Bu paylaşımı görüp de gereğini yapmayan askeri, idari ve adli yetkililerin tamamı sadece birkaç ay sonra vatana ihanet kapsamında yargılanacaklardır.
TC’ne dört adet AWACKS uçağı teslim edilmemiştir. Bu iş, ABD firması gibi görünse de aslında İsrail firması olan Boeing’in batışına mani olmak için çevrilmiş bir orta oyunudur. Paramız Boeing’e peşin gitti ama uçaklar sipariş ettiğimiz için gitmedi. Son dakika hamlesi ile Boeing’e nakit bulundu. Sonra bu iş resmiyetine uydurulmak istendi ve 4 adet AWACKS sipariş etmişiz gibi gösterildi.
Sonra bu sözde sipariş senelerce teslim edilmedi ve edileceği de yoktu. Ben paylaşımlar yapıp dikkatleri birkaç tekrarla bu yöne çekince sıkıştılar ve hurdaya alınmaya yaklaşmış, çok kullanılmış ve hırpalanmış bir AWACKS uçağını makyajladılar, bize yeni diye gönderdiler.
Baş hainlerden biri olan ve o an Cumhurbaşkanlığı makamında olan Abdullah Gül’ün dahi katıldığı resmi bir tören yaptılar. Oyunlar çevirdiler ve Türkiye’deki adamlarına orta oyunu oynattılar, Türk milletini aldattılar, soydular, ihanet ettiler.
An itibari ile hiç kimse Türk Hava Kuvvetleri’nde dört AWACKS olduğunu doğrulayamaz, ispat edemez.
“Türkiye’nin 4 AWACKS’ı yokmuş. Bir skandal gözler önüne çıktı. Boeing’in yetkilileri haricinde, ABD’li ve İsrail’li yetkililer de zor durumda.”
Müttefik devletlerin basın ve medya kuruluşları da Türkiye’de döndürülen bu ABD/İsrail rezilliğini dünya kamuoyunun gözleri önüne sermeli. “Türkiye’nin 4 AWACKS’ı yokmuş. Bir skandal gözler önüne çıktı. Boeing’in yetkilileri haricinde, ABD’li ve İsrail’li yetkililer de zor durumda.” mealinde haberler en kısa sürede yapılmaıl.
Boeing’in gerçek sahipleri, neye yaradığı, kimi finanse ettiği, Boeing’in gerçekteki batak/batık hali, bütün Boeing uçaklarının tehlikeli olduğu gerçeği dünyaya duyurulmalı.
Daha şuradaki birkaç paylaşımımdan dolayı bile büyük krize girdiler, ne yapacaklarını şaşırdılar. 3. dünya savaşının son ve kanlı/çatışmalı kısmının yaşanacağı şu günlerde Boeing’e ve Boeing üzerinden Ankebut Ağı’na, konseylere ve İsrail’e bu darbe mutlaka vurulmalıdır.
Milletinin güvenliğini düşünen hiçbir devlet, vatandaşlarının Boeing uçakları ile uçmasına izin veremez.
Estetik güzeli mafya babacığı Sedat Peker, hakkında yazdıklarımı görüp sinir krizi geçirmiş. Bir on dakika kadar bağırmış, sövmüş, bana tehditler savurmuş. “Sen görürsün oğlum, senin a. koyacağım. Seni ibretlik bir şekilde öldürmezsem bana da Sedat demesinler” tarzında, mahallenin yeni yetme kopilleri gibi atarlanmış.
Sonra da kendisi gibi Rus Yahudisi kökenli ve Mason Süleyman Soysuz’u aramış:
Estetik güzeli: Ben bu durumu sineye çekip kabullenemem. Bütün bunlara (yazılara) karşılık olacak bir cevap vermem lazım
Soysuz: Yahu Sedat biz bilmiyor muyuz bu işin karşısında cevap vermeyi. Sadece sen değil ki biz kaç kişiyiz burada. MİT, CIA, Amerika, Tayyip, İsrail, bu kadar adamız. Hiçbirimiz karşılık veremiyor muyuz? Adamlarımız mı yok, gücümüz mü yok var ama işin içinde başka oyunlar da var. -Bir kişi değil, arkasında koca cemaat var. Başka başka işler var. O yüzden temkinli ilerleyelim- derken, işler bu hale geldi. Şimdi yapacağımız en ufak hatada bütün sistemi (Ankebut Ağı’nın tepkisini kastediyor) kendi üzerimize çekeriz. O yüzden şimdilik fevri davranma. Kimseye sormadan da hiçbir işe kalkışma kardeşim.
