Etiket arşivi: Hz.Zülkarneyn

Buradaydık, buradayız

Dünyaya gücümüzü bir kez daha gösterdik. Dünya siyasetinde bir anda nelere sebep olabildiğimizi bütün dünyaya hatta başka dünyalardan olan taraflara gösterdik. Kendilerini dev aynasında gören bilmem kaç tane devletçiği sert kayaya çarptırdık.

Yedi bin sene önce biz burada, şu günümüzde Anadolu denilen diyardaydık. Oğuz Kağan diye de bilinen hz. Zülkarneyn’in başbuğluğunda bütün dünyaya hakim tek bir devletimiz vardı. İstanbul’u ve bu gün Anadolu denilen bu toprakları dünyanın merkezi yapmıştık. İstanbul boğazını suni tekniklerle açarken, yine bizim toprağımız olan yerde Cebel-i Tarık boğazını da açmıştık. Çin’e haddini bildirmiş, dünya sahnesinden silmiştik. Üç, beş, yedi bin sene önce Türk kültürüyle yapılmış şeyleri/bulguları, arkeoloji kazılarında hala bu diyarlarda buluyoruz. Biz o zamanlarda buraları merkez yaparak dünyayı adaletle, hoşgörüyle, din/vicdan/ibadet hürriyetiyle, ahlakla, namusla, barışla, mutlulukla idare ediyorduk. Kimsenin kimseye zulüm etmesine, haksız yere kan dökmesine, ahlakı bozmasına, fitne çıkartmasına, sömürmesine izin vermiyorduk.

Biz, böyle ataların torunlarıyız. Sizlere bunca laf anlattım, bazen tekrarlar yaptım ve tekrarlar yaparken daha açık şekilde de izahlar yaptım. Nesi anlaşılmadı?

Avrupa taraflarından esen ahlaksızlık, namussuzluk, nikahsızlık, ibnelik, cinsiyetsizlik, transeksüellik, adaletsizlik, sömürgecilik, teröristlik ve benzeri rüzgarlar artık sert kayaya çarpacak. Ya bunu kabul edecek ve baştan akıllıca davranacaksınız ya da bunu hala yapmayı deneyerek hışmımıza uğrayacaksınız. Kendi pisliğinizi daha fazla bize bulaştırmayın. Biz yeniden özümüze döneceğiz ve Türk gibi ahlaklı, adaletli, mert, namuslu, dindar, saygılı yaşayacağız. Bizim işlerimize daha fazla elinizi ve dilinizi karıştırmayın. Aramıza sızdırdığınız, Türk görünerek yaşayan gizli Ermenileri, gizli Rumları, gizli Yahudileri daha fazla kaşımayın. Biz bir kükrersek onları pençelerimizle ve dişlerimizle parçalayarak durmayız, onları oynatan sizlere de aynını yaparız.

Biz buralara sonradan gelmedik. Hiç bir ırkın ve dinin mensubunu da asimile etmedik. Kimliğini ve dinini gizleyerek yaşamaya mecbur etmedik. Bunu da sizler yaptınız. Kendi vatanımızda, asıl ata diyarımızda, bu gün Türkiye/Anadolu denilen bu topraklarda bizi biz olmaktan çıkartmak için iki asırdır denemediğiniz şeytanlık kalmadı. Yalanlarınız, iftiralarınız, zulümleriniz ve sinsi planlarınız buraya kadardı.

Biz “Ya devlet başa ya kuzgun leşe” demişiz. Devleti/vatanı müdafaa etmeyi canımızdan öte bilmişiz. Her kim ne karar alacaksa, bunu bilip böyle alsın.

Mehmet Fahri Sertkaya

Ergenekon

Bu dünyanın insanlığına Ergenekon destanının gerçek halini anlatacaktım. Dünyamızın gerçek tarihini herkes çok daha iyi anlayacaktı. Birden dünya üzerinde bir metafizik fırtına koptu. Çok büyük çatışmalar çıktı, saldırılar yapıldı, ben bu hususu en gerçek haliyle yazıp anlatmayayım diye… İblis adeta seferberlik ilan etti. O günden bu güne gelene kadar cinler aleminde yer yerinden oynadı. Harpler bitmek bilmedi. Çok ama çok büyük kayıplar yaşadılar. Dünyalı ve uzaylı insan medyumlar da ellerinden gelen mücadeleyi verdiler. Şimdi nerede ise hepsi yok oldular. Bu harplerde, müslüman cin kardeşlerimiz de bizlere çok büyük destekler verdiler. Canları pahasına cihad ettiler. Şehitler verdiler.

Ben bir şeyi anlatacaksam, anlatırım. Yapacaksam, yaparım. Bunu, bu dünyada hatta bu gökadada engelleyebilecek bir güç unsuru yok.

