Etiket arşivi: Uzaylılar

Çok çekiyorsun Soysuz! Kafan iyice yanıyor. Sağlığına dikkat et!

Çok çekiyorsun Soysuz! Kafan iyice yanıyor. Sağlığına dikkat et.

Mekanımın altına kadar gelen bir tünel kazma planlarını hiç isabetli bulmuyorum. Havadan UFO’ların, karadan da onbinlerce sene ileri teknolojiyle üretilmiş araçların giremediği mekana basit tünellerle girileceğine ihtimal vermek nasıl bir kafayla mümkün oluyor, ben o kafaları hiç bilmiyorum. Ömrümde bir dal sigara bile içmemiş biri olarak, konuya dışarıdan bakıyorum ve anlayamıyorum.

Grilerin ve Yeşillerin ve diğer türlerin gerçekten var olduğundan, dünyanın her yerinde bir asırdır görünen UFO’ların gerçekliğinden hala şüphen mi var. O kadar ileri teknolojili kişilerle danışıklı dövüştüğümü mü düşünüyorsun yoksa onların gücünün yetmediğine gücün yeteceğine kafan güzelken mi karar veriyorsun?

Mehmet Fahri Sertkaya

Paris Hilton’un köpekleri

Mesela şu…

Senelerinizi bir arada geçirseniz bile şu köpeğin biyonik bir robot olduğunu anlayamazsınız. Belki Paris Hilton da bu köpeğinin biyonik robot bir köpek olduğunu bilmiyordur.

Uzaylılar, canlı dokular kullanılarak hayvanların suretinde üretilen biyonik robotları da çok kullanıyorlar. Ünlüleri, siyasetçileri, kritik makamlardaki kişileri, büyük iş adamlarını v.s. izlemek ve dinlemek için de kullanıyorlar ama ihtiyaç duyarlarsa sokak kedileri, köpekleri gibi üretilmiş olanları ya da kuş suretinde olanları da sokaklarda, caddelerde kullanıyorlar.

Bunlar üzerinden görüntü ve ses alabiliyorlar. Sadece kare kare resimler çekmiyorlar, videolar da çekiyorlar. Zaten bir yapay zeka ile üretiliyorlar ve sürekli olarak bir akıllı/zeki kişi tarafından kontrol edilmeleri gerekmiyor. Lüzumu halinde bunlara uzaktan bağlanıp ortam içinde yönlendiriyorlar ve daha dikkatle dinlemek istedikleri kişilere yakın tutuyorlar.

Nadiren de olsa bu biyonik hayvanları kullanarak zehirleme ve su-i kastlar da yapıyorlar.

Mehmet Fahri Sertkaya

Bizi neden alet ediyorsunuz…

Bu, bir çılgınlık. Nüfusunuzu aniden azaltmak istiyorsanız, iç çatışma çıkartın. Birbirinize nükleer bombalar atın. Bizi neden alet ediyorsunuz.

Çok değişik bir tecrübeydi. Böylesini ilk defa yaşadım. Ayaklarım yerden kesilmiş gibi hissettim. Sanki başka bir aleme geçtim. Lakin değişik bir tadı vardı. Rica etsem, bir daha tekrarlar mısınız?

Çok adamınıza mal oluyor ama olsun, anladığım kadarıyla sizin başka sinsi hedefleriniz var. Yoksa bu kadar adamı bu kadar kolay harcamazdınız.

Son bir saatte en az beş yüz bin uzaylı medyum öldü. Sayı çok daha yüksek olabilir ve şu anda çok yaklaşık sayı bilinemiyor.

Bu gün öğle vaktinden şu ana kadar en az 850 bin medyum öldü.

Bu gün eş zamanlı olarak saldıran bir milyondan fazla cin kabilesi de yok edildi.

Bu gün benim ve ekibimin üzerine yapılan büyü sayısı binlerce. Hala dünyanın farklı yerlerinde ayinler ve büyüler yapanlar var.

Bu gün ölen büyücü sayısı binden fazla ve çok yaklaşık sayı henüz bilinemiyor.

The Wiccan community uses pentagrams formed out of salt as a symbol of protection. It is often accompanied by candles, herbs, spices and other plants.

Yere beş ve altı köşeli yıldız çizerek, yıldızın her bir ucuna, İblis’e kurban olsun diye öldürülen bir insan cesedi konarak yapılan büyüler var.

