Etiket arşivi: İçimizdeki İsrail

Ne diyorsunuz?

Sedef Kabaş’ın paylaştığı ve tek başına hiçbir suç unsuru bulunmayan atasözünü, gerçek manasına çekme imkanı bulunmayan bir teşbihi, hep beraber paylaşalım mı? Kaç yüz bin Türkiye vatandaşını daha keyfi/hukuksuz şekilde gözaltına aldırabileceklerini ve alabilirlerse o kişilere ne yapabileceklerini bir test edelim mi?

Onlara, hiçbir güce sahip olmadıklarını, asıl gücün millete ait olduğunu, ordunun ve emniyet teşkilatının da milletin teşkilatları olduğunu ve milletin fertlerinden teşekkül ettiklerini ve millet karşısında çaresiz olduklarını iyice bir gösterelim mi?

Her yere #DevletBizimMilletBiziz yazalım mı?

Yavaş yavaş geldi mi o vakit, ne diyorsunuz?

Tayyip de büyük hain Tokayev gibi, zulme ve ihanete daha fazla tahammül edemeyen koca bir milleti terörist mi ilan eder, Rusları mı çağırır? Çağırsa Ruslar gelebilir mi, gelseler Tayyip’i ve çetesini koruyabilirler mi ve ülkelerine geri dönebilirler mi?

İyice haddi aşmakta olan hain idari kadroya, Türkiye’nin kaç köşe, kaç bucak olduğunu artık gösterelim mi?

İnsanların işi yok, karınlarında aş yok, geçinmeye imkanları yok, önünü görebilen yok, ülkede adalet dağıtan mahkemeler yok, gerçekleri anlatan basın ve medya yok, ruh sağlığı yok, beden sağlığı yok… Binbir türlü yolsuzluk, soygun, sömürü, haksızlık, ihanet ispatlarıyla anlatılsa ve suç duyuruları yapılsa bile değişen bir şey yok. Bu milletin boğazına kadar geldiği bir zamanda, bir de hakikatleri az çok anlatanların karşısında devlet gücü su-i istimal ediliyor.

Oh ne güzel memleket… Bunca yerde vazifelerini yapmayacaklar, yaptırmayacaklar, aleni şekilde çalıp çırpıp ihanet edecekler, istediklerine istedikleri gibi sövecekler, sayacaklar, sonra biri bir teşbih yaptı diye yeri göğü inletmeye oynayacaklar. Yok öyle bir memleket… Tokayev önce yüreklenip sonra nasıl da sert şekilde geri vitese taktıysa, o paylaşımlarını nasıl da sildiyse, Türkiye’deki hainlerin organize şekilde ve devlet gücünü/makamını kullanarak attıkları o paylaşımları da yalata yalata sildirirler onlara… Üç beş tane insanlıktan çıkmış hainin koca millete, milletin gücüyle/devletiyle kök söktüremeyeceklerini gösterirler onlara…

O Adalet Bakanı Abdülhamit Gül, adalet bakanı olduğunu şimdi mi hatırlamış? Açsın baksın benim dosyalarıma, biliyor zaten neyin ne olduğunu ve kendisi de suç ortağı ama bilmiyor olsaydı bile açıp inceledikçe onlarca vahim usulsüzlüğü/hukuksuzluğu görebilecek. Haktan adaletten bahşediyor, çıksın karşıma istediği kanalda, ben ona hakkın, adaletin ne olduğunu ve kendisinin nasıl bir zalim, hain ve yalancı olduğunu en somut şekilde ispat edeyim. Memlekette insan kalmış olmak, haktan, adaletten bahseder olmak, devletin ve milletin iyiliğini istemek, sorunların çözülmesini ve peşkeşin, sömürünün sona erdirilmesini istemek, ilan edilmemiş bir suç olmuş. Eşkıya baş olmuş, milleti eşkıya ilan eder olmuş. Mahkemeler hainlerin, mafyaların kontrolüne girmiş.

Yok öyle bir Türkiye, herkes haddini bilecek. Çoluk çocuk kan ağlıyor. Açlık, sefalet, zulüm, gözyaşı, hastalıklar, intiharlar, kavgalar, cinayetler iyice yayılıyor. Çekilmekte olan acıların haddi hesabı yok. Memleketi kasten bu hale getiren ve sonlarının geldiğini de gören alçakların, hainlerin, iyice despotlaşmalarına, daha da şeytanlaşmalarına kesinlikle izin vermeyeceğim. Kaç tekrarla yazdım, bu hainlerin yardımına koşan, bunlardan talimat alarak milleti gözaltına alan, millete cezalar yağdıran ve cezaevlerine dolduran savcıları ve hakimleri Türkiye’nin en işlek caddelerinde iplere dizdireceğim. Hepsini bütün dünyaya canlı yayınlatacağım ki diğer milletlere/ülkelere de örnek olacak.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Yeter artık

Bu kaçıncı skandal, bu kaçıncı vaka

Eğitim ve araştırma hastahaneleri kapatılsın. Başhekim sekreterliği yasaklansın. Tıp çalışanı olmak yasaklansın.

Nereye kadar bu şiddete, bu vicdansızlığa tahammül edilecek.

Nerede o Fatih Altaylı, Ahmet Hakan, Can Ataklı, İsmail Saymaz, Merdan Yanardağ, Tele1, Halk TV, Hürriyet, CNN Türk…

Bu ülkede sağlık çalışanları adeta terör estiriyorlar. İnsanı insandan saymıyorlar. Acı çekene bile acımıyor, dalgalarını geçiyorlar. Masum vatandaşların tahammül edemeyip suç işlemelerine sebep oluyorlar. Neredeyse her gün Türkiye’nin bir yerlerinden benzer haber duyuluyor. İstinaları hariç, sağlık çalışanlarının büyük çoğunluğunun ahlaki sorunları olan kişiler oldukları anlaşılıyor. Ya da kendilerini kanuni dokunulmazlıkları olan kişiler olarak gördükleri anlaşılıyor. Bu çağdışı, insanlık dışı, hukuk dışı, bilim dışı vaziyete artık bir son verilmelidir.

