Mars gerçekten kızıl mı? Masmavi bir gezegeni 3 saniyede kızıl yapabilirsiniz. SpaceExplorer.Tv
Mehmet Fahri Sertkaya
Mars gerçekten kızıl mı? Masmavi bir gezegeni 3 saniyede kızıl yapabilirsiniz. SpaceExplorer.Tv
Mehmet Fahri Sertkaya

Gülhane Askeri Tıp Akademisi‘nde görevli Prof. Dr. Kemal Irmak‘ın uluslararası hakemli dergi Journal of Religion and Health‘in haziran ayı sayısında yayımlanan makalesi tartışma yarattı. Irmak, “Schizophrenia or possession?” (Şizofreni mi, cin çarpması mı?) başlıklı makalesinde beyne yerleşmiş cinlerin şizofreni semptomları oluşturabileceğini belirterek, bazı üfürükçülerin de hastaları tedavi ettiğini ileri sürdü. Tıp mesleğinin “cin çarpması” olasılığını artık hesaba katması gerektiğini savunan Irmak, doktorların “dini şifacılar” ile birlikte çalışması gerektiğini savundu.
“CİNLİ BİR DÜNYA” YAKLAŞIMI
Prof. Dr. Irmak makalesinde şu ifadeleri kullandı: “Halüsinasyon problemine karşı geliştirilebilecek bir yaklaşım, cinli bir dünyanın varlığı ihtimalini düşünmek olabilir. Cinler bütün ana dinlere göre, var olduğu ve insanları ve insanların vücutlarını yönlendirdiği düşünülen görünmez varlıklardır. Cinlilik durumu, sanrılar ve halüsinasyonlarla birlikte gözlemlenen ruhsal bozukluğun yarattığı bir dizi tuhaf davranış olarak yorumlanabilir. Bu nedenle şizofrenideki halüsinasyon, cinlerin gerçek görüntüsünden kaynaklanan yanlış bir yorum/yanılsama olabilir. Bulunduğumuz bölgedeki bir üfürükçü, şizofreni hastalarının iyileşmesine yardımcı olmaktadır. Tedavi yöntemi, hastaların 3 ay içinde görünen semptomlardan kurtulduğu düşünüldüğünde başarılıdır. Bu nedenle tıp insanlarının üfürükçülerle çalışmaları, şizofreni için daha faydalı bir tedavi yolu sunmaktadır.”
Bkz. www.tibbinkaranlikyuzu.com(İlk yayın tarihi: Temmuz 2015)
Mehmet Fahri Sertkaya
Şuraya da bakın, Satürn’ün kendisinin bile yapay olarak üretilmiş olma ihtimali söz konusu ve bunu komplo teorisyenleri bile uçuk bulurken, saygın bilim adamları iddia ediyor, çünkü:
”Darwin’in sözünü etiği kayıp halkayı bulduk” dediler, yarım asır bütün insanlığı aldatıp cehenneme sürüklediler:
Mehmet Fahri Sertkaya
İZLEYİN
Halkı, hastaları, herkesi kandırdılar…
Bu psikiyatrik ilacın intihara mani olabileceğini söylediler ama gerçekte ilacın intihara sürüklediğini biliyorlardı. Pazarlamanın bilime karşı kazandığı bir zaferdi bu…
Seroxat… Amerika’daki adı Paxil… 1990’lı yıllarda, depresyon ve anksiyeteyi tedavi etmek üzere Prozac’a rakip olarak piyasaya sürüldüğünde, mucize ilaç olarak görülürdü. GSK daha sonra bu ilacı, stresten çekingenliğe kadar her şeye çare olarak tanıttı.
İlaç testlerinin arkasındaki sırlar
Her şey daha fazla kâr elde etmek için…
Ellerinde bu ilacın çocuklara zarar vereceğini gösteren araştırma sonuçları da vardı…
İlaç üreticisi Glaxo Smith Kline firması sahtekarlık davasıyla karşı karşıya. İzleyin:
Bkz. www.tibbinkaranlikyuzu.com
Mehmet Fahri Sertkaya
Milyonlarca kere kıyamet koptu!
Milyarlarca yıl önce bile insanlar ve çok yüksek bilim ve teknoloji vardı. Milyonlarca kere yüksek bilim ve teknoloji çağı yaşandı. Daha önceleri de başka başka Ademler yaratıldı. Her Adem neslinin sonu geldi, kıyametleri koptu ve yeni Ademler yaratıldı. İşte bu yüzden melekler, bizim Ademimiz yaratılacak iken mealen “Yine yer yüzünde kan dökecek insanlar mı yaratacaksın? Biz seni biliyor, sana ibadet ediyoruz.’ dediler. İşte bu yüzden Kur’an ayetinde ‘O sizden önceki babalarınızın da rabbidir’ denildi. Atalarınızın denilmedi, babalarınızın denildi.
Bizim Ademimizden bize kadar geçen süre içinde de yüksek teknoloji çağı yaşandı. Nuh’un gemisi, bu gün yapamayacağımız kadar ileri bir teknoloji ile yapılmıştı. En iyi ihtimalle nükleer teknoloji ile çalışıyordu. Belki de yakıt gerektirmeyen mikro dalga iticiler ile…
Hz. Nuh, iman etmeyen o kafir kavmine ”Görmüyor musunuz, Allah yedi kat göğü nasıl yaratmış?” dedi ve bunu dediği Kur’an ayeti ile sabit. Bunu dedi, çünkü ellerindeki teknoloji uzayın derinliklerini değil, sema katlarını bile gözetlemeye yetiyordu. Artık sema katları bile gayb (görülmeden, ölçülemeden, somut delille ispat edilemeden iman edilmesi gereken şeyler) olmaktan çıkmış, bilim olmuştu. Muhtemelen dünyayı kapsayan o büyük Nuh tufanına da, insanlıktan çıkmış bu kafir kavmin, insanlık dışı şekilde kullandığı yüksek bilim ve teknoloji sebep oldu. Muhtemelen kıyametin kopmasına da çok yüksek bilim ve teknoloji sebep olacak.