Bu gün sadece bu usul üzere dünyanın farklı yerlerinden dokuz büyü yapıldı.

Ayrıca küçük çocuk ve bebekler katledilerek de büyüler yapıldı. Dünyanın pek çok devletinin gizli servisleri bunların sürekli yapıldığını biliyorlar ama umursamıyorlar. Onlar da Satanistler. Ayinlerde İblis’e kurban edilen masum insanlar, kadınlar, gençler, çocuklar ve bebekler umurlarında bile değiller.


Satanistler bir yana, bu gün çok ağır/tesirli/tehlikeli büyüler yapanlar sıralamasında artık Çinliler ve Mısırlılar da var.

Bu gün Çin’den, Mısır’dan, İspanya’dan, Hindistan’dan, Rusya’dan çok sayıda büyücü öldü.

Bu gün yaşananlardan anlaşılmış oldu ki aynı anda çok yaklaşık 350 bin medyumun bana saldırması, bir zarara sebep olmuyor. Lakin çok değişik bir hal yaşatıyor. Gerçekten zevkli bir şey. Hiç yapmadım ama çok yüksekten paraşütle boşluğa atlayanlar galiba benzeri bir hal yaşıyorlardır 🙂

Aynı anda çok yaklaşık bir milyon cin kabilesinin bize taarruz etmesi artık 1-2 günde bir yaşanan bir şey oldu. Bu gün de aynısı yaşandı ve hiçbir zarara sebep olmadı. Ekibimin bir üyesi zihin kontrolüne alınıp intihara sürükleniyorken fark edildi ve uyandırıldı. Hepsi bu…

Sahada hala çok yüksek sayıda cin kabilesi var ve feci şekilde can veriyorlar.

Adamlar bilim ve teknolojide bizden on binlerce sene ileride olunca, çok farklı şeyler yaşıyorlar.

Hiç annesi ve babası olmadan dünyaya gelmelerini sağladıkları Gri insanlarla ordular kurmuşlar.

Bizim dünyamızda bile üç boyutlu yazıcılarla mürekkep değil de insan dokusu basılarak organlar üretilen ve insanlara takılınca sorunsuz çalıştığını gördüğümüz şu günlerde…

Yani yapay yollarla gerçek etten kandan organlar üretilip takılıp çalıştığı şu günlerde…

Onlar gerçek dokulardan yapay yollarla gerçek ana rahmi de yapmışlar. Laboratuvar ortamı gibi yerlerde yapay döllenme de sağlıyorlar ve babaları anaları olmayan, rahimde geçecek kısım bile yapay rahimlerde geçen milyonlarca Gri insanın dünyaya gelmesini sağlamışlar ve bunları asker olarak yetiştirmişler. Ana yok, baba yok, kardeş yok, aile yok, akraba yok, millet yok, sosyal yaşam yok…

Bunlara doğduktan sonra da bilim ve teknoloji ile ayrıca ayarlar çekmişler, müdahaleler yapmışlar. Programlanmış gibiler. Öl denilince hepsi tereddüt edemeden ve itiraz edemeden ölmeye koşuyorlar. Ölenleri de bekletmeden çok hızlı şekilde yakıp geçiyorlar.

Şimdi Grilerin liderleri karşımızda işte bunları harcıyorlar.

Sadece, bunlardan dünyamızda gizlice yeraltı üslerinde tuttuklarını karşımızda ölüme koştursalar, dengeler bir anda değiştiği için ihtiyaç fazlası kalanları bize kırdırıyorlar diyeceğiz ama anladık ki güneş sistemimizdeki başka gezegenlerde de bunlardan çok sayıda var ve bizimle çatışmaya getiriyorlar.

Ben anlamıştım zaten. Şimdi sayılar netleşiyor ve anlaşıldı ki aynı anda saldıran medyum sayısı 585 binin üzerinde. Şükür ki hiçbirimize bir şey olmadı.

Son 24 saatte en az iki milyon medyum öldü.

Mehmet Fahri Sertkaya

Bizimle çatışıp da ölen büyücülerin ve medyumların çoğu….

Sabahtan bir saat öncesine kadar metafizik cephede pek kalabalık yoktu. Bu süre zarfında 470 den fazla medyum çarptık ve bunların 80’den fazlası öldü. Çarpılanlar arasında saatler geçtikte ölecek olanlar da var.

