Etiket arşivi: Deccal

Filistin bizim, Filistinliler değil

Bir gün aniden bir haber gelse “Filistin diye bir yer kalmadı. Bir tane bile Filistinli hayatta kalmadı” denilse, yine de bir an olsun içim acımayacak.

Bazen düşünüyorum, acaba Filistin’de sadece 50 kişi de olsalar gerçek Müslümanlar var mıdır. Filistinlilerin müslümanlığı, İranlıların müslümanlığından daha tartışmalı, daha şüpheli bir husus… İranlı Acemlerden/Şiilerden bile daha beter hallerdeler.

Filistinliler gerçekten tevbe ederlerse, itikatlarını ve amellerini düzeltirlerse kardeşlerimiz olurlar ama bu halleriyle günümüzdeki Filistinliler bizim hiçbir şeyimiz olmuyorlar.

Filistin’de kutsalımız olan mekanlar/mabetler var ve onlar da korunuyorlar. Deccalin bile zarar veremeyeceği şekilde korunuyorlar.

Mekke ve Medine de aynı şekilde korunuyor. Artık herkes anladı ki asıl/büyük deccal bir uzaylı insan türünün lideri ve elinde çok çok yüksek teknoloji var. Hadis-i şeriflerde deccalin bazı diyarları kuraklaştıracağı, bazı diyarları bol bol mahsül veren hale getireceği açıkça ifade edilmiş. Deccal bunu çoktan yaptı. Günümüzde HAARP da denilen elektromanyetik saldırı teknolojilerine, iklim silahlarına o asırlar önce bile sahipti. Çoktan manyetik alanlarla, gazlarla, arılarla, haşeratla, denizlerin dengeleriyle, akarsuların dengeleriyle, iklimlerle, yağışlarla oynadı. Gezegeni kendine göre şekillendirebildiği kadar şekillendirdi. Çoktan Türk/İslam diyarlarını kuraklaştırdı. Buralardaki insanların genetik kodlarını bozabildiğini bozdu. Kendisine bağlı olan, Satanistleştirilmiş olan batı diyarlarını da yemyeşil yaptı ya da o halini korudu. Oralarda hayvancılığın da farklı iş sahalarının da önünü açtı. Oralarda insanların genlerini de çok bozmadı. Bunun karşılığında onların dünyalarını ve ahiretlerini cehenneme çevirdi. Onların dinlerini, onurlarını, ahlaklarını, namuslarını çaldı, yok etti.

Hadis-i şerifte deccalin Mekke ve Medine’ye giremeyeceği haber verildi ve öyle de oldu. Çünkü Mekke ve Medine çok eskiden beri korunuyor. Adem babamızdan bu yana peygamberlerin diyarı oralar. Kıblemiz de orada ve orası da korunuyor. Hem de deccalin elindeki bilim ve teknolojinin asla aşıp geçemeyeceği kadar yüksek teknoloji ile korunuyor. Öyle olmasaydı şimdiye ne Kabe-i Muazzama kalmıştı, ne çevresi kalmıştı, ne hz. peygamberimizin kabr-i şerifi kalmıştı, ne Mescid-i Aksa kalmıştı. Asırlardır Müslümanların çoğu bu hadis-i şerifi “Deccal fitnesinin/küfrünün Mekke ve Medine’ye giremeyeceği” şeklinde yorumladılar ya da anlayamadılar da sustular. “En doğrusunu Allah bilir” dediler. Oysa gerçekte herkesin gözleri önünde ki deccal küfrü Mekke ve Medineyi kuşatalı üç asır oldu. Şu anda bile bu kutsal şehirlerimiz Arap Müslüman rolü oynayan Satanist kriptoların, yani deccalin sistemine çalışan İslam düşmanlarının kontrolünde. Kendisi de bir kripto olan sözde milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy, oralara gittikten sonra “Buralarda da sadece İslam’ın adı kalmış” demek zorunda kalmıştı. Mısır için de aynısı demişti. Acaba son bir asır içinde Kabe imamları arasında mason olmayan, kripto olmayan, gerçekten müslüman olan bir kişi oldu mu…

Benzeri koruma sistemleri dünyadaki başka yerlerde de var. Bu hususları hızlı anlatmak çok kafa karıştıracaktır. Ben, vakti geldikçe anlatmaya devam edeceğim. İyi bilinmeli ki bu dünyada en yüksek bilim ve teknoloji ve en yüksek seviyede güç deccalin ve sisteminin elinde değil. Bizim elimizde… Lakin, bizim sistemimizde, istikamette olmayan, yoldan çıkmış, sapıtmış, nasihat dinlemeyen milletleri korumak, kurtarmak yok.


