

İşte biz onları tanımıyoruz

ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü “Panik yapmayın. Türkiye hala NATO ülkesidir. Rusya-Ukrayna krizinde bizim çizdiğimiz çizginin dışına çıkmadı, çıkamaz. Mfs’yi, vatanseverleri fazla dikkate almayın. Türkiye peşimizden bizi tasdik eden hamleler yapıyor, imzalar da atıyor.” demiş olabilir, sözü de uzatmış olabilir. Lakin hep ifade ettiğim gibi biz, o imzaları atanları da o imzaları da evrakları da tanımıyoruz. Çünkü imzaları atanlar, o makamlara gelmek ve o vazifeyi ifa etmek için baştan beri gerekli olan resmi evraklara ve yeterliliğe sahip olmayan… Ayrıca baştan beri ABD, Avrupa ülkeleri ve İsrail’in kanunsuz müdahaleleri ile iktidara getirilip orada tutulan… Her gün, her saat Türkiye’ye ihanet etmiş ve hala ihanet etmeye devam eden kişiler. Bunun anlaşılamayan nesi var? Son zamanlarda ve son gündem konularında atılan resmi imzalar ve alınan kararlar bir yana, çok eskiden beri atılan hiçbir imzanın bizi bağlayan bir yanı yok. Bu hususu kaç defa daha anlatmam lazım?

Türkiye’nin resmen NATO üyesi olmasını sağlayan/onaylayan ve Türk tarafından atılan ilk imzalar bile, vatan hainleri tarafından atıldı. Türkiye adına o imzaları atanlar da Türk değillerdi. Masonlardı, gizli Yahudilerdi, gizli Ermenilerdi. ABD’ye, İngiltere’ye ve Ankebut Ağına çalışan kişilerdi. Ömürleri boyunca Türkiye’ye ihanet etmiş kişilerdi.

Acaba Ned Price biyonik robot olduğu için, yapay zeka sistemiyle çalıştığı için mi bu apaçık hakikati göremiyor yoksa içinde İngiltere merkezli grilere çalışan bir gri uzaylı olduğu için bu hakikati görmek mi istemiyor? Gerçek Ned Price da satanistlikten, kötülükten, adilikten ötürü aklını kısmen yitirmiş, dengesiz tavırları/çıkışları olan lüzumsuzun tekiydi. Onun yerine geçen biyonik robot, gerçeğine bu kadar sadık kalarak hareket etmek zorunda mı? Zaman zaman, gerçek Ned Price’ın yapamadığı şeyi yaparak, mantıklı, gerçekçi ve dikkate alınır tavırlar sergileyemez mi?

Göremiyor ya da görmek istemiyor ya da neyse ne… Kendi problemleri, bunlar bizi alakadar etmiyor. Sözü tekrar edecek ve uzatacak değiliz. Ta-nı-mı-yo-ruz…

Biz aslanlar gibi burada, vatanımızdayız. Haydi onları görelim, onlara çalışan Türkiye’deki vatan hainlerini görelim, biyonik robotları görelim, mason tarikatının mensuplarını görelim… Bize rağmen Türkiye’yi nasıl NATO üyesi gibi hareket ettirebiliyorlarmış, hep beraber bir görelim.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

..

Ani ve büyük gelişmeler yaşanabilir

Ukrayna karışabilir, Karadeniz ve boğazlar hareketlenebilir. Rusya hala düşmanımız ama dostumuza da düşmanımıza da verdiğimiz sözleri tutacağız. Bu savaşa Türkiye’nin çekilmesine izin vermeyeceğiz, karışmayacağız. Türkiye İki taraftan da olmayacak.

Batı/NATO tarafı hala ülkemizi, ordumuzu, askerlerimizi, askeri araçlarımızı, silah ve mühimmatlarımızı, liman ve hava limanlarımızı bu çatışmanın içine çekmek isterse, Rusya yanlısı olacak ve batıya karşı çatışacağız. Türkiye’deki bütün ABD ve NATO üslerini aynı anlarda basıp dümdüz edeceğiz. O kara paracıların hiçbirini sağ bırakmayacağız. TSK içindeki NATO’cuları da infaz edeceğiz. Ordumuzun kontrolünü ve Türkiye’de iktidarı resmen de ele alacağız. Boğazları kapatacağız, Karadeniz’i batı/NATO unsurlarından temizleyeceğiz. Batılı devletlerin onlarcasının Türkiye’deki diplomatik temsilcilerini de toplayıp alacağız. O şer yuvalarına hemen kilit vuracağız. Burnumuzun dibindeki sözde Yunan adalarına hemen asker çıkartacak, oralarda kontrolü ele alacak, güvenliğimiz için gerekli kontrolleri ve tahkimatı yapacak, o adaları resmen Türkiye’ye bağlayacağız. İkinci bir emre kadar Türkiye’ye hava, kara, deniz yoluyla giriş ve çıkışları kapatacağız.

Derhal TBMM’yi çok büyük bir adliyeye çevireceğiz. Genel kurul salonunda bakan, eski bakan, vekillerden ve eski vekillerden olan kişilerin yargılanmasına başlayacağız. Duruşmalar 7/24 devam edecek ve bütün süreç hiç kesilmeden canlı yayınla bütün dünyaya yayınlanacak. İhanetlere, cinayetlere, katliamlara, insan kaçakçılığına, organ kaçakçılığına, uyuşturucu kaçakçılığına, korona ihanetlerine, sözde vekillerin gerçek kimliklerine, soylarına ve mafya ile yurt dışı bağlantılarına kadar, Türkiye’deki sözde büyükelçilerle ve konsoloslarla bağlantılarına kadar her şeyi ama her şeyi şeffafça yargılayacak ve bütün delilleri ayrıca TBMM internet sitesinden yayınlayacağız. Sırası gelince batı ülkelerinin sözde diplomatik temsilcilerini de oraya getirecek ve onları da şeffafça yargılayacağız.

Vatana ihaneti ve insan/organ kaçakçılığına kadar tahammül edilemez pis işleri kesinleşmiş kişilerin, bu milletin vergileri ile ceza evinde beslenmelerine asla izin vermeyeceğiz. Doğrudan idam kararları verilecek ve bunlar zaman kaybedilmeden infaz edilecek. Çoktan söz verdiğim gibi, bazı kişiler topluma açık meydan yerlerde sallandırılacaklar. Ayrıca böyle kişilerin, ailelerinin ve taşeronlarının menkul ve gayr-i menkul bütün varlıklarına da el koyacak, bunların kuruşuna dokunmadan hazineye aktaracağız. Batı ülkelerinin Türkiye’ye bu güne kadar maddi ve manevi ne kadar zararlar verdiklerini gözler önüne çıkartıp milletler arası mahkemeler de kurulmasını sağlayacağız. Batı ülkelerinden, Türkiye’nin maddi ve manevi zararlarını tazmin etmelerini de talep edeceğiz. Türkiye’den çaldıklarını Türkiye’ye geri ödemeyen ülkelerin topraklarına, şehirlerine, barajlarına, holdinglerine, dünyaca meşhur markalarına, askeri üslerine ve malzemelerine, merkez bankalarına en kısa sürede el koyacağız. Onlarca sene Türk milletinin üzerinden geçinen bu ahlaksız ve namussuzların, onlarca sene çalışarak Türk milletine olan borçlarını ödemelerini sağlayacağız.

