Etiket arşivi: Ankebut ağı

“Semûd kavminin öldürülüşü gibi…”

Vehhabiler de Semud kavmi gibi toptan öldürülecekler mi…

Ebû Saîd el-Hudrî (r.a.) den işittim, şöyle diyordu:

Ali ibn Ebî Tâlib (r.a.) Yemen’den Rasûlullah (s.a.v.)’e karez/selem ağacı ile tabaklanmış bir deri içinde, henüz toprağından arıtılmamış altın cevheri göndermişti.

Ebû Saîd devamla dedi ki: Rasûlullah bu altın cevherini şu dört kişi arasında paylaştırdı: Uyeyne b. Bedr, Akra’ b. Habis, Zeydu’l-Hayl, dördüncüsü ya Alkame b. Ulâse yâhut da Âmir İbnu’t-Tufeyl idi.

Peygamberin sahâbîlerinden bir kişi: “Bu taksime biz bunlardan daha haklı idik” dedi. Bu söz Rasûlullaha erişince: «Siz bana güvenmiyor musunuz? Halbuki ben göktekinin eminiyim/güvendiği kişiyim! Sabah akşam bana gökyüzünün haberi geliyor!» buyurdu.

Râvî (rivayet eden kişi) dedi ki: Bunun üzerine iki gözü çökük, yanağının elmacıkları çıkık, alnı yüksek, gür sakallı, başı tıraşlı, izârını yukarı çekmiş bir kişi ayağa kalktı da “Yâ Rasûlallah! Allah’tan sakın/kork!” dedi. Rasûlullah ona: «Sana yazıklar olsun! Ben yeryüzündeki insanların Allah’tan sakınmaya en lâyık olanı değil miyim?» buyurdu.

Râvî dedi ki: Sonra o kişi arkasına dönüp gitti. Hâlid İbnu’l-Velîd: “Yâ Rasûlallah! Şunun boynunu vurmayayım mı?” dedi. Rasûlullah «Hayır, vurma! Bunun da ileride namaz kılan bir kişi olması umulur!» buyurdu. Bunun üzerine Hâlid: “Yâ Rasûlallah! Namaz kılanlardan nice kimseler vardır ki, onlar kalplerinde olmayan şeyi dilleriyle söylerler» dedi. Rasûlullah «Ben insanların kalplerini açmaya, karınlarını yarmaya memur değilim!» buyurdu.

Râvî dedi ki: Sonra Rasûlullah, o kişi dönüp giderken, arkasından ona bakıp: «Şüphesiz şunun soyundan öyle bir nesil türeyecektir ki, onlar (Vehhabiler) her zaman güzel sesle Allah ‘ın kitabını okuyacaklar. Fakat Kur’ân’ın tatlılığı onların boğazlarından ileriye geçmeyecektir. Onlar, okun avı (çabuk delip) çıktığı gibi dinden çıkacaklar!» buyurdu.

Zannediyorum ki Rasûlullah «Yemîn olsun, eğer ben onların zamanına yetişseydim, muhakkak onları Semûd kavminin öldürülüşü gibi (Salih peygamberin yaptığı gibi) toptan (çarparak) öldürürdüm.» buyurdu.

(Hadis-i şerif, Muttefekun Aleyh)

Savaşın olmadığı bir dünya olamaz

Ya zulüm vardır, haksız yere kuvvet/şiddet sergilemek vardır ya da meşru şartlarda ve hak edene adaletle/kuvvetle ceza kesmek vardır. Harpler bile zaten hak edenlere adaletle ceza kesmek için yapılır. Çok yüksek sayıda insan, insanlıktan çıktıklarında, kendi yakın etrafları/akrabaları/komşuları başta olmak üzere, komşu topluluklar/devletler ve dünya insanlığı için çok zararlı mahluklara/şeytanlara dönüştüklerinde, onların yok edilmeleri, topluca öldürülmeleri hukukun, vicdanın, insanlığın gereği olur. Çünkü insan doğan herkes insan kalmaz. Adli tıpçıların söyledikleri gibi, her insanın içinde bir canavar uyur ve tarih boyunca içindeki canavara uyanların sayısı, uymayanların sayısından çok çok fazladır.

Bebekleri, çocukları, kadınları, ihtiyarları, masum sivilleri hatta hayvanlarla bitkileri söz konusu insan şeytanları güruhundan koruyacak, kurtaracak taraflar/ordular da bulunmazsa, dünya işte zamanımızda olduğu gibi her yerin şeytanlık, kötülük, göz yaşı, zulüm, işkence, tecavüz, intihar, hastalık, hırsızlık, arsızlık dolduğu bir dünyaya dönüşür. Savaşlar insanlık için en büyük rahmetlerden biridir. Gerçekten, dürüstçe tekamül etmiş, kendini yetiştirmiş, dünya hayatını anlamış, insanı tanımış olan hiç kimse, savaşlara karşı olamaz. Savaşlara karşı olanlar ve karşı durdukları halde savaşlar olursa da şeytanlaşmış tarafların az zararla çıkmalarını isteyenler hep satanistler… Çünkü Şeytan/İblis onları bu şekilde bir mücadele vermeye yönlendiriyor. İblis ve çetesi, insanları şeytanlaştırmak için çok çaba sarf ediyorlar, çok teknikler uyguluyorlar ve kendileri gibi şeytanlaştırdıkları insan topluluklarının başlarına bir şey gelmemesi için de türlü oyunlar kuruyorlar. Türlü aldatıcılıklar sergiliyorlar, sergiletiyorlar. Şu dünyada her kim savaş karşıtlığı yapıyor ve “orantısız güç” diye uydurma kriterler savunuyorsa, aldatılmış ve beyni yıkanmış bir zavallı mı yoksa şuurlu şekilde iblis’e, Ankebut Ağına çalışan bir insanlık düşmanı satanist mi olduğu soruşturulmalıdır.

