Etiket arşivi: Süleyman Soylu

Taner Ay vakasına bir neşter vurulsa, Ay utanır da dünyaya ışık yansıtmaz

Bulgaristan’da yaşanan trafik kazasında ölen Taner Ay, Ankebut Ağının milletler arası kara para işlerinde kullandığı piyonlardan biriydi. Ölümü, normal bir ölüm değil. Bu ağı çökertmek isteyenler tarafından öldürüldü. Bu, bir başlangıç ve daha önce yazdığım gibi, önümüzdeki birkaç hafta içinde, çok büyük ihtimalle ortalık toz duman olacak. Sadece Türkiye’de değil, batı aleminin ondan fazla büyük ülkesinin adliyelerinde, basın ve medyasında, sosyal medyasında yer yerinden oynayacak. Ayrıca sahada çok şiddetli çatışmalar da yaşanacak.

Taner Ay, iş adamı değildi. Taner Ay, iş adamı gibi gösterilerek kara para ağları arasında bağlantı sağlayan ve kara para da aklayan bir insan şeytanıydı.

Adnan Oktar organize suç, terör ve ihanet örgütünün sürekli olarak kullandığı kişilerden biriydi. Adnan Oktar suç örgütünün, AKPKK organize suç, terör ve ihanet örgütüyle adeta kaynaşmış halde olması nedeniyle, Taner Ay da AKPKK’li en üst isimlerle çok sıkı bağlantıdaydı. Sosyal ağlarda paylaştığı resimlerde Solomon Soysuz’la, Hulusi Akar’la, Hakan Fidan’la, Metin Külünk’le, Mevlüt Çavuşoğlu ile ve daha pek çok kişiyle çektirdiği fotoğrafları görülebiliyor. Ayrıca devletimizin idare edildiği en üst kurumlarda bulunduğu anlarda çekip paylaştığı fotoğrafları da görülebiliyor.

Satanist bir gizli Yahudi olan Taner Ay’ı, kara para işi yapan pek çok devlet ve bu devletin gizli servisleriyle mafyaları da kullanıyorlardı.

Taner, bu milletler arası kara para ağının artık önemli bağlantılarını sağlayan bir kişiydi. Ankebut Ağını yöneten konseylerin üyelerine çok yakın kişilerle de görüşüyordu. Uyuşturucu kaçakçılığı kısmında AKPKK ile Adnan Oktar suç örgütü arasında köprü vazifesi yapan kişilerden biriydi. Uyuşturucu işinde, AKPKK kısmında, en çok Solomon Soysuz’la ve Metin Külünk’le paslaşıyordu. Bütün dünya biliyor, yıllardır bu iki şahsın uyuşturucu işinde üst isimlerden olduğunu anlatıyorum. Taner, fuhuş işinde de AKPKK ile Adnan Oktar suç örgütü arasında köprü vazifesi yapıyordu. Bu sahada, AKPKK kısmında, en çok da Türkiye’deki baş pezevenklerden biri olan gizli Yahudi Numan Kurtulmuş’la paslaşıyordu. Aslında zekası, kabiliyetleri, vasıfları yüksek biri değildi. İnisiyatif almıyor, emir edilenleri yapıyor ve bu nedenle işe yarar bulunuyordu.

“Osmanen Germania” yani Almanyalı Osmanlılar isimli sözde derneğin, özde kara para teşkilatının da mensuplarından biriydi. Bu güne kadar bu teşkilat zaten kara para işleri yapmakla açıkça suçlanmıştı. Avrupadaki medeni insanlar, bu şeytanlıklardan rahatsızlar ve kendi devletlerinin gücünü, adaletten yana, insanlığın faydasından yana kullanmak istiyorlar. Lakin, hep anlattığım gibi, Merkel başta olmak üzere pek çok üst seviye Alman siyasetçi ve bürokrat da bu kara para ağının içinde olunca, beklenen operasyonları bu güne kadar yapamadılar.

Osmanen Germania, aslında İngiltere’nin, Kraliçe’nin çetesinin talimatlarıyla AKPKK tarafından kuruldu. Zaten bu AKPKK ve Tayyip belasını, milletimizin başına en çok İngiltere, ABD, Almanya, İsrail getirdi. Bu milletler arası kara para işlerinde aslında AKPKK de bir taşeron. Ne yazık ki AKPKK eliyle, devletimizin gücü/kurumları, memurları hatta adliyeleri/mahkemeleri, hakimleri, savcıları bile farkında olarak ya da olmayarak bu insanlık dışı suçlara bulaştırıldı. Bunu, dünyaya kendini medeni olarak gösteren batılılar ve bir de İsrail sağladılar. Taner Ay’ın ve o sözde derneğin arkasında İngiltere de var. Almanya da var. ABD de var. Türkiye de var. KKTC de var. İsrail de var. Belçika, Hollanda, Fransa da var. Çok sayıda batılı lider de var.

Taner Ay’ın da içinde yetiştiği ve bünyesinde faaliyet icra ettiği Adnan Oktar organize suç, terör ve ihanet örgütü, dünyanın dört bir yanında özel hastahaneler ağı üzerinden yapılan organ işinin de bir seviyeye kadar içinde… Taner de organ işinde faaliyet gösterdi. Aslında o kısımda da bir piyondan başka bir şey değildi. Ankebut Ağının dünya genelindeki organ sisteminin Türkiye ayağındaki sözde hastahanelerden biri olan Memorial’ın sahibinin Turgut Aydın olarak gösterilmesi gibi… Organcı Turgut da piyon, Taner de piyondu… Piyon ama Türkiye’den Avrupaya mülteci olarak giden yüksek sayıdaki insanın, Ankebut Ağının organ sistemine kurban gitmesine, Adnancılarla birlikte o da vesile oldu.

