Etiket arşivi: Uzaylılar

Sezen Aksu tutmadı, Tarkan verelim mi?


Tıka basa gizli Yahudi ve gizli Ermenilerle dolu olan AKPKK organize suç, terör ve ihanet örgütünü daha fazla süre iktidarda tutabilmek için çırpınan çok sayıda ünlü kişi var. Sondan bir önceki kişi Sezen Aksu idi. Sezen Aksu üzerinden, dini değerlerimiz alet edilen bir danışıklı dövüş sergilenmek istendi. AKPKK seçmeni hedef alındı, oyuna getirilmek istendi. Seçmen tartışmalara, tepki göstermeye çekildi. Tayyip/AKPKK’nin oylarının, daha öncelikli olarak da halk desteğinin artırılması planlandı. 

Bunun danışıklı dövüş olduğunu, ayrıca gündemi değiştirmek çabası olduğunu, açlık ve sefalet dahil olmak üzere ülkenin türlü türlü dertlerini konuşturmamak çabası olduğunu yazmamdan sonra, pek çok kişi bunu yazmaya/paylaşmaya başladı ve büyük kalabalıklar da bu oyunu fark ettiler. O defa oyun tutmadı. Soyunun bir yanı gizli Yahudi, bir yanı gizli Rum olan Tayyip, kripto Yahudi ve satanist Sezen Aksu’ya önce çok ağır konuştu, her zamanki gibi terazinin ayarını kaçırdı. Sonra yine tükürdüğünü de yaladı. Danışıklı dövüş her yönüyle hezimetle sonuçlandı. 

Kısa süre geçti, bu defa da kripto Yahudi ve satanist Tarkan, ilk bakışta ne dediği ve nasıl bir maksatla çekildiği anlaşılamayan bir klip çekip paylaştı. Her şeyiyle son derece basit, emeksiz, çapsız, kalitesiz, art niyetli, Türk ve İslam karşıtı bir iş olduğu ilk görüşte anlaşılabilen bu kliple/şarkıyla ortalığı hareketlendirdi. Tarkan’ın yaptığında da Sezen Aksu üzerinden yapılmak istenenler var. AKPKK tabanını hareketlendirmek, yeni bir hava vermek, iktidarın siyasi ömrünü uzatmak, geçim sıkıntısı başta olmak üzere bütün devasa sorunları arka plana düşürmek çabaları var ama bu defa farklı bir yönü daha var. 

Bu konularda bilgi sahibi olan pek çok kişi çoktan gördü, inceledi, anladı ki Tarkan’ın klibi ve sözleri satanistlere mesajlarla dolu. 

Ankebut Operasyonu başladığından beri Türkiye’deki ve dünya genelindeki yahudiler/satanistler çok büyük darbeler aldılar. Son zamanlarda ise bunaldılar, daraldılar, patlayacak gibi oldular. 

İfşa oldular. Teşkilatları meydana çıktı. Kara paracı oldukları, insan kurban edilen ayinler yaptıkları, insan kanı içtikleri, hiçbir ahlaki kaide tanımadıkları, ahlak ve namusun düşmanı oldukları, bütün insanlığın düşmanı oldukları, dünya genelinde mason tarikatı üzerinden organize oldukları v.s. hep meydana çıktı. Kara paraları büyük darbeler aldı. Lider kişilere kadar dünyanın dört bir yanında çok yüksek sayıda adamları metafizikle çarpılarak öldü. Senelerdir, gece gündüz hiç kesilmeden devam eden metafizik çatışmalarda her gün ama her gün kaybeden taraf oldular. Eriyen, biten taraf oldular. Son bir ay içinde bile Türkiye’deki ünlüler arasında Fatma Girik başta olmak üzere çok sayıda kişi öldü ve onların da tamamına yakını satanistti. Büyücüydü ya da ayinlere katılanlardı. Bu kadar vahim bir haldeler ve “Düş yakamızdan” mesajı da veriyorlar, ayrıca birbirlerine “Çok az kaldı, planlarımız var, bu defa olacak, kurtulacağız” mesajı/ümidi de veriyorlar. Tabii afet gibi görünen suni afetlerle netice almayı deneyeceklerini biliyorlar. 

Dahası da var. Şimdilerde ne Sezen Aksu yahudi, ne Tarkan yahudi… Çoktan ikisinin de yerlerine geçildi. İkisi de biyonik robot ve içlerinde uzaylılar var. Bir de meselenin arka planında bu sarsıcı taraf var. Dünyada gizlice yaşayan uzaylılar arasında da satanistlik çok yoğun olarak yaşanıyor ve dünyalı satanistler kadar uzaylı satanistler de çok büyük kayıplar yaşadılar ve yaşıyorlar. 

