Etiket arşivi: AKPKK

Taner Ay vakasına bir neşter vurulsa, Ay utanır da dünyaya ışık yansıtmaz

Bulgaristan’da yaşanan trafik kazasında ölen Taner Ay, Ankebut Ağının milletler arası kara para işlerinde kullandığı piyonlardan biriydi. Ölümü, normal bir ölüm değil. Bu ağı çökertmek isteyenler tarafından öldürüldü. Bu, bir başlangıç ve daha önce yazdığım gibi, önümüzdeki birkaç hafta içinde, çok büyük ihtimalle ortalık toz duman olacak. Sadece Türkiye’de değil, batı aleminin ondan fazla büyük ülkesinin adliyelerinde, basın ve medyasında, sosyal medyasında yer yerinden oynayacak. Ayrıca sahada çok şiddetli çatışmalar da yaşanacak.

Taner Ay, iş adamı değildi. Taner Ay, iş adamı gibi gösterilerek kara para ağları arasında bağlantı sağlayan ve kara para da aklayan bir insan şeytanıydı.

Adnan Oktar organize suç, terör ve ihanet örgütünün sürekli olarak kullandığı kişilerden biriydi. Adnan Oktar suç örgütünün, AKPKK organize suç, terör ve ihanet örgütüyle adeta kaynaşmış halde olması nedeniyle, Taner Ay da AKPKK’li en üst isimlerle çok sıkı bağlantıdaydı. Sosyal ağlarda paylaştığı resimlerde Solomon Soysuz’la, Hulusi Akar’la, Hakan Fidan’la, Metin Külünk’le, Mevlüt Çavuşoğlu ile ve daha pek çok kişiyle çektirdiği fotoğrafları görülebiliyor. Ayrıca devletimizin idare edildiği en üst kurumlarda bulunduğu anlarda çekip paylaştığı fotoğrafları da görülebiliyor.

Satanist bir gizli Yahudi olan Taner Ay’ı, kara para işi yapan pek çok devlet ve bu devletin gizli servisleriyle mafyaları da kullanıyorlardı.

Taner, bu milletler arası kara para ağının artık önemli bağlantılarını sağlayan bir kişiydi. Ankebut Ağını yöneten konseylerin üyelerine çok yakın kişilerle de görüşüyordu. Uyuşturucu kaçakçılığı kısmında AKPKK ile Adnan Oktar suç örgütü arasında köprü vazifesi yapan kişilerden biriydi. Uyuşturucu işinde, AKPKK kısmında, en çok Solomon Soysuz’la ve Metin Külünk’le paslaşıyordu. Bütün dünya biliyor, yıllardır bu iki şahsın uyuşturucu işinde üst isimlerden olduğunu anlatıyorum. Taner, fuhuş işinde de AKPKK ile Adnan Oktar suç örgütü arasında köprü vazifesi yapıyordu. Bu sahada, AKPKK kısmında, en çok da Türkiye’deki baş pezevenklerden biri olan gizli Yahudi Numan Kurtulmuş’la paslaşıyordu. Aslında zekası, kabiliyetleri, vasıfları yüksek biri değildi. İnisiyatif almıyor, emir edilenleri yapıyor ve bu nedenle işe yarar bulunuyordu.

“Osmanen Germania” yani Almanyalı Osmanlılar isimli sözde derneğin, özde kara para teşkilatının da mensuplarından biriydi. Bu güne kadar bu teşkilat zaten kara para işleri yapmakla açıkça suçlanmıştı. Avrupadaki medeni insanlar, bu şeytanlıklardan rahatsızlar ve kendi devletlerinin gücünü, adaletten yana, insanlığın faydasından yana kullanmak istiyorlar. Lakin, hep anlattığım gibi, Merkel başta olmak üzere pek çok üst seviye Alman siyasetçi ve bürokrat da bu kara para ağının içinde olunca, beklenen operasyonları bu güne kadar yapamadılar.

Osmanen Germania, aslında İngiltere’nin, Kraliçe’nin çetesinin talimatlarıyla AKPKK tarafından kuruldu. Zaten bu AKPKK ve Tayyip belasını, milletimizin başına en çok İngiltere, ABD, Almanya, İsrail getirdi. Bu milletler arası kara para işlerinde aslında AKPKK de bir taşeron. Ne yazık ki AKPKK eliyle, devletimizin gücü/kurumları, memurları hatta adliyeleri/mahkemeleri, hakimleri, savcıları bile farkında olarak ya da olmayarak bu insanlık dışı suçlara bulaştırıldı. Bunu, dünyaya kendini medeni olarak gösteren batılılar ve bir de İsrail sağladılar. Taner Ay’ın ve o sözde derneğin arkasında İngiltere de var. Almanya da var. ABD de var. Türkiye de var. KKTC de var. İsrail de var. Belçika, Hollanda, Fransa da var. Çok sayıda batılı lider de var.