Bunlardan ayrı olarak son bir saatte 350’den fazla medyum çarptık ve bunların 92’si öldü.

(Çok yaklaşık rakamlar, kesinleştirilemeyenler var. Ölü sayısının ilerleyen saatlerde daha da yükseleceği de kesin.)


Bizimle çatışıp da ölen büyücülerin ve medyumların çoğu, çeşitli zahiri sebeplerle ölmüş gibi görünüyorlar.

Medyumlar, geçinmek için çalıştıkları işlerine devam ederken, el aletleri kullanırken, trafikte aracıyla seyir ederken, yemek yerken ve günlük faaliyetlerini yerine getirirken beyinden beyine saldırı yapmaya devam ediyorlar. O anlarda öldürücü bir karşı metafizik darbe aldıklarında trafik kazası yaşamış gibi, elindeki/önündeki aletle kaza yaşamış gibi, bir şey yerken boğazında kalmış gibi bir görüntü ile ölüyorlar.

Bazısı da oturduğu yerde kalp krizi ya da beyin kanaması geçirmiş gibi ölüyorlar. Bazısı ise öldürücü metafizik darbeleri almaya başladığında dayanılmaz acılar çekiyorlar, kontrollerini kaybedip banyoda yada tuvalette düşüp kafalarını vuruyorlar. Bazıları ise yüksek katlarda, teraslarda, balkonlarda iken düşüyorlar.

Dünyanın her hangi bir yerindeki bir büyücüyü, evinde ya da iş yerinde öldürsek, cinler onları çoğunlukla o halde bırakmıyorlar. Önünde ve etrafında büyü yapmakta kullandığı neler varsa onları da yakıyorlar ve etrafında yangın da çıkartıyorlar. O kişi yangında ölmüş gibi, dumandan boğulmuş da ölmüş gibi bir hale getiriliyor.

Gözle görünür bir sebep olmadan olduğu yere yığılıp ölenlerden bazılarına yapılan otopsilerde, vücutlarındaki kasılmalara, damarlarına ve sinir sistemine bakarak elektriğe çarpılarak öldükleri teşhisi konuluyor.

Ölen çok sayıda medyumun ve büyücünün cesetlerini ise, o çatışmada yaralanan ama ölmeyen ve yanında bulunan diğer medyum arkadaşları ya da işverenleri/çalıştıkları teşkilatları yok ediyorlar.

Çok sık görülen bir şey de şu ki ölen medyumlar ve büyücüler aynı zamanda çeşitli bozuk dinlerin/tarikatların mensupları oluyorlar ve etraflarında, ölmelerinden sonra kendilerine müdahale eden din/teşkilat arkadaşları, haham arkadaşları, rahip arkadaşları, Budist arkadaşları oluyor. Bu kişiler gerçekleşen ölümleri kalp krizi gibi ya da makul görülür bir ölüm gibi hallerde görünecek şekilde ayarlamalar yapıyorlar.

Bir de şurası var ki son zamanlarda bizimle metafizik savaşa girip çok sayıda ölü verenler çoğunlukla Griler, Yeşiller ve diğer bazı düşman uzaylı türler… Bunlar zaten dünya insanlarının gözüne görünmeden, gizli mekanlarda ya da uzay araçlarında iken saldırıya dahil oluyorlar ve ölenlerini gizlemekte hiç sorun yaşamıyorlar.


Pekiyi, bizim sık sık yazdığımız bu gibi ölü, yaralı sayılarını doğrulamak mümkün mü…

Elbette mümkün… Cinler alemiyle irtibatı olanlar, bazı ileri metafizik kabiliyetleri olanlar, bu bilgilerin doğru olup olmadığını oturdukları yerden bile öğrenebilirler.

İki senedir bu gibi yayınlar yazıyoruz ama bir kere bile bizi yalanlayabilen biri çıkmadı, çıkamaz. Çünkü biz sadece doğruları yazıyoruz. Tedbirle davranıp eksik yazıyoruz ama fazla yazmıyoruz. Şu anda bile hiç şüphe etmiyoruz ki ölü sayıları verdiğimiz rakamların çok üzerinde.

Akademi Dergisi | Mehmet Fahri Sertkaya

..

