Etiket arşivi: Gizli Yahudiler

Çok kötü şeyler olacak, çok daha kötü…

Bu bir şey değil. Bu bir başlangıç.

Öyle uzun uzun yazacak değilim. Zaten bir süredir yazılması gerekenleri yazmıştım. Sağda solda, her yerde bulunabiliyor bu yazılarım. Zaten elden ele de atıldı, dağıtıldı ve herkes okudu, anladı. Dediğim gibi oluyor ve şu cemaatimiz münafıklardan temizleniyor.

Önce kardeşi Mehmet Arıkan çarpıldı ve korona deyip gömdüler. Sonra karısı çarpıldı ve onu da korona deyip gömüp geçecekler. Arada başkaları da çarpıldı ve gömüp geçtiler. Ahmet Aygın’ın çarpılıp ölmesi karşısında zaten şok geçirdiler. Onun şoku geçmeden, üstüne kimler kimler çarpılıp cehennemine gidiyor. Daha önce bu gibi ikaz yazılarımı fantastik ya da deli saçması gibi görmek isteyen münafıkların korku dolu kalp atışları artık Mason teşkilatının bütün localarından duyuluyor. Daha bunların bir çoğu bilmiyor ki Ahmet Özbursa bile çarpılarak öldü. O ne şerli bir münafık, nasıl bir numaracı ve bir büyücüydü.

Şu sıralarda Hasan Arıkan ise hastahanede ve anladığım kadarıyla ona son bir şans daha verilecek, nasıl davranacağına bakılacak ve sonra ona göre muamele edilecek. Üstazımız daha pek çok kişiyi çarpacak. Alihan Kuriş’i de üstazımızın çarptığını, şeklinin kaydığını, öldürülmeyip ibret-i alem olarak meydanda bırakıldığını hep beraber göreceğiz.

Üç beş tane kripto yahudi, gizli ermeni, mason, bilmem ne bela tipler, cemaatimizin haricindeki hain ve insanlık düşmanı kişilerle, teşkilatlarla, en çok da mason teşkilatıyla paslaşıyorlar diye, kendilerini ne zan ederler, ölümsüz mü zan ederler, etten kemikten değil de çelikten mi zan ederler, ben bir türlü anlayamam. Akıl alır şey değil, topraktan yaratılmış ve fani olan insanların bu derece şeytanlaşmaları ve hiç ölmeyeceklermiş gibi, sonlarını düşünmeden ahmakça işlere kalkışmaları. Lakin haram yiye yiye nefisleri canavar gibi kuvvetli olmuş ve nefislerini bir anlığına bile yenemez, durduramaz olmuşlar. Adları gibi kesin surette biliyorlar ki bu din, hak din. Bu tarikat, hak tarikat. Bu mürşidimiz, hak mürşid ve ben de bu yolun hizmetkarıyım. O mürşid-i kamilin evladıyım ve o mürşid kamille aynı soydan gelen bir kişiyim. Yirmi yıldan fazla bir süredir, akıl almaz şartlar/imtihanlar altında bu hizmete, bu günlere hazırlanan bir kişiyim. Bu hak yol hiç sahipsiz bırakılır mı? Hz. Allah, hz. peygamber, hz üstaz, merhum ağabeylerimiz sahipsiz bırakır mı?

Bu münafıkların yaptıklarına küfr-ü inadi denir. Bile bile, her şeyin farkında ola ola nefislerine ve şeytanlarına tabi olmaya, mağlup olmaya devam etmelerine küfr-ü inadi denir.

Hasan Arıkan’ın etrafında bir de çok şerli bir dişi insan şeytanı vardı ki o da gizli ermeni ve gizli yahudi karışık bir soydan gelen karısıydı. Ben mevzu olduğumda bu karısı açar ağzını, yumar gözünü ve aklına gelen her şeyi söylerdi. Biraz aklını ön plana çekmek isteyen ve akıllıca davranmak isteyen Hasan’ı da iyice felaketlere sürüklerdi. Hasan Arıkan’ın hayatında ona musallat olan en büyük şeytanlardan biri, yani büyücü ve insan şeytanı olan o karısı, artık yok. Allah bilir ama kendisi de muhtemelen köşeden dönecek, hastahaneden çıkacak ve sonra bakacağız, neler olacak.

Az daha unutuyordum. Son zamanlarda adeta yemeyip içmeyip bütün mesaisini bana ve ekibime büyüler yapmaya ve yaptırmaya harcayan ve haddi iyice aşan o Gülderen’i de ufaktan bir çarptı hz üstazımız ama ayar alacak gibi durmuyor. Bakalım o cephede neler olacak ve Alihan Kuriş, hayatında kendisine en çok musallat olan, ayağının kaymasında en büyük payı bulunan baş şeytanlardan biri olan o annesi Gülderen Kuriş’ten kurtulabilecek mi ve kurtulursa neler yapacak.