Devletimizi, bu milletler arası kara para ağında öyle ileri seviyede kullanır oldular ki biz Vatanseverler cephesi ve ayrıca Muktedirler İttifakı (Mİ) olarak bu ağa darbe vurup düzenlerini bozdukça, kara paralarının önünü kestikçe, Türkiye’nin idari kadrosu aksi yönde faaliyetler icra etmek istedi. O yönde çırpındı, çırpınıyor. An geldi, kara para akarını devam ettirmek için Suçişleri Bakanı olan Solomon Soysuz İran’a gitmek zorunda kaldı. Sözde Dışileri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu zaten gittiği ülkelerin çoğunda, bozduğumuz kara para işlerini kuvvetlendirmek için çırpındı, çırpınıyor. Hep yazıyorum, Katar, BAE, Singapur, Danimarka ve benzeri devletçikler de bu Ankebut Ağının taşeron ve kasa olarak kullandığı ülkeler. Bosna Hersek, Arnavutluk, Makedonya ve benzeri ülkeleri de kara para işlerinde serbest ortam olarak kullanıyorlar. Bu nedenle bu gibi ülkelerin idaresini, adalet sistemini, eğitim sistemini, maliyesini ellerinde tutuyorlar. Şu sözde avukat Zeki Çalışkan’ı, kara para işlerini, sözde derneklerini, organ işine kadar bağlantılarının olduğunu kaç sene önce yazdım. Sahibi olduğu avukatlık bürosunda avukat gibi görünen militanların da tek tek aslında gerçek ırklarını, gerçek dinlerini, gerçekte ne halt ettikleri yazdım. Otuz kadar avukttan biri bile senelerdir benden davacı olamadı. Lakin, bu devletin adli yetkilieri ve MİT’i ne yaptı? MİT, senelerce şu Taner’i de kolladı. Evet, bizler vergi verdik, MİT de batılıların kara para sistemine çalıştı. Türkiye’den de erkek, kadın, çocuk, bebek kaçıran ve bunları fuhuş, organ ve ayin ağlarına gönderen kişileri MİT, bizim vergilerimizle ve milletimizden/devletmizden aldığı güçle korudu, destekledi. Hala halleri böyle…

AKPKK’in ve Tayyip’in başımıza bela edilmesinde en etkili olan şahıslardan biri Devlet Bohçalı, çok vasıfsız, kafasız, korkak, aciz bir vatan haini MİT casusundan başka bir şey değil. MİT üzerinden CIA ve Avrupalı gizli servislerler de paslaşıyor. Binbir türlü açığı var, delili var, şahitleri var, bülbül olup ötecek ödlek adamları var sistemlerinde ama Türk adli yetkilileri nerede? Köpek desem, köpeğe hakaret olacak bu pislik herif, tutmuş on sene sonra benden davacı oluyor. Tek başına hafif gelmiş de yanına en sadık köpeklerinden biri olan Suçişleri Bakanı Solomon Soysuz’u alıyor. Yetmiyor, bunca yıldır danışıklı dövüştükleri sözde muhalefetin başı Kemal Kılıçdaroğlu’nu da yanına alıyor. Baştan beri emir eri olarak kullandığı Recep Tayyip Erdoğan’ı da aynı davada benden şikayetçi yaptırıyor.

Yıkarlar bu devleti bu hainlerin başına ama yine de bu devleti bu hainlerin ellerinde alırlar. Milletin can, mal, namus, din, ahlak emniyetini tesis ederler. Yok öyle bir Türkiye artık…

Şimdilik daha fazla bilgi vermeyeceğim. Lakin, gerekli ikazları son dönemde zaten herkese açık şekilde yaptım. Onları da tekrar etmeyeceğim. Altta kalanının canı çıksın, iyi olan kazansın. Sık sık, geleceğini ve yaşanacağını ifade ettiğim o büyük günün yaşanmasına ramak kaldı.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Adnancılarla çok şiddetli çatışmaya gireceğim

Her sahada olacak bu çatışma ve nerelere uzarsa oralara kadar gideceğiz. Onları da onları arkalayan masonları da gizli servisleri de mafyaları da adli yetkilileri de siyasetçileri de kesip kesip atacağım. Hiç acımayacağım. Çok çok fena yapacağım. Bu cerahate, vakti gelene kadar neşter vurmamak için olağan üstü derecede sabır ettim, çok zordu ve aşırı derecede zorlandım ve şükür ki artık vakti geldi.

Bu güne kadar, bana hukuki zeminde yapılan akıl almaz hukuksuzluklara, zulümlere sebep olanların başında Adnancılar var. 2013’ten beri açığımı aradılar, aradılar, aradılar ama ben göründüğüm gibi biriyim ve açığımı bulamadılar. Anadolu 39. Asliye Ceza Mahkemesindeki tamamen iftiralara ve yalancı şahitlere dayalı davayı da 2013’ten bu yana en çok onlar oynadılar. O dava hala kapanmadı. Skandal skandal üstüne devam etti, ediyor. Zincirleme reaksiyon misali hukuk her safhasında ayaklar altına alındı. Devlet gücü, karşımda çeteler, mafyalar, masonlar, vatan hainleri, gizli yahudiler, gizli ermeniler, gizli servisler tarafından su-i istimal edildi. Süreç boyunca bile hukuksuzluklara itiraz ettim ama aynı gizli teşekküller devlet gücünü, adli sistemi ayarından çıkartmaya devam ettiler. Hapis cezaları aldığım o meşhur Adıtürk’e hakaret davalarında da aynı şeyler yaşandı ve karşımda aslında adalet kurumları değil, Adnancılar vardı. Ben mahkeme salonlarında bağımsız Türk hakimleriyle değil, bu çetenin mensubu olan ya da bu çete tarafından satın alınan kişilerle muhatap edildim. Beni, onlar üzerinden yargısız infaz ettiler. Her safhasında hukuksuzluk zaten gözler önünde. Lakin şimdi bütün bağlantılar en somut delilleriyle gözler önüne serilecek. Ben ve on binlerce Türkiye vatandaşı, adalet kurumlarında adalet arıyorken, hükumet/AKPKK de Devlet Bohçalı da Süleyman Soysuz ve daha pek çok kişi ve teşekkül de bu süreçte onların yanındaydı. İsrail’i ve ABD’yi o konseylerin ve hahamların başına yıkmam gerekse bile, dünyanın tamamını ateşe vermem gerekse bile memleketimdeki bu gizli paralel devleti, bu insanlık dışı ve haince teşekkülü yıkacağım.

Adnancıları arkalamak isteyenlere hiç sözüm yok, serbest… Ben, her zaman yaptığımı yapıyorum, baştan ikaz ediyorum ve sonra söylediğimi yine yapmış kişi olacağım. Bu sefer süreç/mühlet, çok şaşırtıcı derecede kısa olacak. Çıkan gürültüyü, somut ispatlarla meydana serilen ve bütün dünya insanlığını sarsacak olan o pisliği belki Neptün, Plüton insanlığı bile duyacak. Yemin ederim ki bunca sene sabrın sonunda onlardan da onlara destek olanlardan da hala olacak olanlardan da intikamımı dünya tarihine geçecek kadar sert alacağım.