Bu gerçek, bütün taraflarca bir kez daha görüldü.

Mehmet Fahri Sertkaya

İnsan içine çıkamayacaklar ve ölenleri de lanetle anılacaklar

NASA’dakiler, insan içine çıkamayacaklar hatta ölenleri arkalarından lanetle anılacaklar.

Siz, “Hubble Uzay Teleskopu ile asla Merkür gözlenmeyecek” talimatının neden verildiğini biliyor musunuz?

Atmosferi olmayan ve olağanüstü sıcaklık olan Merkür’den yayılan ışınlar Hubble Uzay Teleskobunun merceklerine, sistemlerine zarar verirmiş.

Koca bir yalan bu… Merkür’ün atmosferi var. Yeterli seviyede ve yeterli özelliklerde bir atmosferi var. Güneşe o kadar yakın olmasını sorun olmaktan çıkartan özelliklerde bir atmosfer bu… Merkür’ün yeryüzünde hayat, yerleşme alanları, şehirler, binalar, denizler, okyanuslar var.

Ayrıca yerin altında oluşturulmuş kocaman şehirleri de var. Hep anlattığım gibi öyle yer altı şehirlerinde/üslerinde suni güneş ışınları, suni ısıtma, suni aydınlatma, suni nemlendirme, suni rüzgar da var. Hatta o şehirlerde suni göller, büyük su kaynakları da var ve ziraat da yapılıyor.

Bizim dünyamızda yer altındaki dev uzaylı üslerinde ya da şehirlerinde de benzer haller olduğunu hep anlattım ve son zamanlarda bunlar bazı filmlere senaryo oldu.

Oralarda yaşayanlar kendilerini yeryüzünde yaşar zan ediyorlar. Merkür’de yerin altındaki şehirlerde yaşamak üstünden yaşamaktan daha konforlu.

Yeryüzündeki tesisler çoğunlukla iş/çalışma maksadıyla bina edilmiş yerler. Merkür insanları yerin altındaki şehirlerde yaşıyorlar ve çalışmak için yeryüzüne çıkıyorlar.

Yeryüzünde hava kirliği hakim, iklim kurak, ağaçlar çok az, bitki örtüsü çoğunlukla çalılık tarzında ve sarı rengin tonlarında… Merkür tam bir sürgün yeri ve Merkür’ün tarihi çok sarsıcı.

Ayrıca Merkür’ün içinde kocaman bir çekirdek tabakası bulunduğu iddiası da doğru değil. Evet, çekirdeği dünyamızın sistemine nispeten büyük ama abartıldığı kadar da büyük değil. Bu yalanı da yayarak, zihinlerde Merkür’ün bu nedenle de hayat olmayan bir gezegen olarak kabul görmesini sağlıyorlar.

Merkür’de yeryüzünde fazlaca hayvan çeşitliliği yok. Çoğunlukla sürüngen canlılar var. Yer altı şehirlerinde ise kediler, köpekler, atlar ve çok fazla hayvan çeşidi var. Balık bile yetiştiriyorlar. Hayvan çeşitlerinin çoğunu dünyamızdan çaldılar. Orada dünyamızdaki Alabalıklardan bulmak bile mümkün.

Merkürlüler geçmişte bizdeki Nuh tufanı benzeri bir felaket yaşadılar ve yok oldular. Bir süre sonra yeniden orada hayat başladı.

Merkür insanları dinsiz, ahlaksız, acımasız ve sefil bir hale gelince Pompei halkı gibi, Nuh kavmi gibi feci şekilde yok edildiler. Allah, bu helak oluşa Yeşiller ve Grileri (Ye’cüc ve Me’cüc) vesile etti. Merkür’deki azgın Merkürlüleri yok eden Ye’cüc ve Me’cüc Merkür’e yerleşti.

Oğuz Kağan olarak da bildiğimiz Hazret-i Zülkarneyn Merkür’e yerleşen ve çok yüksek teknolojisi olan Ye’cüc ve Me’cüc’ü daha yüksek bir teknoloji ile vurdu, ezdi geçti. Bu sırada çıkan çatışmalarda Merkür gezegeni de çok büyük darbeler aldı.

Daha sonra hazret-i Süleyman devrinde, dünyamızda ve etrafımızda sıkıntı çıkartan melez bir tür Merkür’e sürgüne gönderildi. Şimdiki Merkürlüler, bu şekilde sürgüne giden bir tür.

Baş belası olan bu melez insan türüne Hazret-i Süleyman meydan vermedi. Onları Merkür’e gönderirken de “Buradan istediğinizi de alıp götürün. Oraya yerleşin, buraya sıkıntı çıkartmayın.” dedi.