Estetik güzeli: O zaman bu lafların altında mı kalacağım?
Soysuz: Şu durumda mecburuz, elimiz mahkum.
Estetik güzeli: Böyle işin a. koyarım. Bu ne biçim iş. O zaman karı gibi oturayım, elim kolum bağlı bekleyeyim, gelip beni alsınlar, böyle mi yapayım?
Soysuz: Merak etme kardeşim, az kaldı. Sonunda bu laflarının hepsini yutturacağız bunlara.
Mafya babacıkları
Türkiye’deki mafya babacıklarının ezici çoğunluğu, içimizdeki İsrail tarafından, Mason teşkilatı tarafından mafya babacığı yapılmış, korunmuş, kollanmış, binbir türlü pis işlerinde kullanılmış, basın ve medya oyunları ile gücü abartılmış ama gölgesinden korkan kripto kimlikli pislik heriflerdir.
İçimizdeki İsrail bir de her şeyi o kadar ters yüz etmiştir ki tehdit, şantaj, yalan, dolan, fitne, fesat, ego, kibir, cehalet, cinayet, ahlaksızlık, yağmacılık, mala/mülke çökme tarzı ile kara/kanlı para elde eden böyle itler milletimize vatan/millet sevdalıları, gariban dostları olarak da gösterilmiştir.
Bir misal: Estetik güzeli, Rus Yahudisi, Mason, katil, hırsız, arsız, yalancı, vatan haini pislik herif Sedat Peker…
Cürmü boyunu on bin kere aşmış, AKPKK ve Mason teşkilatı sayesinde dosyaları kapatılmış, yargılandığı davalarda temize çıkartılmış, şimdi bile derhal ters kelepçe ile alınması icap ederken AKPKK organize suç, terör ve ihanet örgütü sayesinde “vatan evladı” taklidi yapan bu maymunun bana ve sistemime karşılık vermeye gücü olsa, on dakika sinir krizi bile geçirmez, ilk dakikada atağa kalkar, yapabileceği bir şey varsa yapardı. Hatta duramaz şimdi de yapar.
Soysuz’u araması, o kadar lafı etmesi hep numara, ortama ayar verme teşebbüsü. Bir yandan şamarımı yedi, alemin önünde havası bozuldu, çakma itibarı ve gücü yok olacak. Bir yandan sanki bir gücü varmış gibi göstererek işlerine ortak olduğu kendi gibi vatan haini siyasetçiler ve patronlar onu kale almayacak. Üstüme gelse zaten şamarımı tam yiyip oturacak, sistemi birden çökecek. Oynadı rolünü…
Benim kalemim, muhatabım bile değil. Uzun süredir beni takip ettiğini, mevzu ettiğini, it gibi tırstığını zaten biliyorum. Şimdi istesem hukuk yolu ile de hukuk dışı yollar ile de kısa sürede ezer geçerim. Benim ayarımı bozarsa, bir talimatımdan sonra İstanbul’daki bir mekanından diğerine bile geçemez olur.
Ben dünyanın kaç devletine birden, kaç uluslar arası mafyasına birden koymuşum postamı, kim bu estetik güzeli? Kim bunu var eden ve bir nane imiş gibi gösteren İçimizdeki İsrail ya da Ankebut Ağı?
Estetik güzeli hakkında geçmişte yaptığım birkaç paylaşımı şimdi bir daha gruba yönlendireyim…
Suç örgütü liderliğinden yargılanan Sedat Peker, “Ak saçlı” dediği gizli Ermeni ve MİT/CIA ortak casusu Devlet Bahçeli’nin suç, terör ve ihanet örgütü MHPKK’nin yüzde 4-5 oy alacağının konuşulmasına tepkili. Peker, “Milletimizin kendi siyasi istikbalini ve partisinin zarar göreceğini düşünmeden ülkesi için birçok fedakarlığı yapan Milliyetçi Hareket Partisi’ne ve ak saçlı bilge liderine böyle birşeyi asla yapmayacağına inanıyorum” dedi.
