Etiket arşivi: Gizli Ermeniler

Çok kötü şeyler olacak, çok daha kötü…

Bu bir şey değil. Bu bir başlangıç.

Öyle uzun uzun yazacak değilim. Zaten bir süredir yazılması gerekenleri yazmıştım. Sağda solda, her yerde bulunabiliyor bu yazılarım. Zaten elden ele de atıldı, dağıtıldı ve herkes okudu, anladı. Dediğim gibi oluyor ve şu cemaatimiz münafıklardan temizleniyor.

Önce kardeşi Mehmet Arıkan çarpıldı ve korona deyip gömdüler. Sonra karısı çarpıldı ve onu da korona deyip gömüp geçecekler. Arada başkaları da çarpıldı ve gömüp geçtiler. Ahmet Aygın’ın çarpılıp ölmesi karşısında zaten şok geçirdiler. Onun şoku geçmeden, üstüne kimler kimler çarpılıp cehennemine gidiyor. Daha önce bu gibi ikaz yazılarımı fantastik ya da deli saçması gibi görmek isteyen münafıkların korku dolu kalp atışları artık Mason teşkilatının bütün localarından duyuluyor. Daha bunların bir çoğu bilmiyor ki Ahmet Özbursa bile çarpılarak öldü. O ne şerli bir münafık, nasıl bir numaracı ve bir büyücüydü.

Şu sıralarda Hasan Arıkan ise hastahanede ve anladığım kadarıyla ona son bir şans daha verilecek, nasıl davranacağına bakılacak ve sonra ona göre muamele edilecek. Üstazımız daha pek çok kişiyi çarpacak. Alihan Kuriş’i de üstazımızın çarptığını, şeklinin kaydığını, öldürülmeyip ibret-i alem olarak meydanda bırakıldığını hep beraber göreceğiz.

Üç beş tane kripto yahudi, gizli ermeni, mason, bilmem ne bela tipler, cemaatimizin haricindeki hain ve insanlık düşmanı kişilerle, teşkilatlarla, en çok da mason teşkilatıyla paslaşıyorlar diye, kendilerini ne zan ederler, ölümsüz mü zan ederler, etten kemikten değil de çelikten mi zan ederler, ben bir türlü anlayamam. Akıl alır şey değil, topraktan yaratılmış ve fani olan insanların bu derece şeytanlaşmaları ve hiç ölmeyeceklermiş gibi, sonlarını düşünmeden ahmakça işlere kalkışmaları. Lakin haram yiye yiye nefisleri canavar gibi kuvvetli olmuş ve nefislerini bir anlığına bile yenemez, durduramaz olmuşlar. Adları gibi kesin surette biliyorlar ki bu din, hak din. Bu tarikat, hak tarikat. Bu mürşidimiz, hak mürşid ve ben de bu yolun hizmetkarıyım. O mürşid-i kamilin evladıyım ve o mürşid kamille aynı soydan gelen bir kişiyim. Yirmi yıldan fazla bir süredir, akıl almaz şartlar/imtihanlar altında bu hizmete, bu günlere hazırlanan bir kişiyim. Bu hak yol hiç sahipsiz bırakılır mı? Hz. Allah, hz. peygamber, hz üstaz, merhum ağabeylerimiz sahipsiz bırakır mı?

Bu münafıkların yaptıklarına küfr-ü inadi denir. Bile bile, her şeyin farkında ola ola nefislerine ve şeytanlarına tabi olmaya, mağlup olmaya devam etmelerine küfr-ü inadi denir.

Hasan Arıkan’ın etrafında bir de çok şerli bir dişi insan şeytanı vardı ki o da gizli ermeni ve gizli yahudi karışık bir soydan gelen karısıydı. Ben mevzu olduğumda bu karısı açar ağzını, yumar gözünü ve aklına gelen her şeyi söylerdi. Biraz aklını ön plana çekmek isteyen ve akıllıca davranmak isteyen Hasan’ı da iyice felaketlere sürüklerdi. Hasan Arıkan’ın hayatında ona musallat olan en büyük şeytanlardan biri, yani büyücü ve insan şeytanı olan o karısı, artık yok. Allah bilir ama kendisi de muhtemelen köşeden dönecek, hastahaneden çıkacak ve sonra bakacağız, neler olacak.

Az daha unutuyordum. Son zamanlarda adeta yemeyip içmeyip bütün mesaisini bana ve ekibime büyüler yapmaya ve yaptırmaya harcayan ve haddi iyice aşan o Gülderen’i de ufaktan bir çarptı hz üstazımız ama ayar alacak gibi durmuyor. Bakalım o cephede neler olacak ve Alihan Kuriş, hayatında kendisine en çok musallat olan, ayağının kaymasında en büyük payı bulunan baş şeytanlardan biri olan o annesi Gülderen Kuriş’ten kurtulabilecek mi ve kurtulursa neler yapacak.

Aksiyon, gerilim, macera, intikam, entrika, ihanet, gizem, korku ve mutlu son… Hepsi bu hikayede olacak.

Ben mi? Ben de buralarda olacağım. Bunların hepsinin mezara girdiklerini göreceğim. Öldüremediler ve öldüremeyecekler. Durduramadılar ve durduramayacaklar.

Çünkü çoktan “Ben evladımı kimseye vermem” buyruldu ve ben bunu çoktan ilan ettim aleme, alemlere…

Mehmet Fahri Sertkaya

Ben patlamaya hazır volkan misaliyim.