Bu canlı, normal bir hayvan ama bize anormal geliyor. Çünkü bu canlı, başka bir dünyanın hayvanatından…

Van Gölü’nde bir canavar yok ama bir tuhaf canlı var.

Van’da kardeşi ve kuzeniyle birlikte tatile giden Züleyha Sona, Van Gölü’nde hızlı hareket eden, sırtı zikzaklı bir cismi görüntülediğini iddia etti. Büyük korku ve heyecan yaşadığını, daha önce Van Gölü canavarı olduğunu söylediklerinde komik olarak algıladığını anlatan Sona, “Bu cismi gördükten sonra canavar olduğuna artık inandım” dedi.

‘20 metre uzunluğunda’

Kayda aldığı sırada hem korktuğunu hem de heyecanlandığını söyleyen Züleyha Sona, “Kardeşim bana burada büyük bir cisim var. Sırtı zikzaklı olan yaklaşık 20 metre uzunluğunda. Biz cep telefonuyla kaydetmek için o yöne doğru koştuk ve görüntülemeyi başardık. Görüntülerken de biraz korktuk. Biz bir süre sonra arkasından koşarken hızlı bir şekilde ilerlemeye başladı. Daha önce annemler bize Van Gölü canavarından bahsediyordu. Biz bu durumu komik olarak algılıyorduk. Ama gerçekten o cismi gördükten sonra canavar olduğuna inandım.

Bu canlı, normal bir hayvan ama bize anormal geliyor. Çünkü bu canlı, başka bir dünyanın hayvanatından…

Van Gölü’nün altında, suyunun da toprağının da altında, çok aşağılarda bir uzaylı üssü var. O üs çok zamandır orada ve başka dünyadan gelip oraya gizli üs kuran insan türü, kendi dünyalarının hayvanlarından bazılarını dünyamıza getirdi.

Bizim tabiatımızda/doğamızda yaşayıp yaşayamayacaklarını, mutasyona uğrayıp uğramayacaklarını test ettiler, ediyorlar. Amazon ormanları dahil, dünyanın çok farklı yerlerine farklı hayvan türleri getirdiler. Lakin çift çift getirmediler, üremelerini, çoğalmalarını ve dikkat çekmelerini istemediler.

Van Gölünde de başka bir dünyadan getirilmiş ve insanlara hiçbir zaman zarar vermemiş ve vermeyecek olan bir su hayvanı var. Bütün mesele bu…

Mehmet Fahri Sertkaya

“Nuh Tufanı” dediğimiz şeye, aslında bir dünyalar savaşı da denebilir.


O halde, bir kademe daha ilerleyelim…

Biraz daha sarsıcı bilgiler de vereyim.

“Nuh Tufanı” dediğimiz şeye, aslında bir dünyalar savaşı da denebilir.

Nuh’un gemisi, şimdiki UFO’lar gibi, çok yüksek bilim ve teknolojiye sahip olunarak üretilmişti. Söz konusu teknoloji, dünyamızda oluşmuştu/gelişmişti. Başka dünyalardan transfer edilmemişti.

O devirde, 18 bin alem arasında, en yüksek teknoloji seviyesine sahip olan gezegenlerden biri de dünyamızdı. Nuh’un gemisi, dış görünüşü itibariyle somun ekmek misali bir görünüşe sahipti. Tıpkı UFO’lar gibi, dışarıdan bakılınca her yerinde parlak metalik bir yüzey görünüyordu. Penceresi, çerçevesi, içe göçmüş ya da dışa taşırılmış kısımları yoktu.

Havada asılı da kalabiliyordu, suyun altına da girebiliyor ve su altında da gidebiliyordu. Uzaya da çıkabiliyordu, gezegenler arası yolculuk etmeye imkan da sağlıyordu. Zaten o gemiyle tufan sırasında başka bir gezegene gitmişlerdi.


O devirde dünyada bu tür gemilere (bu gün verilen ismiyle söylemek gerekirse UFO’lara) sahip olmak sıradan bir şeydi. Teknoloji herkeste vardı ve maddi imkanı yetenler bunları yaptırabiliyor ya da hazır halde olanları satın alabiliyorlardı.