Bunların hepsinin “Geççek” dediği son bir umudu var. O da İstanbul başta olmak üzere Türkiye’nin dört bir yanında peş peşe yaşanacak büyük suni afetlerle bu ülkedeki mücadeleci müslümanların, bir türlü yok edemedikleri ve yıkamadıkları gerçek Türk ve müslümanların yok edilmesi ihtimali… Bir ümitle bunu bekliyorlar. Ankebut Ağı, dünya üzerinde bir güç seferberliği yaparak bu planın üzerine oynuyor. O çok az masrafla ve çok az emekle çekilmiş çok basit klipte ve beraberindeki çok basit metinde/sözlerde bunların mesajları var. 

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Yanacaksa bu dünya, yakan ben olurum.

Milyonlarca insanın hayatını kaybedeceği, bölgenin feci bir görüntüye bürüneceği, felaketin ilk anından sonrasındaki süreçte de çok yüksek sayıda insanın ölmeye devam edeceği, bölge ve Türkiye ekonomisinin şu kritik zamanda daha da zor şartalara düşeceği, Türkiye’nin kendi içindeki dertlerle boğuşacağı şartların oluşturulmak istendiği, milletler arası siyasetteki son ve başarılı duruşundan/hamlelerinden geri çekilmesinin hedeflendiği açıkça gözler önündeyken…

Sistemim, sahada dönen çok şeyleri öğrenmiş ve biz bu sarsıcı saldırının gerçekleşme ihtimalini çok yüksek görüyorken…



Bu çok şeyi bilip susmak, içimi daraltıyor. Başımı alıp buralardan giderim, hiç bir güç unsuru yolumu kesemez ama başka bir mekana geçsem ve buraları hiç dert etmesem, tarzıma uymuyor. Bu kadar yüksek sayıda sivil insanı hiçe sayamam. Böyle yapmak aklımdan bile geçmiyor. Giderim ama gereğini önden yaparak giderim. Bu şehri de bu ülkeyi de ayağa kaldırır, buralardan öyle giderim. Ayağa kaldırmışken de neler yapacağımı, hangi şer merkezlerini devireceğimi ve temizleceğimi çok iyi bilirim.

Hayatım boyunca insanlık için mücadele ettim, kendimi hep bu gayenin arkasında tuttum, çok zulümler, çok sıkıntılar çektim ve yine de dini ve ahlaki kaidelerimden tavizler vermedim. Şimdi de vermem.

Hiçbir zaman minderden de kaçmadım. Kaçak güreşmedim. Bu güne kadar şu suni felaket saldırıları konularına çok dikkat çektim, geniş kitleleri ikaz ettim ama tehlikenin büyüklüğü ve bütünü hala anlaşılamadı, görülemedi.

Şartlar beni, almak istemediğim kararları almaya ve bildiklerimi detaylarına kadar anlatmaya, somut deliller paylaşmaya, sahaya bu güne kadar vermediğim talimatları vermeye zorluyor. O kararları alırsam ve o talimatları verirsem ve o delilleri paylaşırsam, sadece buralar değil, sadece Türkiye de değil, bütün dünya karışıyor.

Türkiye’nin, milletimin, sistemimin hasımları hep farkındalar ki şu şartlarda bile ikaz ediyorum. İkaz etmeden, gerekeni yapmıyorum. Kimse kendini çılgın, beni de kararda zayıf zan etmesin. Karşımda çılgınlık sergilenecekse, ben önden hamle de yaparım, çılgından da çılgın olurum. Yanacaksa bu dünya, yakan ben olurum.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

İngiltere Boşbakanlığındaki boş adamlar istifa ettiler

Bu konuda malum basın ve medyada söylenenlere ve yazılanlara çok kapılmayın. Bunlar, Johnson korona kısıtlamalarına uymadı diye istifa edecek adamlar değiller.  Umurlarında bile olmaz. Her gün kaç bin kişinin kanına girdiklerini umursamıyorlar, onu mu umursayacaklar. 

Krizin gerçekte bir değil, birçok sebebi var. Temel sebeplerden biri yeşillerle grilerin kendi aralarındaki çatışmaları. Diğeri, yaptığım müdahalelerden sonra korona oyunlarının ifşa olması, vahim suçlarının göz önüne çıkması, aralarında korkunun ve telaşın hakim olması, bu konulardan ötürü yargılanma ihtimallerinin bulunması ve korona oyunlarında geri adımlar atıp atmamakta karar verirken birbirlerine iyice düşmeleri… Ayrıca dünya siyasetinde sebep olduğum denge değişikliklerine ayak uyduramamaları, işe yarar karşılıklar verememeleri, hızıma yetişememeleri de aralarındaki çatışmaları artırdı. Mason tarikatına vurduğum darbeler neticesinde yaşadıkları sorunlar da var. Daha başka başka sebepleri de var ama başta ifade ettiğim gibi, şu anlarda en büyük sorunları gri-yeşil çatışması. 