Haccac-ı Alim’ler ölmez, bitmez… Bu devrin de bir Haccac-ı Alim’i var ve haneler, kurslar, yurtlar, kıtalar dolaşıyor. Müslüman rolü oynayan münafık sahte hocaları, sahte kurtarıcıları öldürüyor.

Benim en merkezden emirleri alıp duyurduğum ve kararları ilan ettiğim vakit, Alihan Kuriş de üzerine düşenleri yapsaydı, merkezin, Divan-ı Salihin’in emirlerini yerine getirseydi, bu münafıklar çoktan yolumuzdan uzaklaştırılmış ve cemaatimiz temizlenmiş olacaktı. Hadiseler bu şekilde cereyan etmeyecekti. Hatta bu büyük fetih 2020 yılında gerçekleşmiş, tamamlanmış olacaktı. Hatta ben son yıllarda çektiğim türlü sıkıntıları çekmeyecektim. Her şey çok başka olacaktı…

Şimdi, yolumuz/cemaatimiz dahilinde ve haricinde olan bütün münafık sözde hocalar, idareciler, mesuller, mesuleler, büyücüler, yiyiciler, gösteriş/itibar/alkış budalaları, hırsızlar, arsızlar, masonlar, kriptolar, kara paracılar bilsinler ki, bu yaşananlar bir başlangıç…

Bunun bu şekilde olacağını da bir süre önce haber vermiştim. Şimdi tekrar ediyorum:

Cemaatimi temizleyeceğim. Bu, benim kararım değil. Merkezimizin kararı. Cemaatimizi temizlemek ve aksak/eksik ne varsa düzeltmek, tamamlamak için o makama getirilen Alihan Kuriş de münafıklara, başta da münafık annesi Gülderen Kuriş’e uymuş, ayağını tamamen kaydırmış olabilir. İmtihan dünyası burası… Hep olmuş ve olur böyle şeyler. Onları da temizleyeceğim. Türkiye içindeki ve dışındaki bütün güç unsurları, cemaatimin içinden elini, dilini, adamlarını çeksinler. Yoksa bu temizlik vazifesini artık daha da gürültülü yapmaya başlayacağım. Yeterince sakin kaldım, mühlet verdim. Şu cemaatimi temizlemek için, Türkiye sınırları dahilinde bir tane Mason locası, bir tane Mason biraderi bırakmamam gerekirse, bir tane satanist bırakmamak gerekirse, bir tane gizli Yahudi ya da Ermeni bırakmamam gerekirse, onu da yapacağım. Son günlerde yaşananlar hem gücümün hem de kararlılığımın tezahürü. Herkes son kararını versin. Ben patlamaya hazır volkan misaliyim.

Mehmet Fahri Sertkaya

Ben arada değilim

Türkiye içindeki gizli Ermeni, gizli Rum, gizli Hristiyan teşkilatlarla husumeti ya da husumet seviyesinde olmasa da sert bir siyasi/maddi mücadelesi olanlar arasında, nedense beni kendilerine engel görenler var. Ben varım diye, yapacak olduğu hamleleri yapmayanlar var.

Yanlış değerlendirmeler yapmışlar. Benim, söz konusu çevrelerle ve onların en bilinen teşkilatlarından biri olan CHPKK ile ya da HDPKK ile hiçbir münasebetim, anlaşmam, sözleşmem yok ve olamaz.

Benim planlarımda, şu anda ya da yakın gelecekte bunlara yer yok. Bunlarla, Türkiye’deki ya da dünyadaki hiçbir tarafın yol almasına da imkan yok. Son derece basit, liyakatsiz, vasıfsız, ilimsiz, ahlaksız, namussuz, kuralsız, kavgacı, gürültücü, korkak, kendi aralarında bile birlik olamayan, gözlerinin önünü bile göremeyen kişiler bunlar. Akademi Dergisinden beslenerek son yıllarda birkaç dikkat çekici çıkışlar sergilemiş olmaları kimseyi aldatmasın. Akademi Dergisi bunların damarlarında adeta kan olmuş akıyor ama bunları şekle sokmakta yeterli olmuyor. Çünkü bünyeleri türlü yetersizliklere, tembelliklere, nefsi hallere alışmış ve Akademi Dergisi tarzında bir duruşu hayranlıkla takip etseler de bünye olarak ret ediyorlar.

İnsan, ahmak dosttansa akıllı düşmanı tercih eder. Bunlarla husumeti ya da bir şekilde bir kavgası olanlar, beni araya katmasınlar. Hiç ilgilenmiyorum. Önceden de ilgilenmiyordum, şimdi zaruri müdahaleler yapıp çoğu meseleye hiç karışmadığım şu süreçte ise hiç ilgilenmiyorum.

Dünya üzerindeki çok sayıda tarafa, güç unsuruna da tavsiyem, bunlarla hiç kimse boş yere vakit kaybetmesin. Bizi de boşa uğraştırmasın. Tıkır tıkır işleyen bir devlet sistemiyle Türkiye’nin idaresi bunlara teslim edilse bile, kısa sürede her şeyi bozar, berbat eder bunlar. Bunlara bir marketler zinciri ya da bir büyük çiftlik ya da fabrika bile emanet edilmez. Onları bile idare edemezler.

Mehmet Fahri Sertkaya

Haberiniz olsun

Yakında Türkiye’de ipleri resmen de elime aldığımda, resimdeki gibi son derece şekilsiz, ayarsız ve mühendislik/proje sorunlu araçları toptan yasaklatacağım. Hangi markanın modeli olursa olsun, Türkiye’de ya da yurt dışında imal edilmiş olsun, hiç fark etmez, geçiş süreci bile vermeden bu modellerin hepsini yasaklatıp trafikten men edeceğim. Şimdiden haberini veriyorum, isteyen dikkate alır, isteyen de o gün benimle bu hususta mücadele vermeye hazırlanır.