Lokman Hekim ölüme çareyi, daha doğru ifade ile vücudun tabii/doğal düzeni gereği yaşlanarak ölüme gitmesini, kendi zamanındaki yüksek teknoloji sayesinde ve bir de sarımsak tohumunu kullanarak buldu. Hazret-i Allah sarımsak tohumunu bir vesile ile yeryüzünden kaldırdı. O gün, bu gün, sarımsağın tohumu yok ama bir başka vesile ile bu gün, Siyonistlerin/Google’un Calico isimli firması da bu yöntemi buldu. Bir gün Hitler karşınıza çıkıverse, hiç şaşırmayın. Çünkü 1940’larda da bu teknoloji birilerinin elinde mevcuttu ve 2001 yılında Hitler’i, İran’daki bir terör zirvesinde gördüğünü iddia eden üst seviyeden batılı bürokratlardan, çok sayıda var.
Hz. Zülkarneyn zamanında da yüksek bilim ve teknoloji vardı. İstanbul boğazı bile o dönemdeki teknoloji ile açılmış bir sun’i boğaz. Karadeniz kocaman bir göldü. Yaklaşık 30 sene önce bu gerçek, ‘adı tam konulmadan’ da olsa, açıkça ”Karadeniz bir gölmüş ve aniden denize dönüşmüş” denilmeden de olsa ispat edildi, belgesellere konu oldu, bulunan doneler duyuruldu, gösterildi ve sonra bu husus gizlendi. Bu gerçeğe hala gereğince temas edilmedi. Sadece sızıntı bilgiler mevcut. Karadeniz’in sularının altında çok sayıda yerleşim alanı ve çok sayıda tatlı su balığı fosili bulundu. Bunu ilk bulduklarında son derece şaşırmışlardı. Yapay boğaz açılınca, geniş yerleşim alanlarını su bastı. Tatlı su balığı türleri yok oldu, Karadeniz bir deniz oldu.
https://ok.ru/video/331800840816
Hazret-i Zülkarneyn zamanında “Dünyalar Savaşı” da yaşandı. Ye’cüc ve Me’cüc iki kafir uzaylı insan türüydü. Hz. Zülkarneyn onlara nasıl bir teknoloji ile ve uzayın neresinde set çektiyse, teknolojimiz bu seviyeye geldi ama hala Kur’an ayetlerinde ve hadislerde kastedilen manayı tam olarak anlayamadık. Hala hadislerde gerçek olduğuna temas edilmiş olan Kaf dağını bile efsane zan ediyoruz.
Ve bu yüksek teknoloji, emrine rüzgar verilen, yani çok gelişmiş hava taşıtlarına sahip olan, bir gecede ordusundan 300 bin askeri bir yerden başka yere hava yolu ile nakledebilen hazret-i Süleyman zamanında, Süleyman peygamber zamanında, bir anda kaldırıldı. Çünkü yine bu teknoloji insanlığın faydasına değil, zararına kullanılıyordu. Hz. Süleyman bu vazifeyi Kur’an’da kendisinden bahsedilen vezir Asaf’a verdi. O nasıl bir ilim/teknoloji ile mevcut bilim ve teknolojiyi bir anda yok etti, bu da sır. Hala hayallerimiz bile yetmiyor. Tahminde bile bulunamıyoruz.
Bir asırdan fazladır dünyamıza gelen ama asla saldırmayan ve işgal etmeyen o akıl almaz teknolojili uzaylı insan türleri, o UFO’larla gelen medeniyetlerin yüksek ahlaklı insanları ile belki de aynı bilim ve teknoloji seviyesinde olacaktık, belki de aramızda binlerce yıllık bilim ve teknoloji farkı olmayacaktı, şayet 3-5 bin sene önce, hazret-i Süleyman zamanında gezegenimizdeki bilim ve teknoloji bir anda kaldırılmasaydı…
Lakin kötüye, insanlığın zararına kullanıldığı ve tarifi imkansız acılara, zulümlere sebep olduğu için o yüksek bilim ve teknoloji bir anda kaldırılmasaydı, bütün kainatın dini anlamda merkezi olan gezegenimiz, varlıkta kalabilecek miydi? Rus bilim adamları, çekinmeden, şeffafça duyurmuştu, uzaydan gelen ve 80 bin yıl önce ümitsizce uzaya gönderilmiş yardım çığlıkları hadisesini. 80 bin yıllık bir mesafedeki ve üzerinde hayat bulunan bir gezegende 80 bin yıl önce çok yüksek teknoloji geliştiğini, bunun gezegen çapında felaketlere neden olduğunu ve bunların yalvarırcasına bir ses tonu ile uzaya mesaj gönderdiklerini… Onların, gezegenleri üzerindeki hayatı, yüksek teknoloji ile kendi kendilerine yok ettikleri gibi, şayet 3-5 bin sene önce ani bir format atılmasaydı, bizim gezegenimiz de o zamanlar yok olacak mıydı?
Aklımızın almayacağı sayıda gök ada (galaksi) var. Artık yüz milyarlarla değil, trilyonlarca gök ada olduğu tahmini yapılıyor. Bunların her birinde ortalama trilyon tane güneş var. Bu güneşlerin ortalama beşte birinde, üzerinde hayat olan en az bir gezegen var. En kötü tahminle, üzerinde hayat olan kat trilyonlarca gezegen var. Bunların hepsinin üzerinde, bütün kainatı yok edecek olan kıyamet sabahına kadar, iman ile küfrün mücadelesi var ve kim bilir bu güne kadar kaç tanesi, kendi ürettikleri teknolojinin kurbanı oldular.