Hep söylediğim gibi… Hz. Süleyman zamanında dünyamızdaki bilim ve teknoloji, mümkün olabilecek en üst seviyeye ulaşmıştı ve bu, başka bir dünyadan nakille de olmamıştı. O zaman bu baş belası melez tür, yanlarına ihtiyaç duyacakları her şeyleri alıp gitti. Orayı tekrardan imar etmeye başladılar.

UFO’ları ile gidebildikleri kadar çok gezegene giderek hepsinden bir şeyler çaldılar ve Merkür’e getirdiler. Hala da neye ihtiyaçları varsa çeşitli gezegenlerden çalıyorlar.

Çok ileri bilim ve teknoloji sebebiyle dünyamız da kendini imha eden dünyalar arasında olmasın endişesiyle, Hz. Süleyman devrinde devlet gücüyle bilim ve teknoloji yok edildi ama Merkürlülerde öyle olmadı. Şu anda onlarda hala çok yüksek bilim ve teknoloji var. Obruklarımızı, maden sularımızı ve içilebilir sularımızı da çalmaya devam ediyorlar.

Başka gezegenlerin insanlarına hiç acımayan ve çok vahşice davranan, insanlıktan ve İslam’dan nasibi olmayan Merkürlüler, birbirlerine karşı da son derece acımasızlar. Orada da zengin ve güçlü ama sayıca az bir kitle, kalanlarına tahakküm ediyor..

Tekrar gelelim Hubble Uzay Teleskobuna…

“1990’da yörüngeye yerleştirildikten sonra bilimadamları ana aynanın teleskobun çalışmalarını kısıtlayacak şekilde yanlış yerleştirildiğini tespit etti. 1993 yılında bir uzay mekiği yolculuğunda bu sorun giderildi. ” denir ama inanmayın. Hubble yörüngesine oturduğu gibi mükemmel şekilde çalıştı. Her yerden çok net görüntüler çekti ve NASA’dakiler şok üstüne şoklar yaşadılar.

Güneş sistemimizde bile her yer yerde hayat olduğunu, farklı farklı insan türleri olduğunu, bunların çoğunun bizden ileri bilim ve teknoloji seviyesinde yaşadıklarını gördüler.

Özünde insan düşmanı, özünde Satanist olan ve en tepede İblis tarafından yönetilen Ankebut Ağı, kontrolündeki NASA’nın (ki logoları bile Satanist manalar taşır), elde ettiği bilgileri ve görüntüleri dünya insanlığına duyurmasına izin vermedi. Onlar da üç sene boyunca bu numarayı oynadılar. Hala da numaralarını oynuyorlar ve dünya insanlığını ayakta uyutuyorlar.

Bir yandan da çeşitli gezegenleri çok net olarak görüntüleyince, oralardaki inşaat tekniklerini, yüksek teknolojili araçları hayranlıkla gördüler. Onların üzerine beyin fırtınaları yaparak dünyamızda teknikler, teknolojiler geliştirdiler.

Sadece bu Merkür meselesinde bile yazılacak, anlatılacak derya kadar mevzu var. Zamanı geldikçe anlatacağım. Çok hızlı gidiyoruz ve bu kadarı bile çok kişilere ağır geliyor ve bu kadarı bile dünyanın denge çubuklarını yerinden oynatacakmış gibi zorluyor.

Akademi Dergisi | Mehmet Fahri Sertkaya

..

Toplanın, size Jüpiter gerçeklerini de anlatayım!

Toplanın, size Jüpiter gerçeklerini de anlatayım. Jüpiter bir gaz devi değil…

NASA’nın ve benzeri uzay kuruluşlarının Jüpiter’e dair anlattıklarını bildiğinizi düşünerek hemen mevzuya giriyorum.

Jüpiter diye bize gösterilen şu resimlerde görülen şey, Jüpiter’i saldırılardan korumak maksadı ile yapılmış bir koruma kalkanının en dış tabakasından başka bir şey değil.

Koruma kalkanı üç farklı tabakadan oluşuyor ve tabakaların arasında normal uzay boşlukları var. Gördüğümüz şu en dış tabakada enerji yüklü ve aynı zamanda tozlar ile gazlar da var. Üç tabakanın birbirinden farklı özellikleri/yapısı var. Jüpiter gezegeni ise bu koruma kalkanından çok çok küçük ve içeride, merkezde kalıyor.

Bu sistem, dünyamızın tabakalarına benzetilebilir. Dünyanın en dış katmanı/kabuğu ile en merkezindeki iç çekirdeği nasıl duruyorsa, şu koruma kalkanı içindeki Jüpiter de onun misali küçücük duruyor. Bu haliyle bile Jüpiter gezegeni dünyamızdan çok büyük bir gezegen.