Aksiyon, gerilim, macera, intikam, entrika, ihanet, gizem, korku ve mutlu son… Hepsi bu hikayede olacak.

Ben mi? Ben de buralarda olacağım. Bunların hepsinin mezara girdiklerini göreceğim. Öldüremediler ve öldüremeyecekler. Durduramadılar ve durduramayacaklar.

Çünkü çoktan “Ben evladımı kimseye vermem” buyruldu ve ben bunu çoktan ilan ettim aleme, alemlere…

Mehmet Fahri Sertkaya

Mesela şu travesti herif…

Kendini tanıttığı ismiyle Epphilia Princes Kennedy

Geçenlerde Telegram hesabında ikiz çocuklarına hamile olduğunun ultrason görüntülerini paylaşmış diyorlar. Gerçek Epphilia travesti bir erkekti ve bizim aramızda çıkan çatışmadan bir süre sonra öldü. O da bana ve ekibime büyüler yapmaya cesaret edebilen ahmaklardan biri oldu. Hayatının son anlarında bile hala bana ve ekibime metafizik tekniklerle zarar vermek için çırpınıyordu.

Yerine biyonik robotla geçildi. Gerçeği de tam bir ruh hastasıydı, insanlıktan çıkmış acayip bir mahluktu, büyücüydü, medyumdu, kara paracıydı, gizli servis bağlantılıydı. Şimdi yerine biyonikle geçe geçe nereye kadar? Arkasında CIA olsa, MİT’le de bağlantısı olsa, Türkiye’deki ve hatta ABD’deki bakanlar bile onu kollasa, kara paracılar bile kollasa, nereye kadar?

Yani birileri çok akıllı da çok güçlü de biz ahmak ve acizler miyiz? Bize bunu mu demek istiyorlar? Karşıdan bakınca bizi böyle mi görüyorlar?

Böyle devam edecekler ve biz bu gidişe bir yol bulup “dur” demeyecek miyiz? Hadiselere, dengelere bu kadar toz pembe mi bakıyorlar?

Şaşılacak iş…

Mehmet Fahri Sertkaya

“İşte Türkiye’deki bütün biyoniklerin tam listesi”

Herif her gün birilerini öldürüyor.

Öner Döşer gizli Yahudi, büyücü, kabalacı, sadist bir ayinciydi. Çok canlar yakmıştı, çok kişileri kara büyülerle öldürmüştü, çok kişileri deli etmişti, çok yuvalar yıkmıştı. Çok sayıda namuslu, dürüst, vatansever devlet görevlilerine ve ilim adamlarına kastetmişti. Devletimize, milletimize çok ihanetler etmişti. MİT’le, İngiliz istihbaratıyla, CIA ile bağlantılıydı. Mason tarikatı da dahil olmak üzere, Ankebut Ağının pek çok farklı teşkilatıyla da bağlantılıydı. Şeytan’a insan kurban edilen kaç ayine katıldığını, bu ayinlerde toplamda kaç yetişkin ya da bebek insanı parçaladığını, eminim ki kendisi bile bilmiyordu.

Sonra gün geldi, sert kayaya çarptı, ne olduğunu bile anlayamadan müstahakını buldu. Öldü ve bu kadar geniş bağlantılı, üzerine bu kadar oyun kurulmuş ve bağlı bulunduğu sisteme bu kadar faydalı olmuş bu Öner Döşer’in yerine biyonik robotla geçildi. Şu anda içinde yeşillere/uzaylılara çalışan bir uzaylı var.

Biz, böyle insanlık düşmanı sadistleri oyundan düşürdükçe, kaç kere yerlerine başkalarının/biyoniklerin geçtiğini sayamaz olduk. Biyonik robotları da bozduğumuz oluyor, içindekileri ayrıca öldürdüğümüz de oluyor. Biyoniği ve içindeki uzaylıyı aynı anlarda öldürdüğümüz ve kullanılamaz hale getirdiğimiz de oluyor. Öner Döşer gibi görünen biyoniğin içinde en az dört kişiyi/uzaylıyı öldürmüş olmalıyız.

Gece gündüz bizimle uğraşır olduğundan beri, çok çarpıldı ve çok öldü. Sürekli de yerine yeni kopyaları konuyor.

