Şu Bohçalı da iyice süs köpekleri gibi oldu. Gelen geçen herkese hırlıyor, havlıyor ama hiç icraat yok.
Devlet Bohçalı: (Sezen Aksu’ya) diyorum ki serçeysen serçeliğini bil, sakın kuzgunluğa heves etme.
Mehmet Fahri Sertkata | Akademi Dergisi
Şu Bohçalı da iyice süs köpekleri gibi oldu. Gelen geçen herkese hırlıyor, havlıyor ama hiç icraat yok.
Devlet Bohçalı: (Sezen Aksu’ya) diyorum ki serçeysen serçeliğini bil, sakın kuzgunluğa heves etme.
Mehmet Fahri Sertkata | Akademi Dergisi
Tayyip ve Bohçalı da bu alçakça oyunun tam içindeler. Ruslarla, Beyaz Ruslarla, Ermenilerle, ABD’lilerle, Çinlerle, Avrupalılarla birlikte Kazakistan’ın işgal edilmesini, orada uzun süreli sorunlar yaşanmasını, bu süreçte insan ve organ kaçakçılığının artırılmasını, daha önce defalarca yapıldığı gibi Kazak halkının haklı tepkilerinin bastırılmasını, Kazakistan’ın yer altı ve yer üstü zenginliklerinin daha da fazla sömürülmesini isteyenlerdendi Tayyip ve Bohçalı… Bütün planların bilinçli olarak içindeydiler. Bu kanlı, bu vahşi, bu insanlık dışı oyundan payına düşenleri almayı hedefleyenlerdendi bu alçaklar… Açıkça Türk ve İslam milletlerine ihanet edenlerdendiler. Tayyip’in şu sessizliği hem yaşananlara ve yaşanma hızına inanamayışından, gücümün nerelere ne kadar sürede yetebildiğine şok oluşundan, belki hayatı boyunca böyle bir siyaset görmemiş olduğundan, hem de Türk ve İslam düşmanlarının safında duruşundan… Hem de tek bir hata daha yaparsa, kendisinin Tokayev’den önce devrilip asılacağı korkusundan susuyor. Kazakistan’da neyin mücadelesinin verildiği çok açık. İşte Tokayev bile çıkıp terörist, hainler, darbeciler diye diye konuşmayı kesti ve halkın topluca bir mücadele verdiğini peşinen kabul eden cümleleri peş peşe ve açıkça kurmaya başladı. Şu anda susmanın bile ihanet olduğunu aklı başında olan bütün müslümanlar ve Türkler biliyorlar. Ve Tayyip de hainlerden yana olduğu için ve planları tutmadığı için susuyor. Aslında Bohçalı da susacaktı, dün aniden ve beklemediği talimatlar aldı.
O Devlet Bohçalı gibi çıkıp da Kazakistan’daki hain, kara paracı, insan kaçakçısı, organcı, Rus ve Çin piyonu Tokayev’i ve çetesini açıkça desteklemenin… Bu açıkça ihanet ve açıkça safını gösterme konuşmasına/çıkışına temel olacak hiçbir mantıklı açıklama ve bahane bulamayıp da yine FETÖ palavrasına sığınarak bunu yapmanın… Ne demek olduğunu da herkes gördü, biliyor. Şu andan sonra Devlet Bohçalı’nın bohçasını eline vermenin ve çoktan gitmesi gerektiği yere göndermenin vaktinin geldiğini de herkes biliyor. Türk milletinin bu kadar aleni, bu kadar ileri seviyede bir ihaneti cezasız bırakmayacağını da herkes biliyor.
Bohçalının yanında Tayyip bile, Nazarbayev bile, Tokayev bile, baba ve oğul Aliyev’ler bile ak sütten çıkmış ak kaşık kalırlar. Türklük mücadelesinin başına sızdırılmış olup da Türk gibi durmanın ve mücadele etmenin zaruri olduğu bir anda, bütün gerçek Türkleri mücadeleye sevk ettiğim çıkışlarımın peşinden, yurtdışından gelen panik ve korku dolu talimatlar alarak kürsüye çıkmak, konuştuğumun aksine konuşmak, buna cesaret edebilmek, zaten “Gelin benim kalemimi kırın” demek.
Dünyanın her yerinde tetiklerin çekildiği böyle bir anda, bu Bohçalı hainini, onun emrine verilmiş gizli yahudi ve ermeni ve mason adli ve siyasi yetkilileri tanıyan, takan her Türk, vatan hainidir. Bu Bohçalının ve çetesinin sözlerini hala dinleyen, çektiği/çizdiği sınırları hala kale alan hiç kimseye lafla anlatacak bir şeyimiz yok bizim. Bu kadar aleni ihanetlere, küstahlıklara, had bilmezliklere tepkisiz kalacak bir vatanımız yok bizim. Bohçalı gibilere meydanı bırakmak, Kazakistan halkının düştüğü tehlikelerden çok daha vahim tehlikelere kendimizi bırakmak olur. Ya devlet başa ya da Bohçalı yoluna… Haydi, dışarıdan aldığı talimatlarla vatan müdafaasına, Türk davasına açıkça ihanet etmeye çalışan, koca Türk milletinin tepkisini son bir ümitle kırmaya ve durdurmaya çalışan Bohçalı bile olsa, sonunun nasıl olacağını hep beraber görelim. Bohçalının tasmasını elinde tutan yabancı devletler de görsünler.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi
..
Türkiye, bundan böyle hainlerin millete atarlanabileceği, milleti tehdit edebileceği bir ülke değildir. Türkiye, bundan böyle eski Türkiye değildir.
Türkiye tarihinin gelmiş geçmiş en büyük ve en muzır hainlerinden biri olan Devlet Bohçalı, yine açmış ağzını, yummuş gözünü… Yine MİT’ten yazmışlar, vermişler önüne kağıdı, o da okumuş. Okumuş ama bu defa nasıl bir zamanda neler okuduğunun ve o anlarda aslında ne yapmış ve ne demek istemiş olduğunun farkında değilmiş gibi…
Bohçalı yazılanları okurken, bir yerinde “Barışçıl protestolar diyerek neyin hazırlığını yapıyorsunuz? Zamları, enflasyondaki artışları sokak tepkisiyle birleştirip Türkiye’den Kazakistan çıkarmayı mı düşünüyorsunuz?” diyebilmiş.
Öncelikle ifade edilmeli ki Kazakistan’da suç, günah, ayıp, kusur yok. Kazakistan’da yüz kızartıcı bir mücadele de yok. Kazakistan’da, Ankebut Ağının tesis ettiği dünya düzenine yani zulme, katliama, sömürüye, soyguna, asimilasyona, ahlaksızlığa, dinsizliğe, namussuzluğa, peşkeşe, köleliğe dayalı dünya düzenine karşı onurlu, insani, vicdani ve kahramanca bir dik duruş var. Bu duruş, Bohçalının durduğu konumu geçtik, sokaktaki sade vatandaşın bile ilk bakışta net şekilde görebileceği kadar açıkça gözler önünde… Evet, sözde Türk basın medyası bu gerçeği Türkiye halkından gizlemek istese bile Türkiye’deki herkes Kazakistan’da aslında böyle bir duruş sergilendiğini biliyor. Bunu görmemek için kör olmak bile yeterli olmaz. İnsan duyar, dinler, anlar, ten gözü görmese de kalp gözü görür. Vicdanı titrer ve anında doğru safta durur. Lakin, hep dediğim gibi, insan doğan herkes, insan kalmıyor. Bazıları Bohçalı gibi insan şeytanına dönüşebiliyor. Türkçülük/milliyetçilik mücadelesinin başına Türk ve İslam düşmanı taraflar, ülkeler, gizli servisler tarafından konulmuş Bohçalı gibi bir hainin ve o yazıları yazıp kürsüde ona okutturanların, şu şartlarda başka bir tavır sergilemesini beklemek zaten abesle iştigal olurdu.