Jüpiter’in koruma kalkanının en zayıf kısımları kutup kısımlarında bulunuyor ve daha önce bu kısımlardan içeri sızabilerek Jüpiter’e saldıranlar oldu.

Jüpiter’in bitki örtüsü bizdeki gibi yeşil renkte değil, soluk sarı renkte… Buna rağmen Jüpiter’de pek çok bitki türü sarının tonlarının haricinde açık kahverengi tonlarında…


Suları bizdeki gibi şeffaf/renksiz değil. Bir bardağa konulduğunda kirli/soluk beyaz renginde görünüyor. Bizde suya çok klor verildiğinde bardakta aldığı renk gibi… Suyunun bu şekilde olması atmosferiyle de alakalı. Jüpiter’in denizlerindeki ve okyanuslarındaki sular da mavi bir görünmüyor, daha grimsi bir görünüşü var. Bu da hem suyunun yapısından/kimyasından hem atmosferinden hem de koruma kalkanlarının güneş ışığını bir miktar kırmasından kaynaklanıyor. Ayrıca Jüpiter’de medcezir/gelgit de yok ve okyanusları, bizimkilerle kıyas edilemeyecek kadar çok ama çok derin.

Jüpiter’de gökyüzü de aynı şekilde, mavi tonları yerine açık gri tonlarında görünüyor. Dağlar, tepeler, ovalar ve çöller de var… Yağmur ve kar da yağıyor ve fırtınalar da yaşanıyor.


İnsanları çok vahşiler

Boyları da bizden çok uzun. Ortalama boyları bizim ortalama boyumuzun iki buçuk katı (4 metre) kadar. Aslında uzun boylarına rağmen nispeten cılız bedenleri olsa da elleri, ayakları kafaları ise kendi vücutlarına orantısız şekilde çok büyük. Ellerinde ayaklarında beşer parmakları varsa da şekilleri bizimkilerden biraz farklı.

Tenleri kirli beyaz renkte… Tüysüz kalmış kedilerin tenlerine benzeyen tenleri pullu/dokulu değil. Beyaz tenlerinde yer yer açık gri renk dalgalanmaları var. Dünyamızdaki bazı mermer türlerini andırıyorlar.

Saçları yok, çok zor seçilecek zayıflıkta kaşları var, sakal bıyık hepsinde yok, nadir ırklarda var. Genel itibariyle vücutlarında hiç tüy yok. Kulak kepçeleri yok ama kulak delikleri var. Gözleri hep siyah, başka renkte göz bebekleri yok. Elleri ve ayakları gibi kafaları ve yüzleri de çok büyük. Yüz hatları vahşice duruyor. Kaba duruyor. Yeşillerin kaba yüz hatlarını andırıyor.

Koskoca gezegende sadece birkaç milyar kişi var. Aralarında yok denecek kadar az sayıda Müslüman var ve şu sıralar onlar da İslam dinini doğru şekilde bilmiyorlar, yaşamıyorlar ve bir cahiliye devri hakim…

Bizim dünyamızın yılı ile bakarsak, ortalama yedi yüz yıl yaşıyorlar. Zaten bizim dünyamızda da ilk zamanlar ortalama yedi yüz yıl yaşanırdı. Sonra bilim ve teknoloji çağına ulaşılınca hayvanların da insanların da genetikleriyle oynandı ve ömürler binlerce seneye çıktı. Bu kısımları daha önce anlatmıştım. Dünyamız, ulaştığı çılgınca bilim ve teknoloji ile kendi kendini imha eden dünyalardan biri olmasın diye Süleyman (a.s.) zamanında bilim ve teknoloji kasıtlı olarak yok edilmişti. Yok edilmeden önce, genetiğe yine müdahale edildi ve ömürler şimdi olduğu ayarına çekildi.


Jüpiterliler, tarihin her devrinde hep saldırgandılar. Bir zamanlar onların da teknolojileri çok yüksekti ve başka gezegenlere giderek saldırdılar, sürekli katliamlar yaptılar. Jüpiter’i koruyan enerji kalkanını da kendi teknolojileri ile kendilerini karşı saldırılardan korumak maksadıyla yaptılar.

Bu kalkandan kendileri geçebiliyorlardı. Çok can yaktılar ve bir süre sonra uzaydaki insan türleri arasından Müslüman olan bir tür, yüksek teknolojilerini kullanarak Jüpiterlilerin kalkanlarını kolayca aştı, Jüpiter’e girdi ve Jüpiterlilerin adeta üzerlerinden geçti. Soyları kırılacak gibi oldu, o kadar az sayıda kaldılar. Bu sırada beyin takımı olan kişileri de kaybettiler. Bilim ve teknolojide bir anda geri kaldılar ve kendi yaptıkları kalkanın da dışına çıkamaz oldular.