Taner Ay’ın da içinde yetiştiği ve bünyesinde faaliyet icra ettiği Adnan Oktar organize suç, terör ve ihanet örgütü, dünyanın dört bir yanında özel hastahaneler ağı üzerinden yapılan organ işinin de bir seviyeye kadar içinde… Taner de organ işinde faaliyet gösterdi. Aslında o kısımda da bir piyondan başka bir şey değildi. Ankebut Ağının dünya genelindeki organ sisteminin Türkiye ayağındaki sözde hastahanelerden biri olan Memorial’ın sahibinin Turgut Aydın olarak gösterilmesi gibi… Organcı Turgut da piyon, Taner de piyondu… Piyon ama Türkiye’den Avrupaya mülteci olarak giden yüksek sayıdaki insanın, Ankebut Ağının organ sistemine kurban gitmesine, Adnancılarla birlikte o da vesile oldu.

Devletimizi, bu milletler arası kara para ağında öyle ileri seviyede kullanır oldular ki biz Vatanseverler cephesi ve ayrıca Muktedirler İttifakı (Mİ) olarak bu ağa darbe vurup düzenlerini bozdukça, kara paralarının önünü kestikçe, Türkiye’nin idari kadrosu aksi yönde faaliyetler icra etmek istedi. O yönde çırpındı, çırpınıyor. An geldi, kara para akarını devam ettirmek için Suçişleri Bakanı olan Solomon Soysuz İran’a gitmek zorunda kaldı. Sözde Dışileri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu zaten gittiği ülkelerin çoğunda, bozduğumuz kara para işlerini kuvvetlendirmek için çırpındı, çırpınıyor. Hep yazıyorum, Katar, BAE, Singapur, Danimarka ve benzeri devletçikler de bu Ankebut Ağının taşeron ve kasa olarak kullandığı ülkeler. Bosna Hersek, Arnavutluk, Makedonya ve benzeri ülkeleri de kara para işlerinde serbest ortam olarak kullanıyorlar. Bu nedenle bu gibi ülkelerin idaresini, adalet sistemini, eğitim sistemini, maliyesini ellerinde tutuyorlar. Şu sözde avukat Zeki Çalışkan’ı, kara para işlerini, sözde derneklerini, organ işine kadar bağlantılarının olduğunu kaç sene önce yazdım. Sahibi olduğu avukatlık bürosunda avukat gibi görünen militanların da tek tek aslında gerçek ırklarını, gerçek dinlerini, gerçekte ne halt ettikleri yazdım. Otuz kadar avukttan biri bile senelerdir benden davacı olamadı. Lakin, bu devletin adli yetkilieri ve MİT’i ne yaptı? MİT, senelerce şu Taner’i de kolladı. Evet, bizler vergi verdik, MİT de batılıların kara para sistemine çalıştı. Türkiye’den de erkek, kadın, çocuk, bebek kaçıran ve bunları fuhuş, organ ve ayin ağlarına gönderen kişileri MİT, bizim vergilerimizle ve milletimizden/devletmizden aldığı güçle korudu, destekledi. Hala halleri böyle…

AKPKK’in ve Tayyip’in başımıza bela edilmesinde en etkili olan şahıslardan biri Devlet Bohçalı, çok vasıfsız, kafasız, korkak, aciz bir vatan haini MİT casusundan başka bir şey değil. MİT üzerinden CIA ve Avrupalı gizli servislerler de paslaşıyor. Binbir türlü açığı var, delili var, şahitleri var, bülbül olup ötecek ödlek adamları var sistemlerinde ama Türk adli yetkilileri nerede? Köpek desem, köpeğe hakaret olacak bu pislik herif, tutmuş on sene sonra benden davacı oluyor. Tek başına hafif gelmiş de yanına en sadık köpeklerinden biri olan Suçişleri Bakanı Solomon Soysuz’u alıyor. Yetmiyor, bunca yıldır danışıklı dövüştükleri sözde muhalefetin başı Kemal Kılıçdaroğlu’nu da yanına alıyor. Baştan beri emir eri olarak kullandığı Recep Tayyip Erdoğan’ı da aynı davada benden şikayetçi yaptırıyor.

Yıkarlar bu devleti bu hainlerin başına ama yine de bu devleti bu hainlerin ellerinde alırlar. Milletin can, mal, namus, din, ahlak emniyetini tesis ederler. Yok öyle bir Türkiye artık…

Şimdilik daha fazla bilgi vermeyeceğim. Lakin, gerekli ikazları son dönemde zaten herkese açık şekilde yaptım. Onları da tekrar etmeyeceğim. Altta kalanının canı çıksın, iyi olan kazansın. Sık sık, geleceğini ve yaşanacağını ifade ettiğim o büyük günün yaşanmasına ramak kaldı.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Yazık olacak Türkiye’ye…

Şu şartlarda bile şu seviyesizlikle konuşan bir gayr-i meşru cumhurbaşkanın idaresindeki ülkede neyin düzelmesi, hangi sorunun çözülmesi beklenebilir. Tayyip’in akıl ve ruh sağlığı yerinde olamaz. Bu şahsın daha fazla devletin başında kalması bir milli güvenlik sorunudur.