On yıldır yazdıklarımı burada uzun uzun tekrar edecek değilim. Çoktan bütün Türkiye MHPKK’nin ne olduğunu da Bohçalının aslında nasıl bir Türk ve İslam düşmanı gizli Ermeni vatan haini olduğunu da duydu, öğrendi. Bohçalı üzerinden bu hainler güruhunun, tıpkı şu anlarda Kazakistan’da olduğu gibi kendi devletimizin gücünü bize karşı çevirdiklerini de duydu, öğrendi ve buna bilendi. Bu oyun aslında çoktan bitti ama son kısmını yaşayıp geçirmek kaldı. Bohçalıların ve onlar gibileri arkalayanların da bu gerçeğin farkında oldukları, çok korku ve panik içinde oldukları, zaten kontrolsüz tavırlarından, çıkışlarından da iyice anlaşılabiliyor.
Evet… Biz her zaman söylediğimiz gibi, “Tam vakti” dediğimiz anda Türkiye’de meşru bir millet darbesi yapacağız. Bunu yapabilmek için dünya genelinde şartları/dengeleri de iyice ayarlamak lazımdı ki son yıllarda bunu yaptığımı/sağladığımı ortalama zeka seviyesindeki herkes anladı. Son birkaç ince ayar kaldı.
Ve, biz böyle bir mücadeleyi sadece mali sıkıntılar nedeniyle vermeyeceğiz. Devletimizin kurumları, milletimizin karşısına çoktan geçirilmiş vaziyette. Bu ülkede Türk ve Müslüman olmak ilan edilmemiş bir suç. Devlet sistemi içine sızmış on binlerce kripto kişi, arka plandan gizli bir paralel devlet sistemi işletiyor. Bunun on binle ayrı delili var. Benim davalarımın dosyalarını, yaşanan süreci inceleyen ta fizandaki kişiler bile “Bu Türkiye devleti ne hale gelmiş. Şu yaşanana bakın, bunlar akıl alır şeyler değil. Ülkede her şey gibi hukuk sistemi de çökertilmiş.” demek zorunda kalıyorlar.
Türkiye’de devlet eliyle fuhuş, uyuşturucu, organ, insan kaçakçılığı, mazot ve petrol kaçakçılığı ve her türlü kaçakçılık ile kara para işleri yapılıyor. Peygamber ocağı bildiğimiz ordumuz, son yıllarda kara para işlerini muhafaza etmek ve varlıkta tutmak için başka başka ülkelere gönderiliyor. Katliam suçlarına bile bulaştırılıyor. Milletler arası harp, terör suçlarına ve insanlığa karşı işlenmiş suçlara bile bulaştırılıyor.
Türkiye’nin hemen her şeyi peşkeş çekildi ve hala çekiliyor. Türkiye’de toplanan aşırı vergilerle, tamamen batmak üzere olan İsrail ve batı ülkeleri ayakta tutulmaya çalışılıyor. Türkiye’de pek çok il emniyet müdürlüğü ve müdürü, gayr-i meşru hükumetin kara para sistemi içinde faaliyet gösteriyor. Daha saymakla bitmez şeytanca işler, devletimizin eliyle yapılıyor. Devlet, kontrolümüzden neredeyse tamamen çıkartılmış. Sokağa oynamaya bırakacağımız çocuklarımızı MİT’in siyah transporterları kaçıracak ve Almanya, ABD, Fransa, İngiltere başta olmak üzere dünyanın başka başka ülkelerine organa, fuhuşa ya da ayine gönderilecek diye endişemiz bitmek bilmiyor. Ülkede Tayyip’in ve gizli Hristiyan olan karısı Emine’nin ortakları olduğu hastahaneler sistemiyle, İsraille, ABD ile ve Avrupa ülkeleriyle birlikte organ işleri yapılıyor. Kasten dünyanın farklı yerlerinde otorite boşlukları oluşturuluyor, sorunlar çıkartılıyor ve yüksek sayıda insanın mülteci olması sağlanıyor. Bunların bir kısmı bu hastahanelerde parça parça ediliyor. Kazakistan şu sıralarda bu maksatla da hedefe alınıyor. Nihayet, Türkiye’de insanlar karınları aç yatıyor ama ülkenin bunca zenginliği hala İsrail’in, ABD’nin, AB ülkelerinin, İngiltere’nin, Rusya’nın, Çin’in menfaatine olarak kullanılıyor
Böyle bir ülkede, aldığı talimatlar icabı Tayyip’i girdiği ilk seçimde tek başına iktidara getiren ve o günden beri iktidarda tutan ve onu piyon olarak kullanarak her türlü hukuksuzluğu, kara para işini, hainliği onun üzerinden çeviren Bohçalı, yani bu millete ve devlete yapılan her türlü fenalığın baş sorumlusu olan o Bohçalı, önünü sonunu hesap etmeden çıkıp kürsüden atıyor tutuyor. Tahammül sınırlarını da zorluyor.
Ülkede seçimlerin de referandumların da meşruiyeti yok. Mevcut gayr-i meşru cumhurbaşkanının diploması bile yok. Skandalların bini bir para… Hukuk ve demokrasi nerede, Türkiye nerede… Seçimlerde kurtuluş ihtimali yok. Referandumla da kurtuluş yok. Adalet sisteminden hiç fayda yok. Ordu ve Emniyet bile kısmen kara para çarkına dahil edilmiş. Ülke maddeten ve manen ve kasten çoktan çökertilmiş. Kaybedilen her gün, acıları, zararları, ölümleri, peşkeşleri, krizleri derinleştiriyor. Öyle ise bu millet ne yapsın?
Bu millet sokaklara inecek. Bütün hainleri de alaşağı edecek, bütün kurumlarını kriptolardan ve kara paracılardan temizleyecek ve bunları cezalandıracak. Kazakistan halkı gibi, bu millet de elindeki son meşru çareyi aslanlar gibi kullanacak. Bu meşru, bu kanunlara uygun, bu bir millet darbesi, bu insanlığa ve vicdana da uygun. Şu anki Kazakistan’a benzemek, bizim için şeref ama hainler, kara paracılar, başka ülkelere ve milletlere çalışanlar için başka şekilde yorumlaması bizim için şaşırtıcı değil. Herkesin maskeleri çoktan Akademi Dergisi tarafından ve ayrıca Ankebut Operasyonu sayesinde tamamen indirilmiş vaziyette.
Bohçalı ve çetesi, adalet sistemimiz içine sızmış gizli Ermeni, gizli Yahudi, gizli Rum, gizli Mason ve cümlesi vatan haini adamları üzerinden mi bu milletin meşru darbesini, savunma refleksini durduracak? Kolluk kuvvetleri içindeki kripto kimlikli kara paracılarla mı durduracak? Yoksa… Kazakistan’da denendiği gibi anında rezil olmaya ve çuvallamaya sebep olan o sistemi mi deneyecek. Bohçalı da Tayyip de milli mücadele veren millete karşı anında başka ülkelerin ordularını mı Türkiye’ye çağıracak? Kendilerini koruyamaz hale getirdiğimiz malum kara paracı devletler mi bunları daha fazla süre başımızda tutacak? Hayaller bunlar… Gerçek hayattan çoktan koptular bunlar. Bohçalının o meşru millet darbesi gününe kadar yaşayacağı bile kesin değil. Belki de bu milletin evlatları onu daha öncesinde cezalandıracaklar. Zira, “Ben öyle bir şeytanım ki bu millete etmediğim zulüm, kötülük ve ihanet kalmadı. Ayarım da çok fena kaçtı. Yaşamaktan nefret ediyorum. Şeytanın teki olduğumu kendim de biliyorum. Beni buraya koyan güç unsurları izin vermeyince ölmeye de ölemiyorum. Milletin içinden birileri çıksın da bu kadar ileri gittiğim anlarda beni öldürsün” dercesine çıkışlar yapıyor.
Biz daha sokaklara inmeye başlarken, isim isim ve cisim cisim bildiğimiz o kripto kimlikli ve resmi yetkili hainleri toplayıp alacağız. Hatta bunların bir kısmını, sokağa tam manasıyla inmeye başlamadan az öncesinde toplayıp alacağız. Ordumuz içindeki hainleri, ordumuz içindeki vatanseverlerle de alacağız. Emniyetimiz içindeki hainleri ve kara paracıları, Emniyetimizin içindeki vatan evlatlarıyla da toplayacağız.