Hasta olup hastahaneye giden, çok çok sakin bir insan olduğu ve GBT’si tertemiz olduğu halde kendini sağlık çalışanının üzerine yürürken bulan, karşısında sergilenen insanlık dışı muameleye tahammül edemeyen, sonra basın ve medyada linç edilen, cezalar alan, hayatı kararan çok sayıda ‘sağlık çalışanı mağduru’ var.

Tek çare var, o da kapatmak… Evet, yeter artık, her yer, her şey, herkes kapatılsın. Basın ve medya da kapatılsın. Hatta bir yolu bulunsun ve Fatih Altaylı da kapatılsın. Ahmet Hakan da Can Ataklı da İsmail de Merdan da benzerleri de kapatılsın.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Skandala büyük tepki

Türkiye bunu da gördü. Cinsiyet ayrımcılığında son nokta… Trendyol’un internet mağazasına girişte aleni şekilde cinsiyet eşitsizliği sergilendiği, müşterilere ilk girişte cinsiyetlerinin sorulduğu ortaya çıktı.

Kullancıların çok büyük tepki gösterdiği olaya Türkiye İnsan Hakları Eşitlik Kurumu (TİHEK) başta olmak üzere yetkililerin, siyaset camiasının, basın ve medyanın, düşünürlerin tepkisiz kalması ise şaşırttı.

Trendyol’un bu cinsiyetçi davranışı yeni yeni yapmadığı, internet mağazasına giren tüm müşterilere bir süredir “Size daha isabetli ürünler gösterebilmemiz için lütfen öncelikle cinsiyetinizi seçin” dediği meydana çıktı.

Görüşlerine başvurduğumuz öfkeli bir Trendyol müşterisi “Yandaşları anlarım ama Fatih Altaylı’nın, Ahmet Hakan’ın, İsmail Saymaz’ın, Halk TV’nin, Can Ataklı’nın, Merdan Yanardağ’ın ve benzeri kişilerin susmasını şaşkınlıkla karşılıyorum. Böyle iki yüzlülük olmaz, böyle çifte standart olmaz. Oraya buraya sert çıkışıp da böyle bir skandala tepkisiz kalmak olmaz. Atatürk Türkiye’sinde bu derece gericiliğin, açıkça cinsiyet eşitsizliğinin sergilenmesine bu gibi isimler de tepkisiz kalacaklarsa, yazıklar olsun. Yaşamayalım daha iyi.” dedi.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Şu gariban da biraz sakinleşsin

Şu Tayyip’i de arayın, yalandan da olsa muhatap olun, kale alın, oyalayın, biraz sakinleşsin. Yoksa ya inme inecek, ya kalpten gidecek ya da zaten yarım kalmış aklını tamamen kaybedecek.

Son haftalarda sık sık sinir krizleri yaşıyor, bu nedenle sağlığı daha da çok bozuluyor ama bu defa çok daha büyük bir kriz geçirdi ve sakinleşemiyor.

“NATO’nun en kıdemli lideri bendim” diyordu, kısacık süre sonrasında başına neler neler geldi. Bunların nasıl olabildiğini, Türkiye içinde ve dışında işlerin nasıl kısacık sürede aleyhine dönebildiğini, hiçbir şeyi anlayamadı bile…

Şimdi karşısına geçip “Bak Tayyip, kuş kadar beyninle beni oyaladığını ve bana oyunlar kurduğunu düşünüyordun. Ben ise memleketin, milletin ve insanlığın faydasını gözettiğim için sana tahammül ediyordum. Bir de manevi dengeleri gözetiyordum. Sabrımı taşırdın ve ben de sana siyasetin nasıl yapılacağını gösteriyorum. Yapabileceklerimin yüzde birini bile yapmadım şu ana kadar. Yine de halin işte böyle… Yine de kimsenin muhatap olmak istemediği, herkesin etkisiz eleman olarak gördüğü bir kişi oldun çıktın. Muhatabım değilsin, görüyorsun adını bile zaruret olmadıkça anmıyorum. Sana çatmıyorum bile… Haydi, kuş kadar beyninle, etrafındaki biyonik robot kadrosuyla, masonlarla, kara paracılarla birlikte karşımda oynayacağınız başka oyunların varsa, haydi oyna… Meydan senin Tayyip, ister kısa, ister uzun hava oyna. Çal çal oyna… Zaten izleyen de beğenen de etkilenen de olmuyordu, şimdi hiç olmayacak. Sana şu saatten sonra kim karışabilir, kim ne diyebilir Tayyip? Kısa süre sonra sana senin tarafında olanlar da kızamayacaklar. Çünkü sadece beden sağlığını yitirmedin, aklın başından gitti. Şu anda kendisine bile faydası olamayacak bir garipsin… O NATO toplantılarındaki havayı, yapabiliyorsan bir daha yakala?” diyesim var. Daha arkasına da neler neler eklemek var ama faydasız. Gerçek hayattan kopuk, kendi hastalıklı dünyasında yaşıyor hatta yaşamıyor, boğuluyor, feryat ediyor orada…

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Her doğru her yerde söylenmez, söylenmiyor

Zamanını beklemek, ilm-i siyasete riayet etmek gerekiyor. Ayrıca, bazı konular ve şahıslar hakkındaki kanaatlerim zamanla değişebiliyor. Çünkü, daha önceki yıllarda elde edemediğim bilgiler, deliller bana sonradan ulaşabiliyor. Böyle olunca, hiç çekinmeden “Şu konuda kanaatimi değiştirdim” diyorum. 

