“Norşin Şeyhi Nureddin Mutlu” denilen kişi de gerçek bir mutasavvıf değildi. Yolu-tarikatı da hak bir yol değil. O da büyücünün tekiydi ve son zamanlarda bize karşı kurulan ittifakın içindeydi. Kendisinden çok adamları faaliyetteydi ve adamlarına büyüler yaptırıyordu. Korona sebebiyle ölmedi, metafizikle çarpılarak öldü.
O Norşin ve çevresinde, asılları gizli Ermeni, gizli Yezidi, gizli Süryani, gizli Yahudi olup da sözde Müslüman tarikat şeyhi görünen hainler çok çıktı, çıkıyor.
Pes etmeyin. Kalp masajına devam edin. Ümidinizi kaybetmeyin. Tekrar geri gelebilir.
Yüz milyarlarca cin kabilesi de araya girse ve mani olmak istese, İblis bile bedenini önüne siper etse, üfürükçüler takımı haber alıp korumak için çırpınsa, ben mühleti biteni yine de Azrail’e teslim ederim. Azrail (a.s.) ile çok ama çok sağlam bir hukukum var. Son zamanlarda bu hukuk daha da kuvvetlendi. Bu devirde kendisiyle birlikte çoookkk cin ve insan şeytanlarının ölmesine vesile oluyoruz, olacağız. Bundan sonra münafıklara da acımak yok.
Siz de fark ettiniz mi?
Türkiye’de ve dünyada ne çok eski bakan, eski devlet başkanı ölür oldu. Cemaatimizdeki münafıklar da dökülmeye başladı. Az önce, en önlerde koşan ve onlarca senedir baş belası olan ve iliklerine kadar Akademi Dergisi düşmanı olan bir münafık daha mı öldü?
Merhum Arif Ahmet Bey Ağabeyimiz ten gözüyle görmüş olsaydı ne kadar da mutlu olur ve bize yine hayır dualar ederdi.
Bize yapılan yüz binlerce büyüden biri…
Haberde iddia edildiği gibi bağlama büyüsü maksadıyla yapılmadı bu canavarlık… Yapanlar da Müslüman gibi görünen gizli Ermeni-Hristiyan hainler… Bizi durdurmak için dünyanın her yerinden ve çok farklı kesimlerden bir gün içinde yüz binle büyü yapılıyor. Sadece bu gün iki binden fazla büyücü öldürdük.
Şu günlerde de dünya genelinde Satanistler büyüleri en çok yapan kesim ve kendileri çarpıldığı için büyü ayininde kurban etmek istedikleri insanlardan sağ kurtulanlar oldu.
Ohooo… Ne kadar da geriden geliyorlar. Hamaney çoktan öldü. Takipçilerimiz mevzuyu biliyorlar. Yeni takipçiler de kanalımızın arama kısmında “Hamaney” yazıp aratmalılar.
Haber metninden:
İran Dini Lideri Ayetullah Ali Hamaney’in sağlık durumunun ağırlaştığı ve hayatını kaybettiği iddiaları sosyal medyada gündem oldu. Hamaney’in hayatını kaybettiği iddialarına ilişkin hiçbir resmi açıklama yapılmazken, Hamaney’in yetkilerini oğluna devrettiği iddia edildi.
17 Temmuz 1939 yılında dünyaya gelen Ayetullah Ali Hamaney, İran İslam Devrimi’nin gerçekleşmesinin ardından İslam İnkılabı Yüksek Şurası üyeliğine atandı. 1979 yılında İran Savunma Bakan Yardımcısı olan Hamaney, Tahran milletvekili olarak da meclise girdi.
Ali Osman gizli bir Ermeniydi. Ömrü boyunca Müslümanların itikadını, amelini ifsad etmek için çırpınıp durdu. Memleketimizde gizli bir Ermeni ve Yahudi iktidarının olduğunu, bunların milletimize ettiği her türlü kötülüğü ve dönen her türlü kara para işlerini biliyor ve tasvip ediyor, kendine düşen bir yanı olursa da yapıyordu.
Ben ceza evinde iken aslında çok fazla şey değişmedi. Altı ayda on senelik mesafe alınacak bir alt yapıyı zaten ceza evine konulmadan önce oluşturmuştuk. Zincirleme reaksiyon misali art arda patlayacak mevzular olacaktı ve oldu. Ben içeride iken Mehmet Şevket Eygi de öldürüldü.
Mehmet Şevket Eygi’nin Arzu’dan olma bir kızı var. Benim geçmişteki şu yayınlarımdan sonra CIA’dan MİT’e Eygi’nin öldürülmesi emri geldi. MİT de bu emri Arzu’nun kızına verdi. Annesi gibi kızı da MİT personeli.
Kızı, Eygi’yi kalp rahatsızlığı için kullandığı ilacı değiştirerek öldürdü.
Eygi’nin öldürüleceğinden Erdoğan’ın da haberi vardı.
Gizli Hristiyan cemaatinden bir kısım insanlar, Eygi’nin ölümünden sonra bir araya gelip Hristiyanlık dini üzere gizlice tören yaptılar ve mumlar yaktılar. Size o törene katılan herkesin ismini tek tek yazayım mı? Zaten çok kalabalık değillerdi.
Hıyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş da Eygi’nin gerçek kimliğini biliyordu. Kendisi gibi bir gizli Hristiyan olduğunu biliyordu. Eygi için düzenlenen gizli Hristiyan ayininde az kişi vardı ve bunlardan biri Ali Erbaş ve diğeri de Erdoğan’ın gizli Hristiyan olan karısı Emine Erdoğan’dı.
Burada fotoğraflarını paylaşayım ve YİT’in gücünü göstereyim mi?
Bu belgeseli dikkatle izleyin, konulara biraz aşina olun, ben sonra detaylara gireceğim ve karısının bile kendisi gibi Sabetaycı kökenden gelen bir münafık olduğunu ispat edeceğim.
TRT Avaz’da yayınlanan bu belgeselin adı: Kıssa -i Canan 11. Bölüm (Aynur Mısıroğlu)
Münafıklığı apaçık surette gözler önünde olan Kadir Mısıroğlu, çok zor duruma düşmüştü. Artık hareket sahası bulamaz olmuştu. İyice ifşa oldu, renk verdi. Art niyetli olduğu, kasten aldattığı iyice meydana çıktı. Karşımda çok çaresiz kaldı, artık yayınlarımı okuyup da kendisine soranlar yüzünden Cumartesi sohbetlerini bile yapamaz oldu ve bıraktı/sonlandırdı. Konuları kıvırmaya, Müslümanları aldatmaya, insan şeytanı Tayyip’in, BOP’un, AKPKK’nin peşinden koşturmaya yol kalmamıştı. Bir de Ankebut Operasyonunun bu kadar güçlenerek ilerlemesi ve daha yüzlerce haini birden ifşa etmesi, oyundan düşürmesi de üstüne gelmişti.
Endişeliydi, sıkıntılıydı. İspatla anlattığım gerçekler iyice sahaya hakim olmuştu, yalancılığı, münafıklığı iyice gözler önüne çıkıyordu. İşte ondan sonra çaresizce Cumartesi sohbetlerini sonlandırdı ve içindeki sıkıntıdan dolayı hastalıkları da şiddetlendi, kötü oldu. Kısa süre sonra da hastahanelik oldu. Gerçekten çok çok büyük acılarla inleye inleye öldü. İbret-i alem oldu.
Süreci yakından takip ediyorduk. Dinlemeler de yapıyorduk.
Sabetaycı gizli Yahudi olup ömrü boyunca kendisi gibi Müslüman rolü oynamış olan karısı Aynur ile sıkıntılarını paylaşırken Kadir, birkaç kere sözü bana, Akademi Dergisi’ne, yayınlarıma getirdi.