Kalbinin korkudan güm güm atışı Washington’dan, Londra’dan, Berlin’den, Paris’ten, Moskova’dan, Pekin’den, Tel Aviv’den ve o diğer malum yerlerden uzun zamandır duyulan ama onlardan beklediği çıkışları, destekleri, kararları onlarda epeyidir bulamayan/göremeyen Bohçalı ve çetesi bilmeli ki bir gece ansızın bir meydan yerde bu millet tarafından asılmış olabilirler.
Bundan sonrasında da bir yandan korkudan titrerken, bir yandan oraya buraya güçlü görünmeye ve mesaj vermeye kalkacaklarsa… Bu güne kadar her türlü cinayeti, katliamı, soygunu, peşkeşi, yolsuzluğu, kara para işini beraber yaptıkları ve yapmaya devam ettikleri sözde muhalif liderleri ve partileri muhatap alarak yani danışıklı dövüşerek değil, gerçekten yürekleri ve güçleri varsa adımı anarak atarlanmalarını beklerim.
Böyle olmadıktan sonra, ben gerçek hayattan hayal alemine geçiş yapmam, sahayı her zaman gerçekçi kalarak takip ederim, kimsenin kuru sıkı atışlarına ve şovlarına kanmam, bir daha küstahça çıkış yapana da o sözlerini dünyanın gözleri önünde yalatarak sildiririm.
Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi
“Erdoğan ve ailesi için af çıkarılsın, ordu garantörlük yapsın”
Washington Yakın Doğu Politikası Enstitüsü’nde çalışan Türk uzman Soner Çağaptay, ABD’nin önde gelen dış politika dergilerinden Foreign Affairs’e yazdığı makalede, Türkiye’de iktidar değişiminin sorunsuz yaşanması için muhalefetin AKPKK organize suç, terör ve ihanet örgütü lideri Tayyip’e, kendisinin ve ailesinin görev yaptığı sırada işlediği tüm suçlardan affedilmesini içeren bir anlaşma önermesinin “mevcut en iyi seçenek” olduğunu savunabilmiş.
“Türk uzman” denilen ama gizli bir Ermeni olan, buna rağmen daha çok insanlık düşmanı ve her türlü kara para işini yapan Yahudilere çalışan ve mason da olan Soner Çağaptay, siyaset ve hukuk tarihine geçen “skandallar ötesi bir skandal” denilebilecek bir yazı kaleme almış. Aslında kendisinin de mensubu bulunduğu Ankebut Ağının hal-i pür melalilini gözler önüne sermiş.
Acınası, zavallı, dibe vurmuş halleri iyice zahir oldu. Biz, her türlü ihtimali hesaplayarak, kılı kırk yayarak hazır kıta bekliyoruz, onlar dünya genelinde seferberlik yaparak metafizik saldırılar yapmanın haricinde bir karşılık veremiyorlar. Sonra da işte kamuoyu oluşturmak, zihinleri, kabullenişleri, siyaseti yönlendirmek için ve kara para çaklarını varlıkta tutmak için böyle haberler çıkartıyorlar. Çok fena çuvalladılar. Tam kadro halinde korkudan titriyorlar. Oynayabilecekleri pek bir kartları kalmadı. Zaman aleyhlerine işliyor. Gece gündüz doğru düzgün vakit geçiremiyorlar, rahat uyuyamıyorlar. Her an bir gümbürtü kopacak da topluca enselenecekler ve idam edilecekler ya da müebbet hapis cezaları alacaklar diye korkuyorlar. Hele tabandakileri korkuları ve tepedekilere baskıları çok ileri seviyede…
Her geçen gün daha fazla siyasi, askeri ve mali güç kaybediyorlar. Metafizik çatışmaların sebep olduğu can, mal/araç/cihaz ve para kaybı bile çok çok yüksek miktarda. Gerçek çatışmalardan önce bile eridiler, bittiler. Ümitleri bile tükendi. Azılı Türk ve İslam düşmanı sözde Türk uzmanın skandallar ötesi skandal olan yazısını her yerde bulup okuyabilirsiniz. Benim söyleyecek birkaç sözüm var.
– Vatana ve millete ihanet, devlet düşmanlarına hizmet etmiş kişileri, hiçkimse hiçbir mazeretle af edemez. Meclisten öyle bir af yasası çıktığı gibi o meclisin meşruiyeti tamamen biter. Hiçbir Türk vatandaşının o meclisi tanıma zorunluğu kalmaz. Hatta öyle bir meclisi, vatan hainlerine bile af çıkartan sözde Türk vekillerinin başına yıkmak, her vatan evladına vacip olur.
– Ordu siyasete asla, hiçbir gerekçeyle, hiçbir zaman karıştırılamaz. Her zaman demokrasiden, adaletten, eşitlikten, insan hak ve hürriyetlerinden, fikir ve vicdan hürriyetinden ve şaibesiz seçimlerden bahseden batının bu çirkin ve iki yüzlü siyaseti asla kabul edilemez. Ordunun siyaset sahnesine davet edilmesi kabullenilebilir ve tahammül edilebilir şey değildir. Ordunun siyasete davet edildiği bir ülkede, batıda ve dünyada demokrasiden bahsedilemez. Ayrıca ordumuzun çoğunluğu Tayyip’ten ve onu arkalayan Türk/İslam düşmanı güç unsurlarından yana değil. Ben, hususiyle son iki senede Türkiye’den pek çok denge gibi bu dengeyi lehime olacak şekilde değiştirdim.
– “Türkiye demokrasisinin daha geniş ve daha hızlı bir çöküşünü önlemek için mevcut en iyi seçenek bu olabilir.” diyerek ordumuzu siyaset çekmek, demorasi denilen sistemin anlatıldığı gibi bir sistem olmadığının, “Batıdaki demokrasi anlayışı” diye burada konuşup duranların da hep sahtekar ve vatan/millet düşmanı kişiler olduklarının tek başına delilidir. Batı dahil, dünyanın hiçbir yerinde ve hiçbir zamanında demokrasi, kağıt üzerinde ve dillerde anlatıldığı gibi bir sistem olarak uygulanmadı ve tarif edildiği o şekilde uygulanabilirliği de yok. Yıllardır yazıyorum, demokrasi, satanistlerin, masonların, yahudilerin dünya insanlığını her yönden çökertmek için kullandıkları bir araçtan başka hiçbir şey değil. Demokrasi ile idare edilen devletlerin maddeten ve manen çökmekten başka bir seçenecekleri olmadı, olamaz.
– Yazar neyin kafasını yaşıyor ya da nasıl köşeye sıkıştırmışlar da böyle skandal bir yazı yazıp hem kendini, hem dergisi Foreign Affairs’i, hem de Washington Yakın Doğu Politikası Enstitüsü’nü tarihin karanlık sayfaları arasına tek hamlede gömüyor, bu kısmı çok tartışılır. Lakin, yazara bu skandal cümleleri peş peşe yazdıran güç unsurlarının iddiasının aksine olarak, Tayyip ABD, İngiltere, Almanya, İsrail gibi ülkelerin ülkemizde çevirdiği haince işler neticesinde iktidara getirilmesinden on sene sonra iktidarı bıraksaydı, Türkiye’nin en başarılı liderlerinden biri olarak kabul edilmeyecekti. O zaman da vatan haini, katliamcı, savaş suçlusu, polis ve asker katili, hazine soyguncusu, peşkeşçi, hak/hukuk tanımaz bir mason olarak bilinecekti ve yargılanacaktı. Ayrıca on sene önce de Türkiye her sahada bataktı. Para da yoktu, iş de yoktu, adalet de yoktu, huzur da yoktu, toplumsal barış dedikleri şey de yoktu. Şaibesiz seçimler de yoktu. Fikir, vicdan ve ifade hürriyetleri de yoktu. Ona oy verenlerin yarıdan fazlası, girdiği ikinci seçimde ona oy vermedi. Girdiği ikinci seçim bile meşru değildi, abartılı şekilde hileliydi. O seçimde MHPKK’nin oyları da hileliydi. MHPKK o zaman da bitik/tükenmiş bir tabela partisiydi. Seçimler hilesiz olsaydı Tayyip on seneye kadar iktidarda asla kalamazdı. Bütün bu hileler yapılırken sözde muhalefet de onunla danışıklı dövüşmekteydi. Türkiye’de neler döndüğünü batı ülkeleri de çok iyi derece bilmekteydi. Çünkü Türkiyeye ve Türk milletine karşı yapılan bunca hukuksuzlukları planlayanlar, AKPKK’ye ve MHPKK’ye bu yönde talimatlar verenler ve bunları sahada uygulatanlar ve basın/medyayı bu yönde kontrol edenler hep bu batı ülkeleriydi. Giderek fakirleşen, giderek alım gücü düşen, giderek türlü iş sektörlerinde daha da dibi gören, kaşıkla verilen maaş artışları, yapılan zamlarla adeta kepçeyle geri alınan bir Türkiye vardı. Bütün bu hırsızlıklar ve yolsuzluklar batı ülkeleri ile İsrail için yapılmaktaydı. Sözde Türk uzman, bu gibi işlerin kitabını yazabilecek kadar bu sistemin içinde olan birisi. Şimdi, bunca senedir oynattıkları piyonları, inanamadıkları şekilde köşeye sıkışınca, hak, hukuk, demokrasi v.s. palavralarını bile unutarak skandallar ötesi bir skandal yazı yazıyor ve piyonları kurtarmaya çabalıyor. Buna susacak batılıların hepsine de yazıklar olsun. Buna da susarlarsa, en fazla bir iki seneye bu sessizlikleri ve tepkisizleri onların da suratlarına şamar misali çarpılır. Onlar da o gün biterler.