Tayyip:

– “Kurun tekrar oynamaya başlaması geçici bir durumdur”

– “Faiz aşağı faiz yukarı. Artık lütfen bu işi kitabımızdan çıkaralım. Bu can bu tende oldukça faiz sebeptir”

– “CHP’nin başındaki zat, kamu kurumlarını basmayı, siyasi eşkıyalık yapmayı alışkanlık haline getirdi”

– “Bay Kemal, devletin kurumlarına rastgele gidemeyeceksin, bitti artık”

– “(Kılıçdaroğlu’na) Sen adam değilsin”

– “(Kılıçdaroğlu’na) Kalibresi bozuk, cinsi, cibilliyeti bozuk”

Mehmet Fahri Sertkaya

Mahkeme kararlarını tanımıyorum ve itaat etmiyorum

Masonların nüfuzuna girmiş mahkemelerin hukuksuz şekilde kaldırttığı yayınlarımı yeniden paylaşıyorum.

Adnan Oktar organize suç örgütüne dair vahim gerçekleri yıllar öncesinden anlatan, vatana ve millete verilen zararlara mani olmak için paylaştığım yaklaşık yüz adet yayın, mahkeme kararlarıyla kaldırtılmıştı. Bu süreçte, hangi savcı ve hakimin karşısına çıkmışsam “Bu adalet değil. Hukukun gereği bu değil. Bu yayınlar suç unsuru oluşturmuyorlar. Bunlar hakaret değil, hakikat. Bu örgüte Türkiye tarihinin en büyük polis operasyonu yapıldı 1999 yılında… Adnancılara soruşturmalar başlatılması gerekiyor. Devlet ve millet zarar görmeye devam ediyor. Bu yayınları kaldırtıyorsunuz, üstüne bana tehdit ve hakaretten cezalar veriyorsunuz. Üstelik bir yayından dolayı tekrar tekrar yargılayıp her seferinde yeniden cezalar veriyorsunuz. Yaptığınız yargılamalar mükerrer ve bu yaptıklarını kanunlara aykırı.” demiştim.

Kararları çoktan vermiş şekilde duruşmaya geliyorlardı. Duruşma salonlarında beni dinlemiyorlardı bile… Neleri ispat edebileceğim umurlarında bile değildi. Bu hallerini o yıllarda yazdığım yazılarda detaylıca anlattığım da olmuştu. Hiç okumadıkları ve dikkate bile almadıkları karara itiraz dilekçelerimde bu çeşit itiraz cümlelerim çok geçti. Şimdi bu sözde savcı ve hakimlerin de yargılanma vakitleri geldi. Bu yaptıkları, aldanarak, fark edemeyerek yapabilecekleri bir şey değildi. Artık “Baskı altındaydım” mı derler, “Canımla ve ailemle tehdit altındaydım” mı derler, “Evet, bizler de Adnan Oktarcılar gibi gizli Yahudiler, gizli Ermeniler, gizli Masonlarız” mı derler, “Hükumetten bile baskılar geliyordu o dönem. Bu cezaları vermek zorundaydık” mı derler, ne derlerse desinler, bittiler.

Bu vakit oldu, ben dahil olmak üzere, on binlerce Türkiye vatandaşının sicillerini temizlemediler. Cezaları derhal kaldırıp, maddi ve manevi tazminatlar da ödetmediler. Adnan Oktar organize suç, terör ve ihanet örgütünü korumak, onlara yardım ve yataklık yapmak için bu milletten on binle kişiye hukuksuz şekilde cezalar yağdıran hakimler hakkında soruşturmalar başlatmadılar. Oysa bu yayınlardaki suçlamaların hepsinin gerçek olduğu, çok vahim suçların bu örgütte hiçbir zaman bitmediği ve her dönem devam ettiği somut delillerle meydana çıkartıldı. Bu suç örgütünün üyeleri binlerce sene cezalar da aldılar.

Şimdi ben bu taslağa alınmış ve gerçekleri yıllar öncesinden gür sesle bağıran yayınları yeniden yayınlıyorum. Bunların kaldırılması hükmünü vermiş hakimleri ve verdikleri hükümleri de tanımıyorum. Bu eylemimin suç olduğunu iddia edebilecek bir tek kişi bile varsa, hemen işlem başlatmasını bekliyorum. Bakalım kimmiş o vatan haini ya da hainleri… Organ mafyalarının, uyuşturucu mafyalarının, askeri casusluk yapanların, iftira ve karalama kampanyaları yapanların, reşit olmayan kızları kirletenlerin, nüfuz casusluğu yapanların, İsrail’e ve Sanhedrin’e çalışanların, kara paralarla kurduğu A9 isimli mason logolu kanalında 7/24 İslam dinine saldıranların yanında hala, şu şartlarda bile hangi gizli Ermeni, hangi gizli Yahudi, hangi gizli Mason savcı ve hakimler duruyormuş, milletçe bir görelim.

Haydi bakalım, işte meydan… Bir erişime engelleme kararı bile verilebiliyor mu, onu da görelim. Son derece samimiyetle ve inanarak yazıyorum, geçtim bunları, o sözde sosyal ağların sahipleri ve sorumluları bile yargılanacaklar. Türkiye’den on binlerce insanın kaçırılıp fuhuş ve organ mafyalarına kurban olmasını sağlamış Adnancı suç örgütünü o sözde sosyal ağlar da kolladılar. Deliller hem Türk adli makamlarına hem ABD adli makamlarına hem AB ülkelerinin adli makamlarına ulaştığında, bakalım dünyada nasıl fırtınalar kopacak.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Kemal Kılıçdaroğlu ihanete devam ediyor

Şu şartlarda bile Tayyip’e, mason tarikatına, İngiltere’ye, CIA’ya, batı dünyasına çalışmaya ve AKPKK ile danışıklı dövüşmeye devam ediyor.