Dahası da var… Bu araçlarla virajlara girerek yan yatmış, takla atmış şoförlerin ve araçlar içinde o anda bulunan diğer kişilerin hukuki zeminde haklarını aramalarının önünü açacağım. Ben hayatımda hiçbir zaman “suçta zaman aşımı” diye bir saçmalığa da itibar etmedim. Bunu da kaldıracağım ve suç hangi tarihte işlenmiş olursa olsun, suçluların cezalarını bulmalarını sağlayacağım. Hem can hem de mal kayıpları hakkında cezai işlemler başlatacağım. Ardından mağdurların ya da yakınlarının maddi ve manevi tazminatlar alabilmelerini sağlayacağım. Son derece kusurlu projelendirilmiş ve satılmış ve satılmakta olan bu modellerin, Türkiye içinde satılmasına göz yummuş, yaşanan bunca kazalara rağmen gerekli soruşturmaları yapmamış ve bunları trafikten men etmemiş adli ve idari yetkililerin de yargılanmasını sağlayacağım. O gün geldiğinde trafikten men edilecek bu gibi araçların hepsinin, imalatçı firmalar tarafından iade alınmasını ve bu araçlara ödenen paraların vatandaşlarıma iade edilmesini de sağlayacağım.

Bu hususta, hukukun gereği ne ise onu yapacağım. En kesin ve keskin şekilde yapacağım. Öyle bir yapacağım ki aralarında çocukların, bebeklerin, kadınların da bulunduğu insanların canını hiçe sayarak araba imal edenler bir daha böyle bir şeyi akıllarından bile geçiremeyecekler. Buna izin veren idari ve adli yetkililer de bir daha böyle bir şeye meydan vermeyi akıllarından bile geçiremeyecekler. Bu kadar insan ölüyor, sakat kalıyor, bu kadar çocuk öksüz ya da yetim kalıyor ama devlet nasıl bir teşkilatın eline geçmişse, bu skandallara müdahale etmiyor hatta bir adım daha öteye gidip bunları destekliyor. Türkiye’de devlet gücü, otomotiv sahasında da milletin aleyhine kullanılıyor.

Türkiye’de arabalar çok ama çok fahiş fiyatlarla satılıyor, buna rağmen bir de en sorunlu, en kalitesiz ve özelliksiz araçlar topluma dayatılıyor. Bunu, Türkiye’de otomotiv sektörünü onlarca senedir elinde tutan içimizdeki İsrail sağlıyor. Yurt içindeki sorunlu markaları/modelleri almak istemeyip de yurt dışından bir arabayı buraya getirene kadar fiyatı 3 ya da 5 ya da 7 katına çıkıyorsa, ben bu hususu/uygulamayı bile vatana ihanet kapsamındaki yargılamaya dahil ettiririm. Nitelikli ve organize dolandırıcılıktan, görevi/yetkiyi kötüye kullanmaya, millete ihanetten kasten adam öldürmeye kadar çok sayıda suç kapsamına dahil ettiririm. Burada kötü niyetli bir kastın olduğu çok açık. Burada neyin hedeflendiği, ülke içindeki gizli Yahudi, gizli Ermeni ve Mason sanayici ve siyasetçilerin el ele neler çevirdiği çok açık. Artık bunun sonu geldi. Türkiye, birilerinin sömürgesi olan bir ülke değildir.

Ben, çok sayıda meselede olduğu gibi bu meselede de baştan yazmış, ikaz etmiş bulundum. Şimdi herkes safını, duruşunu, bağlantılarını ve niyetini bir daha gözden geçirsin. Çünkü ben daha önce böyle ne yazdıysam, zaman aldı ama hepsini yaptım, yapmaktayım. Ve ben bir yetimin bir damla göz yaşı sebebiyle bu koca dünyayı bile yakarım.

Mehmet Fahri Sertkaya

Samuel Saymaz bir kesim tarafından parlatılmak isteniyor

Samuel Saymaz bir kesim tarafından parlatılmak isteniyor. Son canlı yayın saldırısı bile bir danışıklı dövüş olabilir. Hadiseye bu gözle de bakmak ve soruşturmak gerekiyor. Biz burada olduktan sonra Samuel’in ya da benzerlerinin üzerine oynamak da karanlığa kurşun sıkmaktır ama saha onların, istedikleri kadar para, emek ve zaman ziyan edebilirler.

Üstüne ne kadar oynanırsa oynansın, Samuel Saymaz’ı ya da benzerlerini bitirmem, bir günlük iş… Ona bilgiler aktaran derin kaynaklarını ifşa etmem ise birkaç dakikalık iş. Bağlantılarını bütünüyle ifşa etmem ise bir saatimi alır.

Mehmet Fahri Sertkaya

Afganistan din devleti değil. İslam devleti hiç değil. Taliban, bir din devleti kurmayacak.

1- Afganistan din devleti değil. İslam devleti hiç değil. Taliban, bir din devleti kurmayacak.

2- İddia edildiği gibi Afgan halkının çoğu da müslüman değil

3- Afganların tamamı ya da ezici çoğunluğu Afganistan’ı terk etmiyor. Afganistan’dan kaçmıyor. O halde hepsi ya da ezici çoğunluğu kaçmakta imiş gibi yazabilmek, dürüst, ahlaklı kişilerin yapabileceği bir şey değil.

