Bütün dünya insanlığını toptan ahmak, cahil, korkak, tembel mi zan ediyorsunuz? Tarihte kaç defa böyle danışıklı dövüşler oynuyorken de ifşa oldunuz, sonra mağlup olup perişan oldunuz.
İşte bir kere daha aynısı yaşanıyor. Bütün dünya insanlığı, oyunlarınızı çoktan görmüştü, danışıklı dövüşleri anlamıştı, siz hala hangi akla hizmetle aynı türde oyunlar kurdunuz? Hiç mi sonunu düşünmediniz ya da ihtimal hesabı yapmadınız?
Şimdi, öyle sert ve hızlı bir şekilde geri vitese takdınız ki dünya insanlığı hallerinizi, kararlarınızı, geri gidişlerinizi ve hızınızı kahkahalarla izliyor. Yine danışıklı dövüşerek meydandaki şu rezil hali temizlemeye çalışmanızı gülerek izliyor. Daha dün inatla, ısrarla atar yapanlarınız, bu gün dünya siyasetinde danışıklı dövüştüğü liderlere “Haydi hemen anlaşalım, şu krizi kapatıp kurtulalım” mesajları veriyorlar. İnsanlık bunu anlayamıyor mu?
Sözü uzatmanın manası yok. Bittiniz siz… Ahmakça kararla ve planlarla kendinizi bitirdiniz. Şimdiden sonra yaşanacaklar da belli. Yeşiller grileri, griler yeşilleri öne atacaklar. Günah keçisi yapacaklar. Herkes yükü diğerine atacak. Herkes en az zararla çıkmaya çabalayacak ve binlerce yıldır yaptığınız gibi, hayvanlar misali birbirinizi kıracaksınız. Buna da dünya devletlerini, hükumetlerini, ordularını alet etmekten çekinmeyeceksiniz.
Uzaylı da olsa bence insan, insandır. İnsan olarak yaratılıyorsunuz ama İblis’e tabi olup şeytanlaşıyor, hayvanlaşıyorsunuz. Dünya insanlığını da kendiniz gibi yapmak için çırpınıyorsunuz. Bomboş yaşıyorsunuz, manasız şekilde ölüp sonsuz cehennem azabına gidiyorsunuz.
Oysa insan kalsanız, bizimle insani şekilde irtibat kursanız, ortak noktalarda buluşsanız, kimse sizi toptan yok etmeye kalkmaz. Bu dünyada herkese görüne görüne yaşamanıza da mani olunmaz. Yerin üzerinde mutlu, mesut, bahtiyar yaşarsınız. Şimdiden sonra bile insani, vicdani, ahlaki bir hayat tarzına dönseniz, yine de bu dediklerim sağlanabilir. Lakin, uymuşsunuz o İblis’e, yığınlar halinde ve inatla akıyorsunuz cehenneme…
Şimdi Putin bitti, Rusya bitti… Rusyayı ve Putin’i kurtarmak için ortalığı fazla karıştırmaya çabalarsanız, yine karşınızda beni bulursunuz. Bu defa geçtim Putin’i ve Rusyayı, kendinizi bile kurtaramazsınız. Elinizdeki batılı devletleri de kurtaramazsınız.
Herkes, şimdiden sonra da olsa aklını başına alsın, aklı başında kararlar alsın. Yoksa akıbetiniz çok feci olacak.
Ben Yahudi değilim. Soyumda Yahudilik, Ermenilik olsaydı, hiç çekinmez, açıkça söylerdim ve yine müslüman olur, müslümanca yaşar, yine bu yola mensup olur, yine bu mücadeleyi verirdim. Hakkımda her söylenene hemen itibar edilmemeli. Çok yakında Türkiye’de ve dünya genelinde adım açıkça ve yoğun şekilde konuşulacak ve yazılacak. Dünyanın dört bir yanından basın ve medya kuruluşlarında da sık sık konu olacak. O anlarda yeni yeni iftiralar, karalamalar peş peşe gelecektir. Daha önce yaptıkları gibi iftiraların yanına yalancı şahitler de konacaktır. Hukuk sistemi, artık karşımda onların keyiflerine göre kullanabildikleri bir sistem olmaktan çıktı. Lakin, akla hayale sığmaz iftiralar atılacaktır. Hepsine de cevaplar verir, iftira olduğunu gözler önüne sererim. Her zamanki gibi sahada dimdik dururum. Hukuk yoluna da giderim. Lakin, on yıldır gözler önündedir ki münafıklar için ispatın bir ehemmiyeti olmuyor ve sahayı müsait görürlerse, iftiralarına durmadan devam ediyorlar. Çünkü doğruyu zaten biliyorlar. İftira attıklarının zaten farkındalar… Karalama yapmakta olduklarını zaten biliyorlar.
Bunların da mühleti bitiyor. Hukuk geri gelmek üzere ve on yıldır insanlık dışı şekilde hakkımda atıp tutanlar, karalayanlar “devlete, millete ihanet” kapsamında bile yargılanacaklar. Çünkü, benim sadece devlet, millet, insanlık mücadelesi verdiğim de onların bu mücadeleyi durdurmak istediği de en açık şekilde gözler önünde…O piyon, o emir eri hakim ve savcılar da vatana ihanetten yargılanacaklar. Hatta cezaevi personellerinden tutun da hastahane personellerine kadar yüzlerce kişi vatana ihanetten yargılanacaklar.
Yahudi olmak da suç değil, günah değil, ayıp değil… Ermeni de doğabilirdim, Yahudi de doğabilirdim. Başka bir ırkın mensubu olarak da doğabilirdim ama değilim. Özbeöz Türküm… Irkçı da değilim. Açık kimliğiyle yaşamış, gerçek ırkını ve dinini gizlememiş, yanlış işler de yapmamış hiç kimseyle de uğraşmadım.
Soyum, Afyondan önce Ankaraya, daha önce Kayseriye, ondan önce Kars/Ardahan taraflarına, daha öncesinde Çeçenistan taraflarına dayanıyor. Oradan geride ise Özbekistan Buhara’ya dayanıyor. Atalarım, Moğol istilaları sırasında hicret edip Hazar denizinin üzerinden Anadoluya gelmişler ve buralarda İslam’ın ve Türklüğün yayılmasında çok büyük hizmetler etmişler. Afyon’da, İhsaniye ilçesinde, baba tarafımın köyü olan Karacaahmet köyünde medfun bulunan Karacaahmet Sultan hazretleri, talebeleri ile birlikte Anadolu’da İslam’ın ve Türklüğün yayılmasında çok çok büyük hizmetler etmişler. Çok yüksek dereceli bir velidir. O zatın da soyundan geliyorum. Soyumda mürşid-i kamiller çıkmış. Çok sayıda peygamberler de çıkmış. Anne tarafım da peygamber soyu… Ayrıca soyum, az yukarıda/geride hz. Üstazımız Süleyman Hilmi Tunahan’ın soyu ile birleşiyor. Bu soy daha gerilerde hz. peygamberimize (s.a.v), oradan çok daha gerilerde ise hz. Musa’ya, hz. Yusuf’a, hz. Yakup’a çıkıyor. Şayet, on binle sene önce soyumun hz. Yakup’a çıkıyor olması beni Yahudi yapıyorsa, ben Yahudiyim. O halde hz. peygamberimiz de Yahudi. Ehl-i beyt de Yahudi. Seyyid ve Şerif dediğimiz erkekler ile Seyyide ve Şerife dediğimiz hanım kişiler de Yahudiler. Baba tarafımdan geriye doğru soyumda görülüyor ki kız çocuklarına sık sık Şerife ismi konulmuş. Akrabalarımın arasında şu anda çok sayıda Şerife isimli kişiler var.
On yıldır yazdım, anlattım. Dünyada şu anda kendini Yahudi zan eden insanların yüzde doksan beşten fazlası Türk kökenli kişiler… Bu gerçeği kabullenemeyip Beyaz Saray öncülüğünde bile araştırmalar yaptılar, sonuç aynı çıktı ve üstünü kapattılar. Şu anda kişilerin genetik kodlarını çıkartmak çok kolaylaştı ama bundan da uzak duruyorlar. Gerçekten Yahudi olsalardı, her biri genetik kodlarını çıkartır, kimlik belgesi gibi cüzdanlarında övüne övüne taşırlardı. Bilenler bilirler, Türkiye’deki gizli Yahudiler “Türk diye bir şey yok, onlar hep Yahudi kökenliler” derler. Kendileri için hakikat, bu söylediklerinin tam tersi olduğu halde, kendilerini Yahudi ve üstün/seçkin ırk görürler. Bir yandan Türk rolü oynarken “Türk diye bir şey yok” derler, bunu sinsi sinsi yaparlar.
Bu güruhu yöneten İblis, İblis’e tabi olan hahamlar ve mason üstadları, bu güruhun kabullenişlerini bu şekilde yönlendirdiler. Meselenin bir de bu yönü var. Zamanı gelince çok tartışılacak ve kabullenilecek ki ben-i İsrail (İsrail oğulları) ya da Yahudi denilen geçmişteki kişiler ve peygamberler, Türk kanı, Türk geni de taşıyan kişiler. Zaten az geride Nuh aleyhisselam var ve herkesin soyu orada birleşiyor.