Aslında vahşi Jüpiterliler bu hali tarihleri boyunca birkaç kez yaşadılar. Tarihlerinde vahşi Jüpiterlilere bunu bir kere de bizim dünyamızdan biri yaptı. Tarihte Oğuz Kağan olarak da adlandırılan ve bir Türk olup bütün dünyaya hakim tek bir devletin hükümdarı olan Hazret-i Zülkarneyn de insanlıktan çıkmış Jüpiterlileri ezip geçmiş ve üstüne bir de onlara lanet etmişti. (Günümüzden çok yaklaşık 7 bin 5 yüz sene önce)

Doğrulanmamış olsa da Ye’cüc ve Me’cüc diye de bildiğimiz şu Yeşiller ve Grilerin kanlarına/genlerine de Jüpiterlilerin genlerinin karıştığı iddiası/inanışı var. Zamanında Jüpiterliler çok sayıda gezegene gidince oralarda cinsi münasebet kurarak melez türlerin oluşmasına da sebep olmuşlar. Zaten dünyamızda vahşilikleri ile meşhur Çinlilerin de uzaylı/dünyalı melezi bir tür olduklarını ve genlerine Yeşiller ile Grilerin genlerinin karıştığını yıllardır iddia ediyorum.

Jüpiterliler, bedenleri örtünme ihtiyacı duyduğu halde giyinmiyorlar, örtünmüyorlar. Ahlaksızlar, dinsizler… Aralarından sadece çok az sayıdaki Müslüman olanları giyiniyor. Bizim dünyamızda balta girmemiş ormanlarda hayvanlar gibi yaşayan kabilelere benziyorlar.

Jüpiterliler kendilerini uzayın her bir yanındaki sayısız farklı insan türlerinin ilahları, onları var edenler olarak tanımlıyorlar. O derece sapıtmış ve yoldan çıkmışlar. Diğer insan türlerinin hepsinin kendi kanlarını/genlerini taşıdığına ve onlara hayat verdiklerine inanıyorlar. Şu zamanda uzaydaki hiçbir insan türüyle irtibatları, alış verişleri yok. Teknolojide yine de bizden yaklaşık olarak birkaç asır ileridelermiş gibi duruyorlar.

Akademi Dergisi | Mehmet Fahri Sertkaya

..

Oğuz Kağan…

“Türklerin atası” denilen…

“Oğuz Kağan” ya da “Oğuz Han” diye bilinen…

Oğuz Kağan Destanında “Hayatı, daha doğumundan başlayarak olağanüstü olaylarla doludur” denilen kişi aslında bütün dünyaya hakim tek bir devletin hükümdarı olup iki bin sene yaşayan ve Türk olan Hazret-i Zülkarneyn miydi?

Oğuz Kağan’ın kafasına gücü temsil eden boynuz taktığı rivayet edilmiş. Pekiyi, Zülkarneyn kelimesinin “Çift boynuzlu” manasına da geldiği iddiası doğru mu? Hatta bu, maddi/zahiri ve manevi tasarrufunun/gücünün akıl almaz seviyede yüksek olduğu manasına mı geliyordu?

Hazret-i Zülkarneyn, kendi devrinde Ye’cüc ve Me’cüc (Yeşiller ve Griler) denilen iki uzaylı gayr-i müslim insan türü ile çok mücadele etti. Sonra onlara, kendi güneş sistemlerinde bir de set çekti. Griler ve Yeşiller o devirde dünyamıza geldiklerinde dünya insanları ile cinsi münasebet de kurdular mı? Uzaylı genlerine sahip olan Çinliler, dünyamızdaki Gri uzaylılarla, biz dünya insanlarının melezi olarak mı var oldular? Çinlilerin soyu bu şekilde mi başladı?

Özellikle Grilerin Türk düşmanlığının ve şu devirde de Çin’de çok faal olmalarının, Çin devlet sistemine kalabalık olarak sızmış olmalarının ve Çin’de çok sayıda yeraltı üsleri bulunmasının arkasında böyle bir gerçek mi var? Çinlileri kendilerinden bir parça mı görüyorlar?

Tarihçi Rüstem Paşa, Oğuz Kağan diye bildiğimiz kişinin Hz. Zülkarneyn olduğunu, neye dayanarak ve neler bilerek iddia etti? Pekiyi, tarih tekerrürden ibaretse ve Yeşiller ile Grilerin dünyamıza bir kez daha gelerek işgal etmek isteyecekleri hadislerde haber verilmişse, bu devirde de bir Zülkarneyn olacak mı? Türklerin yeniden sahneye çıkacağı devir o ikinci Oğuz Kağan’la mı başlayacak?

Bu hususlarda daha ciddiyetle ve derin araştırmalar yapılsa, dünya/insanlık tarihine dair cevapsız kalmış çok sayıda sorunun cevapları bulunabilir mi?

