Ahir zaman hadislerinde genetik mühendisliğinden bahsediliyor

Bir gün gelecek, genetik mühendisliği ile türetilmiş ve ayar tutmamış hayvanlara, bitkilere hatta insan türlerine ve ırklarına, yine genetik mühendisliği ile müdahale edilecek. Sorunlar çok büyük oranda çözülecek. Sonradan türetilmemiş olsalar ve dünyanın tabiatında baştan beri var olmuş olsalar da sonradan genetik kodları kısmen değiştirilen hayvanlar da düzeltilecekler. Ahir zamanı anlatan bazı hadis-i şeriflerde bunların yaşanacağı da haber verildi ve bizler ahir zamandayız.

Belki de bir kez daha kıyamet kopmadan önce, bir dahaki (bizden sonraki) Adem baba ve evlatlarına çok güzel bir dünya bırakabiliriz. Dünyamızda tabiatı, hayvanatı ve milyonlarca senedir devam eden ve çok can yakan sorunları çözecek kadronun içinde bizler de bulunabiliriz.

Bu güne kadar bu sahaya dair yazdığım onlarca yazımı okuduysanız, şu aşağıdaki hadis-i şerif meallerini bu temele dayanarak okuyunca kastedilen manaları zorlanmadan anlayabilirsiniz:

“(İsa peygamber, kaldırıldığı sema katından ahir zamanda yeniden dünyaya indirildikten) Sonra kırk sene ömür sürecek. Onun zamanında kimse ölmeyecek. Kişi, koyun ve hayvanlarına -haydi gidin, otlayın- diyecek. Onlar gidecekler, ekinin ortasından geçtikleri halde bir başak bile ağızlarına almayacaklar. Yılan ve akrepler kimseye eza etmeyecekler. Yırtıcı hayvanlar kapılarının önünde duracak da (insanlardan) kimseye zararları dokunmayacak… “(İmam Suyuti, Kıyamet Alametleri, Ölüm ve Diriliş, s. 184)


“İnsanlar arasındaki düşmanlıklar ve kin kalkacak. Akrep ve yılanların zehirleri olmayacak, hatta bir çocuk eliyle yılanla oynayacak da yılan onu sokmayacak. Kız çocuğu arslanı kaçmaya zorlayacak da arslan ona ilişmeyecek. Kurt, koyunlar arasında sanki bir çoban köpeği imiş gibi bekleyip duracak. Kabın su ile dolduğu gibi yeryüzü din birliği ile dolacak. Allah’tan başka kimseye ibadet edilmeyecek. Harp, kavga namına hiçbir şey kalmayacak… Yeryüzü gümüş sofrası gibi olacak. Bitkisini Adem’in zamanındaki gibi bitirecek. Bir salkım üzümle bir nefer doyacak. Bir grup insan tek narla doyacak. Bir öküzün fiyatı şu kadar olacak, bir kaç dirhemle bir at satın alınacak.”

Denildi ki:

“Ey Allah’ın Resulü! Neden at o kadar ucuz olacak? “

“Harp olmayacağı için ona pek lüzum kalmayacak.”

“Neden öküz o kadar pahalı olacak? “

“Yeryüzünün tamamı ekileceği için o, çok gerekli olacak..” (Ibn-i Mace benzerini Ebu Ümame’den nakletti, Büyük Hadis Külliyatı, Rudani, 5. cilt, s. 370-371-372)

Şimdi gelelim biraz daha derin kısmına…

Aslında hiçbirimiz bu dünyalara ait değiliz. Gerçek hayat da bu hayat değil. Maddenin, cismin sınırladığı hayat değil…

Biz aslında ahiret aleminden geldik ve yine ahiret alemine geri döneceğiz. Zaten ruhlarımız ölümsüz ve sonsuza kadar var olacağız. Zaten şu anda bir sonsuzluğun içindeyiz. Bu sonsuzluğun içinde, bir safhasında/aşamasındayız. Bu safhaya dünya hayatı ya da imtihan dünyası deniliyor.

İnsanların ruhları “ruhlar alemi” denilen bir alemde hep bir aradaydı.

Ruhlar ahiret aleminde yani yedi kat semanın üzerindeki o koskocaman alemlerden arş-ı ala’daki sema katında, içtima halindeki bir ordu gibi hep bir aradaydılar.