Kemal, “Sayın Yavaş’ın ve İmamoğlu’nun ismi öne çıkarılıyor ama İstanbul ve Ankara’nın yönetimini bırakamayız. Seçmenimize anlatamayız.” dedi. Zaten seçmende yavaş ve İmamoğlu talebi çok güçlü olduğu için onların adları öne çıkartılıyor. Bu belediye başkanlarının tavsiye edeceği CHP’li belediye başkanı adaylarının karşısında başka hiçbir aday kazanamaz. Kemal bu dengelerden ve seçmenin bu halinden bihaber olamaz. Kemal, danışıklı dövüşmeye devam etmek için şartları zorlarken, aldığı kararlar ve yaptığı açıklamalarla kendini iyice açık ediyor.

Türkiye’ye de CHP’ye de ihanet ediyor. Kemal ve çetesi dik dursaydı, son iki ay içinde Tayyip, bir değil birkaç kere bile devrilebilirdi. Adnancıların yok edileceğini, ortalığın fena karışacağını öğrendiği gibi krizlere de girdi. Çok panikledi. Çünkü kendisi de her türlü pisliğin ve ihanetin içinde… Kara paracılarla da Adnancılarla da AKPKK ile de organik bağları var.

Mehmet Fahri Sertkaya

“Büyük cami bu işte”

Türkiye’nin gayr-i meşru cumhurbaşkanı ve iş yaptırdığı holding patronu… Olmayan seviyeleri, çapları, vizyonları açıkça gözler önünde… Ne iş yaptıklarını, hangi işi yapmakta olduklarını bile doğru düzgün bilmiyorlar. Nasıl yapılacağını, ne zaman tamamlanacağını da bilmiyorlar. Çok yaklaşık bir süre de belirleyemeyecek kadar, meşgul oldukları işten uzaklar. Taşra mahallelerde çiğ köfteci açılısı yapılırken bile bundan daha seviyeli olunuyor bu ülkede ve daha düzgün cümleler kuruluyor, daha düzgün tavırlar sergileniyor. Daha bilgili olunuyor.

Yazık, mahvettiler Türkiye’yi…
Kendilerine benzettiler. Dibe vurdurdular.

Mehmet Fahri Sertkaya

Adnancılarla çok şiddetli çatışmaya gireceğim

Her sahada olacak bu çatışma ve nerelere uzarsa oralara kadar gideceğiz. Onları da onları arkalayan masonları da gizli servisleri de mafyaları da adli yetkilileri de siyasetçileri de kesip kesip atacağım. Hiç acımayacağım. Çok çok fena yapacağım. Bu cerahate, vakti gelene kadar neşter vurmamak için olağan üstü derecede sabır ettim, çok zordu ve aşırı derecede zorlandım ve şükür ki artık vakti geldi.

Bu güne kadar, bana hukuki zeminde yapılan akıl almaz hukuksuzluklara, zulümlere sebep olanların başında Adnancılar var. 2013’ten beri açığımı aradılar, aradılar, aradılar ama ben göründüğüm gibi biriyim ve açığımı bulamadılar. Anadolu 39. Asliye Ceza Mahkemesindeki tamamen iftiralara ve yalancı şahitlere dayalı davayı da 2013’ten bu yana en çok onlar oynadılar. O dava hala kapanmadı. Skandal skandal üstüne devam etti, ediyor. Zincirleme reaksiyon misali hukuk her safhasında ayaklar altına alındı. Devlet gücü, karşımda çeteler, mafyalar, masonlar, vatan hainleri, gizli yahudiler, gizli ermeniler, gizli servisler tarafından su-i istimal edildi. Süreç boyunca bile hukuksuzluklara itiraz ettim ama aynı gizli teşekküller devlet gücünü, adli sistemi ayarından çıkartmaya devam ettiler. Hapis cezaları aldığım o meşhur Adıtürk’e hakaret davalarında da aynı şeyler yaşandı ve karşımda aslında adalet kurumları değil, Adnancılar vardı. Ben mahkeme salonlarında bağımsız Türk hakimleriyle değil, bu çetenin mensubu olan ya da bu çete tarafından satın alınan kişilerle muhatap edildim. Beni, onlar üzerinden yargısız infaz ettiler. Her safhasında hukuksuzluk zaten gözler önünde. Lakin şimdi bütün bağlantılar en somut delilleriyle gözler önüne serilecek. Ben ve on binlerce Türkiye vatandaşı, adalet kurumlarında adalet arıyorken, hükumet/AKPKK de Devlet Bohçalı da Süleyman Soysuz ve daha pek çok kişi ve teşekkül de bu süreçte onların yanındaydı. İsrail’i ve ABD’yi o konseylerin ve hahamların başına yıkmam gerekse bile, dünyanın tamamını ateşe vermem gerekse bile memleketimdeki bu gizli paralel devleti, bu insanlık dışı ve haince teşekkülü yıkacağım.