Bu iş böyle kabak tadı vermeye başladı. Gerçekten işin tadı kaçtı, fazlasıyla uzadı. Haydi dünyanın diğer taraflarını şimdilik geçtik diyelim, öldüğü için yerine biyonikle geçilen Marina’yı ve farklı zamanlarda içinde ölen onlarca uzaylıyı ve benzeri kişileri geçtik diyelim ama Türkiye içindeki biyoniklere bir temizlik operasyonu yapmamız zorunlu olmuş gibi… Bunu yapmamız imkansız da değil, çok zor da değil.

Önce tam kadro halinde isim listesi paylaşıp “İşte Türkiye’deki bütün biyoniklerin tam listesi” deyip sonra temizliğe mi girişsek diye çok düşünüyorum son zamanlarda. Henüz kesin karar vermedim ama bakalım yakında neyin ne olacağı belli olur.

Belki bu yazdığıma da şimdi “Haydi oradan” diyenler olur. Sonra bu dediğimi de yapmaya başladığımda yeniden yeniden şok olurlar. Çünkü bu güne kadar hep böyle oldu. Baştan söyledim anlamadılar, söylediklerimi yapmaya başladım, inanamadılar ve durduramadılar.

Mehmet Fahri Sertkaya

Ben patlamaya hazır volkan misaliyim.

Haccac-ı Alim’ler ölmez, bitmez… Bu devrin de bir Haccac-ı Alim’i var ve haneler, kurslar, yurtlar, kıtalar dolaşıyor. Müslüman rolü oynayan münafık sahte hocaları, sahte kurtarıcıları öldürüyor.

Benim en merkezden emirleri alıp duyurduğum ve kararları ilan ettiğim vakit, Alihan Kuriş de üzerine düşenleri yapsaydı, merkezin, Divan-ı Salihin’in emirlerini yerine getirseydi, bu münafıklar çoktan yolumuzdan uzaklaştırılmış ve cemaatimiz temizlenmiş olacaktı. Hadiseler bu şekilde cereyan etmeyecekti. Hatta bu büyük fetih 2020 yılında gerçekleşmiş, tamamlanmış olacaktı. Hatta ben son yıllarda çektiğim türlü sıkıntıları çekmeyecektim. Her şey çok başka olacaktı…

Şimdi, yolumuz/cemaatimiz dahilinde ve haricinde olan bütün münafık sözde hocalar, idareciler, mesuller, mesuleler, büyücüler, yiyiciler, gösteriş/itibar/alkış budalaları, hırsızlar, arsızlar, masonlar, kriptolar, kara paracılar bilsinler ki, bu yaşananlar bir başlangıç…

Bunun bu şekilde olacağını da bir süre önce haber vermiştim. Şimdi tekrar ediyorum:

Cemaatimi temizleyeceğim. Bu, benim kararım değil. Merkezimizin kararı. Cemaatimizi temizlemek ve aksak/eksik ne varsa düzeltmek, tamamlamak için o makama getirilen Alihan Kuriş de münafıklara, başta da münafık annesi Gülderen Kuriş’e uymuş, ayağını tamamen kaydırmış olabilir. İmtihan dünyası burası… Hep olmuş ve olur böyle şeyler. Onları da temizleyeceğim. Türkiye içindeki ve dışındaki bütün güç unsurları, cemaatimin içinden elini, dilini, adamlarını çeksinler. Yoksa bu temizlik vazifesini artık daha da gürültülü yapmaya başlayacağım. Yeterince sakin kaldım, mühlet verdim. Şu cemaatimi temizlemek için, Türkiye sınırları dahilinde bir tane Mason locası, bir tane Mason biraderi bırakmamam gerekirse, bir tane satanist bırakmamak gerekirse, bir tane gizli Yahudi ya da Ermeni bırakmamam gerekirse, onu da yapacağım. Son günlerde yaşananlar hem gücümün hem de kararlılığımın tezahürü. Herkes son kararını versin. Ben patlamaya hazır volkan misaliyim.

Mehmet Fahri Sertkaya

Şu uzaylıların gizli yahudilere de acımaları yok

“Gizli Yahudi, geniş çevresi ve bağlantıları olan, avukat ve güçlü bir karım var.” dersin ama bilemezsin ki uzaylılar çoktan onun da yerine geçmişlerdir ve onu da biyonik robot yapmışlardır.

Ne kadar sarsıcı gelir insana, en yakını olan, her şeyini en yakından gören ve bilen kişi olan eşinin bir biyonik robot çıkması… Lakin dünya böyle bir dünya işte… Bu kadar müslümanın arasında müslüman rolü oynayan ve hayatında hep iki farklı karakteri yaşayan gizli yahudi bir Sedat Peker, omurgalı ve dik duruşlu ve kimliğinden utanmayan, kimliğini gizlemeden şahsiyetli bir şekilde yaşayan bir müslüman kadar çok şaşırmamalı bu gerçeğe…

Yani sadece yahudiler mi gizli kimlikle, türlü sinsilikle ve ihanetle insanların arasında yer alacaklar. Uzaylılar da yapıyorlar işte ama fark şu ki on binlerce sene ileri bilim ve teknolojiden istifade ederek yapıyorlar.

