Etiket arşivi: Japonya

Hala mı anlayamadınız?

Paralarınızı, sermayenizi, danışıklı dövüşen büyük ülkelerden, daha küçük ama güvenli ülkelere zaman kaybetmeden çekin. Bu güne kadar oyun büyüktü, dünya insanlığını aldatıyorlardı ama kim olduklarını, sistemlerini, taktiklerini, bağlantılarını, hedeflerini iyice ifşa edeceğim ve iyice bozacağım. Bu da dünyada uzaylı tarafların kurduğu siyasi, askeri, mali dengeyi kökten yıkacak ve yeni bir dünya düzeni kurulacak.

Sizler de savrulup gidenlerden, yok olup piyasadan silinenlerden olmayın. ABD’den, AB’den, NATO’dan, mason tarikatından, Çin’den, Japonya’dan ve Rusya’dan uzak durun. Ankebut Ağının kara para işlerinde taşeron olarak kullandığı BAE, Katar, Singapur ve benzeri kara para devletçiklerinden de uzak durun

Akademi Dergisi | Mehmet Fahri Sertkaya

Çanlar Japonya için çalıyor

Japonya, Ankebut Ağının insanlık dışı işlerinde çok ileri seviyede kullandığı, varlığı bütün insanlık hatta gelecek nesiller için tehlike ve zarara dönüşmüş bir ülke… Ankebut Ağı Japonyanın maliyesini/ekonomisini de kara paralarla ve zorlana zorlana ayakta tutmaya çabalıyor. Japonya’dan faydalanarak, kontrolü altındaki başka ülkeleri de ayakta tutmaya çabalıyor. Zaten bunu gereğince yapamıyor ve Japonya’nın aslında çok büyük açıkları ve sorunları var.

Ben, bu günden itibaren Japonya’nın kara paralarını kısa sürede ve büyük oranda kesecek ve ayrıca Japonya içindeki Ankebut Ağı mensuplarını hızlıca oyundan düşürecek dengeler kuracağım, müdahaleler yapacağım. Kısa süre içinde Japonya’ya ani ve derin darbeler vurabileceğime inanıyorum. Bunu da en açık şekilde izah etmiş olayım ki bütün taraflar ve hususiyle büyük sermaye sahipleri “MFS bunu söylememişti.” ya da “MFS’nin bunu yapmasını beklemiyorduk.” demesinler.

Şu andan sonra anca “MFS’nin bunu yapacağını ilan ettiğini biliyorduk ama yapabileceğini beklemiyorduk. Yine şok olduk” diyebilecekler.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

..

Bütün dünya görecek

Bu güne kadar kendilerine samimiyetle ve defalarca fırsat sunduğum, dünyanın gözleri önünde defalarca benimle ortak menfaatlerde buluşmaları için çağrı yaptığım bazı kişilerin ve grupların, bundan sonrasında çok sert surette geri vitese takacaklarını, benimle ortak menfaatlerde buluşabilmek için çırpınacaklarını göreceğiz. Bunu bütün dünya benimle beraber açıkça görecek. Lakin, bunların birçoğu için MFS treni kaçtı. Bu tren bir daha bu istasyonlara uğramayacak.

Söz konusu ülkelerde bu nesil gelir geçer de arkalarından mertlik nedir, dostluk nedir, iyilik nedir, insanlık nedir, vefa nedir, ahlak nedir bilen nesiller gelirse, o zaman ben hayatta olursam, onların yeniden şansları olur.

Hususiyle bunlardan ikisinin ismini vermek istiyorum. Japonyanın ve Ukraynanın ciğerlerini sökeceğim. Her zaman söylüyorum, farklı bir dine ya da birkaç dine ya da ırka mensup oldukları için değil, insanlıktan çıktıkları için onlara bunu yapacağım. Şu anlarda onların arasında çocuk yaşta olanlardan büyüyünce dürüst karakterli yetişkin insanlar olanları, bana çok minnettar olacaklar.

O Japonyada ve Ukrayna’da hala insan kalmış küçük azınlıklar var ve onlar en kısa sürede ülkelerini terk edip başka yerlere göçmeliler. Yoksa kuru odunların arasında yaş odunlar da yanarlar.

Çin’in Tayvanla arasındaki sorunlara karışmayacağımı, sorunların nasıl çözüldüğünü umursamayacağımı açıkça yazmıştım. Şimdi eklemek isterim ki Çin’in Japonya ile arasındaki sorunlara da müdahil olmayacağım. Sorunları nasıl çözdüğü de benim meselem değil. Çin, Japonya ile sorunlarını çözmeyecek olsa bile ben dünya siyasetini, dengelerini yönlendirirken her gün Japonyaya yeni yeni darbeler vuracağım. Bir kişi, bir sabah bana gelip “Japonya ve Ukrayna diye ülkeler kalmamış. Yanmış, yıkılmış, yok olmuşlar” dese, ne şaşırırım, ne üzülürüm ne de kafama takarım. Herkes kendi akıbetini kendi kararları ile belirliyor. Israrla helak olmak isteyen milletlere benim fayda sağlamam mümkün değil. Bir an önce helak olsunlar ki şu anlarda dayanılmaz acılar, sıkıntılar, eziyetler çeken çocukları, gençleri ve işte arkalarından gelecek nesiller, belki insanca yaşayan nesiller olurlar.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

..

Çin ile Tayvan arasıdaki sorunlar, bizim meselemiz değil.

Anlaşmışlar, anlaşamamışlar, savaşmışlar, kendi aralarındaki meseleleri…

Kendisine son derece samimi ve dostça uzatılan eli tutmayan, insanlık namına uzatılmış eli tutmayan milletler, müstahak olduklarını yaşamalılar, görmeliler. İcap ediyorsa, ibret-i alem olmalılar.

Bu dünyanın kuralı bu… Vefasızlık, namertlik ve kötü ahlaklık davranışlar, cezasız kalmaz. Biz iki tarafın da yanında değiliz.

Bu da Japonya’nın tercihi…

Japonya ile Çin arasındaki ve Japonya ile Rusya arasındaki sorunlarda da taraf değiliz.