Biz insan kalmışlar, bu türlü oyunların farkında olmalıyız ve insan şeytanlarının topluca ve en kısa sürede ve en az zararla yok edilmeleri hedefine kilitlenmeliyiz. Bu nedenle “orantısız güç” denilen saçmalığa da kanmamalıyız. Gece gündüz mücadele edenler, sebeplere uyanlar, birlik olanlar, düşmanlara karşı teknoloji geliştirenler, talim yapanlar, lüks yaşamak yerine iktisat yaparak hazırlananlar, harp sahasında da yıkıp yakıp geçen taraf olurlar. Bundan daha isabetli bir hukuk/adalet anlayışı olabilir mi? Çalışan, mücadele eden tarafın kazanması, çalışmasının karşılığını harp sahasında görmesi adaletin gereğidir.

Her biri canavarlaşmış ve her an maddi ve manevi sahalarda sınırsız zararlar verebilecek olan, bir daha insana dönüşmeleri ihtimali de kalmamış olan yığınların karşısında, onları aciz bırakacak ve topluca yok edecek teknoloji, imkan/araç, birlik, güç bulunmuş da bunu bir an evvel kullanmak yerine, bir de bunun kullanılmasına mani mi olunacak? Mani olunurken bir de insanlıktan, vicdandan, haktan, hukuktan, adaletten, iyilikten, çağdaşlıktan, tekamülden, medeni bir insan olmaktan mı bahsedilecek? Bu, tam bir şeytanlık… Bu kadarını ancak İblis ve şuurlu şekilde İblis’e tabi olmuş kişiler yapabilirler.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

..

Hepsi bir arada, hepsi iç içe…

Batı alemi, Tayyip’in ve çetesinin iktidarda bir süre daha durabilmesi için çabalıyor. Rusya’nın içindeki Amerika ya da Rusya’nın içindeki İsrail de dediğimiz malum çete de bir süredir bunun için çabalıyor ve bu maksatla İstanbul’un iradesine ters işler yapıp duruyorlar. Boşa uğraştıklarını açıkça ve tekrarla ifade etmiştim, “The End” de demiştim ama beni dinlemediler.

Aslında şu zamanda Tayyipin düşmesi de onlar için bir dert, kalması ise ayrı bir dert… Lakin dünya genelinde perişan haldeler. O eski hallerinden eser yok şimdi… Eskisi gibi oyunlar kuramıyorlar, kurmaya kalksalar da sahada gerektiği gibi oynayamıyorlar. İstanbul’un kesin sonuca varmak üzere olduğu şu günlerde, İstanbul baskısından nefes alamadıkları şu günlerde, batılısı doğulusuyla, hep beraber şu son Taksim saldırısını yaptırmaları, kendi ayaklarına sıkmaları demek oldu. Suç üstü oldular.

Artık bu gibi adice, vahşice oyunlarını oynarken tabanlarını tam birlik/ittifak halinde ve organize davranabilecek halde tutamıyorlar. Bu güne kadar beraber paslaştıkları, hep danışıklı dövüştükleri, hep beraber terör, kaçakçılık ve türlü kara para işleri yaptıkları Ermeni/Hristiyan çetelerinden sivrilmek isteyenler de kendileri için sorun oluyor. Ekrem İmamyan da bunlardan biri…

İşin daha arka planında uzaylı gruplar arasındaki çatışmalar da var ki son zamanlarda bunlar iyice arttı. Bir yandan iyice ayrışmamak, çatışmamak istiyorlar, bir yandan da duramayıp çatışıyorlar. Ekrem İmamyan da içinde yeşillerden taraf olan bir uzaylının bulunduğu bir biyonik robot ve bu pis işlerin hepsinin içinde…

Sözde bombacı kadına gelince… Başka adi/basit suçları bulunabilir ama kesinlikle gerçek bombacı değil. Ayağında bot ve kamuflajla… Üzerinde haki renk tişört ve siyah montla… Bir elinde bağ makası ve diğer elinde iki gülle… Yetmeyip zihnini kontrole alan ilaçlar ve metafizik yüklenmelerle/müdahalelerle onu oraya gönderenler, insanlığın aklıyla dalga mı geçmek istemişler… Kadın bir senedir belli bir yerde ikamet ediyor. Bombacı biri, her yerde boy boy resimleri paylaşıldığı halde, aynı adreste, aynı çevresinin içinde polisin gelip kendisini almasını mı bekler. O kadını oradan almaya giden ekipteki kadın polis bile Emniyet Teşkilatımız içindeki çetelerin mensuplarından. Konuyla ilgilenen müdürler, amirler, savcılar, hakimler hepsi ayarlanmış kişiler. Aynı benim yaşadıklarım gibi…