4- Kaçan Afganlar sadece Türkiye’ye kaçmıyor. Türkiye’ye kaçanların epeyi kısmı Avrupa ülkelerine geçecekleri iddiasıyla Türkiye’ye organize şekilde getiriliyor. Kaçmak istedikleri Avrupa ülkelerinin çoğu laik devletler değil.

5- Taliban İslami bir teşkilat değil. Kendisini öyle göstermesi ölçü değil. Gerçekleri araştırmadan ve kabul etmeden her iddia sahibinin iddiasını kabul etmek hukuka, insanlığa, gazeteciliğe, devlet adamlığına yakışır/uygun değil.

6- Taliban’ı kuranlar, bunca zamandır kullananlar ve şu anda kullanmakta olanlar da müslüman değiller. Bizlere hala medeni, çağdaş olarak gösterilmek istenen batılılar kurdular, kullandılar, kullanmak istiyorlar. Taliban üzerinden türlü kara para işleri yaptılar ve yapıyorlar.

7- Afganistan’dan şu sıralarda gelen belli yaş aralığındaki genç ve erkek Afganların epeyi bir kısmı sivil değil. Taliban’ı hiç zorlanmadan dağıtabileceği halde bir “oyun” çerçevesinde dağıtılan Afgan ordusunun mensubu asker kişiler bunlar. Sorsanız laikliğin ne olduğunu bilmezler.

8- Cem Toker ve Samuel Saymaz ve benzerleri Türk de müslüman da değil. Omurgasız sürüngenler misali yaşayan, Ebu cehil karpuzu misali içi başka dışı başka bir halde yaşayan, koca Türk milletini toptan ahmak zan eden, İslam’a düşmanlıklarını ve müslüman milletimize kinlerini kusacak malzeme arayan kişiler. Kimi Hindu, kimi yamyam, kimi bilmem ne bela değil… Kimi gizli Ermeni, kimi gizli Yahudi, kimi gizli Süryani, kimi gizli Satanist, kimi gizli Ezidi, kimi gizli Rum vatan hainleri bunlar.

9- Türkiye laik bir ülke değil. Hem halkına bakıldığında hem de devletin rejimine/hukukuna bakıldığında Türkiye’ye hiç kimse laik bir ülke diyemez.

10 – Samuel gibiler, Cem gibiler, aslında şu anlarda neler döndüğünü bilmekteler ve buna rağmen dinimize, inancımıza, tarihimize, kültürümüze saldırmaya cesaret edebiliyorlar.

11- Bu art niyetli paylaşımların neden yapıldığını bilen ve bunları beğenen Sinan Meydan da Türk ve Müslüman değil. Münafık vatan haininin teki… Yıllar önce, sadece birkaç dakikada ifadesini aldım, hala karşıma çıkacak da cevap verecek. Vermeye imkan yok, yaşananları gören savcılardan soruşturma başlatan ve bunları yargılayan da yok.

12- Adli makamları kullanarak benim üstüme dava üstüne dava yıkarak, son çare görüp bu şekilde benden kurtulmak isteyen ve bu mücadelesinde de kazdığı kuyulara düşenler hep böyle omurgasız ve çift kimlikli hainler…

13- Basın ve medyadan tutun da sözde sosyal ağlardan Youtube’a kadar her yerde bu ahmaklar, bu çapsızlar, bu hainler el üstündeler. Türkiye’de şunların tamamını bir günde hiç edecek yetişmiş kadrolar var ama hiçbirinin sosyal hesapları “olağan” halde olamıyor. Hepsi sansürleniyor. Türkiye’de gerçek Türkler iktidarda da değiller, basın ve medya kuruluşlarında da değiller, sosyal medyada da youtube’da da değiller. Ve bu durum, sürdürülebilir bir durum değil. Bu millet bu oyunu, bu çeteleri çoktan gördü, neler döndüğünü çoktan anladı, bu hainleri tanıdı ve yakında topluca çökertecek.

Mehmet Fahri Sertkaya

Gerçekten havalar mı çarptı?

Gizli Yahudi ve gizli Ermeni karışık bir soydan gelen, satanist bir ayinci olan, memlekette her türlü kurulu düzenin, ahlakın, dinin, insanlığın tamamen çökmesi için organize bir faaliyet yürüten içimizdeki İsrail’in mensubu olan İrem Derici de çarpılmış. İddialara göre havalardan çarpılmış ama iddia işte… Gerçekten hava şartları mı çarpmış?

Mehmet Fahri Sertkaya

Çok sert şekilde bastıracağız

Türkiye’yi karıştırma planları yapanları, bunların yurt dışındaki bütün bağlantılarını ve bütün planlarını biliyorum.

Buna izin vermeyeceğim. Siyasette, bürokraside, orduda, iş dünyasında, basın ve medyada önde gelen kişilerden olup bu kaos/ihanet planının içinde yer alan birçok kişiyi yani bu ihanetin beyin takımını ikaz ediyorum.

İktidardakilerin canı cehenneme ama söz konusu memleketse, bizim gözümüz hiçbir şeyi görmez. Şu şartlarda, ülkemiz için çok büyük zararlara sebep olacak bu ihanet planlarını bozmamız, iktidara destek verdiğimiz manasına gelmez.