‘Karadeniz sanki bir günde denize dönüşmüş gibi…’
Karadeniz’e dair yaklaşık 30-40 yıldır yapılan araştırmalardan elde edilen şok edici bilgiler, dünya insanlığına, nedendir bilinmez, şeffafça, tamamıyla aktarılmıyor.
Hala Karadeniz’e kıyısı olan ülkelerdeki halkların bile ciddi bir kısmı, Karadeniz’in birkaç bin sene öncesine kadar bir iç göl olduğunu, bir gün gelince aniden denize dönüştüğünü bilmiyor. Sanki birileri, bu gerçeklerin tartışılmasını, öğrenilmesini istemiyor. Oysa bu gerçekler bilimsel olarak ispat edildi. Ülkemizde de 2006’dan bu yana bazı akademisyenler bu gerçekleri dillendirdi ama hala gereğince üzerine düşülmedi. Ve hala bir iç göl iken denize dönüştüğünü bilenler bile, bu dönüşümün çok çok ani bir şekilde olduğunu bilmiyor.
Oysa çok ciddiye alınması gereken bazı batılı ve özellikle Bulgar araştırmacılar ‘Karadeniz sanki bir günde denize dönüşmüş gibi…’ şeklinde son derece sarsıcı cümleler bile kurmuşlar.
Göl ise göldür. Çok ani bir şekilde denize dönüşmüşse, dönüşmüştür. Neden gereğince tartışılmaz ve üzerinde durulmaz? Müslümanların, günümüzde mevcut olan bilim ve teknolojinin olmadığı zamanlardan bu yana, asırlardan bu yana anlattığı ve sözde bilimsellik adına “efsane” denilip geçilen bilgiler gerçek çıkacak diye mi endişe ediliyor. İstanbul boğazının ve cebel-i Tarık boğazının yapay olduğu ve ab-ı hayat içerek kıyamete kadar hayatta kalacak olan Hızır aleyhisselam ile, boğazların yapay olarak açıldığı çağda, bütün dünyaya hakim bir devleti olan hazret-i Zülkarneyn’in, birlikte bu boğazları açtığı meydana çıkacak diye mi bir endişe var?
Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’nde bile yer bulmuş ve bu güne kadar efsane denilip geçilmiş bilgiler, gerçek çıkacak diye mi bir endişe var?


Neden?
1975’te bile bilimsel olarak ispat edilmiş bir husus, 2012’nin haberlerinde bile bir ‘teori’ olarak anılıyor. Neden?
Bu gerçek, bu bilimsel ispatlar kabul edilince, dünyada ne gibi bir değişim olacak ve kimler nasıl bir zarar görecek de, birileri bu gerçeğin üzerine gereğince gitmiyor ve gidilmesini istemiyor?
Video kesitini izlediğiniz belgeselin tamamını izleyin!
Bu belgeselde de, üstteki belgeselde konu edilen bulgulara benzer bulgular elde edildiğine temas ediliyor ve Karadeniz’in bir iç göl iken bir anda ani şekilde denize dönüştüğünün kesin delilleri olduğu anlatılıyor. Üstteki belgeselde temas edilmeyen yönlerine ve bulgulara da temas ediliyor. Yaşananı bilimsel olarak izah edemedikleri için, kazılarda geçmişte yapılmış yüzlerce yüksek teknoloji ürünü parça bulunduğu halde ve piramitler göz önünde olduğu halde, geçmişte de yüksek teknoloji olacağına ihtimal bile vermedikler için, bir tufan gerçekleşmiş olduğunu düşünüyorlar ve bu çerçevede yorumluyorlar.
Daha düne kadar komplo teorisiydi, bu gün bilim oldu.
Batı aleminde en az elli senedir gizlice kullanılan bu tekniği, artık bir Türk üniversitesi de uygulayabiliyor. İnsanların uyanık iken ya da uyku da iken beyinlerinden yayılan sinyalleri okuyup işleyebilen elektronik sistemler aslında yıllardır Japonya’nın oyuncak sektörü tarafından bile kullanılıyor. 1999’da İngiltere’nin en büyük hava limanında, kişiye özel(kalabalığın içinde bulunan tek bir kişinin duyabileceği) anons sistemi denendi ki bu sistemin de çalışma mantığı bu videoda anlatılan ile aynı…
Türkiye’de ise en yetkili tıp kurumları ve uzmanları bile hala insanların beyinlerinin kişinin kendi iradesi dışında kontrol edilemeyeceğini ve beyninin kontrol edildiğini düşünen insanların hasta olduğunu düşünüyor. Üstelik son 6-7 yıldır batılıların beyin kontrolü deneylerinde çekilen görüntüler Youtube’da, deneyi yapan kurumların ve uzmanların kimliklerini bile gizlemeye ihtiyaç duyulmadan sergilendiği halde, Türkiye’nin sözde uzmanları ve kurumları böyle bir haldeler… Halen Adli Tıp Kurumu, insanlara yaklaşık 550 sorudan oluşan ve cevap olarak “evet” ya da “hayır” şeklinde iki şıkkın bulunduğu bir test uyguluyor. Bu testte bütün gayreti ile “Beynim başkaları tarafından kontrol ediliyor.” cevabını almaya çalışıyor ve bütün sorular bu merkezde kurgulanıp sorulmuş durumda. Kişi bu sonucu doğuracak “evet” cevaplarını verince de derhal psikolojik rahatsızlığı olduğu kanaatine varılıyor. Başka da bir şey yapılamıyor.