– AB ve ABD ya da başka bir devlet ya da milletler arası teşkilat, Türkiye’nin içişlerine ve hukuk/adalet işlerine hiçbir mazeretle karışamaz. Suçları arşa kadar varmış bir vatan hainini ve çetesini ve onlarla danışıklı dövüşen sözde muhalifleri korumak AB’nin de ABD’nin haddi değildir. Vazifesi de değildir. Bu, zaten dünya siyasetinde çok büyük bir çatışma çıkartır. Şu yazının küstahça yazılmış ve yayınlanmış olması bile şu günden itibaren pek çok devletin ve teşkilatın başına pek çok büyük sıkıntılar çıkartacak. Ayrıca, herhangi bir devletin Tayyip’i ‘sürgündeki siyasi lider’ olarak kabul etmesi bile hem o devlete, hem de o devleti arkalayan diğer devletlere çok çok büyük sıkıntılar çıkartacak. Bu saatten sonra Tayyip’i ve çetesinin mensuplarını elinde tutmak ve himaye etmek isteyen taraflar/ülkeler, bir ateş korunu elinde tutmak kadar imkansız bir şeyi denemiş olacaklar. Boş yere ellerini yaktıkları ile kalacaklar.
Kim, kimi af edecek, kim kime af çıkartacak? 80 küsur milyon aç, eliğine kadar sömürülmüş, zulüm edilmiş, kandırılmış insan toptan ahmak mı? AKPKK’yi arkasındaki bunca İngiltere, Amerika, AB, NATO, İsrail ve mason tarikatı desteğine rağmen ezip geçebilen vatanseverler, AKPKK ile şu anda bile, şu şartlarda bile danışıklı dövüşebilen muhalefetten mi çekinecek?
Bunların hepsi beyhude çabalar. Sadece Tayyip ve çetesi AKPKK değil, MHPKK, CHPKK, HDPKK ve aynı alfabenin harfleri olan bütün siyasi partiler bitmiştir. Türkiye’de demokratik cumhuriyet sistemi/rejimi an itibariyle resmen değilse de fiilen bitmiştir. Sadece bunlar değil, şimdilik Türkiye’de gizli Yahudi, gizli Ermeni çeteleri Mason tarikatı da bitmiştir. Kısa süre sonra dünya genelinde mason tarikatı tamamen bitmiş/tükenmiş ve gerçek yüzü ifşa edilmiş olacak. Bu kadarla da sınırlı değil, an itibariyle Türkiye’de batıya dönük siyasi ve fikri duruşlar bitmiştir. Türkiye’de NATO bitmiştir. Türkiye’de, başımıza geçirilen hainler vesilesiyle kırk yıldır kapısında süründürüldüğümüz AB hedefi bitmiştir. Her sahada dibe vurmuş, kısacık süre sonra son darbeleri vuracağım ABD de Türkiye için bitmiştir. Bir bütün olarak Ankebut Ağı artık bitmiş, tükenmiştir. Gürültülü şekilde son darbeleri vurup, sebeplerine uydurup temizlemek kalmıştır. Bu arada Soner Çağaptay, Washington Yakın Doğu Politikası Enstitüsü ve Foreign Affairs da bitmiştir.
Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi
Bu heriften azami seviyede istifade, ancak bir FETÖ yurdunun idarecisi yapılarak elde edilebilirmiş. Orada müslüman rolü oynar, yapılan ayni ve nakdi yardımları zimmetine geçirir, sisteme de biraz pay gönderirdi. Oradan ötesini yapmasını istemek, beklemek bu herife de zulümmüş. Yazık, çok zulüm etmişler Nebati’ye ve hala ediyorlar… Yazık, çok zulüm etmiş Nebati kendisine… Yazık bu millete ki bu kadar kritik zamanlarda hazineden ve maliyeden bu kadar çapsız, bu kadar liyakatsiz, bu kadar vasıfları düşük şu kişi mesul ve hakikaten yaklaşıyor yaklaşmakta olan…
Aşağıdan yukarıdan yolun sonu görünüyor ve yolun sonu zifiri karanlık…
Piyasadan geliyormuş
30 kuruşa simit satmaktan başka ve at etinden sucuk yapılan işletmede karşılıksız çek kesmekten başka ekonomi bilgisi ve tecrübesi olmayan… CIA ve içimizdeki İsrail tarafından Devlet Bohçalı aracılığıyla hukuksuz şekilde iktidara getirilen ve orada tutulan sahte diplomalı gayr-i meşru cumhurbaşkanı Recep Tayyip’in hazine ve maliye bakanı da böyle olur. Bunda şaşılacak ne var? Bu modellerin piyasası böyle… Tencere yuvarlanmış, kapağını bulmuş.
Hangi yatırımcı böyle bir ülkede önünü görebilir ve yatırım yapabilir. Liyakat yok. Ahlak yok. İyi niyet yok. Hukuk/adalet yok. Milleti de büyük oranda kendilerine benzettiler. Yıkılmadan düzelmez bu memleket. Bakalım, arka kapı müdahaleleriyle, kara paraların bir kısmını piyasaya sürmekle kur ve enflasyon ne kadar dizginlenebilecek. Türk lirasının pul olmasına çok çok az süre kaldı. O gün geldiğinde Tayyip ve çetesi hala iktidarda olabilecek mi, onu da çok merak ediyorum. Çünkü hayat sürprizlerle ve lüzumsuz heriflerle dolu…
Mehmet Fahri Sertkaya
Her sahada olacak bu çatışma ve nerelere uzarsa oralara kadar gideceğiz. Onları da onları arkalayan masonları da gizli servisleri de mafyaları da adli yetkilileri de siyasetçileri de kesip kesip atacağım. Hiç acımayacağım. Çok çok fena yapacağım. Bu cerahate, vakti gelene kadar neşter vurmamak için olağan üstü derecede sabır ettim, çok zordu ve aşırı derecede zorlandım ve şükür ki artık vakti geldi.
Bu güne kadar, bana hukuki zeminde yapılan akıl almaz hukuksuzluklara, zulümlere sebep olanların başında Adnancılar var. 2013’ten beri açığımı aradılar, aradılar, aradılar ama ben göründüğüm gibi biriyim ve açığımı bulamadılar. Anadolu 39. Asliye Ceza Mahkemesindeki tamamen iftiralara ve yalancı şahitlere dayalı davayı da 2013’ten bu yana en çok onlar oynadılar. O dava hala kapanmadı. Skandal skandal üstüne devam etti, ediyor. Zincirleme reaksiyon misali hukuk her safhasında ayaklar altına alındı. Devlet gücü, karşımda çeteler, mafyalar, masonlar, vatan hainleri, gizli yahudiler, gizli ermeniler, gizli servisler tarafından su-i istimal edildi. Süreç boyunca bile hukuksuzluklara itiraz ettim ama aynı gizli teşekküller devlet gücünü, adli sistemi ayarından çıkartmaya devam ettiler. Hapis cezaları aldığım o meşhur Adıtürk’e hakaret davalarında da aynı şeyler yaşandı ve karşımda aslında adalet kurumları değil, Adnancılar vardı. Ben mahkeme salonlarında bağımsız Türk hakimleriyle değil, bu çetenin mensubu olan ya da bu çete tarafından satın alınan kişilerle muhatap edildim. Beni, onlar üzerinden yargısız infaz ettiler. Her safhasında hukuksuzluk zaten gözler önünde. Lakin şimdi bütün bağlantılar en somut delilleriyle gözler önüne serilecek. Ben ve on binlerce Türkiye vatandaşı, adalet kurumlarında adalet arıyorken, hükumet/AKPKK de Devlet Bohçalı da Süleyman Soysuz ve daha pek çok kişi ve teşekkül de bu süreçte onların yanındaydı. İsrail’i ve ABD’yi o konseylerin ve hahamların başına yıkmam gerekse bile, dünyanın tamamını ateşe vermem gerekse bile memleketimdeki bu gizli paralel devleti, bu insanlık dışı ve haince teşekkülü yıkacağım.