Biz kısacık süre daha sahayı takip ederiz, bu gizli toplantılar, bu gizli görüşmeler ve böyle planlar yapmalar devam ederse, kimse sahaya indirilemeden biz sahaya müdahale ederiz. Türkiye’de şüpheli şekilde peş peşe ölen ünlüler olabilir.

Rusya, Çin ve Amerika başta olmak üzere, Türkiye üzerinde vahşice planlar kurmuş pek çok ülkenin Türkiye’den büyük darbeler aldığı, dünya üzerindeki sömürü ve kara para çarkının kırılmak üzere olduğu… Dünya ülkeleri arasında yeni ve hayırlı ittifakların kurulduğu… Dinleri, dilleri, kültürleri farklı olan halkların dünya üzerindeki zulüm ve vahşet çağını bitirmek için seferber olduğu… Bebeklerin, çocukların, genç kız ve kadınların akıl almaz zulümlerden ve sapıklıklardan kurtarılmaya başlandığı şu zamanda… Bu gidişattan rahatsız olup Türkiye’yi içeriden karıştırmak ve dünya genelindeki bu hayırlı gidişatı durdurmak istemek, büyük, çok büyük bir suçtur. İnsanlığa karşı işlenmiş büyük bir suçtur.

Bir de hak, hukuk, demokrasi, insan hakları, kadın hakları ve benzeri söylemlerle Türkiye’yi bu şartlarda içten karıştırmaya kalkmak, en sert şekilde tepki verilmesi gereken bir ihanet eylemidir.

Böyle yapmaya çalışacak herkesi vatan, millet ve insanlık düşmanı olarak göreceğiz ve bu fitnenin başlamadan söndürülmesi için iktiza edenleri anında yapacağız.

Gezi Parkı hadiselerinin yıl dönümüne denk gelen şu günlerde (27 Mayıs – 2 Haziran), en çok da Türkiye’deki gizli Ermeni çetelerinin, bunların kontrolündeki sözde STK’lerin, sözde siyasi partilerin, sözde siyasetçilerin, terör örgütlerinin, sözde gençlik teşkilatlarının, sözde basın ve yayın kuruluşlarının ve sosyal medya hesaplarının oyunlarına aldanması muhtemel olan, davasında samimi olan, ülkesine asla ihanet etmeyecek olan, insanların canını asla yakmayacak olan, halkların kurtuluşunu gerçekten isteyen solcu kesimleri de akl-ı selime davet ediyor ve ikaz ediyorum.

Büyük oyunlar oynanıyor, büyük tuzaklar kuruluyor ve buna teşebbüs edilirse çok yüksek sayıda can yanacağı, en sert şekilde bastırılmak zorunda kalınacağı şimdiden görülebiliyor.

Tayyip’i elinde oyuncak gibi oynatan, memlekette ve dünyada dönen dolaplardan kasten haberdar etmeyen, Türkiye’yi içeriden karıştırma planlarına hizmet eden o sözde danışmanları, o resmi kimlikli zatları ikaz falan etmiyorum. Onlar ikazdan anlamazlar. İnceldiği yerden kopar, onlar da enselenirler.

Mehmet Fahri Sertkaya

Fazilet Takvimiyle Müslümanların arasını kimler, neden açtılar?

Medar-ı iftiharımız olan Fazilet takvimi son yıllarda para kazanmanın bir metaı haline getirildi. Bu, hizmetlerimizin maddi ihtiyaçlarını karşılamada yeni bir gelir kanalı oluşturmak niyetiyle de yapılmadı. Bu işte/kararda da iyi niyet yok. Sadece Fazilet takvimin üzerinden dönen dolapları ve yapılan ihanetleri sesli anlatmak bile saatler alabilir.

Hadis-i şerifte ahir zamanda İslami ilimlerin yok olmaya yüz tutacağı, cahiliyenin hakim olacağı, bu sebeple insanların dinini muhafaza edemeyeceği, son nefesini kurtaramayacağı ve dünyasının cehennem misali sıkıntılı geçeceği açıkça ifade edilmiş. Birçok hadis-i şerifte İslami ilimlerin olmadığı yerde Müslümanlığın, saadetin, adaletin, huzurun olmayacağı açıkça ifade edilmiştir.

Böyle bir çağda, bir benzeri bu güne kadar hazırlanamamış olan ve bu güne kadar milyonlarca insanın binlerce dini meselede doğru bilgileri öğrenmesine vesile olan takvimimizin üzerine oynanan oyunlar artık bozulmalıdır.

Fazilet takviminin arka yüzünde verilen dini/İslami bilgilerin, kendi sitesinden kaldırılmış olmasının iyi niyetle izahı mümkün değildir. Bu güne kadar neden böyle karar alındığına dair yapılan açıklamalar ikna edici ve hukuka uygun değildir.

Başka takvim markaları bunları kopyalayacaksa, kopyalasın… Başka internet siteleri bunları yayın yapacaksa, yapsın… Bunlar daha çok yayılmış olur ve pek çok ilmi meselede hataların yerini doğruları alır. Bundan hangi mü’min gönül rahatsızlık duyar… Üstelik, Fazilet takviminin arka yüzünde verilen yazılar günümüzde hayatta olan birilerinin telif eserleri midir? Bunları bir komisyon zaten geçmiş ve muteber İslam alimlerinin muteber eserlerinden iktibasla aktarmadı mı, aktarmıyor mu? Böyle bir dünyada, böyle bir komisyonun, 365 gün sınırlamasına takılmadan böyle bir hizmeti artırması ve bir sene içerisinde takvimizin resmi sitesi üzerinden binlercesini paylaşması istenmez ve beklenmez mi?