Adnancıları arkalamak isteyenlere hiç sözüm yok, serbest… Ben, her zaman yaptığımı yapıyorum, baştan ikaz ediyorum ve sonra söylediğimi yine yapmış kişi olacağım. Bu sefer süreç/mühlet, çok şaşırtıcı derecede kısa olacak. Çıkan gürültüyü, somut ispatlarla meydana serilen ve bütün dünya insanlığını sarsacak olan o pisliği belki Neptün, Plüton insanlığı bile duyacak. Yemin ederim ki bunca sene sabrın sonunda onlardan da onlara destek olanlardan da hala olacak olanlardan da intikamımı dünya tarihine geçecek kadar sert alacağım.

Adnan Oktar ve çetesine dair yapılan yargılamalarda aslında bu beklenen sonuca yakın bir sonuç meydana gelebilirdi, gelmeliydi ama o yargılamalar hep göstermelik yargılamalar oldu. O süreçte kullanılan başta adli yetkililer olmak üzere, siyasetçilere kadar herkesin de pisliklerini, her türlü şüpheden uzak somut delilleriyle ortaya sereceğim. Öyle bir toz duman olacak ki ortalık, öyle bir tayfun esecek ki vatan hainlerliyle dolu ve Adnancılarla da hep paslaşan şu AKPKK hükumetini devirmek diye bir derdimiz olmayacak. Zaten sebep sonuç ilişkisiyle birkaç güne devrilecekler. Daha beraberinde kaç kesim/grup ve şahıs birden devrilecek. O Doğu Perinçeklere kadar herkes anından oyundan düşecek. Ne Soysuz kalacak, ne Abdülhamid Gül, ne Bohçalı ne de çetesi…

Zaten sonrasında Türkiye’nin de dünyanın da mevcut dengeleri yerinden oynayacak.

Dünyanın bütün masonları, bütün satanistleri, bütün devletleri, bütün mafyaları, bütün yeşilleri, bütün grileri karşımda ittifak etseler bile bu yapacaklarıma mani olamazlar. Bu kadar yıldır, Türkiye ve dünya dengelerini/şartlarını buna hazırladım. Şimdi, çatışmanın tam vaktidir. Şimdi zalimlerin cezalarını bulmalarının tam vaktidir.

Benden söylemesi… Herkes safını seçsin. Karısını dul, çocuklarını yetim bırakmak isteyenler karşıma geçsin.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Yine mi ihanet? Yine mi idamlık suçlar?

Sahi, ne oldu şu çakma muhalefetin üst üste gelmesi beklenen dev mitingleri? Birini en düşük tempoda yaptılar, sonra ne oldu, niye herkes geri durdu? Yine mi “Fazla ileri gittiniz. Az geri çekilin” emri geldi? Yine mi danışıklı dövüş? Yine mi ihanet? Yine mi idamlık suçlar? Yine mi suç ortaklığı? Yine mi tiyatro?

Mehmet Fahri Sertkaya

Bankazedeler

Türkiye’de, az ileriyi görebilen akl-ı selim herkesin görebildiği çok net bir kare var. O karede çok çok yüksek sayıda bankazedeler var. Ekonomik OHAL var. El konulmuş mevduatlar var. İflas etmiş bankalar var. Bunun neticesi olarak bankazedeler var. İflas etmiş dev holdingler var. Çok yüksek sayıda işsiz kalmış insan var. Kara kışta açlık sorunundan sonra çok büyük enerji ve ısınma sorunları da var. Bulaşıcı hastalıklar var. İntiharlar var. Halk hareketleri var. Suç patlaması var. Yağmalar var. Karaborsa var. Siyasi kaos var.

AKPKK’nin son manevraları, yıkıldıklarında yargılanıp asılacaklarını kesinlikle bilen, bu nedenle inatla iktidarda kalmak isteyen bir hükumetin, artık kaybedecek hiçbir şeyi kalmamış bir hainler güruhunun yapacağı bir şey. Kendilerinden bekleneni yaptılar. Kendilerinden beklendiği gibi, bu yaptıklarını da halka çok başka türlü anlattılar. Laf cambazlığı yaptılar. Yerine getiremeyecekleri kararlar aldılar, vaadler verdiler ve bunları ilan ettiler. Son açıkladıkları sistemin Türkiye’yi kurtarması mümkün değil ve hükumetin o vaadlerini yerine getirmesi de mümkün değil.

Ülkenin hazinesinde para yok. Ülkenin bankaları şu anda bile çok büyük krizlerdeler. Yabancı bankalar hala kaçmanın fırsatlarını arıyorlar. Yabancı yatırımcılar çoktan geri durdular. Yatırım planlarını iptal ettiler ve artık var olanı muhafaza etmek için imalatı durduracaklar, satışları durduracaklar ve yurt dışına çıkacaklar. Zaten hükumet de bunları bildiği ve son bir çare ile mani olmak istediği için bu son açıklamaları/oyunları yaptı. Millet dövizden uzak durmalı, bankalarda para tutulmalı ama kimse bu hükumete güvenmeyecek ve bu planlananlar olmayacak. Olsa bile bu sistem çalışmayacak, vaad edilenler millete verilemeyecek. Milletin bankalara yatırdığı paraları fazlası ile almasını geçtim, yatırdığı kadarını bile alamayacaklar.