Neyse… İnsan üç günlük dünyada, neler duyuyor, nasıl sarsılıyor ama bir şekilde atlatıyor. Çocuklar için de sarsıcı bir gerçek ama ne yapalım. Böyle işte.

Şimdi ben bunu yazdım diye Sedat’ı da biyonik yapmak isterler ya da hiç değilse bir bahane ile karısı Özge gibi görünen biyoniği ve çocukları başka bir ülkeye çıkartırlar. Ya da başka bir yol bulurlar.

Ne yaparlarsa yapsınlar, sadece bu Türkiye’de değil, bu dünyada biyonik robotlarla iş çevirme devrini kapatacağım.

Sadece benimle ortak menfaatlerde buluşan, insanlık düşmanlığı sergilemeyen, kara para işleri yapmayan, dünya insanlığının ahlakına ve dinine saldırmayan, gezegenimizin tabii dengelerine müdahale etmeyen uzaylı türlerin, çok çok az sayıdaki biyoniklerine müsaade edeceğim.

Mehmet Fahri Sertkaya

Haberiniz olsun

Yakında Türkiye’de ipleri resmen de elime aldığımda, resimdeki gibi son derece şekilsiz, ayarsız ve mühendislik/proje sorunlu araçları toptan yasaklatacağım. Hangi markanın modeli olursa olsun, Türkiye’de ya da yurt dışında imal edilmiş olsun, hiç fark etmez, geçiş süreci bile vermeden bu modellerin hepsini yasaklatıp trafikten men edeceğim. Şimdiden haberini veriyorum, isteyen dikkate alır, isteyen de o gün benimle bu hususta mücadele vermeye hazırlanır.

Dahası da var… Bu araçlarla virajlara girerek yan yatmış, takla atmış şoförlerin ve araçlar içinde o anda bulunan diğer kişilerin hukuki zeminde haklarını aramalarının önünü açacağım. Ben hayatımda hiçbir zaman “suçta zaman aşımı” diye bir saçmalığa da itibar etmedim. Bunu da kaldıracağım ve suç hangi tarihte işlenmiş olursa olsun, suçluların cezalarını bulmalarını sağlayacağım. Hem can hem de mal kayıpları hakkında cezai işlemler başlatacağım. Ardından mağdurların ya da yakınlarının maddi ve manevi tazminatlar alabilmelerini sağlayacağım. Son derece kusurlu projelendirilmiş ve satılmış ve satılmakta olan bu modellerin, Türkiye içinde satılmasına göz yummuş, yaşanan bunca kazalara rağmen gerekli soruşturmaları yapmamış ve bunları trafikten men etmemiş adli ve idari yetkililerin de yargılanmasını sağlayacağım. O gün geldiğinde trafikten men edilecek bu gibi araçların hepsinin, imalatçı firmalar tarafından iade alınmasını ve bu araçlara ödenen paraların vatandaşlarıma iade edilmesini de sağlayacağım.

Bu hususta, hukukun gereği ne ise onu yapacağım. En kesin ve keskin şekilde yapacağım. Öyle bir yapacağım ki aralarında çocukların, bebeklerin, kadınların da bulunduğu insanların canını hiçe sayarak araba imal edenler bir daha böyle bir şeyi akıllarından bile geçiremeyecekler. Buna izin veren idari ve adli yetkililer de bir daha böyle bir şeye meydan vermeyi akıllarından bile geçiremeyecekler. Bu kadar insan ölüyor, sakat kalıyor, bu kadar çocuk öksüz ya da yetim kalıyor ama devlet nasıl bir teşkilatın eline geçmişse, bu skandallara müdahale etmiyor hatta bir adım daha öteye gidip bunları destekliyor. Türkiye’de devlet gücü, otomotiv sahasında da milletin aleyhine kullanılıyor.

Türkiye’de arabalar çok ama çok fahiş fiyatlarla satılıyor, buna rağmen bir de en sorunlu, en kalitesiz ve özelliksiz araçlar topluma dayatılıyor. Bunu, Türkiye’de otomotiv sektörünü onlarca senedir elinde tutan içimizdeki İsrail sağlıyor. Yurt içindeki sorunlu markaları/modelleri almak istemeyip de yurt dışından bir arabayı buraya getirene kadar fiyatı 3 ya da 5 ya da 7 katına çıkıyorsa, ben bu hususu/uygulamayı bile vatana ihanet kapsamındaki yargılamaya dahil ettiririm. Nitelikli ve organize dolandırıcılıktan, görevi/yetkiyi kötüye kullanmaya, millete ihanetten kasten adam öldürmeye kadar çok sayıda suç kapsamına dahil ettiririm. Burada kötü niyetli bir kastın olduğu çok açık. Burada neyin hedeflendiği, ülke içindeki gizli Yahudi, gizli Ermeni ve Mason sanayici ve siyasetçilerin el ele neler çevirdiği çok açık. Artık bunun sonu geldi. Türkiye, birilerinin sömürgesi olan bir ülke değildir.