  • Ebrehe bir biyonik robot muydu? Deccalin sistemine mi mensuptu? Dünya insanı suretinde biyonik robot kullanarak, zahiri/görünür şartları ayarlayarak Kabe’yi yok etmek mi istedi? Bu sırada, dünya insanlarının anlayamayacağı şekilde çok ileri bilim ve teknoloji de kullandı mı? Ebrehe’nin adamlarının ve fillerinin arasında biyonik robotlar var mıydı?
  • Kabe’yi yıkmaya teşebbüs eden Ebrehe’nin adamlarını ve fillerini yakan, tepeden aşağı doğru delip geçen minik taşları atan Ebabil kuşları aslında biyonik robotlar mıydı? Elbette Kabe’yi Allah korudu ama o vakit kimleri bu korumaya vesile etti? Dünyalıları mı yoksa uzaylı müslümanları mı?

| Mfs – Akademi Dergisi

..

Yaa işte böyle…

Keser döner, sap döner, gün gelir adaletin kılıcı adamı keser…

Dünya genelinde, omikron varyantını ilk tespit eden şu sözde doktor Coetzee gibi yargılanacak on binlerce sözde doktor var. Bunlar, baştan beri yalanlar söylediler, organ kaçakçılığı bile yapan hükumetlere hizmet ettiler. Cinayetlere, katliamlara ve kara para işlerine ortak oldular. İnsanlığa karşı işlenmiş türlü suçlara, idamlık suçlara ortak oldular. Şimdi “Tehdit edilmiştim” demekle bu yargılamalardan ve ağır cezalardan kurtulamazlar.

Sözde Türk basın ve medyasının bu kadını haber yapmasına da dikkat edilmeli. Korona oyunları meydana çıkmasın diye neleri neleri senelerdir görmezden geldiler, toplum üzerinde büyük bir korku ve baskı havası oluşturdular ama bu kadını görmezden gelmeyip haber yapanları çok. Çünkü bu kadın, onların da mensubu olduğu sistemin bir başka mensubu… Bunlar hep aynı yolun yolcusu… Ankebut Ağının önünü zaten bu konuda sert şekilde kestik ve korona oyunlarını kaldırıp attık. Onlarca hükumet kısa süre içinde birbiriyle organize şekilde korona oyunlarının arka planındaki bu kara para işlerinden tavizler vermeye başladı. Artık bu gibi sözde doktorların hareket sahası da kalmadı. Beklemedikleri şekilde sahada dengeler bir anda aleyhlerine döndü. Ne yapacaklarını şaşırdılar. Onu ve onun gibileri böyle oyunlarla temize çıkartmak istemeleri, beklenen bir şey ama bizler dikkatli olmalıyız. Asla taviz vermeyeceğiz. Oldu bittilere izin vermeyeceğiz. Dünyanın hangi ülkesinde olursa olsun, korona yalanlarıyla insanlık düşmanlığı sergileyenler, milyonlarca insanın ölmesine ve milyarlarca insanın maddi/manevi zararlar görmesine sebep olanlar, asla cezasız kalmayacaklar.

Sorarlar böylelerine “Az samimi ol, muhataplarını ahmak yerine koyma, bu itirafı yapmak için neden bu günü bekledin?” diye… Yine “Sana daha çok Avrupadaki siyasetçiler ve bilim adamları, hastalığın olduğundan çok daha kötüymüş gibi göründüğünü söylemen için baskı yaptılarsa şimdi çık onların isimlerini tek tek say… Ya da insanlığı ahmak yerine koyma” derler.