Nerede o eski Japonlar… Şimdiki Japonlar da ne yazık ki yozlaşmışlar. Tarihlerini, kültürlerini, ahlak kaidelerini umursamaz olmuşlar. Dostlarını, düşmanlarını ayırt edemez olmuşlar. Bu da onların tercihleri…

Biz Japonya’dan yana da değiliz, düşmanlarından yana da değiliz.

Güney Kore de tercihini yaptı

Bizim Güney Kore’ye dair kanaatlerimiz, kararlarımız da kesinleşti. Daha fazla beklemenin lüzumu yok. Güney Kore de kendi tercihlerini yaptı. Koşar adım felakete gitmekten hala hiç rahatsız değiller. Kendileri bilirler…

Herkes ektiğini biçer. Herkes, neye müstahaksa onu bulur.

Kuzey Kore, Rusya, Çin ya da başka bir devletin Güney Kore ile anlaşması ya da çatışması bizim meselemiz değil.

Ukrayna’nın çaresizliği…

“Belarus topraklarından Ukrayna’ya bir saldırı düzenlenmesi ihtimalini dışlamıyoruz.”

Letonya basınına konuşan Ukrayna Dışişleri Bakanı Kuleba, “Bu senaryoyu çok ciddi seviyede ele alıyoruz. Bu ihtimali dışlamıyoruz. Şu anda Belarus Ukrayna için doğrudan bir askeri tehdit oluşturmasa da bulgular görmezden gelinemez” dedi.

Minsk’ten gelen siyasi açıklamaların ve Belarus Devlet Başkanı Aleksandr Lukaşenko‘nun Kırım’ı tanıma açıklamasının Rusya’nın saldırgan dış politikasının bir parçası olduğunu öne süren Kuleba, “Bu bizim için açık bir tehdit ve buna yanıt vermeliyiz. Ancak olayların bu şekilde gelişmesini önlemek için Belarus sınırına uygun sayıda askeri personelin gönderilmesi gerekli. Şu anda bu kaynakları nereden alacağımıza karar veriyoruz” ifadelerini kullandı.

Belarus ordusunda Ukrayna’ya saldırmak için bir hazırlık yapıldığını görmediklerini de kaydeden Kuleba, Minsk’in Rusya’ya böyle bir saldırı düzenlenmesi için Belarus topraklarını kullanma izni verebileceği iddiasında bulundu.

“Mfs ile nasıl bir güne uyanacağınızı bilemezsiniz. Son zamanlarda hayatlarımız çok yorucu ve yoğun geçiyor” mealinde kendi aralarında konuşan CIA personellerine sözüm şudur:

– Basın istifayı, çekip gidin. Boşuna yoruluyorsunuz. Kazanma ihtimalinizin sıfır olduğu bir maçı oynuyorsunuz.

Mehmet Fahri Sertkaya

Mfs – Lavrov görüşmesi

Böyle bir görüşmeyi asla paylaşacak değildim, paylaşılmasını doğru bulmuyorum ama yıllardır Türkiye ile Rusya arasında kurmak istediğim dostluk ilişkilerini sinsilikle ve ihanetlerle bozan, tarafları sürekli olarak aldatan, oyunlar içinde oyunlar kuran bir Lavrov var. Bir seneye yakın süredir gerçek yüzünü herkesin anladığını da biliyorum. Yine de Rusya/Putin tarafı, Rusya’ya bu kadar açıkça ve sürekli olarak ihanetler eden Lavrov hakkında icap edenleri yapmadı. Şu aşağıda okuyacağınız/dinleyeceğiniz görüşmeyi Lavrov, Putin’e olması gerektiği gibi anlatmadı. Zaten senelerdir hep bunu yaptı. Ayrıca Lavrov yalnız değildir, Zaharova da ve daha önemli başka kişiler de yıllardır Rusya’ya ihanetler ediyorlar. Rusya siyasetinde kimin eli kimin cebinde belli değil. Uzun zaman önce, bu hususlara temas ettiğim bazı yayınlar yapmıştım.

Artık böyle bir görüşmenin paylaşılması hem zaruri hem de hukuka/dostluğa uygun oldu. Bu görüşmenin ifşa edilmesi, iyi niyetle aldığım bir karardır. Bundan sonrasında Rus tarafı da dünyadaki bütün taraflar da neyin ne olduğunu iyice kavrayacaklardır. Sonra herkes hemen kararını verecektir, duruşunu sergileyecektir ve ben de ona göre kararlar alacağım. Bu defa, yıllardır sürekli oynayan/değişen ittifaklar son şeklini alacaktır ve üçüncü dünya savaşına bu şartlar dahilinde girilecektir. Bu nedenle, görüşmeyi iki gün önce yapmamızdan hemen sonra bir ikaz yayını yapmıştım. Lavrov’un bu görüşmeyi Putin’e şeffafça anlatmasına yol olmadığını, yine oyun kuracağını ifade etmiştim. Verdiğim iki günlük süre bir saat kadar önce bitti.

Not: Bana yardımcı/aracı olan bir kişi ve ayrıca Lavrov’a yardımcı/aracı olan bir kişi vardı. Görüşmede toplam dört kişi vardı. Hiç beklenmeyen, hazırlıksız olunan bir anda gelişen/yaşanan bu görüşmenin sadece başındaki yaklaşık iki dakikalık kısmı bu yayında yok. Bunun haricinde görüşmenin eksik hiçbir kısmı yok. Kesilip biçilmedi ve Lavrov’un sözleri de büyük bir şeffaflıkla, dürüstlükle buraya aktarıldı.

Lavrov: Biz seninle kötü geçinmek istemiyoruz da sen gidip gidip düşmanlarımızla dost oluyorsun. Zaten Rusya’nın istihbarat gücü zayıf olsaydı siz şu anda Ankebut Ağının A takımın kontrol ediyor olurdunuz. 