Ben, çok sayıda meselede olduğu gibi bu meselede de baştan yazmış, ikaz etmiş bulundum. Şimdi herkes safını, duruşunu, bağlantılarını ve niyetini bir daha gözden geçirsin. Çünkü ben daha önce böyle ne yazdıysam, zaman aldı ama hepsini yaptım, yapmaktayım. Ve ben bir yetimin bir damla göz yaşı sebebiyle bu koca dünyayı bile yakarım.

Mehmet Fahri Sertkaya

Samuel Saymaz bir kesim tarafından parlatılmak isteniyor

Samuel Saymaz bir kesim tarafından parlatılmak isteniyor. Son canlı yayın saldırısı bile bir danışıklı dövüş olabilir. Hadiseye bu gözle de bakmak ve soruşturmak gerekiyor. Biz burada olduktan sonra Samuel’in ya da benzerlerinin üzerine oynamak da karanlığa kurşun sıkmaktır ama saha onların, istedikleri kadar para, emek ve zaman ziyan edebilirler.

Üstüne ne kadar oynanırsa oynansın, Samuel Saymaz’ı ya da benzerlerini bitirmem, bir günlük iş… Ona bilgiler aktaran derin kaynaklarını ifşa etmem ise birkaç dakikalık iş. Bağlantılarını bütünüyle ifşa etmem ise bir saatimi alır.

Mehmet Fahri Sertkaya

Afganistan din devleti değil. İslam devleti hiç değil. Taliban, bir din devleti kurmayacak.

1- Afganistan din devleti değil. İslam devleti hiç değil. Taliban, bir din devleti kurmayacak.

2- İddia edildiği gibi Afgan halkının çoğu da müslüman değil

3- Afganların tamamı ya da ezici çoğunluğu Afganistan’ı terk etmiyor. Afganistan’dan kaçmıyor. O halde hepsi ya da ezici çoğunluğu kaçmakta imiş gibi yazabilmek, dürüst, ahlaklı kişilerin yapabileceği bir şey değil.

4- Kaçan Afganlar sadece Türkiye’ye kaçmıyor. Türkiye’ye kaçanların epeyi kısmı Avrupa ülkelerine geçecekleri iddiasıyla Türkiye’ye organize şekilde getiriliyor. Kaçmak istedikleri Avrupa ülkelerinin çoğu laik devletler değil.

5- Taliban İslami bir teşkilat değil. Kendisini öyle göstermesi ölçü değil. Gerçekleri araştırmadan ve kabul etmeden her iddia sahibinin iddiasını kabul etmek hukuka, insanlığa, gazeteciliğe, devlet adamlığına yakışır/uygun değil.

6- Taliban’ı kuranlar, bunca zamandır kullananlar ve şu anda kullanmakta olanlar da müslüman değiller. Bizlere hala medeni, çağdaş olarak gösterilmek istenen batılılar kurdular, kullandılar, kullanmak istiyorlar. Taliban üzerinden türlü kara para işleri yaptılar ve yapıyorlar.

7- Afganistan’dan şu sıralarda gelen belli yaş aralığındaki genç ve erkek Afganların epeyi bir kısmı sivil değil. Taliban’ı hiç zorlanmadan dağıtabileceği halde bir “oyun” çerçevesinde dağıtılan Afgan ordusunun mensubu asker kişiler bunlar. Sorsanız laikliğin ne olduğunu bilmezler.

8- Cem Toker ve Samuel Saymaz ve benzerleri Türk de müslüman da değil. Omurgasız sürüngenler misali yaşayan, Ebu cehil karpuzu misali içi başka dışı başka bir halde yaşayan, koca Türk milletini toptan ahmak zan eden, İslam’a düşmanlıklarını ve müslüman milletimize kinlerini kusacak malzeme arayan kişiler. Kimi Hindu, kimi yamyam, kimi bilmem ne bela değil… Kimi gizli Ermeni, kimi gizli Yahudi, kimi gizli Süryani, kimi gizli Satanist, kimi gizli Ezidi, kimi gizli Rum vatan hainleri bunlar.