On yıldır, binlerce konu içinde böyle kanaat değişikliği sadece birkaç hususta oldu. Bunları da çekinmeden ifade ettim, ediyorum. Ben melek değilim, insanım. Hatasız, günahsız değilim. Peygamberlerde bile günah seviyesinde olmayan zelle var. İlk yıllarda gerçekten tek başımaydım ve imkansız bir yükü taşıyordum. Buna rağmen binlerce konuda bilgilendirici yayınlar/paylaşımlar yaparak kanaatler belirtmiş ve sadece birkaç hususta hata yapmışsam, bu aslında büyük bir muvaffakiyettir. 

Şurada burada yayın yapan, Akademi Dergisinden hayranlıkla faydalanan, Akademi Dergisi sayesinde kısa sürede ufku açılan, bir ömür farkına varamayacağı gerçeklerin farkına varan ve birkaç ömürlük mesafeyi bir senede alan ama böyle bir nimetin şükrünü eda etmek yerine bir yandan da açık arayan “tahsilli” kişiler de var. Onlara bile baksanız, çok derin, detay kısımlarda ve nadiren birkaç hata bulabildiklerini görürsünüz. Kimisi “Derginin adı Akademi ama Çanakkale savaşında cephedeki Türk kadını diye Ermeni kadınının fotoğrafını kullanmış” diyebiliyor, başka da bir hata da bulamıyor. Doğru söylüyorlar ama iyi niyetle tenkit etmiyorlar. Hem Akademi Dergisi sayesinde adeta uçuşa geçiyorlar hem de art niyetle Akademi Dergisi’ne saldırabiliyorlar. İlmi cihetten bakınca böyle kupkuru olunan, manevi/ahlaki cihetten bakınca böyle kapkara olunan bu devirde, Akademi Dergisi gibi bir hizmeti bulup ondan istifade etmemek, onun kıymetini bilmemek ve hele ona karşı olup açığını arar olmak, çok büyük bir hüsran olur. Çok büyük bir küfran-ı nimet olur. Bu kişiler, daha birkaç sene öncesine kadar korkudan konu edemedikleri yüzlerce meseleyi, Akademi Dergisinin mücadelesi, bedeller ödemesi ile sebep olduğu serbestlik ortamı sayesinde her gün istedikleri kadar konu edebildiklerini de biliyorlar ama yine de kıymet bilmeyecek ve bir de aleyhte mücadele edebilecek kadar nefislerinin eline düşebiliyorlar. Bunlara zaten laf anlatmanın manası kalmamış, bitmişler, tükenmişler. Sözün bittiği yeri çoktan geçmişler. 

Hala gerçek yüzüyle anlatmadığım çok sayıda kişi ve mesele/hadise var. Zamanı geldikçe anlatacağım. Muhsin Yazıcıoğlu da bunlardan biriydi ve şimdi biraz anlattım. Hala detaylarını da anlatmadım. Ben, yıllardır Muhsin Yazıcıyan konu olduğunda “Gözünüzde büyütmeyin”, “O kadar da isabetli, vasıflı, örnek alınacak biri değildi.”, “Çok ciddi seviyede hataları da vardı.” mealinde açık açık yazdım. Zaten feraset sahipleri, bu gibi cümlelerimden, ne demek istediğimi anlamışlardı.

Her doğruyu her yerde söylemeyin. Söylenince fayda vermeyecek, kabullenilmeyecek, üstelik gereksiz tartışmalara ve çatışmalara sebep olacaksa, bunun böyle olacağına dair zan-ı galibiniz varsa, o meseleyi o zamanda ve o mekanda açıklamayın. Böyle yaparsanız, size dinen vebali olmaz, ahirette hesap sorulmaz. Fıkıh öğrenin, bu hususlar da Akademi Dergisinde yıllar önce ve günümüz Türkçesiyle, herkesin anlayabileceği surette anlatıldı. 

Ve hazır olun, daha sarsıcı gerçekleri yakın zamanda anlatacağım inşaallah…

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

..

Tuhaf… Çok tuhaf…

Zaharova’nın hangi Türk yetkililerden bahsettiğini anlayamadım ve bulamadım. Türkiye’deki yetkililer arasında Zaharova’nın ifade ettiği gibi, Kazakistan meselesinde açıkça Rusya aleyhine konuşan, kötü niyetli açıklamalar yapan, bulanık suda balık avlamaya çalışan ve Kazakistan halkının kahramanca mücadelesinin yanında duran yetkili hiç kimse yok. Gayr-i meşru cumhurbaşkanı, onunla birlikte kara para işleri yapan bakanlar, Suç işleri bakanı, Dış işleri bakanı, Savunma bakanı, Genelkurmay başkanı, herhangi bir askeri yetkili, MİT başkanı ya da MİT’ten herhangi başka biri yok. Türkiye’de idari kadro tıka basa hain dolu, Türk düşmanı dolu, müslüman düşmanı dolu. TBMM’de neler yapmak istediler de ellerine, yüzlerine bulaştırdılar. Ne bana rest çekebildiler ne de açık ifadelerle Tokayev ile çetesinin yanında durabildiler. Ne de şunu, bunu yapacağız ya da yapabiliriz gibi ifadeler kullanabildiler. Lakin yine de dağdaki çoban bile TBMM’nin tıka basa hain dolu olduğunu bu vesile ile anlamış bulundu. Türkiye’de yetkililer, işte bu seviyede ve toptan Rus yanlısı ve Türk karşıtı durdular. Kaç gündür gözlerine uyku girmiyor. Kapana kısılmış gibiler. Ne zaman millet darbesi olur, ne zaman asılırlar, dünyadaki bu şok edici gelişmelerin arasında akıbetleri nasıl olur, onun derdindeler. Nerede kaldı ki Zaharovanın ifade ettiği gibi Rusya karşıtı cümleler kursunlar.

