Kategori arşivi: UZAY

Neptünlüler

Size indigo mavisi denilen renk gibi deri renkleri olan ve acayip değişik kafaları olan Neptün insanlarını ve Neptün gezegenini anlatayım mı?

Son zamanlarda gezegenlere dair gerçekleri anlatmamdan ve gizlice/sinsice kurdukları düzeni bozmamdan çok rahatsız olmuşlar. Çıldırmışçasına saldırıp adam harcıyorlar. Aynı anda milyarlarca medyum görevlendiriyorlar.

Neptünlüler şu çizimdeki görünüşe çok yakınlar…

  • Boyları ortalama 120 cm.
  • Boyunları ince ve uzun
  • Kafaları bedenlerine kıyasla orantısızca iri
  • Gözleri resimdeki gibi çok iri ve göz kapakları açılı şekilde kapanıyor.
  • Burun kemikleri yok ve burunları iki delik gibi
  • Ağızları küçük ve dar
  • Çeneleri gayet ince
  • Yüzleri üçgen bir görünüşe sahip
  • Kafalarının üstü ve arka kısmı iri ve şekilsiz duruyor
  • Kulak kepçeleri var ve değişik şekilli
  • Omuzları keskin hatlara sahip ve ince
  • Kolları çelimsiz duruyor
  • Ellerinde ve ayaklarında dörder parmakları var
  • Vücutlarında dikkatle bakılmadığında görülemeyecek kadar ince tüyler var. Saç, kaş, bıyık yok. Yaşlandıkça köse sakal gibi sakalları çıkabiliyor.
  • Giyinmiyorlar, çıplak yaşıyorlar. Seçkin, makam sahibi olanları pelerin gibi bir şey giyseler de onların da önleri açık oluyor.
  • İndigo mavisi cilt renginde olanları varsa da çok daha koyu renkte olanları da var.

Mehmet Fahri Sertkaya|Akademi Dergisi

İnsan içine çıkamayacaklar ve ölenleri de lanetle anılacaklar

NASA’dakiler, insan içine çıkamayacaklar hatta ölenleri arkalarından lanetle anılacaklar.

Siz, “Hubble Uzay Teleskopu ile asla Merkür gözlenmeyecek” talimatının neden verildiğini biliyor musunuz?

Atmosferi olmayan ve olağanüstü sıcaklık olan Merkür’den yayılan ışınlar Hubble Uzay Teleskobunun merceklerine, sistemlerine zarar verirmiş.

Koca bir yalan bu… Merkür’ün atmosferi var. Yeterli seviyede ve yeterli özelliklerde bir atmosferi var. Güneşe o kadar yakın olmasını sorun olmaktan çıkartan özelliklerde bir atmosfer bu… Merkür’ün yeryüzünde hayat, yerleşme alanları, şehirler, binalar, denizler, okyanuslar var.

Ayrıca yerin altında oluşturulmuş kocaman şehirleri de var. Hep anlattığım gibi öyle yer altı şehirlerinde/üslerinde suni güneş ışınları, suni ısıtma, suni aydınlatma, suni nemlendirme, suni rüzgar da var. Hatta o şehirlerde suni göller, büyük su kaynakları da var ve ziraat da yapılıyor.

Bizim dünyamızda yer altındaki dev uzaylı üslerinde ya da şehirlerinde de benzer haller olduğunu hep anlattım ve son zamanlarda bunlar bazı filmlere senaryo oldu.

Oralarda yaşayanlar kendilerini yeryüzünde yaşar zan ediyorlar. Merkür’de yerin altındaki şehirlerde yaşamak üstünden yaşamaktan daha konforlu.

Yeryüzündeki tesisler çoğunlukla iş/çalışma maksadıyla bina edilmiş yerler. Merkür insanları yerin altındaki şehirlerde yaşıyorlar ve çalışmak için yeryüzüne çıkıyorlar.

Yeryüzünde hava kirliği hakim, iklim kurak, ağaçlar çok az, bitki örtüsü çoğunlukla çalılık tarzında ve sarı rengin tonlarında… Merkür tam bir sürgün yeri ve Merkür’ün tarihi çok sarsıcı.

Ayrıca Merkür’ün içinde kocaman bir çekirdek tabakası bulunduğu iddiası da doğru değil. Evet, çekirdeği dünyamızın sistemine nispeten büyük ama abartıldığı kadar da büyük değil. Bu yalanı da yayarak, zihinlerde Merkür’ün bu nedenle de hayat olmayan bir gezegen olarak kabul görmesini sağlıyorlar.

Merkür’de yeryüzünde fazlaca hayvan çeşitliliği yok. Çoğunlukla sürüngen canlılar var. Yer altı şehirlerinde ise kediler, köpekler, atlar ve çok fazla hayvan çeşidi var. Balık bile yetiştiriyorlar. Hayvan çeşitlerinin çoğunu dünyamızdan çaldılar. Orada dünyamızdaki Alabalıklardan bulmak bile mümkün.

Merkürlüler geçmişte bizdeki Nuh tufanı benzeri bir felaket yaşadılar ve yok oldular. Bir süre sonra yeniden orada hayat başladı.

Merkür insanları dinsiz, ahlaksız, acımasız ve sefil bir hale gelince Pompei halkı gibi, Nuh kavmi gibi feci şekilde yok edildiler. Allah, bu helak oluşa Yeşiller ve Grileri (Ye’cüc ve Me’cüc) vesile etti. Merkür’deki azgın Merkürlüleri yok eden Ye’cüc ve Me’cüc Merkür’e yerleşti.

Oğuz Kağan olarak da bildiğimiz Hazret-i Zülkarneyn Merkür’e yerleşen ve çok yüksek teknolojisi olan Ye’cüc ve Me’cüc’ü daha yüksek bir teknoloji ile vurdu, ezdi geçti. Bu sırada çıkan çatışmalarda Merkür gezegeni de çok büyük darbeler aldı.