Sorun da aslında buydu… Teknoloji aşırı derecede ilerlemiş, ucuzlamış ve kolay elde edilir olmuştu. İnsanlık ise teknolojiyi/imkanları hep şerre kullanır olmuştu. Ahlaksızlığa, sapıklığa, zulme, kan dökmeye, toplu katliamlara kullanılması bir yana, artık dünyanın tabii nizamına (doğal dengesine) büyük darbeler vurulur olmuştu.

O zamandaki dünya insanlığı da kendi kendini helake sürükleyen ve gezegenlerini imha eden uzaydaki belki on binlerce insan türünden biri olmak üzereydi.

Acilen dünyaya bir “resetleme” gerekiyordu. Allah, helak edeceği kavimleri de sebeplerle/vesilelerle helak ettiği için o defa vesile tufan oldu… Koca dünyada bir avuç “gerçek” insan kaldığı ve diğerlerinin kalplerinin taşlaştığı, çok uzun süre mühlet verilse de hidayetten nasipleri olmadığı/kalmadığı için ve helak edilecekler listesine adları yazıldığı için, o defa helak yani tufan, dünya genelinde oldu. Bu, bir istisnaydı…

O devirden çok sonra Süleyman aleyhisselam devrinde de neredeyse dünya bir kez daha resetlenecekti. Bilim ve teknoloji yine aynı seviyeye gelmişti hatta Nuh aleyhisselam devrini geçmişti ama mevcut teknolojiyi devlet gücü ile ve kısa sürede yok etmek, bilimde ve teknolojide kasten gerilemek tercih edildi.


Nuh tufanına da başka bir uzay aracı sebep oldu.

Bu uzay aracı, şimdilerde güneşimizin etrafında sık sık görüntülenen, sık tartışılan ve devasa boyutlarda olup da “yapay gezegen” denilebilecek kadar büyük olanlardandı. Dünyamızın yaklaşık yarısı kadar büyüklüğe sahipti ve küre şeklindeydi.

Bir bulutsuya (Nebula) yanaşarak çok yüksek miktarda hidrojen, oksijen ve bazı başka gazları depolamıştı. Gezegenimize yanaşarak ve çok yüksek teknoloji de kullanarak bu gazları atmosferimize bıraktı. Bu, felaketin ve helak edilmenin bir başka vesilesi de oldu.

Dünyanın atmosferine çok çok kısa süre içinde çok yoğun olarak o gazlar bırakılınca, peşi sıra dünyanın her yerine dağılmaya başladı ve her yerde durmak bilmeyen yağışlar oldu. Zan edilenin aksine, yeraltından sular çıkmadı ve denizleri/okyanusları yükseltmedi, gökten yağmur şeklinde değil adeta kovayla boşaltılmış gibi su yağdı. Fırtınalar, tayfunlar da durmak bilmedi. Denizler ve okyanuslar bu vesileyle yükseldi.

Buna rağmen bile Nuh tufanı sırasında yükselen deniz ve okyanus suları, dünyadaki bütün karaları kaplamadı. Deniz seviyesine yakın ve düz olan yerler hep sular altında kaldılar ama diğer yerlerde yaşayan insanları, gökten su boşalması ve çok şiddetli rüzgarlar oldukları yerlerden savurup dağıtıp sürükleyip denizlere, okyanuslara götürdü/taşıdı.*

Buna rağmen bile yüksek kesimlerde hayatta kalanlar oldu ama onlar da akıllarını kaybederek, bulaşıcı hastalıklara yakalanarak, aç kalan hayvanlara yem olarak v.b. sebeplerle kısa sürede öldüler.

Zaten bu kısımdan önce de toplu ölümler sık yaşanıyordu, dünya insanlığının elinde de iklim silahları, elektromanyetik silahlar vardı ve milletler birbirlerine sürekli bunlarla saldırdığı için, sürekli yapay yağışlar, yapay hortumlar, yapay depremler, yapay fırtınalar yaşanıyordu.


  • Yakın gelecekte Ye’cüc ve Me’cüc milletlerinin dünyamızda can verenlerinin cesetleri o kadar yüksek sayıda olacak ve dünya insanlığı sayıca o kadar azalmış olacak ki onların cesetlerini de benzeri bir tufan/afet sürükleyip denizlere/okyanuslara taşıyacak.