Bunlar hiçbir şey değil, daha neler neler yapacağız… Haydi bakalım, “Yapamazsınız, biz buradayız” diyebilenler, bir adım öne çıksınlar.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Bu millet gerçekleri öğrenecek ama epeyi gürültülü mü olacak

Türkiye gerçekten hür bir devlet olacak ama öncesinde çatışma sahneleri mi yaşanacak?

MİT’in gizli Ermenilere ve gizli Yahudilere çektirdiği Kurtlar Vadisi dizisindeki karakterlerden biri olan Ali Candan ölmüş gibi gösterildi, estetik ameliyat yapıldı ve yoluna Polat Alemdar kimliği ile devam etti.

Gerçek hayattaki Abdullah Çatlı’nın dizide Polat Alemdar olarak canlandırıldığını insanların çoğu biliyor. Öyle ise akıllara gelen soru çok net:

  • Gerçek hayatta da Abdullah Çatlı ölmedi ama öldü gibi mi gösterildi? Çatlı, Susurluk kazası sonrası yaşıyor muydu, hala yaşıyor mu? Yaşıyorsa bunca sene yine MİT adına kara para işleri mi yaptı?

Ayrıca bir soru daha var;

  • Türkiye’deki bütün taraflar temiz eller operasyonuna mı hazırlanmalı?

Abdullah Çatlı hakkında 20 Şubat 2019 tarihinde bir takipçiyle yapılan yazışma

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Bunlar neden tartışılmıyor, neden soruşturulmuyor?

Tayyip suç üstü yapılacakmış ama Muhsin bunu engellemiş.

Gizli Ermeni ve basit bir MİT piyonu kara paracı olan Muhsin Yazıcıoğlu olmasaydı, siyonizmin/masonluğun Tayyip ve AKPKK projesi başlarken biter miydi? Son yirmi yıldır Tayyip ve AKPKK projesi üzerinden Türkiye’de yapılan ihanetlerde, zulümlerde, soygunlarda, cinayetlerde, peşkeşlerde, vurulan çok ağır manevi ve ahlaki darbelerde, gizli Ermeni Muhsin Yazıcıyan’ın da payı mı var?

Soyunun bir yanı gizli Ermeni, bir yanı gizli Yahudi olan ve yine kara paracı olan Selçuk Özdağ, gazeteci olarak gösterilen Veli Toprak’la birlikte bir kitap yazdı. “Son Alperen – Muhsin Yazıoğlu’nun sır görüşmeleri” isimli kitap daha önce basında konu edildi. Kitapta dikkat çekici olan ve biz müslümanların gözünü açan hatıralar ve bilgiler de var. Bunlardan birini Selçuk Özdağ, MHPKK eski milletvekili Saffet Topaktaş’tan aktarmış. Saffet Topaktaş’ın anlattığına göre, Tayyip suç üstü yapılacakmış ama Muhsin bunu son anda engellemiş.

İlk gençlik yıllarından beri dolandırıcı, yalancı, sahtekar, hileci, ahlaksız, vatan haini, kibir abidesi ve cahil biri olan, eşek etinden sucuk yapıp satmasıyla da tanınan Tayyip’in, İBB başkanlığı zamanında işlediği suçlardan dolayı köşeye sıkıştığı ve dosyasının Yargıtay’da olduğu anlarda bakın neler yaşanmış. Selçuk Özdağ, söz konusu kitapta, Saffet Topaktaş’tan aktarıyor:

“Erdoğan’ın İBB’yle ilgili bir mahkemesi var, dosyası Yargıtay’a gelmiş. Muhsin Başkan’la oturuyoruz, bir telefon geldi. Muhsin Başkan hemen Tayyip Bey’i aradı, ‘Randevulaştığın yere gitme!’ diye uyardı. Başkan’a ‘Bu ne, ne oluyor?’ diye sordum. 5 milyon doları birine vermek için gitse orada suçüstü yapacaklarmış. Hatta Başkan’a ‘Ne diyorsun?’ dedim. ‘Bize böyle bir bilgi geldi. Bize yakışmaz, bildirmek gerekir’ dedi. Bildirdi, ‘randevuya gitme’ dedi. Böylece o olaydan kurtardı.”

Nedense, kitabın bu kısmı daha önce basında yer bulduğu halde, üzerine geçen aylar boyunca kimse çıkıp konuyu tartışmadı. Beş milyon dolar para Tayyip’in miydi? Onunsa, bir yüzükle çıktığı yolda, kısa sürede o kadar büyük parayı nereden buldu? Onun değilse, ona kim, neden verdi? Buluşmaya gideceği taraf kimdi, kimlerdi? Gitseydi ve parayı verseydi, ne maksatla verecekti ve neden suç üstü yapılmış sayılacaktı?

Kitapta yine Topaktaş’tan aktarılan sarsıcı başka bilgiler de var. FETÖ projesinin beyin takımından biri olan Yahudi ve mason Üzeyir Garih’in partiyi ziyaret ettiği ve kritik bir anda yönlendirmeler yapmak istediği ama buna muvaffak olamadığı iddia ediliyor. Gerçekten öyle mi?

O kısmı da okuyalım:

“Üzeyir Garih partiye geldi. İkisi görüştüler. O tarihte DSP-MHP-ANAP koalisyonu vardı. ‘Türkiye 2 partili döneme gidecek’ demiş. Muhsin Bey bize anlattı. ‘Sen dışında kalma’ diye teklif yapmış. Hanefi Çelik’in evinde Tayyip’le görüşme var. Bütün arkadaşları Muhsin Bey’e ‘Birlikte hareket edelim’ dediği halde, Başkan kabul etmedi. Şimdi sağ olsa idi, bunların alternatifi olurdu.”

Acaba, o görüşmede, içimizdeki İsrail’in ve FETÖ’nün en tepe isimlerinden biri olan Üzeyir Garih, tam tersine taleplerde bulunmuş olmasın? Siyaset sahnesinde şimdilerde olduğu kadar yüksek seviyede sıkıntıların olduğu, halkın artık seçimlerden ve partilerden ümidi kestiği ve gerçek bir lider aradığı bir dönemde, Muhsin şayet gerçekten müslüman, Türk ve vatansever bir liderse, neden bu fırsatı değerlendirmedi? Üzeyir Garih gibi neye hizmet ettiğini herkesin bildiği bir kişi, neden açıkça gelip Muhsin’e “Sen de dışarıda kalma, bu oyuna dahil” ol desin? Çocuk mu kandırıyor bunlar… Selçuk Özdağ da mı herkesi ahmak zan ediyor. Muhsin Yazıcıoğlu bunu bir kere yapmadı, her fırsatta yaptı. Her fırsatta, gerçek bir alternatif olmaktan, içimizdeki İsrail’in diğer partilerinin oylarını düşürmekten ve planlarını bozmaktan kaçtı.