9- Türkiye laik bir ülke değil. Hem halkına bakıldığında hem de devletin rejimine/hukukuna bakıldığında Türkiye’ye hiç kimse laik bir ülke diyemez.

10 – Samuel gibiler, Cem gibiler, aslında şu anlarda neler döndüğünü bilmekteler ve buna rağmen dinimize, inancımıza, tarihimize, kültürümüze saldırmaya cesaret edebiliyorlar.

11- Bu art niyetli paylaşımların neden yapıldığını bilen ve bunları beğenen Sinan Meydan da Türk ve Müslüman değil. Münafık vatan haininin teki… Yıllar önce, sadece birkaç dakikada ifadesini aldım, hala karşıma çıkacak da cevap verecek. Vermeye imkan yok, yaşananları gören savcılardan soruşturma başlatan ve bunları yargılayan da yok.

12- Adli makamları kullanarak benim üstüme dava üstüne dava yıkarak, son çare görüp bu şekilde benden kurtulmak isteyen ve bu mücadelesinde de kazdığı kuyulara düşenler hep böyle omurgasız ve çift kimlikli hainler…

13- Basın ve medyadan tutun da sözde sosyal ağlardan Youtube’a kadar her yerde bu ahmaklar, bu çapsızlar, bu hainler el üstündeler. Türkiye’de şunların tamamını bir günde hiç edecek yetişmiş kadrolar var ama hiçbirinin sosyal hesapları “olağan” halde olamıyor. Hepsi sansürleniyor. Türkiye’de gerçek Türkler iktidarda da değiller, basın ve medya kuruluşlarında da değiller, sosyal medyada da youtube’da da değiller. Ve bu durum, sürdürülebilir bir durum değil. Bu millet bu oyunu, bu çeteleri çoktan gördü, neler döndüğünü çoktan anladı, bu hainleri tanıdı ve yakında topluca çökertecek.

Mehmet Fahri Sertkaya

Yine neler dönüyor

Böylesine büyük bir kuraklık ve kıtlık sürecinin başladığı şu Türkiye’de, Türkiye’nin tahıl ambarı sayılan ve bol miktarda suya ihtiyaç duyulan Konya bölgesinde, eldeki suyun toprak altına gönderilmesi, olsa olsa art niyet olmalıdır.

Öncelikle, yıllarca önce anlattığım gibi, bu obrukların oluşma sebebi yer altı sularının aniden tüketilmesi, yer üstüne çekilmesi değil. Bu bir iddia ama ispatı yok. Bu obruklar, on binlerce sene ileri bilim ve teknoloji sayesinde üretilmiş ve dünyanın her yerinde on binlerce kere görüntülenmiş, varlığına milyarlarca dünya insanının inandığı o UFO’ların, maden çalmak için açtıkları yerler.

Zaten Türkiye’de ve dünyanın genelinde kuraklık ve kıtlık olmasını isteyenler de aynı kişiler yani UFO’larla bu madenleri çalan uzaylı insan türleri…

Zaten bir büyük darbe almışız, madenlerimiz çalınmış, her yer obruk dolmuş, daha da çalınıyor ve doluyor. Bir yandan da korku hakim olmuş, bunun önüne geçilemiyor. Bir de üstüne eldeki suyu da toprağa gömmenin manası ne? Faydası ne? Bu kimin kararı?

Çok sayıda obruk var, bunların kaç metre derinine ulaşabildik, ne kadar yer altı boşluğu var, ne kadar su yer altına gönderilecek, gönderilse bile ne kadarı bu boşlukları doldurup da başka yerlere sızıp akmayacak. Bunları hangi bilimsel temelle çözdük, hesapladık, aştık da şimdi suyumuzu da kendi ellerimizle heba ediyoruz?

Aramıza, devlet sistemimize, karar mekanizmalarına sızma mı var? Bu fikir de NGB (NASA’nın Gizli Birimi) mensuplarının fikri mi?

Hem birileri artık şu obruk meselesini gerçekten ciddiyetle ve bilimsel temelle araştırmak, çözmek istiyor da başka birileri “Hayır, araştırmana izin vermem. Gerekirse bu obrukları suyla doldururum” mu diyor? Ya da birileri, o bölgede arazi sahibi olup ziraat yapan kendi grubundan başka birilerini, şu kuraklık devrinde kollamak için mi böyle yeni ve acayip projelere giriştiler? Bu suların güzergahlarında kimlerin arazileri var? Perde arkasında yine gizli Yahudi, gizli Ermeni, satanist ve mason birader dayanışması mı var? Bu güne kadar dünya üzerinden itibarlı, bağımsız kaç bilim adamı buraya getirildi ve bunların özgürce araştırmalar yapılmasına izin verildi?