Tarihi eserlerin hatta mukaddes emanetlerin bile peşkeş çekildiğine, yerlerine sahtelerinin konulduğuna dair vahim iddialar var. Boğaz kenarında, devlete ait yapıların ve büyük arazilerin peşkeş çekilmekte olduğuna dair de vahim iddialar var. ASELSAN’ın kısmen peşkeş çekildiği, bazı değerli projelerinin de satıldığı şeklinde vahim iddialar da var. Birer kara para devletçiği olan Katar’dan ve Birleşik Arap Emirliklerinden yüksek miktarda döviz getirildiğine, piyasaya el altından dahil edildiğine, dövizdeki bu ani düşüsün arkasında bu hamlenin olduğuna dair vahim iddialar var. Bunların hepsi de suç… Bunların hepsine adli yetkililerin bir an önce müdahil olması şart. Vazifeleri bu ama kaç yıldır yazıyorum, AKPKK yıkılınca, enkazın altında herkesten çok, vazifelerini yapmayan adli yetkililer kalacaklar. Halleri çok ama çok perişan olacak.

Bir memleket, bir millet, bu güne gelene kadar suç bataklığına batmış AKPKK ve MHPKK ittifakının üyelerinin yargılanma ve asılma korkuları nedeniyle, göz göre göre daha da batırılıyor. Buna daha fazla tepkisiz kalınamaz. Böyle bir anda bile sessiz ve tepkisiz kalan yığınlar, çok ama çok büyük felaketlerin, acıların, acizliklerin, rezilliklerin içinde kalırlar. An itibariyle muhalefet tarafında bulunan partilerin, liderlerin, siyasetçilerin de bu son şansı. Şu anda, şu şartlarda bile gerçekten muhalefet yapmazlarsa, enkazın altında onlar da kalırlar.

Tayyip Erdoğan’ın bu güne kadar sahte diploma ile devletin başında bulunduğu, kara paracılarla birlikte iş tuttuğu, mason tarikatı tarafından yönetildiği, CIA casusları tarafından kuşatıldığı, sömürgeci batı dünyasına hizmet ederek Türk milletine ve Türk/İslam alemine hep ihanet ettiği açıkça gözler önündedir. Bunun hiç abartsız binlerce somut delili de mevcuttur. Bu sözde cumhurbaşkanının ve hükumetin meşruiyeti yoktur.

Ayrıca, Tayyip’in akıl, ruh ve beden sağlığının, iş göremez derecede bozulduğu, hatta artık klinik vaka olduğu herkesin malumudur. Bundan yıllar önce bile sara hastası olduğunun iddia edildiği, defalarca bayıldığı, bir keresinde bayıldığında kendisine müdahale eden kadın doktorun öldürüldüğü de herkesin malumudur.

Türkiye’nin daha fazla felakete sürüklenmesine izin vermek istemeyen bütün taraflar, aklı başından gitmiş bu şahsa ve onu elinde oynatan danışman ve bakan görünüşlü casuslara, bu casusların çalıştığı batı ülkelerine karşı artık dik durmalılar. Sivil itaatsizlik kararı almalıyız. Gerekirse meşru bir millet darbesini yapmalıyız. Bağımsızlığını kaybederek hükumetin emrine girmiş hakimler ve savcılar, apaçık şekilde gözler önündeler. Listeleri hazır ve işe ilk önce bunları oyundan düşürerek başlamalıyız.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Hepiniz hedefsiniz. Deprem olursa o gemilere asla binmeyin

Kurban olmayın!

Hepiniz hedefsiniz!

Canınız, aileniz, evlatlarınız, değerli eşyalarınız, yastık altındaki paralarınız, organlarınız, namusunuz, topraklarınız, vatanınız, devletiniz hedef…

Deprem olursa ya da başka türlü büyük afetler olursa, o gemilerle İstanbullular tahliye edilemez, ancak bir kısmı kaçırılır ve öyle de yapılacak.

İstanbul’u da yıkacak iki farklı deprem beklediğimi, bu güne kadar çok kere ikaz yayınları yapıp uzmanlardan devlet yetkililerine kadar çok farklı kişileri ve kesimleri zorlaya zorlaya harekete geçirdiğimi bütün dünya biliyor.

Şimdilerde o depremlerin, felaketlerin daha yakın olduğuna inanıyorlar ve Ankebut Ağına bağlı pek çok devletle, bunların gizli servisleriyle ve bunların içindeki mafyalarla da organize şekilde devasa ve insanlık dışı bir kara para planı yapıyorlar.

Başka şehirlere nakil için kullanılacak resmi ya da özel araçlara, otobüslere, trenlere, uçaklara, helikopterlere ve hatta ne olduğu belirsiz özel araçlara asla binmeyin

Hayatta kalan herkes, hayatta kalan aile fertleriyle ve komşularıyla hemen kenetlenmeli. Hemen birbirinizin yaşadığını gösterir fotoğraflar ve kısa videolar çekin. Daha sonra bir karışılıklık olur da aranızdan bazıları bulunamaz olursa, bu kayıtları resmi makamlara gösterin.