Türkiye’deki sözde Türk basın ve medyasında baştan beri bu konularda suç ortaklığı yapan binlercesi de yargılanacaklar. O sözde doktorlar Özlem Türeci ve Uğur Şahin bile yargılanacak. Sözde aşıların dayatılması kısmında vazife alan insanlık düşmanları da yargılanacaklar. Sözde bilim kurullarının üyeleri de yargılanacaklar. Ölüme sebep olacağını baştan beri bildikleri halde yanlış ilaçları yüksek adette kullandıran sözde uzmanlar ve bilim heyetleri de yargılanacaklar. Bunları pohpohlayan, ödüllendiren, meydan veren, destek veren siyasetçiler, holding patronları, sözde gazeteci ve televizyon programcıları, sözde bilim adamları, sözde STK’ler bile yargılanacaklar. Hemen bakılacak, masonlar mı, resmen mason olmasa da masonlar tarafından yönlendirilen kişiler mi… Yahudiler mi… Satanistler mi… CIA ya da MOSSAD bağlantılı kişiler mi… Ya da bilinen o diğer kara paracı ve organcı devletlerin gizli servisleriyle bağlantılılar mı… Bütün insanlığa karşı bu derece şeytanca bir organizasyonun içinde, hiç vicdani sıkıntı duymadan faaliyet sergileyecek iç dünyasına, bu kişileri nasıl kabullenişler, nasıl bir teşkilat getirmiş, bu kısma da en başta bakılacak. Dünya üzerinde bir tek mason locası bırakılmayacak. Bir tek mason üstadı cezasız bırakılmayacak. Avrupanın, ABD’nin gerçek yüzü en net şekilde insanlığın gözleri önüne serilecek. Dünyanın en önde gelen ve itibarlı yayın kuruluşları olarak kabullendirilmiş mason yuvaları da mahkeme kararlarıyla yok edilecekler. Dünya insalığı yahudi/mason/satanist avına çıkacak.

Afrika kıtasındaki bazı devletlerin başkanları, en başından beri korona oyunlarına karşı halklarını korumak için dimdik durdular ve bunlardan bazıları CIA tarafından vuruldular, öldürüldüler. Bunları da bütün insanlık, canlı yayınlanan yargılamalar sırasında somut delillerini ve şahitlerini/itirafçılarını izleyerek, görerek öğrenecek. Bu insanlık düşmanı Ankebut Ağı, ona bağlı mason ve satanist hükumetler, gizli servisler, mafyalar bu dünyadan temizlenecek.

Bunları görebiliyorum, bunlara çok çok az kaldı…

Dünya tarihinin başka hiçbir devrinde bu derece şeytanlıkların, bu seviyede insanlık düşmanlığının ve kötülüklerin bu derece organize ve yaygın şekilde uygulandığı bir devir olmadı. Tarihin en karanlık devri, yani bu Deccal devri artık bitecek. Kan ve gözyaşı artık dinecek.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

.

Süfyan yalnız değildir

Doğru söylemiş. Biyonik Solomon Soysuz: “Bir daha Recep Tayyip Erdoğan gibi bir lider gelmez.” dedi.

Doğru söyledi. Hakikaten doğruyu söyledi. Bir daha gelmez. Tayyip kadar haddi aşanı, şeytanlaşanı, adeta deccal ile yarışanı, maddi ve manevi manada yüz milyonlarca insanı felakete sürükleyeni, dünyayı kana boğanı, milyonlarca kişiyi sonsuz cehenneme sürükleyeni, üstelik bunu da haır yolunda savaşıyormuş gibi görüne görüne yapanı bir daha gelmez. Bu derece zarar vermiş münafıklar, tarihte az görülür. Tayyip kadar sonu ibretlik ve çok sarsıcı olanı, Allah bilir ya, bir daha gelmez.

Böyle işler yapacak bir kişiden hadislerde de bahsediliyor ve ona “Süfyan” deniliyor. Çoğu kişi Süfyanla Deccalin aynı kişi olduğunu zan ediyor. Öyle değil… İkisi farklı kişiler. Hadislerden çok kesin olarak anlaşılabiliyor ki Süfyan müslüman bir topluluğun arasından çıkacak, devletin başına geçecek ve müsrifliği devletin imkanlarını bitirmeye kadar sürecek.

Süfyanıda ibret-i alem olacak şekilde mehdi öldürecek, bu da anlatılmış hadislerde… Lakin çoğu kişi, hadislerde geçen “mehdi”yi hep tek kişi zan ediyor. Bir farkına varabilselerdi, her şeyi anlayacaklardı. Hadis-i şeriflerde “mehdi” denirken sadece o ahir zaman mehdisi yani silsile-i sadatın son mürşid-i kamili yani Süleyman Hilmi Tunahan hazretleri kastedilmiyor. Onun yolunu devam ettirecek yardımcıları da olacak ki onlara da bazı hadislerde mehdi deniliyor. Çünkü mehdi umumi/genel manada bir sıfat… Mehdi, hidayete ermiş ve başkalarının da hidayete ermesine vesile olan kişi demek. Bu manada mehdi, bütün hocaefendiler için hatta hocaefendi bile olmasa, müslüman olmuş ve nasihat eden her mü’min kişi için kullanılabilecek bir sıfattır.