Adnancıları arkalamak isteyenlere hiç sözüm yok, serbest… Ben, her zaman yaptığımı yapıyorum, baştan ikaz ediyorum ve sonra söylediğimi yine yapmış kişi olacağım. Bu sefer süreç/mühlet, çok şaşırtıcı derecede kısa olacak. Çıkan gürültüyü, somut ispatlarla meydana serilen ve bütün dünya insanlığını sarsacak olan o pisliği belki Neptün, Plüton insanlığı bile duyacak. Yemin ederim ki bunca sene sabrın sonunda onlardan da onlara destek olanlardan da hala olacak olanlardan da intikamımı dünya tarihine geçecek kadar sert alacağım.
Adnan Oktar ve çetesine dair yapılan yargılamalarda aslında bu beklenen sonuca yakın bir sonuç meydana gelebilirdi, gelmeliydi ama o yargılamalar hep göstermelik yargılamalar oldu. O süreçte kullanılan başta adli yetkililer olmak üzere, siyasetçilere kadar herkesin de pisliklerini, her türlü şüpheden uzak somut delilleriyle ortaya sereceğim. Öyle bir toz duman olacak ki ortalık, öyle bir tayfun esecek ki vatan hainlerliyle dolu ve Adnancılarla da hep paslaşan şu AKPKK hükumetini devirmek diye bir derdimiz olmayacak. Zaten sebep sonuç ilişkisiyle birkaç güne devrilecekler. Daha beraberinde kaç kesim/grup ve şahıs birden devrilecek. O Doğu Perinçeklere kadar herkes anından oyundan düşecek. Ne Soysuz kalacak, ne Abdülhamid Gül, ne Bohçalı ne de çetesi…
Zaten sonrasında Türkiye’nin de dünyanın da mevcut dengeleri yerinden oynayacak.

Dünyanın bütün masonları, bütün satanistleri, bütün devletleri, bütün mafyaları, bütün yeşilleri, bütün grileri karşımda ittifak etseler bile bu yapacaklarıma mani olamazlar. Bu kadar yıldır, Türkiye ve dünya dengelerini/şartlarını buna hazırladım. Şimdi, çatışmanın tam vaktidir. Şimdi zalimlerin cezalarını bulmalarının tam vaktidir.
Benden söylemesi… Herkes safını seçsin. Karısını dul, çocuklarını yetim bırakmak isteyenler karşıma geçsin.
Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi
Hukukun üstün olmadığı bir ülkeye sadece mafyalar, kara paracılar, tefeciler, hırsızlar, namussuzlar yatırım yaparlar.
Türkiye, hukuk sistemindeki inanılamaz seviyedeki ayardan çıkışı derhal düzeltmedikçe sermaye daha da kaçacaktır ve mali kriz daha da derinleşecektir.
Türkiye’de birkaç istisnası haricinde bütün teröristler serbest, hainler serbest… Mafya babaları milletin gözüne sokula sokula tahliye ediliyor. Mafya babaları siyasetçileri açıkça ve defalarca tehdit ediyor, bir başka mafya babası hükumetin üyelerinin de dahil olduğu türlü vahim suçları dünya ile paylaşıyor ve hiçbir şey olmuyor. Kara paracılar her yerde cirit atıyor. Kanına, iliğine kadar sömürülmüş, türlü türlü sahalarda dolandırılmış ya da haksızlığa uğramış, mazlum ve mağdur olan milyonlarca vatandaş ise her duruşmaya beşer dakika ayırabilen sözde mahkemelerde adalet arıyor.

Hakimlerin ve savcıların büyük çoğunluğunun bağımsızlığı da ahlakı da namusu da kalmamış. Zaten büyük çoğunluğu, hakimlik yapabilmek için yeterli olan eğitimi ve öğretimi almamış. Rüşvet, iltimas almış yürümüş. Her kesimin, grubun, siyasi partinin, mafyanın, terör örgütünün kendi hakimleri ve savcıları olmuş.
Buna rağmen, kimin ceza alıp almayacağına ya da ne kadar ceza alacağına, kime akıl sağlığı raporu verilip verilmeyeceğine Mehmet Haberal, Devlet Bohçalı le Solomon Soysuz karar veriyor. Kim hakim, kim hekim, kim idari yetkili, kimin eli kimin cebinde, hangi işi kim çözüyor belli değil. Ülkü ocakları, mafya ve kara para ocaklarına çoktan dönmüş. AKPKK’nin siyasi teşkilatları da öyle… FETÖ kapsamında yapılan hukuksuzluklarda mağdur olan masum vatandaşların sayısı ise milyonlarca kişi… 17/25 Aralıkta gün yüzüne çıkan şeylerin gerçek olduğunu bilmeyen hiç kimse yok. Türkiye’de seçimlerin cumhuriyet tarihi boyunca hileli şekilde yapıldığını bilmeyen hiç kimse yok. Türkiye’de vatandaşların çoğunun artık adalete de cumhuriyete/rejime de güvenleri sıfır. Ülkede “ümit” diye bir şey kalmadı. “Seçimlerle bir şey değişmiyor. Ne yaparsak yapalım, bu düzen değişmeyecek” diyenlerin oranı fişek hızıyla artıyor.

Ana akım basın ve medyada da ahlak, namus, adalet çoktan dibe vurdu. Ekranlarda nerede ise yüzüne bakılabilir, sicili temiz, ahlaklı, karakterli, güven veren tek kişi bile yok. Adalet arıyor görünürken teröristleri serbest bıraktırmaya çalışanlara en etkili şekilde yardım ve yataklık edenler, memleketin ve milletin şu halini gördüğü halde daha da dibe vurdurmak isteyenler ise sözde basın ve medya çalışanları. Büyük çoğunluğu gizli servislerin, gizli ermeni ve yahudi tarikatlarının adamları.
Bazı vakalarda, kimin gözaltına alındıktan sonra serbest bırakılacağına Twitter mahkemesi karar veriyor. Twitter’da şiddetli tepki geliyor diye, kanununa uygun şekilde serbest bırakılmış kişi tutuklanabiliyor. Şu memlekette en az bulunan şeylerden biri de “karakterli, onurlu duruş” olmuş. Adli ve idari yetkililerde bu çok daha az görülebiliyor. Omurgasızları üst üste koysalar buradan uzaya varır. Hangi çılgın bu memlekete, bu şartlarda yatırım yapacakmış, şaşarım. Bu şartlarda bu ülkeye, bu şartlardan memnun olanlar, yani gayr-i meşrudan kazananlar yatırım yaparlar.

Bu gidiş, sadece ekonomik krizlere değil, siyasi, idari ve hatta askeri ve silahlı krizlere bile sebep olacaktır. Bu kadar rezilliğin, bu kadar ayardan çıkmışlığın, bu kadar kirlenmişliğin sonu hayırlı olamaz. Tarih boyunca, aç kalmış ama isyan etmemiş hiçbir millet görülmemiştir. Çünkü, aç kalınca isyan etmek, aç kalınca hak, hukuk aramak insani ve vicdani bir tavır değildir. İnsanlıktan çıkmış, vicdanı körelip iki ayaklı taş olmuş yığınlar da aç kalınca isyan ederler. Çünkü bu insani değil hayvani bir tepkidir.