#BeyinFırtınası

Mehmet Fahri Sertkaya

Gizli üs ve Taberiye Gölü

İsrail’in işgali altındaki Golan Tepelerinin altında İsrail’in gizli yeraltı üssü var. Bu üsde kimyasal, biyolojik ve nükleer silahlar üzerine çalışmalar yaptılar/yapıyorlar. Netanyahu dahil İsrail yöneticilerinin haberdar olmadığı bir gerçek var ki Griler bu üsse de çoktan sızdılar. Üsdeki yüksek rütbelilerin birkaçı, dış beden giymiş gri uzaylı. Yani Griler, İsrail ordusundan yüksek rütbeli bazı subayların da yerine geçtiler.

Suriye toprağı olan Golan Tepeleri ile İsrail sınırı arasında bulunan Taberiye gölüne dair hadisler var. Ye’cüc ve Me’cüc isimli iki uzaylı ve gayr-i müslim insan türü dünyamıza gelip saldırınca Taberiye gölünü kurutacaklar.

Bir hadis-i şerifin alakalı kısmı şu şekilde:

“Bunlar (Ye’cüc ve Me’cüc) Adem evladıdır (Semada dolaşabilen cinlerden ya da meleklerden değillerdir. Onlar da bizler gibi insandır. Ama başka gezegenlerin başka Ademlerinin evlatlarıdır). Ve dünyanın harab olmasına çalışırlar (Bizim dünyamıza ve dünya insanlarına düşmandırlar). Geldiklerinde Fırat ve Dicle’den içerler. Taberiye gölünü kuruturlar (Ya kendileri ya geldikleri vasıtaları ya da hem kendileri hem de vasıtaları çok fazla suya muhtaçtır ya da o gölü kurutmalarının dünyayı işgal etmeleri sırasında kendilerine büyük faydası vardır). Beyt-i Makdise (Mescid-i Aksa) vardıklarında ise şöyle derler:

“Dünya halkını tamamen öldürdük. Şimdi de göktekilerini öldürelim.”

Ve oklarını göğe doğru atarlar da, o oklar kana bulaşmış olarak geri dönerler. Bunun üzerine: “Semadakileri de öldürdük” derler.”

Günümüzde Reptilian denilen yeşil derili uzaylı insan türü ile şu mevzu ettiğimiz Griler denilen uzaylı insan türü, çok tartışılan o Ye’cüc ile Me’cücler… 7-8 bin yıl önce Hz. Zülkarneyn devrinde de buradaydılar, şu anda da burada, dünyamızdalar ama dünya istilası yapmalarına maniler var. Önlerindeki en büyük manilerden biri ise Müslüman Merihliler yani Marslılar.

Akademi Dergisi | Mehmet Fahri Sertkaya

..

Ye’cüc ve Me’cüc’ün asıl düşmanlığı dünyamıza değil, İslam dinine…

Hazret-i Zülkarneyn zamanında yani günümüzden yaklaşık 7-8 bin sene önce Ye’cüc ve Me’cüc (Yeşiller ve Griler) ile yapılan harp, yeryüzünde yaşanmadı. Uzayda, dünyamızın çevresinde yaşandı.

“Uzayda her yere yayılmış olan İslam dininin merkezi işte bu gezegen. Bu gezegeni yok etmeliyiz” diyerek geldiler. İki farklı insan türü olan Ye’cüc ve Me’cüc bu niyetle ittifak etti. Lakin yanlarında, mevcutları az da olsa yine gayr-i müslim olan başka insan türleri de vardı. O zaman bizim dünyamıza bile yüzlerce farklı insan türü gelir giderdi.

“Uzaylılar” dediğimiz başka gezegenlerin insan türleri o zaman gizlenmezlerdi, yasak yoktu. Çünkü Hazret-i Zülkarneyn dünyaya hakim olmuş tek bir devletin başında idi ve dünyaya Müslümanlar hakimdi. Diğer insan türlerinin gelmesi ve dünya işlerine karışması Müslümanların imtihanını bozmuyordu ve bu nedenle sorun görülmüyordu. Ahir zamanda Hazret-i Mehdi de dünyaya hakim bir devlet kuracak ve o zaman da diğer insan türlerinin gizlenmeden gelmesine izin verilecek. Ye’cüc ve Me’cüc de ahir zamanda etraflarındaki seddi yıkacak ve dünyamıza gelip bir daha saldıracak.

Ye’cüc ile Me’cüc, Hazret-i Zülkarneyn zamanında bize saldırdığında mağlup oldu ama harp devam ederken uzay araçları ile dünyamıza girmeyi başaranları da oldu. Bunlara da hemen müdahale edildi ve esir alındılar.