Süfyanı öldürecek mehdi de hakiki mehdinin evladından, bağlılarından olan Cehcah yani Kahtanidir. İsterseniz o hadislere şimdi bir daha bakın, bütün taşların yerine oturduğunu, 14 asır önce bu günlerin de tam isabetle anlatıldığını ama herkes anlayamasın ve hayatın olağan akışı bozulmasın diye sırran anlatıldığını göreceksiniz.

Bir de bilmeniz lazım ki “deccal” denirken de sadece o hakiki deccal kastedilmiyor. Hadislerde ondan başka onlarca kişiye de deccal deniliyor. Deccal de umumi manada kullanılan bir sıfattır. Yalancı, hileci, hak yolunda görünürken batıla sürükleyen, kurtarıcı rolüne bürünerek insan topluluklarını kasten felakete sürükleyen kişi demektir. Bu manada bakınca, çok yüksek sayıda kişiye deccal denilebilecektir.

Süfyan’dan bahsedilen bir hadis-i şerifte, onun elinin delik olduğu ifade edilmiştir. Yani elinde hiçbir şeyin durmayacağı, tutumlu olmayacağı, her şeyi elden çıkartacağı, satacağı, savuracağı, aşırı derece masraflı ve müsrif bir kişi olacağı ifade edilmiştir. Yine hadis-i şeriflerden anlaşılıyor ki Süfyan yalnız değildir. Onun kendisi kadar ahlaksız, namussuz, şeytanlaşmış yalaka dalkavukları olacaktır.

Mehmet Fahri Sertkaya

Polenezköy de insan şeytanlarının yuvası…

Polenezköy, Polonya’dan göçen Yahudiler tarafından 1842 yılında kuruldu. O günden bu yana binbir türlü pis işin, ihanetin, cinayetin, sadistliklerin, fitnelerin merkezlerinden biri oldu.

Hep insan katledilen ayinler yapıldı. Vatanımızda kucak açtığımız zor durumdaki Polonya Yahudileri, bir yılan gibi, bir sırtlan gibi davrandılar. Türkleri/Müslümanları her sahada çökertmenin yollarına baktılar. Zaten Polonya’dan da bu kadar şeytan oldukları anlaşıldığı için kovuldular.

İçimizdeki İsrail henüz Osmanlı’yı tamamen yıkmadan binbir türlü gizli Yahudi hain Polenezköy’de ihanet toplantıları yaptı. Padişahlara/saraya, devlet adamlarına, ordumuza türlü türlü sorunlar çıkarttılar. Akıl almaz ihanetler, şeytanlıklar yaptılar ve maddi-manevi zararlara sebep oldular.

Henüz Osmanlı yıkılmadan önce bile Polenezköy hırsızlık çetelerinin merkez üslerinden biriydi. Fuhuş da çoktu. Zaten “sanatçı” dedirttikleri pek çok ekran fahişesinin da Polenezköy’le bağlantısı var. O günlerden bu güne kadar ve bu gün de Türk görünen kara paracıların, hainlerin, ahlak-namus düşmanlarının, Türk/islam düşmanlarının merkezlerinden biridir Polenezköy…

Polenezköy’e keskin bir neşter vurulursa, son iki asırda milletimizi, devletimizi, kimlerin nasıl bir organizasyonla çökerttiği, Atatürkçülüğün gerçekte ne olduğu, cumhuriyetin ve demokrasinin ne demek olduğu, Deccalin ordusunun kimler olduğu, Türklerin tarih sahnesinden nasıl düştüğü kesin şekilde anlaşılabilir.

Hemen şimdi devlet kararlılığı ile Polenezköy denilen şer, fitne, ihanet, kara para üssü dağıtılmalıdır. İlgili kişiler tutuklanıp yargılanmalıdır.

Mehmet Fahri Sertkaya

Şeytan ve Deccal’in sisteminin gizemi…

“İlluminati denilen örgütün üst seviye yöneticileri, Şeytan’dan yardım alarak dünyaya hakim bir yönetim kurmayı istiyorlar.”Kendilerini Şeytan’a, Şeytan’ın sistemine teslim edenler…

Akademi’de bugüne kadar öğrendiklerinizden sonra, şimdi şu videoya bir daha göz atmalısınız:

Mehmet Fahri Sertkaya

Korku imparatorlukları çöküyor, çökecek.