Ben, Firavun misali bir babanın elinde büyüdüm. Firavun devri gibi berbat, kapkaranlık bu devirde, çok zor maddi ve manevi şartların içinde büyüdüm. Şu anda kırk yaşımdayım ve hayatımda, geçmişimde yüz kızartacak hiçbir şey yok. Olsaydı, bu mücadelemin daha ilk senesinde susturulurdum. Olsaydı, hiç değilse cezaevlerine konulduğumda başka biri olarak çıkardım. Müslümanca, asilce bir mücadele veriyormuş rolü oynarken cezaevine konulan, çıkınca 180 derece dönmüş olduğu görülen, binbir türlü rezilliği bulunan cübbeli ve cübbesiz şahıslardan, makam sahibi olan ya da olmayan şahıslardan, resmi kimliği bulunan ya da bulunmayan şahıslardan değilim.
Şuraya da yazıyorum, iftiranın dinimizde cezası çok ağır. Ben, şu çağın bozuk dünyevi hukuk sisteminde de böyle iftiralar atmanın cezasının ne kadar sert verilebileceğini cümle aleme göstereceğim. Hiç tartışma olmasın diye açıkça yazdım, tekrar ediyorum, vatana ihanetten sallandıracağım. Hem de meydan yerlerde…
Benimle metafizik tekniklerle görüşmeler yapmanızın önüne İblis çok büyük engeller koyuyor. Gece gündüz, çok yüksek sayıda sataniste, bu maksatla, çok yüksek sayıda büyüler yaptırıyor. Birçoğunuz, benimle bu nedenle metafizik irtibat kuramıyorsunuz. Önce bu engelleri ortadan kaldırmalısınız.
“Ben bu ülkede adalet sisteminde neyin nasıl olacağına, kimin hakkında nasıl hüküm verileceğine karar veren kişiyim. Bunu herkes bilir. Adalet sistemi içinde yüksek sayıda gizli ermeni, gizli yahudi ve mason savcılar ve hakimler üzerinden bu işleri çeviririm. Bunların mensup olduğu Ankebut Ağının tepe isimlerinden biri olan Mehmet Haberal’dan aldığım yetki ve talimatla onlarca senedir böyle yapıyorum. İşte böyle twitler atarak, hem kamuoyunu yönlendirirken hem de gizli ermeni ve gizli yahudi adli ve tıbbi yetkililere de icap eden talimatımı vermiş oluyorum. Evet, biliyorum, o şahsın akıl sağlığı gerçekten yerinde değil. Bunu ben de biliyorum. Lakin bu ülkede kimin akıl sağlığının yerinde olduğuna ve kimin olmadığına da tıp değil, hakimler değil, ben kararı veriyorum. Hatta bazen, emrimdeki bunca resmi kimlik gizli yahudi ve gizli ermeniye rağmen hakkından gelemediğim gerçek Türk ve Müslüman düşmanlarım oluyor. Son çare olarak onların yolunu da akıl sağlığı raporuyla kesmeyi deniyorum. Onlar sağlıklı da olsalar onlara akıl sağlığının yerinde olmadığına dair raporlar aldırabiliyorum. İşte gördüğünüz gibi, beş yıldır kendinde olmayan ve hep tedavi gören, akıl sağlığı gerçekten yerinde olmayıp cezai ehliyeti olmayan bu şahsa da rapor verilmesine mani olabiliyorum. Yani, ben bu miletin başına gelmiş en büyük baş belalarından biriyim. Artık damara damara bastığımı, çok ifşa olduğum halde bile haddi aştığımı, bir gün gerçek Türk ve müslüman, gerçek ülkücü resmi yetkililerin ayaklarının altında ezileceğimi de biliyorum. Lakin ben de boynu tasmalı ve tasması Haberal’ın elinde olan, onun yönlendirmesiyle oraya buraya hırlayan itin tekiyim. İtlaf edileceğim güne kadar, mecburen köpekliğime devam edeceğim.”
Bazen katil de bir kurbandır
“Samuray kılıçlı katil” olarak bilinen Can Göktuğ Boz bir zihin kontrolü kurbanıdır. Yaşanan hadisenin tahammül edilemeyecek derecede vahşice olması, bizim öfkeye mağlup olarak adaletten ayrılmamızı, linç edip geçmemizi gerektirmez. Medeni, adil, dürüst insanlar olarak hareket etmeliyiz. Bu hallerdeki insanlar, kendilerine bile bundan daha vahşice şekilde zararlar verebiliyorlar. Öyle ise sorunun aslında ne olduğunu anlamalıyız.
Her vakada adaletle hareket edilmelidir. Can Göktuğ, hayatı boyunca metafizik tekniklerle musallat olunmuş, bir gün dahi kendi haline bırakılmamış, kendi haline bırakılsa aslında gayet zekice, sakince ve medenice yaşayacak bir kurbandan başka bir kişi değildir. “Deli ise nasıl iki üniversite bitirmiş” diyenlerin anlayamadıkları şey de budur. Şahsın/sanığın, kendi iradesi dışındaki bir şer kuvvetle mücadelesi sırasında galip geldiği, kısmen kendinde olduğu zamanlar da olur. Bu hallerde, hayatlarındaki tercihleri kısmen de olsa kendileri belirlerler.
Bu vakada da görülmektedir ki sözde bilim psikiyatri, hiçbir şeyi doğru teşhis edecek ve tedavi edebilecek şartlarda değildir. Bu güne kadar da bir kişiyi gerçekten tedavi edebildiği görülmemiştir. Batılı ve siyonist/satanist ilaç firmalarının her sene trilyonlarca dolar vurgun vurmak için tesis ettikleri acımasız, kan emici bir sistemdir. Can Göktuğ’un beş yıl değil, beş gün içinde iyileştirilmesi ve rahatsızlıklarının tamamen yok edilmesi mümkündü. Şu anda bile kendisi, tamamen kendi iradesi ile hareket etmiyor. Yaşananların, yaptıklarının tam manasıyla farkında değil. O anlarda kendini dahi vahşice öldürebilirdi, bu hallerde olup bunu yapanlar da çok ve kendini öldürdüğünü bile bilemezdi. Şu anda bile birkaç gün içinde bu halden çıkartılabilir, kendine gelebilir ve sağlıklı bir kişi olabilir.
Sadece Türkiye’dekiler değil, dünya genelindeki on binlerce gerçek metafizikçinin hepsi, Can Göktuğ’un yaşadıklarının ne olduğunu görüp, izah edebilir. Beyninde, bedeninde, sinir ağında, kanında, hücrelerinde hiçbir sorun olmadığını yani fiziki rahatsızlıklarının neticesinde bir ruhi ve akli rahatsızlık yaşamadığını, yaşadığı şeyin metafizik musallat olduğunu görebilir ve izah edebilir. Bunların bir kısmı, birkaç gün içinde Can Göktuğ’u iyileştirebilir. Bu, denemesi zor ya da tehlikeli bir şey değildir. İstenirse, ben sadece Türkiye’nin değil, dünyanın gözleri önünde ve birkaç gün içinde Can Göktuğ’u kendine getirip, iyileştirip, o metafizik musallatın içinden çıkartabilirim. İsteyen bütün psikiyatrlar da bu süreci anbean takip edebilirler. Hiçbir ilaç, elektroşok cihazı da kullanmam.
Son yıllarda Türkiye’de metafizik musallatların neticesinde şiddet sergileme, intihar ve cinayet hadiselerinde büyük artış yaşandı, yaşanıyor. Bu hususlarda yıllardır ikazlar yapıyorum. Canlı bombaların sayısının bu kadar artmasının arkasında da zihin kontrol tekniklerinin olduğunu yıllardır gür sesle bağırıyorum. Bacakları kesilen kediler, vahşice öldürülen köpekler ve daha pek çok hayvanlar, sayıları hızla artış gösteren büyülerde kullanılıyor. Çeşitli isimler, sıfatlar altında her köşe başında büyücüler açıkça faaliyet gösteriyor. Buna devlet gücüyle karşı konulmadığında, toplumun bu hale geleceği belliydi ve bu hususlarda gerekli izahlar yapılmıştı. Ayrıca, türlü gizli servislerin elinde artık insanları kontrol altına alabildikleri tıbbi/elektronik cihazlar da var. İşte, GATA bile bu hususlarda teknolojik çalışmalar yaparken çekilen görüntüler medyaya sızmadı mı?
Dinimize göre de devletin mevcut hukuk sistemine göre de aklı başında olmayanın mesuliyeti, ceza ehliyeti yoktur. Aklı gidip gelenin, aklı gittiği anlarda yaptığı şeylerden de mesuliyeti yoktur. Bu gibi insanlar her zaman bir genç kızı katletmiş olmuyorlar. Ne olduğunu anlayamadan annelerini, babalarını, bebeklerini, çocuklarını katledebiliyorlar. Havuza atladıklarını zan ederken 15 katlı bir binanın çatısından beton zemine atlayabiliyorlar. Bu insanlar da aslında kurbanlar.