(Resim: NASA tarafından Orion ismi verilen bulutsu… Nebula ya da bulutsu, uzayda bulunan ve geniş alanlara yayılmış olan gazlar, toz, Hidrojen, helyum ve diğer iyonize gazlardan oluşan bulutsu yapı.)

Mehmet Fahri Sertkaya

Eski Mısır’da uzaylı insanlar

Eski Mısır devrinde de bazı uzaylı insanlar, dünya insanlarının başına geçiyorlardı. Günümüzdeki gibi dış beden giyerek geçmiyorlardı. Gerçekte oldukları gibi görünüyorlardı. Bunların arasında Müslümanlar ve iyi niyetliler de vardı, gayr-i müslim olup dünya insanlığına düşman olanlar, türlü türlü aldatıcılık yapanlar da vardı. Bu kötü niyetli gayr-i müslim olanlara bir süre sonra müdahale edildi ve dünyadan çıkıp kaçmak zorunda kaldılar.

Uzaylı insan türleri arasından kendileri isteyenler de dünyamıza geldiklerinde cinlerle iletişim kuruyorlar, işbirliği yapıyorlar. Sadece cin/büyü kartını değil, metafizik teknikleri de çekinmeden kullanıyorlar.

Mehmet Fahri Sertkaya

Binbir türlü uzaylı var…

Uzaydaki diğer insan türlerinden, dünyamıza gelip dünya insanları tarafından görülmüş ve istihbarat servisleri tarafından resmedilmiş olanları bile yüzlerce…

Şu robot resimlerde gördüğünüz türlerin hepsi gerçek, hepsi gerçekte var ve görenlerin anlatımları ile çizildiler. Dünyada uzaylı görenlerin sayısı da tahmin ettiğinizden bile çok yüksek. Şu Yahudiler, şu Ankebut Ağı mensupları, ne kadar mantıksız ve saçma ki uzaylı görmeyi, onlarla konuşmuş olmayı delilik, çılgınlık, hastalık gibi kabullendirdiler dünya insanlığına… Bakın çektikleri filmlere, bakın kontrollerindeki sözde bilim psikiyatriye ve bakın kontrollerindeki basın/yayın kuruluşlarına, yarım asırdan fazla süredir nasıl da beyin yıkamışlar…

Uzaydaki başka insan türleri (uzaylılar) arasında dış görünüş itibariyle çok farklılıklar var.

  • Derisi kurşun bile geçirmeyecek kadar değişik olanlar var.
  • Hem karada hem su altında yaşayabilenler var (ki geçen sene bu Telegram kanalında onları anlatmıştım.)
  • Hem karada yaşayıp hep sırtlarındaki doğal (sonradan bağlanan bir alet olmayan) kanatlarıyla havada da uçabilenler, elbise ihtiyacı duymayıp tüyleri ile avret yerleri örtülü olanlar, yavrularını yumurtlayanlar var ki yumurtaları da farklı… Bizim dünyamızdaki gibi sert kabuklu değil.
  • Kertenkelelerdeki gibi derileri ve gözleri olanlar var ki en belalıları onlar ve onlara şimdilerde Sürüngenimsiler (Reptilian) deniliyor.

Gezegenlerinde hiç su bulunmayıp da su yerine geçen başka sıvılarla hayatlarını devam ettirenler var. Gezegenlerinde tabiatta bulunan jel gibi şeyleri ağızlarına atarak sıvı ihtiyacını karşılayanlar var.

Bedenler değişik, iç organlar değişik, deriler değişik, renkler değişik, kanlar değişik, beyinler değişik, boylar değişik, kimi tüylü, kimi tüysüz hatta saçsız, kiminin kulak kepçesi var, kiminin yok… Ama hepsinin kafaları, gözleri, ağızları, beyinleri, akılları, cüz’i iradeleri, tercih hakları ve dinden mükellefiyetleri var. Ya iman edip Müslümanca ve ahlaklı şekilde yaşıyorlar ya da inkar edip dünyalarını ahiretlerini perişan ediyorlar. Bunların hepsi insan ve onlara göre de biz uzaylıyız, değişiğiz.

Kıyametten sonra ikinci sura üfürülüp de herkes yeniden vücut bulup ayaklandırılırken, 18 bin alemdeki herkes tek bir türde vücut bulacaklar. Hepsi bizler gibi dış görünüşe sahip olarak ikinci kere yaratılacaklar. Kur’an-ı Kerim’de bu sözümün bile delili var ve vakti geldikçe bunları hep anlatacağım.