99 depreminden sağ kurtulan çok sayıda kişi organ, fuhuş, sübyancılık mafyalarına kurban oldular. Bu, dünyanın dört bir yanında son on yıllarda hep böyle oldu, oluyor. Haiti depreminde on binlerce kişinin söz konusu batılı devletler ve İsrail tarafından kaçırıldığı somut delillerle ispat edildi. En yetkili kişiler bile bunu itirafa mecbur kaldılar, Amerikan medyasında konu oldu ama mevzuyu yine de kapattılar. Bunların yayınlarını “Akademi Dergisi Haiti depremi” yazıp internette aratarak bile bulabilirsiniz.

Etrafta size el uzatan resmi kimliklilerin, yetkililerin ve onların talimatıyla hareket eden kolluk kuvvetlerinin resimlerini, huzursuzluğa sebep olmadan ve onların çalışmalarına mani olmadan fırsat buldukça çekin. Sözde sivil toplum örgütlerinin, aslında kara paracılarla birlikte çalışan o malum teşekküllerin sözde gönüllülerinden de uzak durun. Onların resimlerini de bol bol çekin.

İstanbul’u terk etmek gerekip gerekmediğine bir oldu bitti ile, kısa sürede karar vermeyin. Öncelikle toplanma sahalarına gidin, güvenilir bilgiler elde edin, resmi kimliklerin size söylediklerini hemen kesin doğrular olarak kabul etmeyin ve buna sonra kendi aranızda istişare ile karar verin. Gerekiyorsa etrafınızdaki insanlarla birlikte organize olarak, bir arada olarak, kendi imkanlarınızla İstanbul’u terk edin. Gerekiyorsa topluca yürüyerek terk edin.

Her şeye rağmen bir kontrolsüzlük olur da o gemilere, trenlere, otobüslere binerseniz, size ikram edilen hiçbir şeyi yemeyin, içmeyin. Kapalı paketler, ambalajlar içinde bile verilse yemeyin ve içmeyin.

İstanbul’da deprem olursa, halkın gemilerle tahliye edileceğinin konu edildiği kamu spotu videosundaki jandarma komutanı Metin Günal’a çok dikkat edin. Ona ve ona bağlı ve onunla alakalı kime denk gelirseniz, sakın itaat etmeyin. Kara para işlerinin ve ihanetlerin içindeki bir gizli Yahudidir. AKPKK’nin de CHPKK’nin de içi bunlarla, gizli Yahudilerle, gizli Ermenilerle, masonlarla dolu. Bakmayın ekranlarda atıştıklarına, bir gizli Ermeni olan Ekrem İmamoğlu bile aynı yere çalışıyor. Aynı kara paracılarla çalışıyor. Devlet kurumlarının hepsinde bunlardan var. Orduda, jandarma teşkilatında ve emniyet teşkilatında da bunlardan var ve çok büyük ve organize planlar kurdular. Beklenen depremler yaşanırsa hepsi de ne yapmaları gerektiğine dair talimatları çoktan aldılar. Tam kapanma istenmesinin bir sebebi de bu ve en çok isteyenlerden bir de Ekrem İmamoğlu oldu.

Nereden nasıl geldiği belli olmayan minibüsler, transporterlar bile bir anda dolaştırılacak. Bunların sahipleri sağ kurtulmuş da insanlık vazifelerini yapıyorlarmış gibi görünecekler. Lakin etrafta tek başına ağlayan kız ve erkek çocuklarını kaçırmak telaşında olacaklar. Alıp alıp götürecekler. Bunların hepsi planlandı.

Bu yazıyı Ekrem İmamoğlu’na, Metin Günal’a ve alakalı diğer kişilere götürüp “Bu yazının yazarı olan Mehmet Fahri Sertkaya ile karşı karşıya gelmek, bu hususları tartışmak, kendini savunma hakkını kullanmak ya da davacı olmak ister misin?” diyebilirsiniz.

Tayyip’in son ve devasa bir vurgunla oyundan çıkmak isteyeceğini aylar önce açıkça yazmıştım. Türkiye’deki bankalarda paranızı tutmamanız gerektiğini de söylemiştim.

Öyle şartlar içindeyiz ki milletçe “Sivil itaatsizlik” kararı alıp almayacağımızı, bir istiklal harbi başlatıp başlatmayacağımızı hemen konuşmamız gerekiyor. Zira devletimiz düşmanlarımız tarafından ele geçirilmiş vaziyette…

Kurumlarımız içinden, toplumumuz içinden gizli Ermenileri, gizli Yahudileri ve masonları hemen ve tamamen temizlememiz gerekiyor.

Mehmet Fahri Sertkaya, Akademi Dergisi, 28 Nisan 2021


Bu yazının yayınlanmasından üç gün sonra, 30 Nisan 2021 Cuma sabahında basın ve medyada bir haber yer aldı. Söz konusu haberde şu ifadeler geçti: “Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD), eylemler sırasında polislerin görüntülerinin veya ses kayıtlarının alınmasını yasaklayan emniyet genelgesini paylaştı. Emniyet Genel Müdürlüğü bu konuda resmi bir açıklama yapmadı.”