İlk bakışta karşımda devlet, devletin kurumları ve personelleri varmış gibi… Buna rağmen aslında karşımda devlet içinde bir devlet gibi duran bir çetenin bulunması gibi… Baştan sona her şeyi hukuksuz, zorbaca, suçlara bulaşarak ve suçluları korumak maksadıyla yaparken, sanki resmi geçerliliği olan işler yapıyorlarmış görünmeleri gibi…

Oysa ben, beni aldıklarında “Beni aldığınız çok iyi oldu. Terörle mücadele şubesinden gelsinler ya da beni götürün. Somut delillerle bütün hükumet üyelerinin de içinde bulunduğu bir suç, terör ve ihanet örgütünü ifşa edeceğim” dedim. Şaşırdılar, sarsıldılar. Konunun ciddiyetini sorguladılar, yayınlarıma baktırdım. Beş altı polis ve bir komiser, hepsi ayakta ve telefondan paylaşımlarıma baktılar. Diyarbakır Emniyet müdürlüğüne attığım iki e-postayı okudular. Emniyet Teşkilatının o kadar süre nasıl da sessizliğe gömülmesinin, lehimde ya da aleyhimde hiçbir şey yapamamasının ne demek olduğunu, bir polis olarak çok iyi kavradılar, anladılar. Dar vakitte en çok ona takıldılar ama sonra onlar da işlerini yapmadılar. Kanunlara uygun hareket etmelerinin önüne set çekildi. Sonrasında kaç savcı ya da hakim karşısına çıkmışsam, hiçbiri işlerini yapmadı. İfademi bile düzgün, hukuka uygun şekilde almadılar. Krize giren, istediği gibi sözde muhakemeyi ilerletemeyen ve hakaretlerle tehditler savurmaya başlayan sözde hakimi ben dava ettim. Milletler arası sistemle korumaya aldılar. Şikayet dilekçemi aleyhime çevirecek hiçbir bahaneleri yoktu da “sözde hakim” dediğim için hakime hakaretten sözde dava açtılar. Devletimizin ellerinde oyuncak gibi bir hale geldiğini, Türkiye’de hiç kimsenin can, mal, ırz güvenliği olmadığını tam kadro halinde ispat etmiş oldular. Bunca senedir de kilitlendiler ve herhangi bir savcı ya da hakim önüne çıkmamam için abartılı kararlar aldılar, alıyorlar. Ortada korona diye bir şey yok ama açık ceza evine teslim olması gerekenlerin teslim tarihini öteleyip duruyorlar. Sıkışıp da işi hastahane kartı ile bitirmek istediler. O da ayaklarına dolandı, somut delilere ve şahitlere dayanarak yaptığım suç duyuruları ceza evinden savcılığa gitmedi. Şimdi oradan bile bir temiz eller operasyonu başlatılması hukukun gereği ama artık Türkiye hukuk devleti değil, çete devleti… Tartışmalarla, restler çekerek sonraki dilekçelerimi işleme aldırdım, sonu değişmedi. Orada da baş suçlular Tayyip Erdoğan, Devlet Bohçalı, Solomon Soysuz ve bilinen diğerleriydi, şu son Taksim saldırısında da baş suçlular yine onlar… Evet, şunları yine tekrar ettim, çünkü o günlerden bu güne hiçbir şey düzelmedi, devlet kurumlarımız daha da bunların elinde oyuncak oldu. Şimdi bu sistem masum bir kadını parçalamaya oynuyor.

Bu saldırının içinde yok yok. Bir Ankebut Ağı seferberliği var ama iş iplik söküğü misali meydana çıkmasın, tepeye doğru çıkmasın diye, şu anda bu hadisede masum olan bir kadına her şey yüklenip kapatılmak isteniyor. En başından en sonuna kadar da devlet kurumları içindeki mason, Sabetayist, Ermeni, Yahudi, Rum vb kişilerden oluşan çeteler devreye alınıyor. Basında ve medyada da bunlar dolu ve iş onlara düşüyor, şu anlarda kendi idam fermanları denilebilecek yayınları yapmaya devam ediyorlar. Bu oyunun tutacak bir yanı yok. Şu haldeki bir sözde hükumete yardım ve yataklık yapanlar için de çember çok daralıyor. İfşa olmaları ve toplanıp alınmaları an meselesi… İnternet yavaşlatmaları değil, internetin tamamıyla kesilmesi, aynı anlarda elektriklerin ülke genelinde kesilmesi bile, her türlü terör, vahşet, katliam, kaçakçılık işlerine devletimizi 20 seneden fazladır bulaştıran sözde iktidarları ve onlara karşı sözde muhalefet yapan suç ortaklarını koruyamayacak. Bu millet öyle bir sel olacak ki askeriyle, polisiyle, devlet memurları olan evlatlarıyla birlikte bu pisliği temizleyecek. O sözde savcı ve hakimler de kefenlerini şimdiden biçsinler. Çünkü Ankebut Ağı artık dünya genelinde seferber olsa bile işte bu kadar aciz ve suç üstü bir halde… Çünkü artık hep haber verdiğim son sahneye geldik.