Beni kastederek karısı Aynur’a “Bu, bu güne kadar karşımıza çıkan diğer yazarlar gibi değil. Bu farklı. Yıllardır çok sıkıntı verdi, her şeyi ifşa etti ve durdurulamadı. Bir gün artık sansürlenemeyeceği, sesini herkese duyuracağı, işin buralara geleceği belliydi.” dedi.
Daha önce anlatmıştım, Yakamoz isimli boğaza nazır ve 10 milyon dolar değer biçilen mekanı bile, Sebil dergisinde gerçek bir Müslüman vatanseveri hedef gösterip lince tabi tuttuğu için Kadir’e vermişlerdi. Kadir, onca atıp tutmalarına, şovlarına, konuşmalarına ve samimi görünmek istediği tiyatrolarına rağmen büyük bir münafık ve haindi.
Benden önce de çok kişiler onun kalıbının adamı olmadığını, nifak sergilediğini çözmüştü ama onların hep hakkından gelindi. Kadir, bunu bir başına yapamazdı ama İngiliz gizli servisinden CIA’ya, MOSSAD’dan MİT’e ve Masonlardan Sabetaycı gizli Yahudi cemaatine kadar herkese çalışıyordu ve onlardan da güç buluyordu. Aylar, yıllar geçtikçe bu konular da iyice açıklığa kavuşacak.
Kadir Mısıroğlu’nun karısı Aynur’un kızlık soy adı Aydınarslan…
Aynur Aydınarslan, 1937’de İstanbul Çengelköy’de doğdu. Babası Vasıf Aydınarslan 1895 Selanik doğumlu bir Sabetaycı gizli Yahudi idi. Annesi Huriye ise 1900 Selanik doğumlu bir Sabetaycı gizli Yahudi idi. Sabetayist, CHPKK’li, damarlarındaki kana kadar Türk/İslam düşmanı bu hain gizli Yahudi aile, önce 1924’de Mübadele yasası ile Tokat’a yerleştirildi. Sonra 1927 yılında İstanbul’a göç etti. Aile Tokat, Merkez, Soğukpınar nüfusuna kayıtlı.
Kadir Mısıroğlu ile Aynur Aydınarslan’ın, İstanbul Hukuk Fakültesi’ndeki öğrencilik yıllarında 1961’de tanıştıkları ve evlendikleri anlatılır. Bu da resmi anlatımdır ve doğru değildir. Kadir ile Aynur’un tanışıklıkları Sabetaycı olan ailelerinin zaten irtibatlı oluşuna dayanır.
Yahudi dönmeleri yani Sabetaycı gizli Yahudiler, dışarıya kız vermezler ve dışarından kız almazlar. Aynur ve ailesi, Kadir’in ve ailesinin de Sabetaycı olduğunu zaten biliyordu. Kadir ile ailesi de Aynur’un ve ailesinin Sabetaycı olduğunu biliyordu.
Kuruluşundan bu güne kadar ve bu gün de dahil Sabetaycı gizli Yahudilerin çiftliği olan, Sabetaycıların her dönemde çok büyük vurgun vurdukları ve bedavadan yaşamalarını sağladıkları kurumlardan biri olan ve bu nedenle Türk milletinin elektrik faturalarına hukuksuz surette eklenen haraçlarla ayakta tutulmaya çalışılan TRT’nin “Kıssa -i Canan 11. Bölüm (Aynur Mısıroğlu)” ismini verdiği belgeseli izlediniz.
Söz konusu belgeseli hazırlayanlar arasında da Sabetaycı gizli Yahudiler dolu, bu da bir yana ama belgeselin bu bölümünde, Aynur’un en yakın arkadaşlarından biri olduğu için Aynur hakkında konuşturulan Saime Erülgen bile Sabetayist bir gizli Yahudi.
Gerçek hayatında, Müslümanlarla selam alış verişi bile olmayacak derecede Türk/İslam değerlerinin karşıtı olan Sabetaycı Saime, Sabetaycı Aynur ile hiç sorun yaşamamış, yaşamıyor.
İngiltere bağlantısı…
Özet halinde ve hızlıca geçtiğim için detaylara girmeyeceğim. Konu hakkında bilgisi olmayanlar, Akademi Dergisi’nin on yıllık yayın geçmişinde, fotoğrafını gördüğünüz sözde İslam alimi Hamidullah’a dair yayınları bulabilirler.
Kadir gibi bir münafık olup hala karşımda sesini çıkartamamış ve hala kendisine yazdıklarımı soran onca insana cevap vermemiş olan Mehmet Şevket Eygi’nin yazdıklarına bakarsanız, Kadir hayatı boyunca ehl-i sünnet çizgisinde yaşamış bir samimi müslüman ve mücahitti.
Oysa Kadir’in mücadelesi, kitapları, Sebil dergisi, konferansları, ehl-i sünnet düşmanı hatta münafıklıkları somut şekilde ispatlı sözde alimlerin isimleri, sözleri, bozuk fikirleri/görüşleri ve methedilmesi ile doludur.
Kadir’in ve karısı Aynur’un ısrarla methettiği sözde alimlerden biri de Hamidullah’tır. Nazım Kıbrısi meselesinde olduğu gibi, aslında itikadi sapıklığı apaçık surette gözler önünde olduğu halde onlarca senedir bir türlü gerçek yüzünü göremedikleri(!) kişilerden biridir Hamidullah. Samimi Müslümanlar için en fazla iki günlük iştir ve daha fazla tartışılacak bir yanı yoktur aslında… Art niyetli oluşu, aldatıcı oluşu, gerçekte Müslüman olmadığı, açıkladığı itikadına bakılırsa Müslüman bilinemeyeceği, Müslümanları kasten sonsuz cehenneme sürüklemek istediği somut ispatlarla gözler önündedir. Merhum Ahmet Davutoğlu hoca, Hamidullah’ın bu gerçek yüzünü hemen çözmüş, talebelerinden birini Hamidullah’ın Türkiye’deki konferansına göndermiş, önceden hazırladığı birkaç soruyu bu talebesi üzerinden Hamidullah’a herkesin önüne sordurmuştu. Bu talebenin yaptığı birkaç dakikalık yorum ve ardından gelen birkaç sual ile, sadece birkaç dakika içinde Hamidullah bir münafık, bir İslam düşmanı olarak ortada kalmıştı. Bu yaşanan çok da ses getirip konuşulmuş ve Hamidullah bir daha Türkiye’ye hiç gelmemişti.
Lakin Kadir ve Aynur için mesele başkadır. Arka planda dönen ise şudur: Hamidullah da Kadir ve Aynur gibi İngiliz gizli servisi ile bağlantılıdır.
Belgeselde izlediniz. Aynur, Kadir’e sözünü geçirmiş, Almanya’da kalmayıp İngiltere’ye yerleşmişler. Ve yine belgeselde gördünüz, İngilizlerin okullarını ve Hıristiyanları yere göğe sığdıramıyor.
Aslında bunların hepsi bir silsile halinde birbiri ile bağlantılı kararlar, eylemler, söylemler… Aynur’un babası Sabetaycı gizli Yahudi Vasıf, askerdi. Türk ordusunda bir Topçu Yüzbaşı olsa da hakkında İngiliz casusu olduğuna dair söylentiler çıkmıştı, bu epeyi duyulmuştu ve hatta bu bazı yazılı kaynaklara geçmişti. Zaten o dönemde ordumuzdaki Sabetayistler, sonraki dönemde olduğu gibi ABD ile değil İngiltere ile paslaşıyorlardı. Onları o dönemde İngiltere arkalıyordu. 1945’ten sonra, Hitler Amcanın ezip geçtiği İngiltere’nin yerini, Ankebut Ağı tarafından yeni süper güç yapılmak istenen ABD aldı. Zaten münafık Kadir, ahir ömründe ABD’ye, CIA’ya da çalıştı. BOP’u olduğundan farklı anlatması için ve bir CIA projesi olan AKPKK’yi olduğundan farklı göstermesi için, Türk milletini felakete sürükleyen konuşmalar, yönlendirmeler yapması için CIA’dan çok paralar aldı.