Daha sonra hazret-i Süleyman devrinde, dünyamızda ve etrafımızda sıkıntı çıkartan melez bir tür Merkür’e sürgüne gönderildi. Şimdiki Merkürlüler, bu şekilde sürgüne giden bir tür.

Baş belası olan bu melez insan türüne Hazret-i Süleyman meydan vermedi. Onları Merkür’e gönderirken de “Buradan istediğinizi de alıp götürün. Oraya yerleşin, buraya sıkıntı çıkartmayın.” dedi.

Hep söylediğim gibi… Hz. Süleyman zamanında dünyamızdaki bilim ve teknoloji, mümkün olabilecek en üst seviyeye ulaşmıştı ve bu, başka bir dünyadan nakille de olmamıştı. O zaman bu baş belası melez tür, yanlarına ihtiyaç duyacakları her şeyleri alıp gitti. Orayı tekrardan imar etmeye başladılar.

UFO’ları ile gidebildikleri kadar çok gezegene giderek hepsinden bir şeyler çaldılar ve Merkür’e getirdiler. Hala da neye ihtiyaçları varsa çeşitli gezegenlerden çalıyorlar.

Çok ileri bilim ve teknoloji sebebiyle dünyamız da kendini imha eden dünyalar arasında olmasın endişesiyle, Hz. Süleyman devrinde devlet gücüyle bilim ve teknoloji yok edildi ama Merkürlülerde öyle olmadı. Şu anda onlarda hala çok yüksek bilim ve teknoloji var. Obruklarımızı, maden sularımızı ve içilebilir sularımızı da çalmaya devam ediyorlar.

Başka gezegenlerin insanlarına hiç acımayan ve çok vahşice davranan, insanlıktan ve İslam’dan nasibi olmayan Merkürlüler, birbirlerine karşı da son derece acımasızlar. Orada da zengin ve güçlü ama sayıca az bir kitle, kalanlarına tahakküm ediyor..

Tekrar gelelim Hubble Uzay Teleskobuna…

“1990’da yörüngeye yerleştirildikten sonra bilimadamları ana aynanın teleskobun çalışmalarını kısıtlayacak şekilde yanlış yerleştirildiğini tespit etti. 1993 yılında bir uzay mekiği yolculuğunda bu sorun giderildi. ” denir ama inanmayın. Hubble yörüngesine oturduğu gibi mükemmel şekilde çalıştı. Her yerden çok net görüntüler çekti ve NASA’dakiler şok üstüne şoklar yaşadılar.

Güneş sistemimizde bile her yer yerde hayat olduğunu, farklı farklı insan türleri olduğunu, bunların çoğunun bizden ileri bilim ve teknoloji seviyesinde yaşadıklarını gördüler.

Özünde insan düşmanı, özünde Satanist olan ve en tepede İblis tarafından yönetilen Ankebut Ağı, kontrolündeki NASA’nın (ki logoları bile Satanist manalar taşır), elde ettiği bilgileri ve görüntüleri dünya insanlığına duyurmasına izin vermedi. Onlar da üç sene boyunca bu numarayı oynadılar. Hala da numaralarını oynuyorlar ve dünya insanlığını ayakta uyutuyorlar.

Bir yandan da çeşitli gezegenleri çok net olarak görüntüleyince, oralardaki inşaat tekniklerini, yüksek teknolojili araçları hayranlıkla gördüler. Onların üzerine beyin fırtınaları yaparak dünyamızda teknikler, teknolojiler geliştirdiler.

Sadece bu Merkür meselesinde bile yazılacak, anlatılacak derya kadar mevzu var. Zamanı geldikçe anlatacağım. Çok hızlı gidiyoruz ve bu kadarı bile çok kişilere ağır geliyor ve bu kadarı bile dünyanın denge çubuklarını yerinden oynatacakmış gibi zorluyor.

Akademi Dergisi | Mehmet Fahri Sertkaya

..

Toplanın, size Jüpiter gerçeklerini de anlatayım!

Toplanın, size Jüpiter gerçeklerini de anlatayım. Jüpiter bir gaz devi değil…

NASA’nın ve benzeri uzay kuruluşlarının Jüpiter’e dair anlattıklarını bildiğinizi düşünerek hemen mevzuya giriyorum.

Jüpiter diye bize gösterilen şu resimlerde görülen şey, Jüpiter’i saldırılardan korumak maksadı ile yapılmış bir koruma kalkanının en dış tabakasından başka bir şey değil.

Koruma kalkanı üç farklı tabakadan oluşuyor ve tabakaların arasında normal uzay boşlukları var. Gördüğümüz şu en dış tabakada enerji yüklü ve aynı zamanda tozlar ile gazlar da var. Üç tabakanın birbirinden farklı özellikleri/yapısı var. Jüpiter gezegeni ise bu koruma kalkanından çok çok küçük ve içeride, merkezde kalıyor.

Bu sistem, dünyamızın tabakalarına benzetilebilir. Dünyanın en dış katmanı/kabuğu ile en merkezindeki iç çekirdeği nasıl duruyorsa, şu koruma kalkanı içindeki Jüpiter de onun misali küçücük duruyor. Bu haliyle bile Jüpiter gezegeni dünyamızdan çok büyük bir gezegen.

Jüpiter’in koruma kalkanının en zayıf kısımları kutup kısımlarında bulunuyor ve daha önce bu kısımlardan içeri sızabilerek Jüpiter’e saldıranlar oldu.

Jüpiter’in bitki örtüsü bizdeki gibi yeşil renkte değil, soluk sarı renkte… Buna rağmen Jüpiter’de pek çok bitki türü sarının tonlarının haricinde açık kahverengi tonlarında…


Suları bizdeki gibi şeffaf/renksiz değil. Bir bardağa konulduğunda kirli/soluk beyaz renginde görünüyor. Bizde suya çok klor verildiğinde bardakta aldığı renk gibi… Suyunun bu şekilde olması atmosferiyle de alakalı. Jüpiter’in denizlerindeki ve okyanuslarındaki sular da mavi bir görünmüyor, daha grimsi bir görünüşü var. Bu da hem suyunun yapısından/kimyasından hem atmosferinden hem de koruma kalkanlarının güneş ışığını bir miktar kırmasından kaynaklanıyor. Ayrıca Jüpiter’de medcezir/gelgit de yok ve okyanusları, bizimkilerle kıyas edilemeyecek kadar çok ama çok derin.