Harbin hemen sonrasında Ye’cüc ve Me’cüc’ün kendi güneş sistemlerinin etrafına hazret-i Zülkarneyn bir set çekti ama esirler bizim dünyamızda kaldı. O set çekildiği anda kendi güneş sistemlerinden çıkmış ve başka güneş sistemlerindeki gezegenlere gitmiş olanlar ve uzayın çeşitli yerlerinde uzay araçları içinde yolculuk halinde olanlar bu seddin dışında kaldılar.

Bunlar da bir daha kendi güneş sistmelerine giremeyeceklerdi, giremediler. Dünyamızda esir kalmış olanlara iyi muamele edildi. İslam ahlakı sergilendi, Müslüman olmaları teklif edildi ve oldular. Kendilerine dünyamızda bir yer gösterildi ve orada yaşamaları istendi, öyle yaptılar. Kendi kabuklarına çekilmiş halde yaşadılar.

Hazret-i Zülkarneyn’den sonra Hazret-i Süleyman devrinde bilim ve teknoloji dünyamızdan kaldırılmak istenince, bu yönde bir devlet politikası uygulanınca bundan rahatsız oldular. Kabullenmek istemediler. Belli ki hep bir gün kendi gezegenlerine dönme ümitleri vardı. Bu aşamada zorlandılar ve niyetlerini bozdular. “Dünyanın ve bütün insanlığın felaketi olacak ve insanlık kendi gezegenini imha edecek.” endişesiyle, mümkün olabilecek en ileri seviyeye gelmiş bilim ve teknoloji kasten geriletilirken onlar yeraltında gizli üsler kurup orada çalışmalar yapmaya başladılar.

Bilim ve teknoloji seviyelerini korumak hatta hz. Zülkarneyn’in seviyesine ulaştırmak, bu yolla seddi aşacak seviyeye gelmek zorunda olduklarına karar verdiler. Sonraki zamanlarda ise tamamen yeraltında yaşamayı tercih ettiler ve o günden beridir gezegenimizdeki yeraltı üslerinde yaşıyorlar.

Bermuda Şeytan Üçgeni denilen alanın altındaki üs, yaşadıkları yeraltı üslerinden sadece biri…

Akademi Dergisi | Mehmet Fahri Sertkaya

..

Uzaylılar setleri yıkmak için yardım mı istediler?

İşte bu gibi kısımların anlaşılabilmesi için gerçek dünya tarihini, hususiyle son 10 bin seneyi bir bütün olarak anlatmam lazım. Hz. Zülkarneyn devrini ve neler yaptığını anlatmam lazım. Daha pek çok soruya cevap bulunması için bu anlatacaklarımın bilinmesi lazım.

Soruna birkaç cümle ile şu cevap verilebilir:

Hz. Zülkarneyn devrinde uzayda en yüksek teknolojiye sahip gezegen bizdik. Başka bir yerden bilim ve teknoloji transferi de yapmamıştık. Hz. Zülkarneyn devrine gelene kadar dünyamızda on binlerce sene bilim ve teknoloji çağı yaşandı ve o devre gelindiğinde bilim ve teknolojide ulaşılabilecek en zirve noktaya ulaşılmıştı. Biz gidip Ye’cüc ve Me’cüc’ü kendi güneş sistemlerinde set çekerek mahsur bıraktık ama onlar hala o seddi bozacak kadar ileri teknolojiye ulaşamadılar.

Hz. Zülkarneyn’den sonra Hz. Süleyman devri yaşandı ve o devirde bizden bilim-teknoloji kaldırıldı yoksa biz de kendini imha eden gezegenlerden biri olacaktık. Bunu Hz. Zülkarneyn’den sonra gelen Hz. Süleyman yaptı. Kendi devrinde hem peygamber hem hükumdardı. Dünyaya hakim bir tek devlet vardı, onun başındaydı. Devlet politikası ile bilerek ve isteyerek teknolojide geri gidilmesini sağladı. Bazı kritik öneme sahip madenlerin kullanımını önledi. Bazı bilim sahalarında tahsili önledi. Çeşitli kararlar aldı ve neticesi olarak hızla bilim-teknoloji ürünlerinin ürertimi durdu, geri gidildi. Bunu yaparken yanında Kur’an- Kerim’de kendisinden bahsedilen veziri Asaf vardı ki Merih insanlarındandı. O kıymetli zat bu devlet politikalarını uyguladı.

Bu uzaylıların inancına göre vezir Asaf bilim ve teknolojiyi geriletirken zirve noktasına gelinmiş halin sırlarını, ilimlerini yazdırdı, not ettirdi ve sakladı. Yine bunların inancına göre bu sırları ya dünyamızda bir yere gömdürdü ya da Merih’te bir yere… Bu yeşiller ve griler o notları bulabilirlerse o seddi durdurabilecek kadar bilim ve teknoloji seviyesine hemen ulaşacaklar. Konsey’den istedikleri ise o notları bulmak hususunda kendilerine yardımcı olmaları.