Şu videoya bir bak… Sene 2004… Polislerimizden Allah razı olsun, işlerini dört dörtlük yapmışlar ve çok sevdiğin Sedat Peker isimli mafya babacığını, organize suç örgütü liderini paket yapıp almışlar. Sonra ne dönmüş? Nasıl olmuş da bu Sedat Peker tahliye edilmiş? Bak polisler öfkeden duvarları yumruklamışlar? Adamlar haklı, ben olsam daha da ileri giderdim. Devletin bir kurşununu hayırlı bir iş için feda ederdim.
Kim bunlar Zeki? Bu milletimize anlat hele, kim bu devlet içinde devlet olan mafyacıklar, kirli çeteler, masonlar, Sabetaycılar, CIA’cılar? Bak haberi veren Kanal D bile içimizdeki İsrail’in kurumsal TV kanallarından biri… Haberi sunan Atasagun de kripto Yahudi mi?
Sedat Peker ile AKPKK arasındaki ilişki ne zaman, nasıl başladı, nerelere kadar uzandı? Sen benim önümü kesemeyince neden hemen Sedat Peker’e koştun ya da adını kullandın? Onun adını, çok dara düştüğünde, onun rızası olmadan da kullanıyor musun? Aranızdaki hukuk ne zaman, nasıl başladı? Sizi kimler tanıştırdı? Ne işler çevirdiniz bu güne kadar? Neler döndü, neler dönüyor? Bize neler anlatacaksın? Neden bu gün de AKPKK bu mafya babacığına hukuk sisteminde hususi bir koruma sağlıyor? Devlet gücümüzü çetelere, CIA’cılara, Sabetaycı hainlere, Masonlara kullandıranlar kimler? Sana dokundurmayan ihanet gürühu, neden Sedat’ı da kolluyor? “Süleymancılara operasyon” denip duruyor ve sen de arada bu gibi cümleler kuruyorsun ya, söyle hele bu saydıklarımla mı yapacaksınız operasyonu?
İnsanın aklına gelmiyor değil, yoksa Sedat Peker de pek çok meşhur mafya babacığı gibi içimizdeki İsrail’in adamı bir kripto Yahudi mi? Bir adamı vardı, şu video çekildiği tarihte sağdı ve yanındaydı. Sonra öte tarafa adisyonu ödemeye gönderdiler onu, adı da şey olacaktı, sen söyle, Ali Şahin Gürman mı ne? O da kripto muydu? Sahi, nedir bu işler böyle, hep denk mi gelmiş bunlar?
Ses ver Zeki, ses ver artık? Konuş, dök o sahte AKPKK ve Reis sevdanın arkasındaki gerçekleri. Bu sahte sevginin arkasında aslında nasıl bir menfaatçilik olduğunu, ne kadar vurduğunu, kaç ülkede neler satın aldığın da anlat. Derneğin UKİD’in Afrika masasının başına, uluslar arası dolandırıcı Ahmet Kemal Öncü’yü, bütün suçları senelerdir ispatlı olduğu halde koymuş pisliğin tekisin sen, haydi konuş, ne konuşacaksan?
Seni insan şeytanı seni…
Bir daha adımı anarken duruşunu düzelt, önünü ilikle, tabirlerini iyice seç, düzgün cümleler kur. Yoksa kırarım kalemini.
İşte meydan, bütün Türkiye görsün bakalım, üstüme gelebiliyor musun, gelemiyor musun?
Numarayı da bırak, herkes biliyor orada burada numaradan atar yaptığını, benden it gibi tırstığını ve bir şey yapabilecek olsan durmayıp yapacağını. Seni sen yapan vatan hainlerini de seninle aynı anda aynı mezara gömecek kadar gücüm var benim.
Sen bu işleri içindesin, bilirsin: mafya babaları ya da nam-ı diğer organize suç örgütü liderleri de estetik yaptırır mı Zeki? Bunlardan hangisi gerçek Sedat Peker?
AKPKK bu katili, bu hırsızı, bu şerefsiz haini serbest bıraktığında, bunu yakalayan polis memurları bile duvarları yumrukladı.