Vatansever herkes bilsin ki bu ülkede bu danışıklı çetelerin, vahşilerin, Londra piyonlarının, bir seçim tiyatrosu daha sergilemelerine izin vermeyeceğim. Aralarından bazılarının iç çatışmalar sırasında Türkiye’ye büyük zararlar vermelerine de izin vermeyeceğim. Ortamı bilerek, isteyerek geriyorum ve daha da gereceğim. Bu restleşme büyüyecek, ortam iyice gerilecek ve sonra çatışma kısmına geçeceğiz. Mahkemeler satın alınabilir, devlet kurumlarının başlarına vatan hainleri doldurulabilir ama sokakların adaleti de vardır. Böyle her şeyin ayardan çıktığı, devletin çetelerin ve katillerle teröristlerin eline geçtiği anlarda milletin buna dur demesi, ayağa kalması hak değil mesuliyettir, mecburiyettir. Hala ayağa kalkmayan millet, topluca insanlıktan çıkmıştır demektir ve başına artık topluca ölümler yaşanan felaketler gelir.

Söz konusu kişilerin, grupların, kesimlerin hepsi beraber toplanılıp alınacaklar ve Türkiye gerçekten hürriyetine kavuşacak. Londra merkezli sistemden tamamen ve en somut şekilde çıkacak.

Ukrayna krizi de ABD’yi, İngiltere’yi, İsrail’i varlıkta tutmak içindi, şu Taksim’de patlayan son bomba da bunun içindi. Birilerinin ayakta kalması için bu millet ölmeyecek bundan sonra. Onların ayakta kalması için buralarda terör, katliam, soygun, vurgun, peşkeş, aşırı vergiler, türlü sektörlerin kasten çökertilmesi v.b. olmayacak bundan sonra… Bundan sonra sokakların adaleti olacak ama yine de o ABD ve İngiltere batacak.

| Mfs – Ezber bozan – Akademi Dergisi

..

Ben burada oyun oynamıyorum

– Tayvan’ın çevre ülkelerle yaşadığı sorunlar bizim meselemiz değildir. Tayvan’ın Çin’e bağlanması ya da bağlanmaması da bizim için mühim değildir.  Tayvan meselesinden büyük bir askeri çatışma çıkması da bizim için çok mühim değildir. İhtimal dahilindeki bu askeri çatışmanın tarafı değiliz, olmayacağız. Zaten fiilen NATO üyesi de değiliz. Türkiye’de bu hususlarda da çatlak sesler istemiyorum. Herkes neye, kime destek verdiğini, nasıl oyunlar içinde kalacağını, Türkiye’yi nasıl bir ateşe atacağını ve dolayısıyla ne şiddette bir karşılık göreceğini iyice hesaplasın, kendi sonunu da düşünsün ona göre konuşsun ya da yazsın. 

– Kuzey Kore’yi ya da herhangi bir ülkeyi demokrasiye zorlayan biri değilim. Ben demokrat değilim. Hiçbir zaman da olmayacağım. Hiç kimseyi de demokrasi denilen şeytani sisteme zorlamayacağım. Hiç kimsenin de hiç kimseyi demokratik sisteme zorlama hakkı yok. Kuzey Kore’nin hali açıkça gözler önünde ve iyi bir halde değil. Sorunlarının çözümü demokraside de değil. Bunların haricinde, Kuzey Kore’nin şu anda Tayvan, Güney Kore ve Japonya meselelerinde taraf olması, hatta askeri çatışmalara dahil olması beni rahatsız etmiyor. 

– Benim haritamda Güney Kore, Tayvan, Japonya, Ukrayna, Finlandiya, İsveç, Norveç, İngiltere, İsrail, BAE, Katar, Kuveyt, Singapur, Danimarka, Hollanda, Ermenistan, İran denilen yerler yok. Bunlara çoktan çizik çektim. Bu coğrafyalarda siyasi haritalar değişecek. Bunların çoğuna zamanında gerekli eli uzattım, mühleti verdim, ikazlar yaptım ve kararlılıkla tercihlerini yaptılar. Sonlarını kendileri belirlediler.  Türkiye ve gerçek müttefikleri bu gibi devletler ve devletçikler konusunda batı dünyasından bu yana doğru esen suni rüzgarlara kapılmayacaklar. Batı dünyasının daha doğru ifadeyle grilerin, Asyanın söz konusu bölgelerine dair nasıl planları varsa, kendileri o planları uygulama peşinde koşacaklar. Bizi ve gerçek müttefiklerimizi bu işlere karıştırmayacaklar. Karıştırmaya kalkarlarsa safımız Asya safı olacak. 