Bu Türkiye’yi aslında kimler yönetiyor, insanlığa ihanet kapsamında görülecek bu kararları kimler alıyor, kimlere tepeden emirler geliyor? Yine neler dönüyor?

Mehmet Fahri Sertkaya

Gerçekten havalar mı çarptı?

Gizli Yahudi ve gizli Ermeni karışık bir soydan gelen, satanist bir ayinci olan, memlekette her türlü kurulu düzenin, ahlakın, dinin, insanlığın tamamen çökmesi için organize bir faaliyet yürüten içimizdeki İsrail’in mensubu olan İrem Derici de çarpılmış. İddialara göre havalardan çarpılmış ama iddia işte… Gerçekten hava şartları mı çarpmış?

Mehmet Fahri Sertkaya

Ne kadar çok paniklediler

Ne kadar çok paniklediler

Gece yazdığım Nazca çizgilerine ve gerçek dünya tarihine dair yazı, zaten bu sahada yıllardır yazdığım onlarca yazımın üstüne artık tamamlayıcı bir yazı gibi oldu.

Dünya üzerindeki etkili ve yetkili kişiler arasında hemen ilk saat içerisinde büyük bir mevzu oldu. Herkes birbirine farklı lisanlara çevrilmiş hallerini gönderdi. Çok yüksek bir haberleşme trafiği de oldu, görüşmeler yapıldı ve hala yapılıyor.

Dünya üzerindeki müesses nizamın, satanistlerin kurulu sisteminin en büyük taşıyıcı kolonuna da devasa bir bomba koyup patlatmış ve yıkmış bulundum. Bundan sonra satanistler, yahudiler, masonlar, tapınakçılar, evrimciler, sözde bilim adamları, bir bütün olarak Ankebut Ağı, fikir, bilim ve eğitim sahasında da tuzla buz olacak.

Pek çok farklı dinin, tarikatın, cemaatin, ülkenin/milletin ve kültürün mensupları arasında şaşırıp kabullenenler de inanmak istemeyip ısrarla ret edenler de oldu, olacak. Ancak konuşmalardan anlaşılıyor ve akıl, mantık da bunu söylüyor ki kabullenemeseler de çok kısa sürede şu müesses nizam yıkılacak, bunun farkındalar, inatla ret etmenin fayda vermeyeceğinin de herkes farkında… Artık hiç kimse dünya tarihine bu güne kadar olduğu gibi bakmayacak. Dürüst karakterli hiç kimse evrim teorisi safsatasına dönüp bakmayacak ve bunların kitaplarını, belgesellerini ve programlarını izlemeyecek. Bunların okullarda ders kitaplarında bulunmasına da izin vermeyecek.

Bu gidişatın çok yakında bu neticeyi vereceğini gören, bu son yazımla birlikte buna emin olan ve ümitsiz de olsalar her şeye rağmen sabaha kadar uyuyamayıp hemen bir şeyler yapmak isteyen kişiler de çok oldu. Bunların başını da yine Yahudi/Satanist kişiler çektiler.

Türkiye’de de gizli Yahudi Youtuberlara hemen talimatlar verildi. Gizli Yahudi Barış Özcan bu gecenin sabahında “Nazca çizgilerinin sırrı” başlığı ile kuru gürültü bir video paylaştı.

Herkes izlesin, bu video, bu gizli Yahudi ve art niyetli Barış Özcan’ın gerçek yüzünün kısa sürede görülmesinde büyük paya sahip olacak. Çünkü video büyük panikle, dersini çalışmadan, art niyetle, çok sayıda açıklar verilerek ve aceleyle hazırlanmış

https://www.youtube.com/watch?v=4AgrxE11hG0

Satanist Barış Özcan’dan zaten başka bir şey beklenmezdi

İblis’e insan kurban edilen satanist ayinlerine de katılan gizli Yahudi Barış Özcan’ın hazırladığı bu videoda, dördüncü dakikada, şu gördüğünüz görüntü paylaşılmış.

Nazca’da görülen çizgilerin bir benzerinin Kentucy’de, 7 Ağustos 1982 tarihinde, altı kişi tarafından, sadece sopalar ve ipler kullanılarak çizildiği iddia edilmiş. Zaten bakarsanız internette, onlarca farklı lisanda bu iddia hep yazılmış. Lakin iddia edilenler doğru değil, bu hususta da gerçekleri bilenler var ki bu çizimi de dünyadaki uzaylılar çizdiler. O altı kişinin arasında biyonik robotlar vardı, gayet de yüksek teknoloji kullandılar ve o çizim de havadan çizildi.