Bunlar gibi daha neler neler var, zamanı geldi, geliyor ve hepsini anlatacağım. Delilsiz de değil, çok yakında, delilleri paylaşabileceğim bir Türkiye ve dünya dengesi oluşturmuş olacağım. İşte deprem ne demekmiş, bütün dünya, bütün Ankebut Ağı o zaman yaşayacak, görecek

Sürekli takipçilerim hatırlayacaklardır, o şişirme kahraman Abdullah Çatlı’nın da soyunda Ermenilik olduğunu çoktan yazmış ama detaylara girmemiştim. Abdullah Çatlı da bir gizli Ermeniydi, adi bir kara paracıydı, bir MİT piyonu olarak akla gelen her türlü kara para işlerinde, en insanlık dışı kara para işlerinde bile kullanıldı. Bu millete hizmet etmesi gerekirken İsrail’e ve batılı kara paracı diğer devletlere hizmet eden MİT, bir de bunca vahşetin, bunca ihanetin, bunca rezilliğin içinde kullandığı gizli Ermeni ve gizli Yahudi kişileri kahramanlaştırdı. Bunu da basındaki, medyadaki, şimdi sosyal medyadaki, film ve dizi sektöründeki kripto kimlikli adamlarıyla yaptı, yapıyor. İleri derecede vatan haini ve kara paracı olan Abdullah Çatlı’nın kahramanlaştırıldığı bir de dizi çektirdi. Gizli Yahudi Osman Sınav’a bu maksatla Kurtlar Vadisi dizisini çektirdi. Bu dizi üzerinden ayrıca Türkiye ve Türk milleti, siyonizmin “llımlı İslam cumhuriyeti” projesine hazırlandı. Bu proje kapsamında Ortadoğu ve kuzey Afrika başta olmak üzere her yer işgal edilecek, sömürülecek, rejimler ve liderler değiştirilirken çıkan harplerde Türk milleti, devleti ve ordusu en başta kullanılacaktı. Aslında neler döndüğü, kimin nasıl oyunlar çevirdiği millet tarafından anlaşılamadan, olanlar olacaktı. Kurtlar Vadisi ve sonrasında çekilen Osmanlı, İslam, cihad, teşkilat temalı filmler ve diziler bu maksatla da çekildiler, çekiliyorlar. Hala milli ve manevi duyguları daha da yükseltilmek istenen, bu yapılırken, kendi tabirleriyle “ılımlı İslam” çizgisinde yapılan, batı dünyası ile İsrail menfaatine olacak şekilde her an çatışmalara girmesi istenen bir Türkiye var.

Kurtlar Vadisi’nin konsept danışmanı olarak gösterilen kişi bile MİT piyonu Soner Yalçın… MİT tarafından yalanlarla, kandırmalarla, ihanetlerle dolu tarzda hazırlanan o meşhur kitapların üzerine Soner Yalçın ismi yazıldı. Soner Yalçın, hala kitapların muhteviyatına tam hakim olamadığı için bunca sene sonra bile canlı yayınlara çıkamayan, sorulara muhatap olmaktan kaçan, hala doğru düzgün köşe yazısı bile yazamadığı halde Türkiye’nin en önemli araştırmacı gazetecilerinden ve yazarlarından biri olarak gösterilen bir vatan haininden ve kara paracıdan başka bir şey değil. Bunca yıldır çok şeyleri yazdım, yazdığım kadarı bile son derece büyük darbeler vurdu içimizdeki İsrail’e, içimizdeki Ermenistan’a ve dünya genelinde Ankebut Ağına… Lakin bundan sonra son ve öldürücü darbeleri de vuracağım. O Devlet Bohçalı’nın nasıl bir Türk, İslam ve insanlık düşmanı hain ve alçak olduğunu da bir anda gözler önüne sereceğim. Tayyip’in elinden tutup onu iktidara getirenlerin ve onun üzerinden bu millete hala her kötülüğü yapanların en sadık köpeklerinden birinin Devlet Bohçalı olduğunu da gözler önüne sereceğim

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Lanet edilesi bir pislikti…

Fatma Girik, Covid 19’a bağlı gelişen çoklu organ yetmezliği nedeniyle ölmedi. Uzun zamandır çarpılıyor ve bir türlü iyileşemiyordu. Mühleti bitti ve tepe taklak öte aleme geçti. İleri seviyede bir Türk/İslam düşmanı satanistti. Yalandan bile müslüman gibi görünemez, her fırsatta İslam’a düşmanlığını açık ederdi. Gece gündüz iblis’e dualar ederdi. Masonlarla, ülkedeki kriptolarla iç içeydi. En hakiki FETÖ’cülerdendi. Zamanında ünlü misyoner Türkan Saylan ile bağlantıları da vardı. Bizim aramızda Fatma ismiyle bilinen bu kripto hainin nasıl bir pislik olduğunu anlatmak için birkaç bölüm belgesel çekmek lazım ya da birkaç cilt kitap yazmak…

Ne kendi etti rahat, ne aleme verdi huzur
Yıkılıp gitti cihandan, dayansın ehl-i kubur

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Koronanın ilacı var

Ankebut Ağının kontrolündeki o malum devletlerin/hükumetlerin elinde, en başından beri koronanın ilacı var. Dikkat edin, koronaya karşı baştan geliştirilmiş aşı değil, koronaya karşı baştan geliştirilmiş ve hazırda tutulan ve kısa sürede iyileştiren ilaç var. Buna rağmen, hiçbir faydası olmadığı bilinen türlü ilaçlar, her gün abartılı sayıda, korona teşhisi konmuş insanlara içirildi. Korona teşhisi konmuş insanların büyük kısmı ise aslına korona değil gripti. Sonunda, bu ilaçların koronaya karşı bir faydası olmadığı, ağır yan etkilerinin olduğu, pek çok ölümün sebebinin bu ilaçlar olduğu meydana çıktı. Zaten grip olmuş ama ihtiyar olan ya da iç hastalıkları olan kişileri kısa sürede krize sokup öldürmesi için söz konusu ilaçların hem bir arada hem de yüksek adette içirildiği meydana çıktı. “Bu ilaçlar nedir böyle, içmeye başladığımdan beri beni mahvetti.” diyerek ve ölme riskine inandırmış olsa bile cesaret edip o ilaçları keserek hayatını kurtaranlar, ölmeyenler çok oldu. İlaçlara devam edenlerin büyük çoğunluğu ilaçlar nedeniyle öldü. Türkiye’nin dört bir yanından insanlar bu mealde konuştular, anlattılar ama sonra ne oldu? Bir soruşturma, bir yargılama başlatıldı mı? Şimdi ilaçların hiç fayda vermediği, aksine büyük zararlar verip ölümlere sebep olduğu gözler önüne çıktı, üstüne aylar geçiyor. Soruşturma başlatan var mı? Sözde bilim kurulunun aslında ne olduğunu, hangi gizli ermenilerden, gizli yahudilerden, gizli masonlardan, gizli servislere çalışan uzmanlardan, kara paracılardan teşekkül ettiğini soruşturan bir resmi kurumumuz var mı?

Türk doktorlar arasından bile korona virüsü kapan, yoğun bakıma alınan ve sonra bulduğu fırsatta cep telefonu kaydı çektirerek “Ben doktorum. Virüs öldürmüyor. Yanlış tedavi öldürüyor. Burada bana uygulanan tedavi kesinlikle yanlış. İlaçlar da yanlış ilaçlar” diyenler ve sonra ölenler oldu. Söz konusu videolar, gerçek sahibi CIA olan malum sözde sosyal ağlarda sansürlendi ama tamamen görülmez hale getirilemedi. Milletimizin içinden bunları görenler, izleyenler, dehşete düşenler çok oldu. Sonra ne oldu? Soruşturma ya da bilimsel bir inceleme/çalışma başlatıldı mı?