Lavrov: Aslında Rusya’nın sana üst perdeden bakmadığının sen de farkındasındır. Ve Rusya sana dost olmasaydı çok yerde biz Avrupa’yı da kullanarak Tayyip’i durdurmazdık. Bu gün çok ülkenin seninle görüştüğünü biliyoruz. Onlar küçük küçük ama başına buyruk davranan ve Ankebut Ağının tamamen maşası haline gelmiş ülkeler. Bu ülkelerin senin davanı paylaşmak gibi amaçları yok. Bu ülkeler bu gün varlar yarın bu dengeler değiştiğinde hiç yokmuş gibi olacaklar ama Rusya hiçbir zaman öyle olmadı. Rusya her zaman varlığını belli etti. Sen Rusya’ya çok ağır darbeler vurdun. Tayyip’i tamamen durdurabilecekken durdurmadın. Çünkü Rusya’ya güvenmedin. Ben sana karşı çok iyi bakmadığım halde çok yerde sustum ve tamamen diplomatik dille cevap verdim. Diplomasiye uygun davrandım. Sen beni hep dünyanın gözü önünde küçük düşürmeyi tercih ettin. Böyle olmayabilirdi. Kazandırdığın kadar kaybettirdiğini de düşünüyorum Amerika’ya karşı… Ama bu tekrar bir araya gelemeyiz, aynı paydada da buluşamayız demek değil. Rusya da bunu bekliyor. Unutma, o görüştüğün ülkelerin hiçbiri sana fayda sağlayamayacaktır. Sana yine dost ve güçlü bir komşu ülke olan Rusya destek olacaktır. 

Lavrov: Bizim küçük küçük dediğimiz ülkeler nüfus olarak, yüzölçümü olarak küçük demek değil bizim için. Bizim için dünyada ne kadar ağırlığı olduğu önemli olan ülkeler. Bu ülkelerin hepsi Ankebut Ağının küçük birer kalesi sayılırlar. Ama Rusya bu gün Ankebut Ağını kontrol edebilecek güce geliyor. Trump’la ilişiğini kesmen aslında bizi memnun etmişti ve yine bu söylediklerini Rusya değerlendirecektir.  

Lavrov: Bazen diplomasiden hiç anlamadığını düşünüyorum. Çünkü hem bu kadar açık konuşup hem de işbirliği yapmayı öngörüyorsun. Bu epeyi şaşırtıcı bir şey. Rusya her zaman böyle bir duruşta olmadı. Aslında Rusya/Putin gereken yerlerde kendinden, ülkesinden taviz vererek sizi ülke içinde zora sokmayacak hamleler yaptı. Bu, kendisininin aleyhinde idi ama böyle kararlar verdi. Yine böyle kararlar verebileceğimiz zamanlar gelebilir, yakındır. Bu görüştüğünüz ülkeler bizim için çok da sorun değil. Güney Amerika ile bizim gerçekten ciddi işlerimiz var. Son zamanlarda anlaşmazlıklar yaşıyoruz ama bunlar da geçicidir. Çünkü araya Çin girdiği zaman sıkıntılar çoğalıyor. Çin’le fazla böyle devam edebileceğimizi sanmıyorum.  

Lavrov: Peki, daha sonra devam ederiz. Son olarak söylemek istediğimiz bir şey var. Bu orta asya Türk devletleri meselesinde, bu Rusya’nın içinde asimile olmuş Türkler meselesinde, Rusya’nın üzerine fazla gittiğinizi düşünüyorum. Bunu da bir düşünün. Beraber iş yapacaksak, bunların Rusya’yı ne kadar zor duruma sokacağını bir düşünün. Ve bu milletin geçmişteki milletler olarak kalmadığını yine aklınıza getirmenizi tavsiye ederiz. 

Lavrov: Gerçekçi olmak gerekirse doğru. Türkler ve Ruslar hiçbir zaman gerçek dost olmadılar tarih boyunca ama biz yönettiğimiz her Türk devletinde, bizim iktidarımızda, adaletli olmaya çalıştık. Bunu insani bir vazife olarak gördük. Aslında son söyledikleriniz, aramızda bir işbirliği olursa Rusya’nın bu yarasını kaşımayacağınızı söylemeniz sevindirici. Bundan memnun kaldığımı söyleyebilirim. Tekrar devam edelim görüşmelere. Rusya bunları değerlendirecek. Olumlu bir sonuç çıkarttığımıza da inanıyoruz. 

Lavrov: Aslında iki gün çok kısa bir süre ama yine devam ederiz. 

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

..

Mfs – Lavrov görüşmesi

Böyle bir görüşmeyi asla paylaşacak değildim, paylaşılmasını doğru bulmuyorum ama yıllardır Türkiye ile Rusya arasında kurmak istediğim dostluk ilişkilerini sinsilikle ve ihanetlerle bozan, tarafları sürekli olarak aldatan, oyunlar içinde oyunlar kuran bir Lavrov var. Bir seneye yakın süredir gerçek yüzünü herkesin anladığını da biliyorum. Yine de Rusya/Putin tarafı, Rusya’ya bu kadar açıkça ve sürekli olarak ihanetler eden Lavrov hakkında icap edenleri yapmadı. Şu aşağıda okuyacağınız/dinleyeceğiniz görüşmeyi Lavrov, Putin’e olması gerektiği gibi anlatmadı. Zaten senelerdir hep bunu yaptı. Ayrıca Lavrov yalnız değildir, Zaharova da ve daha önemli başka kişiler de yıllardır Rusya’ya ihanetler ediyorlar. Rusya siyasetinde kimin eli kimin cebinde belli değil. Uzun zaman önce, bu hususlara temas ettiğim bazı yayınlar yapmıştım.

Artık böyle bir görüşmenin paylaşılması hem zaruri hem de hukuka/dostluğa uygun oldu. Bu görüşmenin ifşa edilmesi, iyi niyetle aldığım bir karardır. Bundan sonrasında Rus tarafı da dünyadaki bütün taraflar da neyin ne olduğunu iyice kavrayacaklardır. Sonra herkes hemen kararını verecektir, duruşunu sergileyecektir ve ben de ona göre kararlar alacağım. Bu defa, yıllardır sürekli oynayan/değişen ittifaklar son şeklini alacaktır ve üçüncü dünya savaşına bu şartlar dahilinde girilecektir. Bu nedenle, görüşmeyi iki gün önce yapmamızdan hemen sonra bir ikaz yayını yapmıştım. Lavrov’un bu görüşmeyi Putin’e şeffafça anlatmasına yol olmadığını, yine oyun kuracağını ifade etmiştim. Verdiğim iki günlük süre bir saat kadar önce bitti.