Bu cümlelerini anlamak ve ciddiye almak güç ama galiba hallerini anlamamız ve biraz da hoş görmemiz gerekiyor. Hiç kolay değil… Türkiye’de resmi manzara böyle olduğu halde bile, ABD dahil dünyanın birçok ülkesi Kazakistan meselesinde Rusya ile danışıklı dövüştüğü halde bile, Kazakistan’da duramayan, çuvallayan, dünyaya rezil olan, girdiği gibi çıkmak zorunda kalan ve aşırı seviyede agresifleşmiş, öfkesi mantığını kırmış bir Rusya idaresi var.

Bir şey daha geliyor aklıma ve kendi kendime düşünüyorum, Zaharova beni kastediyorsa, beni tehdit etmeye çabalıyorsa diye… Adım geçmiyor, tehdit açık değil ve ben resmi yetkili değilim. Zaten, Rusyaya da ihanet eden Zaharova gibi gibi basit bir piyonun, yok bilmem Dışişleri Bakanlığının sözcüsünün, tehdit edebileceği kadar hafif bir adam da değilim. Lavrov üzerinden tehdit edilsem, ona bile içerlenirim. “Benim dengim mi Lavrov?” derim. “Fırsatı bulunduğu anda Putin’e de sıkılacak” demişim, hiçbir karşılık görmemişim, susup oturmuşlar yerlerine ve anca sinir krizleri geçirmişler. Gücün ne olduğunu bu vesileyle de dünyaya göstermişim ve açıkça gözler önündeki Putin’i bile kale almamışım, Zaharova’yı mı alacağım.

Yine de takılıyor insanın kafasına işte… Korkularından, endişelerinden ötürü adımı açıkça dile getirmemek için binbir takla atarken tuhaf davranışlar sergileyen ve anlaşılmaz cümleler kuran yetkililerin sayısı, dünyanın dört bir yanında hızla arttı, her geçen gün de artıyor. Onlar için, adımı açıkça dile getirmeleri bir dert, getirmemeleri işte böyle ayrı bir dert… Duramıyorlar yerlerinde ve zaten dünyanın bütün yetkili ve etkili kişilerinin beni bildiğini, nelere gücümün yettiğini bildiğini, sadece sokaktaki insanların, kalabalıkların açıkça bilmediğini, kendileri de biliyorlar. Bu kadar çok sayıda etkili ve yetkili insan biliyorken, bana hiçbir karşılık vermeden her defasında susmalarının, kendilerini her geçen gün dibe çektiğini de biliyorlar. Bakalım kaç hafta daha adımı anmayabilecekler.

Bakalım aralarından adımı açıkça ifade ederek beni tehdit etmeye cesaret edebilecek bir tanesi çıkacak mı… Farz edelim ki çıkacak, bakalım o kişinin sonu ne zaman ve nasıl olacak.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

..

Körler sağırlar, birbirini ağırlar…

Tıka basa vatan hainleriyle, gizli Yahudilerle, gizli Ermenilerle, gizli masonlarla, kara paracılarla, gizli servislere çalışanlarla, insanlıktan çıkmışlarla dolu olan TBMM, kendinden beklenileni yapmak üzereydi, çok yaklaştı ama yapamadı.

Kendileri gibi kara paracılar ve vatan hainleri olan Kazakistan’ın idari kadrosuna “Biz de yanınızdayız. Şu işi kıvırın da rahat edelim.” mesajı vermek zorunda olduklarını biliyorlardı, buna teşebbüs ettiler ama cesaret edemediler. Öyle bir metin yazıp topluca onayladılar ki kahkahalık. Hakikaten kahkahalık… Ne şiş yansın, ne kebap ayarında ve “Bu kadar çok kişiyiz ama bir adam etmeyiz” temalı bir bildiri metni olmuş.

Bunların çapı bu kadar, vasıfları bu kadar, olmayan yürekleri işte bu kadar… Bunlar devleti, milleti idare etmekten, kanun çıkartmaktan, nizamı sağlamaktan ne anlarlar. Uyuşturucu, fuhuş, insan ve organ dahil her türlü kaçakçılık ve ayrıca her türlü ihanet ve terör işleridir aslında bunların anladığı, bildiği işler. Oraya gelmek, sözde vekil olmak için bazısı mason locasından olur alır, bazısı yabancı gizli servislerden, bazıları da terör örgütlerinden olur alır. Bazısı, bazısının altına yatar, bazısı diğerinin üstüne çıkar. Bazısı bu safhada karısını ve kızını bile kullanır. Sonra girerler o çatının altına, oraya gelebilene kadar ne kadar oynaklarsa, ne kadar düşüklerse, o çatı altında da o nispette oynak olurlar. Seneler değil, onlarca sene geçer, Türkiye’nin hiçbir derdi, sorunu çözülmez. Çünkü çözülmesin diye oraya getirilmiş, danışıklı dövüşsünler diye oraya getirilmiş kişilerdir onlar.

İşte bu Türkiye’nin onlarca senedir maddi ve manevi felaketlere sürüklenip durmasına sebep olanlar bu kadar dip seviyedeki şahıslar. Arada az sayıdaki istisnaları tenzih ederim. Bu millet bunların iktidarını da danışıklı dövüştükleri ve beraberce ihanet ettikleri muhalefeti de üfleyerek bile yıkabilir. Artık bunları arkalayan devletlerin ve gizli servislerle terör örgütlerinin de halleri perişan… Artık sadece Türkiye’de değil, yayınlarımın yayıldığı bütün dünyada, sömürülen ve kandırılan bütün milletler bu oyunu gördüler. Demokrasinin, insanlığın başına bela bir sistem olduğunu, masonların, satanistlerin, bütünüyle Ankebut Ağının neler çevirdiğini gördüler.