Gri-yeşil çatışması başka ülkelerde de ve dünyanın genelini alakadar eden başka meselelerde de zahir olacak. Dün gece bu saatlerde metafizik bir toplantı yaptım ve dünyanın dört bir yanındaki taraflara aynı anlarda seslendim. Bundan sonra yapacağım, sebep olacağım pek çok şeyi en açık şekliyle ifade ettim. “Bu yanlış gidişten şimdi bari dönün, bazılarınız için hala şans var. Bazılarınız ise hiç değilse daha az acıyla, krizle çökersiniz” dedim. Uzaylı taraflara da hitap ettim ve “Gezegenimize, tabiatımıza, dünya insanlığına yaptığınız sinsi saldırılara son verin. Bakın, herkese her zaman yaptığım gibi baştan size de aynını yapıyorum ve açıkça ikaz ediyorum. Eğer bu saldırılara devam ederseniz, çok yakın gelecekte, dünya insanlığını mahvetmek isterken kendi feci sonunuzu hazırlayacaksınız. Buna da ben sebep olacağım. Çok çok feci hallerde ve topluca öleceksiniz.” dedim ve sonra birçok tarafa, türlü türlü meselelerde ikazlar, nasihatlar ettim. Bir ara “Avrupa ve ABD için başka bir şans yok. Artık onlar için geri dönüş yok. Ben onlara fırsat verip uzun uzun tahammül ettiğimde, onlar benimle ortak paydada buluşuyormuş numaraları yaparak vakit kazandıklarını ve tuttukları yanlış yolda devam edebileceklerini düşündüler. Şimdi ise bu tansiyon düşsün, bu fırtına dursun diye yalvaracak hallerdeler. Ama onlar bu sonu kendileri tercih ettiler. Artık onlarla ortak noktada buluşabilmemiz mümkün değil. Aralarında az da olsa medeni insan toplulukları var, onları ayırıyoruz ama kalan yığınlara yapabilecek bir şey yok. Hak ettikleri sonu görecekler. Oysa biz kimsenin dinine, diline, kültürüne, adetlerine, toprağına, malına, canına, evladına karışmayacaktık. Bütün insanlık için faydalı olacak bir sistem kurarken, onları da dahil edecektik. Onlar kendilerini de insanlığı da dert etmediler. Onlar kibirli hallerinden vazgeçmediler. Hala sömürmek, hala kan dökmek, hala terör yaymak, hala organları için her gün binlerce insanın canına kıymak onların tercihleri oldu. Lakin, yanlış tercih yaptılar, o yolları iyice kapattım ve her geçen gün daha da perişan olacaklar. Kazdıkları kuyulara düştüler. Artık o kuyudan çıkmaları mümkün değil. Her yeni gün, onlarda yeni yeni mali, siyasi, askeri, toplumsal krizler yaşanacak” dedim. 

Bunlar bile iyi günleri… Evet, son derece inanarak ve çok yaklaşmış olarak tekrar ediyorum: 

– Hala dünyayı sömürmek, dünya insanlığının çoğunu türlü oyunlarla katletmek, dünyanın çok sayıda ülkesinden kan dökmek, fitne çıkartmak isteyen o Avrupayı da ABD’yi de durduracağım, önlerine set olacağım ve onları hak ettikleri üzere cezalandıracağım. Hala sermayelerini, şirketlerini, ailelerini ve kendi canlarını oralarda tutmak isteyenler, kendileri bilirler. 

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

..

Neye yaradı…

Şu devletin imkanlarıyla yaptığı masrafa yazık. Millet aç, biilaç iken, gitse de gitmese de sonucu hiç değiştirmeyecek bir Ukrayna ziyaretine gitti. Bütün dünya az önce izledi ki orada da bir dik duruş sergileyemedi.

Ticaret hacmiymiş, dostlukmuş, kardeşlikmiş… Bütün cihan artık biliyor ki Ukrayna ile yapılan alış veriş, fuhuş, uyuşturucu, insan, organ, çocuk, bebek alış verişi… Türlü türlü kara para işleri…

Bütün dünya şunu da iyice öğrenecek, anlayacak ki biyonik robot Tayyip’in içinde İngiltere merkezli grilere çalışan bir üç yumruk gri var, biyonik robot Zelensky’nin içinde de İngiltere merkezli grilere çalışan bir üç yumruk gri var. Bunların eşleri de aynı grilerden… Grilerin, yeşiller karşısındaki birlik olma, dayanışma çabasını/mücadelesini “Türkiye ile Ukrayna dostluğu hatta kardeşliği” olarak yutturmaya çalışmak beyhude bir çabadır. Dünya üzerinde uzaylı insan türlerinin biyonik robotlarla artık dünya siyasetine, askeri ve mali dengelerine yön verebildiği devir bitmiştir. İşte korona oyunlarında onlarca ülkenin peş peşe geri adımlar atmaya başlaması bile bunun tezahürüdür. Bitti… Herkes kabullenmeli ki o devir bitti.