Not: Bana yardımcı/aracı olan bir kişi ve ayrıca Lavrov’a yardımcı/aracı olan bir kişi vardı. Görüşmede toplam dört kişi vardı. Hiç beklenmeyen, hazırlıksız olunan bir anda gelişen/yaşanan bu görüşmenin sadece başındaki yaklaşık iki dakikalık kısmı bu yayında yok. Bunun haricinde görüşmenin eksik hiçbir kısmı yok. Kesilip biçilmedi ve Lavrov’un sözleri de büyük bir şeffaflıkla, dürüstlükle buraya aktarıldı.

Lavrov: Biz seninle kötü geçinmek istemiyoruz da sen gidip gidip düşmanlarımızla dost oluyorsun. Zaten Rusya’nın istihbarat gücü zayıf olsaydı siz şu anda Ankebut Ağının A takımın kontrol ediyor olurdunuz. 

Lavrov: Aslında Rusya’nın sana üst perdeden bakmadığının sen de farkındasındır. Ve Rusya sana dost olmasaydı çok yerde biz Avrupa’yı da kullanarak Tayyip’i durdurmazdık. Bu gün çok ülkenin seninle görüştüğünü biliyoruz. Onlar küçük küçük ama başına buyruk davranan ve Ankebut Ağının tamamen maşası haline gelmiş ülkeler. Bu ülkelerin senin davanı paylaşmak gibi amaçları yok. Bu ülkeler bu gün varlar yarın bu dengeler değiştiğinde hiç yokmuş gibi olacaklar ama Rusya hiçbir zaman öyle olmadı. Rusya her zaman varlığını belli etti. Sen Rusya’ya çok ağır darbeler vurdun. Tayyip’i tamamen durdurabilecekken durdurmadın. Çünkü Rusya’ya güvenmedin. Ben sana karşı çok iyi bakmadığım halde çok yerde sustum ve tamamen diplomatik dille cevap verdim. Diplomasiye uygun davrandım. Sen beni hep dünyanın gözü önünde küçük düşürmeyi tercih ettin. Böyle olmayabilirdi. Kazandırdığın kadar kaybettirdiğini de düşünüyorum Amerika’ya karşı… Ama bu tekrar bir araya gelemeyiz, aynı paydada da buluşamayız demek değil. Rusya da bunu bekliyor. Unutma, o görüştüğün ülkelerin hiçbiri sana fayda sağlayamayacaktır. Sana yine dost ve güçlü bir komşu ülke olan Rusya destek olacaktır. 

Lavrov: Bizim küçük küçük dediğimiz ülkeler nüfus olarak, yüzölçümü olarak küçük demek değil bizim için. Bizim için dünyada ne kadar ağırlığı olduğu önemli olan ülkeler. Bu ülkelerin hepsi Ankebut Ağının küçük birer kalesi sayılırlar. Ama Rusya bu gün Ankebut Ağını kontrol edebilecek güce geliyor. Trump’la ilişiğini kesmen aslında bizi memnun etmişti ve yine bu söylediklerini Rusya değerlendirecektir.  

Lavrov: Bazen diplomasiden hiç anlamadığını düşünüyorum. Çünkü hem bu kadar açık konuşup hem de işbirliği yapmayı öngörüyorsun. Bu epeyi şaşırtıcı bir şey. Rusya her zaman böyle bir duruşta olmadı. Aslında Rusya/Putin gereken yerlerde kendinden, ülkesinden taviz vererek sizi ülke içinde zora sokmayacak hamleler yaptı. Bu, kendisininin aleyhinde idi ama böyle kararlar verdi. Yine böyle kararlar verebileceğimiz zamanlar gelebilir, yakındır. Bu görüştüğünüz ülkeler bizim için çok da sorun değil. Güney Amerika ile bizim gerçekten ciddi işlerimiz var. Son zamanlarda anlaşmazlıklar yaşıyoruz ama bunlar da geçicidir. Çünkü araya Çin girdiği zaman sıkıntılar çoğalıyor. Çin’le fazla böyle devam edebileceğimizi sanmıyorum.  

Lavrov: Peki, daha sonra devam ederiz. Son olarak söylemek istediğimiz bir şey var. Bu orta asya Türk devletleri meselesinde, bu Rusya’nın içinde asimile olmuş Türkler meselesinde, Rusya’nın üzerine fazla gittiğinizi düşünüyorum. Bunu da bir düşünün. Beraber iş yapacaksak, bunların Rusya’yı ne kadar zor duruma sokacağını bir düşünün. Ve bu milletin geçmişteki milletler olarak kalmadığını yine aklınıza getirmenizi tavsiye ederiz. 

Lavrov: Gerçekçi olmak gerekirse doğru. Türkler ve Ruslar hiçbir zaman gerçek dost olmadılar tarih boyunca ama biz yönettiğimiz her Türk devletinde, bizim iktidarımızda, adaletli olmaya çalıştık. Bunu insani bir vazife olarak gördük. Aslında son söyledikleriniz, aramızda bir işbirliği olursa Rusya’nın bu yarasını kaşımayacağınızı söylemeniz sevindirici. Bundan memnun kaldığımı söyleyebilirim. Tekrar devam edelim görüşmelere. Rusya bunları değerlendirecek. Olumlu bir sonuç çıkarttığımıza da inanıyoruz. 

Lavrov: Aslında iki gün çok kısa bir süre ama yine devam ederiz. 

Lavrov’un fitne kazanları

Lavrov “Mfs ile Tayyip’in arasını bozmak lazım” diye söylene söylene yoğun mesai yapıyor. Fitne kazanları kaynatmak istiyor. Muhtelif görüşmeler yaptı, yapıyor. İngiltere ve Almanya’yı da bu fitne planlarında yanında görmek istiyor. Bu fitne planları çerçevesinde gizli Ermeni ve Hristiyan Kemal Kılıçdaroğlu ile de görüşmek isteyecekler. İçimizdeki Ermenistan’ı bir kart, bir piyon olarak kullanmak isteyecekler. Gerekirse onları topyekun bir ateşe atmaktan çekinmeyecekler. Pek işe yarar şeyler yapacaklarına ihtimal de vermiyorlar ama ellerinde fazla kart yok ve Ermeni çetelerini de mecburen kullanacaklar.