“Adalet yok, biz ne istersek ona uyacaksınız. İstersek canınızı, malınızı, ırzınızı, evladınızı, kızınızı, toprağınızı, devletinizi alırız, boşa uğraşmayın” demek gibi bir şey…
Sözde hakim Nusret Alper PAZARCIKLI’nın baktığı dosyada “Organ kaçakçılığı iddiaları mevcut ama delillendirme yok” denilerek, erişimin engellenmesine karar verilmiş.
Biz devlet miyiz, polis miyiz, savcı mıyız? Sahaya inip delilleri de biz mi toplamalıyız? İşgal idaresi altında mıyız, haberimiz mi yok?
Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü, üst üste gönderdiğim ihbar maillerini ne yaptı? Bunları işleme aldı mı? Derhal baskın yaptı mı? “Mailleri yok ediyorsunuz, ağır ceza mahkemelerinde yargılanacaksınız” dediğim maili bile yok etmedi mi? Peşim sıra “Şu şu ihbarları neden yok ediyorsunuz, bir hastahanenin altında gizli bodrum katları olup olmadığını tespit etmek çok mu zor? Neden derhal gidip kontrol etmiyorsunuz? Söz konusu tünelin varlığını Büyük Şehir Belediyesi, Valilik ve siz Emniyet, zaten biliyormuşsunuz? Nedir bu yaşanan?” diyen yüzlerce kişinin maillerine neden cevap verilmedi?
Birbiri ile bağlantılı, mantık örgüsü içinde, yüzlerce gerçek şahsın isimleri geçilerek ve çok ağır suçlamalarda bulunularak yüzlerce yayın yaptık, bunların hangisi suç duyurusu kabul edildi, hangisi hakkında tahkikat yapıldı? Bunların arasında kendini Cumhurbaşkanı zan eden vatan haininden tutalım da çok meşhur ve büyük patronlara kadar herkes vardı, Memorial’ın sahibi gösterilen organ mafyası mensubu gizli Yahudi ve Mason Turgut da vardı, hangisi ceza davası açabildi?
Diyarbakır Emniyet Müdürü’nün ismini onlarca kere vererek, devlet içine sızmış organ mafyasının baskı ile vazifesini yapmadığını, bu Allahsızca sistemin üyesi Numan Kurtulmuş’un tehdidine boyun eğdiğini, en ağır tabirleri de isimlerin yanında kullanarak defalarca yazmadık mı? Mailler nerede, bu şahıslar neden sessiz kaldı, neden davacı olamadılar? Numan panikle Diyarbakır’a koştu, ne haltlar çevirdiğini ayrıntısı ile yazmadık mı? Çıkıp yalanlayabildi mi? Oyun bu şekilde bozulunca bu defa Süleyman Soysuz Diyarbakır’a koşmadı mı? O da olmayınca uyduruk bir futbol turnuvası bahane edilerek bütün devlet erkanı Diyarbakır’a taşınarak, bize, milletimize karşı hamle yapılmadı mı?
Derhal polis operasyonu yapılmadığı, icap eden tahkikatlar yapılmadığı için yüz binlerce insanı CİMER’e yönlendirdik ve “Hassasiyet gösterelim, çekinmeyin, hukuki yükü bizim sırtımızda, şikayet edin, bu yayınları aktarın” dedik de ne oldu? Dünyanın gözleri önünde CİMER 12 gün kapalı tutulmadı mı?
Bu organ mafyası ile alakalı olarak Kızılay yönetimini ve gizli Yahudi ve Mason Kerem Kınık’ı bile suçlamadık mı? Kızılay kurum olarak, Kerem şahıs olarak bizden davacı olabildi mı? Kaçırılmış, yanlarında annesi ve babası veya bir yetişkin yakını olmayan Afganistanlı, Pakistanlı, Iraklı, Suriyeli onlarca çocuğu sağ kurtarmak isteyip de peşlerine düşmedik mi? Sistemleri bozulunca bunları İzmir’de kaza süsü ile öldürmek istemediler mi? “Bu kadar çocuk, hepsi ayrı ülkeden, Türkiye’de bunların annesi, babası yok, hala mı tahkikat yapmayacaksınız, bizi kim yönetiyor, devletimizi kim çaldı?” demedik mi?