Ayrıca, Ukrayna bizim dostumuz da kardeşimiz de değildir. Müttefikimiz de değildir. Ukrayna halkı ile de kardeş ve dost değiliz. Allah korusun, o derece ahlakı, namusu, adaleti hatta insanlığı terk etmiş ve helak olası bir toplumla biz dost da kardeş de olamayız. İçinde gri bulunan biyonik robot Tayyip de bu gerçekleri, bu dengeleri değiştiremez. Onu sahada oynatan uzaylı ya da dünyalı amirleri de bu gerçekleri ve dengeleri değiştiremez.

Ukrayna’da hala insan kalmış kim varsa, orayı terk etmeli. Bunu ikinci kere söyledim, üçüncü kere söyleme ihtimalim çok düşük. Ukrayna bitmiştir…

Devletimizin gayr-i meşru, sahte diplomalı, kara paracı, vatan haini cumhurbaşkanının, “Çin ziyaretinden sonra Putin Türkiye’ye gelecek” demesinin sonrasında resmen yalanlanmış olması da tahammül edilesi bir şey değildir. Yıllar önce, “İran’la ortak terör operasyonu yaptık” diye yalanlar atan Suçişleri Bakanı Solomon Soysuz’u da İran hemen ve resmen yalanlamıştı. Hala o makamda tutuluyor.

İhaneti, rezaleti, hayasızlığı, kara paracılığı, zulmü, hukuk tanımazlığı, şimdi bir de biyonik robotluğu bilinen bir tipin hala bu devletin başında durması mümkün değildir. Türkiye, Ukrayna’yı bir yana bırakıp kendini bir an evvel kurtarma mücadelesi vermelidir.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

..

Korona bulaşmadı

“Kıbrıs Cumhurbaşkanı Ersin Tatar pozitif çıktı” diye başlıklar atılıyor. “Ersin Tatar biyonik robot çıktı” şeklinde olmalı o başlıklar… Hep yazıyorum, şu son zamanlarda biyonik robotların işleri çok daha zor. Sürekli metafizik fırtınalara tutuluyorlar. İçlerindeki uzaylılar da fena oluyorlar, ölüyorlar ya da bayılıyorlar, hayata küsüyorlar, yaptıkları işe lanetler ediyorlar ama biyonik robot kısımları da fena oluyor. Çarpılmanın haricinde, siyasi sahada çok köşeye sıkıştığı için ya da etrafındaki insanlar onun biyonik robot olduğunu anlamaya başladığı için korona pozitif bahanesiyle geri çekilen biyonik robotlar da var.

Mehmet Fahri Sertkaya

Ezberinizi bozun ve artık sorgulayın

Bakmayın bilim adamı kılıklı satanistlerin ve masonların uydurmalarına, gezegenin dengesizliği bile “uzaylı” gerçeğini kabullenmeden izah edilemez.

Okyanusa sınırı olan Peru ve Şili’nin uzaylılar tarafından kasten kurak halde tutulduklarını… Sözde bilim adamlarının, buraların neden kurak kaldığını izah etmek için sığındıkları o okyanus akıntısının bile suni şekilde uzaylılar tarafından oluşturulduğunu… Bu bölgenin altında binlerce senedir faal olan uzaylı üsleri bulunduğunu… Daha önce de konu etmiştim.

Ayrıca, dünyanın kuzey ve güney kutuplarında eskiden çok canlı bir hayat olduğunu… Her yerinin yeşil yeşil ve hayvanlarla dolu olduğunu… Oraların altında da uzaylı üsleri bulunduğunu… Bu nedenle, yüksek teknoloji kullanılarak buzullarla kaplı halde tutulduklarını… O buzulların erimesini istemediklerini… Dünya insanlığını küresel ısınma v.b. yalanlarla oyaladıklarını anlatmıştım.

ABD’de zamanında çok şiddetli ve geniş çaplı uzaylı çatışmaları yaşandığını, kurak bölgelerinin çoğunun bu sıralarda yanmış yerler olduğunu… ABD’nin bazı kurak bölgelerinin altında da yer altı uzaylı üsleri olduğunu… Utah’da son asırlarda yaşanan yüzlerce sarsıcı hadisenin uzaylılarla alakalı olduğunu hep anlatmıştım.