Başka bir şey yapılamıyor çünkü psikoloji-psikiyatri gerçek bir bilim dalı değil. Psikoloji, bilimin en temel mantığına ters bir dal. Görmediğini, ölçüp tartamadığın kabul etmemek üzerine kurulmuş günümüz biliminin var olup olmadığını, varsa ne olup olmadığını bilmediği bir ruhu tedavi etmeye çalışması kendi temel esasları ile çatışan bir hareket tarzı. Ve psikolojinin bilinen tarihi boyunca hemen hemen hiç kimseyi tedavi edememiş olmasının asıl sebebi de bu.
İyi bilinmeli ki batı dünyasında, ayrıca Rusya, Çin ve Japonya’da, insan beynine etki eden cinlerin varlığı da, cinlerin psikolojik rahatsızlıklara sebep olduğu da ciddiyetle kabul görüyor ve onların uzmanları bizim beyinleri sulandırılmış sözde uzmanlarımız gibi bakmıyorlar olaylara… Bu ülkelerin geliştirdikleri çok özel görüntüleme cihazları ile, aynı şu anda canlıların manyetik dalgalanmalarını gördükleri gibi, farklı ışık boylarındaki cinleri bile görüntüledikleri iddia ediliyor ki ülkemizde elbette bu da komplo teorisi olarak kabul görecektir sözde uzmanlarımızca… Ama bir elli sene sonra bir Türk üniversitesi de bunu başarınca, acaba vicdan azabı çekecek mi bu sözde uzmanlar, yetkililer, sorumlu siyasetçiler? Çünkü yüz binlerce insan yanlış teşhis ve sözde bilimsellik adına bir kaç haftada kurtulabilecekleri ciddi acı ve sıkıntı veren rahatsızlıkları ile bir ömür yaşadılar, yaşıyorlar.
Bu hususlarda web sitemizde çok sayıda yayın mevcut. Daha ayrıntılı bilgiyi sitemizden alabilirsiniz.
#mfs hesapları: twitter | facebook | google+ | web
***
Ülkemizdeki psikologlar ve psikiyatrlar hatta Adli Tıp kurumlarının ilgili daireleri bile mışıl mışıl uyuyor. Zihin kontrol teknolojileri yıllardır oyuncak sektöründe bile kullanılıyor. Buna rağmen en ciddi ve saygın kurumlarımız ve uzmanlarımız bile zihninin kontrol edildiğini düşünen herkesi doğrudan akıl ve ruh hastası kabul edip, hiçbir faydası olmadığı bin türlü kanıtlanmış ilaçlara mahkum ediyorlar.
İnsan beyninden yayılan dalgaları okuyan mini cihaz, kişi heyecanlandığında kuyruk sallıyor.
***
Bilkent Üniversitesi araştırmacıları, rüyada, hayal sırasında ya da uyanıkken beyin verilerini kullanarak görülen nesneleri bilgisayar ortamında görüntüleyebilen bilgisayar yazılımı geliştirdi.”Akıl okuma” temelli yöntem, MR’la beyin sinyalleri kaydedilen kişinin, 2 bine yakın nesne ve eylem kategorisi ile beyin tepkileri arasındaki ilişkiyi görüntüye aktarabilen teknolojiye dayanıyor.Bilkent Üniversitesi Elektrik ve Elektronik Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi, Ulusal Manyetik Rezonans Araştırma Merkezi (UMRAM) araştırmacılarından Yrd. Doç. Dr. Tolga Çukur projelerinin literatürde “akıl okuma” çalışmaları olarak tanımlandığını ifade etti.Çukur, çalışmanın 6 yıldır TÜBİTAK ve Avrupa Birliği’nden alınan desteklerle, 9 lisans üstü öğrencisi ve bir doktora sonrası araştırmacıdan oluşan ekiple yürütüldüğünü anlattı. Çukur, araştırmalarına geçen hafta temeli atılan Aysel Sabuncu Beyin Araştırmaları Merkezinin tamamlanmasının ardından daha geniş kapsamlı bir ekiple devam edileceğini söyledi.Günlük yaşamda ortaya çıkan film izlemek ya da iletişim kurmak gibi en basit süreçlerin bile, binlerce farklı sınıfa ait somut ve soyut parçaların bir araya gelmesiyle oluşan karmaşık bir yapıya sahip olduğunu vurgulayan Çukur, dünyanın pek çok laboratuvarında bu karmaşık süreçleri anlamaya çalışan bilimsel araştırmaların yürütüldüğünü aktardı.”Akıl okuma” adı verilen çalışmanın ilk verilerinin 10 yıl önce alınmaya başlandığını bildiren Çukur, birinci nesil olan bu akıl okuma tekniklerinin gerçek yaşamda ortaya çıkan bilişsel süreçleri tanımlamakta yetersiz kaldığını anlattı.Gerçek yaşamdaki süreçleri tanımlamak amacıyla bir dizi özgün deneysel çalışma yürüttüklerini ifade eden Çukur, bunun için MR makinesinde beyin sinyallerini kaydettiklerini ve elde edilen bu verileri bilgisayar ortamında modellediklerini belirtti. Çukur, geliştirdikleri bilgisayar yazılımı aracılığıyla da beynin algıladığı nesnelerin ve eylemlerin görüntüsünü çıkarabilen bir teknoloji geliştirdiklerini bildirdi.