Adnan Oktar ve çetesine dair yapılan yargılamalarda aslında bu beklenen sonuca yakın bir sonuç meydana gelebilirdi, gelmeliydi ama o yargılamalar hep göstermelik yargılamalar oldu. O süreçte kullanılan başta adli yetkililer olmak üzere, siyasetçilere kadar herkesin de pisliklerini, her türlü şüpheden uzak somut delilleriyle ortaya sereceğim. Öyle bir toz duman olacak ki ortalık, öyle bir tayfun esecek ki vatan hainlerliyle dolu ve Adnancılarla da hep paslaşan şu AKPKK hükumetini devirmek diye bir derdimiz olmayacak. Zaten sebep sonuç ilişkisiyle birkaç güne devrilecekler. Daha beraberinde kaç kesim/grup ve şahıs birden devrilecek. O Doğu Perinçeklere kadar herkes anından oyundan düşecek. Ne Soysuz kalacak, ne Abdülhamid Gül, ne Bohçalı ne de çetesi…

Zaten sonrasında Türkiye’nin de dünyanın da mevcut dengeleri yerinden oynayacak.

Dünyanın bütün masonları, bütün satanistleri, bütün devletleri, bütün mafyaları, bütün yeşilleri, bütün grileri karşımda ittifak etseler bile bu yapacaklarıma mani olamazlar. Bu kadar yıldır, Türkiye ve dünya dengelerini/şartlarını buna hazırladım. Şimdi, çatışmanın tam vaktidir. Şimdi zalimlerin cezalarını bulmalarının tam vaktidir.

Benden söylemesi… Herkes safını seçsin. Karısını dul, çocuklarını yetim bırakmak isteyenler karşıma geçsin.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Kılıç kalkan oynarız

Sedat Peker’den günlerdir haber alınamıyor olmasından son derece rahatsızım.

Onunla çok farklı kulvarlarda koşuyor olsak da son zamanlarda memleketin, milletin menfaatine çok davranışları oldu. Ortak hasımlarımız da çok. Peker’in susturulmuş olması, bizi fazlasıyla geriyor. Kendisine karşı hukuki zeminde yapılacak bir müdahale varsa, gerçekten bağımsız mahkemelerle ve gerçekten somut delillerle adil bir yargılama yapılacaksa, adaletin karşısında boyunumuz kıldan ince olur. Zaten bağımsız adli yetkililer, Sedat Peker’in somut delillerle yaptığı paylaşımları da suç duyurusu kabul ederler. Adaletle yargılamalar olur ve sorun da kalmaz.

Lakiiin… “Senin en somut delillerin bile bir işe yaramaz. Biz uyuşturucu baronu bakanları değil, biz senin hasımlarını değil, seni harcayacağız” denilirse ve hukuki zeminin dışına çıkılırsa ve güç gösterisi yapılırsa, o halde bizlerin de kılıçları kınlarından çıkar.

Biz bu sahada senelerdir evcilik oyunu oynamıyoruz. Baş alıyor, baş veriyoruz.

Mehmet Fahri Sertkaya

Mide bulandırıcı

Batı dünyasının Solomon Soysuz hususundaki çifte standardı mide bulandırıyor.

Bu kadar iki yüzlülük, bu kadar çifte standart, bu kadar art niyet, tahammül edilebilir şey değildir. AB’ne tam üye olabileceği iddiasıyla, kandırmacasıyla sürekli olarak her şeyine karışılan, müdahale edilen bir Türkiye var. Türkiye’deki gizli ermeni, gizli yahudi, gizli mason, gizli misyoner, açık veya gizli terörist adamlarının birinin başına ufaktan bir sıkıntı gelse, haklı şekilde ceza verilmek istense hemen gür sesle ve topluca bağıran Avrupa, şimdi nerede? Avrupa için insan hakları, insana göre değişen bir şey mi? Koca Türk milletinin hakkı, hukuku yok mu?

Uyuşturucu baronluğundan tutun da adam kaldırtmaya ve çok sayıda kişiye sıktırmaya varıncaya kadar, yalan beyanlardan tutun da bütün bir toplumu tehdit etmeye ve açıkça kanun/mahkeme tanımamayı tavsiye etmeye kadar… Yargılanmamış kişilerin bacaklarını kırmayı bütün millete tavsiye etmeye varıncaya kadar her suçu işlediği sabit olan sözde bir bakana, AB ve bütünüyle batı dünyası, nasıl tahammül ediyor? “Sizin demokrasiniz dibe vuruyor. Sizde hukukun üstünlüğü hiç kalmıyor. Sizde insan hakları ihlalleri artık tahammül edilemez seviyeye ve sıklığa varıyor. Siz iyi gitmiyorsunuz. Bu gibi idarecilerle, bakanlarla, danışmanlarla, siz bize yanaşamaz, yaklaşamazsınız. Bu yaşananlardan çok rahatsızız.” diye neden tepki gösterilmiyor?

Bu gün sormasalar bile yarın siyasi ve hukuki zeminlerde ayrı ayrı şunları sormazlar mı o batılılara: “Türkiye’de ayar bu kadar kaçtığı halde, neden bu kadar ileri seviyedeki skandallara, hukuksuzluklara, antidemokratik kararlara ve uygulamalara ve Soysuz gibi bir baş belasına sizlerden hiç kimse tepki göstermedi? Bunlar sizleri neden rahatsız etmedi ve birinizden bir kere bile bir tepki yükselmedi? Yoksa Soysuz üzerinden dönen türlü kara para işlerinde ortak mıydınız? Kararlılıkla ve organize şekilde sergilediğiniz bu sessizliğin ve tepkisizliğin mantıklı bir izahı olmalı ve onu arıyoruz. Ne diyeceksiniz?”

https://t.me/AkademiDergisi/53279

Mehmet Fahri Sertkaya

Havada isyan kokusu var

Hukukun üstün olmadığı bir ülkeye sadece mafyalar, kara paracılar, tefeciler, hırsızlar, namussuzlar yatırım yaparlar.

Türkiye, hukuk sistemindeki inanılamaz seviyedeki ayardan çıkışı derhal düzeltmedikçe sermaye daha da kaçacaktır ve mali kriz daha da derinleşecektir.