Fazilet takviminin IOS ve Android uygulamalarının ücretli olmasını anlamak da mümkün değildir. Türkiye’de ve dünyada maddi durumu gerçekten çok ama çok zor olan çok yüksek sayıda müslüman bulunmaktadır. Bunların kitap almaya da ilmi meselelerde maddi harcamalar yapmaya da imkanları bulunmamaktadır. Hatta pek çok kardeşimizin iş/geçim meşguliyeti arasında kitap okumaya vakti de bulunmamaktadır. Gönül isterdi ki bu bilgiler günümüz insanın anlayabileceği sade bir Türkçe ile aynı zamanda seslendirilsin ve çalışan kişiler ve talebeler bunları yolda ve fırsat buldukları her yerde dinleyebilsin… Şu misyonerlerin her bir incilin arasında yüz dolar koyarak yaptığı faaliyetlere bir bakalım, bunların bile sözde İslami iktidarda hiçbir mani ile karşılamadıklarına bakalım. Evlatlarımızın, insanlarımızın ne kadar büyük bir tehlike altında olduğuna bakalım. Her gün sözde Türk basın ve medyasında İslami meselelerin gizli Ermeni ve gizli Yahudi ilahiyatçılar tarafından nasıl kasten tahrif edildiğine bakalım ve bir de Alihan Kuriş’in Fazilet takvimi hakkında aldığı şu kararlara bakalım. Akıl alır şeyler değil bunlar…

Bu şartlarda, Fazilet takvimi uygulamasının ücretli dağıtılması zaten ilk anlardan itibaren akıllarda soru işaretleri oluşturmuştu.

Son zamanlarda yaptığım yayınlardan sonra samimi/gerçek Süleymanlılar anladılar ki Alihan Kuriş yıllardır zikzaklar çizen, batıp çıkan biriydi. Son birkaç aydır ise tamamen battı ve artık çıkışından ümit de kesildi. Öyle ise son yıllardaki bazı tuhaf gördüğümüz kararları şimdi yeniden tartışmanın ve sorgulamanın da vakti gelmedi mi? Hz Ömer’e hesap soran sahabi gibi olmamızın vakti gelmedi mi? Bence bu sorgulamaların ve hesap sormaların en başında gelmesi gereken hususlardan biri de Fazilet takvimi üzerinden döndürülen dolaplar…

Bu hususta sorgulamamız, tartışmamız ve sonrasında samimiyetle ve Allah için, din gayretiyle hesap sormamız gereken şudur:

  • Bir şer kuvvet, İslam düşmanı bir güç unsuru, bu kadar ilmi kuraklığın hüküm sürmekte olduğu bu çağda, yaralara merhem olurcasına ihtiyaca az da olsa cevap veren Fazilet takviminin arka yüzündeki ilmi makalelerin/izahatın yayılmasına mani olmak istedi mi?
  • Onlarla zaten pek çok hususta anlaşan, son zamanlarda ise her dediklerini emir kabul eden, “Benim canıma zarar gelmesin, ne derseniz yaparım” diyecek kadar dibe vuran Alihan Kuriş ve şürekası, o zamanlarda Fazilet takvimi hakkındaki bu taleplerini da kabul etti mi?
  • Takvimin arka yüzünde verilen bu ilmi izahlara müslümanlar ulaşamasın diye Fazilet takviminin kendi sitesinden bunların paylaşılmasına da son verildi mi?
  • Yine aynı niyetle IOS ve Andorid uygulamalarının ücretli olmasına mı karar verildi?

Bunca yıldır bu kadar müslümanın yaptığı maddi yardımlar nereye gitti de bir takvimden para kazanmak iddiasıyla bu kadar akıl almaz ve iyi niyetle izah edilemez kararlar alındı ve uygulandı.

Mehmet Fahri Sertkaya

Bir susun, boş boş konuşmayın. Haddinizi bilin.

Bir susun, boş boş konuşmayın. Haddinizi bilin.

Herkes bir şeyler yazıyor çiziyor ama aslında hepsi de gölgesinden korkuyor. Yalanları sıralayanların, dönen dolaplara destek olanların, hainleri kollayanların, alçakları kollayanların bini bir paraya… İyice kirlettiler memleketi ve kalemi eline alan, kameranın karşısına geçen, hayal aleminde yazıp üflüyor. Dengeler değişmişmiş, mektup yazılmışmış, şimdi her şey çok başka olacakmış, falan…

Alaattin Çakıcı Türk ve Müslüman rolü oynayan bir gizli Ermenidir. Basit bir MİT piyonundan başka bir şey de değildir. Böylelerinin zaten MİT ya da benzeri başka bir gizli servise kendini bağlamadan iki ay sahada yol alabilmeleri de mümkün değildir. Bu güne kadar ve bu günlerde daha çok MİT içindeki gizli Ermenilerle paslaştı, paslaşıyor.

Gizli Ermeni ve MİT piyonu olduğunu artık dağdaki çobana bile duyurduğumuz Devlet Bahçeli’nin, gizli Ermeni Alaattin Çakıcı’yı sahiplenmesi, tahliyesini sağlaması kadar ve Cumhur İttifakı denilen bu çetenin çok sıkıştığı yerlerde son çare olarak Çakıcı gibi piyonların sahaya sürülmesi kadar tabii ne olabilir. İkisi de gizli Ermeni, ikisi de vatan haini, ikisi de MİT piyonu, ikisi de kara paracı, ikisinin de iplerini aynı el tutuyor. Dengeler zaten yıkılmış da son çare olarak Çakıcı gibilerden medet uman bir iktidar var. Zaten fiilen yıkılmış bir denge, bir sistem, değişebilir mi? O kadar ucuz, o kadar mı kolay böyle başlıklar atmak? Birileri çıkıp bu basit oyunu bozmaz mı, birkaç vatan evladı savcı ve hakim çıkıp bunun hesabını hukuki zeminde o sözde gazetecilere, programcılara, sosyal medya aktörlerine sormaz mı?