Sabetaycı gizli Yahudi Meral Akşener’i ve sözde İyi Parti’yi, CHPKK’den daha da kullanışlı buluyorlar. Meral’in fazla gücünün olmadığını, ülke içerisinde de zayıf bir partisi olduğunu ama Tayyip’e karşı son zamanlarda sesinin yüksek çıktığını değerlendiriyorlar. Meral Akşener hakkında “İstediklerimizi dillendirmekte kullanabileceğimiz bir piyon” diyorlar.

Ruhani’nin de çok yalnız ve güçsüz kaldığını, bu fitne planlarına dahil olup destek vereceğini değerlendiriyorlar. PKK’nin pek çok üst isminin Ruhani ile arasının iyi olduğunu, Ruhani’nin bu vesileyle Türkiye içinde pek çok terör eylemi yaptırabileceğini değerlendirdiler. Ruhani ise Putin’e “Tayyip bu konuda bize dişini gösterdi. PKK/YPG/PYD ile hareket etmememiz gerektiğini bize açıkça söyledi. Aksi halde bunun bütün ilişkilerimize yansıyacağını ve zarar vereceğini de söyledi. Lakin ABD üzerimize çok geliyor, biz mecburen PKK/YPG/PYD’yi desteklemeliyiz. Türkiye’de aşırı bir baskı altına alındı bu örgüt. Elimden fazla bir şey gelmez ama yine de tamamen yok edilmesine mani olabilirim.” dedi.

Lavrov, Putin’e,

Mevlüt Çavuşoğlu’nun çok zayıf, liyakatsiz bir adam olduğunu…

Tayyip’in, yaptığı başarılı siyaseti sadece mfs ile yapabildiğini…

Tayyip’in çevresinde liyakat sahibi hiç kimsenin olmadığını…

Çavuşoğlu kullanılarak Türkiye ile ABD’nin arasını bozabileceklerini…

Solomon Soysuz’a ulaşıp bilgiler alabileceklerini ama onun da çok işe yaramayacağını, onu çoktan gözden çıkarttıklarını….

Stratejik konuları kullanarak (Türkiye’deki nükleer santral projesi gibi) anlaşmazlıklar çıkartabileceklerini ve baskı ortamı oluşturabileceklerini…

Türkiye’nin bazı meselelerde Rusya’dan teknik ekibe ihtiyaç duyduğunu, bu desteği vermeyince de Türkiye’nin sıkışacağını…

Bu süreçte Rusya’nın Japonya ile iyi geçinmesi gerektiğini…

Şi’nin, kendisiyle anlaşmak mümkün olmayan bir lider olduğunu, diplomasiden anlamadığını ama mecburiyet icabı Şi ile beraber yol almak zorunda olduklarını…

Çin’le iyi bir müttefik gibi görünürlerse, dünyaya bu görüntü verilirse şu sıkıştıkları zamanda çok faydalı olacağını…


Avrupa’daki mafya bağlantıları üzerinden de Avrupa hükumetlerini sıkıştırmaları gerektiğini…

Esed’in büyük bir fırsat yakaladığını, ellerinden kaçmak isteyeceğini ama şu anda çok sıkışık halde olduğunu ve ellerinden kurtulamayacağını…

Merkel’in Avrupa’daki tek gerçek dostları olduğunu…

YPG/PYD’ye verdikleri destekle YPG/PYD’yi daha güçlü bir hale getirmeleri gerektiğini…

Bu terör örgütünün bitmesine kesinlikle müsaade edemeyeceklerini…

İran’ın da bu konuda üzerine düşenleri zaten yaptığını…

Kırım meselesini öncelikle Heiko Mas ile görüşeceğini…

Kırım’ın o kadar kolay şekilde ellerinden alınabilecek bir yer olmadığını ve bütün bunların Suriye’deki başarılarına bağlı olduğunu…

Suriye’de askeri güç haricinde istihbarat servislerine mensup adamlarını çok iyi kullanarak tarafları birbirine karşı kışkırtmakta çok iyi olmaları gerektiğini…

Casuslarının zaten bu konuda usta olduklarını ve zorlanmayacaklarını…

Türk askerlerine ve Esed’in askerlerine saldırılmasını sağlayacaklarını ve bu iki gücün ittifak etmesini imkansız hale getireceklerini…

İran, Almanya, Rusya ittifakıyla YPG/PYD’yi varlıkta tutup hatta mümkün olursa daha da güçlendirirken bir yandan da dünya kamuoyunu Esed’in YPG’ye güç verdiğine ikna edeceklerini…

Ve benzeri fitne fesat planlarını anlattı, değerlendirdi. Putin “Her zaman en iyi adamımdın dostum” şeklinde karşılık verdi. Büyük memnuniyet duydu.

Bütün dünya devletleri ve milletleri için ortak tehdit: Çin Komünist Partisi tarafından yönetilen bir Çin…

Prof. Dr. Abdürreşit Celil Karluk’un AA’da yayınlanan makalesinden bazı dikkat çekici kısımlar aşağıdaki gibidir.

(…) Ayrıca, Çin halkı ile ÇKP’yi (Çin Komünist Partisi) ayrıştırarak ÇKP’yi şeytanlaştıran söylem ve icraatlar Batı’da, özellikle ABD’de yaygınlık kazanmış durumdadır. Örneğin ABD Vatandaşlık ve Göçmenlik Hizmetleri (USCIS) ABD’ye göç etmek isteyen ÇKP üyelerine 2 Ekim’de vize yasağı getirmiştir. Bu gelişmelerin çevrelenen Çin’i daha zor durumda bırakacağı kesindir.