Uzatmanın lüzumu yok, arkasına onlarca madde daha eklenebilir. Bakılsın yüzlerce yayına, insanlık namına, devlet, millet, vatan, gelecek nesiller namına devleştik ama kendi devletimizin işleyişini durdurmuşlardı. Şimdi “İster çıldırın, ister patlayın, ister millet darbesi yapın, biz size istediğimizi, sizin devlet gücünüzle yaparız. Sistemi ele aldık, mahkemeler de bizde, meclis de bizde, istihbarat da bizde… Organlarınızı da çalarız, yeni ergen genç kızlarınızı da çalar, dünyaya fuhuş için satarız. Uyuşturucuyu devlet gücü ile getirir sokak sokak bütün Türkiye’ye yayarız. Mani olmak isteyen Emniyet mensuplarını, savcıları, hakimleri öldürürüz.” demek değil midir bu? Şehit Emniyet Müdür Hakan Çalışkan dosyası ne oldu? Bu cinayette Soysuz’un kullandığı Emniyet personelinden bazılarının isimlerini bile verdik, kim tahkikat yaptı? Bu ismi verilenlerin hangisi “Olur mu öyle şey, bana bu iftira nasıl atılabilir?” deyip hukuka gidebildi?
Hal böyle ise ki böyle, bize, milletçe kalkıp devleti/vatanı/milleti kurtarmaktan başka yol kalmış mı?
Şu Harun Çoban kardeşimiz, yüzlerce suç duyurusu ve şikayet dilekçesi verdi, hangi biri işleme alındı? Bunların yok edildiğini, sümen altı edildiğini sesli anlatımlarla ve Adliye/Savcılık ve savcı isimleri vererek anlatık da ne değişti? Şimdi devlet gücümüz onun aleyine çevrildi. O içeride, katiller, mafya mensupları, hainler, organ mafyası mensupları, fuhuş mafyası, uyuşturucu mafyası mensupları bizim devlet gücümüzle bize posta koyuyor, öyle mi?
O zaman altta kalanın canı çıksın, anlaşılan o ki biz bir istiklal harbi vereceğiz ve önce, her pisliğin merkezinde olduklarını somut binbir türlü delille ispat edebildiğimiz ABD ile İsrail’in Büyük Elçiliklerini, Konsolosluklarını, ayrıca sahada kullandıkları kirli çetelerini, ayrıca Mason teşkilatının önde gelen binlerce mensubunuz, harp hukuku dahilinde oyundan düşüreceğiz.
Hep diyoruz, işte meydan… Bizim devlet gücümüz bizim aleyhimize çevrilmek istendiğinde, biz her şeyi ama her şeyi göze alacağız ve hiç de zaman kaybetmeyeceğiz.
“Birkaç güne kadar Harun Çoban sağlıklı bir şekilde tahliye edilmezse, onların çıkartamadığı kaosu siz çıkatacaksınız. Öncelikli hedefiniz AKPKK değil (AKPKK zaten yıkılacak, mevzumuz bile değil), Mason teşkilatını, içimizdeki İsrail’i, İsrail’in ve ABD’nin ve AB ülkelerinin içimizdeki kadrolarını darmadağın edecek, ölü/diri ele geçireceksiniz. Tam bir istiklal harbi yapacaksınız. Türkiye sınırları içinde faal İsrail ve ABD elçileri, elçilikleri, konsolosları, konsoloslukları bırakmayacaksınız. Bu memleket bizim, asla taviz vermeyeceksiniz. Bu tavır sadece Harun Çoban’a değil, bütün teşkilatımıza ve milletimize yapılmıştır. Endişeye mahal yok, kazanacaksınız. Dua orduları da gaza orduları sizlerle olacak” denildi.
Gerçekten bir doğalgaz patlamasıydı ama doğal bir patlama değildi.
Doğalgaz sistemine müdahale ederek patlamaya sebep oldular.
Birkaç yüz kişi toplanmıştı, yollarda o an itibari ile yüz binlerce kardeşimiz olduğunu anlamışlardı ve ilk andan müdahale edip toplaşmayı önlemek kararı almışlardı. Küçük bir grup oluşmuşken, çığ gibi büyümesini engellemek planı yapmışlardı.