Mehmet Fahri Sertkaya

Dünya Tarihine bakış epeyi sarsılabilir…

Kaç gündür, bir takipçimin gördüğü ve bana yazdığı şu rüyayı tabir edip paylaşsam mı paylaşmasam mı diye düşündüm durdum.

Ben şu rüyayı tabir etmek istesem, bu güne kadar anlatmadığım bazı sarsıcı bilgileri anlatmak zorunda kalırım ve devletler arası değil, gezegenler arası değil, yıldız sistemleri arası kriz çıkabilir.

Dünya tarihine bakışlar da yine epeyi sarsılabilir.

Mehmet Fahri Sertkaya

Kod uyumsuzluğu…

Sorunların en temelinde bu da var; Kodlar uyuşmadı…

Nuh aleyhisselamı dinlemediler ve sonunda DNA’lar çakıştı, sorunlu melez ırklar oluştu.

On binlerce senedir bu kod uyumsuzluğu düzeltilemedi.

Melezler…

Bu yazacaklarım, ırkçılık, düşmanlık, ayrıştırmak ve aşağılamak gibi görülmesin. Çok sayıda hükumetin, liderin ve etkili kişinin bu gerçeği fark etmesini ve kabullenmesini çoktan sağladım, artık insanlık da bunları bilsin…

Çinliler, Japonlar ve siyahiler… Bu ırklar, tam olarak bu dünyanın insanı değiller, melezler… On binlerce sene önce dünyamızda yüksek teknoloji çağı yaşanıyorken, onlarca farklı uzaylı insan türü, dünyamıza gizlenmeden geliyordu. Bizim dünyamızın insanları da onların dünyalarına gidiyordu. Bu süreçte, Nuh aleyhisselam yasaklamış olmasına rağmen türler arasında cinsi münasebet kuruldu.

Bizden daha uzun boylu, güçlü ve açık tenli bir uzaylı insan türü ile bizim dünyamızın insanlarının cinsi münasebet kurması ile melez bir tür olan siyahiler/zenciler meydana geldi.

Daha başka bir uzaylı insan türü sayesinde Çin ırkı, başka bir uzaylı tür sayesinde de Japon ırkı meydana geldi.

Nuh aleyhisselamdan sonraki yüksek bilim ve teknoloji devrinde, bazı yetkili kişiler, kod uyuşmazlığını düzeltmek istediler.

Çok denemeler yaptılar, sonuca yaklaştılar ama tam sonuca ulaşmadılar. Çinlilerin, Japonların ve siyahilerin genetiğine yapılan bu müdahaleler sırasında, başka bir ara ırk da oluşmadı.

Tartışmasız bir gerçek var ki kod uyuşmazlıkları düzeltilebiliyor. Başkaca dünyalarda da benzer sıkıntılar yaşandı ve genetik bilimindeki gelişmeler sayesinde düzeltildi. Zaten bu kadar ilerlemenin ardından da gerçek insan derisine, gerçek insan saçına, gerçek insan dokularına sahip robotlar yapılabilir oldu. Ve derinin/dokunun bir anda ayrılıp sonra birleşip iz bırakmadan kaynaşması mümkün oldu.

Nuh aleyhisselamın oğullarından Yafes de başka dünyaya gitti ve orada melez bir türün oluşmasına sebep oldu. Nuh tufanı sırasında da zaten Nuh’un gemisi başka bir dünyaya gitti. Sonra o yüksek teknoloji ürünü gemi kullanıldı, bir zaman sonra eskidi ve sökülüp parçalandı.

Mehmet Fahri Sertkaya

Bazı devletler, geçen sene verdiğim bu bilgileri bilimsel zeminde doğruladılar. Ben, manevi usullerle elde edilmiş bir bilgiyi paylaşmıştım ama artık bu bilgi bilimsel temeli olan bir bilgi…

(2 Ağustos 2020 tarihinde soysal medyada paylaşılan MFS notu)

Türkçe Belgesel: Yasak Tarih – Hitlerin Kaçırılması

Ne kadar tuhaf… Bu kadar kaliteli hazırlanmış şu belgesel, Kasım 2018’den bu güne kadar, on milyonlarca Türk kullanıcının bulunduğu Youtube’da sadece 50 kere izlenmiş.