Bu milleti ve ülkeyi kasten bu hale getiren gizli ermeni ve gizli yahudi ve mason tarikatlarının mensupları, öyle anlaşılıyor ki açlıktan isyana kalkmış milyonlarca Türkiyelinin ayakları altında ezilecekler. Görünen köy kılavuz istemez. Bunu yaşamak istercesine kararlar almaya, duruşlar sergilemeye ısrarla devam ediyorlar. Çavuşesku, kendi taraftarlarının bir anda kendini ayaklar altına almak istemesine inanamamıştı. Daha neyin ne olduğunu anlayamadan kurşuna dizilip kevgir gibi olmuştu.
Mehmet Fahri Sertkaya
Hem Tayyip’i hem de beni muhatap almayı doğru kabul eden hiçkimseyi muhatap almıyorum, almayacağım.
Tayyip’i sadece zaruret kadar muhatap alanları ise bu grupta tutmuyorum ve muhatap alıyorum.
Benimle iyi geçinmek isteyen hiç kimse, Tayyiple iyi geçinmek zorunda değil. Memleketin bu kadar perişan halde olduğu şu günlerde, memleket dahilinde ve haricinde estirdiğim rüzgarı, kendi menfaatine dönük olarak kullanmak isteyen, batırdığı şu memlekette bir de çıkıp pervasızca kendini “dünyanın en kıdemlisi” olarak tanımlayabilen o Tayyip’i, ben resmi yetkili olarak bile tanımıyorum, muhatap almıyorum.
Ben her şeyin başında samimiyet ararım. Dini, dili, kültürü, bakış açıları, hedefleri farklı insanlarla bile çok iyi anlaşabilirim ve onlarla aramda ortak paydalar bulabilirim. Lakin samimi olmalılar ve güven vermeliler. Doymak bilmeden yiyicilik yapanları, sözünü tutmayanı, anlaşmasına sadık kalmayanı, bir ileri iki geri adım atanı, kaypaklık yapanı, içi başka dışı başka olanı, küçücük beyniyle kendini alemin kralı sananı adamdan saymam, etrafımda da tutmam, muhatap da almam.
Tayyip devri bitmiştir. Onun tasmasını elinde tutan Bohçalı’nın ve Haberal’ın devri de bitmiştir. Onlarla birlikte bitmek, yok olmak isteyenler, onların etrafında kenetlenebilirler.
Mehmet Fahri Sertkaya
27 Ekim 2019 tarihinde, İstanbul Ümraniye E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu E5 koğuşundan, İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı makamına gönderilmek üzere cezaevi idaresine teslim edilen…
15 Temmuz hadiseleri de dahil olmak üzere, toplamda binlerce masum insanın hayatını kaybettiği türlü hadiselerin gerçek yüzünden kısaca bahsedilen, mevcut hükumetin üyelerinin vatana ihanet, milletler arası harp ve terör suçları kapsamında yargılanmasını kesinlikle sağlayacak olan…
Kısa süre içinde savcılığa, dilekçelerde ifade edilen hususlara dair deliller sunulabileceğinin de açıkça ifade edildiği, el yazısı ile yazılan ve hükümlü ya da devlet memuru olan çok sayıda kişinin yazıldığına ve cezaevi idaresine teslim edildiğine şahit olduğu üç adet dilekçe, o tarihten itibaren kayıptır.
Ceza evi idaresinin, ifade edilen tarihte teslim aldığını ve derhal UYAP sistemine dahil edilip ilgili savcılık makamına gönderildiğini iddia ettiği söz konusu üç dilekçe hala hiçbir yerde görülememekte ve bulunamamaktadır.
Bu üç dilekçenin, ayrıca aynı kuruma sonraki aylarda şahitler ve kurumun güvenlik kameraları önünde teslim edildikçe hep kaybolan çok sayıda dilekçenin bulunması ve hukukun gereğinin yerine getirilmesi için, devlet kurumları içinde büyük bir arama, tarama, sınıflandırma, oyundan düşürme ve temiz eller faaliyeti başlatılacaktır.
Öfke, boğaza kadar gelmiş, dayanmıştır. Yaşanan bu skandalların baş sorumluları olarak görülen Mehmet Haberal, Devlet Bahçeli, Tayyip Erdoğan, Süleyman Soylu, Abdülhamit Gül başta olmak üzere, bu yasadışı teşkilata mensup olan binlerce kişinin üzerine gidilecektir. Türkiye tarihinin akışını değiştirecek, sadece hükumet üyelerinin değil, onları iktidara getiren karanlık teşkilatların ve en çok da mason teşkilatının mensuplarının da derdest edilip alınmasını ve yargılanmasını sağlayacak, muhalif oldukları için ceza evlerine doldurulmuş binlerce masum vatandaşımızın derhal tahliyesini de sağlayacak kadar mühim olan bu dilekçelerin, hukuka uygun şekilde ilgili makamlara teslim edildikten sonra yok edildiğini bilen ya da bilmeyen bütün resmi kimliklilerin, hemen şimdi saflarını seçmeleri, hukukun mu devleti ele geçirmiş vatan haini teröristlerin mi yanında saf tutacaklarını kesinleştirmeleri hususu ehemmiyetle ikaz olunur.
Mehmet Fahri Sertkaya
(Tunçay Tokay – 24028105158)
14 Kasım 2021
Mehmet Fahri Sertkaya
Kulisini bildiğim kişilerin sahne performansıyla ilgilenmiyorum Bohçalı! Boşuna kendini yoruyorsun. Kalp atışlarınız Fizan’dan bile duyuldu. Siz hala had bilmiyorsunuz. Siz hala ne derece birikmiş ve büyümüş bir enerjiyle ve teşkilatla oynadığınızın farkında değil gibisiniz.
Üç beş tane kripto adamını kullanıyorsun, onlar üzerinden benim devletimin gücünü benim üstüme gönderebileceğini zan ediyorsun. On yıl olmuş sana her sözü söyleyeli, her resti çekeli… Namussuz herif! On yıl titredikten sonra, on yıl boyunca gık bile diyemedikten sonra ve on yılın sonunda sonunu gördükten sonra, verebildiğin karşılık yine beni, benim devletimle karşı karşıya getirmek mi? Bunu da hukuku ayaklar altına aldırarak yapmak mı? Yine ihanet, yine sinsilik, yine adilik, yine kahpelik, yine küstahlık mı? Biriniz yetmedi, o kadar korktunuz da o yüzden mi dördünüz birden davacı oldunuz? Dördünüz değil, binlerceniz bizden bir adam kadar etmiyorsunuz. Zulmünüz, küstahlıklarınız, kahpelikleriniz arşa vardı. El kadar bebekler, bacak kadar çocuklar, neler döndüğünden haberi olmayan analar, bacılar bile zulmünüzden kurtulamaz oldu. Kurtlar kuşlar zulmünüzü konuşuyor. Yettiniz artık. İyice haddi aştınız artık.
Seni arkalayan karanlık odakların ve ülkelerin halleri de artık meydanda. Milletin nazarında zaten bir gram ağırlığın, itibarın yok. Tükürdüğünü yalayıp duran, restlerinin arkasını getirmeyen pisliğin teki olarak görülüyorsun. Kriptoların basın ve medyası bile seni daha fazla kollayamıyor. Çakalın önde gidenisin, bozkurt yuvasının reisi gösterilmişsin. Samimiyetle bu din, bu devlet, bu millet, bu dava için mücadele edip canını bile vermiş hakiki ülkücüler, mezarlarından kalksalar yüzüne tükürürler.
Tanımıyorum senin gibi adi bir hainin iki dudağı arasından çıkana göre hüküm veren sözde mahkemeleri, gizli yahudi ve ermeni savcı ve hakimleri… İdari, adli ve askeri yetkilileri… Seni, onlarla beraber gömerim. Burası benim devletim. Millet biziz, devlet de bizim…
Seni ve çeteni ne Haberal elimden alabilir, ne çalıştığınız ülkeler, ne o ülkelerin gizli servisleri, ne de sahadaki sözde ülkücü çeteleriniz… Ülkücülüğe kapkara lekeler düşüren o kara paracı çetelerini bir günde toplatır alırım. Hatta iktiza ediyorsa bir günde hepsine sıktırırım. Seni o MHPKK genel merkez binasının önünde, onlarla birlikte sallandırırım. İyice anladın mı? Bak, cihanın önünde sana da çetelerine de seni arkalayan Türk ve İslam düşmanı ülkelere de işte böyle koydum postamı. Haydi, yapamazsın diyorsan, diyorsanız, çık kürsü senin, yaz twitter senin, in inebiliyorsan, saha da senin…
Bakalım bu devlet senin gibi bir hainin babasının çifliği mi, yoksa gerçek Türklerin devleti mi… Mahkemeler, resmi kurum ve kuruluşlar, hastahaneler, postahaneler emrinize hala amade mi…
Bakalım, seninle beraber ölüme gidecek kaç kripto adamın var.