Kadir ve Aynur Mısıroğlu çiftinin üç çocuğundan biri olup 1963 doğumlu olan Abdullah Sünusi, Aslı Güner ile evlendi ve sonra boşandı.
Bu Sabetaycı hain çiftin Fatıma Mehlika ve Mehmet Selman isimli diğer iki çocukları gibi Abdullah da Sabetaycı gizli Yahudi olduklarını biliyordu. Abdullah, evlendiği Aslı Güner’in de Sabetaycı gizli Yahudi olduğunu biliyordu. Aslı’nın gerçek kimliğini, Kadir dahil bütün aile fertleri biliyordu.
Abdullah ile Aslı, geçinemediler, ayrıldılar. İstanbul Özel Alman Lisesi’nden mezun olan Aslı Güner, Abdullah’tan boşandıktan sonra Alexander Bierstedt isimli bir Evanjelist Alman ile evlendi. Zaten Müslüman değildi, rol yapıyordu. Özüne döndü, gayr-i Müslim olduğunu gözler önüne serdi. Alman vatandaşı oldu ve Almanya’ya yerleşti. Halen Almanya’da ikamet ediyor.
Aslı Güner, Aynur’un Sabetaycı çevresinden tanıdığı bir ailenin kızı olduğu için tercih edilmişti.
Belgeselde Aynur Mısıroğlu’nun bahsettiği Salih Tuğ da herhangi birisi değil.
Marmara İlahiyat Fakültesi’nin kurucu dekanı Salih Tuğ da bir Sabetaycı gizli Yahudi. Hem de Aynur ve Kadir gibi Salih Tuğ da Sabetaycıların Kapani kolunun bir mensubu.
Salih Tuğ da bu millete/devlete çok büyük ihanetler yaptı. Salih Tuğ meselesi de ayrıca konu edilmesi gereken geniş bir mevzu…
Hamidullah aslında gizli bir Hıristiyandı. Hamidullah üzerine detaylı çalışan çok sayıda kişi bu gerçeğe ulaştı. Bu gerçeği, çokça araştırmadan/soruşturmadan bilenler de vardı ki bunlar gizli Hrıstiyanlar ve gizli Yahudilerdi. Kendi aralarında bu gerçek hep biliniyordu. Gizli Yahudiler olan Kadir ve Aynur da bu gerçeği baştan beri biliyordu. Böyle hain olduklarından, elli yıl önce bile gerçek yüzü somut deliller ile meydana dökülmüş olan Hamidullah’ı, bir ömür savunup Müslümanlara örnek gösterdiler.
Gizli bir Hıristiyan ve Misyoner olduğunu kesin surette bildikleri Nazım Kıbrısi’yi de inatla bir ömür savundular ve desteklediler.
Gerçek yüzü, münafıklığı, itikadi ve cinsi sapıklığı, yalancılığı, aldatıcılığı somut delillerle onlarca senedir meydanda olan Nazım Kıbrısi’yi bir de göklere/semalara çıkartan haince bir kitap yayınladılar.
Kadir’in kızı Fatıma Mehlika Mısıroğlu imzası ile neşredilen bu kitabı, aslında Kadir kendisi yazdı. Kızının, kitap yazabilecek bir vasfı yok.
2010 ve 2011 yılında, Nazım üzerine çok oynadılar. Nazım projeleri neredeyse tutacaktı. Sosyal medyada çok büyük bir rüzgar/akım oluşturdular. Akıl almaz büyüklükte bir ihanet projesine giriştiler. Yeniden Osmanlı, Son Osmanlı Şehzadesi Selim Han, Nakşibendi Hakkani ve daha muhtelif söylemlerle, hem Osmanlıyı ve şanlı tarihimizi alet ederek hem de dinimizi alet ederek Müslümanları yoldan çıkartmaya ve BOP’a hizmetkar etmeye oynuyorlardı. Ben Akademi Dergisi üzerinden bunların bu ihanetlerine büyük darbeler vurdum diye Kadir, kızının imzası ile “Semamızda bir yıldız” isimli şu haince kitabı yazdı ve neşretti.
Her şeyi baştan beri biliyordu.
Kadir, Mut’a nikahına bile cevaz verip Müslümanları küfre düşüren “İslam Aile Hukuku” isimli kitabı, on sene boyunca inatla yayından çekmedi.
Bu kitap hakkında onu defalarca en güzel şekilde ikaz ettik, 2004 yılında bir kitap fuarında mut’a nikahına bile cevaz verilen kısmı açtık, kendisine gösterdik. O da “Aaa gözden kaçmış bu…” deyip geçiştirdi. Üstüne on sene geçtiği halde bile umursamamıştı, hala satıyordu. Benim de artık sosyal medya paylaşımlarım çok tesirli oluyordu. Bir de sosyal medyadan ve gerektiği gibi çok sert şekilde vurdum.
Eski takipçilerim bilir. O gün geldiğinde ben artık büyük gürültü çıkarttım. “Bu nasıl Müslümanlık, bu nasıl ehl-i sünnet olmak. Bu nasıl bir duruş, bu nasıl bir samimiyetsizlik” diye çok sert vurdum. Sonra da hemen gereğini yapmak yerine Facebook’taki Akademi sayfamı, kendilerinin bir milyon takipçili sayfalarında hedef gösterdiler. Üstelik yalanlarla, iftiralarla ve fitnecilikle hedef gösterdiler. Bana “Akademi sayfasının Kudurmuşçasına saldıran yöneticisi” dediler. Şikayet yağmuruna tutturdukları için sayfam hemen kapatıldı. Gerçek sahibi CIA olan Facebook’un işine geldi. Kim haklı, kim haksız diye bakmadı bile… Daha ötesi de oldu ve binlerce kişi tarafından tehdit edildim. Küfür ve hakaretlere maruz bırakıldım. Silahına sarılıp üzerime gelmeye teşebbüs edenler bile çıktı. Bu kadarına sebep olsa olsa ancak bir pislik insan şeytanı sebep olabilirdi.
Kadir, İslam Aile Hukuku isimli bu kitabın baştan ayağa bozuk olduğunu zaten hep biliyordu. Benim ya da başkalarının ikaz etmesine gerek bile yoktu. Onlarca sene önce de biliyordu. Biz ikaz ederken de biliyordu ve rolünü oynadı. Sonra gürültü çıkartıp baskı altına aldım, yine de direndi ve yayından kaldırmadı. Son nefesine kadar da kaldırmadı.
Bu kadar inatla direnirken hedefi, para değildi. Kitabın yazarı olan Ömer Ferruh’un Lübnanlı bir gizli Hıristiyan olduğunu biliyordu. Hatta bu gizli Hıristiyan Ömer Ferruh’un bir de Misyonerlere dair kitap yazıp sözde Müslümanları ikaz ettiğini, rolünü kendisi gibi çok iyi oynadığını da biliyordu.
İslam Aile Hukuku isimli bu haince kitabın tercümanı Yusuf Ziya Kavakçı’nın da gizli Hıristiyan ve gizli Yahudi karışık soydan ve bağlantılardan geldiğini de kesinlikle biliyordu Kadir Mısıroğlu…
Daha önceki senelerde, Merve Kavakçı’nın babası olan Yusuf Ziya Kavakçı’nın ve Kavakçı ailesinin gerçek kimliğine ve bağlantılarına dair yayınlar yapmıştım.
Bir müddet daha anlatmayacaktım ama az önce düşündüm, onun da yaşı çok ileri, öte tarafa geçmeden önce bu yazdıklarım yüzüne çarpılsın, karşılık verebiliyorsa, versin.