MR cihazında iki saat doğal görüntü izlettiriliyor
Yrd. Doç. Dr. Çukur, yöntemde öncelikle kişinin beyin sinyallerinin kaydedilip bilgisayara yüklendiğini, böylece görüntülerin içerdiği bilgilerle beyin aktivasyonu arasındaki bağlantıyı çözmeye çalıştıklarını kaydetti.Yöntemin ilk aşamasında, en gelişmiş duyu olan ve insan beyninin yüzde 30’undan fazlasını kapsayan görme işlevi üzerine temellendirilen MR görüntülerini kullandıklarını anlatan Çukur, “Öncelikle birçok farklı kaynaktan toplanan iki saatlik video görüntüler, deneklere izlettiriliyor. Deneklerimiz, MR cihazında bu filmi izlerken, aynı anda beynin 50 bin bölgesindeki aktivasyon MR cihazı ile kaydediyoruz. Daha sonra izlenen bu görüntülerdeki uyaranlar ve beyin aktivasyonu arasında her bölge için hesapsal modeller oluşturuyoruz” diye konuştu.Çukur, geliştirdikleri bilgisayar yazılımının kadın, erkek, çocuk, insan, hayvan, bitki, bina, mobilya, konuşmak, yürümek, ağlamak gibi 2 bine yakın nesne ve eylem kategorisindeki görsel özellikleri kullanarak, bunların uzaysal konum, renk, kontrast ve kategori gibi ayırıcı durumlarıyla beyindeki tepkilerin arasındaki ilişkiyi çözümlediğini kaydetti.
“Rüyalar da görüntülenebilir”
Çukur, “uyanıklık” halinde ortaya çıkan beyin işlevlerini açıklayan modellerin, “rüya durumunda” ya da “hayal etme” anındaki düşüncelerin de bilgisayar ortamındaki görüntüsünü çıkarılabildiğine işaret etti.Çukur, şöyle konuştu:”Görsel algı için geliştirdiğimiz modelleri, bir kişi uyku halinde ya da hayal etme durumunda iken ortaya çıkan beyin aktivasyonlarını yorumlamak için kullanabiliyoruz. Dolayısıyla, rüya ve hayal etme sırasında imgelenen nesnelerin kontrast, renk, konum veya kategori gibi temel özelliklerini çözümleyebiliriz. Rüya ya da hayal durumunda kişinin beyninde oluşan görsellerin kestirilebilmesi için o kişinin öncelikle MR cihazında beyin aktivitesinin kaydedilmiş olması gerekiyor. Ardından beyin üzerinde hangi bölgelerde ne çeşit bilginin temsil edildiğine dair detaylı haritalar oluşturuyoruz. Böylece bu ilk aşamada insanlar, binalar, ağaçlar gibi binlerce farklı nesnenin beyin üzerindeki dağılımını ortaya koyuyoruz. Bir sonraki aşamada ise bu bilgileri kapsayan bilgisayar modellerini kullanarak geri çözümleme yapıyoruz. Yalnızca beyin aktivitesinin bölgeler üzerindeki dağılımını inceleyerek, gözlemlenen uyaranın yapısal ve anlamsal özelliklerini çıkartmaya çalışıyoruz.”
“Görüntüler gerçeğine çok benziyor”
Çukur, yöntemlerinin beyin işlevleri sırasında çözümlediği görüntülerin, kişinin o an gerçekten izlemekte olduğu görüntülere oldukça benzediğine işaret ederek, “Kontrast, renk gibi yapısal özellikler ile sınıfsal özelliklere bakarak görüntüde hangi nesneler olduğunu kolaylıkla çözümleyebiliyoruz. Özellikle insanlar ve diğer canlı kategorileri, insan beyninde daha yüksek oranda temsil edildiğinden çok iyi görüntüleniyor” dedi.Bilgisayar yazılımının hareket halindeki eylemleri de çözümleyebildiğine dikkati çeken Çukur, “Yani bu nesnelerin hareket etmesi, konuşması gibi eylemler de görüntülenebiliyor. Modelleme tekniğimizin en önemli ve özgün yanı, deneyde kullanılanların dışında kalan, farklı yapı ve sınıflar içeren uyaranlara verilen beyin tepkilerini de yüksek başarımla tahmin etmesi. Dolayısıyla, geliştirdiğimiz beyin okuma tekniği, doğal bilişsel süreçlerin içerdiği karmaşık ve değişken yapılara kolaylıkla uyum sağlayabiliyor” bilgisini paylaştı.
“Bilimsel kanıtına daha vakit var”
Bugüne kadar farklı denekler üzerinde çalışmalar yaptıklarını, bu denekler üzerinden aldıkları sonuçların birbirine oldukça yakın olmasının kendilerini mutlu ettiğini dile getiren Çukur, “Bu da bir denekte oluşturulan modellerin diğer deneklere taşınabileceğine dair ümit vadediyor. Tabi bunun bilimsel olarak kanıtlanması için daha kapsamlı çalışmalar gerekiyor” ifadesini kullandı.Uyanıklık halindeki bilişsel süreçlerin görüntülenmesi çalışmalarını görsel imgeleme ve rüya süreçlerinin çözümlenmesi için kullanacaklarının altını çizen Çukur, “Bu amaca ulaşabilmek için, gerek beyin verilerini gerekse bilişsel süreçlerin yapı taşlarını daha detaylı betimleyen modeller geliştireceğiz” dedi.Tolga Çukur, bilişsel süreçlerin hesapsal olarak modellenmesinin sayısal ölçütleri elde etmeye olanak verdiğini belirterek, “Özellikle beyin kaynaklı hastalıklar, alzaymır, demans, şizofreni, otizm, dikkat eksikliği, hiperaktivite bozukluğu gibi beyindeki bilgi akışının aksamasına yol açan hastalıklara dair sayısal ölçütler yeterli seviyede değil. Hastalık tanısında genellikle birtakım temel psikolojik testler uygulanıyor. Eğer bu süreçlerin beyindeki dağılımlarını ölçebilirsek birçok hastalığın erken tanısına dair önemli bir yol katedilmiş olur” değerlendirmesini yaptı.