– Batı dünyasının Türkiye’deki piyonlarından olan gizli Ermenileri/Hristiyanları ben listemden sileli yıllar oldu. Son süreçte de beni gizli Hristiyanlar hususunda kızdırdılar, öfkemi ve kararlarımı kısmen de olsa ilan ettim. O günden beri Türkiye’deki gizli Hristiyan hainlerde yaprak dökümü devam ediyor. Maddi kayıpları da can kayıpları da hızla artıyor. Daha da devam edecek. Buna rağmen, benimle ortak paydalarda hareket ediyormuş gibi görünen dünya genelindeki bazı unsurlar, ülkemizdeki gizli Hristiyan siyasetçilerin üzerine oynamaya başladılar. Bu, vahim bir hata… Hususiyle Amerika Birleşik Devletçiklerinde bulunan, kendilerine bir süredir sahayı/meydanı açtığım bazı unsurların, böyle bir anda bu kadar vahim bir karar vermeleri, akıl alır gibi değil. Bu hususta da ikazlarımı yapmış bulunayım.

– Tayyip’in ve çetesinin işi bitti. Bitti diye, gizli Hristiyanların sözde siyasi partilerini ve sözde siyasi liderlerini muhatap almak, alternatif görmek zorunluluğu yok. Ben Tayyip’i seçimle indirmeyeceğim. Meşru bir halk, adalet sistemi ve ordu darbesiyle indireceğim. Bunu yaparken hep söylediğim gibi gizli Hristiyanların sözde partilerini ve teşkilatlarını da toplayıp alacağım. TBMM’yi merkezi bir mahkeme salonu yapacağım. Bunu birkaç tekrarla ifade ettim. Nesi anlaşılamıyor, anlaşılıyorsa kime güveniliyor da karşımda aksi kararlar alınır, anlamak mümkün değil. Abdullah Gül başta olmak üzere, bu memlekete ve millete bu güne kadar her türlü ihanetleri etmiş, her türlü terörün ve bölücü faaliyetin içinde yer almış, her türlü kara para işlerinde faal olmuş gizli Hristiyanları kim desteklerse, onlara kimler meydan verirlerse, ben dünya genelinde onların hepsini boğarım. İşlerini de siyasi dengelerini de kara para işlerini de hep bozarım. İktidarlarını da dev şirketlerini de yıkarım. Benden söylemesi… Ben ülkemi İngiltere’nin örtülü işgalinden, sömürmesinden, dayatma rejiminden kurtarmak için bu kadar bedel ödüyorken, “Ben İngiltere’ye Türkiye’yi aydınlığa çıkarmak için geldim” diyen gizli Ermeni hainin, ayağımın altında bile yeri olamaz. Onu da çetesini de onlarla birlikte hareket eden dünyadaki bütün tarafları da yerle yeksan ederim. Ben burada oyun oynamıyorum, vatan ve millet müdafaası yapıyorum. 

– Mısır denilen ülkede korku, endişe havası hakim. Ben Mısır’ı muhatap almaya bile değer görmüyorum. Geri çekilecekse çekilsin. Çekilmeyecekse, ne hüneri varsa karşımızda sergilesin. Yunanistan’dan sonraki hedefimiz olur. Mısır’ı da diktatörlerden, kara paracılardan, insan kasaplarından, insanlık düşmanlarından, satanist büyücülerden kurtarır ve topraklarımıza da dahil ederiz.

– Sadece Güney Azerbaycan değil, bütünüyle İran denilen o kadim Türk toprakları, ülkemizin topraklarına dahil olacaklar. Bunu bozmak için bölgeye askeri unsurlarını getirmek isteyenler, çok bahaneler aramasınlar, danışıklı oyunlar kurmasınlar, açıkça hemen getirsinler. “Getiremezler” demiyorum ama geri götüremezler.

– Avustralya da İngiltere’nin kontrolünden çıkacak. Bu süreçte Avustralya’ya hep beraber gereken destekleri vereceğiz. 

– Nükleer bir savaşa artık karşı değilim. Kim kime karşı kullanabiliyorsa kullansın, engellemeyeceğim. Sadece Türkiye’nin ve gerçek müttefiklerinin karşısında kullanılmasını engelleyeceğim. 

– Yerin altı cehenneme döndü. Uzaylı şehirlerinden bazıları çok perişan hallerde. Yananlar, çökenler, patlayanlar, toplu can kayıpları aldı yürüdü… Sürekli benimle irtibat kurmayı deniyorlar “Dur, dur” diye yalvarıyorlar. İkaz etmiştim. Yeryüzünde suni kuraklık, kıtlık, suni enerji krizi, insanlara ve hayvanlara yüksek teknolojili saldırılar devam ettikçe, LGBT baskısı devam ettikçe, terör devam ettikçe, organ ve insan kaçakçılığı devam ettikçe ben de yerin altında büyük sıkıntılara sebep olmaya devam edeceğim. Yeryüzünde İblis’in planlarına, Deccalin planlarına izin vermiyorum, vermeyeceğim. 

– Türkiye’de bulunan sivil ya da asker bütün Katarlıları ayrıca Türkiye vatandaşları arasından Katarla ya da Katarlılarla iş tutan herkesi oyundan düşüreceğim. Bunların büyük çoğunluğu kısa sürede ölecekler, diğerlerinin de başlarına gelmeyen kalmayacak. 