Türkiye’de birkaç istisnası haricinde bütün teröristler serbest, hainler serbest… Mafya babaları milletin gözüne sokula sokula tahliye ediliyor. Mafya babaları siyasetçileri açıkça ve defalarca tehdit ediyor, bir başka mafya babası hükumetin üyelerinin de dahil olduğu türlü vahim suçları dünya ile paylaşıyor ve hiçbir şey olmuyor. Kara paracılar her yerde cirit atıyor. Kanına, iliğine kadar sömürülmüş, türlü türlü sahalarda dolandırılmış ya da haksızlığa uğramış, mazlum ve mağdur olan milyonlarca vatandaş ise her duruşmaya beşer dakika ayırabilen sözde mahkemelerde adalet arıyor.

Hakimlerin ve savcıların büyük çoğunluğunun bağımsızlığı da ahlakı da namusu da kalmamış. Zaten büyük çoğunluğu, hakimlik yapabilmek için yeterli olan eğitimi ve öğretimi almamış. Rüşvet, iltimas almış yürümüş. Her kesimin, grubun, siyasi partinin, mafyanın, terör örgütünün kendi hakimleri ve savcıları olmuş.

Buna rağmen, kimin ceza alıp almayacağına ya da ne kadar ceza alacağına, kime akıl sağlığı raporu verilip verilmeyeceğine Mehmet Haberal, Devlet Bohçalı le Solomon Soysuz karar veriyor. Kim hakim, kim hekim, kim idari yetkili, kimin eli kimin cebinde, hangi işi kim çözüyor belli değil. Ülkü ocakları, mafya ve kara para ocaklarına çoktan dönmüş. AKPKK’nin siyasi teşkilatları da öyle… FETÖ kapsamında yapılan hukuksuzluklarda mağdur olan masum vatandaşların sayısı ise milyonlarca kişi… 17/25 Aralıkta gün yüzüne çıkan şeylerin gerçek olduğunu bilmeyen hiç kimse yok. Türkiye’de seçimlerin cumhuriyet tarihi boyunca hileli şekilde yapıldığını bilmeyen hiç kimse yok. Türkiye’de vatandaşların çoğunun artık adalete de cumhuriyete/rejime de güvenleri sıfır. Ülkede “ümit” diye bir şey kalmadı. “Seçimlerle bir şey değişmiyor. Ne yaparsak yapalım, bu düzen değişmeyecek” diyenlerin oranı fişek hızıyla artıyor.

Ana akım basın ve medyada da ahlak, namus, adalet çoktan dibe vurdu. Ekranlarda nerede ise yüzüne bakılabilir, sicili temiz, ahlaklı, karakterli, güven veren tek kişi bile yok. Adalet arıyor görünürken teröristleri serbest bıraktırmaya çalışanlara en etkili şekilde yardım ve yataklık edenler, memleketin ve milletin şu halini gördüğü halde daha da dibe vurdurmak isteyenler ise sözde basın ve medya çalışanları. Büyük çoğunluğu gizli servislerin, gizli ermeni ve yahudi tarikatlarının adamları.

Bazı vakalarda, kimin gözaltına alındıktan sonra serbest bırakılacağına Twitter mahkemesi karar veriyor. Twitter’da şiddetli tepki geliyor diye, kanununa uygun şekilde serbest bırakılmış kişi tutuklanabiliyor. Şu memlekette en az bulunan şeylerden biri de “karakterli, onurlu duruş” olmuş. Adli ve idari yetkililerde bu çok daha az görülebiliyor. Omurgasızları üst üste koysalar buradan uzaya varır. Hangi çılgın bu memlekete, bu şartlarda yatırım yapacakmış, şaşarım. Bu şartlarda bu ülkeye, bu şartlardan memnun olanlar, yani gayr-i meşrudan kazananlar yatırım yaparlar.

Bu gidiş, sadece ekonomik krizlere değil, siyasi, idari ve hatta askeri ve silahlı krizlere bile sebep olacaktır. Bu kadar rezilliğin, bu kadar ayardan çıkmışlığın, bu kadar kirlenmişliğin sonu hayırlı olamaz. Tarih boyunca, aç kalmış ama isyan etmemiş hiçbir millet görülmemiştir. Çünkü, aç kalınca isyan etmek, aç kalınca hak, hukuk aramak insani ve vicdani bir tavır değildir. İnsanlıktan çıkmış, vicdanı körelip iki ayaklı taş olmuş yığınlar da aç kalınca isyan ederler. Çünkü bu insani değil hayvani bir tepkidir.

Bu milleti ve ülkeyi kasten bu hale getiren gizli ermeni ve gizli yahudi ve mason tarikatlarının mensupları, öyle anlaşılıyor ki açlıktan isyana kalkmış milyonlarca Türkiyelinin ayakları altında ezilecekler. Görünen köy kılavuz istemez. Bunu yaşamak istercesine kararlar almaya, duruşlar sergilemeye ısrarla devam ediyorlar. Çavuşesku, kendi taraftarlarının bir anda kendini ayaklar altına almak istemesine inanamamıştı. Daha neyin ne olduğunu anlayamadan kurşuna dizilip kevgir gibi olmuştu.

Mehmet Fahri Sertkaya

KAYIP DİLEKÇELER ARANIYOR

27 Ekim 2019 tarihinde, İstanbul Ümraniye E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu E5 koğuşundan, İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı makamına gönderilmek üzere cezaevi idaresine teslim edilen…

15 Temmuz hadiseleri de dahil olmak üzere, toplamda binlerce masum insanın hayatını kaybettiği türlü hadiselerin gerçek yüzünden kısaca bahsedilen, mevcut hükumetin üyelerinin vatana ihanet, milletler arası harp ve terör suçları kapsamında yargılanmasını kesinlikle sağlayacak olan…

Kısa süre içinde savcılığa, dilekçelerde ifade edilen hususlara dair deliller sunulabileceğinin de açıkça ifade edildiği, el yazısı ile yazılan ve hükümlü ya da devlet memuru olan çok sayıda kişinin yazıldığına ve cezaevi idaresine teslim edildiğine şahit olduğu üç adet dilekçe, o tarihten itibaren kayıptır.

Ceza evi idaresinin, ifade edilen tarihte teslim aldığını ve derhal UYAP sistemine dahil edilip ilgili savcılık makamına gönderildiğini iddia ettiği söz konusu üç dilekçe hala hiçbir yerde görülememekte ve bulunamamaktadır.