ÇKP içindeki muhaliflerini bertaraf eden Şi Cinping parti tüzüğü ve ilgili kanunlarda değişiklik yaparak kendisini partinin ve ülkenin tek ve mutlak lideri haline getirmiştir. ÇKP liderliğinde var olan (kısmî) istişare ve kısmî eleştiri kültürü de yok edilerek partide Şi’ye methiye düzen takım baskın hale gelmiştir. Bu gidişat Şi iktidarının uluslararası eleştiri, baskı ve yaptırımlar karşısında daha fazla şahinleşmesine, hata üstüne hata yapmasına, ülkesinde ve bölgesinde istikrarı bozucu bir aktöre dönüşmesine de neden olmaktadır.

ÇKP farklılıklarla mücadeleyi içeriden başlatmak için, 1990’ların başından itibaren Çin anayasası başta olmak üzere bölgesel özerklik yasası, dini inanç, dil-yazı yasalarını özerklik hakkı bulunan azınlıklar için işletmemiş, özellikle Doğu Türkistan ve Tibet’te 1997 yılından itibaren ilgili yasaları neredeyse hiç uygulamamıştır. Tibet ve Doğu Türkistan’a gönderilen ÇKP sekreterleri, ilgili Çin yasalarına aykırı, fakat ÇKP’nin Müslüman Türkleri ve Tibetlileri Çinlileştirme, toplu cezalandırma ideolojisine uygun düşen politik genelge ve yönetmeliklerle, bölge yerlisi halkların hayatını cehenneme çevirmiştir. Bu tarz uygulamalar Şi iktidarı ile zirve yapmış, Çin’deki tüm etnik, dini, kültürel ve fikri farklılıklar şiddetle baskılanmış, hatta 2016’da yurtdışıyla bağlantıları tamamen kesilen Uygur Türkleri milletçe toplama kamplarına tıkılmış, akıl almaz işkencelere maruz bırakılmışlardır.

Şi yönetimi 2013’ten beri azınlık bölgeleri başta olmak üzere, Çinlilerin Falun tarikatı ve diğer çeşitli inanç gruplarına yönelik tahkikat ve baskıların dozunu misliyle artırmış, Doğu Türkistan’daki zulmü biyolojik, kültürel ve ekolojik soykırıma dönüştürmüştür. Yüksek muhtar bölge olan Hong Kong’un muhtariyetini gölgeleyecek icraatlara girişerek Hong Konglular ile karşı karşıya gelmiştir. Hong Konglular gasp edilen haklarını geri almak için neredeyse bir yıldır sokak mücadelesine çetin şartlarda devam etmektedir.

Son yıllarda Batılı ülkeler Doğu Türkistan, Tibet ve Hong Kong’ta ÇKP rejiminin gerçekleştirdiği hak ihlallerini daha fazla gündemlerinde tutarak, uluslararası toplumun emsali görülmemiş bir şekilde Çin’i eleştirmesine, kınamasına hatta yaptırım uygulamasına ön ayak olmaktadır. Örneğin Doğu Türkistan’daki Çin vahşeti üzerine ciddi veriler ile rapor yayınlayan Avustralya Stratejik Siyaset Enstitüsü (ASPI) yayımladığı son raporunda, Çin’in toplama kampları olduğu düşünülen 380’den fazla bina ve tesisin yerini tespit ettiğini bildirmiştir. Çin’in son üç yıldır o kadar eleştiri ve baskıya maruz kalmasına rağmen bölgedeki kamp inşaatına hâlâ devam ettiğini, Temmuz 2019-Temmuz 2020 döneminde bölgedeki 61 merkezde yeni inşaat ve genişletme çalışmalarının yürütüldüğünü, 14 merkezde ise halen inşaat çalışmalarının sürdürüldüğünün gözlendiğini belirtmiştir. Ayrıca araştırmacılar yeni inşa edilen merkezlerin yüzde 50’sinin yüksek güvenlikli olduğunu, bunun düşük güvenlikli “yeniden eğitim merkezlerinden” yüksek güvenlikli “gözaltı merkezi ve hapishanelere” doğru bir politika değişikliğine işaret edebileceğini söylüyorlar.

“Yaklaşık 8 bin 500 cami tamamen yıkılmış”

Aynı enstitünün (ASPI) bir diğer araştırması olan “Kültürel Silme” adlı raporunda ise şu bilgiler delilleriyle sunulmuştur: “Uydu görüntüleri desteğiyle Sincan’da yaklaşık 16 bin caminin (toplamın yüzde 65’i), çoğunlukla 2017’den bu yana hükümet politikaları nedeniyle yıkıldığı veya hasar gördüğü tahmin edilmektedir. Ayrıca yaklaşık 8 bin 500 cami tamamen yıkılmış olup bu camilerin yerle bir edildiğinin görüntüleri vardır”. Bu çalışmaya göre, Doğu Türkistan’daki İslami açıdan önemli yerlerin en az yüzde 30’unun büyük ölçüde 2017’den beri yıkıldığı, yüzde 28’inin ise hasar gördüğü veya bir şekilde dönüştürüldüğü belirtilmiştir.

Uygurların dili, müziği, estetiği, eğlenceleri, evleri, ekolojik muhitleri ve hatta diyetleri dahi Çinlileştirilirken veya ortadan kaldırılırken, Uygur Türklerinin sosyal ve kültürel yaşamını Çinlilik ekseninde yeniden şekillendirmek için gayri insanî bütün zorlayıcı çabaları sürdürürken, somut kültürel mirasları, örneğin binlerce yıllık türbeleri, mezarları, tarihi mekanları ve mimarileri aktif olarak silinirken Türk-İslam ülkelerinin ÇHC’ye karşı çıkmaması ÇKP’ye büyük cesaret vermiş görünüyor. UNESCO’nun, Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi’nin (ICOMOS) ve İslam İşbirliği Teşkilatı’nın (İİT) da Doğu Türkistan’daki kültürel yıkıma dair kanıtların giderek artmasına rağmen hâlâ ses çıkartmayışı da düşündürücüdür

Aynı strateji gereği Çin, komşu ülkeleri kendi hegemonyasına çekmeye veya kendi tezlerini kabul etmeye zorlamıştır. Son on yılda Çin’e komşu olan ülkelerdeki Çin korkusu artmaktadır. Çin’in komşularına yönelik giderek artan saldırgan ve tehditkâr tutumu onların farklı ittifak arayışlarına girmesine neden olmuştur. Özellikle denizlerde kıyısı bulunan ülkelerle yaşadığı sorunları yönetemeyen Çin doğrudan ABD, Avusturalya, Japonya gibi gelişmiş ülkelerle, hatta kendisiyle aynı ideolojik kökene sahip Vietnam ile dahi çıkar çatışmasına girmiştir. ABD’nin “Asya’ya Dönüş” stratejisi, bu gelişmeler ışığında Çin tehdidini doğrudan hisseden Doğu ve Güney Asya ülkelerinin aktif iştirakiyle daha da pekişerek gayri resmî bir ittifaka dönüşmüştür. Bu ittifak esasında Çin’i denizlerden çevrelemektedir.