TBMM’de, her gün sabahtan akşama kadar birbirlerine ve Devlet Bohçalıya sövüp sayarlar, sonra hep onun, daha doğrusu onu Türk milletine karşı kullanan Türk düşmanı odakların istediklerini yaparlar. Bu defa da Kazakistan meselesinde bunu yapacak gibi oldular, cesaretsizlikten ellerine yüzlerine bulaştırdılar.

Şunları zaten dünyada kale alan yoktu, şimdiden sonra dönüp yüzlerine bakanlar, kulak verenler bile olmaz. TBMM hükmünü an itibariyle ve tamamen yitirmiştir. Türkiye’nin meşru bir kurumu değildir. Bunlara adli yetkililerin beklenen müdahaleleri yapması ihtimali de söz konusu değildir. Öyle ise, dünyanın onlarca ülkesiyle eş zamanlı olarak Türkiye de karışmalıdır. Türk milleti de meclisini ve bütün devlet kurumlarını, damarına basa basa hainlik yapmaya, oyalamaya, danışıklı dövüşmeye devam eden hainlerden ve yolsuzlardan temizlemelidir. Öyle bir meclis ki İçişleri bakanı bile mafya lideri ve bunu mecliste bilmeyen yok ama kürsüye çıkıp anlatan yok. Çünkü ‘tencere dibin kara, seninki ben kara’ dedikleri gibi bir vaziyet var ortada…

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

..

Bize her yol hürriyet…

Ruslar, Kazakistan’ın siyasi yetkililerini tanımayıp onları tehdit atlında tutup emirler yağdırdıkları gibi, Kazakistan ordusundan da hiç kimseyi takmıyor, tanımıyor ve orduya da emirler yağdırıyorlar. Kazakistan’daki sözde barış gücünün Rus komutanı adeta işgal ordusu komutanı gibi tavırlar sergiliyor.

Üstelik bu sözde barış gücünün de marifetiyle Rusya, Kazakistan’da çoktan organ kaçırmaya başladı. Vatanını, milletini, toprağını, canını, namusunu korumak için son çare görerek sokaklara inmiş Kazaklardan vurulanların bazılarının cenazeleri hiçbir şekilde bulunamıyor. Morg morg gezerek yakınlarının cenazelerini arayan ama asla bulamayan Kazaklar var.

Böyle bir anda Kazakistan’ın hain İçişleri Bakanı da çıkıp “Ordu ve emniyet teşkilatı içerisinde hainler var” şeklinde açıklama yapabiliyor. Hainler baş olmuşlar, ipleri tamamen Ruslara da vermişler ve vatanseverce duran siyasi, idari ve askeri yetkililer “hain” ilan edilir olmuş.

Bu, düpedüz bir işgal teşebbüsüdür. Bunların derhal son bulması için gerekli ikazları yapmıştım. Bir daha işgalcileri ve onlarla danışıklı dövüşen devletleri ikaz edecek değilim. Bu gidiş, iyi bir gidiş değil ama bu gidişi biz tercih etmedik. Memleket dahilindeki ve haricindeki bütün taraflar, dünyanın onlarca ülkesinin aynı anda büyük oranda karışmasına, yer yer devletler arası silahlı çatışmaların yaşandığı cepheler oluşmasına hazır olsunlar.

Türkiye, Kırgizistan, Özbekistan, Tacikistan, Türkmenistan, Pakistan, İran ve Rusya Federasyonu içindeki Türk ve Müslüman devletler başta olmak üzere, dünyanın sorunlu pek çok yeri karışacağı gibi, batı dünyasındaki Türk ve Müslüman unsurlar da üzerlerine düşenleri yapacaklar ve batı da çok büyük karışacak. Dünyanın her yerinde siyasi su-i kastlar de yaşanmaya başlanacak. Bu işgale, bu tahakküme, bu despotluğa ve haydutluğa, bu küstahlığa, bu organ işlerine az ya da çok sebep olmuş ve arka çıkmış hiçbir devlet, hiçbir hükumet, hiçbir sözde STK, sözde dernek, sözde vakıf, sözde dini cemaat rahat edemeyecek. Her an, tetikçilerden, piyonlardan ziyade azmettirici olan asıl katiller, asıl sorumlular cezalandırılacaklar.

Hiç kimse, dünya üzerindeki bu kadar Türk ve Müslüman unsurlara karşı bu kadar pervasızca bir işgal, sömürü, katliam mücadelesi veremez. Verirse, sonuçlarını, kendisine arka çıkan bütün taraflarla birlikte yaşar.

Kısa süre sonra Kazakistan’daki Rus, Ermeni, Belarus ve Kırgız işgal kuvvetlerinin komutanları ve askerleri vurulacaklar. Aynı anlarda Türkiye’deki gizli Yahudi, gizli Ermeni, gizli Mason rütbelilere sıkılması emrini vereceğim. Bunları korumak isteyen kripto kimlikli ve vatan haini siyasi ve adli yetkililere de sıkılacak. Hepsi zaten listeli… Teşkilat halinde çoktan ifşa oldular, çoktan çaptan düştüler, hiçbir güçleri de yok. Bu güne kadar dünya siyasetini de buna ayarlamak gerekmeseydi ve şu Tayyip’in mühleti olmasaydı, hep bahsettiğim dini hususlar olmasaydı, şu AKPKK’yi, MHPKK’yi, onlarla danışıklı dövüşen CHPKK’yi ve bir bütün halinde içimizdeki İsrail’i şimdiye kadar yüzlerce kere toplar alırdım.