Ben yazayım, zaten buraları senelerdir takip eden Eygi’ye bir de siz yazdıklarımı aktarın ve kendisine sorun. Yazdıklarımı yalanlarsa, benimle bir telefon görüşmesi yapmasını isteyin. Saniyesini bile kesmeden paylaşalım ve tarihe not düşülmüş olsun. Gerçek yüzü de iyice gözler önüne serilsin.
Eygi’nin bu dava ile bir bağı yok. Eygi, gençlik yıllarından beri MİT personeli… Eygi gibi MİT’e çalışanlardan biri olan Mısıroğlu, 15.12.2018 tarihinde kayıt edilmiş şu videosunda;
“MİT’e çalışmak kötü bir şey değildir. Neredeyse vatan millet mevzusu diyerek ben de çalışacaktım” diyerek Eygi’yi temize çıkartmaya çalışıyor. Eygi’nin MİT personeli olduğunu inkara yol bulamayınca, böyle bir aldatmaca yapıyor. Oysa MİT denilen kurumu, MAH yani Milli Amele Hizmet’ten MİT yani Milli İstihbarat Teşkilatı haline getiren CIA’dır, Siyonizmdir. O günden bu güne MİT, Türk milletine ve devletine değil, içimizdeki İsrail’e, Masonluğa, Siyonizme, Ankebut Ağı’na hizmet etti, halen de bunlara hizmet ediyor. O günden bu güne MİT’in başına gerçek Türk ve Müslüman olanların geçmesine izin verilmedi. Sadece başına değil, üst makamlarına da izin verilmedi. Böyle bir MİT, hiçbir zaman gerçek Türklerle ve Müslümanlarla uzun süreli çalışmadı. An itibari ile bile MİT’in başında, İsrail ile danışıklı dövüştürtülerek bir hiç iken kahramanlaştırılan gizli Ermeni ve gizli Hristiyan Hakan Fidan var.
Okur yazar olanlar arasında MİT’in bu gerçek yüzünü bilmeyen hiç kimse yok ama Eygi kadar münafık ve hain olan Mısıroğlu, son çare olarak, okur yazar olan kimsenin yemeyeceği bir gol atmaya çalıştı o gün o cumartesi sohbetinde…
MİT’i kurarken CIA’nın en öncelikli hedeflerinde biri, Türkiye’nin de Sovyetlerden gelen Komünizm fırtınasına kapılmasına mani olmaktı. Bu hedef çerçesinde Türkiye’de gerçek yüzü gizlenerek neler neler çevrildi. Münafık Kadir’in videoda bahsettiği Alparslan Türkeş kod adlı şahıs da çevrilen dolaplardan biriydi. Türkiye’de derhal güçlü bir antikomünist mücadele verilmesi için Pentagon’da hususi eğitime tabi tutulmuş ve CIA güdümünde mücadele vermiş bir gizli Yahudiydi. Zaten bütün Türkiye’ye duyurduğum halde ve Mısıroğlu’na da onlarca kere sorulduğu halde, bir türlü çıkıp da Türkeş’in bu gerçek yüzünü anlatmadı. Yakın tarihin bu kritik temel taşını, antikomünist mücadele için Türkiye’de kimlerin nasıl kimliklere büründüğünü, başka bir hedef için kurulmuş görünse de nasıl teşkilatlar, cemaatler, dernekler kurduğunu anlatmadı. Anlatamazdı, çünkü Kadir de aynı yere ömrünün sonuna kadar hizmet etti. Aynı sistem içinde kullanıldı.
Bu kısımlara on senedir temas ediyorum. Detaylarına önceki yazılarımdan bakabilirsiniz. İşte Eygi’yi MİT personeli yaparlarken hedefleri de İslamcıların arasından sağlıklı ve hızlı bilgi almak, onları mümkün mertebe yönlendirmek ve onların antikomünist duruşunu güçlendirmekti. İslamcıları ve bazı bozuk tarikat ve cemaatleri, Komünizme karşı mücadelede kendi istedikleri ayarda tutabilmekti. Eygi, hayatı boyunca bundan başka bir şey olmadı. Bu gibi art niyetli ve haince projelerde kullanılan basit bir piyon olmaktan başka bir şey olmadı.
Adı Arzu…
Eygi’nin MİT ile kontağı, Arzu isminde bir kadındı. Bu kadın da Müslüman ya da vatansever falan değildi. Tesettürlü de değildi. Eygi ile nikahı falan da yoktu ama çok uzun süre gayr-i meşru cinsi münasebet de yaşadılar. Bu kadın yer yer Eygi’ye yakın durabilmek için tesettüre uygun kıyafetler de giyerdi. Çoktan öldü, gitti. Eygi’nin evlenmemesinin asıl sebepleri de bunlar…
1- Hain bir ajan olması ve sürekli risk altında olması, evlenip yuva kurmasını çok güç hale getiriyordu. Zaten işler sarpa sarınca bir ara yurt dışına da kaçmak zorunda kaldı.
2- Zaten Müslüman olmadığından, gayr-i meşru ilişkiden kaçınmaması ve nikaha/evliliğe ihtiyaç duymaması
Bu hususta hemen sözü Said-i Nursi’ye getirip onun da evlenmemiş olduğuna vurgu yaparlar ve Eygi’yi savunurlar. Halbuki Said-i Nursi de gizli Hıristiyan, gizli ajandı ve ruhban sınıfındandı. Bu sebeplerle evlenmedi. Zaten Eygi’nin en çok açık verdiği konulardan biri de Said-i Nursi konusuydu. Meydana çıkmış binbir türlü somut gerçeğe/ispata rağmen ve bir yandan da kendisi o kadar ihlaslı, mert bir mü’min rolünde görünmesine rağmen, Nursi’yi inatla savundu. Savunmaya yol bulamadığı halde ısrarla savundu ve Nursi gerçeklerini ben daha fazla duyurdukça o çok rahatsız olup karşı yazılar dahi yazıdı. Böyle yapmak zorundaydı, çünkü Said de antikomünist mücadele için kullanılan basit bir piyondan başka bir şey değildi. Bomboş, ilimsiz, kopyacı, tekrarcı, samimiyetsiz, münafık bir haindi… Tıpkı, Eygi gibi… İkisi de aynı yere ve aynı hedefe çalışıyorken, Eygi, Said’e nasıl vursun?
3- Arzu’nun varlığı da zaten Eygi’nin gerçek bir yuva kurmasının önünde büyük engel teşkil ediyordu.
Haydi, hemen bu yazdıklarımı sorun Eygi’ye… Telefonum 0554 360 56 66… Zaten biliyor kim olduğumu ve bana bir dakika içinde nasıl, nereden ulaşabileceğini. Bu Telegram grubunu da takip ediyor uzun süredir.