Ne kadar kötü bir şey yapmış olursa olsun, bir şahsın cezai ehliyetinin bulunup bulunmadığına da gerçek hekimler karar verirler. Gerçek hakimler de gerçek hekimlere uyarak yargılamayı bağımsızca yaparlar. Kimin hakkında nasıl rapor verileceğini ve nasıl bir mahkeme kararı verileceğini gizli ermeni, Mehmet Haberal’ın adamı, MİT ve CIA ortak piyonu Devlet Bahçeli belirleyemez.
Daha yenice yazdım anlattım. Bakırköy ve Erenköy ruh ve sinir hastalıkları hastahanelerinde gizli yahudi, gizli ermeni, mason, satanist sözde hekimler dolu. Bu hastahanelerdeki bazı birimlerin adı bile yahudi kriptolojisi ile konulmuş adlar. Meşhur Mazar Osman Usman da sabetaycı bir yahudiydi, bunu cihana duyuralı kaç sene geçti, bütün toplum duydu, öğrendi. Bu somut gerçekler gözler önündeyken, görmezden gelinemez. Bunların mensup olduğu teşkilatın günümüzde en tepe isimlerinden biri de Devlet Bahçeli… O Tayyip’in bile baştan beri ipini elinde tutan ve onu kullana kullana bu ülkeye, bu millete, el kadar çocuklara bile zulüm eden, şeytanlaşmış bir tarzda, kural tanımaz ve insanlık tarzda hala böyle yapmak isteyen, hatta binlerce şehidimizin gerçek katili bile olan kişi Devlet Bahçeli’dir.
Ve benim bu haine artık tahammül edecek sabrım kalmadı. Küstah herif, almış Mehmet Haberal’dan talimatı, tutmuş bu sene olmuş bana anca dava açıyor. Bu kadar köşeye sıkışmış “Mahkemeler bizim, sen şimdi görürsün. Seni artık göstere göstere sözde yargılamalar neticesinde bitireceğiz” demek oluyor. Bu derece korkak, bu derece hain, bu derece köşeye sıkışmış ve ahmaklaşmış olduklarını gösteriyor.
Bu memlekette, her acının, her sorunun arkasındaki asıl/baş sorun Devlet Bahçelidir. Şimdi, gücü yeten onu elimden alsın. Onu hala orada tutup bu millete her gün her dakika ve her sahada kötülük etmesine, ihanet etmesine, zulüm etmesine yardımcı olabilecek kim varsa, hemen şimdi etrafında kenetlensin. And olsun ki hepsini topluca oyundan düşüreceğim.
Bir saat taşıyamazlar
Sağda solda acımasızca Can Göktuğ Boz’u linç edenler, Can’ın onlarca yıldır taşıyabildiği metafizik musallatı bir saat bile taşıyamayacak kadar zayıf karakterli kişiler. Can Göktuğ’un üzerindeki musallat, öyle sık sık görülenler gibi değil, onun çok ama çok daha ilerisinde bir musallat bu… Hususi olarak İblis’in müdahil olduğu, kendi elleriyle büyüler de yaptığı, çok sayıda cin kabilelerini vazifelendirdiği vakalardan biri bu…
Böyle şeylere inanmayanların, böyle şeylerin gerçek olup olmadığını test etmeleri de hiç zor değil. Gitsinler sağda solda çeşitli isimler altında büyücülük mekanı açmış büyücülere, kendilerine büyü yaptırsınlar “Ben inanmıyorum. Haydi yap bakalım, göreceksin bana hiçbir şey olmayacak” desinler. Neticesini hep beraber görelim. Şu psikiyatrlara da “Madem ki böyle şeyler olmadığına bu kadar eminsin. O halde denemekten ne zarar gelir. Haydi senin üzerinde bir denetelim, her safhasını da kamera kaydına alalım ve işte haklıysan, herkesi susturursun. Sen hatalıysan, daha fazla insanın hayatı tıp diye diye karartmaktan vazgeçer, sorunu temelden görüp çözebilenlerden olursun.” denilmeli.
Ne zaman, evet ne zaman büyücülerle devlet gücüyle mücadele edilecek? Daha kaç kedi ve köpek katliamı, daha kaç zihin kontrol kurbanı, daha kaç feci intihar vakası daha görülecek?
Zaten gaz gezegen diye bir şey yok. Hiç katı kısmı bulunmayan bir yerde sadece gaz da bir arada durmaz/bulunmaz. NASA’ya bakarsanız Neptün’ün sadece katı bir çekirdeği var ve geriye kalanı hep gaz. Bu bilgi, yeşillerin ve grilerin NASA’sının uydurmalarından biri. Böyle olmadığını kendileri de biliyorlar ve dünya insanlığından gizliyorlar.
NASA’nın Voyager 2 isimli uzay aracı tarafından 1989 tarihinde çekildiği söylenen şu görüntüdeki şey Neptün değil. Neptün’ün koruma kalkanı. Gazdan, tozdan, enerjiden oluşuyor. Tıpkı Satürn’deki ve Jüpiter’deki kalkanlar gibi…
Kalkanın içindeki gerçek Neptün dünyamıza çok benziyor. Dışarıdan bakınca mavi görünen büyük okyanuslar ve büyük karalar/kıtalar var. Bilim ve teknolojide bizden ileri seviyede olan Neptün’de bitki örtüsü açık mavi tonlarında… Neptün’de çok eskiden başka dünyalardan gelip Neptün’e yerleşmiş başka insan türleri de var ama gerçek/yerli Neptünlüler bizden kısa boylular ve ciltleri de gri ile açık mavinin alaca tonlarında…
İnce yüzlü, ince çeneli, gözleri iri, kafatasları arkadan çıkık gibi, saçları yok, üç parmaklılar ve bize kıyasla daha çelimsiz, zayıf, güçsüz duruyorlar. Boyunları da ince, omuzları da geniş değil.
Gerçek Uranüs
Voyager 2 isimli uzay aracı tarafından 1986’da çekildiği iddiasıyla paylaşılan bu görüntüde görülen şey Uranüs değil. Yeşillerin ve grilerin kontrolündeki NASA’ya ve diğer uzay ajanslarına sorarsanız, Uranüs dünyamızdan kütle olarak 15 kat, hacim olarak 63 kat büyüktür.
Bu bilginin doğru olmadığını onlar da biliyorlar. Dünya insanlığına doğruları anlatmak istemiyorlar. Uranüs’ün de gazlardan, tozlardan, enerjiden oluşan koruma kalkanı var. Ayrıca yine koruma maksatlı yapılan halkaları var. Bu kısımlardan ölçerseniz Uranüs’ü dünyadan çok büyük bir gezegen olarak görürsünüz. Lakin bu kalkanla, içindeki gerçek Uranüs gezegeni arasında büyük bir uzay boşluğu var. Kalkan içindeki gerçek Uranüs, zan edildiği kadar dünyamızdan büyük değil. Çok az farkla dünyamızdan büyük bir gezegen.
Uranüs’ün yeryüzünde de okyanuslar, denizler, karalar/kıtalar var. Uranüs’te bitki örtüsü yeşil renkte. Uranüs’te bilim ve teknoloji dünyamızdan çok çok daha ileri seviyede. Uranüslüler saldırgan, savaşçı insanlar.
Uranüs insanları açık kahverengi ile gri alaca tonlarında cilde sahipler. Neptünlülerden biraz daha uzun ve güçlüler ama biz dünya insanlarından hafif kısa ve çelimsizler.
Gözleri bizim gözlerimize nispetle biraz iri ve biraz çekik, yüzleri ve çeneleri ince, kafa/vücut oranı bize kıyasla değişik ve kafaları iri, saçsız ve sakalsızlar. İnce uzun kollu, büyük elli, dört parmaklılar. Yüz ifadeleri dünyamızdaki Çinliler gibi hep gergin/asabi olan insanlar bunlar.
Dünyamızın etrafında da bir koruma kalkanı var
Bu kalkanı öyle her uzaylı tür geçemiyor. Geçebilenler az. Geçebilenleri de sık sık, kolayca ve kalabalık halde geçemiyor. Bu kalkanı geçmek zor, tehlikeli, masraflı ve çok yüksek teknoloji isteyen bir iş.
Bu kalkanı dünya insanlığı çoktan keşfetti ama bütün insanlığa düşmanı olan yahudi, satanist, mason temelli Ankebut Ağı ve onların da içine sızan griler, yeşiller, keşfedilen şeyin hakikatini dünya insanlığından gizlediler.
Evet… Van Allen radyasyon kuşağı denilen şey, aslında dünyamızı korumak için suni yollarla yapılmış bir kalkandan başka bir şey değil. Van Allen kuşağının, güneşimizden ve diğer yıldızlardan gelen zararlı ışınları durdurmak için meydana gelmiş ve nasıl meydana geldiği bilinmeyen bir kalkan olduğu iddiası, bilim diye diye art niyetle dünya insanlığına anlatılan masallardan biri… Bu şey, aslında düpedüz bir koruma kalkanı. Hem de mükemmel bir kalkan. İçeriden dışarıya doğru geçmek de çok zor, masraflı ve tehlikeli.
NASA’nın bazı çalışanları ve dünyadaki daha pek çok uzay ajanslarının bazı çalışanları da dahil olmak üzere bütün dünya insanlığını işte böyle masallarlarla ayakta uyuttular.