Binlerce cinleri daha az önce mevta oldu. İki konsey, içinde Trump’ın da bulunduğu yedi kişilik Şeytan’ın Konseyi ve onun bir üzerindeki konsey olan 13’ler Meclisi bir araya gelip bütün hünerlerini sergileyerek büyüler yapmışlar, yaptırmışlar. Başka hiçbir şey yapamıyorlar, çaresizler… Kim bilir kaç masum Müslüman çocuğunu daha Şeytan’a tapınma ve büyü ayinlerinde parçaladılar.

Ankebut Operasyonu, sadece AKPKK organize suç, terör ve ihanet örgütünü yıkmak ve gerçek Türk hakimlerinin önüne atmak için başlatılmış bir operasyon değildir. Asıl hedefimiz kuklalar değil, kuklacılar…

Bu operasyon kapsamında, İçimizdeki İsrail dediğimiz teşkilatı oluşturan ve dünyaya yayılmış Ankebut Ağı ile de organize şekilde çalışan bütün alt teşkilatlar çökertilecek. Gizli Ermeniler, gizli Yahudiler, Sabetaycı gizli Yahudiler, Mason teşkilatı, Misyonerler, Tapınakçılar, Evanjelikler, hepsi çökertilecekler.

Bunların, dünya insanlığının gözünde çok güçlü, çok organize ve karşı konulamaz güçte imişler gibi görünmesini sağlayan, pireyi deve gösteren ve bunların Türkiye’de pis işlerine sorunsuz devam etmesini sağlayan, milletimizi kandıran, akıl almaz insanlık dışı faaliyetlere yardım eden sözde Türk basın ve medyası da çökertilecek. Korku imparatorluğu kurmak isterlerken kullandıkları basın-medya patronları, sözde araştırmacı yazarlar, TV programcıları ve sunucuları da oyundan düşürülecek.

Ankebut Operasyonu, Hz. Mehdi’nin, Deccal’in ordusunu yok etmesinde son aşama olarak dünya tarihine geçecek. Bu operasyon devam ettikçe dünya üzerindeki güç dengeleri de değişecek. Deccal’in ordusu, yani Ankebut Ağı, darmadağın edilecek.

Mehmet Fahri Sertkaya

Önce Osmanlı, sonra Süleymanlı…

İnsanlık “Asr-ı Saadet geri mi geldi” diyecek. Dünyaya dört kişi hakim oldu, kıyamet öncesi bir beşinci kişi daha hakim olacak.

Yevm-i beter ile gün bitirenlere sesleniyorum, Deccal küfrü yıkılıyor ama siz icraat değil laf yapıyorsunuz. Birkaç sene sonra yapılan hizmetler, şimdikinin yanında hiç kalacak. Şimdi Allah yolunda bir adım atanlara trilyon sevap veriliyorsa, birkaç sene sonra bir adıma bir sevap verilecek. Fitne zamanında yapılan hizmet, cihat, ibadet, başka zamanlara benzemez. Nasıl fırsatlar kaçırdığınızı bilseydiniz, elleriniz ve ayaklarınız olmasa da sürünerek cihada/hizmete giderdiniz. Hz. Peygamber (s.a.v.) ashabına “Onlar benim kardeşlerimdir” buyurdu. Bir uzun Hadis-i Şerif’te, işte tam bu zamanda bu hizmetleri yapanların mahşerdeki hali anlatıldı. Bütün insanlığın önünde apayrı bir saf olacaklar, öyle muazzam derecede/rütbede olacaklar ki insanlık onları peygamberler zümresi zan edecek.

Ufukta muazzam bir fetih var. İstanbul ikinci kere fethedilecek.

Bu ordunun başında zahirde başka birileri olabilir ama aslında/batında Hz. Mehdi var.

Dünya, şu koca dünya bu orduya dar. Bu ordu başka dünyaları bile fethedecek.

Fetih çok yakın…

Çok sıkıştık şu Anadolu dediğimiz bir avuç kadar son toprağımıza…

Yine bir dağ gibi, bir dev gibi doğrulacağız. Dört asır toprağımız olup da elimizden ihanetlerle alınan her yeri geri alacağız. Cihan bizi bekliyor.

Mehmet Fahri Sertkaya