– Yeşillerin grilerin ya da diğer türlerin çatışmaları beni ilgilendirmiyor. Pakistan’ın başında İmran Han’ı, Brezilya’da Bolsonaro’yu görmek istemiyorum.

| Mfs – Ezber bozan – Akademi Dergisi

..

O kadar büyük ve ses getiren hadiseler olacak ki – Rüya tabirleri

H. (Akademi Dergisi Takipçisi)

Bu gece rüyamda; çok taşlık, kayalık, büyük bir yerin tepesindeydim. Bir anda büyük çapta ard arda patlamalar olmaya başladı ve yer yüzü adeta kıyamet misali parçalanmaya başladı. Yer yerinden oynuyor, her şey darma duman oluyordu. Bir anda sizin sesiniz yankılanmaya başladı. Tam hatırlayamıyorum ama genel hatlarıyla “Ben MFS, korkmayın sizin için buradayım ey halk!” gibi bir şey söylediniz. Bu nidadan sonra patlamalar bir anda durdu. Sonra sizinle tarla gibi bir yere oturduk sakince bir şeyler konuştuk. Ben, oturduğum yerden çevremdeki büyük yabani otları kökünden sökerek tarlayı temizledim. Rüya burada bitti veya ben gerisini hatırlamıyorum.

Mfs

– İyice sona geldik. Çok büyük, ülke genelinde ses getiren ve aniden meydana çıkan hadiseler (rüyandaki patlamalar kısmı) peş peşe yaşanmaya başlayacak. Bunlar Türkiye ile eş zamanlı olarak dünya genelinde de yaşanacak. O kadar büyük ve ses getiren hadiseler olacak ki bu nedenle kıyamet benzetmesi yapılmış rüyanda… İblis ile asıl deccalin (ki o uzaylı bir insan) ortak sistemini yani Ankebut Ağını iyice parçalayacağım. Bir uzaylı olan asıl deccal ile birebir metafizik çatışmalara da gireceğim ve kazanacağım. Parçalanmaya mani olamayacaklar ama süreç içinde Türkiye de bazı tehlikelere düşecek. Bunların çoğundan Türkiye’yi kurtaracağım, bazılarına mani olmayacağım. Sonrasında Türkiye’de çok büyük projeler eş zamanlı olarak yapılmaya başlanacak (tarla kısmı). O sırada bazı ufak tefek sorunlar (yabani otlar) olacak ama onları da ortadan kaldıracağım. Bunları yaparken başka liderler de benimle beraber hareket edecekler.

Dünya insanlığı bütün suni krizleri kolayca çökertebilir

Gaza ihtiyaç yok, elektriğe para vermek de yok. Fatura ödemeden ısınmak, aydınlanmak, su üretmek, araba çalıştırmak ve daha fazlası…

Dünya insanlığının doğalgaza, benzine, mazota, Rusya’ya, Araplara, ABD’ye, İngiltere’ye ya da diğerlerine ihtiyacı yok.

Hiç doğalgaz, benzin ya da mazot kullanmadan ve şaşılacak kadar düşük elektrik gücü/sarfiyatı ile ve de kısa süre içinde peteklerinizi, evlerinizi, iş yerlerinizi mükemmel şekilde ısıtabilirsiniz.

Videoda anlatılan basit/kolay şartlarda denenmiş sistemi, kısacık süre içinde profesyonel bir cihaz halinde ve yüz milyonlarca adet üretmek, söz konusu cihazı çok ucuza mal ederek uygun fiyatla satıp dünyaya yaymak mümkün. Mesele bile değil…

Dahası, o cihazı, bir herhangi bir sebeple elektrik verilmeyen yerleşme yerlerinde çalıştırmak bile mümkün. Sadece birkaç güneş enerjisi paneli (GEP)ve ayrıca bir iki tane de kaliteli jel akü ile, güneş ışığından yaz-kış enerji depolamak, akülerdeki enerji ile söz konusu indüksiyon ısıtıcı cihazı çalıştırmak mümkün. Şehirlerde hem elektrik hem de gaz çok uzun süre kesilse bile, hem elektrik üretmek, hem ısı üretmek mümkün. Hem de ek bir kısımla birlikte havadan içilebilir su üretmek de mümkün. Havadan su üretme kısmı bile hem çok basit, hem çok hızlı, hem çok az masraflı…

Kara para kazanmak için… Bir sürece yayarak insanlığın çoğunu yok etmek, az bir kısmını bırakarak onları da köleleştirmek için… İblis’in emirlerine itaat etmiş olmak için… Durmaksızın insanlığı suni krizlerden suni krizlere sürükleyen o masonlara/satanistlere rest çekmenin ve onları, kontrolleri altındaki hükumetleri, liderleri ve büyük şirketleri oyundan düşürmenin vakti geldi.

Şu videoda konu edilen teknoloji doğru şekilde kullanıldığında arabalarda dahi mazot, benzin gibi fosil yakıtlara ihtiyaç yok. Son derece sorunlu ve kandırmaya/aldatmaya dönük olan elektrikli/şarjlı araçlara da ihtiyaç yok. O araçlar ucuza kullanılamıyorlar. Yeni bir soygun, vurgun vesilesi olarak piyasaya sürülüyorlar. Elektrikli araçların batarya sorunu halen çözülemedi.