Bu konudaki gerçeği ya da dünyaya böyle masallarla anlatılan şeylerin hakikatini çözen ya da çözecek gibi olan namuslu dünya insanlarını ya kaza süsüyle öldürdüler, ya biyonik robotunu yapıp yerlerine geçtiler ya da zihinlerini kontrole aldılar. Hafızalarını kısmen sildiler ya da vücutlarına çip taktılar. Hala da böyle namuslu dünya insanlarına bunları yapıyorlar.
Sonra İblis’in istediği gibi evrim aldatmacalı, satanizm arka planlı ve tamamen uydurmalı sözde bilim/teknik anlatıyorlar.
Ne kadar tuhaf
Kaç tane gezegende kaç senedir kaç kere fotoğrafımla birlikte haber oldum da kendi gezegenimde abartılı şekilde sansürleniyorum.
Şu dünyada birkaç kere yazılı haberlere konu oldum, onların bile çoğunu yeşillerin Google’ı listelemiyor/göstermiyor.
Özellikle son birkaç ayda ve bir de dün gün içinde, hem cinler aleminde çok çok yüksek sayıda cin müslüman oldu ama hem de yaşananlardan istihbarat almaya çalışan pek çok uzaylı türün arasında yüksek sayıda kişi de müslüman oldu.
Sadece dün gün içinde yaşananlar bile tarihe geçecek mühim bir kırılma noktası daha oluşturdu. Cinlere uzunca nasihat ederken, “Çatışmak zorunda değiliz. Biz kimseyi sömürmek ve kimseye tahakküm etmek gayretinde değiliz” derken, gayet medeni şekilde dinlediler ve gönül rızasıyla müslüman cinlerin arasına dahil oldular. Onları kullanan büyücü insanlar (dünyalı ve uzaylı insanlar) da gelişmeleri yakinen takip ettiler. Anlattıklarımı, konuştuklarımı rahatça dinleyebildiler ve “İslam bu ise, biz de varız” dediler. İslam’ı kabul ettiler. Bu günlere kadar da uzaylı türler arasından İslam’la müşerref olmuş çok sayıda kardeşlerimiz vardı, hatta yeşiller ve griler arasında da vardı, ara ara müslüman olmalar devam ediyordu ama dün, sadece bir gün içinde çok yüksek sayıda uzaylı insan da müslüman olunca, pek çok hususta dengeler hızlıca değişmeye başladı. Hatta ben kısa bir süre bunun endişesini yaşadım ve ihtiyaç olduğu kadar taraflara yetişememe ve onları yönlendirememe telaşına bile düştüm.
Şükür ki dünyanın her köşesinde olduğu gibi, her devletinde ve teşkilatında olduğu gibi, şimdilerde hiç beklemediğim uzaylı türler arasında bile kardeşlerimiz oldu, oluyor.
Hep beraber, gerçekten mutlu, huzurlu, emniyetli yaşanan bir dünya değil, bu halde çok sayıda dünyalar tesis edeceğiz.
400 binden fazla seçkin cin kabilesi üzerimize gönderildi. Bunların yaklaşık üçte ikisini öldürmemiz iki dakika bile sürmedi. Üçte biri de topuklayıp kaçtı.
İblis bu gün yaralı, sargılı haliyle Rusya, Hindistan, Çin, İran arasında mekik dokudu. Çok mücadele etti ama neticesi yine hüsran oldu.
Mensubu bulunduğumuz bu yol, karşı konulamaz, mücadele edilemez bir yol… Bakmayın mensubumuz gibi görünen münafık şarlatanlara… Bu yol o kadar büyük ki bu yolun arasındaki münafıkların sayısı bile en az iki milyon kişi…
Hala cinlerle, büyülerle, metafizik tekniklerle bizi durdurabileceğini ve bir de operasyonla durdurabileceklerini zan eden ahmaklara buradan gülücüklerimizi gönderiyoruz. Onlara hep gülüp geçiyoruz.
Sabah erken saatte o İblis’e demiştim “Bu gün tarihe geçen günlerden biri olacak” diye…
Son 24 saat içerisinde, sinyale girerek ölen dünya insanlarının sayısı en az 160 bin kişi… İçlerinde çok sayıda etkili ve yetkili kişiler de var.
Ölen uzaylı insanların sayısı yine yüz binlerce…
Cinler alemine gelince… Her yer yangın yeri. Kaç kat trilyon yok oldu, saymak hatta yaklaşık olarak tahmin etmek mümkün değil.
Bize gelince… Tek kayıp bile vermedik. Ekibimizden sık sık kontrole alınanlar, sıkıntılar yaşayanlar oldu ama yaralımız ve şehidimiz yok.
Detaylara girmiyorum, çünkü bu yayınların asıl muhatapları zaten metafizikçilerle çalışıyorlar ve yaşananları sorup öğreniyorlar.
Bir gram bile aklı kalmışlara tavsiyem odur ki,
Özelikle Suriye, Afganistan, İran, Ukrayna, Pakistan, Hindistan, Doğu Türkistan ve Vietnam meselelerinde B takımlarıyla birlikte çalışmayın.
Kısa süre sonra bu meselelerde ağırlığımızı artıracağız ve karşımızda olanlar neye uğradıklarını bile anlayamadan çok büyük kaybedecekler. Her manada, her sahada kaybedecekler.
“Pazar günü bari istirahat edeyim” demeden, gün ve saat ayrımı yapmadan hizmetime devam edecek ve yine çok sarsıcı yazılar yazacaktım. Lakin cinler alemini yine karıştırmışlar, kaldırıp üzerimize sevk etmişler.
Çok büyük hadiseler yaşanıyor. Topluca nasihat ettim, İblis’in onları nasıl kandırdığını anlattım, çok da uzun anlattım ama sıkılmadan dinlediler ve tek seferde kani olup İslam’ı seçtiler. Sayı şimdilik meçhul ama en az 200 trilyon kabile hemen Müslüman oldu. Hala durmaksızın İslam’a geçmekte olanları var. Müslüman olmayarak bizimle düşmanlık yapmayacaklarına söz verenler ve medenice anlaşanlar da var. Bunların sayısı da az değil.
İblis kahroluyor ama elinden bir şey gelmiyor. Cinlere “Son restleşme ikazını yaptım ve üzerine de birkaç hafta geçti. Bundan sonra daha büyük hadiseler yaşanacak ve çok canlar yanacak. Aklınız var, tercih hakkınız da var. Bu nasihatlarımı dinleyin ve doğru kararlar alın.” dedim. Eksik olmasınlar, medenice dinlediler, aramıza geldiler, kardeşlerimiz oldular ve işte böyle hayırlar/güzellikler oldu…
Bu güne kadar çok yüksek sayıda insanın gördüğünü söylediği ve çok yüksek sayıda insanın varlığına inandığı ve çok yüksek sayıda insanın tartıştığı “kurt adam” diye bir şey yok. Yani aklı olan, tercih hakları olan, adamdan/insandan sayılabilecek öyle bir canlı yok.
Lakin… İnsana çok benzeyen ama kurt başı bulunan, bu nedenle de görüldüğünde “kurt adam” denilen bir canlı/hayvan türü var. Şu videoda görülen görüntüler çok kısa görüntüler ve çok da net görüntüler değil. Doğu Türkistan Türkleri kurucu üyesi Babusselam Okutan adlı şahsın paylaştığı söylenilen bu videoda, iki metre boyunda, kolları ve ayakları da çok uzun olan bir kurt adam görüldüğü, yolculuk sırasında köpeğe çarptığını zan ederek durduğunda bu canlının yerde cansız yattığını gördüğü ve şaşırarak görüntüsünü kayıt ettiği iddia ediliyor. Çok benzeri görüntüler dünyanın dört bir yanında biraz daha farklı iddialarla bir süredir paylaşılmış.
Video gerçek midir, montaj mıdır, arkasında bir art niyet var mıdır, bunlar bir yana… Ben videoda görünen şeyin ne olduğu kısmına takılmadan ve bu kısmı yetkili araştırmacılara bırakarak, bu sahada zaten bildiğim bazı hususları aktaracağım. Şu video yayılıyor ve tartışılıyorken, bu bilgileri aktarmam yerinde/zamanında bir tavır olacaktır.
Aslında ortada çok akıl almaz ve inanılamaz bir şey yok…
Hep anlattığım şeyler var. Bilim ve teknolojide daha önce bizim dünyamız da çok ileriye, gidilebilecek en ileri seviyeye kadar gitmişti/çıkmıştı. O devirde de dünyanın insanlarının tamamı iyi niyetli kişiler değillerdi ve bir sürü art niyetli işler yaptılar. Genetik mühendisliği sahasında da yapılmaması gereken işler yaptılar.
Bizim Adem babamızdan önceki Adem babaların devirlerinde de bilim ve teknolojide çok ileri gidilince, yine art niyetli pek çok şeyler yapılmıştı. Milyonlarca yıldır da gezegenimiz ve dünya insanlığı bu art niyetli işlerin sıkıntısını çekti, çekmeye devam ediyor.
Bir de şu son birkaç bin senedir dünyamızda uzaylılar çok yüksek bilim ve teknoloji ile art niyetli işler yapıyorlar. Genetik mühendisliği sahasında kural tanımaz şekilde faaliyet göstererek hala yeni canlı türleri türetiyorlar.