Yalnız, gece paylaşımlar yaptıktan sonra dinlemelerden anladığımız bazı detaylar var. Bu Yeşiller, Şeytan’ın Konseyi’ne dürüst davranmamışlar. “O notları bulabilirsek kendi güneş sistemimize gidebilecek bilgileri elde edeceğiz” tarzında konuşup “Kendi güneş sistemimizin etrafında ileri teknoloji ile yapılmış bir set var, onu durdurabilecek/bozabilecek bir tekniği hemen öğrenmiş olacağız” dememişler.

Mehmet Fahri Sertkaya

Uzayda dolaşan cisimler…

Dünyamızın devletlerine ait olan birkaç uzay ajansının yetkilileri, uzayda dolaşan acayip cisimleri görüntülediler. Ne olduklarını anlamaya çalışırken bir de gördüler ki o cisimler, parçalanmış uzay araçlarından arta kalan kısımlar…

Uzaylılara ait olduğunu bildikleri bu şeylerin, yakın tarihte yaşanmış kazalarda ya da savaşlarda parçalanmış uzay araçlarının kısımları olduğunu değerlendirdiler. Lakin yanıldılar. O parçalar yaklaşık 8 bin yıldır güneş sistemimizde kontrolsüzce dolaşıyorlar. Ye’cüc ve Me’cüc ile yani Yeşillerle ve Grilerle yaptığımız harpten arta kaldı onlar. Hz. Zülkarneyn’in ordusu, onları ağır bir mağlubiyete uğrattı. Yüzlerce araçla gelip saldırmışlardı ve mevcut uzay araçlarının yaklaşık yarısı imha edildi. Bunların uzaya dağılan parçalarının çoğu toplandı ama az bir kısmı dağıldı ve kontrolsüzce uzayda dolaşıyorlar.

Hz. Zülkarneyn daha sonra, bu kadar saldırgan, kan dökücü ve gayr-i Müslim olan Ye’cüc ile Me’cüc’ün güneş sistemlerine gitti ve onların güneş sistemlerinin etrafına bir set çekti. Bu set, gözün görebildiği bir set değildi. Bir enerji kalkanı gibi bir şeydi. O günden bu güne hala Ye’cüc ve Me’cüc o seddi aşamadı. Lakin onlardan olan bir kısmı uzayda başka yerlerde/gezegenlerde idi ve bazısı uzay boşluğunda uzay gemilerinde idi. Bazıları ise dünyamıza sızmayı başarmıştı. İşte dünyamızdaki Yeşiller ve Griler bunlar. Yoksa asıl tehlike olan Yeşiller ve Griler hala güneş sistemlerinin dışına çıkamıyorlar.

7-8 bin yıldır dünyamızda yeraltında yaşayan Yeşiller, Şeytan’ın Konseyi’nden, kendi güneş sistemlerinin etrafındaki seddi yıkabilmek için yardım istediler ama çok detaylar, incelikler var. Bir boşlukta uzun uzun inşaallah anlatacağım.

Mehmet Fahri Sertkaya

Tezat bilgiler veriyor gibiyim ama kimse sormuyor

Önce, dünyamızda çok sayıda uzaylı türü olduğunu yazdım ama yeşil derili ve gri derili uzaylı insanların üzerinde durdum. Bunların dünyanın idaresini ele geçirmek çabası içinde olduklarını, yeraltı üsleri olduğunu, bilim ve teknolojide bizden 10-15 bin sene ileride olduklarını, çok sayıda siyasi liderin yerine geçtiklerini yazdım.

Buna rağmen “Bir uzaylı tehlikesi görmüyoruz. Asıl tehlike Ye’cüc ve Me’cüc” diye yazdım.

Sonra o yeşil ve gri derili uzaylı insan türlerinin Ye’cüc ve Me’cüc olduklarını yazdım.

Konuları dikkatle takip eden ve sorgulayan herkesin kafasında soru işaretleri oluşmuştur. Aslında hiç tezat yok. Yanlış bilgi de yok. Bu hususlarda şu ana kadar verdiğim bilgiler, çok küçücük bilgi kırıntıları… Bundan 7-8 bin sene önce Hz. Zülkarneyn zamanında Ye’cüc ve Me’cüc ile yapılan harbin detaylarına ve daha sonra dünyamızda ve başka dünyalarda neler yaşandığına dair anlatımlar yapacağım. İlk fırsatta bunu yaptığımda, şu zamanda dünyamızda neler döndüğünü ve yazdıklarımda tezat olmadığını daha iyi kavramış olacaksınız.

Mehmet Fahri Sertkaya