Mehmet Fahri Sertkaya
“Africa Eye, Türkiye’den giden bu gemilerle gizlice Libya’ya silah gönderildiğini tespit etti. BBC, araştırmaları sonucu elde ettiği bulgulara ilişkin olarak Dışişleri Bakanlığıyla temas kurdu ve görüş istedi. Ancak BBC’ye herhangi bir açıklama yapılmadı.”
Haberde konu olan üç gemiden, Amazon isimli gemiyi ben ifşa etmiştim. Güvertesine kadar askeri araç ve silah dolu olduğunu gösteren videoyu paylaşmıştım. Ertesi gün mecburen bütün dünyada (çok kısıtlı şekilde de olsa) haber yapmışlardı. Tamamen hukuk dışı, gayr-i resmi bir silah kaçakçılığı seferiydi bu ve ağır cezalar gerektiriyordu. Çok kısa süre sonra, Mayıs 2019’da, tamamen hukuksuz ve haince bir müdahale ile ben cezaevine konuldum. Çok sayıda adli yetkilinin hatta birkaç tıbbi yetkilinin karşısında hatta bir de yaklaşık 20 kişiden oluşan bir tıp kurulunun karşısında bu Amazon isimli gemiyi ve söz konusu video delili konu etmiştim.
Benden hiç kimse delil istemiyordu, sözde yargılamalar yapılıyor, adalet sistemi tamamen vatan haini bir kripto teşkilat üzerinden vatanseverlere karşı silah gibi kullanılıyordu. Bu muameleyi yaptıranların en tepe isimleri Mehmet Haberal, Devlet Bahçeli, Solomon Soysuz, Tayyip Erdoğan ve Abdülhamit Gül’dü ama ekibin içinde daha onlarca etkili ve yetkili kişiler de vardı. Ben “Yalnız geleceğim” deyip durduktan sonra dediğimi yaptım. Gayet sakin bir şekilde teslim oldum, gayet sakin bir şekilde meselenin hukuki zeminde ilerlemesi ve yıllardır sümen altı edilmiş dosyalarımın artık işleme alınması için gereken fırsatı buldum. “En geç 48 saat içinde somut delillerin size teslim edilmesini sağlayabilirim.” dediğim hiç bir adli ve tıbbı yetkili “Tamam, getirin” demiyordu, diyemiyordu. Her safhasında, her makamın yeni suçlar işlemesi devam ediyordu. Sürekli açık veriyorlardı ve bunların da delilleri, şahitleri oluşuyordu. Şu anda tam bir bataklığın içindeler. Rezil olmuş haldeler. Buna rağmen bile köşeye sıkıştıkları bazı zamanlarda hukuk yoluna gidebildiler. Böyle bir küstahlığın, böyle şuursuzca davranışın dünyadaki başka hain kabinelerde görülebileceğine ihtimal vermiyorum. Bu “Mahkeme dediğin nedir, benim iki dudağımın arasından çıkan hükmü her şekilde verir. Buraların adı mahkeme ama buralar benim çiftliğim sayılır.” demekten ve damara basmaktan başka bir şey değildir.
İşte BBC de üzerine epeyi zaman geçtikten sonra, Eylül 2020’de Türkiye Dışişleri Bakanlığına bu gemileri sordu, cevap alamadı. Sorduğunun üzerine de epeyi zaman geçti, Kasım 2021’deyiz ve yukarıda saydığım çete üst isimleri dahil olmak üzere hala herkes suskun. Ben kaç tane hakime sordum, hepsi ayarlanmış adamlarıydı ve hepsi de geleceklerini yakarak sustular. Susmakla kalmayıp bana cezalar yağdırmanın ve daha fazla içeride tutmanın, bu mümkün olmuyorsa akıl sağlığı rapor vermenin yollarını aradılar. Hukuka değil, vatan hainlerinin talimatlarına uydular. Bağımsız ve devletimizin, milletimizin hizmetinde olması gereken mahkemeleri, savaş ve terör suçlularının emirlerine amade hale getirdiler.
Lakin, kısacık süre sonra öyle somut deliler, öyle belgeler, bilgiler dünyayı saracak ki sadece Türkiye’de değil, dünyanın dört bir yanında temiz eller operasyonları peş peşe yapılacak. Gerçek Türk hakimlerinin karşısında da susabilecekler mi, bu derece suçlu oldukları konularda, vatan müdafaası yapan gerçek Türklere, akıl sağlığı da dahil olmak üzere her türlü iftirayı atabilecekler mi, bir talimatla istedikleri mahkemeden istedikleri hükmü çıkartabilecekler mi, orada göreceğiz.
( https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-53938581 )

Altı aydan fazla bir süre boyunca muhatap olduğum hastahanede bana yayınlarıma dair tek bir soru bile sorulamamıştı. Hiçbir sorun görmedikleri halde akıl sağlığı yerindedir raporu vermemek için uzattıkça uzatıyorlar, zorladıkça zorluyorlardı. Sonra bir de yatılı kalmak gerektiğine karar verdiler.
28 gün kaldım, tek bir soru soramadılar. Tek bir iddiamın delilini isteyemediler. Ben üstüne bastırdım ve onlara, beklemedikleri bir anda, “On binlerce yayınım var. Bunların arasında şizofrenik bir hayal dünyasının tezahürü olduğunu söyleyebileceğiniz ne var. Cumhurbaşkanı dediğiniz kişi on yıldır benden davacı olamamış. 15 yaşında öğrencilere iki saat içinde evinden aldırıp kelepçe taktırmayı biliyor. Şu yayınlardan mı haberi yok? Ben kendimi kaç kere ihbar ettirdim. 2013 yılında Tayyip’e hakaret ettiğim iddiasıyla başlatılan soruşturmanın dosyasını ilgili savcılıkta bulduramadım ve hala bu dosya kapsamında ifade veremedim, delil sunamadım. Açılan dosya, bu sene oldu hala ortada yok. Haydi söyleyin sorun nedir” dedim. Hepsinin yüzü asıldı. “Biz burada yayınları ya da hukuki konuları incelemiyoruz” diyebildiler.
21 günlük yasal süre bitene kadar da bir sağlık sorunu göremediler. Bir rapor veremediler. Bir gerekçe gösteremediler. Daha uzun süre yatırmaları için savcı ya da hakim izni almaları lazımdı, bunu da alamadılar. Alamayınca taburcu etmeleri lazımdı, buna da tepedekiler izin vermediler. Mevzuyu iyice ayarından çıkarttılar ve en son acele ile vizit dedikleri bir kurula çıkarttılar. Zaten tıka basa gizli ermeni, gizli yahudi dolu ve ben oraya gelmeden önce de boğazına kadar suça batmış bir kurula çıkarttılar. “Biz yayınlara ya da hukuki konulara bakmıyoruz.” diyen ele başı Hüseyin, soracak bir şey, diline dolayacak bir tuhaflık bulamamış olduğundan olsa gerek, söze “Siz cumhurbaşkanımıza neden vatan haini diyorsunuz?” diyerek başladı. “Burada hukuk mu tıp mı konuşacağız.” dedim, başka soracak sorusu yok, yine aynısını sordu. “Sadece Amazon gemisi bile bunlara vatan haini demeye ve bunları toplayıp almaya yeter. Bu silahların paraları bu milletin cebinden çalınıyor. İhanetin ve suçların bini bir para” dedim. Bana “Bırakın şimdi Amazon’u falan” diyebildi. Zaten o kadar köşeye sıkışmışlardı ki diyecek başka da bir söz bulamazlardı. Bu, açıkça “Burada hukuk da tıp da yok, burada talimat var ve zorlama işte biz sana rapor vereceğiz” demenin farklı bir şekliydi. “İşte bana bunu deyin. Siz bunu deyin, bana bu safhadan sonra susmak düşer. Mahkemelerde görüşeceğiz. Hüseyin bey en çok da sizinle karşı karşıya geleceğiz. Kaç yerde kaç tezat cümle kurduğunuzu burada herkesin önünde tek tek sıralayayım mı?” dedim. Sadece yüzü asılıp sustu. “Ne imiş benim tezatlarım. Yok öyle bir şey” diyemedi.