Bu videoda görünen canlı gerçek midir, montaj mıdır bilinmez ama bu görüntüdeki gibi tuhaf canlılar bizim dünyamızda çok uzun zamandır var. Daha farklı farklı olanları da var. İnsan genleri ile hayvan genlerinin birleştirilmesi yoluyla elde edilen çok farklı farklı tuhaf hayvanlardan uzaydaki gezegenlerin pek çoğunda var. Bilim ve teknolojide ilerleyen, din ve ahlak sınırı bilmeyen/tanımayan insan türleri hemen bitkilerle, hayvanlarla hatta insanlarla oynamaya, genlerini değiştirmeye ya da birleştirmeye başlıyorlar. İşte bizim dünyamızdaki “efsane” denilip her devirde hep tartışılan şeylerin arkasında bu acı gerçek var.
Şu dünyada ya da başka dünyalarda insanoğlu, farklı, güçlü görünmek, büyük insan topluluklarını peşinden sürüklemek ve kutsal sayılmak için neler neler yapmadı…
Yüksek bilim ve teknolojinin geliştiği çağlarda dünya insanları da başka dünyaların insanları da insan genetiğine ahlaksızca/kuralsızca müdahaleler yaptılar.
Kendilerini/bedenlerini ve iç dünyalarını, duygularını, dürtülerini daha sağlam, daha güçlü yapmak için değişik değişik hayvanların değişik özelliklerini insanların bedenlerinde buluşturmak isteyenler de çok oldu, oluyor. Şu başımıza bela yeşillerin aslında önceleri de yeşil renkte olsalar da insan gibi durduklarını, daha sonradan kendilerini güçlendirmek için bedenlerine müdahaleler yaptıklarını ve daha çok da sürüngenlerin kodlarını vücutlarına eklediklerini, bunun neticesi olarak insana benzemez bir hal aldıklarını ve duygu/düşünce yapısında da hayvanileştiklerini daha önce birkaç satırla anlatmıştım.
Kadim Mısır’da piramitlerdeki sembollere bakıldığında, sadece yüksek teknoloji ile imal edilmiş aletler değil, vücut şekilleri kısmen farklı olan insan figürleri de görülür. Piramitlerin yüksek bilim ve teknoloji seviyesinde inşa edildiği o zamanda yüzlerine hayvan figürlü maskeler takanlar vardı ama genetiği değiştirilmiş insanlar da vardı. Lakin bunlar dünya insanı değillerdi, uzaylı insanlardı. Sadece kurt kafası değil, kuş kafalarına benzer şekle sahip olanlar da vardı. Bu benzerlikler çok ileri seviyede değildi ve bu kişiler insanlıklarını kaybetmemişlerdi. Hala ruhları, akılları, tercih hakları olan insanlardı bunlar…
Çupakabra da efsane değil
Yıllar önce de yazmıştım. Daha çok Güney Amerika ülkelerinde görünen, hayvanların kanını emen ama etini yemeyen ve çupakabra denilen, efsane olduğu söylenilen, üzerine çok tartışmalar yapılan şey de gerçek…
O da aslında uzaylı bir hayvan türü… Lakin o da üzerinde sonradan genetik oynamalar yapılan, olduğundan çok çok başka göründüğü bir hale çevrilmiş bir havyan… Kan emiyor, kan içerek de besleniyor.
Bölgede kan emerek beslenen başka bir canlı daha var ama bunun aklı, ruhu var ve bu insan… Güney Amerika ülkelerinde, sayıları çok olmayan, diğer uzaylı türleriyle çok alış verişi olmayan, onlardan bağımsız yaşayan uzaylı bir insan türü var. Bu tür de dünya hayvanlarının kanlarını çekerek içiyor ve etlerine dokunmuyor. Bu gibi kanı çekilerek ölmüş ve ölü bulunmuş hayvanlar meselesi sadece günümüzün meselesi de değil. Binlerce yıldır dünyamızda hep yaşanan bir mesele…
Bu nedenle de uzun zamandır dünyada hep vampir iddiaları tartışılıyor. Aslında vampirlere de efsane denilemez, onlar da gerçek. Bu dünyada yalnız olmadığımızı herkes anladı, bildi de çok ama çok kalabalık olduğumuzu ve çok farklı özelliklerde insan ve hayvan türleriyle aynı gezegende bulunduğumuzu öğrenme vaktimiz geldi. Bir de genetik mühendisliğinde sınır tanımayan insan türlerinin herkesin başına bela olacak canlı türlerini türettiklerini öğrenme vaktimiz geldi.
Onlar Yahudi değil, satanist değil, uzaylılardı
Kadim Mısır’da insanların başına geçen biyonik robotlu uzaylılar vardı. Süleyman aleyhisselam zamanında dünyamızdaki bilim ve teknoloji devlet gücüyle yok edilmişti. Dünya insanlığı kendi gayretiyle, çalışmalarıyla bilim ve teknolojide ulaşılabilecek en ileri seviyeye ulaşmıştı. Var olan teknoloji şeytanlaşmış insanların eline geçtikçe akıl almaz tehlikeler oluşuyordu. Bunları yıllardır anlattım.
Bilim ve teknoloji yok edildi ama yeşiller, griler ve daha başka uzaylı türler dünyamıza gelip gitmeye ve hatta dünyamızda yeraltındaki üslerinde kalmaya devam ettiler. İblis o vakte kadar onlarla çoktan ortaklık yapmıştı.
İşte bu uzaylı türler, dünya insanlığını İslam’dan uzaklaştırmak için oyun üstüne oyunlar kurdular ve hala benzerlerini kuruyor, oynuyorlar.
Kadim Mısır’da ve dünyanın daha başka yerlerinde, dünya insanı suretinde imal edilmiş biyonik robotlarla toplumların başlarına geçtiler. En önemli makamları ele geçirdiler.
Ellerinde zaten çok yüksek teknoloji vardı, hayvanlar üzerinde ileri seviyede genetik mühendisliği yapabiliyorlardı. Kuşların kafasını insan kafasına, aslanların kafalarını insan kafasına, insanların kafalarını da bazı hayvanların kafalarına benzetebiliyorlardı. Bu teknik çok sağlıklı olmuyordu ve tam da istenen sonucu vermiyordu. Bunun haricinde ise dünya insanı suretinde imal ettikleri biyonik robotların bazılarının bazı kısımlarını, en çok da kafalarını hayvan suretinde yapıyorlardı. Dünya hayvanları gibi görünen biyonik robotlar da yapıyorlardı ama fark şu ki o robotların da bazı kısımları çok farklı oluyordu. Çoğunlukla kafaları/yüzleri dünya insanları gibiydi. Ayrıca olağan üstü halleri/özellikleri oluyordu.
Bu kişiler (dünya insanı suretindeki biyonik robotlar) kendilerini olağan üstü kabiliyetleri olan kutsal kişiler olarak insanlığa tanıtıyorlardı. Yanlarındaki adamları ve hayvanları bile olağan üstü hallerdeydiler. Mesela aslan gibi bir hayvanları oluyordu ama kafaları/yüzleri insansıydı. Hareketleri ise diğer aslanlardan çok farklıydı. Sanki akıllıydı. Laftan anlıyor, ne denilirse onu yapıyordu. Kuş gibi hayvanları vardı ama kafaları insan kafası gibiydi.
Kendileri belli başlı makamlara geçiyorlardı ama yanlarında da olağan üstü haller sergileyen adamları oluyordu. Bu yardımcı adamların (mesela vezirlerin, komutanların), daha doğrusu insan gibi görünen biyonik robotların da kafaları kurt, kuş ya da başka hayvanların kafaları gibiydi. Bunlar vasıtasız bir şekilde havaya yükselebiliyor. Havada asılı durabiliyor. uçabiliyor, ellerinden ışınlar yayabiliyor ya da türlü olağan üstü haller sergileyebiliyorlardı.
Dünya insanları firavunlara daha yakın olsunlar, onları kendileri gibi görsünler, sahiplensinler ve uyum sağlayabilsinler diye, genellikle firavunları dünya insanı suretinde yapmayı tercih ediyorlardı. Yine de bu biyonik robot firavunları, dünya insanlarından biraz farklı ve üstün görünsünler diye kafatasları arkaya doğru uzamış şekilde imal ediyorlardı. Hal böyle olunca bir süre sonra bu topluluklar, uzun kafatası sahibi olmayı firavunlar soyundan olmanın ve asillerden olmanın bir alameti kabul ederek kendi çocuklarının kafataslarını da arkaya doğru uzatmanın yollarını arıyorlardı. Bir süre sonra daha bebek iken dünya insanlarının kafataslarını sarıp sıkarak şeklini değiştirmeyi buldular ve bu usul çok yaygınlaştı.
Şu sfenks dedikleri heykeller, durduk yerde yapılmadılar. Bunlar hayal ürünü değiller. Bunları yapan heykeltraşlar bu gibi canlıları gördüler. Duvarlara çizilmiş o figürleri/resimleri çizenler de hayal ürünü olarak çizmediler. Onlar da gördüklerini, gerçek hayatta var olanları çizdiler. O zamanda öyle tuhaf canlılar sayıca az olsalardı vardı ve onlar üstünlerdir, onlar asillerdi hatta onlardan bazıları haşa tanrılardı. Topluluklar bu kadar büyük kandırıldılar.