Lakin kimin hangi gezegene, hangi zamanda, hangi devlette, hangi anne ve babadan gönderileceği Allah tarafından takdir edildi. Sırası gelen, bir anne ve baba vesilesiyle dünya hayatına gönderildi, gönderiliyor, doğuyor, imtihan olunuyor, tercihlerini yapıyor ve sonra ölüyor. Ölünce ruh yine geldiği yere, ahiret alemine götürülüyor.

Aslında ruhlar aleminde iken herkes İslam dininin ve yaratılışın hakikatini biliyordu. Ruhlar aleminde topluca bir arada iken herkese her dini gerçek anlatıldı, gösterildi ve herkes hayretle bunları kabullendi. O sırada Allah bütün ruhlara aynı anda “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” dedi ve bütün ruhlar “Evet, Rabbimizsin” dediler.

Lakin… Dünya hayatına gönderilenlerin çoğu, ruhlar aleminde “Evet Rabbimizsin” dedikleri halde dünya hayatında bunu inkar ettiler. Çünkü, Allah insanları bir anne ve baba vesileyle bu cismani/maddi aleme gönderirken bebeklik ve çocukluk çağları yaşanmasını, bu süreçte aklın olgunlaşmasını ama akıl olgunlaştıktan sonra, daha önce ruhlar aleminde gördüğümüz hakikatlerin hatırlanmamasını takdir etti. İnsanlar çocukluktan ergenliğe geçince, akıl tam olunca, ruhlar aleminde yaşadıklarını hatırlamaz halde oluyorlar.

ldükleri anda uyanıyorlar

Böyleleri, dünya hayatlarında iken İslam dinini, Kur’an-ı Kerimi, hak peygamberleri, peygamber efendimiz Hz. Muhammed Mustafa’yı (s.a.v.) inkar ediyorlar. Helal haram, günah, sevap, iyilik, kötülük diye ayırt etmeden yaşıyorlar.

Hayatları boyunca saymakla bitmez günahlar, isyanlar, zulümler ve türlü yanlışlar, kötülükler yapıyorlar. Sonra bilmedikleri ve beklemedikleri bir vakitte bir kaza, hastalık veya başka bir vesile ile ölüyorlar. Öldükleri anda uyanıyorlar.

Meşhur bir hadis-i şerifte hazret-i peygamberimiz (s.a.v.) “İnsanlar uykudadırlar. Öldükleri vakit uyanırlar” buyurdular. Yukarıda da anlattığım gibi, ruhlar aleminde yani ahiret aleminde iken her şeyi gören, duyan ve anlayan insanlar, dünya hayatlarında bir nevi uyku halindeler. Hatırlamıyorlar, bilemiyorlar ve iradelerine bırakılıyorlar. Tercihlerine bırakılıyorlar. Ya iman edecekler, ya etmeyip sonsuz cehenneme gidecekler. Ya iman ettikten sonra da salih ameller (hep iyi şeyler, sevap olan şeyler) yapacaklar ya da günahlara/yanlışlara batarak yine cehenneme gidecekler. Lakin bu ihtimalde iman etmiş oldukları için, ne kadar kötülük etseler de sonsuz olarak cehenneme değil, günahlarına kefaret olacak azabı çekecek süre kadar cehenneme gidecekler. Sonra da azap bitince cennete geçiş yapacaklar.

Dünya hayatı boyunca ruhlar alemini hatırlamayarak yaşayan insanlar, öldükleri gibi hemen hatırlayacaklar, hatırlıyorlar. Nasıl bir alemde olduklarını, nasıl bir sistem/dengeler/hikmetler olduğunu, kainatın aslında ne olduğunu, ne yaşadıklarını, nereden nereye gidip sonra ölerek geri döndüklerini anında biliyorlar.

Çünkü aslında insanlar Alem-i Arş’taki bir yerde durmaya/yaşamaya devam ederlerken, kısacık bir süre denilecek bir dünya hayatı için dünyaya da gönderiliyorlar. Burada bir beden sahibi oluyorlar, yaşıyorlar, ergen oluyorlar, akılları olgunlaşıyor, tercih haklarına bırakılıp imtihan olunuyorlar, ölüyorlar ve uyanıyorlar. Ölüm gerçekleşince aslında o yerde hep durmaya devam ettiklerini, asıllarının orada olduğunu, bir kopyalarının burada, dünya hayatında olup imtihan olunduklarını fark ediyorlar. Tekrar hatırlıyorlar.