Bu üç dilekçenin, ayrıca aynı kuruma sonraki aylarda şahitler ve kurumun güvenlik kameraları önünde teslim edildikçe hep kaybolan çok sayıda dilekçenin bulunması ve hukukun gereğinin yerine getirilmesi için, devlet kurumları içinde büyük bir arama, tarama, sınıflandırma, oyundan düşürme ve temiz eller faaliyeti başlatılacaktır.

Öfke, boğaza kadar gelmiş, dayanmıştır. Yaşanan bu skandalların baş sorumluları olarak görülen Mehmet Haberal, Devlet Bahçeli, Tayyip Erdoğan, Süleyman Soylu, Abdülhamit Gül başta olmak üzere, bu yasadışı teşkilata mensup olan binlerce kişinin üzerine gidilecektir. Türkiye tarihinin akışını değiştirecek, sadece hükumet üyelerinin değil, onları iktidara getiren karanlık teşkilatların ve en çok da mason teşkilatının mensuplarının da derdest edilip alınmasını ve yargılanmasını sağlayacak, muhalif oldukları için ceza evlerine doldurulmuş binlerce masum vatandaşımızın derhal tahliyesini de sağlayacak kadar mühim olan bu dilekçelerin, hukuka uygun şekilde ilgili makamlara teslim edildikten sonra yok edildiğini bilen ya da bilmeyen bütün resmi kimliklilerin, hemen şimdi saflarını seçmeleri, hukukun mu devleti ele geçirmiş vatan haini teröristlerin mi yanında saf tutacaklarını kesinleştirmeleri hususu ehemmiyetle ikaz olunur.

Mehmet Fahri Sertkaya
(Tunçay Tokay – 24028105158)
14 Kasım 2021

Mehmet Fahri Sertkaya

Süfyan yalnız değildir

Doğru söylemiş. Biyonik Solomon Soysuz: “Bir daha Recep Tayyip Erdoğan gibi bir lider gelmez.” dedi.

Doğru söyledi. Hakikaten doğruyu söyledi. Bir daha gelmez. Tayyip kadar haddi aşanı, şeytanlaşanı, adeta deccal ile yarışanı, maddi ve manevi manada yüz milyonlarca insanı felakete sürükleyeni, dünyayı kana boğanı, milyonlarca kişiyi sonsuz cehenneme sürükleyeni, üstelik bunu da haır yolunda savaşıyormuş gibi görüne görüne yapanı bir daha gelmez. Bu derece zarar vermiş münafıklar, tarihte az görülür. Tayyip kadar sonu ibretlik ve çok sarsıcı olanı, Allah bilir ya, bir daha gelmez.

Böyle işler yapacak bir kişiden hadislerde de bahsediliyor ve ona “Süfyan” deniliyor. Çoğu kişi Süfyanla Deccalin aynı kişi olduğunu zan ediyor. Öyle değil… İkisi farklı kişiler. Hadislerden çok kesin olarak anlaşılabiliyor ki Süfyan müslüman bir topluluğun arasından çıkacak, devletin başına geçecek ve müsrifliği devletin imkanlarını bitirmeye kadar sürecek.

Süfyanıda ibret-i alem olacak şekilde mehdi öldürecek, bu da anlatılmış hadislerde… Lakin çoğu kişi, hadislerde geçen “mehdi”yi hep tek kişi zan ediyor. Bir farkına varabilselerdi, her şeyi anlayacaklardı. Hadis-i şeriflerde “mehdi” denirken sadece o ahir zaman mehdisi yani silsile-i sadatın son mürşid-i kamili yani Süleyman Hilmi Tunahan hazretleri kastedilmiyor. Onun yolunu devam ettirecek yardımcıları da olacak ki onlara da bazı hadislerde mehdi deniliyor. Çünkü mehdi umumi/genel manada bir sıfat… Mehdi, hidayete ermiş ve başkalarının da hidayete ermesine vesile olan kişi demek. Bu manada mehdi, bütün hocaefendiler için hatta hocaefendi bile olmasa, müslüman olmuş ve nasihat eden her mü’min kişi için kullanılabilecek bir sıfattır.

Süfyanı öldürecek mehdi de hakiki mehdinin evladından, bağlılarından olan Cehcah yani Kahtanidir. İsterseniz o hadislere şimdi bir daha bakın, bütün taşların yerine oturduğunu, 14 asır önce bu günlerin de tam isabetle anlatıldığını ama herkes anlayamasın ve hayatın olağan akışı bozulmasın diye sırran anlatıldığını göreceksiniz.

Bir de bilmeniz lazım ki “deccal” denirken de sadece o hakiki deccal kastedilmiyor. Hadislerde ondan başka onlarca kişiye de deccal deniliyor. Deccal de umumi manada kullanılan bir sıfattır. Yalancı, hileci, hak yolunda görünürken batıla sürükleyen, kurtarıcı rolüne bürünerek insan topluluklarını kasten felakete sürükleyen kişi demektir. Bu manada bakınca, çok yüksek sayıda kişiye deccal denilebilecektir.

Süfyan’dan bahsedilen bir hadis-i şerifte, onun elinin delik olduğu ifade edilmiştir. Yani elinde hiçbir şeyin durmayacağı, tutumlu olmayacağı, her şeyi elden çıkartacağı, satacağı, savuracağı, aşırı derece masraflı ve müsrif bir kişi olacağı ifade edilmiştir. Yine hadis-i şeriflerden anlaşılıyor ki Süfyan yalnız değildir. Onun kendisi kadar ahlaksız, namussuz, şeytanlaşmış yalaka dalkavukları olacaktır.

Mehmet Fahri Sertkaya

Bu tarih oldu, hala bana da kimse bir açıklama yapmadı.

“Africa Eye, Türkiye’den giden bu gemilerle gizlice Libya’ya silah gönderildiğini tespit etti. BBC, araştırmaları sonucu elde ettiği bulgulara ilişkin olarak Dışişleri Bakanlığıyla temas kurdu ve görüş istedi. Ancak BBC’ye herhangi bir açıklama yapılmadı.”

Haberde konu olan üç gemiden, Amazon isimli gemiyi ben ifşa etmiştim. Güvertesine kadar askeri araç ve silah dolu olduğunu gösteren videoyu paylaşmıştım. Ertesi gün mecburen bütün dünyada (çok kısıtlı şekilde de olsa) haber yapmışlardı. Tamamen hukuk dışı, gayr-i resmi bir silah kaçakçılığı seferiydi bu ve ağır cezalar gerektiriyordu. Çok kısa süre sonra, Mayıs 2019’da, tamamen hukuksuz ve haince bir müdahale ile ben cezaevine konuldum. Çok sayıda adli yetkilinin hatta birkaç tıbbi yetkilinin karşısında hatta bir de yaklaşık 20 kişiden oluşan bir tıp kurulunun karşısında bu Amazon isimli gemiyi ve söz konusu video delili konu etmiştim.