Şimdi bir bakın şu haritaya… Sözde bilim adamları yine sözde bilimsel açıklamalar uydurup cevaplar vermeye çalışacaklar ama siz, size dayatılan sözde bilimsel açıklamaların dışına çıkarak bir sorgulayın. Neden dünyanın kurak ya da çöl kısımlarının tamamına yakını hep Türk ve İslam diyarları?

Binlerce senedir sadece dünyanın bir kaç noktasında mı iklimi ve arazi şartlarını kontrolde tutuyorlar yoksa dünya genelinde mi?

Bir soru daha var, bu haritada görünen kurak ya da çöl yerlerin altında da hep uzaylı üsleri mi dolu? Bu üsler, üzerindeki araziyi kurak halde tutmak için oralarda açılmış değillerdir. Öyle ise bu yer altı üsleri, neden bu bölgelerin altındalar?

Bitmedi, devam ediyoruz… Daha önce “kod uyumsuzluğu” diye diye yazılar yazdım. Dünya üzerindeki bazı milletlerin genetik kod sorunları olduğunu anlattım. Bunların temelinde uzaylı faktörü olduğunu da anlattım. Şimdi bir bakın haritaya, kurak bölgelerin batısında ve kuzeyinde kalan insan topluluklarının çok büyük kısmında genetik kod sorunları yok. Ciltleri/renkleri, yüz şekilleri, davranış biçimleri, zihni kararlılıkları, akıl seviyeleri tam yerinde… Lakin, kurak ya da çöl bölgelerdeki toplulukların büyük kısmında türlü genetik kod sorunları ve bunun sonucu olarak bitmek bilmeyen davranış bozuklukları, çatışmalar, savaşlar, terör hadiseleri var. Uzaylıları ve onların müdahalelerini işin içine katmadan bu konularda bilimsel izahlar yapabilmek mümkün mü?

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

ANKET

Uzaylı taraflar, yer altındaki çok çok büyük ve sıvılaşmış bir doğalgaz kaynağını bir şekilde İstanbul’un bir semtindeki kanalizasyon borularına bağlayabilirse ne olur? (Birden fazla yanıt seçilebilir)

A) Bu da nereden çıktı şimdi?

B) Hiçbir şey olmaz, bütün gaz havaya karışır

C) Yaşananlara “küçük kıyamet” denir. O kadar vahim

D) Basınçla yollarda ve binalarda parçalanmalar olur

E) Evlerinde sessizce zehirlenip ölenler çok olur

F) On binlerce binanın aynı anlarda yandığı görülür

G) Sokaklara çıkabilenler de canlarını kurtaramazlar

I) Çevre semtler de kül olur, yüz binlerce kişi ölür

j) Bölgedeki doğalgaz tesisatı da çok yerden patlar

K) Siz felaket tellalı mısınız? Valla içim karardı

L) Çok fazla film izliyorsunuz, gerçek hayata dönün

M) Patlayıcı, parlayıcı bulunan tesisler de patlarlar

N) İnşaallah o bölgede termik santraller yoktur

O) Bunun sonrasında bulaşıcı hastalıklar yayılır

P) Evde gaz maskesi, yangın sön. tüpü farz olmuş

R) Böyle bir film çekilse, gişe rekorları kırar

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Çok sayıda sebebi var

Son zamanlarda uzaylıların kasten yaptığı suni depremler de oluyor, dünya devletlerini kontrol eden uzaylıların o devletlerin imkanları (HAARP benzeri imkanlar) ile yaptıkları suni depremler de oluyor, yaşanıyor. Bizim, yer altındaki devasa uzaylı üslerine yaptığımız saldırılar sonrasında toplu ölümler ve yaşadıkları çok büyük teknik sorunlar, patlamalar, gaz sorunları v.s. de oluyor. Yaşadıkları büyük arızalar da yer altını titretiyor ve fayları oynatıp depremlere sebep olabiliyor. Toplu ölümler ve büyük arızalar yaşanınca bulundukları yer altı üslerini terk etmek ve yenilerini yapmak da istiyorlar. Böyle olunca, eski üssün başkalarının eline geçmemesi için imha edildiği de oluyor ve bu da yerin altından uzun süre seslerin gelmesine, gazların çıkmasına, sık sık yıkıcı olmayan depremler yaşanmasına sebep oluyor. 

Ayrıca son zamanlarda başta Marmara, Trakya ve Ege bölgeleri olmak üzere, Türkiye’nin sınırları dahilinde ve haricinde çok yerlerde, uzaylılar yer altı tabii gazlarını oynuyorlar. Marmara denizinin altında, İstanbul’da karanın altında, Trakya’da karanın altında ve Yunanistan’a/Selanik’e kadar geniş bir arazide yer altı tabii gazlarına aylardır müdahaleler deniyorlar. Yani sadece yer üstünde göğün manyetik alanına ve gaz tabakalarına müdahale etmiyorlar, hedef bölgelerde yerin altındaki manyetik alana ve gaz tabakalarına da kastederek müdahale ediyorlar. Bu yollarla tabii dengeleri bir bölgede daha hızlı ve sert şekilde bozabiliyorlar. Neticesi olarak daha sık ve şiddetli depremler, seller, fırtınalar, şiddetli soğuklar, şiddetli sıcaklık ve kuraklık, yanardağ patlamaları v.s. yaşanabiliyor.