Çin’in çeşitli ülkelere sağladığı kredilerin bir nevi borç tuzağı olduğu, borcunu ödeyemeyen ülkelerin -Sri Lanka örneğinde olduğu gibi- stratejik limanlarını Çin’e devretmek durumunda kaldığı gibi gerçekler, Çin’in yeni sömürgeci olarak algılanmasına, birçok ülkenin kamuoyunda da “Çin tehdidi” tezinin yaygınlaşmasına neden olmuştur. Pew Araştırma Merkezi’nin yayımladığı “Çin hakkındaki olumsuz kanaatler pek çok ülkede tarihi zirvesine ulaştı” başlıklı araştırma raporunda, 10 Haziran-3 Ağustos 2020 tarihleri arasında 14 ülkeden 14 bin 276 yetişkinle telefonla yapılmış bir anket, Çin’e yönelik güvensizliğin tüm ülkelerde bugüne kadarki en yüksek düzeye ulaştığını göstermiştir. Ankete katılan Japonların yüzde 86’sı, Fransızların yüzde 85’i ve Avustralyalıların yüzde 81’i Çin’e karşı güvensizliklerini dile getirmiştir. Olumsuz görüş bildirenlerin oranı Güney Kore’de yüzde 75, İngiltere’de yüzde 74, ABD, Kanada ve Hollanda’da yüzde 73’tür. Katılımcılar arasında görüşlerin dağılımında gelir ve eğitim düzeyine bağlı belirgin farklar görülmediği, ağırlıktaki olumsuz görüşün toplumların farklı kesimlerince paylaşıldığı belirtilmiştir.

Amerikasız bir dünyaya çok çok az kaldı…

Gerçek halleri iyice gözler önüne çıkıyor ve iyice rezil oluyorlar. Amerikasız bir dünyaya çok çok az kaldı.

Buna “sert geri vites” denmez, daha ötesinde bir tabir kullanmak lazım. Amerika’nın artık Kuzey Kore’ye rest çekebilecek kadar bile gücü yok. Trump öyle bir Kuzey Kore açıklaması yaptı ki bütün dünya şaşırdı. Gerçekte neler döndüğünü bilmeyen hiç kimse, Trump’ın bu çıkışını doğru yorumlayamadı.

Daha dün Çin ve İran’ı tehdit edip savaş çıkartmak isterken bugün müttefikimiz Japonya’nın ayağına giden ve yalvar yakar olan Trump, sosyal medya hesabı Twitter’dan çok tartışılan bir paylaşım yaptı. Kuzey Kore’nin kısa menzilli füze denemeleriyle ilgili olarak “Kuzey Kore, halkımın bir kısmını rahatsız eden küçük silahlar ateşledi. Ancak bunlar beni rahatsız etmedi.” ifadelerini kullandı. Kuzey Kore lideri Kim Jong-un’un verdiği sözü tutacağına inandığını belirtti.

Takip edebildiğimiz kadarı ile dünyadaki aklı başında bütün siyasetçiler, Trump’ın söz konusu paylaşımını bizim gibi yorumladılar.

“Allah kahretsin.”

Çin lideri Şi, Trump’ın Kuzey Kore’ye dair paylaşımını şu şekilde yorumladı:

“Allah kahretsin. Şunlara bak. Birkaç gün önce sanki bizim bütün işlerimizi berbat eden bunlar değilmiş gibi, şimdi Kuzey Kore’ye karşı seslerini bile çıkartamaz oldular.”

Trump şu tavrı birkaç hafta önce sergileseydi Şi keyiften köşe olurdu. Ellerini ovuştururdu. Mutluluktan birkaç gün ayakları yere basmazdı.

Şi’nin çok sıkılarak, öfleyip püfleyek ve kahrederek böyle yorumlar yapmasının sebepleri gözler önünde;

  • Böyle bir şey aklından bile geçmezdi, kendisine söyleseler inanmazdı ama ittifakımızın dışında kaldı, çok büyük fırsatları kaçırdı. Üstelik çok kısacık sürede bunlar yaşanınca afalladı.
  • Kuzey Kore’nin de Çin’e değil, ittifakımıza yakın durması, ayrıca moralini, düşüncelerini bozdu.
  • Dahiyane siyaset yaparak, kendini dev aynasında gören iki tarafa da had bildirmemiz… Bunu, elimizi hiçbir şeye sürmeden, tarafları birbirine katarak yapmamız… Bu kadar kısa sürede iki tarafa da çok güç kaybettirek zayıflatmamız, onların aksine olarak çok güçlenerek bu süreçten çıkmamız da Şi’yi tepetaklak eden sebepler arasında.

Dünyanın önde gelen pek çok lideri gibi Şi de son bir hafta içinde aşırı derecede yoruldu, gerildi, korktu, endişelendi, zorlandı, yalpalandı ve ne kadar liyakatsiz biri olduğunu, dünya siyasetini ve hadiseleri ne kadar isabetsiz şekilde yorumladığını, bundan sonrasında işinin çok zor olduğunu, o koltukta fazla oturamayacağını gördü.

Merkel: Amerika çok zayıfladı, güçsüzleşti.

Trump’ın, Amerika’nın menfaatlerini gözeterek değil de Şeytan’ın Konseyi’nin emirlerini dinleyerek tarihi fırsatları kaçırmasından sonra, karşı cephedeki herkes şaşkın ve kızgındı. Hala bu şaşkınlık ve kızgınlık hali geçmedi.