Jüpiter’de gökyüzü de aynı şekilde, mavi tonları yerine açık gri tonlarında görünüyor. Dağlar, tepeler, ovalar ve çöller de var… Yağmur ve kar da yağıyor ve fırtınalar da yaşanıyor.


İnsanları çok vahşiler

Boyları da bizden çok uzun. Ortalama boyları bizim ortalama boyumuzun iki buçuk katı (4 metre) kadar. Aslında uzun boylarına rağmen nispeten cılız bedenleri olsa da elleri, ayakları kafaları ise kendi vücutlarına orantısız şekilde çok büyük. Ellerinde ayaklarında beşer parmakları varsa da şekilleri bizimkilerden biraz farklı.

Tenleri kirli beyaz renkte… Tüysüz kalmış kedilerin tenlerine benzeyen tenleri pullu/dokulu değil. Beyaz tenlerinde yer yer açık gri renk dalgalanmaları var. Dünyamızdaki bazı mermer türlerini andırıyorlar.

Saçları yok, çok zor seçilecek zayıflıkta kaşları var, sakal bıyık hepsinde yok, nadir ırklarda var. Genel itibariyle vücutlarında hiç tüy yok. Kulak kepçeleri yok ama kulak delikleri var. Gözleri hep siyah, başka renkte göz bebekleri yok. Elleri ve ayakları gibi kafaları ve yüzleri de çok büyük. Yüz hatları vahşice duruyor. Kaba duruyor. Yeşillerin kaba yüz hatlarını andırıyor.

Koskoca gezegende sadece birkaç milyar kişi var. Aralarında yok denecek kadar az sayıda Müslüman var ve şu sıralar onlar da İslam dinini doğru şekilde bilmiyorlar, yaşamıyorlar ve bir cahiliye devri hakim…

Bizim dünyamızın yılı ile bakarsak, ortalama yedi yüz yıl yaşıyorlar. Zaten bizim dünyamızda da ilk zamanlar ortalama yedi yüz yıl yaşanırdı. Sonra bilim ve teknoloji çağına ulaşılınca hayvanların da insanların da genetikleriyle oynandı ve ömürler binlerce seneye çıktı. Bu kısımları daha önce anlatmıştım. Dünyamız, ulaştığı çılgınca bilim ve teknoloji ile kendi kendini imha eden dünyalardan biri olmasın diye Süleyman (a.s.) zamanında bilim ve teknoloji kasıtlı olarak yok edilmişti. Yok edilmeden önce, genetiğe yine müdahale edildi ve ömürler şimdi olduğu ayarına çekildi.


Jüpiterliler, tarihin her devrinde hep saldırgandılar. Bir zamanlar onların da teknolojileri çok yüksekti ve başka gezegenlere giderek saldırdılar, sürekli katliamlar yaptılar. Jüpiter’i koruyan enerji kalkanını da kendi teknolojileri ile kendilerini karşı saldırılardan korumak maksadıyla yaptılar.

Bu kalkandan kendileri geçebiliyorlardı. Çok can yaktılar ve bir süre sonra uzaydaki insan türleri arasından Müslüman olan bir tür, yüksek teknolojilerini kullanarak Jüpiterlilerin kalkanlarını kolayca aştı, Jüpiter’e girdi ve Jüpiterlilerin adeta üzerlerinden geçti. Soyları kırılacak gibi oldu, o kadar az sayıda kaldılar. Bu sırada beyin takımı olan kişileri de kaybettiler. Bilim ve teknolojide bir anda geri kaldılar ve kendi yaptıkları kalkanın da dışına çıkamaz oldular.


Aslında vahşi Jüpiterliler bu hali tarihleri boyunca birkaç kez yaşadılar. Tarihlerinde vahşi Jüpiterlilere bunu bir kere de bizim dünyamızdan biri yaptı. Tarihte Oğuz Kağan olarak da adlandırılan ve bir Türk olup bütün dünyaya hakim tek bir devletin hükümdarı olan Hazret-i Zülkarneyn de insanlıktan çıkmış Jüpiterlileri ezip geçmiş ve üstüne bir de onlara lanet etmişti. (Günümüzden çok yaklaşık 7 bin 5 yüz sene önce)

Doğrulanmamış olsa da Ye’cüc ve Me’cüc diye de bildiğimiz şu Yeşiller ve Grilerin kanlarına/genlerine de Jüpiterlilerin genlerinin karıştığı iddiası/inanışı var. Zamanında Jüpiterliler çok sayıda gezegene gidince oralarda cinsi münasebet kurarak melez türlerin oluşmasına da sebep olmuşlar. Zaten dünyamızda vahşilikleri ile meşhur Çinlilerin de uzaylı/dünyalı melezi bir tür olduklarını ve genlerine Yeşiller ile Grilerin genlerinin karıştığını yıllardır iddia ediyorum.

Jüpiterliler, bedenleri örtünme ihtiyacı duyduğu halde giyinmiyorlar, örtünmüyorlar. Ahlaksızlar, dinsizler… Aralarından sadece çok az sayıdaki Müslüman olanları giyiniyor. Bizim dünyamızda balta girmemiş ormanlarda hayvanlar gibi yaşayan kabilelere benziyorlar.

Jüpiterliler kendilerini uzayın her bir yanındaki sayısız farklı insan türlerinin ilahları, onları var edenler olarak tanımlıyorlar. O derece sapıtmış ve yoldan çıkmışlar. Diğer insan türlerinin hepsinin kendi kanlarını/genlerini taşıdığına ve onlara hayat verdiklerine inanıyorlar. Şu zamanda uzaydaki hiçbir insan türüyle irtibatları, alış verişleri yok. Teknolojide yine de bizden yaklaşık olarak birkaç asır ileridelermiş gibi duruyorlar.