Korona, Ankebut Ağına bağlı insanlık düşmanı satanist hükumetlerin organize şekilde dünyaya yaydıkları ve laboratuvarda üretilmiş bir virüs. Ortada hiçbir virüs bulunmadığını iddia edenler isabetli değiller. Virüs de var ama korona oyunlarına karşı mücadele verenler arasında çok abartanlar da var, aldatma da var. Çünkü böyle faydalı ve zaruri bir mücadeleyi insanlık namına veren insanların arasına karışan çok sayıda art niyetli doktor, gazeteci, sosyal medya ünlüsü gibi kişiler de var. Bunların da arkasında mason tarikatı ve onların kontrolünde olan MİT var. Daha arkasında CIA var.

Korona oyunlarının arkasında kasten yanlış tedaviler uygulama ve ölüme götürecek ilaçlar dayatma da var. Bu sayede öldürülen çok sayıda insan üzerinden dönen kara paracılık da var, organ kaçakçılığı da var. Ayrıca canlı insan kaçakçılığı da var. Sözde aşılar üzerinden insanlığın sağlığına, genetik kodlarına, gelecek nesillere bile kastetmek var. Zamanı gelince sinyal göndererek aşılı insanları bir anda cinnet haline sokmak ya da bir anda kalp krizi gibi görünür şekilde topluca ölmelerini sağlamak da var. İnsanları sürekli sinirli halde tutarak tartışmaların, kavgaların, sorunların devleşmesini sağlamak da var. Hatta kapatmalar, kısıtlamalar vesilesiyle, mason dolu malum hükumetlerin arka plandan ve resmi araçlarla kara para işleri çevirmesi de var. Devletlerin resmi araçlarıyla, bazen polis araçlarıyla, bazen ambulanslarla canlı insan, organ, uyuşturucu ve kara para taşıma işleri de var.

Son aylarda Türkiye genelinde çok yüksek seviyede bir kalp krizi artışı var. Sebebini araştıran resmi yetkili birileri var mı? Ya da milli güvenlik meselesi görerek bir soruşturma başlatan var mı? “Ne oluyor bu insanlara” diyen var mı? Samimi biri miydi bilemiyorum ama bir savcı çıktı, kamerası önünde uzunca konuştu. Sonrasında hukuki ve tıbbi/ilmi hiçbir gerekçe gösterilemediği halde vazifesinden alındı. Neden, kim için, hangi kanuna dayanarak? Hangi maksatla? Söz konusu savcının vazifeden alınması kararına imza atanlar da mason mu, gizli mason mu? Masonlardan talimat alan birileri mi? Bunlar soruşturuldu mu?

Sadece hayvanların halleri tuhaflaşmadı. Stadlarda ölen futbolcuların sayısı da bir anda arttı. Aşı vurulan sporcular arasında trafik kazalarında ölenlerin sayıları da arttı. Her şey tuhaflaştı. Sadece iklimler, depremler, tuhaf yağışlar, hortumlar, fırtınalar değil meselemiz… Her şey tuhaflaştı.

Mason tarikatı üzerinden organize olan yahudilerin, satanistlerin ve gizli ermenilerin Türkiye’ye ve Türk milletine kastettikleri, Ankebut Ağının birçok ülkede aynı anda uyguladığı insanlık dışı planların (sadece korona ve organ planları değil) Türkiye ayağını oluşturdukları, çok açık. Soruşturma var mı, yargılama var mı?

Her sene yüzbinlerce gencin, maddi imkansızlık içinde iken üniversite tahsili yapmasına ve ahlaki eğitim almasına vesile olan İslam tarikatlarının müesseselerinde, hayatın olağan akışı gereği her sene birkaç istenmeyen hadise yaşanıyor diye… Sorunun temelini görmek, insanca yaklaşarak çözüme götürmek yerine, “Tarikatlar kapatılsın” diye avazı çıktığı kadar bağıranlar… Tarikat mensubu, Türkiye vatandaşı, kanuna saygılı, medeni insanlara ağız dolusu sövüp sayanlar, işte bunlar… Korona zulümlerinin, katliamlarının, soygunlarının Türkiye ayağında gönüllü olarak yer alan ve her türlü idamlık suçu organize şekilde, örgütlü şekilde işleyen insan şeytanları bunlar… Masonlar, gizli yahudiler, gizli ermeniler, gizli rumlar, gizli satanistler… Sözde bilim kurulunda, AKPKK organize suç, terör ve ihanet örgütünün şu anki kabinesinde, mühim/etkili sağlık kuruluşlarının başında, basında ve medyaya uzman diye çıkartılanlar arasında, bunlardan kaç kişi var, bağlantıları nasıl, soruşturma başlatıldı mı?

Bana inanmıyorsanız Fatih Altaylı’ya, Ahmet Hakan’a, İsmail Saymaz’a, Can Ataklı’ya, Merdan Yanardağ’a, Halk TV’nin ve Tele1’in ya da CNN Türk’ün üst isimlerine sorun… Benzeri binlerce basın, medya, sosyal medya aktörüne sorun. Şurada anlatmadığım kısımları bile biliyorlar.

Koronaya yakalanınca ölmesini istemedikleri adamlarına, masonlara, gizli yahudilere, gizli ermenilere, gizli satanistlere, gizli rumlara, o vatan hainlerine, o insanlık düşmanlarına söz konusu ilaçtan kullandırdılar, kullandırıyorlar.

Bana inanmayan Tayyip’e de sorabilir, Alman, İngiliz, Rus, Japon, Çin, Fransız, Amerikan resmi makamlarına da sorabilir. Sorun, sorun… Resmi geçerliliği olacak şekilde, usule uygun dilekçelerle sorun, cevaplar talep edin. Belki resmen inkar ederler ve sonra da koronanın arka planında dönen insanlık dışı işleri dünyanın bilmem kaç ülkesinde aynı anlarda ispat eden somut deliller yayılıverir. Ne kadar da büyük karışır şu dünya… Az daha unutuyordum, hükumetler üstü bir otorite haline getirilmiş olan o Bill Gates’e ve sözde vakıflarına da sorabilirsiniz. Belki de o sözde vakıfları, virüsün ilk anlarda nereden, kimler tarafından, ne şekilde yayıldığını biliyorlardır. Belki de aşı denilen sıvıların aslında nelere sebep olduğunu da biliyorlardır. İspanya’da ilk zamanlarda neler döndüğünü de biliyorlar. Belki kendi bünyesindeki adamları bile bu türlü gerçekleri kendi aralarında konuşmuş ya da yazışmışlardır.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

 

On beş gün kendimizi kapatacağız, geri çekileceğiz

Yunanistan’ın ve onu arkalayan Avrupa tarafının çok kızdığı ve bize karşı metafizik saldırılar yapacağı istihbaratını aldık. Ayrıca Türkiye ile Kıbrıs’ı da karıştıracaklarmış. Çok fena karşı hamleler planlamışlar. Bu nedenlerle, tedbir maksadıyla on beş gün kendimizi kapatacağız, geri çekileceğiz. Türkiye’de ve dünyada hiçbir metafizik çatışmaya girmeyecek, kimseyi de çarpmayacağız. Ayrıca Türkiye başta olmak üzere dünyanın hiçbir yerindeki siyasi, askeri ve mali meselelere de karışmayacağız. Yayınlar bile yapmayacağız. Öncelikle bu büyük tehlikeyi savuşturmamız, atlatmamız gerekiyor. Çok zor olacak, biz de çok zorlanacağız, Türkiye de çok büyük sıkıntılar yaşayacak ama bunu da atlatacağız.