Güneş küresi kullanılan, suyun kaynatılarak buharlaştırılması tekniği ile çalışan araçlar, zaten gün boyunca gün ışığını kolayca ısıya çevirerek kazanlarını kaynatabillirler. Gün boyunca bir yandan da taşıdıkları birkaç güçlü ve kaliteli aküyü güneş enerjisi ile şarj edebilirler. Hatta çok güçlü olan buhar pistonları bir yandan arabayı hareket ettirirken bir yandan da bir küçük jeneratörü döndürebilir, bu sayede de gündüzleri bataryalar tamamen doldurulabilir.

Akşam vakitleri arabalar akülerdeki elektrik enerjisini kullanarak ve düşük elektrik gücüyle çok yüksek ısı üreten söz konusu indüksiyon ısıtıcını kullanarak yine buhar kazanlarını ısıtabilirler. Bu sayede güneş ışığı olmayan akşam vakitleri de sadece su ile yol gidebilirler. Üstelik bu teknik son derece temiz, sağlıklı ve büyük güç üreten bir tekniktir. Bu teknikle koca iş makineleri dahi sorunsuz şekilde çalışabilirler. Buharın pistondan çıktıktan sonra havaya salınması yerine kısa sürede basıncının ve ısısının düşürülmesi ile yeniden su kazanına gönderilmesi mümkün olabilirse (ki bu mümkün), o şartlarda arabaların depolarının sık sık su ile doldurulmasına da ihtiyaç kalmaz.

Günümüzde artık evlerin ya da iş yerlerinin, bulundukları şehirlerin ortak elektrik, temiz su ve kanalizasyon sistemlerine bağlanmasına bile ihtiyaç yok. İnsanlığı kanına, iliğine kadar sömürmeyi kendilerine hak ve vazife gören masonlar/satanistler yüzünden hep gereksiz sıkıntılar, krizler, acılar, savaşlar yaşanıyor. Dünyada mevcut olan teknolojiler hayra kullanılamasın diye basındaki, medyadaki ve üniversitelerdeki masonlar üzerinden de insanlığın kabullenişleri yanlış yönlendiriliyor. Bütün bunları topluca yıkmanın şimdi tam vakti.

Bir evi bu teknikle ısıtmak için orada doğalgazlı kombi sisteminin bulunması da şart değil. Piyasada satılan elektrikli radyatör ısıtıcılardan satın alınarak (ki bunlar uygun fiyatla satın ısıtıcılar) indüksiyon ısıtıcı ile bu yağlı radyatörler ısıtılabilir. Dünyanın önde gelen onlarca büyük firması bir anda bu işlere girip hem bol ve temiz para kazanabilirler hem de insanlığın gözünde devleştirilen suni krizler hemen çözülmüş olur.

Mühendisler bu konuların üzerine düşerek, burada açıkça anlatmadığım başka teknikleri de kısa sürede keşfedip yapabilirler.

| Mfs – Kriz bozan – Akademi Dergisi

Demokrasi nedir…

Demokrasi budur, bundan başka bir şey değildir. Gelenler hep gidenleri aratırlar. Demokrasi sayesinde hep devletin başına ahlaksızlar, namussuzlar, yalancılar, hainler, cahiller, zalimler, katiller, mafyalar, rüşvetçiler, peşkeşçiler geçerler.

Nesiller geçer, sorunlar düzelmez. Çünkü demokrasiyi adeta din gibi dayatanlar, tek kurtuluş yolu gibi gösterenler, aksine bir düşünceyi anında bastırmak için devlet terörü uygulayanlar, zaten sorunların çözülmesini istemeyenlerin temsilcileridirler. Onları aslında halk seçmez, Ankebut Ağı seçer. Onlardan birkaçını sahaya sürer, danışıklı dövüştürür ve sistemini ayakta tutar. Bir Bush gider, öbür Bush gelir… Bir partileri gider, yine kendilerine çalışan diğer partileri gelir. Türkiye’de iktidar yapılmak istenenler de ABD’de onların peşinde gezer.

Demokrasi, Türkiye’nin en büyük siyasi sorunudur. Herkes farkında olmalı ki Türkiye’de şu zamanda sadece AKPKK/Tayyip devrilmiyor, asırlardır Türk ve Müslüman rolü oynayarak aramızda suç ve ihanet faaliyetleri yapan hainlerin “demokrasi” dedikleri ihanet, cehalet, zulüm sistemi yıkılıyor.

| Mfs – Ezber bozan – Akademi Dergisi

Şu kabin ezilmeyebilirdi

Şu kabin ezilmeyebilirdi. Çarpıyorlar, önden eziliyorlar.