CIA’ya bağlı olduğunu bildiği Yahudi kişilerden sürekli talimatlar alarak videolar hazırlayan ve on binlerce çok zeki ve bilgili Müslüman Türk Youtuber sansürlenirken CIA’nın Youtube’nda haksız şekilde markalaştırılan Barış Özcan, isterse yanına beş normal insan alsın, biraz da sopalar ve ipler alsın, 350 metreyi bulan Nazca çizimlerinden birini Türkiye’de istediği yerde çizsin. Ben yanlarına, onları gözetleyecek ve hile yapıp yapmadıklarını fark edecek onlarca kişiyi gönderir ve her safhasında video kayıtları aldırırım. Yapabilecekse kendisi bunu yapsın ve biz de sadece ip ve sopa ile yapılabildiğine kani olalım.

Bu hususta zorlanırsa, bu videosuna sponsor olan KAFT’ın kabalacı, büyücü, ayinci ve sadist ekibinden de yardım alabilir. Hatta KAFT’ın bünyesindeki hatta sözde eğitim verdiği bütün Yahudi, Satanist kişileri de yanına alsın, iddia ediyorum ki yine bu şekilleri bu isabetle ve bu büyüklükte çizemezler.

Eskisi gibi değil… Bu oyunu dünya genelinde bitirdik. Bu satanistlerin/yahudilerin her şeyini içlerinden, en derininden biliyoruz. Hepsini tanıyoruz, bütün inanç esaslarını, bakış açılarını, oyunlarını, ihanetlerini, teşkilatlarını ve tarih boyunca da insanlığa ve milletimize neler yaptıklarını da biliyoruz.

Bu yazıyı okuyan herhangi bir kişi, Barış’la gerçek bir görüşme ya da internet üzerinden bir sesli görüşme yapmamızı sağlayabilir. Ben buna şu anda da hazırım ve 10 dakika bile karşımda kale alınır cümleler kuramayacağını, CIA tarafından şişirilmiş bir piyon gizli Yahudi olduğunun tamamen meydana çıkacağını garanti ederim.

Merak edenler çoktur

Çok yıllar önce bu hususa dair paylaşımlar yapmıştım ama şimdi tekrar etmekte fayda var. Ben ömründe bir tek Erich Von Daniken kitabı bile okumadım. O en meşhur kitabı olan Tanrıların Arabası’nı da okumadım. Önsözünü ya da özetini de okumadım. Bir tane bile Daniken makalesi okumadım. Bir tane bile Daniken belgeseli izlemedim. Başka bir belgeselin bir iki dakikasında onun da görüşü sorulmuştu, o kadarını izlediğimi hatırlarım.

Erich henüz beş yaşlarında iken Türkiye’de, İstanbul’da Süleyman Hilmi Tunahan hazretleri, hem geçmişte yüksek bilim ve teknoloji çağları yaşandığını, hem de uzaylıların varlığını anlatıyordu. Bunları açıkça da anlatıyordu. Bu konulara dair giriş seviyesindeki bilgileri camilerde cemaate vaz ederken de anlatıyordu.

Yıllar önceki söz konusu paylaşımlarımda bu hususa temas etmiştim. Bizim cemaatimizin samimi ve gayretli mensupları bu hususları 1940’lardan beri biliyorlar. Hatta benim bu güne kadar anlattıklarım devede kulak misali, azıcık bilgi kırıntıları. Daha neler neler biliyoruz.

Bu mevzulara girilince sözü hemen Daniken’e götürüp onun üzerinden konuyu sulandırmak da ayrıca bir art niyet. Şu sayfalarda, kanallarda, bundan 7-8 sene önce bile, uzaylıların binlerce sene önce dünyamızda bulunduklarına, dünyada pek çok eser bıraktıklarına dair onlarca somut delil paylaştım. Dürüst olan hiçbir insan bunları görmezden gelemez ve tartışma hemen biter. Hem uzaylıların varlığı, hem binlerce sene önce de dünyamızda oldukları hem de dünyanın dört bir yanında izler ve eserler bıraktıkları en somut şekliyle ispatlı…

O halde Barış’ın ve benzerlerinin derdi nedir? Asıl endişeleri nedir? Daha dün bile Meksika hükumetinin bulduğu tabletleri gösteren videoyu bilmem kaçıncı tekrarla paylaştım. Bu Barış Özcan gibilerin şifası yok. Çünkü gerçekleri bilmiyor değiller. Görmüyor değiller. Uzaylıları getirip karşılarında konuştursanız bile inkar etmek zorundalar. Zaten en başından beri gerçek olduğunu bile bile inkar ediyorlar.

Şu kısmının tartışması gerekiyor: Bunlar bu gerçekleri kabul edince dünyada ne gibi değişmeler olacak, neler yaşanacak ve bunlar neler kaybedecekler.

Mehmer Fahri Sertkaya