Konu konuyu açarken aklıma geldi, geçenlerde İstanbul Kartal merkezli yayılıp da etraf ilçelerde de duyulan o koku neydi? Sosyal ağlarda paylaşımlar yapan bölge sakinleri “Doğalgaz kokusu gibi” ve “Yanmış deri kokusu gibi” şeklinde değerlendirmeler yapmışlardı. Bu konu da ne çabuk unutuldu. Üzerinde ciddi bir çalışma yapıldı mı, gerçek sebebi bulundu mu? Hazırlanmış bir bilimsel rapor var mı? Varsa dürüstçe ve bilimsel temellerde mi hazırlandı? Endişe edilmeli mi, konu insanlarımızın can ve mal güvenliğini alakadar ediyor mu? İçine kripto Yahudi, gizli Ermeni, mason ve biyonik robotların sızamadığı gerçek bir Mili Güvenlik Kurulu (MGK) tesis ederek konunun üzerine bir an önce gidilmeli mi?

Bu arada, Yusuf aleyhisselam zamanındaki meşhur kuraklığın da pek çok sebebi vardı ama en önde gelen sebeplerinden biri, o zamandaki yüksek teknoloji ile dünyamızda yer altında ve yer üstünde manyetik alan ve gaz tabakalarının oynanmasıydı. O zamanki kuraklığa da kasıtlı olarak sebep olunmuştu. Sonra Yusuf a.s. kasıtlı olarak kuraklığa sebep olan güç unsurunun ihtimal bile vermediği şeyler yaptı, yaptırdı ve ve kısa sürede kuraklığa mani olundu. Dünyanın tabii dengesi büyük ölçüde düzeltildi. Bu kuraklık devrinde de dinden, ahlaktan uzaklaşmış ve yolunu sapıtmış dünya insanlarından toplu toplu ölenler çok oldu

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Türkün gücünü gördünüz, hep göreceksiniz.

Sizin “en şiddetli” ve “en organize” kabul ettiğiniz metafizik saldırılarınız bile beni güldürüyor. O anlarda bile en ciddi konularla ilgilenebiliyor, raporları takip edebiliyor, ciddi kararlar alabiliyor, sahayı yönlendirebiliyor ve ciddi yazılar yazabiliyorum.

Birkaç gündür ekibimden bazı kişiler zorlandılar, çok zorlananları da oldu, oluyor ama onların haricinde tam kadro halinde dağ gibiyiz. Bizi Allah’ın izniyle hiçbir kuvvet yıkamaz, durduramaz.

Allah’tan başka hiçbir şeyden korkmayan ve güle güle ölüme koşan dev bir orduyla karşınızdayım. Ben ölmeyeceğim, metafizikle, su-i kastle, suni afetlerle de beni öldüremezsiniz. Hepinizi tarihin karanlık sayfaları arasına gömmeden bu dünyadan göçmeyecek, gitmeyeceğim.

Dünyanın her yerinden metafizikçiler, nasıl ezilip yenilip erimekte olduğunuzu izliyorlar. Haydi, onların seyir zevkini düşürmeyin, yeni hücumlarla üzerimize gelin.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Türklerin Ergenekondan çıkışı misali bir hadise olacak

Anlaşılan o ki, benim sahaya inmemem için bunca çılgınlığın denendiği, restleşmelerin yaşandığı şu zamanlarda, sahaya inişim, Türklerin Ergenekondan çıkışı misali bir hadise olacak. Her şeye rağmen ben ölmeyeceğim ve sahaya ineceğim. Lakin çok yüksek sayıda insan ölecek. Ben sahaya indikten sonra da dünyanın muhtelif yerlerinde çok sayıda etkili ve yetkili kişi ölecek ve yeni bir çağın kapısı açılacak. Ondan sonra hiçbir güç unsurunun karşımda durabilmesi mümkün değil…

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Acınası hallerdeler

HDPKK organize suç, terör ve ihanet örgütünün eş genel başkanı Pervin Buldan koronavirüse yakalanmadı. Son zamanlarda çok yüksek sayıda biyonik robot, aralıksız esen metafizik fırtınalara dayanamaz oldular. Pervin Buldan suretinde imal edilmiş biyonik robot ve içine girip robotu kullanan uzaylılar, acınası hallerdeler. Biyonik Temel Karamollaoğlu da aynı halleri yaşadı, yaşıyor. Daha dünya genelinde binlercesi işte böyle acınası hallerdeler. Son yıllarda karşımızda çöküp yıkılmamak için son çare olarak Türkiye’deki yüksek sayıda kişinin yerine biyonik robotlarla geçtiler, hala geçiyorlar. Lakin bu da onları kurtaramaz. Bu kadar çok kişiyi biyonik robot yapmaları, aslında bize yarayan ahmakça bir hamleleri… Çok yakında, şimdi ne demek istediğim daha iyi anlaşılacak.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Saldırgan köpekler aşılı ya da çipli köpekler mi?