Şeklinde cümleler yazmamı ve kararlar almamı bekleyenler var mı, bilemiyorum ama biz dünyanın farklı yerlerinden resmi yetkili kişilerin hallerini gördükçe, kendi aralarındaki konuşmalarını dinledikçe çok gülüyoruz, çok eğleniyoruz. Dünyanın dört bir yanından gelen raporlar, bizi sevince boğuyor. “İyi teşkilatlandık. Samimiyetle ve uzun süreli mücadele verdik. Hiçbir zaman korkmadık. Ulvi niyetlerle çıktığımız bu yolda, dünya malına, makamına gönül vermedik. Zaman zaman bedeller de ödedik ama yine yolumuzdan dönmedik. Şimdi hak ettiğimiz yerdeyiz. Rehavete de kapılmayacak ve gücümüzü bütün dünyaya daha açık şekilde göstereceğiz.” diyoruz.

Son zamanlarda sert darbeler vurup işlerini bozduğumuz bazı batılı ve doğulu taraflar, Türkiye içindeki gizli Ermeni/Hristiyan çetelerini, bunların kontrolü altındaki sözde siyasi partileri, sözde sivil toplum örgütlerini ve o meşhur terör örgütlerini bizim ve ülkemizin karşımızda bir kart olarak kullanmayı değerlendiriyorlar.

Ermeni ihanet çetelerinin Türkiye’de devlet sistemi içinde de çok adamları var. Hepsi isim isim, cisim cisim ifşa olmuş bu kişileri de kullanmak isteyebilirler. Bizce ciddi bir sorun değil ama bunları karşımızda kart olarak oynamak istediklerinde bizim bunlara vereceğimiz karşılık mecburen çok gürültü çıkartan, çok ses getiren, yer yer dünya medyasında ilk sırada ve dakikalarca haber yapılan türden olacak. Kendi devletinin gücünü/kurumlarını kendilerinin üzerine haksızca ve ihanetle yönlendiren, acımasızca terör saldırıları dahi yapan/yaptıran bir ihanet ve terör güruhuna karşı, her millet aynı şekilde sert, gürültülü, acımasız ve ezici karşılığı verir. Son derece inanarak ve yapabileceğimi kesinlik derecesinde bilerek ifade ediyorum ki her şafak vaktinde, İstanbul başta olmak üzere, Türkiye’nin pek çok şehrinde kurulmuş dar ağaçlarında, gizli Ermeni hainlerin ve teröristlerin leşleri sergilenir. Resmi yetkisi/kimliği olanları ise ilk günlerde sallandırılırlar. Dünya medyası da bu sarsıcı görüntüleri servis etmek, üzerinde uzunca durmak, ilgili şahısları yayınlara çıkartıp konuşturmak zorunda kalır. Çok da güzel olur ve dünyadaki bütün mazlum milletlere, terör kartı ile ezilerek, susturularak sömürülen milletlere örnek olur. Hepsi gerçek manada hür bir devlet/millet olabilmek için ne yapmaları gerektiğini en net şekilde görürler. Bir milletin, bunu yapmak istedikten sonra yapabildiğini, hainlerin ve teröristlerin böyle bir millet darbesine karşı güç yetiremediğini, onları oynatan batılı ülkelerin de çaresizce olanları izlediklerini görürler.

Ümit ederim ki o masonlar, o satanistler, o haçlılar, o sömürgeciler, o yunanlar, o caniler, o insan kasapları, bizim, Türkiye’nin, Kıbrıs’ın karşısında böyle bir kartı kullanırlar ve son kararları bu yönde olur. Her zamanki gibi samimiyetle yazıyorum, bu, bize de uyar. Bundan çok büyük memnuniyet duyar ve gerekli karşılığı memnuniyetle veririz. Zaten “ramak kaldı” deyip duruyorum. Son bir iki ince ayarın eksik kaldığını, onu da hızla yaptığımızı açıkça ifade ediyorum. Karşımızda Ermeni çeteleri kullanılırsa, açıkça da isim vereyim ve muhatap alayım ki Kılıçdaryan ve çetesi CHPKK, onlardan hiç farkı olmayan HDPKK, bunlara bağlı milletvekili denilen ya da denilmeyen militanlar ve türlü türlü kısa isimler verdikleri terör grupları kullanılırsa… Türkiye’de ya da Kıbrıs’ta sivil ya da siyasi yetkili ya da askeri yetkili bir kişinin burnu kanarsa, Türkiye’yi ve Kıbrıs’ı mezbahaya çeviririm. Kimse de gelip bunları elimden alamaz. Yine söylüyorum, bire yüz kişi idam ettirir ya da kestiririm.

“Ramak kaldı” dediğim bu süreç daha da hızlanmış olur ve iktidarı, danışıklı dövüşen muhalefeti, gizli ermenisini, yahudisini, masonunu, satanistini, haçlısını, ordumun içine sızanı, devletimin kurumları içine sızanı topyekun yakar, asar, ezer geçerim. Çünkü ben adaletliyim. Haksız yere yakanı, yakarım. Keseni keserim. Asanı, asarım. Parçalayanı parçalarım. Bir kişi bir yerde bir el bombası patlatsın, o kişiyi alır meydan yerde ve kameralar önünde bombayla havaya uçurturum. Göze göz, kana kan, dişe diş…

Haydi, işte meydan… Hemen şimdi başlayabiliriz. Kaç kişi, kaç sözde siyasi parti, kaç grup/örgüt ya da kaç sömürgeci ülke varsa karşımda durabilecek, bir adım öne çıksınlar göreyim.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

..

Her doğru her yerde söylenmez, söylenmiyor

Zamanını beklemek, ilm-i siyasete riayet etmek gerekiyor. Ayrıca, bazı konular ve şahıslar hakkındaki kanaatlerim zamanla değişebiliyor. Çünkü, daha önceki yıllarda elde edemediğim bilgiler, deliller bana sonradan ulaşabiliyor. Böyle olunca, hiç çekinmeden “Şu konuda kanaatimi değiştirdim” diyorum. 

On yıldır, binlerce konu içinde böyle kanaat değişikliği sadece birkaç hususta oldu. Bunları da çekinmeden ifade ettim, ediyorum. Ben melek değilim, insanım. Hatasız, günahsız değilim. Peygamberlerde bile günah seviyesinde olmayan zelle var. İlk yıllarda gerçekten tek başımaydım ve imkansız bir yükü taşıyordum. Buna rağmen binlerce konuda bilgilendirici yayınlar/paylaşımlar yaparak kanaatler belirtmiş ve sadece birkaç hususta hata yapmışsam, bu aslında büyük bir muvaffakiyettir. 