Telegram üzerinden hemen bir sesli görüşme yapıp kayıt edip paylaşalım. Daha yüzüne çarpacağım çok ihanetleri, adilikleri var. Müslümanları küfre götüren Nazım Kıbrısi gibi apaçık bir sapık ve şarlatanı, Allah’ın dinini, ayetlerini, tasavvufu, Allah dostlarını alet ederek müdafaa edebilmesi ama buna rağmen bir de sık sık yazılarında “Üzülüyorum. Ehl-i sünnet yıkılıyor. Tasavvufun içi boşaltılıyor” demesi de bundan, münafıklığından…
Nazım Kıbrısi de hem MİT’e hem de İngiliz gizli servislerine çalışan bir haindi. MİT’e diyorsam, anlaşılmıştır, MİT içindeki gizli Yahudi ve gizli Ermeni hainlere… Nazım’ın sözde tasavvuf anlayışı da gözler önünde. Binbir türlü somut, tartışmayı bitiren sapıklık ispatlarına rağmen ısrarla Allah’ın veli kulu ve mürşid-i kamil ilan ettikleri Nazım şarlatanının sözde müritlerinin halleri tartışmaya mahal bırakmayacak kesinlikte gözler önünde. Allah’ın ayetlerini bile sazla, defle okuyup tepinip duruyorlar. Kadın erkek aynı mekanlarda tepinip adına zikir diyorlar. Bir kısmı değil, hepsi bu halde… Mevzuyu şimdi duyan ve Nazım kimmiş, peşinden gidenler nasılmış bilmeyen biri bile açar Youtube’dan Nazım Kıbrısiye ve peşinden giden sözde mutasavvıflara dair videoları ve mevzuyu en geç bir saatte kesinleştirir ve hepsine lanet edip geçer. Ya bu Eygi, ya bu Mısıroğlu ve benzerleri? Bunlar, bu kadar sene neyi tartıştılar/tartışıyorlar? Bu kadarı, aldanarak yapılabilir mi? Avanak uyutturklarını mı zan ediyorlar bu gibi münafıklar? Bu davanın sahipsiz olduğunu mu zan ediyorlar? Bu milleti toptan ahmak mı zan ediyorlar? Şu Kadir’in ardından yazdığı köşe yazısında, onun hakkında “Ehl-i sünnet üzere idi” diyebilmesi bile sahtekarın, münafığın teki olduğunu somut surette ispat eden delillerden biri… Münafığın teki olmasa, senelerdir ispatları ile gözler önüne serdiğim sarsıcı Kadir Mısıroğlu gerçeklerini hiç vakit kaybetmeden yazar, insanları BOP’çuluktan, Kadir’in küfre düşüren kitaplarından, kasten aldatıcılık ve ihanet sergildiği cumartesi sohbetlerinden uzak tutardı. Mü’min bir kalp, tehdit altında kalacağını hatta katledilceğini bilse bile bunu yapardı.
Allah, bütün münafıklara lanet etsin ki etmiş de zaten.
Toplanıp alınsın artık şu omurgasız hainler, alçaklar, yalancılar, aldatıcılar, kural tanımaz insan şeytanları…
İsminden başka hiçbir şeyi Türk olmayan, tepe kadrosu tıka basa gizli Yahudi ve gizli Ermeni omurgasız hainlerle dolu olan sözde Türk Tabipleri Birliği yöneticileri, damarlarında akan kana kadar Türk/İslam düşmanı olduğunu bir kez daha sergiledi.
Tabiplerin hatalı teşhisleri ve müdahaleleri nedeni ile her sene milyonlarca kişinin can verdiği şu dünyada… Her sene beş milyon ameliyatın yapılmak zorunda olduğu ve tıbbın kâr getiren bir sektöre dönüştüğü şu Türkiye’de… Kadınların yarısından çok fazlasının, hekimler ve hastahaneler daha çok para kazanacağı için normal doğum yerine sezaryana zorlandığı ve neşter vurulduğu şu Türkiye’de… Her sene milyarlarca dolar ilaç masrafı yapılan, senelerce aynı ilaçlar kullandırıldığı halde kimsenin şifa bulamadığı ve her köşe başının hastahane ile eczahane dolduğu şu Türkiye’de… Müslümanlarca sünnet kabul edilen hacamatın yanlış uygulandığı bir vak’a buldular diye son derece terbiyesizce hatta yargılama gerektirecek suç kapsamına giren tarzda paylaşım yaptılar.
Türkiye’yi bölmek, parçalamak isteyen, bu yolda on binlerce masum vatandaşımızı acımasızca katleden terör örgütleri ile bağlantıları da herkesçe bilinen bu sözde tabipler, münferit hadiseleri art niyetli şekilde genele yorarcasına bir çirkinlikle ve kimseyi şaşırtmayan, kendilerinden her zaman beklenen tarzda bir paylaşım yaptılar.
Oysa hacamat ya da diğer tabiri ile alternatif tıp, sadece Müslümanlar tarafından değil, dünyadaki pekçok millet tarafından binlerce senedir şifa vesilesi görülen bir uygulama. Bu sahada iyi yetiştirilmiş ve samimi/dürüst kişilerden destek alındığında, modern tıp dedikleri sömürü sistemini dumura uğratan mükemmel neticeler alınabildiği de herkesin gözleri önünde…
Osmanlı’yı içten yıkan, zorla, kanla, katliamla Cumhuriyet rejimi kuran ve o günlerden beri Türkleri kendi vatanında kendinden kopuk tarzda yaşatmak için her türlü çirkinliği ve ihaneti yapan gizli Yahudi, gizi Ermeni, Mason kişilerin torunları tarafından yönetilen Türk Tabipleri Birliği’ne artık milli güvenliğimiz göz önünde bulundurularak gerekli hukuki müdahaleler yapılmalı.
Artık tahammül edilemez derecede haddini aşan bu omurgasızlara bir süre daha hukuki zeminde müdahale edilmezse, endişe ediyorum millette biriken enerji patlayacak ve istenmeyen, suç kapsamına giren hadiselerin önü alınamayacak. Şu küstahlar artık hukuki zeminde durdurulsun.
Yıllardır takipçim olanlar İhsan Şenocak’a nasıl set çektiğimi ve işlerini bozduğumu bilirler. Bir ara dernek/yardım işlerindeki sahtekarlıklarını somut delillerle meydana çıkartmaya başaldığımda karşımda devlet gücünün su-i istimal edildiğini ve alarm haline geçtiklerini de bilirler.
İhsan’ın birbirine tezat çok sayıda konuşması, açıklaması, yazısı olduğunu, tipik bir münafık karakteri sergilediğini, defalarca mindere çektiğim halde gelemediğini de bilirler.
Yine eskiden beri takipçim olanlar, Nurettin Yıldız, İhsan Şenocak, Cübbeli Ahmet, Kadir Mısıroğlu, İHH, İFAM ve benzeri şahıs ve kurumların birlikte ne haltlar çevirmek istediklerini gözler önüne serdiğim onlarca yazımı, yayınımı da bilirler.
Şimdi vakti geldi ve benden duyun. İşte bu dengeler/bağlantılar/suçlar arasındaki İhsan Şenocak da bir gizli Ermeni ve gizli Hıristiyan…
Uzun süreci yeniden anlatmam mümkün değil. Özet geçmek bile saatler alır. Geçmiş yayınlar aratılıp bulunabilir. Ben size bu güne kadar yazmadığım kısmından birkaç husus daha yazayım.
İhsan’ın “Şam Alimler Birliği” ismi ile bir derneği hiç olmadı. Yaklaşık beş sene bütün Türkiye hatta dünya çapında para topladılar ama hiçbir zaman bir yardım derneği ve işin resmiyeti olmadı. Bunları gün yüzüne çıkartmaya başladığımda ve somut delilleri yayınlamaya başladığımda Tayyip de krize girdi. Talimatlar hep Tayyip’ten geldi. Beni ve çevremdeki insanları teknik takibe aldırdı. İhsan’ın sözde dernek işlerini iyice sıkıştıracağımı öğrenince binbir türlü takla attılar.
Ben sık sık konuyu gündeme yeniden taşıdıkça fazla da dayanamadılar ve bir gün geldi, İhsan’ı bitirdiğimi kabullendiler ve geri çekmeye karar verdiler. Bunu da bir danışıklı dövüşle yaptılar.