Akademi Dergisi | Mehmet Fahri Sertkaya

..

Gizli üs ve Taberiye Gölü

İsrail’in işgali altındaki Golan Tepelerinin altında İsrail’in gizli yeraltı üssü var. Bu üsde kimyasal, biyolojik ve nükleer silahlar üzerine çalışmalar yaptılar/yapıyorlar. Netanyahu dahil İsrail yöneticilerinin haberdar olmadığı bir gerçek var ki Griler bu üsse de çoktan sızdılar. Üsdeki yüksek rütbelilerin birkaçı, dış beden giymiş gri uzaylı. Yani Griler, İsrail ordusundan yüksek rütbeli bazı subayların da yerine geçtiler.

Suriye toprağı olan Golan Tepeleri ile İsrail sınırı arasında bulunan Taberiye gölüne dair hadisler var. Ye’cüc ve Me’cüc isimli iki uzaylı ve gayr-i müslim insan türü dünyamıza gelip saldırınca Taberiye gölünü kurutacaklar.

Bir hadis-i şerifin alakalı kısmı şu şekilde:

“Bunlar (Ye’cüc ve Me’cüc) Adem evladıdır (Semada dolaşabilen cinlerden ya da meleklerden değillerdir. Onlar da bizler gibi insandır. Ama başka gezegenlerin başka Ademlerinin evlatlarıdır). Ve dünyanın harab olmasına çalışırlar (Bizim dünyamıza ve dünya insanlarına düşmandırlar). Geldiklerinde Fırat ve Dicle’den içerler. Taberiye gölünü kuruturlar (Ya kendileri ya geldikleri vasıtaları ya da hem kendileri hem de vasıtaları çok fazla suya muhtaçtır ya da o gölü kurutmalarının dünyayı işgal etmeleri sırasında kendilerine büyük faydası vardır). Beyt-i Makdise (Mescid-i Aksa) vardıklarında ise şöyle derler:

“Dünya halkını tamamen öldürdük. Şimdi de göktekilerini öldürelim.”

Ve oklarını göğe doğru atarlar da, o oklar kana bulaşmış olarak geri dönerler. Bunun üzerine: “Semadakileri de öldürdük” derler.”

Günümüzde Reptilian denilen yeşil derili uzaylı insan türü ile şu mevzu ettiğimiz Griler denilen uzaylı insan türü, çok tartışılan o Ye’cüc ile Me’cücler… 7-8 bin yıl önce Hz. Zülkarneyn devrinde de buradaydılar, şu anda da burada, dünyamızdalar ama dünya istilası yapmalarına maniler var. Önlerindeki en büyük manilerden biri ise Müslüman Merihliler yani Marslılar.

Akademi Dergisi | Mehmet Fahri Sertkaya

..

Bir düşünelim…

90’ların başından bu yana dünyamızda gayet işe yarar teknoloji seviyesi var. Uzay çalışmalarına ise hiç ara verilmedi ve devletler bu sahada birbirleriyle yarıştılar. Ya neticesi?

Hala hangi soruyu sorsanız, net bir cevabı yok. Yaklaşık yarım asırdır bir daha Ay’a gitmediler. Gidecek gibi de durmuyorlar. Sürekli projeler ilan edip insanlığı ayakta uyutmaya devam ediyorlar. Venüs’e, Merkür’e, Mars’a kaç uzay aracı gönderdiler. İsteseler şimdi daha iyilerini de gönderirler. Pekiyi, bu güne kadar gidenlerle ne öğrendiler, neler görüntülediler ve bize neler anlatıp öğrettiler? Bir sürü tartışmalı bilgi… Net görüntüler de yok. Sadece bu konu günlerce, aylarca açılarak tartışılabilir.

Ne kadar tartışılırsa tartışılsın, tartışılamaz kesinlikte önümüzde duran bir gerçek var: Dünyada Yahudilerin tesis ettiği Satanist bir sistem var. Bu sistem dünya insanlığını uzaylılar konusunda en başından beri hep kandırdı. Onlarca sene boyunca ise uzaylıların varlığına inanmak delilik gibi gösterildi. İlla inanacaklar ise onları küçük yeşil ve şekilsiz canlılar olarak kabullenmeliydi. O kadar büyük bir baskı ortamı oluşturdular basınla, medyayla, akademi camiasıyla… Çünkü başka dünyalarda da insan türleri olduğunu, oralarda da insanların müslim ya da gayr-i müslim olduklarını çoktan gördüler, anladılar. İnsanlık bu gerçeği görüp kabullendiği anda bu insanlık düşmanı ve Şeytan’a tapınan Satanistlerin hükmü bitecekti.

Akademi Dergisi | Mehmet Fahri Sertkaya

..

Phil Schneider intihar süsü verilerek öldürüldü

Phil Schneider’ı CIA intihar süsü ile öldürdü. Emri Şeytan’ın Konseyi verdi ve CIA ortadan kaldırdı.

Phil Schneider’ın anlattıklarının büyük çoğunluğu gerçek. Venüs’ten geldiğini iddia ettiği ve fotoğrafını gösterdiği uzaylı insana kadar…Phil Schneider’ın bilmediği, çözemediği şeyler de vardı ki bunlardan biri kendisinin de uzaylılar tarafından kaçırılmış, sorgulanmış ve hatta vücudunun içinde bir şeyler yapılmış olması. Hafızası ile de oynadıkları için bunları hatırlayamadı.

Phil Schneider gibi insanlar susturulmak, alaya alınmak ve çok zorda kalınca da intihar süsü verilerek öldürülmek yerine ciddiye alınsaydı bu gün, ABD’yi, NATO’yu, AB’yi ve daha pek çok ülke, kurum ve kuruluşu Griler ya da Yeşiller yönetiyor olmazdı.

Mehmet Fahri Sertkaya|Akademi Dergisi

O, Şi’ra’nın da Rabbidir

On binlerce yıldır, dünyadaki bazı milletlerin başına, başka gezegenlerden gelmiş başka insan türleri geçti. Bunu, günümüzde olduğu gibi gizlenerek, dış beden giyerek de yapmadılar. O zamanlar, açıkça gelmelerine ve dünya işlerine müdahale etmelerine izin vardı.