Benden hiç kimse delil istemiyordu, sözde yargılamalar yapılıyor, adalet sistemi tamamen vatan haini bir kripto teşkilat üzerinden vatanseverlere karşı silah gibi kullanılıyordu. Bu muameleyi yaptıranların en tepe isimleri Mehmet Haberal, Devlet Bahçeli, Solomon Soysuz, Tayyip Erdoğan ve Abdülhamit Gül’dü ama ekibin içinde daha onlarca etkili ve yetkili kişiler de vardı. Ben “Yalnız geleceğim” deyip durduktan sonra dediğimi yaptım. Gayet sakin bir şekilde teslim oldum, gayet sakin bir şekilde meselenin hukuki zeminde ilerlemesi ve yıllardır sümen altı edilmiş dosyalarımın artık işleme alınması için gereken fırsatı buldum. “En geç 48 saat içinde somut delillerin size teslim edilmesini sağlayabilirim.” dediğim hiç bir adli ve tıbbı yetkili “Tamam, getirin” demiyordu, diyemiyordu. Her safhasında, her makamın yeni suçlar işlemesi devam ediyordu. Sürekli açık veriyorlardı ve bunların da delilleri, şahitleri oluşuyordu. Şu anda tam bir bataklığın içindeler. Rezil olmuş haldeler. Buna rağmen bile köşeye sıkıştıkları bazı zamanlarda hukuk yoluna gidebildiler. Böyle bir küstahlığın, böyle şuursuzca davranışın dünyadaki başka hain kabinelerde görülebileceğine ihtimal vermiyorum. Bu “Mahkeme dediğin nedir, benim iki dudağımın arasından çıkan hükmü her şekilde verir. Buraların adı mahkeme ama buralar benim çiftliğim sayılır.” demekten ve damara basmaktan başka bir şey değildir.

İşte BBC de üzerine epeyi zaman geçtikten sonra, Eylül 2020’de Türkiye Dışişleri Bakanlığına bu gemileri sordu, cevap alamadı. Sorduğunun üzerine de epeyi zaman geçti, Kasım 2021’deyiz ve yukarıda saydığım çete üst isimleri dahil olmak üzere hala herkes suskun. Ben kaç tane hakime sordum, hepsi ayarlanmış adamlarıydı ve hepsi de geleceklerini yakarak sustular. Susmakla kalmayıp bana cezalar yağdırmanın ve daha fazla içeride tutmanın, bu mümkün olmuyorsa akıl sağlığı rapor vermenin yollarını aradılar. Hukuka değil, vatan hainlerinin talimatlarına uydular. Bağımsız ve devletimizin, milletimizin hizmetinde olması gereken mahkemeleri, savaş ve terör suçlularının emirlerine amade hale getirdiler.

Lakin, kısacık süre sonra öyle somut deliler, öyle belgeler, bilgiler dünyayı saracak ki sadece Türkiye’de değil, dünyanın dört bir yanında temiz eller operasyonları peş peşe yapılacak. Gerçek Türk hakimlerinin karşısında da susabilecekler mi, bu derece suçlu oldukları konularda, vatan müdafaası yapan gerçek Türklere, akıl sağlığı da dahil olmak üzere her türlü iftirayı atabilecekler mi, bir talimatla istedikleri mahkemeden istedikleri hükmü çıkartabilecekler mi, orada göreceğiz.

( https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-53938581 )

Altı aydan fazla bir süre boyunca muhatap olduğum hastahanede bana yayınlarıma dair tek bir soru bile sorulamamıştı. Hiçbir sorun görmedikleri halde akıl sağlığı yerindedir raporu vermemek için uzattıkça uzatıyorlar, zorladıkça zorluyorlardı. Sonra bir de yatılı kalmak gerektiğine karar verdiler.

28 gün kaldım, tek bir soru soramadılar. Tek bir iddiamın delilini isteyemediler. Ben üstüne bastırdım ve onlara, beklemedikleri bir anda, “On binlerce yayınım var. Bunların arasında şizofrenik bir hayal dünyasının tezahürü olduğunu söyleyebileceğiniz ne var. Cumhurbaşkanı dediğiniz kişi on yıldır benden davacı olamamış. 15 yaşında öğrencilere iki saat içinde evinden aldırıp kelepçe taktırmayı biliyor. Şu yayınlardan mı haberi yok? Ben kendimi kaç kere ihbar ettirdim. 2013 yılında Tayyip’e hakaret ettiğim iddiasıyla başlatılan soruşturmanın dosyasını ilgili savcılıkta bulduramadım ve hala bu dosya kapsamında ifade veremedim, delil sunamadım. Açılan dosya, bu sene oldu hala ortada yok. Haydi söyleyin sorun nedir” dedim. Hepsinin yüzü asıldı. “Biz burada yayınları ya da hukuki konuları incelemiyoruz” diyebildiler.

21 günlük yasal süre bitene kadar da bir sağlık sorunu göremediler. Bir rapor veremediler. Bir gerekçe gösteremediler. Daha uzun süre yatırmaları için savcı ya da hakim izni almaları lazımdı, bunu da alamadılar. Alamayınca taburcu etmeleri lazımdı, buna da tepedekiler izin vermediler. Mevzuyu iyice ayarından çıkarttılar ve en son acele ile vizit dedikleri bir kurula çıkarttılar. Zaten tıka basa gizli ermeni, gizli yahudi dolu ve ben oraya gelmeden önce de boğazına kadar suça batmış bir kurula çıkarttılar. “Biz yayınlara ya da hukuki konulara bakmıyoruz.” diyen ele başı Hüseyin, soracak bir şey, diline dolayacak bir tuhaflık bulamamış olduğundan olsa gerek, söze “Siz cumhurbaşkanımıza neden vatan haini diyorsunuz?” diyerek başladı. “Burada hukuk mu tıp mı konuşacağız.” dedim, başka soracak sorusu yok, yine aynısını sordu. “Sadece Amazon gemisi bile bunlara vatan haini demeye ve bunları toplayıp almaya yeter. Bu silahların paraları bu milletin cebinden çalınıyor. İhanetin ve suçların bini bir para” dedim. Bana “Bırakın şimdi Amazon’u falan” diyebildi. Zaten o kadar köşeye sıkışmışlardı ki diyecek başka da bir söz bulamazlardı. Bu, açıkça “Burada hukuk da tıp da yok, burada talimat var ve zorlama işte biz sana rapor vereceğiz” demenin farklı bir şekliydi. “İşte bana bunu deyin. Siz bunu deyin, bana bu safhadan sonra susmak düşer. Mahkemelerde görüşeceğiz. Hüseyin bey en çok da sizinle karşı karşıya geleceğiz. Kaç yerde kaç tezat cümle kurduğunuzu burada herkesin önünde tek tek sıralayayım mı?” dedim. Sadece yüzü asılıp sustu. “Ne imiş benim tezatlarım. Yok öyle bir şey” diyemedi.