Bunun için de önden abartılı şekilde polis, itfaiye gibi personeli sahaya indirmeleri lazımdı. Ve birkaç yüz kişilik grupsa da dağıtırken insanlara bir tiyatro oynamaları lazımdı. Kuralsızlar zaten, Allahları yok, kitapları yok, kalpleri yok, en vahşi hayvanlar bunların yanında melek kalır. Tutup orada doğalgazı, insanların canlarını hiçe sayarak patlattılar.
O vesile ile bol bol polis ve itfaiye ile bölgede varlık göstermek istediler. Dağıtacakları kalabalık hakkında sorular oluşunca da “Patlama oldu, bomba mı başka bir şey mi belli değil. Tehlikeler olabilir. Risk var. Kalabalık toplaşmış, toplaşıyor. Dağılmalısınız, dağıtıyoruz” diyeceklerdi.
Biz “Geri dönün, oyun içinde türlü türlü oyun çevriliyor. Enerjimiz yanlış yöne, memleketin zararına şekilde kanalize edilmek istenecek” deyince nispeten rahatladılar.
Yazmıştık, öyle bir tırstılar ki hala tam anlamı ile rahatlamış değiller ve kameralar önünde ne konuşacaklarını şaşırmış haldeler ama biz “Geri dönün” dediğimizden saatler sonra bile şok halleri geçmemişti.
Bu gördüğünüz Yakın Doğu Üniv. hastahanesidir ki KKTC’dedir. IŞİD ve Nusra’nın patronlarından ve onlar gibi organ kaçakçısı olan Tayyip bu Y.D. Ü. Hastahanesini kendi açmış, öve öve bitirememişti.
Bu hastahanenin, uluslar arası organ kaçakçılığında kullanılmak için açıldığı ve o güne kadar binlerce, evet maalesef binlerce insanın orada organları için öldürülüp parça parça edildiği 2014 yılında Türk basınında da yer bulmuştu ve enteresan şekilde hiç tartışılamadan üstü örtülmüştü. Oysa bu parçalananların büyük bir kısmının kaçırılan çocuklar ya da kimsesiz kalmış çocuklar olduğu anlaşılmıştı. Yine her türlü pis işte olduğu gibi bu işte de AKPKK, Tayyip, içimizdeki İsrail’in adamları, patronları, büroratları, hukukçuları ve basın/medya patronları ve ayrıca CIA ile MOSSAD el ele, kol kola idi. İçimizdeki Ermenistan’ı da unutmamak lazım.
Bana iddiaları aktaranların söylediğine göre, bu BOP’çu, Tapınakçı, Mason, Haçlı güruhu artığı Allahsızlar ittifakı, insanlıktan çıkmış adi sefil mahluklar, insanları insandan saymayan kripto Yahudiler ve kripto Ermeniler, 2014 yılından sonra burada, yani Yakın Doğu Üniversitesi Üniversitesi Hastanesi gibi gösterilen insan mezbahasında iş görememişler. Başka mekanlar aramışlar. Gözden daha uzak, nüfus yoğunluğu ve şehirleşmesi nispeten daha az, buna rağmen hava limanı olan ve bir de bununla birlikte kriz bölgesi olan ve kolayca insan ve çocuk kaçırılan Suriye’ye de yakın olan bir yer arayarak Diyarbakır’ı seçmişler. İddia doğru ise Memorial grubu, sırf bu nedenle 35 milyon doları tutmuş Diyarbakır’da bu hastahaneye gömmüş. Üstü hastahane, altı insan mezbahası…
Hitler, gizli bir Müslüman olduğu öğrenildiği için yenildi.
Hitler, 1939’dan 1943′ kadar, Rusya ile savaştığı Stalingrad cephesine kadar hiç mağlubiyet tatmadı.
Polonya varlık bile gösteremedi. Fransa’da iki milyon Fransız askerini esir aldı. İngiltere kendi derdine düşüp kendini bile koruyamadı. Alman bombardımanlarına karşı şehirlerin üzerlerini tel örgülerle örme projeleri bile düşünmek zorunda kaldılar.