Böyle kişilerin dünyamızda hükümdarlık yapmalarından birkaç nesil sonra, bu milletlerin soyundan gelenler, her şeyi birbirine kattılar. Eskiden başlarına geçmiş olan başka dünyaların çok yüksek teknolojili insanlarını tanrılaştırdılar.

Antik Mısır’ın Firavunlarından bazıları da başka dünyaların insanıydılar. Günümüzde Ankebut Ağı’nın mensuplarının, Masonların, gizli Yahudilerin çok kıymet verdiği ve olağanüstü güçlere sahip olduğuna inandığı bazı kadim Mısır liderleri, dünyamızın insanı değillerdi. Onların zan ettiği gibi olağanüstü güçlere de sahip değillerdi. İlah da değillerdi, peygamber de değillerdi. Sadece olağanüstü teknolojiye sahiplerdi. Bu durum, Hindistanlıların büyük bildiği bazı kişiler için de böyle… Daha önce yazmıştım, dünya tarihinde çok önemli bir yeri olan Süleyman aleyhisselamın veziri Asaf bile Merih insanlarındandı. Vezir Asaf da tıpkı Süleyman peygamber gibi bilim ve teknolojide uçuk seviyede idi.

Dünya tarihinde, başka dünyalardan gelen uzaylı insanların sık sık tanrılaştırıldığı da oldu/yaşandı ama sadece kullar/insanlar değil, önem verilen bazı gök cisimleri de zamanla tanrılaştırıldı. Bazı milletler bu gök cisimlerini ilah bildi, taptı. Bunlardan biri de Sirius yıldızıdır.

Geçmişte çok yüksek sayıda insan Sirius yıldızını ilah bildi, ona taptı ve feci bir sona, sonsuz cehennem azabına gitti. Allah-ü teala bunu bizlere haber vermek ve tanrılaştırılan Sirius yıldızını yaratanın da kendisi olduğunu bildirmek muradı ile Kur’an-ı Kerim’de Necm suresi 49. ayet-i kerimesinde “O Şi’ra’nın da Rabbidir” buyurdu. Şi’ra yıldızı, günümüzde Sirius denilen ve iki yıldızdan oluşan ikili yıldız sistemidir.

Detail of sitting Egyptian Pharaoh Statue isolated on black background

“Mısır Tanrısı” denilen ve kadim Mısır tarihinin en önemli şahsiyetlerinden birisi olan Osiris bile bu dünyanın insanı değildi. Sirius güneş sisteminden gelmişti.

Herhangi bir insandı. Ne ilahtı, ne peygamberdi ne de manevi bir liderdi. Masonların ve Ankebut Ağı’nın mensuplarının sembollerinden bazıları bu dünyaya ait değil. Osiris ve benzerleri sayesinde dünyamızda bilinen/tanınan semboller bunlar… Yani Ankebut Ağı sadece günümüzde değil, binlerce sene önce kadim Mısır zamanında da uzaylı insanların kazıklarını yiyordu. Şimdi de Grilerin ve Yeşillerin yani Ye’cüc ile Me’cüc milletinin oyuncağı oldular.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

.

Ye’cüc ve Me’cüc’ün asıl düşmanlığı dünyamıza değil, İslam dinine…

Hazret-i Zülkarneyn zamanında yani günümüzden yaklaşık 7-8 bin sene önce Ye’cüc ve Me’cüc (Yeşiller ve Griler) ile yapılan harp, yeryüzünde yaşanmadı. Uzayda, dünyamızın çevresinde yaşandı.

“Uzayda her yere yayılmış olan İslam dininin merkezi işte bu gezegen. Bu gezegeni yok etmeliyiz” diyerek geldiler. İki farklı insan türü olan Ye’cüc ve Me’cüc bu niyetle ittifak etti. Lakin yanlarında, mevcutları az da olsa yine gayr-i müslim olan başka insan türleri de vardı. O zaman bizim dünyamıza bile yüzlerce farklı insan türü gelir giderdi.

“Uzaylılar” dediğimiz başka gezegenlerin insan türleri o zaman gizlenmezlerdi, yasak yoktu. Çünkü Hazret-i Zülkarneyn dünyaya hakim olmuş tek bir devletin başında idi ve dünyaya Müslümanlar hakimdi. Diğer insan türlerinin gelmesi ve dünya işlerine karışması Müslümanların imtihanını bozmuyordu ve bu nedenle sorun görülmüyordu. Ahir zamanda Hazret-i Mehdi de dünyaya hakim bir devlet kuracak ve o zaman da diğer insan türlerinin gizlenmeden gelmesine izin verilecek. Ye’cüc ve Me’cüc de ahir zamanda etraflarındaki seddi yıkacak ve dünyamıza gelip bir daha saldıracak.

Ye’cüc ile Me’cüc, Hazret-i Zülkarneyn zamanında bize saldırdığında mağlup oldu ama harp devam ederken uzay araçları ile dünyamıza girmeyi başaranları da oldu. Bunlara da hemen müdahale edildi ve esir alındılar.

Harbin hemen sonrasında Ye’cüc ve Me’cüc’ün kendi güneş sistemlerinin etrafına hazret-i Zülkarneyn bir set çekti ama esirler bizim dünyamızda kaldı. O set çekildiği anda kendi güneş sistemlerinden çıkmış ve başka güneş sistemlerindeki gezegenlere gitmiş olanlar ve uzayın çeşitli yerlerinde uzay araçları içinde yolculuk halinde olanlar bu seddin dışında kaldılar.

Bunlar da bir daha kendi güneş sistmelerine giremeyeceklerdi, giremediler. Dünyamızda esir kalmış olanlara iyi muamele edildi. İslam ahlakı sergilendi, Müslüman olmaları teklif edildi ve oldular. Kendilerine dünyamızda bir yer gösterildi ve orada yaşamaları istendi, öyle yaptılar. Kendi kabuklarına çekilmiş halde yaşadılar.