Daha önce biraz anlatmıştım. Öylesine yerin dibine girdiler ki Hüseyin, son çare olarak beni sinirle kuruldan dışarı çıkarttırdı. Ben de gayet sakin bir şekilde kuruldan çıkarken “Son kez söylüyorum. Şu masada bulunan bunca farklı dava dosyası var. Bunların hiçbirine dair hiçbir hakim bana soru ve delil soramadı. Bunlar yıllardır sümen altı edilmiş dosyalar. Bana siz de hiçbir şeyi sormadınız ve delil istemediniz. Bana bunları sorun, istediğiniz kısımların somut delillerini buraya getirteceğim. Kurum olarak ve şahıslar olarak siz de arada bırakılıyorsunuz. Yanlış yapıyorsunuz ve ağır cezalar alırsınız.” dedim. Bunun üzerine bile sadece sustular ve ben de gayet medeni tavırlarla susup çıktım.

Ben çıkartıldıktan sonra arkamdan oylama yaptılar, üçü hariç tamamı bir an önce taburcu edilmem gerektiğine dair kanaat belirtti. Yine de taburcu edemeyip uzatmanın yollarını aradılar. Büyük bir restleşme ile çıktım ben oradan. Onlarca yeni suç delili ve mahkemelerde şahitlik yapmayı hemen kabul etmiş insan evladı çok sayıda şahit elde ettim orada. Resmi kurumlara oradan faks yoluyla gönderdiğim dilekçelerin gönderme raporları elimde ama kendileri hala ortada yok. En son cezaevi müdürüne sorduğumda “Onları arkadaşlar işliyorlardı. Bu gün yarın UYAP’a girerler” dedi ve üstüne seneler geçti. Sadece bu hastahane safhası anlatılacak olsa, sesli onlarca saat alır ve dinleyecek vatandaşlarımız inanamazlar. Binlerce, evet binlerce insanın itibarı iade edilir, haklarında verilen raporlar hemen iptal edilir ve kamyon yüküyle tazminatlar ödenir. Yüzlerce cinayet davası açılır, kurum çalışanları ile eski çalışanları yargılanır. Orası vahşice Türk kıyımı, namuslu insan kıyımı, dürüst yetkili kıyımı yapılan yer.

Dışarıda iken bir şekilde susturulamamış ya da öldürülememiş, düzmece mahkemelerle ve kripto hakimlerle hakkından gelinememiş, cezaevinde koğuşlarda öldürülememiş pek çok kişinin hakkından, şu sözde akıl hastahanelerinde geldiler ve hala da böyle yapıyorlar. Sadece bu cerahate neşter vurulsa, siyasi, adli ve tıbbi yetkili binlerce kripto toplanıp alınır ve alınacak.

Zaman daraldı.

Zincirleme reaksiyon misali peş peşe ve çok büyük hadiseler yaşanacak. Meydana çıkacak delilleri hiçbir zeminde gizlemek, kapatmak ve yok etmek imkanları yok. Oluşacak cephelerin hiçbirinde kazanma şansları yok. Verebilecekleri tek karşılık enerji silahları ve deprem silahları ile peş peşe saldırılar yapmak olacak.

Dikkat edilsin. Türkiye’nin şehirlerinde büyük depremler yaşanmaya başlarsa, bu şehirlerde insan, organ ve ziynet eşyası çalmak zorundalar. Kara paraları adeta kurudu. Depremler, seller, tsunamiler, fırtınalar, büyük patlamalar ve yangınlar yaşanmaya başladığında, icap ediyorsa emir komutanın dışına çıkacaksınız. Bu insanlık dışı işlerin içinde faaliyet gösteren kadın ya da erkek, resmi kimlikli ya da değil, sözde STK mensuplarına kadar her kim varsa suç üstü oldukları yerde görüntüye alacak ve sıkacaksınız. Her yerde de paylaşacaksınız. Milletimizin hemen bu konuda bilinçlenmesini de sağlayacaksınız. Söz veriyorum, bunu yapan vatan evlatlarının hiçbirinin cezaevlerinde yatırılmasına izin vermeyeceğim.

Son derece ciddiyim, bu haklı ve meşru müdahaleyi dünyanın gözüne soka soka yapacağız. Bu mücadelemize mani olmak isteyen, kara paracılara meydan vermek isteyen siyasi/idari, adli ya da askeri yetkililere de sıkacağız.

Bu derece insanlıktan çıkmış ve şeytanlaşmış kişilere sıkmakta dinen de bir vebal yok, aksine sevabı çok. “Katli vacip” hükmündeki bu kişilere sıkmaktan asla geri durmayacaksınız.

“Ben bilmiyordum”

Depremle ya da başka bir afetle perişan hale gelmiş şehirlerimizdeki hava, kara ve deniz trafiğini, resmiyetin dışına çıkarak ayrıca sizler denetleyeceksiniz. Gerekiyorsa dronları bile denetleyeceksiniz.

Şüpheli gördüğünüz her aracı durduracaksınız. İnsani yardım hatta acil yardım görüntüsündeki araçları ve paketleri de icap ettikçe durduracaksınız ve hızlıca kontrol edeceksiniz. Kızılay ve IHH araçlarının hiçbirini kontrolsüz bir yerden bir yere geçirmeyeceksiniz. İnsan kaçırılmasına, el kadar çocukların ve bebeklerin kaçırılmasına, yaralıların kaçırılmasına, bedenden çıkartılmış organların kaçırılmasına, ziynet eşyalarının kaçırılmasına asla müsaade etmeyeceksiniz. Şehirlerin deniz/gemi yoluyla boşaltılmasına, insanların bir oldu bittiyle ve topluca gemilere ve uçan araçlara doldurulmasına asla izin vermeyeceksiniz. Bunun illa zaruret olduğuna siz karar vereceksiniz ve böyle olması gerektiğini değerlendirdiğinizde, her araca çok sayıda güvenilir ve resmi kimlikli adamlarınızı yerleştireceksiniz. Bu işin kontrolünü tamamen ele geçireceksiniz.