ÇHD İstanbul Şubesi genelgeyi paylaşırken, “İçişleri Bakanlığından 1 Mayıs öncesi personelini garantiye alma genelgesi. Personeliniz görevini ifa ederken işkence yaparsa kayıt da alınır, delil de toplanır. Çünkü tekrarla, işkence yapmak görev sınırlarınızda değil, suçtur!” ifadelerini kullandı. Lakin ÇHD’nin değerlendirmesi isabetsizdi. Bu kadar hukuk dışı surette hazırlanan, bu kadar acil olarak yürürlüğe girmesi istenen bu genelge, sadece eylemler sırasında görüntü alınmasını yasaklamıyordu. Sadece 1 mayıs gösterileri için çıkartılmış olamazdı. Akademi Dergisi’nin sonraki süreçte de çok tesirli müdahaleleri oldu, toplumun farklı kesimlerinin bu hukuksuz genelge karşısında dik durmasına vesile oldu. Neticede genelge Danıştay’dan döndü. Çok aceleyle, çok tutarsız ve hukuki zeminden uzak surette yazıldığı anlaşılan genelge metni, bir gün öncesine tarihlenerek mi yayınlandı, hala tartışılmadı. 27 Nisan’da yayınlandıysa, neden 30 Nisan’a kadar haber olmadı, hala tartışılmadı.

Akademi Dergisinin, AKPKK organize suç, terör ve ihanet örgütünün karanlık işlerini ifşa eden yayınlarının ardından daha önce de benzeri tarzda genelgeler yayınlanmıştı. İstanbul Sancaktepe’de düşen askeri helikopterin MİT ve CIA işbirliğiyle kasıtlı olarak düşürüldüğünü iddia etmiştik. Helikopterdeki askerlerimizden bazılarının, yayınlarımızın tesiriyle vatanseverce işler yaptıklarını ifade etmiştik. AKPKK ordumuzun silah ve mühimmatını karanlık bastığında kaçırırken çekilmiş güvenlik kamerası görüntülerinin mevcut olduğunu, bu askerlerimiz şehit edilseler de görüntülerin hala vatanseverlerin elinde bulunduğunu iddia etmiştik. Hemen peşi sıra, Suçişleri bakanlığı, güvenlik kamerası görüntülerinin yayınlanmasını düzenleyen, sınırlayan, hukuk dışı bir genelge yayınlamıştı. Bunların detaylarına da Akademi Dergisi geçmişindeki yayınlarından, arşivinden ve ayrıca internet haber sitelerinin arşivlerinden ulaşabilirsiniz.

Mehmet Fahri Sertkaya

Doları bu şekilde düşürmeye çalışmak çok yanlış bir karar, çok büyük bir hata…

Doları bu şekilde düşürmeye çalışmak çok yanlış bir karar, çok büyük bir hata… Hala sorunu temelden, ciddiyetle ve doğru müdahalelerle çözmek istemiyorlar. Bunun yerine, kendilerine zaman kazandıran, günü kurtaran müdahaleler yapıyorlar. Bu ise, aksine olarak ülkeye büyük zaman ve para kaybettiriyor. Bu vahim hatanın sonu da çok vahim olacak. Hiç abartılı gelmesin ve hazırlıklı olunsun. Bu kafayla gidilirse, yakında dolar 40 ya da 60 lira bile olabilir. Piyasada insü cin top oynar. Esnafların çoğu siftahsız kapatır. Büyük bir açlık, kıtlık seviyesine geçilir. İntiharlar, isyanlar, anarşi, yağma ülke gündemine oturur.

Mehmet Fahri Sertkaya

Doğrudan çalmışlar TOGG’un logosunu….

Ben çaycıları paint ile yapmıştır belki dedim ama aldanmışım. O kadar bile değilmiş. Doğrudan çalmışlar TOGG’un logosunu….

Bu kadar ahlaksız, bu kadar rezil adamlar, hala bu milleti sözde yerli ve mili projelerle oyalayabileceklerini zan ediyorlar. Bunların yolunun sonun çok çok karanlık.

Bu da çok tuhaf…

Bu nasıl bir dünya, anlamak mümkün değil… Elin İtalyanı bizim ATAK helikopterini almış, adeta kopyalamış, bir de satıyor. Yetmemiş elin Çinlisi bizim daha piyasaya bile sürülmemiş TOGG’u almış, kopyalamış bir de satıyor. Hiç utanma, arlanma kalmadı kimsede… Bak bir de ismini bile ne kadar benzer koymuşlar. Tiggo…

Bununla bitse yine iyi… Elin Almanı almış bizim yerli ve milli piyade silahını, imal edip satıyor. Elin İsraillisi, kopyalamış bizim zırhlı personel taşıyıcıyı, meğer herkese satıyormuş. Daha böyle neler neler… Saymakla bitmiyor. Ne demişti Reis, kıskanıyorlar…

29 Aralık 2019 ‘Devrin otomobili’: ‘Yerli ve milli’ tasarım 2017’de Çin’de sergilemiş Bkz: https://t.me/AkademiDergisi/35297

Mehmet Fahri Sertkaya