Hazret-i Zülkarneyn’den sonra Hazret-i Süleyman devrinde bilim ve teknoloji dünyamızdan kaldırılmak istenince, bu yönde bir devlet politikası uygulanınca bundan rahatsız oldular. Kabullenmek istemediler. Belli ki hep bir gün kendi gezegenlerine dönme ümitleri vardı. Bu aşamada zorlandılar ve niyetlerini bozdular. “Dünyanın ve bütün insanlığın felaketi olacak ve insanlık kendi gezegenini imha edecek.” endişesiyle, mümkün olabilecek en ileri seviyeye gelmiş bilim ve teknoloji kasten geriletilirken onlar yeraltında gizli üsler kurup orada çalışmalar yapmaya başladılar.

Bilim ve teknoloji seviyelerini korumak hatta hz. Zülkarneyn’in seviyesine ulaştırmak, bu yolla seddi aşacak seviyeye gelmek zorunda olduklarına karar verdiler. Sonraki zamanlarda ise tamamen yeraltında yaşamayı tercih ettiler ve o günden beridir gezegenimizdeki yeraltı üslerinde yaşıyorlar.

Bermuda Şeytan Üçgeni denilen alanın altındaki üs, yaşadıkları yeraltı üslerinden sadece biri…

Akademi Dergisi | Mehmet Fahri Sertkaya

..

Leonid Vasilevich Ksanfomaliti: Somut deliller var.

50 yılını bu işe vermiş bir bilim adamı… Adı Leonid Vasilevich Ksanfomaliti ve güneş sistemimizin yapay bir sistem olduğunu onlarca sene önce anlattı.

Bakarsınız, dolu dolu bir kariyeri var. Hem de saygın bir kişiliği var. “Venüs’te hayat var mı?” tartışmalarında ilk akla gelen kişidir.

Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra oluşan serbestlik ortamında bazı sarsıcı gerçekleri konuşma fırsatı buldu. Bunlardan biri de güneş sistemimizin yapay olduğuna dair bulunan somut deliller/bulgular konusuydu. Çok seneler önce adını andım, hakkında yazdım, videolar hazırladım. Bunlar kulağına gitti. Zaten SpaceExplorer.TV adresindeki web sitem dünyanın dört bir yanında bilim çevrelerinde sarsıcı tesir oluşturmuştu ve Ksanfomaliti de duymuştu, incelemişti.

Etrafından bazı kişilere “Benim bunca senemi vererek ulaştığım bilgileri bu kişi inancı ile bulmuş” demişti.

Bu web sitem de Google, Facebook dahil CIA’nın bütün ortamlarında sansürlenmişti. Hala sansürlü duruyor.

Mehmet Fahri Sertkaya

NASA’nın Türkiye’de gizli bir birimi (NGB) var.

Sabetaycı gizli Yahudi ve Mason olan Haktan Akdoğan’ın İzmir’deki bu UFO hadisesine dair yorumları, hemen her mevzuda olduğu gibi, büyük oranda isabetsiz. İzmir’de ele geçen uzaylı, süper teknoloji ürünü bir insansı robot değildi. Tek de değildi.

İki kişilerdi. Ufak bir UFO’ları vardı. Kötü niyetli ve saldırgan değillerdi. Kaza yapmadılar, vuruldular. Dostane şekilde sadece incelemeler yapıyorlardı. Bunlar, hususiyle Türkiye’ye ilgi duyan uzaylı insanlardandı. Türkiye’ye olan ilgilerinin sebebi, bu insan türünün de tıpkı bizler ve Merihliler gibi Müslüman olmasıydı.

Düşük hızda uçarak incelemeler yaptıkları bir anda, hiç beklemedikleri şekilde saldırıya uğradılar. Ordumuza ait çok özel bir İHA, bu küçükçe UFO’ya lazer ışını gönderdi ve hem patlama yaşanmasına hem de düşmesine sebep oldu.

2014 yılındaki o habere çok inanmayın. Lazer silahları onlarca senedir var ve kullanılıyor. ABD, Güney Afrika Cumhuriyeti’ne bile bu lazer silahlarından vermişti ve onlar da bir UFO’yu vurup içindekileri ele geçirmişti. Yaşananlara ve elde ettikleri UFO enkazı ile uzaylı insanlara dair tuttukları resmi evraklar da basına sızmıştı.

7 Mart 1989…
Lazer silahlarına sahip olan Güney Afrika Cumhuriyeti Hava Kuvvetleri, Kalahari çölünde bir UFO’yu vurup düşürdü: http://urlkisaltma.com/8llTM

9 Kasım 2015…

Güney Afrika’nın Cape Town şehrinde oluşan tuhaf bulutlar kayda alındı ve kısa sürede sosyal medya üzerinden dünyanın tartıştığı bir konu oldu. Dünyanın çok sayıda ülkesinde haber kuruluşlarında haber de oldu.

Büyük UFO’ların, dünyayı incelemek isterken, ellerindeki yüksek teknoloji ile etraflarında yapay bulutlar oluşturabildiği biliniyor. Bilinen tarihte, böyle bir vak’a ilk defa, Çanakkale savaşında Norfolk taburunu bulutların(!) yutması sırasında görüldü.

Norfolk taburunu yutup da çok zor bir zamanda biz Müslüman Türklere yardım edenler bulut değil, tıpkı bunlar gibi UFO’lardı. Bir istisna olarak, Müslüman uzaylıların dünyamızın olaylarına müdahale etmesine kısıtlı bir izin verilmişti. Bkz: http://urlkisaltma.com/1Tbhz

İzmir’deki söz konusu uzaylı hadisesine müdahale edenler 11 ya da 12 kişilerdi.