Kendileri gibi o tuhaf hayvanları da kutsal olarak kabullendiriliyordu ve kendileri de hayvanları da ölmüş zan edildiklerinde, yani halk onları ölmüş bildiğinde, ceset zan edilen o biyonik robotlar, uzaylılar tarafından yok ediliyordu. Halka da bunların kutsal oldukları için özel merasimle gizli yerlere gömüldükleri bilgisi veriliyordu. Hep o İblis’in, ona uyan cinlerle uzaylıların oyunlarıydı bunlar…
Mitolojideki sözde tanrılar da hep uzaylıydılar
Yunan mitolojisinin kökenleri de aslında Mısır’dadır. Yunan mitolojisindeki şu tanrısı, bu tanrısı denilen binbir türlü uydurma tanrıların temeli de işte burası… Hepsi aslında uzaylıların oyunu. Kendileri çok üstün bilim ve teknoloji seviyesiyle dünya insanı suretinde görülen biyonik robotlar yaptılar ve dünyaya geldiler. Olağanüstü haller sergilediler ve toplulukları peşlerinde sürüklediler. Kendilerini ilahlaştırdılar ve dünya insanlığını manen/dinen/ahlaken çökerttiler.
Güneş Tanrısı Ra dedikleri kişi bile aslında uzaylıydı. Yıllar önce bir yazımda ufaktan bir dokunmuştum ve bu şekilde geniş izah etmemiştim. Yazı arşivde duruyordur. Ankebut Ağı’nın kutsal bildiği geçmişteki pek çok kişi aslında dünyaya biyonik robotla gelip insanlıkla oyun oynayan uzaylı kişilerdi. Bu oyunlara İblis de dahil oldu. Satanist bir teşkilat olan Ankebut Ağının mensuplarına İblis, binlerce senedir uzaylı türleri ve onların sahip olduğu teknolojiyi de kullanarak oyun oynuyor.
İslam dininin hak peygamberlerinden biri olan İsa aleyhisselamın öğrettiği şeriatı/İseviliği ve getirdiği kutsal kitap İncili de işte bu teşkilat bozarak hristiyanlığı kurdu ve tahrif olmuş, aslından bozulmuş binbir türlü incil uydurdu.
Mevzu o kadar geniş ve o kadar detaylı ki durmadan aylarca anlatılsa özet geçilebilmiş olur. Dünyanın farklı yerlerinde, en çok da Afrika’da bazı insan topluluklarının hayvanlar gibi çırılçıplak ve medeniyetten tamamen uzak yaşamalarının arka planında bile işte bu oyunlar var. Kendilerini ilah ilan eden o firavunlar, insanların dinini ve ahlakını tamamen bozabilmek için ellerinden gelen her şeyi yapıyorlardı. İnsanların meydan yerde topluca zina etmelerini, her yerde çıplak gezmelerini, şiddetin, nefretin eşcinselliğin hakim olmasını sağlıyorlardı. İnsanların arenalarda aslanlara parçalatılması bile bu biyonik robotlu sözde tanrıların bir buluşuydu. Dünya insanlarına olan düşmanlıkları o kadar şiddetliydi ki buldukları her fırsatta en vahşice davranışları sergiletiyorlardı ve insanı insana da kırdırıyorlardı.
Bu bilgiler ve daha fazlası bilinmeden gerçek dünya tarihi çözülemez, anlaşılamaz ve dünyaki acılar, zulümler, sorunlar sonlandırılamaz. Bu yazdıklarım giriş seviyesinde temel bilgilendirme oldu. Yazdıklarım zaten kısacık sürede onlarca lisana tercüme edilerek dünya üzerindeki beyin takımına ulaşıyor. Bunlar biraz konuşulsun, tartışılsın, hazmedilsin, sonra ben detayları da yazarım.
Bir açıklama:
Süleyman aleyhisselam zamanında bilim ve teknoloji dünyamızdan kaldırılmadan önce, uzaylılar dünyamıza gizlenmeden gelebiliyorlardı. Teknoloji kaldırıldıkça ve nesiller geçtikçe uzaylılar gizlenerek gelmeye başladılar.
Birkaç nesil sonrasında zaten yakın geçmişi bile bilemez hale geldiler. Bu sıralarda biyonik robotlarla Mısırlıların, Hindistanlıların, Çinlilerin ve daha başka milletlerin başına uzaylı türler geçtiler. Dünya insanlığını İslam’dan, ahlaktan uzaklaştırmak için her şeyi denediler. Bu iki devrin şartlarının birbirinden farklı olduğunu anlamak lazım.
Ahir zaman hadislerinde genetik mühendisliğinden bahsediliyor
Bir gün gelecek, genetik mühendisliği ile türetilmiş ve ayar tutmamış hayvanlara, bitkilere hatta insan türlerine ve ırklarına, yine genetik mühendisliği ile müdahale edilecek. Sorunlar çok büyük oranda çözülecek. Sonradan türetilmemiş olsalar ve dünyanın tabiatında baştan beri var olmuş olsalar da sonradan genetik kodları kısmen değiştirilen hayvanlar da düzeltilecekler. Ahir zamanı anlatan bazı hadis-i şeriflerde bunların yaşanacağı da haber verildi ve bizler ahir zamandayız.
Belki de bir kez daha kıyamet kopmadan önce, bir dahaki (bizden sonraki) Adem baba ve evlatlarına çok güzel bir dünya bırakabiliriz. Dünyamızda tabiatı, hayvanatı ve milyonlarca senedir devam eden ve çok can yakan sorunları çözecek kadronun içinde bizler de bulunabiliriz.
Bu güne kadar bu sahaya dair yazdığım onlarca yazımı okuduysanız, şu aşağıdaki hadis-i şerif meallerini bu temele dayanarak okuyunca kastedilen manaları zorlanmadan anlayabilirsiniz:
“(İsa peygamber, kaldırıldığı sema katından ahir zamanda yeniden dünyaya indirildikten) Sonra kırk sene ömür sürecek. Onun zamanında kimse ölmeyecek. Kişi, koyun ve hayvanlarına -haydi gidin, otlayın- diyecek. Onlar gidecekler, ekinin ortasından geçtikleri halde bir başak bile ağızlarına almayacaklar. Yılan ve akrepler kimseye eza etmeyecekler. Yırtıcı hayvanlar kapılarının önünde duracak da (insanlardan) kimseye zararları dokunmayacak… “(İmam Suyuti, Kıyamet Alametleri, Ölüm ve Diriliş, s. 184)
“İnsanlar arasındaki düşmanlıklar ve kin kalkacak. Akrep ve yılanların zehirleri olmayacak, hatta bir çocuk eliyle yılanla oynayacak da yılan onu sokmayacak. Kız çocuğu arslanı kaçmaya zorlayacak da arslan ona ilişmeyecek. Kurt, koyunlar arasında sanki bir çoban köpeği imiş gibi bekleyip duracak. Kabın su ile dolduğu gibi yeryüzü din birliği ile dolacak. Allah’tan başka kimseye ibadet edilmeyecek. Harp, kavga namına hiçbir şey kalmayacak… Yeryüzü gümüş sofrası gibi olacak. Bitkisini Adem’in zamanındaki gibi bitirecek. Bir salkım üzümle bir nefer doyacak. Bir grup insan tek narla doyacak. Bir öküzün fiyatı şu kadar olacak, bir kaç dirhemle bir at satın alınacak.”
Denildi ki:
“Ey Allah’ın Resulü! Neden at o kadar ucuz olacak? “
“Harp olmayacağı için ona pek lüzum kalmayacak.”
“Neden öküz o kadar pahalı olacak? “
“Yeryüzünün tamamı ekileceği için o, çok gerekli olacak..” (Ibn-i Mace benzerini Ebu Ümame’den nakletti, Büyük Hadis Külliyatı, Rudani, 5. cilt, s. 370-371-372)
Şimdi gelelim biraz daha derin kısmına…
Aslında hiçbirimiz bu dünyalara ait değiliz. Gerçek hayat da bu hayat değil. Maddenin, cismin sınırladığı hayat değil…
Biz aslında ahiret aleminden geldik ve yine ahiret alemine geri döneceğiz. Zaten ruhlarımız ölümsüz ve sonsuza kadar var olacağız. Zaten şu anda bir sonsuzluğun içindeyiz. Bu sonsuzluğun içinde, bir safhasında/aşamasındayız. Bu safhaya dünya hayatı ya da imtihan dünyası deniliyor.
İnsanların ruhları “ruhlar alemi” denilen bir alemde hep bir aradaydı.
Ruhlar ahiret aleminde yani yedi kat semanın üzerindeki o koskocaman alemlerden arş-ı ala’daki sema katında, içtima halindeki bir ordu gibi hep bir aradaydılar.
Lakin kimin hangi gezegene, hangi zamanda, hangi devlette, hangi anne ve babadan gönderileceği Allah tarafından takdir edildi. Sırası gelen, bir anne ve baba vesilesiyle dünya hayatına gönderildi, gönderiliyor, doğuyor, imtihan olunuyor, tercihlerini yapıyor ve sonra ölüyor. Ölünce ruh yine geldiği yere, ahiret alemine götürülüyor.