Ve dünya insanlığı nereye sürükleniyor?

İnsanlar üzerinde denemeden az öncesinde, aşılı ve çipli köpeklere uzaktan sinyaller göndererek onların dengelerini, davranışlarını bozuyorlar, beyinlerinin bazı noktalarını tetikliyorlar ve testler mi yapıyorlar?

Son zamanlarda dünyanın dört bir yanında tuhaf köpek davranışları görüldüğü gibi, Türkiye’de de görüldü ve görülüyor. Köpeklerin sadece insanlara karşı değil, maymunlara ve başka hayvan türlerine karşı da saldıganlaştıkları görülüyor.

Bütün bunlar, çok büyük bir planın son safhasına ait bir kısmı mı?

Korona aşısı olduğu iddia edilen sıvıların, vücutlarına enjekte edilmesine izin veren milyarlarca insan, endişelenmeli ve korkmalı mı? Bir gün geldiğinde, dünyanın dört bir yanındaki farklı milletlerden, kültürlerden, dinlerden olan insan topluluklarının, aynı anlarda çıldırmış gibi davranışlar sergilediğine, sebepsiz şekilde etraflarına saldırmaya başladıklarına, sokakların ve caddelerin kan gölüne döndüğüne şahit olacak mıyız? Aynı anlarda aşılanmış ya da çiplenmiş hayvanların da birbirlerine ve insanlara saldırdıklarına şahit olacak mıyız?

Bu konu ile Türkiye’nin Milli Güvenlik Kurulu ve ordusu ilgilenmeli mi? Ciddiyetle soruyor ve üzerinde duruyorum, bu, bir ülkenin ordusunun da müdahil olması gereken bir konu mu? Şu sözde bilim kurulunun mensuplarının kimler olduğu, bağlantılarının kimler, nereler olduğunu, bu güne kadar bu kadar bilim dışı kararları neden aldıkları, ortada nasıl bir oyun döndüğü hala milli güvenlik meselesi olarak görülmeyecek ve araştırılmayacak mı? Bir milletin hatta koca insanlığın hayatı, sağlığı, güvenliği bu kadar mı ucuz, bu kadar mı değersiz?

Bunun yanı sıra, dünyanın dört bir yanında tuhaf ve aşırı şiddetli manyetik alanlar oluşuyor. Bunun neticesi olarak da aşırı yağışlar, kasırgalar, sık ve kuvvetli hortumlar, aşırı soğuklar, ekinlerin daha tarlada iken yanıp kuruması, temiz su kaynaklarının aşırı hızlı şekilde kuruyup yok olması, kuraklığın hızla yaygınlaşması ve ayrıca sık sık ve şiddetli depremler görülüyor. Yine söz konusu aşırı büyük ve kuvvetli manyetik alanların tesiriyle kuşlar havada uçmakta iken sürü halinde çarpılıp yerlere saçılarak ölüyorlar. Böyle sürü halinde ölen kuşlar, son yıllarda Türkiye dahil, dünyanın dört bir yanında görüldü ve hala zaman zaman görülüyor. Türkiye’deki bazı vakaların görüntüleri Youtube’da bile bulunabiliyor. Bazı şehirlerde günler, geceler boyunca tuhaf sesler de duyuluyor. Seslerin bazısı yeraltından geliyormuş gibi iken bazısı gökte oluşuyormuş gibi duruyor. Söz konusu seslerin pek çoğunun arasında manyetik sürtünme hışırtıları da açıkça, cihaz kullanmadan, insan kulağıyla bile duyulabiliyor. Buna rağmen Türkiye’de görülen böyle bir vakada, hiçbir bilimsel çalışma yapılmamasına rağmen yetkililerin “Yeraltındaki su tesisatında biriken suyun kabarcıklarının sesi bunlar” dedikleri görülüyor. Son olarak, on günden fazladır gece gündüz tuhaf ve şiddetli sesler duyulan Selanik şehrinin yetkilileri de bu Türkiye’deki art niyetli yetkilileri taklit ediyor ve hiçbir bilimsel veri ve ispat olmadan aynı minvalde açıklamalar yapıyorlar. Neler oluyor, kim bunlar, neden böyle davranıyorlar? Ortak noktaları ne? Neyi bilmemiz, neyi çözmemiz gerekiyor?