“Belki de gözler olmadan görme olanağı doğar”
UMRAM Müdürü Prof. Dr. Ergin Atalar ise çalışmanın etkilerinin çok büyük olduğuna işaret ederek, şöyle konuştu:”Sadece rüyada değil genelde beynin nasıl çalıştığını anlamak bir sürü kapıyı aralayacak. Örneğin eğitimde öğrenciye nasıl öğretmeliyiz ki öğrenme süreci nasıl olsun? Beyindeki öğrenme süreçlerini bilmemiz bizim her alanda ilerlememizi sağlayacak. Eğer rüyalarımızda neler gördüğümüzü anlayabilirsek artık görme sistemini daha iyi biliyoruz demektir. Mesela kör olan biri için görmeye ilişkin bilgileri direkt başka şekilde beyne sokmayı öğrenebiliriz belki. Belki de gözler olmadan görme olanağı ortaya çıkabilir. Görme denilen beyindeki bir algı sonuçta. Burada her konuda yeni ufuklar açabilir.”
Çok yakında dünya tarihi yeniden yazılacak ve bu yeni tarihin hareket noktası şu an Türkiye sınırları içinde bulunan topraklar olacak.
Göbekli Tepe kazılarında meydana çıkan ve tarihin yeniden yazılmasını zorunlu kılan gerçekler…
Ünlü Rus arkeolog ve araştırmacı Sklarov, günün birinde dünya tarihi yeniden yazılmaya başlarsa Türkiye topraklarının bu yeni tarih için bir hareket noktası olacağını söyledi ve ekledi:
“Geçen ağustos ayında Tükiye’ye gittiğimizde Hattuşaş kazı bölgesini ziyaret ettik.Anladığımız kadarıyla orada İngiliz arkeologlar çalışıyor çanak çömlek arıyor. Çevreye bakınırken bizi bile inanılmaz şaşırtan bir keşif yaptık. Mısır’daki piramitler bile Hattuşaş’ta bulduğumuzun yanında gölgede kalıyor.
Yerden çıkıntı biçimindeki monolit granit taşların mekanik usulle kesildiğini gösteren izi bulduk. Binlerce yıl önce bu izi bırakan Yuvarlak Abraziv Disk neden yapılmışsa , sert taşı tereyağı gibi kesmiş ve bu günümüzde dahi taklit edilemez. Çünkü dünya genelinde böyle bir disk mevcut değildir…”
Sklarov resmi tarihe göre Şanlıurfaya 20 km uzaklıktaki Göbeklitepe’nin M.Ö 11. Yüzyılda cilalı taş devri olarak uygun görülen bir zaman diliminde kurulduğunu hatırlatıp gülüyor ve şöyle diyor :
’Uzman olmaya gerek bile yok… 65 milyon yıl önce yok olan dinozor resimlerinin, 13 bin yıl önce ilkel taş devri kabileleri tarafından inşa edilmiş olduğu iddia edilen yapının içinde ne işi var? Taş devri insanı yerin yüzeyinde dinazor iskeleti buldu diyelim, o iskelet dokuyla donatıldığında ortaya böyle bir şekil çıkacağını nereden ve nasıl biliyordu. Tapınak duvarlarında gördüğümüz hayvan resimlerinin ördek olmadığı kesin. Hatta burasını asıl inşa eden ve kullanan ev sahiplerinden sonra ikinci bir Kültür toplumu, tıpkı Mısır piramitleri örneğinde olduğu gibi farklı amaçla burayı kullanmış. Sütunlardan birinin temelinde dış bir etkenle kopan iki dinozorun kafaları daha sonra çok daha ilkel bir teknolojiyle taş taşa sürterek onarılmak istenmiş.”
Sklarov ile iki saat kadar devam eden söyleşi sonunda şunu soruyor basın mensubları :
‘Peki sizin varsayımınıza göre 10-20 bin yıl önce dünyamızda kimler vardı?’
Sklarov şöyle cevaplıyor :
‘Emin olduğum tek şey tüm bu yapıların şimdiki insanın eliyle yapılmadığı. Asıl ev sahipleri uzaydan mı geldi yoksa bilinen zamanlar öncesinde dünyamızda gelişen bir önceki uygarlık tarafından mı yapıldı sorusunun yanıtı bende yok… Sadece %50’den fazla olasılıkla bundan yaklaşık 15-17 bin yıl önce dünyamızda o eski uygarlıklar neyse aralarında ‘Tanrılar Savaşı’ adını verdiğim bir ihtilaf yaşandığı kesin.Böyle bir savaşın izlerine Peru ,Bolivya ,Arjantin ve Türkiye’deki antik yerleşim bölgelerinde rastlamak mümkün… Ancak %100 emin olduğum bir şey var o da tarihin yeniden yazılması gerektiği…
Bu sarsıcı gerçeklerin ispatı niteliğindeki onlarca farklı ve ciddi çalışma Video kanalımızda

Aslında insan eseri olamayacak teknolojiye sahip eserler dünyanın birçok yerinde vardır. Amerika Titikaka gölü yakınlarında Tiahuanaco antik şehrinde de ilginç taş işçiliği bulunmaktadır. Şekildeki kaya bir iddiaya göre dünyanın ilk şehrine aittir. Üzerine yapılan çizgi ve delikler elle olamayacak kadar düzgün ve sıralıdır. Bu kayayı ancak bir makinenin yapmış olabileceği söylenmektedir.