Aslında ruhlar aleminde iken herkes İslam dininin ve yaratılışın hakikatini biliyordu. Ruhlar aleminde topluca bir arada iken herkese her dini gerçek anlatıldı, gösterildi ve herkes hayretle bunları kabullendi. O sırada Allah bütün ruhlara aynı anda “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” dedi ve bütün ruhlar “Evet, Rabbimizsin” dediler.
Lakin… Dünya hayatına gönderilenlerin çoğu, ruhlar aleminde “Evet Rabbimizsin” dedikleri halde dünya hayatında bunu inkar ettiler. Çünkü, Allah insanları bir anne ve baba vesileyle bu cismani/maddi aleme gönderirken bebeklik ve çocukluk çağları yaşanmasını, bu süreçte aklın olgunlaşmasını ama akıl olgunlaştıktan sonra, daha önce ruhlar aleminde gördüğümüz hakikatlerin hatırlanmamasını takdir etti. İnsanlar çocukluktan ergenliğe geçince, akıl tam olunca, ruhlar aleminde yaşadıklarını hatırlamaz halde oluyorlar.
Öldükleri anda uyanıyorlar
Böyleleri, dünya hayatlarında iken İslam dinini, Kur’an-ı Kerimi, hak peygamberleri, peygamber efendimiz Hz. Muhammed Mustafa’yı (s.a.v.) inkar ediyorlar. Helal haram, günah, sevap, iyilik, kötülük diye ayırt etmeden yaşıyorlar.
Hayatları boyunca saymakla bitmez günahlar, isyanlar, zulümler ve türlü yanlışlar, kötülükler yapıyorlar. Sonra bilmedikleri ve beklemedikleri bir vakitte bir kaza, hastalık veya başka bir vesile ile ölüyorlar. Öldükleri anda uyanıyorlar.
Meşhur bir hadis-i şerifte hazret-i peygamberimiz (s.a.v.) “İnsanlar uykudadırlar. Öldükleri vakit uyanırlar” buyurdular. Yukarıda da anlattığım gibi, ruhlar aleminde yani ahiret aleminde iken her şeyi gören, duyan ve anlayan insanlar, dünya hayatlarında bir nevi uyku halindeler. Hatırlamıyorlar, bilemiyorlar ve iradelerine bırakılıyorlar. Tercihlerine bırakılıyorlar. Ya iman edecekler, ya etmeyip sonsuz cehenneme gidecekler. Ya iman ettikten sonra da salih ameller (hep iyi şeyler, sevap olan şeyler) yapacaklar ya da günahlara/yanlışlara batarak yine cehenneme gidecekler. Lakin bu ihtimalde iman etmiş oldukları için, ne kadar kötülük etseler de sonsuz olarak cehenneme değil, günahlarına kefaret olacak azabı çekecek süre kadar cehenneme gidecekler. Sonra da azap bitince cennete geçiş yapacaklar.
Dünya hayatı boyunca ruhlar alemini hatırlamayarak yaşayan insanlar, öldükleri gibi hemen hatırlayacaklar, hatırlıyorlar. Nasıl bir alemde olduklarını, nasıl bir sistem/dengeler/hikmetler olduğunu, kainatın aslında ne olduğunu, ne yaşadıklarını, nereden nereye gidip sonra ölerek geri döndüklerini anında biliyorlar.
Çünkü aslında insanlar Alem-i Arş’taki bir yerde durmaya/yaşamaya devam ederlerken, kısacık bir süre denilecek bir dünya hayatı için dünyaya da gönderiliyorlar. Burada bir beden sahibi oluyorlar, yaşıyorlar, ergen oluyorlar, akılları olgunlaşıyor, tercih haklarına bırakılıp imtihan olunuyorlar, ölüyorlar ve uyanıyorlar. Ölüm gerçekleşince aslında o yerde hep durmaya devam ettiklerini, asıllarının orada olduğunu, bir kopyalarının burada, dünya hayatında olup imtihan olunduklarını fark ediyorlar. Tekrar hatırlıyorlar.
Yani… Şu meşhur Matrix filmindekine benzer şeyler bunlar… O filmin baş kahramanı Neo, gerçek hayattan sanki kopya/sanal olan bir hayata, bir şeyleri başarmak için gönderiliyor ve sonucunda başarılı olup olamayacağı kişinin kendi iradesine, inancına, savaşma azmine göre belli oluyor. Fark şu ki o Matrix filminde gerçek alemden/hayattan sanal/hayali, rüya gibi bir aleme geçiliyor.
Oysa İslam dinine göre ise gerçek hayattan yani ahiret hayatından bu dünya hayatına gönderiliyoruz ve imtihan ediliyoruz ama bu dünya hayatı da yalan/sanal ya da rüya bir hayat değil. Bu hayat da gerçek bir hayat…
Bu dünyaki hayatımız “Kaybedersek de kaybedelim. Ne olur yani, bu bir rüya hayatı/alemi” denilemeyecek gerçek bir hayat… Ya da “Bu dünya hayatında kendimize, insanlığa, hayvanata, dünyaya ne kadar kötülük yaparsak yapalım. Burası gerçek hayat değil, sanal ve burada yaptıklarımızdan sorumlu olmayız” denilemeyecek gerçek bir hayat…
Burada söylediğimiz her sözden, yaptığımız her işten/eylemden sorumluyuz. Hatta söylememiz gerekiyorken söylemediğimiz sözlerden de sorumluyuz.
İblis, Yahudi alimlerini bu kısımda kandırdı
Bu güne kadar, Adem babamızdan son peygamber hz. Muhammed Mustafa’ya kadar gelen bütün peygamberler İslam dinin peygamberleridir. Hepsi de Allah’ın varlığını, birliğini, ahiret hayatını, kıyameti, yeniden dirilmeyi, mahşeri, hesabı, cenneti, cehennemi, azabı ve mükafatı anlattılar.
Davud peygamber de Süleyman peygamber de İsa peygamber de Zekeriyya ve Yahya peygamberler de Nuh peygamber de hepsi bunları anlattılar.
Bu peygamberlerin bazılarına ilahi kitaplar indirildi ki biz Müslümanlar bozulmamış haliyle Zebur’a da Tevrat’a da İncil’e de şüphesiz inanıyoruz. Onlar da hak kitaplar ama İblis onların tahrif olmasını, aslından bozulmasını sağladı. Çok oyunlar oynadı ve hala oynuyor.
Peygamberler insanların akıl/idrak derecelerine göre konuşurlardı. İnsanlara anlayamayacakları şeyleri anlatmanın zulüm/eziyet olacağını söylerlerdi. Kendilerine inanan kalabalık topluluklara dinin temel meselelerini anlatırken, aralarından seçtikleri zeki, samimi, dinine gayretli ve ilim/hikmet peşindeki azınlık kişilere ise İslam dinin derin mevzularını da anlatırlardı.
Şu yukarıda herkesin anlayacağı şekilde özet geçtiğim kısımları ve bunlardan çok çok daha derin kısımlarını böyle seçkin kişilere hep anlattılar. Musa peygamber de anlattı. O zamandaki samimi/salih kişiler bunları iyice kavradılar ve bu kişiler de daha sonraki nesillerden olan samimi/salih bazı kişilere anlattılar. Bu şekilde anlatılarak bu ilimler aktarılırken İblis de oyunlar kurdu.
“O halde bu dünya hayatı gerçek değil. Burası sanal/gölge bir hayat ve kısacık bir hayat. Biz aslında hep ahiret alemindeydik ve hala oradayız. Öyle ise bu dünya hayatında ne yaparsak yapalım sorumlu tutulmayız” şeklinde bir inanca kaymalarına sebep oldu. O günlerden bu güne kadar Yahudi hahamları “Zafere ulaşmak için akla gelen her şey caizdir” dediler ve akıl almaz şeyler yapıp yaptırdılar. Ve bu sözlerinin derinliğini soran Yahudilere de “Çünkü burası gerçek bir dünya değil” dediler. O günlerden bu günlere kadar ve bu günümüzde Yahudiler, bebeklere, çocuklara, kadınlara, masumlara, hayvanlara, ihtiyarlara, ormanlara, su kaynaklarına her şeye kıydılar, kıyıyorlar. Bu yaptıklarından ötürü azap çekmeyeceklerini zan ettiler, zan ediyorlar ama İblis’in oyununa geldiklerinden habersizlerdi, habersizler.
Yedi kat sema neden var. Paralel evrenler…
Hemen her seviyeden herkesin anlayabileceği şekilde ve en özet şekilde izah edeceğim.
Kısacık bir dünya hayatından sonra, ölüm dediğimiz şey yaşanıyor, ruhla beden ayrılıyor, kişi kendisine unutturulan dini gerçekleri öldüğü anda hatırlıyor “Eyvah, ben ne yaptım. Neden iman etmedim, neden doğru tercihlerle yaşamadım” diyor ama iş işten geçiyor.
Çünkü Allah dünya hayatında akıl vermiş, tercih hakları vermiş, peygamberler göndererek ikaz etmiş, ilahi kitaplar indirerek ikaz etmiş ama o kişi hiçbirini umursamamış ya da yalancı peygamberlere ve sahte ya da bozulmuş kitaplara uymuş. Mazereti kalmamış. İtiraz etse de iş işten geçmiş.