Yani… Şu meşhur Matrix filmindekine benzer şeyler bunlar… O filmin baş kahramanı Neo, gerçek hayattan sanki kopya/sanal olan bir hayata, bir şeyleri başarmak için gönderiliyor ve sonucunda başarılı olup olamayacağı kişinin kendi iradesine, inancına, savaşma azmine göre belli oluyor. Fark şu ki o Matrix filminde gerçek alemden/hayattan sanal/hayali, rüya gibi bir aleme geçiliyor.

Oysa İslam dinine göre ise gerçek hayattan yani ahiret hayatından bu dünya hayatına gönderiliyoruz ve imtihan ediliyoruz ama bu dünya hayatı da yalan/sanal ya da rüya bir hayat değil. Bu hayat da gerçek bir hayat…

Bu dünyaki hayatımız “Kaybedersek de kaybedelim. Ne olur yani, bu bir rüya hayatı/alemi” denilemeyecek gerçek bir hayat… Ya da “Bu dünya hayatında kendimize, insanlığa, hayvanata, dünyaya ne kadar kötülük yaparsak yapalım. Burası gerçek hayat değil, sanal ve burada yaptıklarımızdan sorumlu olmayız” denilemeyecek gerçek bir hayat…

Burada söylediğimiz her sözden, yaptığımız her işten/eylemden sorumluyuz. Hatta söylememiz gerekiyorken söylemediğimiz sözlerden de sorumluyuz.

İblis, Yahudi alimlerini bu kısımda kandırdı

Bu güne kadar, Adem babamızdan son peygamber hz. Muhammed Mustafa’ya kadar gelen bütün peygamberler İslam dinin peygamberleridir. Hepsi de Allah’ın varlığını, birliğini, ahiret hayatını, kıyameti, yeniden dirilmeyi, mahşeri, hesabı, cenneti, cehennemi, azabı ve mükafatı anlattılar.

Davud peygamber de Süleyman peygamber de İsa peygamber de Zekeriyya ve Yahya peygamberler de Nuh peygamber de hepsi bunları anlattılar.

Bu peygamberlerin bazılarına ilahi kitaplar indirildi ki biz Müslümanlar bozulmamış haliyle Zebur’a da Tevrat’a da İncil’e de şüphesiz inanıyoruz. Onlar da hak kitaplar ama İblis onların tahrif olmasını, aslından bozulmasını sağladı. Çok oyunlar oynadı ve hala oynuyor.

Peygamberler insanların akıl/idrak derecelerine göre konuşurlardı. İnsanlara anlayamayacakları şeyleri anlatmanın zulüm/eziyet olacağını söylerlerdi. Kendilerine inanan kalabalık topluluklara dinin temel meselelerini anlatırken, aralarından seçtikleri zeki, samimi, dinine gayretli ve ilim/hikmet peşindeki azınlık kişilere ise İslam dinin derin mevzularını da anlatırlardı.

Şu yukarıda herkesin anlayacağı şekilde özet geçtiğim kısımları ve bunlardan çok çok daha derin kısımlarını böyle seçkin kişilere hep anlattılar. Musa peygamber de anlattı. O zamandaki samimi/salih kişiler bunları iyice kavradılar ve bu kişiler de daha sonraki nesillerden olan samimi/salih bazı kişilere anlattılar. Bu şekilde anlatılarak bu ilimler aktarılırken İblis de oyunlar kurdu.

“O halde bu dünya hayatı gerçek değil. Burası sanal/gölge bir hayat ve kısacık bir hayat. Biz aslında hep ahiret alemindeydik ve hala oradayız. Öyle ise bu dünya hayatında ne yaparsak yapalım sorumlu tutulmayız” şeklinde bir inanca kaymalarına sebep oldu. O günlerden bu güne kadar Yahudi hahamları “Zafere ulaşmak için akla gelen her şey caizdir” dediler ve akıl almaz şeyler yapıp yaptırdılar. Ve bu sözlerinin derinliğini soran Yahudilere de “Çünkü burası gerçek bir dünya değil” dediler. O günlerden bu günlere kadar ve bu günümüzde Yahudiler, bebeklere, çocuklara, kadınlara, masumlara, hayvanlara, ihtiyarlara, ormanlara, su kaynaklarına her şeye kıydılar, kıyıyorlar. Bu yaptıklarından ötürü azap çekmeyeceklerini zan ettiler, zan ediyorlar ama İblis’in oyununa geldiklerinden habersizlerdi, habersizler.

Yedi kat sema neden var. Paralel evrenler…

Hemen her seviyeden herkesin anlayabileceği şekilde ve en özet şekilde izah edeceğim.