Lakin bu, her şartta böyle olmak zorunda değil ve zaruretler kararları değiştirir. Hal böyle ise ben hiçbir şeyi beklemem, gözlemem ve hiç vakit kaybetmem. Türkiye’deki söz konusu hainlerin bazılarının yakınları da toplanıp alınacaklar ya da onlara da sıkılacak. Türkün gözünün içine baka baka, damarına basa basa ihanet edilemeyeceği, Türkün devletlerinde Türkün aleyhinde kararlar alınamayacağı bütün dünyada görülecek. Eş zamanlı bir operasyon başlayacak. Restleşme bu şekilde bu başlayacak. Üzerine dikleşme görürsek, bütün dünya yangın yeri olsa da geri adım atmayacağız. Hangi kuvvet, hangi devletin kara paracı, organcı ordusu gelip de bu hainleri elimizden almaya kalkarsa, bu milletin de hürriyet mücadelesinin karşısına dikilerse, onları sadece Türkiye sınırları içinde değil, kendi memleketlerinde de vuracağız. Yerin altı da üstü de karışsın, umurumuzda olmayacak.

Herkes bilsin, bu işlerin tadı çok kaçtı. Kısa süre sonra, gerçek Türk komutanların ve gerçek Türk siyasi hükumetinin kontrolündeki Türk ordusu Kazakistan’a destek gücü de gönderecek. Diğer Türk devletlerinin hürriyet mücadelesine de destek olacak. Onlarla ortak askeri güç de tesis edecek. Daha ortak güç tesis edilmeden bile Rusya, Belarus, Ermenistan ve hatta Kırgızistanla harbe girmekten geri durmayacağız. Kazakistan halkının kahramanları nefsi müdafaaya çok yakında başlayacaklar ve sonrasında kopsun fırtına… Bize her yol hürriyet… Bize yaşamak da ölmek de ancak şerefle, namusla, insanca bir düzenle mümkün. Gayrısı zaten ölmekten beter… Türk ölür ama esir olmaz, sömürge olmaz. Türk ölür ama namussuz, vatansız, dinsiz, ahlaksız olmaz.

Onların ölümden korktuğu ve kaçtığı nispette, ölümü seven ve arzulayan ordularla üzerlerine gideceğim.

Derhal o işgalci kuvvetler Kazkistan’ı terk etmezlerse, ben de bu dediklerimi hemen yapmaya başlayacağım. Bu restten dönersem, devlet ve ordu gücüyle her şeytanlığı yapan bu alçaklara, bu kara paracılara, bu organcılara, bu sömürgecilere, bu sadistlere, bu kanun tanımaz insanlıktan çıkmış şeytan ordularına daha fazla mühlet verirsem kanım kurusun. Bu vahşeti, bu şeytanlığı görüp tepkisiz kalabilen zaten insan değildir ve kanı kurusun.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

İşte bu nedenle…

Kemal Kılıçdaroğlu “2022’nin Eylül ayında seçim bekliyorum. Ekonomiyi daha fazla götüremezler.” demiş. Şunun üzerine tekrara girmeye “Danışıklı dövüşüyorlar” demeye, “Yalandan restleşiyorlar ve AKPKK hakikaten köşeye sıkışır gibi olunca gerginliği bile isteye gevşetiyorlar” demeye ve “Hani bu alçak Kemal mitingden mitinge koşacaktı ve bir an önce ülkeyi acil seçim şartlarına taşıyacaktı” diye sormaya gerek var mı? Şimdi kamyon yüküyle yazıp bu alçağın alçaklığını bilmem kaçıncı defa gözler önüne sermeye gerek var mı?

Ya hala bunun peşinde koşan ve bunu başında tutan CHP’lilere laf anlatmaya gerek var mı? Sözün bittiği yer çoktan geçilmiş. Artık sözün faydası yok. İşte bu nedenle bu millet yanardağ misali patlayarak sokaklara inecek de iktidarı, muhalefeti hepsini birden toplayıp asacak.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Körler sağırlar, birbirini ağırlar. Kim kimi af ediyormuş?

“Erdoğan ve ailesi için af çıkarılsın, ordu garantörlük yapsın”

Washington Yakın Doğu Politikası Enstitüsü’nde çalışan Türk uzman Soner Çağaptay, ABD’nin önde gelen dış politika dergilerinden Foreign Affairs’e yazdığı makalede, Türkiye’de iktidar değişiminin sorunsuz yaşanması için muhalefetin AKPKK organize suç, terör ve ihanet örgütü lideri Tayyip’e, kendisinin ve ailesinin görev yaptığı sırada işlediği tüm suçlardan affedilmesini içeren bir anlaşma önermesinin “mevcut en iyi seçenek” olduğunu savunabilmiş.

“Türk uzman” denilen ama gizli bir Ermeni olan, buna rağmen daha çok insanlık düşmanı ve her türlü kara para işini yapan Yahudilere çalışan ve mason da olan Soner Çağaptay, siyaset ve hukuk tarihine geçen “skandallar ötesi bir skandal” denilebilecek bir yazı kaleme almış. Aslında kendisinin de mensubu bulunduğu Ankebut Ağının hal-i pür melalilini gözler önüne sermiş.

Acınası, zavallı, dibe vurmuş halleri iyice zahir oldu. Biz, her türlü ihtimali hesaplayarak, kılı kırk yayarak hazır kıta bekliyoruz, onlar dünya genelinde seferberlik yaparak metafizik saldırılar yapmanın haricinde bir karşılık veremiyorlar. Sonra da işte kamuoyu oluşturmak, zihinleri, kabullenişleri, siyaseti yönlendirmek için ve kara para çaklarını varlıkta tutmak için böyle haberler çıkartıyorlar. Çok fena çuvalladılar. Tam kadro halinde korkudan titriyorlar. Oynayabilecekleri pek bir kartları kalmadı. Zaman aleyhlerine işliyor. Gece gündüz doğru düzgün vakit geçiremiyorlar, rahat uyuyamıyorlar. Her an bir gümbürtü kopacak da topluca enselenecekler ve idam edilecekler ya da müebbet hapis cezaları alacaklar diye korkuyorlar. Hele tabandakileri korkuları ve tepedekilere baskıları çok ileri seviyede…

Her geçen gün daha fazla siyasi, askeri ve mali güç kaybediyorlar. Metafizik çatışmaların sebep olduğu can, mal/araç/cihaz ve para kaybı bile çok çok yüksek miktarda. Gerçek çatışmalardan önce bile eridiler, bittiler. Ümitleri bile tükendi. Azılı Türk ve İslam düşmanı sözde Türk uzmanın skandallar ötesi skandal olan yazısını her yerde bulup okuyabilirsiniz. Benim söyleyecek birkaç sözüm var.