***

Tahta sap ve demir tokmaktan oluşan bu çekiç, 1936’da Teksas’ta 400-500 milyon yıllık bir kayanın içine gömülü olarak bulundu. Modern bir aletin tarih öncesi bir kaya kütlesinin içine nasıl girdiği bir yana, çekiçte kullanılan demirin günümüz demirlerinden bile saf olması bilim adamlarını hayrete düşürdü
***

Peru’nun Cusco bölgesindeki bir İnka kalesinin etrafını 360 metre boyunca zikzak yaparak saran 9 metrelik setlerin yapımında, tanesi 300 tona varan kireçtaşı blokları kullanılmış. Ancak hiç harç kullanılmamasına rağmen bu kayalar, arasına bıçak bile sokulamayacak kadar mükemmel yerleştirilmiş
***

YAŞI: 2 milyar 800 milyon yıl.
Bu metal kürecikler Güney Afrika, Klerksdorp’tan. Birinin üzerinde kürenin çevresini dolaşacak şekilde birbirine paralel 3 çizgi oyulmuş. Bu küreler Cambrian devri öncesine ait pek çok mineral arasında bulunmuştur (2,8 milyar yıl öncesi).
Bu kürelerden bazıları 6 milimetre kalınlığında, ince bir kabuğa sahiptirler. Bu ince kabuk kırıldığı zaman kürenin içinden süngerimsi garip bir şey çıkıyor.Bu süngerimsi şey havayla temas edince parçalanıp toz haline geliyor. Bu kürelerin ne oldukları ,ne amaçla yapıldıkları bilinmiyor. Üstelik 2,8 milyar yaşındalar. İnsanın inanası gelmiyor ancak bilimsel veriler bunlar.
***

100 milyon yıllık insan parmağı
Bu cisim Kanada’nın Kuzey kutup bölgesindeki Axel Heiberg adası eski fosiller koleksiyonunda bulunmuştur. İncelemeler bunun bir insan parmağı fosili olduğunu gösteriyor.
Bu fosil 100 ile 110 milyon yıl öncesine aittir (Creataceous jeolojik dönemi). Bu fosil “DM93-083” numarasıyla arşivlenmiştir. Röntgen ışınlarıyla yapılan inceleme sonucunda resimdeki siyah kısımların parmak kemiklerine ait olduğu ortaya çıkmıştır. Bu kadar eski zamanlarda insan yaşamış olabilir mi ?
***

130 milyon yıllık insan eli
Kolombiya, Bogota yakınlarında bulunmuş bir insan eli fosili. Fosilleştiği kayanın yaşı 100 – 130 milyon yıldır.
***

318 bin yıllık spiral
Alışıldık olmayan bu spiral cisimler 1991 – 1993 yılları arasında Rusya’daki Ural dağlarının doğusunda bulunan küçük bir dere olan Narada’da bulunmuşlardır. Boyları en fazla 3 cm. olan bu cisimlerden (inanılmaz ama) 0,003 mm. olanları da bulunmuştur. Büyük olanları bakırdan, küçük ve çok küçük olanları ise çok ender rastlanan “tungsten” ve “molybdenum” maddelerinden yapılmıştır.
Mikroskopla yapılan incelemeler sonucunda spiraller kusursuz bir biçimde “altın oran” tekniğiyle yapılmıştı. Daha da şaşırtıcı olan şey ise bütün bilimsel incelemelerin gösterdiği gibi bu cisimlerin yaşlarının 20.000 ile 318.000 yıl arasında değiştiğidir. Bu yaş farkı cisimlerin bulundukları derinliğe göre değişmektedir.
Bu sarsıcı gerçeklerin ispatı niteliğindeki onlarca farklı ve ciddi yayın video kanalımızda.
İLGİLİ YAYIN:


Urfa Göbeklitepe’yi Arazi Sahibi Anlattı

-Meşhur haritayı Süleyman peygamber mi çizdirdi?
– Piri Reis’in haritası ancak uzaydan fotoğraflama tekniği ile mi çizilebilir?
– Piri Reis, Antarktika’da buzulların altında kalan ve havadan bile gözükmeyen kara parçalarını nasıl çizdi?
– Piri Reis’in haritasının aslı elimizde mi, yoksa ABD haritaya el mi koydu?
– Piri Reis haritası aslında 16 parça mı?
– Piri Reis, bu haritanın çiziminin ermiş işi olduğunu, kendisine de Süleyman peygamberin çizdirdiğini söyledi mi?
– Hz. Zülkarneyn (İskender-i Zülkarneyn ya da Büyük İskender diyenler de vardır.) ve Hz. Süleyman zamanında insanlık bu gün olduğu gibi çok ileri teknoloji seviyesinde miydi? Uzaya gidilebiliyor, fotoğraflama yapılabiliyor muydu?
– Piri Reis’in haritası Antarktika’nın buzullarla kaplı olmadığı milyonlarca yıl önce mi çizildi?
– Ünlü hattat Faruk Başar, kendisine hazırtlattırılan sahte Piri Reis haritasını anlattı.
– “Piri Reis haritasının şifresi” isimli eserin yazarı Metin Soylu ilginç bilgiler anlattı.
1.Bölüm
2.Bölüm
İlk yayın tarihi: Ağustos 2014
Mehmet Fahri Sertkaya

Müslüman uzaylılar
Dün gece yayınlanan 21. Yüzyıl Şifreleri programına adeta SpaceExplorer.TV damgasını vurdu. Programda:
➥ Müslüman uzaylılar,➥ Mars’taki müslümanlar,➥ Müslüman uzaylıların neden dünyadaki müslümanlara yardım etmedikleri,➥ Süleyman Hilmi Tunahan hazretlerinin bu konudaki sözleri,➥ Apollo 18-19-20 gizli uçuşları ile Ay’a gidilmesi,➥ Burada dev uzay gemisi ve mumyalanmış kadın cesedi bulunması,➥ Kanada savunma bakanı Paull Hallyer’in uzaylıların var olduğuna dair itirafları,➥ Ay’ın yapay bir uzay aracı olabileceği hakkında yayınlarımızın bol bol etkisi görüldü.