Trump’ın yanlış kararlar almaması için onunla baştan görüşen ve en açık cümlelerle onu uyaran Macron ve Merkel, korktukları başlarına gelince çok kötü oldular. Trump’a açıkça tavır almadılar ama mesafeliler. Çok rahatsız olduklarını belli ettiler, ediyorlar. Bundan sonrasında Trump’la hatta Amerika ile bu işin yürümeyeceğini düşünüyorlar, bu şekilde değerlendirmeler yapıyorlar.

Merkel, beyin takımına şu şekilde konuştu:

“Amerika çok zayıfladı, güçsüzleşti. Büyük bir deprem yaşadı. Kısa vadede olmasa da uzun vadede çökeceğinin sinyallerini veriyor. Amerikanın yanında bulunan devletlerin de büyük darbeler alacağını düşünüyorum. Yapacak oldukları hamlelerde onlarla birlikte hareket etmek bizi zayıflatır ama karşısında gibi de duramayız. Bizim nötr kalmamız gerekiyor.”

Fransa, Amerika’sız bir dünyaya hazırlanıyor

Macron da kendi beyin takımına şu şekilde değerlendirmeler yaptı:

“Trump’ı ikaz ettik ama ikazların hiçbirini dikkate almadı. Şu anda dünyanın gözü önünde bu hale düşmesinin sebebi ikazlarımızı dinlememesidir. Anlaşılan o ki Amerika ile birlikte ilerlemek üzere almış olduğumuz kararları şimdi bir daha gözden geçirmek gerekiyor. Bu durumda size çok iş düşüyor. İyi bir çalışma yapın ve Amerika’nın güçsüzleştiği ve yok olmak üzere olduğu ihtimallerini göz önünde bulundurarak, ileriye dönük atmamız gereken en doğru adımlara dair raporlar hazırlayın.”

Amerika’dan geçtiler, bu kadar zor şartlar içinde kalmışlarken Fransa’yı nasıl varlıkta tutacaklarını düşünüyorlar. Bu süreçte hatalı kararlar almak istemiyorlar.

Almanya’nın yöneticileri de Fransa’nın yöneticileri de kendi aralarında “Şu şartlar da yapacağımız bir hata, bizim de yok olmamıza sebep olabilir.” diye diye kılı kırk yararak kararlar alıyor.

Sayın Putin ve Merkel, Ortadoğu’yu konuşacak

Kremlin’den yapılan açıklamaya göre, Almanya Başbakanı Angela Merkel, Rusya Devlet Başkanı sayın Vladimir Putin’in daveti üzerine 11 Ocak’ta Rusya’yı ziyaret edecek. Liderler, ABD’nin Bağdat saldırısının ardından Ortadoğu’daki gerginliğin tırmanması konusunu ele alacak.

Görüşme sırasında taraflar Suriye, Libya ve ABD’nin 3 Ocak’ta Bağdat Havalimanı’na gerçekleştirdiği saldırı sonucunda Ortadoğu’daki gerginliğin tırmanması da dahil olmak üzere, gündemdeki konuları ele alacak.
Görüşmede ayrıca 2015 tarihli Minsk anlaşmalarına yönelik kapsamlı tedbirler kapsamında, Ukrayna krizinin çözümü konusuna ve 9 Aralık’ta Fransa’nın başkenti Paris’te gerçekleştirilen Normandiya Formatı’ndaki zirvede varılan anlaşmalara değinilecek.

Mehmet Fahri Sertkaya

“Tam zamanı”

Japonya, yaklaşık bir senedir içten içten bir mücadele veriyor, Ankebut Ağı’nın, ABD’nin nüfuzundan çıkmaya çabalıyor. Aslında Japonya bu mücadeleyi onlarca yıldır veriyor ama son bir senedir şartların çok değiştiğini düşünüyorlar. Hususiyle bizim Ankebut Operasyonumuzdan sonra çok memnun oldular, sevindiler ve güçlerinin arttığını, karşı cephenin çok yara aldığını düşündüler.

Rusya ile müttefik olduğumuzu açıklamamıza sevindiler. Ankebut Ağı’nın nüfuzundaki bazı devletlerde nelere sebep olduğumuzu gördükçe ve özellikle son birkaç haftadır Ankebut Ağı’nın karşımızda ne hale düştüğünü gördükçe, onları Golan Tepeleri meselesinde de ne hale düşürdüğümüzü gördükçe “Tam zamanı” dediler ve kesin kararı verdiler, açıkça hamle yapıyorlar.

2011 yılındaki büyük deprem ve sonrasında yaşanan Tsunami’den sonra Japonya’da ABD karşıtlığı içten içten çok daha güçlendi, büyüdü. Çünkü Japonlar, Japonya’da daha önce yaşanmış çok sayıda büyük depremler ve diğer afetler gibi, 2011’deki büyük depreme de ABD’nin HAARP sistemi ile sebep olduğunu kesinlik derecesinde biliyorlar. Kısa bir süre önce Japon yetkilileri ABD’ye “Siz zaten bizi HAARP teknolojisi ile defalarca vurdunuz” dediler ve tavır koydular.

Japon hükumeti, Golan Tepeleri ve İran’ın Devrim Muhafızları meseleleri vesilesi ile ABD’ne ve Ankebut Ağı’na karşı böyle bir çıkış sergileyerek bizlere ve müttefiklerimize samimiyetlerini ve ciddiyetlerini gözler önüne seren açık bir mesaj vermek istedi ve verdi.

Yıllardır paylaşımlarımı dikkatle takip eden Japon siyasetçileri ve hususiyle de Başbakan Shinzo Abe, gerçekten de güzel dostluklar ve itifaklar kurulabilecek kişiler. Japon hükumetinin bu kararı alması, dünya tarihinin akışında çok kritik kırılma noktalarının yaşandığı şu zamanda, dünya insanlığının çok faydasına oldu. Biz Japonya ile gerçek bir dost ve müttefik olmak kararlılığındayız. Müttefiklerimiz de en kısa süre içinde Japonya’ya aynı samimiyetle karşılık vereceklerdir.

Mehmet Fahri Sertkaya