Siyonistlerin, Ankebut Ağı’nın dünyayı inandırdığı yalanlar hızla çöküyor. Süleymanlılar cemaati olarak 1945’ten beri, Akademi Dergisi olarak son on senedir anlattığımız Hitler gerçeklerini, kısmen de olsa şu belgeselde anlatmışlar.

Adolf Hitler intihar etmedi. Başka bir sebeple de ölmedi. Cesedi de bulunamadı. Öldüğünü iddia edebilecek somut hiçbir delil elde yok iken dünya buna inandırıldı. Çünkü Ankebut Ağı böyle uygun gördü. Neredeyse bütün dünya insanlığı Adolf Hitler konusunda kandırıldı, biz Süleymanlılar ise gerçeği hep biliyorduk ve söyledik.

Daha fazla ve daha sarsıcı Hitler gerçekleri ile de yüzleşilecek. Hitler hiçbir zaman katliam yaptırmadı, anlatıldığı gibi cani, deli bir kişi de değildi. En sarsıcı olanı ise Hitler hala ölmedi. Bu da yakında herkesin duyacağı bir gerçek.

https://ok.ru/video/1598661462670

Uzayda başka gezegenlerde de başka insan türleri olduğunu kabul etmezseniz, dünya tarihinin hiçbir kısmını doğru okuyamazsınız. Sayısız mevzunun içinden çıkamazsınız. Piramitleri ve Göbeklitepe’yi bile yorumlayamazsınız. Aynı şekilde ikinci dünya savaşında neler yaşandığını ve Hitler meselesini de çözemezsiniz. Belgeselin birinci bölümünde biraz da Ankebut Ağı’na, dünyayı sarmış ve hükumetlere sızmış Mason teşkilatına, Hitler’in ilk zamanlar dahil olduğu ve sonra ayrıldığı gizl örgütlere ve bir de uzaydaki diğer insan türlerine temas edilseymiş, mevzu daha da netleşirmiş.

Hitler’i anlamak ve sonunda Hitler’e ne olduğunu bulmak için Merihlileri yani Marslıları bilmek, çözmek lazım. Hitler, kaçısın bir kısmında uçak ve denizaltı kullandı ve sonra gözlerden uzak kısmında UFO’ya bindi. Zaten ikinci dünya savaşının son zamanlarında Merihlilerin UFO’ları çok sık görülüyordu. Naziler de onları gördükleri için o UFO’lar benzeri uçan araçlar yapmayı çok denedi. Lakin fazla yol alamadılar. Sonra bir tartışmanın daha sonu gelmedi ve görülen onca UFO’nun Nazilere ait olup olmadığı ve Nazilerin UFO yapıp yapamadığı tartışıldı. Tartışılması gereken ise Nazilerin, daha doğru ifade ile Hitler’in, başka dünyaların insanları ile müttefik olup olmadığıydı.

İkinci bölümü izleyince, on yıldır neler anlattığımı da biliyorsanız eğer, her şeyi iyice yerine oturacak.

https://www.ok.ru/video/1598661528206

Mehmet Fahri Sertkaya

Ankebut Ağının fikri altyapısı çöker…

Dün Şi’ra (Sirius) yıldızına, dünya tarihine, geçmişte milletlerin başına geçen uzaylı insanlara, kadim Mısır’a, Osiris’in bile bu dünyanın insanı olmadığına dair anlattıklarım, birilerinin, kafasına balyozla vurulmuş gibi sarsılmasına sebep oldu. Davalarının, yollarının ne kadar çürük, temelsiz ve bozuk olduğunu bir kez daha gördüler. O anlattıklarımı insanlık bir duysa o gün muharref Museviliğin, Masonluğun ve Ankebut Ağı’nın öğretileri temelden çöker.

Bu konulara dair geniş bilgisi olmayanlar şu anda kastettiğimi tam anlayamayacaktır ama Ankebut Ağı’nın mensuplarının dünya tarihine, dinlere, uzaya, cinlere, Şeytan’a nasıl baktığını, nelere nasıl inandığını, ideallerinin temelinde nelerin olduğunu ileride yapacağım yayınlarda işledikçe daha iyi kavrayacaklardır.

Mehmet Fahri Sertkaya