Şurada burada yayın yapan, Akademi Dergisinden hayranlıkla faydalanan, Akademi Dergisi sayesinde kısa sürede ufku açılan, bir ömür farkına varamayacağı gerçeklerin farkına varan ve birkaç ömürlük mesafeyi bir senede alan ama böyle bir nimetin şükrünü eda etmek yerine bir yandan da açık arayan “tahsilli” kişiler de var. Onlara bile baksanız, çok derin, detay kısımlarda ve nadiren birkaç hata bulabildiklerini görürsünüz. Kimisi “Derginin adı Akademi ama Çanakkale savaşında cephedeki Türk kadını diye Ermeni kadınının fotoğrafını kullanmış” diyebiliyor, başka da bir hata da bulamıyor. Doğru söylüyorlar ama iyi niyetle tenkit etmiyorlar. Hem Akademi Dergisi sayesinde adeta uçuşa geçiyorlar hem de art niyetle Akademi Dergisi’ne saldırabiliyorlar. İlmi cihetten bakınca böyle kupkuru olunan, manevi/ahlaki cihetten bakınca böyle kapkara olunan bu devirde, Akademi Dergisi gibi bir hizmeti bulup ondan istifade etmemek, onun kıymetini bilmemek ve hele ona karşı olup açığını arar olmak, çok büyük bir hüsran olur. Çok büyük bir küfran-ı nimet olur. Bu kişiler, daha birkaç sene öncesine kadar korkudan konu edemedikleri yüzlerce meseleyi, Akademi Dergisinin mücadelesi, bedeller ödemesi ile sebep olduğu serbestlik ortamı sayesinde her gün istedikleri kadar konu edebildiklerini de biliyorlar ama yine de kıymet bilmeyecek ve bir de aleyhte mücadele edebilecek kadar nefislerinin eline düşebiliyorlar. Bunlara zaten laf anlatmanın manası kalmamış, bitmişler, tükenmişler. Sözün bittiği yeri çoktan geçmişler. 

Hala gerçek yüzüyle anlatmadığım çok sayıda kişi ve mesele/hadise var. Zamanı geldikçe anlatacağım. Muhsin Yazıcıoğlu da bunlardan biriydi ve şimdi biraz anlattım. Hala detaylarını da anlatmadım. Ben, yıllardır Muhsin Yazıcıyan konu olduğunda “Gözünüzde büyütmeyin”, “O kadar da isabetli, vasıflı, örnek alınacak biri değildi.”, “Çok ciddi seviyede hataları da vardı.” mealinde açık açık yazdım. Zaten feraset sahipleri, bu gibi cümlelerimden, ne demek istediğimi anlamışlardı.

Her doğruyu her yerde söylemeyin. Söylenince fayda vermeyecek, kabullenilmeyecek, üstelik gereksiz tartışmalara ve çatışmalara sebep olacaksa, bunun böyle olacağına dair zan-ı galibiniz varsa, o meseleyi o zamanda ve o mekanda açıklamayın. Böyle yaparsanız, size dinen vebali olmaz, ahirette hesap sorulmaz. Fıkıh öğrenin, bu hususlar da Akademi Dergisinde yıllar önce ve günümüz Türkçesiyle, herkesin anlayabileceği surette anlatıldı. 

Ve hazır olun, daha sarsıcı gerçekleri yakın zamanda anlatacağım inşaallah…

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

..

Muhsin Yazıcıoğlu öldü, diğer Muhsinler de ölecekler

Bir süre önce yazdığım bir yazıda, on yıldan fazla süredir yaptığım yayınlarda, pek çok meseleye ve şahsa dair ezberleri bozduğumu, ilk zamanlar bu mücadelede çok zorlandığımı, insanların kabul etmek istemediklerini ama artık bu konuların herkes tarafından doğru şekliyle bilinen ve kabul edilen konular/gerçekler olduğunu ifade etmiştim. Yalanların ve aldatmaların yerini gerçeklerin aldığını, Türklere ve diğer müslüman kavimlere kurulan tuzakların pek çoğunun yıkıldığını ama bu güne kadar yazmadığım, yayınlamadığım, anlatmadığım, daha sarsıcı gerçekleri de bundan böyle anlatacağımı ifade etmiştim.

O sarsıcı gerçeklerden biri de Muhsin Yazıcıoğlu gerçeği… Vefatından daha doğru ifadeyle öldürüldüğünden sonra kıymete binen ve öldürüldüğü ana kadar dönüp yüzüne bakmayan samimiyetsiz kalabalıklar tarafından, öldürülmesinin ardından baş tacı edilen ve dillerden düşmeyen Muhsin Yazıcıoğlu… Hiç uzatmadan birkaç satırla sarsıcı gerçekleri anlatacağım.

Muhsin Yazıcıoğlu, en baştan beri MHPKK bağlantılı şekilde siyasi faaliyetler içinde bulunan, MHPKK organize suç, terör ve ihanet örgütü içinde faaliyet gösteren, bunların ABD merkezli/talimatlı kurdukları sözde milliyetçi Ülkü Ocakları içinde yetişen, Ülkü Ocakları denilen ve geçmişten beri tıka basa gizli Yahudi ve gizli Ermeni dolu teşkilatın her türlü kara para işlerinin de içinde yer alan, MİT’in adamlarıyla yani MİT’teki gizli Ermeni ve gizli Yahudi ve vatan haini ve kara paracı üstleriyle birlikte faaliyetler icra eden bir kara paracı, bir gizli Ermeni’den başka bir şey değildi.

Türkiye’de Özal sonrasında İslamcılık denilerek İslami faaliyetlerin daha arttırıldığı ve İslami söylemlerin, referansların daha özgürce ifade edildiği zamandan sonrasında Muhsin Yazıcıoğlu’nda gerçek bir değişme ve gerçekten hidayete dönük bir ilerleme de olmadı. Alperen Ocakları, Ülkü Ocaklarından farklı bir maksatla tesis edilmedi. Muhsin Yazıcıoğlu, hayatının son gününe kadar hiçbir şekilde gizli Ermeni bağlantılarından ve kara para mücadelesinden ve MİT mensupluğundan geri durmadı. Onun hakkında, öldürülmesinden sonra yayılan ve çok büyük bir vatansever ve yüksek imanlı bir müslüman olduğu teması işlenen hikayeler hep uydurma…

Öldürülmesi de aslında vatanı ve milleti müdafaa ve muhafaza etmeye çalışırken yaşanan bir suikast, bir cinayet şeklinde olmadı. Kendi içlerindeki iç çekişme neticesinde yaşanan bir suikast oldu. Öldürülmesinden kısa süre öncesine dair bazı iddialar da var. Bunlar da itibar edilecek şeyler değiller. Bu iddialardan bir tanesi de Barnabas İncil’inin bulunmuş olduğu iddiası… İddiaya göre, Muhsin Yazıcıyan, Barnabas incilinin birkaç sayfasının fotoğraflarını cep telefonunda bulundurdu, gittiği bazı meclislerde, ortamlarda, etrafındaki muhataplarına gösterdi. Bu konuda ses getirdi ve bundan rahatsız olan FETÖ, Muhsin Yazıcıyan’ın infaz kararını aldı. Bu, tamamen hakikat olan bir hikaye değil. Muhsin, bu nedenle öldürülmedi. Bu yapılan da art niyetli şekilde hedef saptırmaktan başka bir şey değil.