Lakin insanların çoğu ölümden sonra hesaba çekilirken “Ey Rabbim, ben çok genç yaşta öldüm. Daha uzun yaşasaydım kesinlikle iman eder iyi şeyler yaparak yaşardım” diyecekler. “Ey Rabbim, ben daha iyi bir anne ve babadan dünyaya gelseydim ya da daha iyi bir zamanda, daha iyi bir milletin arasında dünyaya gelseydim kesinlikle doğruyu bulur, iman eder ve sonsuz hayatımı cennete çevirirdim. Şimdi burada bu halde olmazdım. Bu bir haksızlık değil mi? İşte şu kişi cenneti kazanmış ama onun annesi saliha, babası da salih zatmış. Ayrıca İslam’ın çok yaygın olduğu bir zamanda dünya hayatına gönderilmiş. Benim şartlarım öyle miydi? Bu haksızlık değil mi?” diyecekler. Ve bunlara benzer çok sayıda itirazlarda bulunacaklar.
O büyük mahkeme, öyle bir mahkeme ki kimsenin savunma hakkı engellenmeyecek. Herkes kendini savunacak, sözlerini söyleyecek ama onlara kayıttan bir şeyler izletilecek.
“Ey kulum! Sen iyi bir anneden ve babadan dünyaya gelseydin ve iyi bir zamanda dünyaya gelseydin, yine de kötü bir kul olarak yaşayacak ve ölecektin. Bak, izle” denilecek.
Neyi mi izleyecek? Günümüzde paralel evrenler denilen yerleri…
Küçücük bir uzay var ve onun üzerinde her biri farkla büyük olan yedi kat sema var dedik. Bunlar boş yere yaratılmadılar.
Başka neler var tam olarak bilemiyorum şimdilik ama oralarda paralel evrenler denilen yerler de var.
Yani oralarda insanların kopyaları da yaşıyor. Bu merkez/asıl yerde yani uzay içindeki gezegenlerde/alemlerde yaşayan insanların ve cinlerin kopyaları, yedi kat semanın içindeki alemlerde de yaşıyorlar.
Bu dünyada işte bir mfs var ama yedi kat semanın içinde kalan kısımlarda belki binlerce belki de yüz binlerce mfs daha var. Bu dünya hayatında imtihanı kazanmış ya da kaybetmiş insanlar ve cinler, o paralel evrenlerde/hayatlarda farklı şartlarda dünyaya geliyorlar.
Yani dünyamızda bizlere tam bir irade verilmiyor. Cüzi/kısmi bir irade veriliyor. Annemizi, babamızı, dünyaya geldiğimiz çağı, dünyaya geldiğimiz devleti, akrabalarımızı v.b. birçok şeyi tercih hakkımız yok. Yarın ahirette hesap sırasında türlü bahaneler öne sürecek kullara işte buralarda yaşatılan hayatları izletilecek. Çünkü oradaki her bir kopyada bazı şartlar değişik… Mesela ben iyi bir anne, çok kötü ve zalim bir babadan dünyaya gelmişsem, paralel evrendeki bir yerde hem babam hem annem iyi insanlar oluyor. Bir başka paralel kısımda ise hem babam hem de annem kötü oluyor. Bu hayatta mesela yüksek bir makam ile imtihan olunup bunun hürmetine tepetaklak olup imtihanı kaybedecek şeyleri yapmışsam, paralel kısımda bir yerde de sade bir vatandaş gibi makamım olmadan yaşadığım bir hayat var. Ana kırılma hatları denilebilecek kısımların değiştiği çok yüksek sayıda paralel hayatlar var.
Bütün hayatların sonu ise aynı yere çıkıyor. Burada kaybeden, o binlerce ya da yüzbinlerce değişik hayat şartlarında da kaybediyor. Burada kazananlar oralarda da sonunda kazanıyorlar. Allah o kadar adil ki bunları kulları görsün ve mahkemede itiraz edemesin, etse de netice elde edemesin, haksızlığa uğradığını zan etmesin diye paralel hayatlar da yaşatıyor.
Kimse itirazından sonuç alamıyor
Hal böyle olunca herkes itiraz konusu hayat şartlarının değişik olduğu paralel hayatlardaki halini, kararlarını da biliyor ve kimsenin itirazı bir fayda sağlamıyor.
Kısacık bir dünya hayatında nefsine ve şeytanlara (kafir cinlere) kulak verip onları dinleyen insanlar, sonsuz hayatlarını cehennemde geçirmek zorunda kalıyorlar.
Bu dünyanın hafife alınabilir bir yanı yok. Bu gezegendeki insanlar da cinler de… Diğer kat trilyonlarca gezegendeki insanlar da cinler de imtihan için bu gezegenlere/alemlere gönderildiler. Herkes aklı başına geldiğinde hayatı sorgulayıp, gerçekleri arayarak bulup iman etmekle ve ardından iyi işler yapmakla sorumlu. Kadınlar da erkekler de… Sadece akılsız/deli olanlar sorumlu değiller. Yarın hesap gününde kimsenin bir mazereti fayda vermeyecek. Müthiş bir adaletli muamele yapılacak ve cennetlik cennete, cehennemlik ise cehenneme konacak. Bir daha da hiçbir kul dünya hayatına geri gönderilmeyecek ve sonsuz hayatını değiştirecek şekilde yaşama fırsatı verilmeyecek. Herkes ne yapacaksa şu kısacık dünya hayatında yapacak, yapmalı.
Cennette suretler başka olacak
Bu dünya hayatında pek çok gezegende başka başka suretlerde insan türleri ve cin türleri var ama mahşerden sonra cennete girilirken suretler değişecek. Cennette bütün insan türlerinin sureti aynı olacak. O suret, bizim dünya insanlığının suretine çok benzer olacak. Şu dünya hayatında bazı gezegenlerde bizim bir karışımız boyunda olan ya da bizim iki katımız boyunda olan insan türleri de var ve onlar da bizim dünya insanlarının suretleri gibi olacaklar. Hatta çok daha güzel olacaklar. Cennnette sıkıntı diye bir şey olmayacak. Uyku bile olmayacak. Bedenler bile kirlenmeyecek ve bedeni temizlemek bile gerekmeyecek. Daha neler neler…
Saatlerce sesli anlatmak lazım ama akıl sahibi olanlar bu kadarı ile bile temel tercihlerini doğru yaparlar, yapmalılar. İyice bilinsin ki biz ırkçı değiliz. Biz madde/para, makam, şöhret peşinde koşarak mücadele edenlerden de değiliz. Biz insanların ve cinlerin hidayeti için çırpınan kullarız. Kimseyi kendi sistemimize ya da idaremiz altına çağırmıyoruz. Herkesi İslam dinine çağırıyoruz. Ne kadar çok insanın ve cinin doğru tercihleri yapmasına vesile olursak bize o kadar sevap var ve ahirette ona göre nimetler mükafatlar var ki oranın nimetleri hiç bitmez. Buradakilere de benzemez. Akılların almadığı nimetler ve mükafatlardır onlar…
Bir Yahudi samimiyetle bu hakikatleri kabul eder de iman edip Müslüman olursa sadece kardeşimiz olur. Bizden sadece kardeşlik görür. Bir yargılama değil bir kınama bile görmez. Çünkü İslam’ı tercih etmeleriyle birlikte o ana kadarki bütün günahları silinir ve af olunur. Allah bile af etmişken bize söz mü düşer.
Uzaylı insan türleri ya da uzaylı cin türleri arasından bu hakikatleri duyarak iman edenler de sonsuz kurtuluşa ererler. Onlar da kardeşlerimiz olurlar ve bizden kardeşlik görürler. Onların da iman ettikleri ve Müslüman oldukları ana kadar işledikleri bütün günahlar Allah tarafından af edilir.
Bu, bütün diğer kullar gibi fani bir kul olan mfs’nin, dini manada kainatın merkezi olan dünyadan yazdığı bir yazıdır ve ilmi, gayreti yettiğince yaptığı bir özet izahattır. İnsan olsun, cin olsun, dünyalı olsun ya da uzaylı olsun, bütün akıl sahipleri bunu okuyup tercihlerini zaten yaparlar
Biden’ın uzun süre varlıkta kalamayacak olan kabinesi, insanlık namına derhal tutuklanıp cezaevine konulması gereken insan şeytanları ile dolu… Biri de bu gördüğünüz kişi… Prof. Dr. Rachel Levine… Bir travesti olan bu kişiyi, bir sübyancı, tecavüzcü, işkenceci, dolandırıcı ve vatan haini olan ABD Başkanı Biden, kendi kabinesinin Sağlık Bakanı yardımcısı yaptı. Biden gibi birinden de bu beklenirdi zaten… Tam bir erkek olduğu halde kadın gibi yaşamak isteyecek kadar ayarını bozan Levine, bu hale öyle kolay gelmedi. Çocuk kaçırma, işkence, tecavüz diye başlasak, İblis’e insan kurban edilen Satanist ayinlere kadar giden bir suç listesi var. Amerika’daki yetkili adli makamlar isteseler bir gün içinde bile bu sapık herifin gerçek yüzünü meydana serip cezaevine alabilirler.