Doğru düzgün el yazısı yazamayan… Adını bile düzgün yazamayan… Orta okul 2. sınıf talebesi seviyesinde yazılar/mektuplar yazan, aslında bunu da talimatla yazdırılan… Çok ama çok ağır ruhi bunalımlarda yaşayan… Kendisine sürekli olarak zarar vermek eğiliminin haricinde, etrafındaki herkese de sürekli olarak zarar vermek eğilimi sergileyen… Dünyanın bütün ülkelerinde, yapılacak tek bir muayenede bile hemen “Aşırı tehlikeli klinik vak’a” teşhisi konularak korunaklı/güvenlikli bir kliniğe derhal kaldırılacak olan… İntihar etmesin diye her gün yüksek miktarda aldığı ilaçların tesiriyle bilinci yarı açık şekilde ortada dolanan… Akla gelen her türlü kara para işini yapan ya da yaptıran… Buna rağmen yapmadığına dair yalan yere yeminler edebilecek kadar karaktersiz olan… MİT’in de desteğiyle etrafına topladığı birkaç yüz tane silahlı keklikle kendini acayip bir yerlerde gören… Devlet sistemi doğru şekliyle işlese, iki saate hepsi ters kelepçe ile toplanabilecek bir mafyacığın gölgesinden bile korkan reisciği olan… Yüksek sayıda cinayetin azmettiricisi de olan… Mevcut TCK’ya göre suçları buradan köye yol olan… Çok sayıda TC vatandaşının malına, mülküne adice çöken, yağmacılık, hırsızlık da yapan… Kendi kırık kafasında kendince bir hukuk sistemi kuran ve bunu da kendi nefsani ve şeytani hedefleri için eğip büküp duran… Ne dediğini, ne yaptığını, ne yapacağını, neyi neden yaptığını kendi bile şaşırıp sonunda akıl terazisini bu derece kıran…

Bütün bunlara rağmen kendini memleket, millet sevdalısı ve hak/hukuk savunucusu gibi gösteren…

Sonra…

Koca milletin karşısında devlet, millet diye diye yeni ihanetler sergileyen… TC’nin yalanları yıllardır üst üste somut şekilde ispat edilmiş sözde İçişleri Bakanını, gizli Yahudi ve Mason Solomon Soysuz’u ipten almaya kalkan… Kendisi gibi müptezel, uyuşturucu bağımlısı ve satıcısı, mafya lideri, katil, sadist, hain, gizli kimlikli Soysuz’u vatan/devlet davasıyla özdeşleştirmeye kalkan… Menfaatine uyduğunda her tükürdüğünü yalayan… Senelerce Tayyip’e en ağır sözleri edip sonra çıkınca bir kere aleyhinde tavır sergilemeyen… Şimdi ise Tayyip piyonu üzerine kurulmuş AKPKK organize suç, terör ve ihanet örgütünü son bir gayretle ve aleme korku salarak ayakta tutmaya kalkan bir Alaattin Çakıcı meydanda.

Herkes de bilmeli ki vaziyet budur, Çakıcı denilen reiscik de aslında bir MİT piyonundan başka bir şey değildir, o soysuz herifi bu ipten alabilecek de değildir. Her hangi bi dengenin değişmiş olması da söz konusu değildir. Şöyle memleketin adalet, huzur, emniyet için çırpındığı anlarda kalemine ve mikrofonunu, kamerasını hatalı kullananlar için aslında bütün dengeler değişmiştir. Onların hepsini bu necip millet ve bu devlet, yakın bir tarihte onlara yedirir.

Çakıcı kime ne mesaj vermişmiş… Boş versinler bu basit manevraları da işte mesajı biz böyle verdik. Bundan sonra ne yapacaklarına karar versinler ki bundan sonraki hayatları için bu kararı bir kırılma noktası oluşturacak

Mehmet Fahri Sertkaya

Necdet Özel, Aydoğan Aydın paşanın gerçek katillerinden biridir

Necdet Özel, Aydoğan Aydın paşanın gerçek katillerinden biridir

Necdet Özel bu güne kadar birçok işimi, operasyonumu, planımı sinsice bozan bir kişidir.

Son dakikada haberler sızdırarak operasyonlarımın bazılarının neticesiz kalmasını sağladı. Kara paracılara, hainlere çok yardımcı oldu ve son dakika müdahaleleri ile kurtuldular. Hatta son defasında ben alınıp içeri konulduğum gün, Trabzon limanındaki Ayhanlar isimli gemi meselesinde de planlarımı o bozdu. Benim zaten içeri gireceğim vardı, meselenin manevi yönü de vardı ve benim için çok mesele değildi. Ben, üzerimdeki himmetle çıkılmazlardan çıktım, yoluma, hizmetime devam ediyorum ama çok sayıda gerçek vatansever kişi, Necdet yüzünden oyundan düştü.