Daha önce biraz anlatmıştım. Öylesine yerin dibine girdiler ki Hüseyin, son çare olarak beni sinirle kuruldan dışarı çıkarttırdı. Ben de gayet sakin bir şekilde kuruldan çıkarken “Son kez söylüyorum. Şu masada bulunan bunca farklı dava dosyası var. Bunların hiçbirine dair hiçbir hakim bana soru ve delil soramadı. Bunlar yıllardır sümen altı edilmiş dosyalar. Bana siz de hiçbir şeyi sormadınız ve delil istemediniz. Bana bunları sorun, istediğiniz kısımların somut delillerini buraya getirteceğim. Kurum olarak ve şahıslar olarak siz de arada bırakılıyorsunuz. Yanlış yapıyorsunuz ve ağır cezalar alırsınız.” dedim. Bunun üzerine bile sadece sustular ve ben de gayet medeni tavırlarla susup çıktım.
Ben çıkartıldıktan sonra arkamdan oylama yaptılar, üçü hariç tamamı bir an önce taburcu edilmem gerektiğine dair kanaat belirtti. Yine de taburcu edemeyip uzatmanın yollarını aradılar. Büyük bir restleşme ile çıktım ben oradan. Onlarca yeni suç delili ve mahkemelerde şahitlik yapmayı hemen kabul etmiş insan evladı çok sayıda şahit elde ettim orada. Resmi kurumlara oradan faks yoluyla gönderdiğim dilekçelerin gönderme raporları elimde ama kendileri hala ortada yok. En son cezaevi müdürüne sorduğumda “Onları arkadaşlar işliyorlardı. Bu gün yarın UYAP’a girerler” dedi ve üstüne seneler geçti. Sadece bu hastahane safhası anlatılacak olsa, sesli onlarca saat alır ve dinleyecek vatandaşlarımız inanamazlar. Binlerce, evet binlerce insanın itibarı iade edilir, haklarında verilen raporlar hemen iptal edilir ve kamyon yüküyle tazminatlar ödenir. Yüzlerce cinayet davası açılır, kurum çalışanları ile eski çalışanları yargılanır. Orası vahşice Türk kıyımı, namuslu insan kıyımı, dürüst yetkili kıyımı yapılan yer.
Dışarıda iken bir şekilde susturulamamış ya da öldürülememiş, düzmece mahkemelerle ve kripto hakimlerle hakkından gelinememiş, cezaevinde koğuşlarda öldürülememiş pek çok kişinin hakkından, şu sözde akıl hastahanelerinde geldiler ve hala da böyle yapıyorlar. Sadece bu cerahate neşter vurulsa, siyasi, adli ve tıbbi yetkili binlerce kripto toplanıp alınır ve alınacak.

Zaman daraldı.
Zincirleme reaksiyon misali peş peşe ve çok büyük hadiseler yaşanacak. Meydana çıkacak delilleri hiçbir zeminde gizlemek, kapatmak ve yok etmek imkanları yok. Oluşacak cephelerin hiçbirinde kazanma şansları yok. Verebilecekleri tek karşılık enerji silahları ve deprem silahları ile peş peşe saldırılar yapmak olacak.
Dikkat edilsin. Türkiye’nin şehirlerinde büyük depremler yaşanmaya başlarsa, bu şehirlerde insan, organ ve ziynet eşyası çalmak zorundalar. Kara paraları adeta kurudu. Depremler, seller, tsunamiler, fırtınalar, büyük patlamalar ve yangınlar yaşanmaya başladığında, icap ediyorsa emir komutanın dışına çıkacaksınız. Bu insanlık dışı işlerin içinde faaliyet gösteren kadın ya da erkek, resmi kimlikli ya da değil, sözde STK mensuplarına kadar her kim varsa suç üstü oldukları yerde görüntüye alacak ve sıkacaksınız. Her yerde de paylaşacaksınız. Milletimizin hemen bu konuda bilinçlenmesini de sağlayacaksınız. Söz veriyorum, bunu yapan vatan evlatlarının hiçbirinin cezaevlerinde yatırılmasına izin vermeyeceğim.
Son derece ciddiyim, bu haklı ve meşru müdahaleyi dünyanın gözüne soka soka yapacağız. Bu mücadelemize mani olmak isteyen, kara paracılara meydan vermek isteyen siyasi/idari, adli ya da askeri yetkililere de sıkacağız.
Bu derece insanlıktan çıkmış ve şeytanlaşmış kişilere sıkmakta dinen de bir vebal yok, aksine sevabı çok. “Katli vacip” hükmündeki bu kişilere sıkmaktan asla geri durmayacaksınız.

“Ben bilmiyordum”
Depremle ya da başka bir afetle perişan hale gelmiş şehirlerimizdeki hava, kara ve deniz trafiğini, resmiyetin dışına çıkarak ayrıca sizler denetleyeceksiniz. Gerekiyorsa dronları bile denetleyeceksiniz.
Şüpheli gördüğünüz her aracı durduracaksınız. İnsani yardım hatta acil yardım görüntüsündeki araçları ve paketleri de icap ettikçe durduracaksınız ve hızlıca kontrol edeceksiniz. Kızılay ve IHH araçlarının hiçbirini kontrolsüz bir yerden bir yere geçirmeyeceksiniz. İnsan kaçırılmasına, el kadar çocukların ve bebeklerin kaçırılmasına, yaralıların kaçırılmasına, bedenden çıkartılmış organların kaçırılmasına, ziynet eşyalarının kaçırılmasına asla müsaade etmeyeceksiniz. Şehirlerin deniz/gemi yoluyla boşaltılmasına, insanların bir oldu bittiyle ve topluca gemilere ve uçan araçlara doldurulmasına asla izin vermeyeceksiniz. Bunun illa zaruret olduğuna siz karar vereceksiniz ve böyle olması gerektiğini değerlendirdiğinizde, her araca çok sayıda güvenilir ve resmi kimlikli adamlarınızı yerleştireceksiniz. Bu işin kontrolünü tamamen ele geçireceksiniz.
Gerekirse silah arkadaşlarınıza dahi sıkacaksınız. Bu hususta asla taviz vermeyeceğiz. Bu hususlarda kara paracılara çalışmış siyasi/idari, adli ve askeri yetkilileri geçtim, ihmalde bulunup meydan vermişleri bile asacağım. Sesimin ta Fizan’dan bile duyulduğunu biliyorum. Bu kadar tekrarla laf anlatıyorum. Yarın “Ben bilmiyordum” diyenin gözünün yaşına bakmayacağım. Dostum, düşmanım bilir ki ben dediğimi yaparım. Babamın evladı da olsa asarım.
Mehmet Fahri Sertkaya
Katılıyorum…
“Birine Çingene demek, Yahudi demek suç değildir”
Bunun suç olduğu bile iddia edilemez. Bunun, tartışılacak bir yanı bile yok. Bu şartlarda, bu keyfi cezalar nasıl olup da veriliyor?
Ben de Adnan Oktar’a “yahudi” dedim diye cezalar almıştım.
Sözde Türk yargısındaki gizli yahudiler, gizli ermeniler ve masonlar yani geçek FETÖ’cüler artık topluca temizlenmelidir. İyice ayarı kaçırdılar.
MHPKK lideri gizli Ermeni ve mason Devlet Bahçeli’nin ve Solomon Soysuz’un Türkiye’nin adliyelerinde neler çevirebildiklerini, nasıl skandallar aldırabildiklerini, istediklerini yatırdıklarını, istediklerini çıkartabildiklerini bütün cihan biliyor, görüyor. Bu pisliğe/cerahata artık neşter vurulmalıdır.

Mehmet Fahri Sertkaya