– Vatana ve millete ihanet, devlet düşmanlarına hizmet etmiş kişileri, hiçkimse hiçbir mazeretle af edemez. Meclisten öyle bir af yasası çıktığı gibi o meclisin meşruiyeti tamamen biter. Hiçbir Türk vatandaşının o meclisi tanıma zorunluğu kalmaz. Hatta öyle bir meclisi, vatan hainlerine bile af çıkartan sözde Türk vekillerinin başına yıkmak, her vatan evladına vacip olur.

– Ordu siyasete asla, hiçbir gerekçeyle, hiçbir zaman karıştırılamaz. Her zaman demokrasiden, adaletten, eşitlikten, insan hak ve hürriyetlerinden, fikir ve vicdan hürriyetinden ve şaibesiz seçimlerden bahseden batının bu çirkin ve iki yüzlü siyaseti asla kabul edilemez. Ordunun siyaset sahnesine davet edilmesi kabullenilebilir ve tahammül edilebilir şey değildir. Ordunun siyasete davet edildiği bir ülkede, batıda ve dünyada demokrasiden bahsedilemez. Ayrıca ordumuzun çoğunluğu Tayyip’ten ve onu arkalayan Türk/İslam düşmanı güç unsurlarından yana değil. Ben, hususiyle son iki senede Türkiye’den pek çok denge gibi bu dengeyi lehime olacak şekilde değiştirdim.

– “Türkiye demokrasisinin daha geniş ve daha hızlı bir çöküşünü önlemek için mevcut en iyi seçenek bu olabilir.” diyerek ordumuzu siyaset çekmek, demorasi denilen sistemin anlatıldığı gibi bir sistem olmadığının, “Batıdaki demokrasi anlayışı” diye burada konuşup duranların da hep sahtekar ve vatan/millet düşmanı kişiler olduklarının tek başına delilidir. Batı dahil, dünyanın hiçbir yerinde ve hiçbir zamanında demokrasi, kağıt üzerinde ve dillerde anlatıldığı gibi bir sistem olarak uygulanmadı ve tarif edildiği o şekilde uygulanabilirliği de yok. Yıllardır yazıyorum, demokrasi, satanistlerin, masonların, yahudilerin dünya insanlığını her yönden çökertmek için kullandıkları bir araçtan başka hiçbir şey değil. Demokrasi ile idare edilen devletlerin maddeten ve manen çökmekten başka bir seçenecekleri olmadı, olamaz.

– Yazar neyin kafasını yaşıyor ya da nasıl köşeye sıkıştırmışlar da böyle skandal bir yazı yazıp hem kendini, hem dergisi Foreign Affairs’i, hem de Washington Yakın Doğu Politikası Enstitüsü’nü tarihin karanlık sayfaları arasına tek hamlede gömüyor, bu kısmı çok tartışılır. Lakin, yazara bu skandal cümleleri peş peşe yazdıran güç unsurlarının iddiasının aksine olarak, Tayyip ABD, İngiltere, Almanya, İsrail gibi ülkelerin ülkemizde çevirdiği haince işler neticesinde iktidara getirilmesinden on sene sonra iktidarı bıraksaydı, Türkiye’nin en başarılı liderlerinden biri olarak kabul edilmeyecekti. O zaman da vatan haini, katliamcı, savaş suçlusu, polis ve asker katili, hazine soyguncusu, peşkeşçi, hak/hukuk tanımaz bir mason olarak bilinecekti ve yargılanacaktı. Ayrıca on sene önce de Türkiye her sahada bataktı. Para da yoktu, iş de yoktu, adalet de yoktu, huzur da yoktu, toplumsal barış dedikleri şey de yoktu. Şaibesiz seçimler de yoktu. Fikir, vicdan ve ifade hürriyetleri de yoktu. Ona oy verenlerin yarıdan fazlası, girdiği ikinci seçimde ona oy vermedi. Girdiği ikinci seçim bile meşru değildi, abartılı şekilde hileliydi. O seçimde MHPKK’nin oyları da hileliydi. MHPKK o zaman da bitik/tükenmiş bir tabela partisiydi. Seçimler hilesiz olsaydı Tayyip on seneye kadar iktidarda asla kalamazdı. Bütün bu hileler yapılırken sözde muhalefet de onunla danışıklı dövüşmekteydi. Türkiye’de neler döndüğünü batı ülkeleri de çok iyi derece bilmekteydi. Çünkü Türkiyeye ve Türk milletine karşı yapılan bunca hukuksuzlukları planlayanlar, AKPKK’ye ve MHPKK’ye bu yönde talimatlar verenler ve bunları sahada uygulatanlar ve basın/medyayı bu yönde kontrol edenler hep bu batı ülkeleriydi. Giderek fakirleşen, giderek alım gücü düşen, giderek türlü iş sektörlerinde daha da dibi gören, kaşıkla verilen maaş artışları, yapılan zamlarla adeta kepçeyle geri alınan bir Türkiye vardı. Bütün bu hırsızlıklar ve yolsuzluklar batı ülkeleri ile İsrail için yapılmaktaydı. Sözde Türk uzman, bu gibi işlerin kitabını yazabilecek kadar bu sistemin içinde olan birisi. Şimdi, bunca senedir oynattıkları piyonları, inanamadıkları şekilde köşeye sıkışınca, hak, hukuk, demokrasi v.s. palavralarını bile unutarak skandallar ötesi bir skandal yazı yazıyor ve piyonları kurtarmaya çabalıyor. Buna susacak batılıların hepsine de yazıklar olsun. Buna da susarlarsa, en fazla bir iki seneye bu sessizlikleri ve tepkisizleri onların da suratlarına şamar misali çarpılır. Onlar da o gün biterler.