Türkiye’de çok tuhaf şekilde onlarca noktada aynı anda başlayan orman yangınları yakıp kavuruyor, söndürme çalışmalarına halkın destek vermesi engelleniyor. Halkın tahliye edilmesi gereken yerde devlet gücü, kolluk gücü, ordu gücü görülemiyor. Yangınların ikinci hatta üçüncü gününde bile devletimizin yani milletimizin imkanlarının seferber edilmediği ve insanların kovalarla denizden su çekerek yangınları söndürmeye çabaladığı görülüyor. O günlerde, Türkiye’nin farklı şehirlerine tuhaf gök cisimlerinin alev almış şekilde düştükleri haber oluyor ama hemen bunların göktaşları olduğu iddia ediliyor.

“Bunların göktaşları olduğuna emin miyiz? Mili güvenliğimizi alakadar eden bir tehlike söz konusu olabilir mi? Gerekli bilimsel çalışmalar ve ayrıca soruşturmalar yapıldı mı? Düştükleri yerler incelendi mi?” diye yazıp soruyoruz, sesimizi artık Papua Yeni Gine devlet yetkilileri bile anında duyuyor ama Türkiye’nin başındaki malum idareciler, üzerine aylar geçtiği halde bile bu konunun, bu riskin, bu şaibenin üzerine gitmiyorlar. Böyle davranmalarını kimler istiyorlar?

İnanılır gibi değil ama yaşayarak görüyoruz ki her bir köşesi uzman şahıslarla dolmuş şu koca dünyada, bilmem kaç tane milletler arası teşkilat bulunan şu koca dünyada, nedense bunca teşkilat, hükumet, bunca güvenlik kurulları, bunca ordular, bunca uzmanlar böyle tuhaflıkların üzerine ciddiyetle ve samimiyetle gitmiyorlar. Hiç beklenmedik şekilde Afrika kıtasındaki bazı devlet reisleri gitmek istiyorlar ve peş peşe öldürülüyorlar.

Hala dünya insanlığına korona oyunları, sözde iklim değişikliği ve sözde küresel ısınma oyunları oynanıyor. Bunların hiçbirinin bilimsel temelleri olmadığı, en ileri seviyedeki bilim adamları tarafından, tamamen bilimsel temellere dayanılarak anlatıldığında, Facebook, Google, Youtube, Instagram, WhatsApp, Twitter gibi gerçek sahibi CIA olan mecralarda sansürleniyor, kaldırılıyorlar. Hatta son zamanlarda, dünyanın en saygın bilim dergilerinde yayınlanan ve saygın bilim adamlarınca hazırlanan bilimsel makaleler bile kaldırılıyorlar. Birileri sürekli bilimsellik, çağdaşlık, demokrasi, insan hakları, fikir ve vicdan hürriyeti, korona, varyant, küresel ısınma, iklim değişikliği kavramları ve iddiaları arkasına sığınarak insanlık düşmanlığı sergiliyor. Bunu hala anlamamak nasıl mümkün olabilir.

Bütün dünya insanlığının, devletler arası hatta devletler üstü bir organizasyon halinde ve çok sinsi şekilde yapılan… Çok yüksek teknoloji, basın, medya ve sosyal medya imkanları da kullanılan… En çok da mason tarikatı üzerinden yönetilen… Şiddetli ve dehşet verici ve kural/sınır tanımaz saldırılara maruz kaldığı, aslında görmek isteyenler için apaçık şekilde gözler önünde.

Dünyamızın/gezegenimizin değil ama dünya insanlığının çok fazla vakti kalmadı. Çünkü bu türlü organize ve yüksek teknolojili ve uzun süreli saldırıların arkasında mason tarikatı, yahudiler, siyonistler, satanistler ya da halk arasında bilinen ismiyle İlluminati bulunuyor olsa da onların arkasında da dünya insanlığına düşman olan uzaylı taraflar yani halk arasında bilinen isimleriyle Ye’cüc ve Me’cüc kavimleri (Yeşiller ve griler) bulunuyor. Açıkça gözler önündeki bunlar, dünya insanlığının nüfusunu kısa sürede ve çok çok feci vesilelerle azaltmak istiyorlar. Bu maksatla, bir seviyeye kadar gezegenimizin tabii dengesine darbeler vurmaktan da geri durmuyorlar, durmayacaklar.

Bunların yeraltındaki üslerinin tespit edilerek imha edilmelerinin ve bunlara çalışan yer üstündeki mason, yahudi, satanist insan şeytanlarının ve ayrıca biyonik robotlarının tek tek tespit edilerek imha edilmelerinin vakti gelmedi mi?

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

..