Zamanında Aydoğan Aydın paşanın da çok operasyonlarını son dakikada Necdet Özel bozdu. Necdet’in, Aydoğan Aydın paşanın yanında da adamları vardı ve oradan istihbarat alabiliyordu. Şehit Aydoğan paşa farkında olmadan Necdet’in uyuşturucu işlerini de bozmaya başlamıştı. Necdet bundan çok sıkılmıştı.

Başka birçok rütbeli kişiyle de paslaşarak Aydoğan Aydın’ın infaz kararını aldılar. Şehit Aydoğan Aydın’ın gerçek katillerinden biri de eski Genel Kurmay Başkanı ve gizli Ermeni ve kara paracı Necdet Özel’dir.

Mehmet Fahri Sertkaya

Bozuk saat bile günde iki defa doğruyu gösterir.

Bozuk saat bile günde iki defa doğruyu gösterir.

Şu lüzumsuz Cübbeli’nin bu sözlerinde haklılık payı var. Dikkat edilsin, her gün sabah akşam sinsice İslam’a ve Türk tarihine, kültürüne, değerlerine saldıran yüksek sayıdaki sosyal medya hesaplarında ve video kanallarında bu Kuytul ve avenesi el üstünde tutuluyor.

Bunun nedeni ise, söz konusu bu hesapların sahiplerinin Türk rolü oynayan gizli Ermeniler olmaları ve Kuytul’un da Ermeni, Süryani, Arap karışık bir soydan gelip aslında kendisini Ermeni olarak görmesi.

Bahsedilen CHPKK’nin ve PKK’nin de aslında tabanlarının gizli Ermenilerden oluştuğunu cümle alem artık biliyor. Yani meydanda görünen şey aslında bir gizli Ermeni ve gizli Hristiyan dayanışması…

Kuytul’un İran’ın sözde Şii din adamları ile de paslaşmaları var ama onların da aslında Hristiyan Acemler olduklarını bütün dünya artık anladı.

Kuytul el Ezher’de boşuna okumadı. Orası zaten İslam düşmanları için kurtarılmış bölge. Oradan islam alimleri değil, son bir buçuk asırdır birkaç istisna hariç hep İslam düşmanları yetişti. Kuytul’un itikatta/görüşlerinde daldan dala zıplaması ve bir Şii gibi, bir Selefi/Vehhabi gibi durması da bundan… Bunlar kendilerini Müslüman olarak da Türk olarak da görmüyorlar. Böyle olunca ve maksat İslam’a ve Türklere sinsice saldırmak olunca, daldan dala atlamaktan da çekinmiyorlar. Ehl-i sünnet yıkılsın da kim neye inanırsa inansın, umursamıyorlar.

Kuytul’un ve yakınında olan şürekasının kara para işleri de var ve bunları sahadaki herkes biliyor. Böyle olduğu için zaten, her konuşana bir cevap yetiştirmeye çalışan o Kuytul, senelerdir benim karşımda susuyor ve mindere çıkmaktan kaçıyor

Kuytul’un öyle zan edildiği gibi geniş bir kitlesi de yok. Onlara cemaat demek de mümkün değil. Görüldüğü üzere on seneden fazladır sansürlendiğim gibi, Kuytul sansürlenmiyor. Sosyal medyada sesini çıkartabilmesine izin veriliyor. Bütün bunlarda devletler arası ve terör grupları arasındaki planların da payı büyük. Kuytul ve çekirdek ekibi, bazı devletlerin ve terör örgütlerinin kendilerini asla savunmasız bırakmayacakları kanaatine sahip. Onlara sırtlarını dayamış haldeler.

Terör örgütlerine militan temin ederek, terör örgütlerinin istediği şekilde gündem oluşturmaya çalışarak çok paralar kazanan Kuytul’un etrafında/yakınında bulunan çok sayıda kişi, fuhuş ve uyuşturucu dahil türlü kara para işlerinde faaliyet gösteriyorlar. Kuytul’un bunlardan rahatsızlığı olmadı, olmuyor.

Kuytul fitnesi daha fazla büyümeden söndürülüp geçilmeli. Buna direnilecekse ve bu fitne daha da büyütülmek istenecekse, o halde uzandığı yere kadar gidilmeli, herkesin ve her şeyin ifşa olması sağlanmalı. Kara para yönü bir yana ama dinimize/itikadımıza içeriden yapılan bu derece büyük bir saldırıyı asla görmezden gelmeyiz ve karşı durmak için Kuytul’u değil, arkasındaki bütün devletleri ve terör örgütlerini de ezer geçeriz.

Alparslan Kuytul’da görülen şartlara/vaziyete bir misal de Serdar Tuncer…

Sorulsa “Kürdüm” diyecek olan Serdar Tuncer de bir gizli Ermeni ve bağlı olduğu bozuk yol Menzil’de sözde gavslar bile hep gizli Ermeni kişiler/di.

Seneler önce de anlatmıştım ve hala karşıma çıkıp “Sen bunları nasıl söyleyebilirsin” diyen bir kişi de olmadı ki Menzil kara para, sömürü, hırsızlık ve itikadı bozup İslam’ı/Müslümanları yıkma çarkından başka bir şey değil.

Şimdi Serdar Tuncer’e “Bu fotoğrafta görülen halin de nedir? Uçmuşsun ve neyin kafasını yaşıyorsun? Seni uçuran şey elindeki sigara mı yoksa başka bir şeyler midir?” diye sorulsa, uzar gider bu mevzu…

Zaten bunları da sorarım diye senelerdir karşıma çıkamıyorlar. Son birkaç senedir de yavaş yavaş kendilerini geri çekiyorlar.

Mehmet Fahri Sertkaya