Kısacık bir dünya hayatından sonra, ölüm dediğimiz şey yaşanıyor, ruhla beden ayrılıyor, kişi kendisine unutturulan dini gerçekleri öldüğü anda hatırlıyor “Eyvah, ben ne yaptım. Neden iman etmedim, neden doğru tercihlerle yaşamadım” diyor ama iş işten geçiyor.

Çünkü Allah dünya hayatında akıl vermiş, tercih hakları vermiş, peygamberler göndererek ikaz etmiş, ilahi kitaplar indirerek ikaz etmiş ama o kişi hiçbirini umursamamış ya da yalancı peygamberlere ve sahte ya da bozulmuş kitaplara uymuş. Mazereti kalmamış. İtiraz etse de iş işten geçmiş.

Lakin insanların çoğu ölümden sonra hesaba çekilirken “Ey Rabbim, ben çok genç yaşta öldüm. Daha uzun yaşasaydım kesinlikle iman eder iyi şeyler yaparak yaşardım” diyecekler. “Ey Rabbim, ben daha iyi bir anne ve babadan dünyaya gelseydim ya da daha iyi bir zamanda, daha iyi bir milletin arasında dünyaya gelseydim kesinlikle doğruyu bulur, iman eder ve sonsuz hayatımı cennete çevirirdim. Şimdi burada bu halde olmazdım. Bu bir haksızlık değil mi? İşte şu kişi cenneti kazanmış ama onun annesi saliha, babası da salih zatmış. Ayrıca İslam’ın çok yaygın olduğu bir zamanda dünya hayatına gönderilmiş. Benim şartlarım öyle miydi? Bu haksızlık değil mi?” diyecekler. Ve bunlara benzer çok sayıda itirazlarda bulunacaklar.

O büyük mahkeme, öyle bir mahkeme ki kimsenin savunma hakkı engellenmeyecek. Herkes kendini savunacak, sözlerini söyleyecek ama onlara kayıttan bir şeyler izletilecek.

“Ey kulum! Sen iyi bir anneden ve babadan dünyaya gelseydin ve iyi bir zamanda dünyaya gelseydin, yine de kötü bir kul olarak yaşayacak ve ölecektin. Bak, izle” denilecek.

Neyi mi izleyecek? Günümüzde paralel evrenler denilen yerleri…

Küçücük bir uzay var ve onun üzerinde her biri farkla büyük olan yedi kat sema var dedik. Bunlar boş yere yaratılmadılar.

Başka neler var tam olarak bilemiyorum şimdilik ama oralarda paralel evrenler denilen yerler de var.

Yani oralarda insanların kopyaları da yaşıyor. Bu merkez/asıl yerde yani uzay içindeki gezegenlerde/alemlerde yaşayan insanların ve cinlerin kopyaları, yedi kat semanın içindeki alemlerde de yaşıyorlar.

Bu dünyada işte bir mfs var ama yedi kat semanın içinde kalan kısımlarda belki binlerce belki de yüz binlerce mfs daha var. Bu dünya hayatında imtihanı kazanmış ya da kaybetmiş insanlar ve cinler, o paralel evrenlerde/hayatlarda farklı şartlarda dünyaya geliyorlar.

Yani dünyamızda bizlere tam bir irade verilmiyor. Cüzi/kısmi bir irade veriliyor. Annemizi, babamızı, dünyaya geldiğimiz çağı, dünyaya geldiğimiz devleti, akrabalarımızı v.b. birçok şeyi tercih hakkımız yok. Yarın ahirette hesap sırasında türlü bahaneler öne sürecek kullara işte buralarda yaşatılan hayatları izletilecek. Çünkü oradaki her bir kopyada bazı şartlar değişik… Mesela ben iyi bir anne, çok kötü ve zalim bir babadan dünyaya gelmişsem, paralel evrendeki bir yerde hem babam hem annem iyi insanlar oluyor. Bir başka paralel kısımda ise hem babam hem de annem kötü oluyor. Bu hayatta mesela yüksek bir makam ile imtihan olunup bunun hürmetine tepetaklak olup imtihanı kaybedecek şeyleri yapmışsam, paralel kısımda bir yerde de sade bir vatandaş gibi makamım olmadan yaşadığım bir hayat var. Ana kırılma hatları denilebilecek kısımların değiştiği çok yüksek sayıda paralel hayatlar var.

Bütün hayatların sonu ise aynı yere çıkıyor. Burada kaybeden, o binlerce ya da yüzbinlerce değişik hayat şartlarında da kaybediyor. Burada kazananlar oralarda da sonunda kazanıyorlar. Allah o kadar adil ki bunları kulları görsün ve mahkemede itiraz edemesin, etse de netice elde edemesin, haksızlığa uğradığını zan etmesin diye paralel hayatlar da yaşatıyor.