Bu iddiayı, en kuvvetli şekilde, oyuncu Ahmet Yenilmez dillendirdi. Bu, hiç şaşırtıcı değil. Çünkü Ahmet Yenilmez de aynı sistemin mensubu bir gizli Ermeni. Aslında kimin ne olduğunu, kimlerin ne haltlar çevirdiğini çok iyi derecede bilen bir kişi. Ermeni olduğu için oyunculukta yükseltilmiş ve gizli Yahudi Osman Sınav’ın MİT projesi olarak çektiği dizilerde, filmlerde hep yer verilmiş bir kişi… Bunların hepsi, aslında sahada birbirlerinin gerçek kimliklerini bilen, birbirlerine karşı iç çatışmalar da yaşayan, mücadele de veren ya da destek de veren kişiler. Bu kişiler, Türk milleti içinde, Türkiye içerisinde, sürekli faaliyet gösterdiler ve gerçek kimliklerini, hedeflerini, bağlantılarını, çatışmalarının gerçek sebeplerini gizleyerek faaliyet göstermeye de devam ediyorlar. İfşa olmamak, teşkilat olarak meydana çıkmamak için, türlü türlü meselelerde gerçek yüzünü gizlemeye dönük türlü türlü açıklamalar, yönlendirmeler yaptılar, yapıyorlar.

Ayrıca bilinmeli ki iddia edildiği gibi hakiki İncil bulunsa yani tahrif edilmemiş, aslından bozulmamış hak İncil bulunsa bile, bu hak İncil’in hükmü de kaldırıldı. Kur’an-ı Kerim, kendinden önceki hak kitapları nesh etti. Müslümanların hak İncil’e ihtiyacı kalmadı. Şu anda hak İncil hakikaten bulunsa ve Müslümanlar Kur’an-ı Kerim’i bırakıp ona tabi olsalar, dalalete sapmış olurlar ve sonunda cehennem ehli olurlar. Bir de, bir kişi “Ben İncil’in tahrif olmamış halini işte buldum” dese, onun hakiki İncili olduğunu Hristiyan alemine ve bütün insanlığa nasıl ispat edecek? Peygamberlerin mucizelerini, Ay’ı ikiye ayırdığını, taşların üzerinde ayak izleri bıraktığını, asası ile denizi yardığını ve daha yüzlerce akıl almaz mucizeyi görmüş olup da inanmamış yığınlar, şimdi “Barbanas İncili’ni bulduk ve bu, hakiki İncil” diyenlere mi itibar edip inanacaklar. Bunlar da hep oyun, hep tuzak… Bu tuzakları da hep gizli Ermeniler, gizli Rumlar, gizli Hristiyanlar, gizli misyonerler oldukları için kuruyorlar.

Muhsin, böylelerinden biri olduğu halde Müslüman, Türk, milliyetçi, vatansever rolü oynamış kişilerden biriydi. Gerçekten kendi aralarındaki iç çatışmalara kurban gitti. Kurulmak istenen dengeler içerisinde yerini tam bilemeyişinden, gücünün yetmeyeceği hamleler yapmasından ötürü öldürüldü. Bu cinayetin arka planında Tayyip’ten tutun da AKPK’lilere, MHPKK’lilerden tutun da FETÖ’cülere, kendisinin de mensup olduğu gizli Ermeni çetesinden tutun da batı dünyasındaki gizli servislere ve mafyalara kadar pek çok vatan haini, kara paracı, insan şeytanı kişiler var. Hatta Rus mafyaları bile var. Son döneminde Muhsin Yazıcıyan’ın Menzil tarikatına yanaşmış olması bile gizli Ermeniliği ve kara paracı yönüyle alakalı… Yıllar önce yazdım, anlattım ki Menzil baştan ayağa bozuk bir dalalet fırkası ve ayrıca gizli Ermenilerin Kürt görünerek kurduğu bir pusu… Menzilin arkasında gizli Ermenilik, kara paracılık, misyonerlik, MİT, Hakan Fidan, gizli Ermeni aşiretler v.s. var. Muhsin bunların hepsini çoktan bildiği halde Menzil’e çok yakın durdu ve Müslüman Türklerin Menzil tuzağına daha fazla düşmesine yardım ve yataklık etti. Müslüman Türklerin, Menzil’deki sahte gavsa, o büyücü insan şeytanına ve etrafındaki büyücülerle kara paracı vatan hainlerine tabi olmalarını istedi. Dinleri bile yıkılırmış, imanlarını bile kaybederlermiş, dünya ve ahiret felaketi olurmuş, hiç umursamadı.

Muhsin Yazıcıoğlu, gerçekte böyle bu kadar alçak, bu kadar münafık biriydi. Sahada bu anlattıklarımı ve henüz anlatmadığım çok daha fazlasını bilen binlerce kişi var. Şimdi cahillik edip araştırmadan, soruşturmadan ve ezberini bozmamak için sesini yükseltecek olanlar, kısa sürede sert kayaya çarpacaklar.

Bir Amerikan/Siyonist projesi olan Ülkü Ocakları içinde, onlarca senedir neler döndüğünü bilmeden, kimin kim olduğunu bilmeden, tamamen samimi niyetlerle mücadele veren hakiki milliyetçiler, kahramanlar da çıktı. Bunlardan şehadet şerbeti içenler de oldu. Lakin bu bile hakikati değiştirmez. Hakiki Müslüman Türklerin, MHPKK’den, Devlet Bohçalı’dan, onun da kurucuları arasında yer aldığı Ülkü Ocaklarından, Muhsin Yazıcıoğlu gibi sahte kahramanlardan, Alperen Ocakları gibi art niyetle kurulmuş tuzaklardan, BBP’den ve o vatan haini Mustafa Destici’den uzaklaşması, bu oyunları artık tamamen bozması ve danışıklı dövüşlerle Türkiye’nin onlarca yılının ve birkaç neslinin daha heba edilmesine mani olması şart. Şu anda en öncelikli vazife, Müslüman Türk’ün davasının arasına Türk ve Müslüman görünerek karışmış bütün hainleri ifşa etmek ve oyundan düşürmektir.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

..

Küçücük beyinleriyle, koca Türk milletine oyunlar kurduklarını zan ediyorlar

Gizli Yahudi bir vatan haini iken biyonik robot yapılan Özgür Özel’in, hiç olmadık bir anda, partisine ve partisinin planlarına da çok zarar vererek İslam dinine hakaret etmesi…

Gizli Yahudi ve FETÖ’cü bir vatan haini iken biyonik robot yapılan Sezen Aksu’nun İslam dininine hakaret etmesi…

Çoktan ateist ve ruh hastası olmuş, hiçbir makul sebep olmasa bile intihar etmesi beklenecek hale gelmiş, çoktan hayatın içinden alınarak korumalı bir klinikte tedavi altına alınması gerekmiş, kendisine ve çevresine zarar verme eğilimi olduğu çoktan anlaşılmış, davranışları bile son derece bozulmuş, yüzü gözü solmuş, bakışları bile değişmiş bir gencin, bir tarikat müessesinde intihar etmesinin, olmadık bir yerlere çekilmeye çalışılması…

Ve benzeri başka tartışmalar, meseleler…

Bunların hepsi bir planın parçası… Gündemi değiştirmeye, vatansever müslümanları başka konulara çekmeye, odaklarını bozmaya dönük hamleler. Ayrıca danışıklı dövüştükleri AKPKK’yi ve Tayyip’i daha fazla süre iktidarda tutmaya dönük hamleler… Yaşanan dehşet verici seviyedeki hayat pahalılığını, geçim sıkıntılarını, siyasi kaosu, belirsizliği, halktaki ümitsizliği, ülkenin koşar adım daha büyük felaketlere gidişini, bu nedenlerle yaşanan çok sayıda intiharı bastırmaya, gizlemeye, gündemden düşürmeye dönük çabalar.