Gerekirse silah arkadaşlarınıza dahi sıkacaksınız. Bu hususta asla taviz vermeyeceğiz. Bu hususlarda kara paracılara çalışmış siyasi/idari, adli ve askeri yetkilileri geçtim, ihmalde bulunup meydan vermişleri bile asacağım. Sesimin ta Fizan’dan bile duyulduğunu biliyorum. Bu kadar tekrarla laf anlatıyorum. Yarın “Ben bilmiyordum” diyenin gözünün yaşına bakmayacağım. Dostum, düşmanım bilir ki ben dediğimi yaparım. Babamın evladı da olsa asarım.

Mehmet Fahri Sertkaya

İyice ayarı kaçırdılar.

Katılıyorum…

“Birine Çingene demek, Yahudi demek suç değildir”
Bunun suç olduğu bile iddia edilemez. Bunun, tartışılacak bir yanı bile yok. Bu şartlarda, bu keyfi cezalar nasıl olup da veriliyor?

Ben de Adnan Oktar’a “yahudi” dedim diye cezalar almıştım.

Sözde Türk yargısındaki gizli yahudiler, gizli ermeniler ve masonlar yani geçek FETÖ’cüler artık topluca temizlenmelidir. İyice ayarı kaçırdılar.

MHPKK lideri gizli Ermeni ve mason Devlet Bahçeli’nin ve Solomon Soysuz’un Türkiye’nin adliyelerinde neler çevirebildiklerini, nasıl skandallar aldırabildiklerini, istediklerini yatırdıklarını, istediklerini çıkartabildiklerini bütün cihan biliyor, görüyor. Bu pisliğe/cerahata artık neşter vurulmalıdır.

Mehmet Fahri Sertkaya

İşte çok kazık sorulardan biri de bu…

Cümle alem biliyor, Soysuz, emniyet teşkilatını kara para çetesine dönüştürüyor. Emniyet teşkilatının yüz karalarından biri olan bu sözde polis de bu çetenin üyelerinden biri… Bu vaziyete, bu derece dibe vurmaya, devlet eliyle ve artık emniyet teşkilatı üzerinden bile kara para işi yapılmasına sessiz kalan adli ve idari yetkililer, bunlar gittikten sonra takdirname mi alacaklar, yoksa bunlarla beraber mi asılacaklar…

Sadece “pudra şekeri” vakasından ya da sadece beni durdurmak için hukuk sisteminin nasıl ayarından çıkarıldığından yola çıksalar şu hakimler ve savcılar, Soysuz ve Abdülhamit Gül’den başlarlar da Devlet Bahçeli’den, çevresindeki çeteden Tayyip’e kadar yol bulurlar.

Dik dursalar, hiç kimse de onlara mani olamaz. Şu anda zaman ve zemin o derece müsait.

Mehmet Fahri Sertkaya

Perinçek’i insan yerine koymayın

Gerçek Doğu Perinçek de çoktan insanlıktan çıkmış ve ileri seviyede şeytanlaşmış biriydi ama şu anda sahada Doğu Perinçek rolü oynayan şey, bir insan değil, bir biyonik robot.

Bilenler biliyor. Çok zaman oldu. Gerçek Doğu’nun haddini çok aştığı bir zamanda ben ona haddini bildirdim. Neye uğradığını şaşırdı, yataklara düştü ve onu hayatta tutabilmek için bir kesim seferber oldu. Ne yaptıysalar da hayatta tutamadılar ve sonra çaresizce biyonik robotunu sahaya sürdüler.

Şimdi böyle yazdım diye birilerinin aklına Soysuz’un da aynı akıbete gitmiş olması ihtimali gelebilir ama öyle değil. O soysuz herifle benim hususi bir mücadelem vardı. Onun tabii bir ölümle ölene kadar sıkıntılar çekmesi ve sonra ibretlik bir sonla ölmesi öncelikli hedefimdi. Soysuz hakkındaki birkaç rüyamı paylaşmıştım ve neler yaşanacağının genel çerçevede anlaşılmasını sağlamıştı. Bu da Soysuz’u çok korkutmuştu. O güne kadar onlarca rüyamın ve rüya tabirimin tam isabetle yaşanmış olduğunu biliyordu. Bu yaşananları yeşiller de takip ediyorlardı ve Soysuz’a müdahale etmek zorunda kaldılar.

Gerçek Soysuz hem metafizik sinyalleri taşıyamadı ve tuhaf oldu, hem aşırı korkudan ne yapacağını bilemez oldu ve bu en çok da yeşilleri kızdırdı, hem de aşırı korku haliyle aşırı uyuşturucu kullanması ve kontrolsüz tavırlar sergilemeye başlaması da yeşillerin böyle bir müdahalesine sebep oldu. Müstahak olduğu gibi çok sefil bir görüntü sergileyecek ve gitmesi gereken ibretlik sona gidecekti. İlmek ilmek dokuduğum planlarım sona ulaşıyordu. Lakin yeşiller gerçek Soysuz’u sahadan alıp biyonik Soysuz’u sahaya sürdüler. Hala gerçek Soysuz yaşıyor.

Onu tekrar sahaya gönderdikleri güne kadar bu işi yapan yeşillere Türkiye’de ve dünyada, yerin altında ve üstünde ağır bedeller ödeteceğim. O Soysuz tekrar yerine konacak.

Mehmet Fahri Sertkaya

Hakan!

Aldığın nefesi saydırabilecek bir istihbarat gücüne sahibim. Benimle ters düşmemeni, Tayyip’i daha fazla oyalamamanı, ona mevzuları gerçek yüzleriyle anlatmanı ve sorunları “gerçekten” çözmeni ve bir de kalemi kırık Soysuz’dan uzak durmanı sana tavsiye ederim.

Saha fazlasıyla gergin. Bir gürültü kopar, bir yerler yıkılır, altında sen kalırsın.

Mehmet Fahri Sertkaya