Sözde derneğinin bir sabit numarası bile yoktu. Cep numarası vardı ve telefona bakan Suriyeli kişi Türkçe bile bilmiyordu. Ortada derneğin bir adresi, yalandan da olsa göstermelik de olsa bir mekanı bile yoktu. Ekibi de yoktu… Cep telefonuna bakan kişi sıkıştı, akşama derneğin resmen var olduğuna dair resmi evrakları göndereceğini söyledi, gönderemedi. Adres yoktu, izahat yapamadı. Görüşmelerin kayıtlarını paylaştım, her yerden kaldırtıldı. Üstüne dernekler masasına suç duyurusu yaptık ve bu kısma dair ses kaydı paylaştık. Çok ses getiren yazılı ve videolu yayınlar yaptık ve bunlar panik hali ile yine CIA’dan bu yayınların olağan üstü şekilde sansürlenmesini talep ettiler. İlk birkaç günde bile çok ses getiren, duyanları şoka sokan bu yayınlar, yıllardır hiçbir yerde hiç kimsenin karşısına çıkmıyor.
Bu kadar zor duruma düştükleri halde bile İhsan Şenocak projesini sonlandırmak istemediler ama ben bunlara vurup durdukça da perişan oldular ve istemeye istemeye İhsan’ı da geri çekmeye mecbur kaldılar. Bunu da baştan sona kadar planladıkları danışıklı dövüşle yaptılar.
İhsan çıktı, planları gereği, kadınların pantolon giymesine dair tartışma çıkartacak açıklamalar yaptı. Sonra bunların kontrolündeki gazeteciler hücum etti. Plan gereği zamanın Aile Bakanı Fatma Betül de bir darbe vurdu ve İhsan Şenocak hakkında Hıyanet işleri de işlem yaptı, derken çok zor hale düşmüş gibi görünüp yavaş yavaş geri çekildi.
Ben ise son çare olarak videoları ok.ru hesabına yüklemiştim, oradan bile kaldırtılmıştı. Anında bu kirli çete tam kadro olarak tutuklanmalı ve temiz eller operasyonu yapılmalı iken ben yayınları paylaşacağım ortam bulamaz olmuştum. Dernekler masası da hiçbri işlem yapmadı ve durdurdular. Google, Youtube, Facebook, Twitter gibi CIA sistemleri ise yayınları nasıl sansürleyeceğini şaşırmıştı. Belki de vurdukları para milyar dolarla olduğu için bu kadar büyük panik yaptılar ama ben bu gün fark ettim de “ÇYDD, Türkan Saylan, Misyonerlik… Google neden Türkan Saylan’a doodle yaptı” isimli videom hiç fark ettirilmeden Youtube kanalımdan sessizce silinmiş. Kanal açık, kapatılmadı ki o video silinsin. Her yerde aratıp bulamayınca ben bile anca uyandım ki hiçbir gerekçe gösterilmeden ve bildirim gönderilmeden sessizce kanaldan uçurmuşlar. Oysa bütün sansüre rağmen Youtube’da binlerce izlenmişti.
Hoca görünüp BOP’çuların peşinde koşanlar hep münafıklar…
“Uluslar arası sosyal insani yardımlaşma ve dayanışma derneği” hiç var olmadı. SDI diye ya da Şam Alimler Birliği derneği diye bir dernek de var olmadı. Bunlar senelerce belki milyar dolarla para vurdular ama bu isimlerle ya da başka bir isimle hiç dernekleri olmadı. Ben ifşa etmeye başlayınca panik hali ile bir dernek kurdular ama o derneğin kurulmasından dört sene önce bile büyük paralar toplamaya başlamışlardı.
Bu paralar da Ankebut Ağı’na gitti. Her yerde “Suriye’de zulüm var. Nusayri Esed katliam yapıyor. Müslümanlar çok zorda, kadınlar kirletiliyor” v.s diye diye timsah göz yaşları döktüler ve insan kalmış hiçkimsenin yapamayacağı şekilde bir su-i istimalle dini duygularını sömürerek Müslümanlardan topladıkları paraları gerçek katillere, katliamcılara, İslam düşmanlarına yani CIA’ya, MOSSAD’a, Ankebut Ağı’na aktardılar.
Cübbeli Ahmet denilen sahtekar münafık da bu paraların kokusunu almıştı da Nurettin Yıldız’a ve İhsan Şenocak’a yakınlaşmıştı. “Ehl-i sünnet üst kimliğinde buluşacağız” demenin manası “Burada para çok, Müslümanlara ihanet çok, ben de varım, sen de gel” demekti. Cübbeli, hepsinin gerçek yüzünü ve kendisi gibi dolandırıcılar, münafıklar olduğunu biliyordu. Bin türlü ikaza rağmen Nurettin’in peşinden ayrılmadı. “Yahu sen ehl-i sünnet vurgusu yapıp duruyorsun ama Nurettin Yıldız Vehhabi işte, görmüyor musun?” dense bile görmüyordu. Ta ki Rus elçi Karlov vurulup da Nurettin bir süre topun ağzına gelene kadar. Nurettin, elçi cinayetinden dolayı zora düşünce, Nurettin’i ilk satan da Cübbeli oldu. Ondan hemen uzaklaştı ve çıktı “Yahu bu Nurettin Yıldız’ın itikadı bozuk. Allah gökte deyip duruyor” demeye başladı. Ben ise “Bakmayın Cübbeliye, Nurettin’e bir şey olmadığını, yargılanmadığını görünce geri yanaşacak” dedim ve öyle de oldu. Bunların Hıristiyanlığı, Yahudiliği, misyonerliği, Süryanliği, Katolikliği, Protestanlığı, Satanistliği falan da hep yalan. Bunların taptığı para, kıbleleri kadın…
Gizli Ermeni, gizli Hıristiyan, vatan haini, dolandırıcı İhsan Şenocak’ın İFAM isimli derneğinin başkanı Selim SEYHAN da bir gizli Ermeni ve gizli Hıristiyan…
Uyuşturucu müptelası Selim Seyhan da Müslümanların bağışlarını zimmete geçirip zevk-ü sefa yolunda harcayan bir münafık hain. Paraların bir kısmını düşük kadınlarla gayr-i meşru münasebet yaşayarak harcıyor. Son derece yalancı, ahlaksız, karaktersiz birisi. Organ, dolandırıcılık, uyuşturucu işlerinde faaliyet gösteriyor.
İFAM Başkan yardımcısı Mehmet BÜYÜKMUTU bir Pakraduni gizli Yahudi. Hem gizli Ermenilik hem gizli Yahudilik var.
Mehmet Büyükmutu da bağışları zimmetine geçirenlerden. Ayrıca organ işinde çok aktif. Yardım kampanyalarının içinde bir yardım gönüllüsü gibi görünüyor ve çocukları organ mafyasına kaçırıyor.
Hiçbir vasfı, eğitimi, kabiliyeti olmadığı halde Sosyal Doku Vakfı denilen organize suç, terör ve ihanet örgütünde üst kademede yer alan bu kişi İleri derecede bir sübyancı sapık. Yapılan bağışlardan payına düşenleri alemlerde, ahlaksızlıklarda tüketmiş, hiç etmiş bir pislik. Bülent Yıldırım, Nurettin Yıldız, Yavuz Baysan ve diğerleri, Numan Kurtulmuş’un sisteminden fahişeler getirttiklerinde çoğunlukla bu şahıs da orada oluyor. Bu pisliğin 10-12 yaşlarındaki kız çocuklarını sürekli taciz ettiğini Nurettin de kesin şekilde biliyor ama hiçbir zaman umurunda olmadı.
Numarası 05340784347 WhatsApp da kullanıyor. Arayın, yazın, sorun ve en yakın Emniyet birimlerine ihbar edin. YİT mevzuyu kesinleştirdi. Emniyet küçük çaplı bir soruşturma ve sorgulama neticesinde bile çok sayıda suçu ve suçluyu meydana çıkartabilecek.