Hitler, önce beraber hareket edip Polonya’yı beraber işgal ettikleri Rusya’ya da sonradan savaş ilan etti. Rusya da neye uğradığını şaşırdı. Yüzlerce kilometre geriye kaçtı Ruslar… Köylerini, kasabalarını, hayvanlarını, ticarethanelerini bırakıp kaçtılar. Savaş için gerekli olacak fabrikaları da yüzlerce kilometre geriye taşıdılar. Rus kadınları her gün 15-20 saat cephane imal ederken, aşırı yorgunluktan can veriyorlardı. Rus askerleri, Alman taarruzları karşısında neye uğradıklarını şaşırıyorlardı. Her şey mükemmel gidiyor ve Rusya gibi bir dev de diz çöküyordu ki, galip durumda bulunulan Stalingrad cephesinde Almanlar bir bozgun yaşadılar. Bir anda çöküş başladı ve tam üç yüz bin kayıp verdiler. Şoktu bu, korkunç bir rakamdı Almanlar için… Sebebi de Rusların taktikleri, gizli teknolojileri, şusu busu değildi. Bir anda Alman askerlerinin inançlarını kaybetmeleriydi. Çünkü Ruslar, Hitler’in namaz kılarken çekilen görüntülerini uçaklardan Alman askerlerinin üzerlerine atmışlardı…
Hitler kendisine itaat etmeyen yüz binlerce asker ve yüzlerce üst rütbeli subaya rağmen Stalingrad bozgununu kurtarmaya çalıştı. Kendisine bağlı SS’lerden ve Rusya’da yaşayıp Stalin karşıtı olanlardan bir çakma ordu oluşturdu. Bununla bile yine de Rusları zor duruma soktu. Ama olmadı… Bir anda tersine dönüş başladı ve yıllardır hiç mağlup olmamış Hitler bir daha galip olamadı.
Bu bozgunda sonra bile Alman ordusu, yüksek rütbeli subayları, Hitler’e itaat etselerdi, Hitler yine başarıya ulaşırdı. Zira Rusya’nın hali de çok çok perişan olmuştu.
Hitler işgal ettiği bölgelerde Müslümanlara kötü davranmamıştı. Kudüs Müftüsü Emin el Hüseyni, Hitler’le beraber çok vakit geçirmiş ve Müslümanların faydasına olacak çok projeler geliştirmişlerdi. El Hüseyni, Hitler’in gizlice Müslüman olduğunu ifade edenlerden, Hitler’in Müslümanlığına şehadet edenlerdendi. Hitler’in emrindeki Müslüman Nazi ordularını manen motive eden biriydi el Hüseyni…
Silsile-i Saadat’ın 33. ve son halkasını teşkil eden Süleyman Hilmi Tunahan (k.s.) da Hitler’in gizlice Müslüman olduğunu talebelerine anlatmıştı.
Hitler’in dahiyane siyasetleri ile Batı dünyası akıl almaz bir çöküş yaşadı, kendi dertlerine düştüler ve sömürgeleri ile ilgilenemediler. Bu sayede batının sömürgesi haline düşmüş pek çok Müslüman milletler bağımsızlıklarına kavuştular.
Eğer, süpriz bir şekilde Hitler Müslüman olmasaydı, onu iktidara getiren, finanse eden, ordularını ve hava kuvvetlerini bile kuran Siyonistler, dünyanın süper gücü olarak Almanya’yı çıkartacaklar ve onun üzerinden dünya hâkimiyetine gitmeye çalışacaklardı. Olmayınca, ABD kartını kullandılar. Hitler’in Müslüman oluşu tarihi bir kırılma noktasını oluşturdu. Bir anda bütün planlar ve hedefler değişiverdi.
Geçenler de İsrail eski Başbakanı Ehud Barak “Eğer Stalin Hitler’i durduramasaydı, şu anda İsrail devleti yoktu.” mealindeki açıklamasını da her halde bu yüzden yaptı. Hitler biraz daha mesafe alabilseydi, Filistin’e ve bütün Ortadoğu’ya Müslümanların hâkimiyetini getirecekti.
Kuşkusuz bu konu daha çok araştırılıp tartışılacaktır. Bizim şu anda söyleyeceklerimiz bu kadar.