Bunlardan dördü Jandarma kimliklerine sahipti, diğerleri polis kimliklerine… Hepsinin kimliği gerçekti. Gerçekten Jandarma’da ve Emniyet’te kayıtları vardı. Lakin hepsinin hem Jandarma’da hem de Emniyet’te kayıtları/kimlikleri vardı. Ellerindeki bu gerçek kimliklerde gerçek resimleri vardı. Lakin isimleri Jandarma kimliklerinde Ahmet ise, Polis kimliklerinde Mehmet ya da başka bir şey olarak geçiyordu. İki teşkilatın da resmen var olan adamları olan bu kadro, aslında MİT’in, MİT üzerinden CIA ve NASA’nın adamlarıydı.

Üç araçla olay yerine geldiler. Birinci araç, başka bir hadisede çekilmiş olan bu fotoğrafta gördüğünüz ile aynı marka ve model olan ve aynı böyle renk, şerit ve özelliklerde olan sahte bir Jandarma aracıydı…

İkinci araç, aynı marka ve modelde olup tamamen siyah renkteydi. Üçüncü araç ise Jandarma ve Emniyet teşkilatında da kullanılan çift kabinli bir pikaptı.

Sadece 20 dk sonra

Bahçelerinde “tıpkı insan gibi” diyerek tanımladıkları ve bacağından bir şey akan, korkmuş, ne yapacağını bilemez halde bir acayip canlı gören… Uzaylı olduğunu düşündükleri bu canlıyı polise bildirmeye teşebbüs eden bu insanların ifadesine göre, Jandarma zan ettikleri ekip oraya 20 dakikada ulaştı.

Aralarından biri, bu şahitlerin tam olarak izah edemediği bir şeyi üzerine giydi (Sadece bir çelik yelek de olabilir, özel bir kıyafet de olabilir). Yanındakilerin silahlarını doldurmasını istedi ve korku, panik, şaşkınlık duymadan, sanki böyle bir canlıyı daha önce de görmüş ve yakalamış gibi tavırlarla gitti, yakaladı. Gayet sakin tavırlarla, yakaladığı uzaylı insanı araçlardan çift kabinli pikaba koydu ve “Bir şey yok, merak etmeyin. Biz size haber vereceğiz” deyip gittiler. Bir daha kimse bu insanları aramadı, bilgi de vermedi.

O uzaylı insanın üzerinden aşağı akan şey kandı. Onların kanı gri renkte olduğu ve vakit de gece olduğu için, şahitler yorumlamakta zorlanıyordu. Bu yaralının diğer arkadaşı ağır yaralıydı. Düştükleri yerden kalkamamıştı. O ise yaralı hali ile yerleşimin bulunduğu yere geldi. Muhtemelen yardım isteyecekti ama köpekler etrafını çevirdi. İhtiyar ev sahibi de çıkıp silahını ona çevirdi.

Oraya gelip onu alanlar NGB’dendi. UFO’larını da NGB düşürmüştü ve 11-12 kişi değillerdi. Ekibin geri kalanı (ki 8-10 kişi daha vardı) UFO’nun düştüğü yeri bir an önce bulmak telaşındaydı. Bu ekibin oraya 20 dakikada gelip bu kadar korkusuz, şaşırmamış ve kararlı tavırlarla müdahale etmesinin sebebi buydu…

ABD’de, dünyanın pekçok ülkesinde ve Türkiye’de, uzaylıları ve UFO’ları ve tuhaf buldukları bütün hadiseleri (mesela obrukları) araştıran bir gizli teşkilat var. Evet, bu, tek bir teşkilat ama pek çok ülkede gizlice teşkilatlanmış. NASA bu sistemi yönetmek için CIA’yı kullanıyor. CIA da bu sistemin Türkiye ayağını yönetmek için MİT’i kullanıyor. NASA’nın Türkiye’deki bu gizli birimini (NGB’yi) şu anda Hakan Fidan, Tayyip Erdoğan, Hulusi Akar bile bilmiyor.

Yaralı yakalanan ile UFO’nun düştüğü yerde ölü ele geçirilen iki uzaylı insan, en kısa sürede ABD’ye götürüldü. Ceset bozulmadan üzerinde her türlü inceleme yapıldı. Yaralı kurtulanın üzerinde de incelemeler, deneyler yapıldı.

Kaza yapmış UFO ise daha sonradan, dikkat çekmeden ABD’ye götürüldü. UFO, önce NGB’nin Türkiye’deki güvenli bir mekanına götürüldü. Paketlendi, sarıldı ve sonra ABD Hava Kuvvetllerine ait bir A400 askeri nakliye uçağına konularak ABD’nin meşhur 51. Bölge isimli üssüne götürüldü. A400 Türkiye’ye sanki başka bir şey için gelmiş gibi gösterildi.

NGB yaklaşık 40 yıldır gizlice Türkiye’de faaliyette… Bu güne kadar Türkiye’de en az on uzaylının ele geçirildiği ve ABD’ye götürüldüğü biliniyor.

NGB sistemi içinde TSK içindeki hain bir ekip de var. TSK’daki NGB ekibi, MİT’teki yöneticinin emrinde. NGB’nin en üst yöneticisi bir MİT personeli… MİT’te müsteşarlar gelip geçiyor ama daha alt kademede olan bazı insanlar ilerleyen yaşlarına kadar MİT’te o konumda tutuluyor. İşte bunlardan biri NGB’nin şefi ve bu kişi de gizli Yahudi.

YİT, dönen dolapları çok daha ayrıntılı surette biliyor. İsimleri de bağlantıları da sahada kullandıkları personeli de bu personellerin hangi işlere burnunu soktuğunu da biliyoruz ve operasyonlarımızı tamamlayana kadar bu kısımları buradan elbette yayınlamayacağız.

Ankebut Ağı’nın bu birimini de imha edeceğiz.

Mehmet Fahri Sertkaya

Bermuda Şeytan Üçgeni 2

Bermuda Şeytan Üçgeni denilen alanın altında, okyanus suyunun altındaki yeraltı üssünde gizlenen uzaylı türü, Griler denilen tür…

Bunların okyanus altındaki mağaralarda yaşadığı iddia edilemez. Yaşadıkları o yere mağara denemez. Orada muazzam bir sistem var. Öylesine büyük bir yeraltı üssü kurmuşlar ki yerleri ile gökleri arasında yani üzerinde yaşadıkları zemin ile tavandaki toprak arasında çok büyük mesafe var. Orada aynı anda çok sayıda dev uçak ya da UFO bir arada uçabilir.