Gizli Ermeni ve gizli Hıristiyan, vatan haini, Türk ve Türkiye düşmanı alçak Nurettin Yıldız’ın Sosyal Doku Vakfı da Ankebut Ağı’na çalışıyor. Yıllardır hain ve dolandırıcı yüzünü gözler önüne serdiğim IHH kadar rezil halde bir sözde vakıf bu… Kurucu heyeti ve mütevelli heyeti, çoğunlukla gizli Ermenilerden, sonra gizli Yahudilerden oluşuyor. Sosyal Doku Vakfına yapılan yardımlar/bağışlar da Ankebut Ağı’na gidiyor.
Sosyal Doku Vakfı Genel Başkanı Yavuz Baysan da gizli Ermeni ve gizli Hıristiyan…
Kanlı Mavi Marmara tiyatrosu oynanırken gemideydi. Gerçekten neler döndüğünü, orada kandırdıkları masum insanların öldürüleceğini bilenlerdendi. Gemiye kimlerin bineceği bilgisini önceden İsrail’e verenlerden biri Yavuz Baysan…
MİT’in gizli Ermenilerden ve gizli Yahudilerden oluşan hain kanadı ile sıkı bağları var. MİT’ten çok sık olarak talimatlar alıyor. Yavuz da büyük para vurdu, vuruyor. IHH Başkanı Bülent Yıldırım’ın gerçek yüzünü, çevirdiği bütün dolapları biliyor ve bir kısmını beraber organize ediyorlar.
Yavuz’un AKPKK ile de arası çok iyi. Bu kadar ihaneti ve dolandırıcılığı AKPKK iktidarda olduğu için yapabiliyorlar. Yavuz’un mafyavari işleri de var. Ticari işlerde önüne engel gördüğü çok kişileri dövdürdü, yaralattı, ailesi ile tehdit etti. Bunları yaparken Bülent Yıldırım’ın etrafındaki it kopuk takımını kullandı. Bülent’in meşhur çetesinin içinde MİT personeli olanlar da var.
Hain Nurettin Yıldız’ın organize suç, terör ve ihanet örgütünün mensuplarından biri olup Sosyal Doku Vakfı’nın önemli adamlarından biri olan Salih Eğridere de bir gizli Ermeni ve gizli Hıristiyan…
Yüzeysel bağlantılara sahip, derin bağlantıları yok, kendisinin pek vasfı ve çapı da yok ama şuurlu bir şekilde bu ihanet ve dolandırıcılık çarkının içinde…
Nurettin Yıldız’la, Bülent Yıldırım’la, IHH ile, Sosyal Doku Vakfı ile arası çok iyi olan ve bütün ihanetlerin, suçların içinde olan İzzet Şahin bir gizli Süryanidir.
MİT bağlantısı var. IHH üzerinden yapılan organ işlerinde etkili elemanlardan biri. IHH üzerinden yardım ulaştırılan mağduriyet bölgelerinde saha çalışmaları yapıyor, nereden, kimlerin, nasıl kaçırılabileceğini planlıyor.
Haydi, durmayın! Bu yayınları, isimleri geçenlere her yoldan sorun. Karşılarına çıkarak, katıldıkları faaliyetlere giderek de sorun. Çıktılarını alın ve en yakın Emniyet müdürlüklerine, savcılıklara ihbar edin. Suç duyurusunda bulunun. CİMER’e de yazın. Yalanım varsa beni meydan yerde assınlar. Yalanım yoksa bunları toplayıp assınlar. İkisini de yapmayan adli ve idari yetkilileri çok yakında biz meydan yerde toplayıp asacağız.
Sosyal Doku Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Salih Beşir de bir gizli Ermeni ve gizli Hıristiyan…
IHH çetesi ile de arası iyi. IHH ile organ işinde paslaşan kişilerden biri. En çok PKK ile paslaşıyor ama Nusra, IŞİD ve türevi terör örgütleri ile de paslaşıyor. Organ işini zaten bu terör örgütleri ile beraber çeviriyorlar. Salih Beşir, organ işinin beyin takımından, bütün işi tepeden organize eden ekipten bir kişi.
Nurettin Yıldız, sonradan İslam’ı tercih eden Ermeni Hırstiyanların soyundan geliyor. Bunlar gerçekten Müslüman olmuş Ermeni kardeşlerimiz ama her devirde olduğu gibi böyle sonradan Müslüman olanların bir kısmı geçmişini öğrendikçe tekrar Hıristiyanlığa dönüyor. İşte Nurettin Yıldız da onlardan biri… İlk gençlik yıllarına kadar aile ve akraba ortamında gerçek bir Müslüman gibi büyüdü ve kendini Müslüman bildi. Sonradan din değiştirdiğini arkadaş çevresinden bazılarına kendi ağzı ile anlattı. Buna rağmen haince bir tavırla yol alıyor ve bu gerçeği kimseye açıklamadan Müslümanlara tuzaklar kuruyor.
Trabzon’da ve bütünüyle Karadeniz bölgesinde bu hal sık görülüyor. Çok dindar Müslüman ailelerden, hacı-hoca soyundan geliyor görünen ve aralarından bir kısmı hala samimiyetle Müslüman kalmış ama bir kısmı Hıristiyanlığa gizlice geri dönmüş Ermenilerden ve Rumlardan çok var. Soy adı İmamoğlu ama İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu da bunlardan birisi ve bir gizli Ermeni, gizli Hıristiyan…
Nurettin Yıldız, ilahiyat fakültesinde okuduğu zaman misyoner teşkilatına dahil oldu ve o zamandan beri Ankebut Ağı’na bağlı misyoner teşkilatı tarafından korunuyor, kollanıyor, yükseltiliyor. Son zamanlarda Türk Guguk sistemi bu alçak, münafık, vatan ve din düşmanı haini zaten el üstünde tutuyor. Adeta dokunan yanıyor. Hatta gerçek sahibi CIA olan Amerikan sosyal ağlarında da himaye ediliyor, kollanıyor. Nurettin Yıldız, engel tanımadan yükseldi, güçlendi ve bin türlü suça bulaştığı ispat edildiği halde hala güçlü ve tesirli olması için devlet gücü de su-i istimal edilerek mücadele veriliyor. Nurettin Yıldız ve çevresinde toplanmış gizli kimlikli hainler, Türkiye’nin milli güvenliğini tehdit ediyor.
Bkz: Osman Nuri Topbaş ve Kadir Mısıroğlu
“İslam alimi kılığına girmiş gizli Hristiyan ve Mason Osman Nuri, kendisine atılan mailleri gördü ve cevap vermedi.
Kadir Mısıroğlu’na da çok sayıda kişi mail attı ama o da cevap vermedi. O zaten kendini şartlandırmış, ismimin geçtiği ya da bir şekilde bana bağlanan her meselede dikkat çekici şekilde susuyor ve asla kimse onu konuşturamıyor.(20.02.2019-20:22″
Daha önce gizli bir Hıristiyan Misyoner olduğunu ifşa ettiğim Osman Nuri Topbaş’la, Sabetaycı kökenden geldiğini ama bunu kabullenmek istemediğini ifşa ettiğim Kadir Mısıroğlu’nun gençlik yıllarında beraberce yol aldığını ve Müslüman milleti aldattıklarını yazmıştım. Aynı şekilde Kadir Mısıroğlu ile Nurettin Yıldız’ın da gençlik dönemlerinde yolları kesişti. Sıkı arkadaşlıkları oldu. İşte o zamandan beri birbirlerinin gerçek dinini, inancını, niyetini, kimliklerini biliyorlar. Bu Telegram grubunda arama özelliği var. Arama kısmına “Topbaş” yazıp aratırsanız, önceki yazılarımı bulabilirsiniz. Bu yazıların Osman Nuri Topbaş ile Kadir Mısıroğlu’na sorulması ve üzerlerine gidilmesi için çok kişiyi teşvik etmiştim. İkisi de ısrarlı şekilde susup durmuştu. Hiçbir yalanlama yapamamışlar ve hukuk yoluna da gidememişlerdi. Bu hususta ve temas ettiğim diğer hususlarda Mısıroğlu’nun üzerindeki baskılar artınca… Ben her meselenin gerçeğini anlatıp da Kadir yüzlerce konuda milleti eskisi gibi rahatça kandıramayınca… Her konuştuğuna “İyi de üstad, bu hususta Akademi Dergisi yıllardır şunları şunları ispat etti” denilip durdukça… Ve son olarak Ankebut Operasyonu, Kadir’in münafıkça bir tarzda savunup durduğu Tayyip’i, çetesini, AKPKK suç örgütünü çöküşe götürdükçe… Kadir Mısıroğlu’nun hareket sahası tıkanmıştı ve Cumartesi sohbetlerini sonlandırmıştı.