Kimse itirazından sonuç alamıyor

Hal böyle olunca herkes itiraz konusu hayat şartlarının değişik olduğu paralel hayatlardaki halini, kararlarını da biliyor ve kimsenin itirazı bir fayda sağlamıyor.

Kısacık bir dünya hayatında nefsine ve şeytanlara (kafir cinlere) kulak verip onları dinleyen insanlar, sonsuz hayatlarını cehennemde geçirmek zorunda kalıyorlar.

Bu dünyanın hafife alınabilir bir yanı yok. Bu gezegendeki insanlar da cinler de… Diğer kat trilyonlarca gezegendeki insanlar da cinler de imtihan için bu gezegenlere/alemlere gönderildiler. Herkes aklı başına geldiğinde hayatı sorgulayıp, gerçekleri arayarak bulup iman etmekle ve ardından iyi işler yapmakla sorumlu. Kadınlar da erkekler de… Sadece akılsız/deli olanlar sorumlu değiller. Yarın hesap gününde kimsenin bir mazereti fayda vermeyecek. Müthiş bir adaletli muamele yapılacak ve cennetlik cennete, cehennemlik ise cehenneme konacak. Bir daha da hiçbir kul dünya hayatına geri gönderilmeyecek ve sonsuz hayatını değiştirecek şekilde yaşama fırsatı verilmeyecek. Herkes ne yapacaksa şu kısacık dünya hayatında yapacak, yapmalı.

Cennette suretler başka olacak

Bu dünya hayatında pek çok gezegende başka başka suretlerde insan türleri ve cin türleri var ama mahşerden sonra cennete girilirken suretler değişecek. Cennette bütün insan türlerinin sureti aynı olacak. O suret, bizim dünya insanlığının suretine çok benzer olacak. Şu dünya hayatında bazı gezegenlerde bizim bir karışımız boyunda olan ya da bizim iki katımız boyunda olan insan türleri de var ve onlar da bizim dünya insanlarının suretleri gibi olacaklar. Hatta çok daha güzel olacaklar. Cennnette sıkıntı diye bir şey olmayacak. Uyku bile olmayacak. Bedenler bile kirlenmeyecek ve bedeni temizlemek bile gerekmeyecek. Daha neler neler…

Saatlerce sesli anlatmak lazım ama akıl sahibi olanlar bu kadarı ile bile temel tercihlerini doğru yaparlar, yapmalılar. İyice bilinsin ki biz ırkçı değiliz. Biz madde/para, makam, şöhret peşinde koşarak mücadele edenlerden de değiliz. Biz insanların ve cinlerin hidayeti için çırpınan kullarız. Kimseyi kendi sistemimize ya da idaremiz altına çağırmıyoruz. Herkesi İslam dinine çağırıyoruz. Ne kadar çok insanın ve cinin doğru tercihleri yapmasına vesile olursak bize o kadar sevap var ve ahirette ona göre nimetler mükafatlar var ki oranın nimetleri hiç bitmez. Buradakilere de benzemez. Akılların almadığı nimetler ve mükafatlardır onlar…

Bir Yahudi samimiyetle bu hakikatleri kabul eder de iman edip Müslüman olursa sadece kardeşimiz olur. Bizden sadece kardeşlik görür. Bir yargılama değil bir kınama bile görmez. Çünkü İslam’ı tercih etmeleriyle birlikte o ana kadarki bütün günahları silinir ve af olunur. Allah bile af etmişken bize söz mü düşer.

Uzaylı insan türleri ya da uzaylı cin türleri arasından bu hakikatleri duyarak iman edenler de sonsuz kurtuluşa ererler. Onlar da kardeşlerimiz olurlar ve bizden kardeşlik görürler. Onların da iman ettikleri ve Müslüman oldukları ana kadar işledikleri bütün günahlar Allah tarafından af edilir.

Bu, bütün diğer kullar gibi fani bir kul olan mfs’nin, dini manada kainatın merkezi olan dünyadan yazdığı bir yazıdır ve ilmi, gayreti yettiğince yaptığı bir özet izahattır. İnsan olsun, cin olsun, dünyalı olsun ya da uzaylı olsun, bütün akıl sahipleri bunu okuyup tercihlerini zaten yaparlar

Ses Kaydı-17 Haziran 2021

Mehmet Fahri Sertkaya