– AB ve ABD ya da başka bir devlet ya da milletler arası teşkilat, Türkiye’nin içişlerine ve hukuk/adalet işlerine hiçbir mazeretle karışamaz. Suçları arşa kadar varmış bir vatan hainini ve çetesini ve onlarla danışıklı dövüşen sözde muhalifleri korumak AB’nin de ABD’nin haddi değildir. Vazifesi de değildir. Bu, zaten dünya siyasetinde çok büyük bir çatışma çıkartır. Şu yazının küstahça yazılmış ve yayınlanmış olması bile şu günden itibaren pek çok devletin ve teşkilatın başına pek çok büyük sıkıntılar çıkartacak. Ayrıca, herhangi bir devletin Tayyip’i ‘sürgündeki siyasi lider’ olarak kabul etmesi bile hem o devlete, hem de o devleti arkalayan diğer devletlere çok çok büyük sıkıntılar çıkartacak. Bu saatten sonra Tayyip’i ve çetesinin mensuplarını elinde tutmak ve himaye etmek isteyen taraflar/ülkeler, bir ateş korunu elinde tutmak kadar imkansız bir şeyi denemiş olacaklar. Boş yere ellerini yaktıkları ile kalacaklar.

Kim, kimi af edecek, kim kime af çıkartacak? 80 küsur milyon aç, eliğine kadar sömürülmüş, zulüm edilmiş, kandırılmış insan toptan ahmak mı? AKPKK’yi arkasındaki bunca İngiltere, Amerika, AB, NATO, İsrail ve mason tarikatı desteğine rağmen ezip geçebilen vatanseverler, AKPKK ile şu anda bile, şu şartlarda bile danışıklı dövüşebilen muhalefetten mi çekinecek?

Bunların hepsi beyhude çabalar. Sadece Tayyip ve çetesi AKPKK değil, MHPKK, CHPKK, HDPKK ve aynı alfabenin harfleri olan bütün siyasi partiler bitmiştir. Türkiye’de demokratik cumhuriyet sistemi/rejimi an itibariyle resmen değilse de fiilen bitmiştir. Sadece bunlar değil, şimdilik Türkiye’de gizli Yahudi, gizli Ermeni çeteleri Mason tarikatı da bitmiştir. Kısa süre sonra dünya genelinde mason tarikatı tamamen bitmiş/tükenmiş ve gerçek yüzü ifşa edilmiş olacak. Bu kadarla da sınırlı değil, an itibariyle Türkiye’de batıya dönük siyasi ve fikri duruşlar bitmiştir. Türkiye’de NATO bitmiştir. Türkiye’de, başımıza geçirilen hainler vesilesiyle kırk yıldır kapısında süründürüldüğümüz AB hedefi bitmiştir. Her sahada dibe vurmuş, kısacık süre sonra son darbeleri vuracağım ABD de Türkiye için bitmiştir. Bir bütün olarak Ankebut Ağı artık bitmiş, tükenmiştir. Gürültülü şekilde son darbeleri vurup, sebeplerine uydurup temizlemek kalmıştır. Bu arada Soner Çağaptay, Washington Yakın Doğu Politikası Enstitüsü ve Foreign Affairs da bitmiştir.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

“Lan nasıl?”

Bu heriften azami seviyede istifade, ancak bir FETÖ yurdunun idarecisi yapılarak elde edilebilirmiş. Orada müslüman rolü oynar, yapılan ayni ve nakdi yardımları zimmetine geçirir, sisteme de biraz pay gönderirdi. Oradan ötesini yapmasını istemek, beklemek bu herife de zulümmüş. Yazık, çok zulüm etmişler Nebati’ye ve hala ediyorlar… Yazık, çok zulüm etmiş Nebati kendisine… Yazık bu millete ki bu kadar kritik zamanlarda hazineden ve maliyeden bu kadar çapsız, bu kadar liyakatsiz, bu kadar vasıfları düşük şu kişi mesul ve hakikaten yaklaşıyor yaklaşmakta olan…

Aşağıdan yukarıdan yolun sonu görünüyor ve yolun sonu zifiri karanlık…

Piyasadan geliyormuş

30 kuruşa simit satmaktan başka ve at etinden sucuk yapılan işletmede karşılıksız çek kesmekten başka ekonomi bilgisi ve tecrübesi olmayan… CIA ve içimizdeki İsrail tarafından Devlet Bohçalı aracılığıyla hukuksuz şekilde iktidara getirilen ve orada tutulan sahte diplomalı gayr-i meşru cumhurbaşkanı Recep Tayyip’in hazine ve maliye bakanı da böyle olur. Bunda şaşılacak ne var? Bu modellerin piyasası böyle… Tencere yuvarlanmış, kapağını bulmuş.

Hangi yatırımcı böyle bir ülkede önünü görebilir ve yatırım yapabilir. Liyakat yok. Ahlak yok. İyi niyet yok. Hukuk/adalet yok. Milleti de büyük oranda kendilerine benzettiler. Yıkılmadan düzelmez bu memleket. Bakalım, arka kapı müdahaleleriyle, kara paraların bir kısmını piyasaya sürmekle kur ve enflasyon ne kadar dizginlenebilecek. Türk lirasının pul olmasına çok çok az süre kaldı. O gün geldiğinde Tayyip ve çetesi hala iktidarda olabilecek mi, onu da çok merak ediyorum. Çünkü hayat sürprizlerle ve lüzumsuz heriflerle dolu…

Mehmet Fahri Sertkaya