İşte BOP’çular için dosya hazırlayıp ABD’ye, CIA’ya sunmuş olan Kadir Mısıroğlu’nun, sürekli Osmanlı ve ehl-i sünnet vurgusu yaptığı halde Nurettin Yıldız gibi bir Vehhabilik/Selefilik savunucusu ve CIA piyonu haini el üstünde tutmasının arka planında bu gerçekler var. İsterseniz hemen şimdi bu paylaşımlarımı da Nurettin Yıldız’a bir şekilde ulaştırın. AKPKK organize suç, terör ve ihanet örgütünün hukuk sistemini oyuncak etmesi sebebi ile üzerimde hukuki sıkıntılar var, sahada rahat hareket edemiyorum ama yine de meydandayım. Hiç değilse bir sesli görüşme yapabiliriz Nurettin Yıldız’la ve saniyesini bile kesmeden paylaşırım görüşmeyi… Herkes dinler, neyin ne olduğunu, kimin kimlerin projesini olduğunu anlar. Zaten 10 dakikaya kalmaz hain, düşman, münafık ve bu nedenle tezatlarla dolu gerçek yüzünü gözler önüne serebilirim.
Nurettin Yıldız’ın Sosyal Doku Vakfı’nın resmi internet sitesinden bir görüntü…
Allah’tan korkan, ihlas sahibi, neyin ne olduğunu anlamaya çalışmış herhangi bir Müslüman kişi, sadece şu görüntüye bakıp bile Yıldız’dan ve çevresinden yüz çevirir. 15 Temmuz’un ne olduğunu dağdaki çoban bile anladı. En somut yüzlerce delil de her yerde… Okumuş, yazmış görünen Nurettin Yıldız mı anlayamamış?
Üstelik vakfın “Sık sorulanlar” bölümünde, hiçbir siyasi parti ve cemaat ile bağı olmadığı yazılı. Yalan, koca bir yalan… Hem AKPKK ile ve içimizdeki İsrail ile göbekten bağlı hem içimizdeki Ermenistan ile bağı var hem de BOP çerçevesinde Türkiye’de de yayılması istenen Vehhabi/Selefi cemaati/tarikatı ile bağı var. Bunların da binbir türlü somut ispatı var.
İşte bu tiplerin birbirine tezat binbir türlü şey iddia edip savunmalarının arka planında bu var. Bunların İslam’la bir bağı yok. Haince niyetler içindeler ve mümkün olduğunca belli etmeden, tezat görüntüler oluşturmadan, bir oldu bitti ile milyonlarca Müslümanı hem dolandırmak hem de itikaden dönüştürmek ve imanı çaldığı gibi elindeki vatanını bile elinden almak gayretindeler.
Yıllardır Nurettin Yıldız’a dair sert yazılar yazıyorum. Çok güçlü basın ve medya kuruluşlarını bile hemen dava ettiği halde beni es geçiip duruyor, dava edemiyor. Üstelik yazdıklarım ses getirdikçe kendisine soruldu, hiçbir şeye kale alınır bir izah getiremiyor.
Kulağıma sağlam kaynaklardan gelenleri yazayım. Onca tenkide, somut ispatlı cehaletine, aldatıcılığına izahat yapmak yerine verdiği cevaplar bakın şu şekilde:
Yahu bırakın şunu, kendi cemaatinden bile kovulmuş biri. Süleymancılarla da hiçbir bağlantısı yok.
Yalancının teki, kale almayın.
Kendini kaf dağında görüyor ama bir şey bildiği, bir şeyden anladığı yok.
Raporu varmış, şizofrenmiş..
Bin kere TC kimlik numaramı verdim ve “Cemaatim beni dava falan etmedi. Raporum da yok. Bu gibi iftiraları dikkate almayın. İşte TC kimlik numaramdan bir avukat bile birkaç dakikada bunu soruşturup doğrulayabilir” deyip durduğum halde, karşımda çok zor duruma düşen bütün münafıkların yaptığını bu münafık Nurettin Yıldız da yaptı. Hatta şimdilerde Oda TV’deki gizli Ermeniler deşifre ettim de bu kadar yıldır takip ettikleri halde ve sicilime de baktıkları halde, onlar bile çaresizce “Bırakın şu deliyi” şeklinde karşılıklar verdiler, yazdıklarımı kendilerine soranlara…
Bu haini kimler koruyor, destekliyor, varlıkta tutuyor?
Şu Nurettin Yıldız, ne tarih biliyor, ne lisan biliyor, ne fıkıh biliyor, ne akaid biliyor, ne tefsir biliyor, ne dünyayı ve siyasetini biliyor ama istediği her konuda atıp tutuyordu. Kocaman bir Osmanlı devletini ve yanlarında ilimde, hikmette zerre misali kalacağı padişahlarını yerden yere vuruyordu. Hem bilmiyordu, bomboştu hem de doğru öğrenebildiği çok sayıda mevzuda kasten Müslümanları kandırıyordu. Ben çıkıp somut şekilde bunları gözler önüne serince “Yahu şu kadarını da bilmez mi bir insan? Şu kendini gösterdiği yere, kendini koyduğu kefeye bir bakın, şu yazdığına, şu konuştuğuna bir bakın? Açıkça belli bunun art niyetli ve aldatıcı olduğu… Bu kadarı hata ile yapılamaz.” dedikçe, mümkün olduğunca uzak duruyor ve görmezden geliyordu. Çok sıkışınca da yukarıdaki gibi cümleler kuruyordu. Bu, alçaklık, aldatıcılık, yalancılık, müfterilik, şahsiyetsizlik, hainlik değilse, nedir? Böyle bir hain insan şeytanını Türk Guguk sisteminde korumaya alanlar ve onun için Guguk Sistemi yolu ile muhaliflerini silenler kimlerdir?
İkisi de gizli Hıristiyan çevrenin içinde iken tanışıp evlendiler. Eski karısının, Fatih Tezcan hakkındaki iddiaları doğru ama eksik. Şiddet uyguladığına, yalancı olduğuna, sahtekar olduğuna dair anlattıkları tamamen doğru ama eski karısı Fatih’e dair çok daha sarsıcı şeyler biliyor, anlatmıyor. Çünkü gizli kimlikli hainler, birbirlerine düşseler bile bir yerde duruyorlar. Orada durmasalar kendilerine de zarar vermiş olurlar
Gün geçtikçe iyice psikopata bağlayan ve bu hali yüzüne de tavırlarına da vuran Fatih Tezcan, darmadağın birisi…
Onun basın/yayın yolu ile her meseleye karışmasını bir yana bırakın, toplum içinde vasıfsız, yetkisiz ve kendi halinde dolaştırılması bile büyük bir tehlike arzediyor. Gerçek bir hukuk devleti olsaydık, içimizdeki İsrail’in oyuncağı olmamış gerçek bir adalet sistemimiz olsaydı, Fatih son yedi yıldır güvenlikli bir klinikte tutulurdu. Belki milletin parası boşa heba edilmeyip idam edilirdi.
Hakaret kastı ile söylemiyorum, gerçekten psikopata bağlamış bir pisliğin tekidir Fatih Tezcan…