Birkaç kelam edip, bir de hukuk yoluna giderek suç duyuruları yapıp sonrasında fazlaca vakit kaybetmeden hizmetlerimize, vatan ve millet mücadelemize devam etmemiz gerekir ve öyle de yapıyoruz.

O Fatih Altaylı ve de Ahmet Hakan da tepeden aldığı, yurt dışından gelen talimatlarla aynı maksatla yazıp çiziyorlar. Bir babanın, evladını Allahsızlardan, ahlaksızlardan, namus tanımazlardan ve içine düşürüldüğü ileri seviyedeki ruhi bunalımlardan kurtarmak için, son çare olarak bir İslami müesseseye göndermesini ama ondan da netice alamamasını bu derece çarpıtarak ve hukuk dışı şekilde mevzu etmeleri, haddi iyice aşarak milleti tehdit edercesine baskı altına almaları ve o babaya da hakaretler savurmaları, tahammül edilesi şeyler değil ama işte arka planında bu sarsıcı gerçek var. İsmail Saymaz da hep aynı yerden emirler alıyor ve emirler gereği bu kadar haddi aşıyorlar. Cezalarını bulurlar, bulacaklar.

Biz gereksiz surette vakit ve emek harcamayacağız. Danışıklı dövüşenlere takılmayacağız. İşte meydandayız, kim tarikatları kapatabiliyormuş? Kendilerini kanunun dokunamayacağı bir yerde gören, arkasındaki ihanet odaklarına güvenerek bu milletin dinine düşmanlık eden, bu milletin müslümanca duruşa sahip fertlerine yazılarda sövme hakkını kendinde gören ve mason tarikatının sahadaki köpekleri olan Fatih Altaylı, Ahmet Hakan, İsmail Saymaz ve benzeri piyonlar mı kapatacaklarmış? Yoksa Doğu Perinçekçiler ve AKPKK militanları mı kapatacaklarmış? Yoksa ordu içindeki çoktan ifşa olmuş gizli Ermeni ve gizli Yahudi ve gizli mason subaylar mı kapatacaklarmış? Yoksa bunlar da Rus ordusunu mu çağıracaklar? Yoksa Masonların emriyle AKPKK ile danışıklı dövüşen CHPKK militanları mı kapatacaklarmış? Boş boş hırlıyorlar, kendilerini dokunulamaz zan ediyorlar, milletin sinirlerine sinirlerine vuruyorlar. Cesareti olan bunlardan hangisi ise, beni muhatap alıp bana sövsün? Ben de o baba ile aynı kanaatlerdeyim. Hukuka saygısı olan, medenice yaşayan bütün insanlar da aynı kanaatlerdeler. Bu adi piyonlara “köpek” diyorum ama köpeklere hakaret edeceğim diye endişe ediyorum. Köpekler bunların yanında bin kere faziletli kalırlar. Ekmek yedikleri çanağa pislemezler. Omurgalı hayvanlardır. Bu hainler yakındır bu milletin ayakları altında topluca ezilirler, leşlerini de belki aç kalmış sokak köpekleri yerler. Hayatta iken insanlığa, devlete, millete, hayvanata bir faydaları olmamış, leşleri bari hayvanata faydalı olur.

Karar vermişler mi, öncelikle Müslüman Türkleri dinsizleştirmek, ahlaksızlaştırmak, toptan ruh hastası yapmak, sömürmek için çırpınan ve her türlü ihanetle kara para işlerinin merkezinde bulunan mason tarikatını mı, misyoner tarikatlarını mı, Sabetaycı tarikatları mı, satanist tarikatlarını mı, Kürt Yahudisi tarikatlarını mı, Ermeni tarikatlarını mı, yoksa hakiki İslami tarikatları mı kapatılacakmış? Tarikat derken neden sadece zihinlerinde, dillerinde, hedeflerinde İslam var, İslam tarikatları var? Bunca tarikat da tarikat değil mi? Asıl zararlı olanlar, hain olanlar, terörle iltisaklı olanlar, bozanlar, çökertenler, çalanlar onlar değil mi?

Anlaşılır şey de değildir. Gerçek bir hukuk devletinde bu hainlerin tamamını aynı gün toplar alırlardı. Emniyet teşkilatı içinde her sene en az yüzlerce intihar vakası oluyor. Bunların arka planına bakılınca, polislik mesleğinin getirdiği ağır yükü taşımayadıkları için intiharı seçenlerin az olmadığı, bu gibi ifadelerin/değerlendirmelerin uzmanlar tarafından hazırlanan bilimsel raporlarda da geçtiği görülüyor. Ordumuz içinde de her sene askerlik vazifesinin getirdiği ağır yük nedeniyle ya da askerliği sırasında gördüğü haksızlıklar, zulümler, aşağılamalar nedeniyle intihar eden en az yüzlerce genç oluyor. Kim çıkıp da “Asker ocağı kapatılsın, ordu lağvedilsin” diyebiliyor? Kim kendinde böyle bir cesaret bulabiliyor? Kim çıkıp da “Emniyet Teşkilatı kapatılsın, dağıtılsın, yeter artık” diyebiliyor? Bunlar denilemiyorsa ki denilemez, hukukun gereği bu, öyle ise, mesele İslam, mesele İslam cemaatleri ve tarikatları olunca her seferinde binlerce vatan haini, nasıl oluyor da organize şekilde hukuku ayaklar altına alabiliyor? Kim bunlar, bu derece kanun tanımazlığı, bu derece hainlik ve alçaklık sergilemeyi bunlara kimler sağlıyor? Siyaset sahnesindeki ve adalet sistemi içindeki kendi adamları mı? Gizli Yahudi, gizli Ermeni, gizli satanist, gizli mason savcılar, hakimler ve siyasetçiler mi?

Şu memlekette namuslu kalmış savcıların derhal basındaki, medyadaki, soysal medyaki binlerce kripto vatan hainini, İslam ve Türk düşmanını, o omurgasız kişileri toplatıp alması gerekiyor. FETÖ diye diye o kripto Yahudi ve Ermeni ihaneti ürünü sözde İslami cemaate kanmış müslümanları topladılar, aldılar. Mallarını, mülklerini yağmaladılar. 90 yaşındaki ihtiyarlarını bile zindanlara kapattılar. Bu safhada bile hiç hukuk tanımadılar, hukuku ayaklar altına aldılar, İslam düşmanlığı yaptılar. FETÖ hala her yerde… FETÖ basında… FETÖ medyada… FETÖ sosyal medyada… Asıl FETÖ’cüler bu kripto kimlikli hainler… Bunların hakkında dosyalar açılması gerekiyor. Vatana ihanet, fikir/vicdan ve ifade hürriyetinin baskı altına alınması, gizli servislere çalışmak, basın ve yayın gücünü nüfuz casusluğu kapsamında kullanmak, halkın büyük bir kısmının tabi olduğu dini değerleri aşağılamak ve daha türlü türlü suçlar gözler önünde. Bu suçların örgütlü şekilde işlendiği de gözler önünde ve vazifesini yapmayan adli yetkililer de yakında bunlarla birlikte toplanıp alınacaklar ve asılacaklar.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

..