Lakin bunlar programın sunumunda ilan edilse de, yayın süresince gereğince konu edilemedi. Berbat bir sunum ve yayın akışı oldu. Bu konulara ayrılan kısa süreler içinde de neredeyse bütün bilgiler hatalı sunuldu. Ümit ediyoruz ki bu eleştirileri dikkate alırlar, programdan önce bir planlama ve yayın akışı hazırlarlar, bu planlara bağlı kalırlar, değineceklerini söyledikleri konulara mutlaka zaman ayırırlar ve bir konuşmacıya sürenin çoğunu tahsis edip heba etmek yerine, görsellerle desteklenmiş ve önceden seslendirilmiş slayt sunumlar hazırlarlar. İşte o zaman bu programın çok daha etkili ve faydalı olacağı muhakkak.
Video Linki: https://ok.ru/video/332742134414
Programda yeterince temas edilemeyen ya da hatalı bilgi verilen konular hakkında şuralara bakabilirsiniz:
➥ Uzayda hayat var. UFO’lar gerçek. Mars’tan geliyorlar ve Müslümanlar
➥ UFO’larla gelenler neden dünyaya müdahale etmezler? Neden uzaylı istilası yaşanmıyor?
➥ 18.000 alem ne demektir? Başka alemler, başka dünyalar ve başka insanlar var mıdır?
➥ Uzayda bizden başka hayatlar/alemler olduğuna işaret eden ayetler ve hadisler.
➥ Ay yapay bir uydu mu? Ay’ı dünyamıza kim “uydu”rdu?
➥ Ay’daki mumyalanmış uzaylı kadın cesedi ve terk edilmiş şehir
➥ NASA Ay’a bir daha neden gitmedi? Gitti ise neden gizledi? Ay’a önce Ruslar mı gitti? Neler gizlendi? Apollo 18 filmi
➥ Kanada Savunma Bakanı: “Uzaylılar var ve Dünya’yı ziyaret ediyorlar. İleri teknolojilerimizi uzaylılardan aldık.” | video
Bu kadar teknolojik ve dolayısıyla askeri üstünlüğe sahip oldukları, artık NASA astronotlarının itirafları, NASA bilim adamlarının itirafları, pek çok devletin saygın bürokratlarının itirafları ve montaj olmadığı kesinleşmiş binlerce video kayıtları ile meydanda iken….
Hatta emekli NASA astronotu Edger Mitchell, “Şayet saldırgan olsalardı mahvolurduk” derken… (ki bütün bunları ispat eden yayınlar sitemizde mevcuttur.)
Söz konusu dünya dışı yaşamın insanlarının, bizim dünyamıza karşı güç kullanmamaları hatta hiç bir şeyden çekinceleri olmamasına rağmen bir de varlıklarını belli etmemek gayreti içinde olmaları…
En az, gücünün zirve noktasına geldiği, Avrupayı ele geçirdiği, Fransa’nın iki milyon askerini esir ettiği, İngiltere‘yi kaçışan bir sıçana çevirdiği ve Rusya‘ya diz çöktürdüğü, o güne kadar hiçbir cephede kaybetmediği ve her yeri aldığı halde, çok stratejik bir konuma, boğazlara, madenlere, iş gücüne sahip olan Türkiye’ye dokunmayan Hitler‘in hareket tarzı kadar tuhaf değil mi?
Bunun bilimsel, zahiri/görünür bir sebebi-izahı olabilir mi?
Hayır!
Bunun tek bir sebebi var, onlar Müslümanlar… Dünyamıza askeri güçleri ile gelip, hakimiyet kurmuş gayri müslim devletleri bir kaç saat içinde diz çöktürmelerine ilahi bir YASAK var.
Bizim dünyamızın müslüman insanları, gayri müslimleri yenip dünya çapında bir hakimiyet-idare tesis edene kadar, küfrü yıkıp huzur ve adaleti tesis edene kadar, diğer dünyaların Müslüman insanları, kendilerini bize açıkça ilan etmeyecekler ve düşmanlarımıza karşı bizlere yardım etmeyecekler. Dünya müslümanlarının “imtihanını” bozmayacaklar. Çünkü dünya bir “imtihan mahalli” olması için var edildi.
Ha bu arada… Hitler’in bu hareketini, kökenleri Yahudi olan ve Yahudiler tarafından iktidara getirilen Hitler’in, yeni T.C.’yi hile ile tesis eden Sabetayistlerin istekleri gereği yaptığını iddia edenler olsa da gerçek bu şekilde değildir. Hitler de son yıllarında İslam ile müşerref olmuş ve taktik hareketler ile hep Müslümanların faydasına olacak şeyler yapmıştır. En sonunda da bu gerçeği öğrenen Subayları ve askerleri kendisine itaat etmedikleri için imkansız bir şekilde kaybetmiştir. İngiltere’nin ve Fransa’nın sömürgesi haline dönüşmüş ve zulümden inim inim inleyen müslüman milletler, özgürlüklerine kavuşabilmişler ise bu Hitler vesilesi ile olmuştur.
Ezberlerinizi bozun! Daha çok şoka hazır olun! Ve heyecan yapmayın! Bütün bu gerçekleri ve daha fazlasını yakında http://www.SpaceExplorer.TV ‘de bulacaksınız.
Aslında geldiler ve kendini çok güçlü zan edenler sadece seyir etmekten başka bir şey yapamadılar.
12 Temmuz 1952’de ABD’de Beyaz Saray etrafında hiçbir karşılık/müdahale görmeden, ezici bir güçle ve gayet sakince dolaşan UFO‘lar…