Oradakiler sanki yer üstünde yaşıyorlarmış gibi şartlar içindeler. Başka türlerin, dünyanın başka yerlerinde yaptığı gibi burada da tavanları karanlık bir toprak parçası gibi durmuyor. Gelişmiş aydınlatma sistemleri var ve gün ışığı yayıyor. Bu sistem dünyamıza göre ayarlanmış ve dünyamızda o bölgede gece olunca onların da ışıkları kararıyor. Gündüz olunca yanıyor. Bazı kısımlarında ise daha ilginç bir hal var. Sanki okyanus suyu ile kendileri arasında kalın bir toprak parçası yokmuş gibi duruyor. O kısımlarda yukarı bakılınca okyanus suyunu ve içindeki deniz canlılarını görüyorlar.

Dünyamızda kendilerine Griler denilen bu uzaylı insan türünden olanların çoğu gayr-i müslim, saldırgan ve işgalci…

Fırsat bulsalar hemen şu dakika dünyamızın tamamını istila ederler ve dünya insanlığından kimseyi sağ bırakmazlar. Lakin buna fırsat bulamıyorlar. Başka bir uzaylı insan türü onlara set oluyor ki bu tür Merihli/Marslı Müslüman kardeşlerimiz.

Şu anda dünyamız üzerinde çok sayıda uzaylı başka insan türü var. Kiminin az sayıda adamı var, kiminin çok sayıda… Kiminin dostane niyetleri var ve kimi ise çok saldırgan. Lakin dünyamız üzerinde bulunan türlerden en ileri teknolojiye sahip olanı Merihliler… Bunun böyle olması, dünya tarihinde bir kırılma noktası oluşturuyor. Yoksa tamamen istila edilen ya da hiç istila edilmeden tamamen imha edilen belki yüzbinlerce gezegenden biri de biz olacaktık.

Merihliler gezegenimizi Ay üzerinden de koruyorlar. Ay’da da onlar ve başka türlerden Müslüman müttefikleri var. Uzaydan gelecek saldırıları karşılayıp bizim haberimiz bile olmadan engelliyorlar. Geçen sene emekli bir ABD Generali bu gerçeği kameralar önünde itiraf etmişti ve hemen etramızda birilerinin bizi saldırgan başka birilerinden koruduğunu, lazerle savaştıklarını açıkça ifade etmişti. Bu ifadeleri bir belgeselde yer almıştı.

Mehmet Fahri Sertkaya|Akademi Dergisi

Terminatör filmi de bilimkurgu değil

James Cameron, Ankebut Ağı içinde önemli yeri olan bir ailenin çocuğu olarak büyüdü. Akrabaları arasında ve aile çevresi/dostları arasında önemli kişiler vardı. Bunlar, muhtelif devletlerin ve devlet kurumlarının başında bulunan, kritik konumlarda olup kritik bilgilere rahatça ulaşan kişilerdi. Aralarında NASA’dan, CIA’dan kritik kişiler de vardı.

Bunun bir neticesi olarak James Cameron’un gençlik yıllarında etrafında hep sarsıcı gerçekler konuşuldu. O, bunlara hep kulak misafiri oldu. Çok da ilgi duydu, şaşırdı, sorguladı, daha çoğunu öğrenmek istedi. James’in dinledikleri arasında bazıları, daha sonra dünyaca meşhur olmasını sağlayacak senaryoların temelini oluşturacaktı.

18 bin alem içinde bazı başka dünyalardaki bilim ve teknojinin bize on binlerce sene fark attığını… Oralarda gerçeğinden çok zor ayırt edilebilecek kalitede robotlar yapıldığını… Bu robotlarda gerçek insan derisi, dokusu, gözü, saçı kullanıldığını ama gerçek dokuların aslında gerçek insanlardan alınmayıp yapay yollarla üretildiğini… Bu robotlarda normal insan gibi davranabilen süper gelişmiş yapay zekalar kulanıldığını… Bu gerçekçi robotların bir kısmının harp maksadıyla üretildiğini, öldürmek ve termine etmek (bitirmek, yok etmek) için üretildiğini… Ve çok daha fazlasını, zaten elde edilmiş, kesinleştirilmiş gerçekler olarak yıllarca dinledi.

Daha sonra kendince bunları senaryo yaptı ve filminin yapılmasını istedi. O kadar çapsız, kabiliyetsiz bir gençti ki o hali ile senaryoyu kimse kale almadı. lakin yine Ankebut Ağı’ndaki bağlantılar devreye girdi. James’in senaryo diye yazdığı “gerçek bilgiler” Hollywood’a James üzerinden ulaştırıldı. Hollywood’takiler bunu alıp sıfırdan çalıştılar, kurgu, akıcılık, detaylar, mantık eklediler. Sosladılar, süslediler ve filmini yaptılar. Dünyaya da “İşte bu müthiş senaryo James Cameron’a ait” dediler. Bu, aynı anda birkaç kuş vurmaktı. Hem paraya para kattılar, hem Hollywood’u kıymetlendirmiş oldular, hem de gelecekte yerlerine geçirecekleri Yahudi ve Mason gençler arasına James’i de kattılar, James’i de çakma bir senarist, yönetmen ve yapımcı yapmanın önünü açtılar.

İşte gerçekte bir Ankebut Ağı olduğu için ve bu ağı oluşturan Yahudiler ile bu ağa sızan Griler, dünya insanlığını kendine köle gördüğü için NASA, Mars’ta sıvı su olduğunu 50 yıl sonra açıkladı. Bunu da başka çaresi olmadığı ve mecbur kaldığı için açıkladı. Binbir türlü kritik bilgi dünya insanlığından gizlendi, gizleniyor. Dünya insanlığına, Ankebut Ağı’nın kontrolüne girmiş onlarca devlet üzerinden akıl almaz tuzaklar kuruldu, kuruluyor.