Ani fren yapıyorlar, arkadaki yük öne akıp kabini eziyor. Kamyon ve TIR şoförleri de feci şekillerde ölüyorlar. Üstelki bu, bu güne kadar çok sık yaşandı ve hala çok sık yaşanıyor ama yine de bir şey yapmıyorlar. İnsanların feci şekilde ölmesini, çocukların/ailelerin sahipsiz kalmasını izliyorlar. Kan akmasını istiyorlar. Şu kabini sağlam yapmak onlarca yıldır mümkün. Bu gün ise mesele bile değil. Hem öyle çok fazla ağırlığı artırmadan, çok pahalı malzemeler kullanmadan, imalat sürecini çok fazla uzatmadan bile mümkün. İnsanların ani fren ya da kaza sırasında dışarı fırladıkları o camlar da kuvvetlendirilebilirdi, kimse dışarı fırlamazdı. Otobüsler ayrı bir felaket. Kasıt var, organize bir sistemin insanlığa kastı var, bunun başka izahı yok.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Netice değişmiyor, hiç fark etmiyor

Rusya’nın, batı alemiyle ile her türlü bağlantı/danışıklık halinde olan Ankara Büyükelçisi Aleksi Yerhov, “NATO ülkeleri Rusya’yı Nükleer silahlardan arındırma planı yapıyor.” demiş. 

Bu açıklamayı Türkiye’deki sözde büyükelçi olarak yapması elbetteki maksatsız değil, Türkiye’den birilerinin de dikkatini çekmek istiyor ama bize ne… Biz zaten söyleyeceğimizi söyledik. Birbirinden farklı taraflar gibi görünseler de çok büyük oranda birbirleriyle aynı taraf olan ülkeler, daha doğrusu hükumetler, güya birbirleriyle savaşıyorlar. Bu arada dünya insanlığının kanına, organlarına kadar, namusuna, canına kadar sömürmeye devam ediyorlar. Ortaklaşa kara para işleri yapıyorlar, eş zamanlı olarak dünya insanlığının kurulu bütün düzenini bozmaya ve Londra merkezli cehennemi bir dünya düzenini ayakta tutmaya oynuyorlar. 

Daha önce dikkat çektiğim gibi, bu danışıklı dövüşü de büyütecekler. Asıl hedef de biz hakiki Müslüman Türkleriz… Biz endişe etmiyoruz. Söz konusu çatışmanın dikkat çekilen seviyeye çıkmasını da can-ı gönülden istiyoruz. Çıksın, planlarını icra etmeye çalışsınlar, biz sözümüzle değil icraatlarımızla konuşacağız. Aynı anda hem Rusya, Çin, İran ve Hindistan’ı paramparça yapacağız hem de Amerika Birleşik Devletçikleri ile Avrupa Birleşik Devletçiklerini paramparça yapacağız. Londra’nın çizdiği suni sınırları ve kurduğu suni devletler ile teşkilatları dağıtacağız, değiştireceğiz. O zaman görülecek yine, oyunun aslında nasıl oynandığı, nasıl oynanması gerektiği…

Aksi olursa, korkup geri dururlarsa ve bu danışıklı savaşı büyütmezlerse ne olacak, netice yine değişmeyecek. Dünyanın lideri biziz, biz Müslüman Türkleriz… Merkezimiz Türkiye, Türkiye’de İstanbul… Kimin ne oyunu varsa, oynar ya da oynamaya çalışır ama hep son sözü İstanbul söyler. 

Şu danışıklı taraflar ara kademeleri, danışıklı suçlamaları, dikkat çekici açıklamaları, abartılı şekilde nükleer silah açıklamalarını/tehditlerini, usulden toplantıları ve tartışmaları atlasınlar bence… Zira dünya üzerinde, hem doğuda hem batıda her yerde herkes oyunları gördü. Dünyada nasıl bir sistemin işlediğini gördü. 

Bundan sonra danışıklı dövüşler, sadece danışıklı dövüşenlerin sonu olacak. Dünyaya adalet, huzur, mutluluk, sağlık getirmeye çalışan Müslüman Türkleri ve hakiki müttefiklerini bitirmeyecek, geri de atamayacak. Londra merkezli sistemin bir piyonu olan Putin’in rollerine hala kanan bir Rusyalı kaldıysa, ahmaklığına doymasın. Söz konusu savaşta en çok onlar ölecek ama onların ölmesi de Putin’i ve Rusya’yı kurtaramayacak. Büyük insan topluluklarının silah altına alınması, nizami seviyede cephelere sevk edilmesi de hep bize yarayacak. 

O kadar acizler ki ben böyle çıkışlar, yayınlar, yorumlar yapmayayım diye sadece metafizik saldırılar yapıyorlar. Bunlar dünya savaşı çıkartmaya çalışsalar ne olur, kendileri çalar, kendileri oynarlar. Bütün halklar isyan edecek, çatışmayacaklar. Daha önce kesin şekilde açıkladığım gibi, biz Türkiye olarak, çıkacak savaşın tarafı değiliz, olmayacağız. Kendimizi ve hakiki müttefiklerimizi korumak maksadı haricinde hiçbir şartta silahlı çatışmaların içine girmeyeceğiz.

Bu gün Zelensky “Fiilen NATO üyesi olduk” demiş. Zaten öylelerdi… Bunu dünyada bilmeyen, anlamayan mı var. Biz ise çoktan fiilen NATO’dan çıktık. Bunu da dünyadaki bütün taraflar anladılar, biliyorlar. 

Zelenski’nin hangi konuda ne dediği de net değil. Bir gün bir şey söyler, hemen ertesi gün kıvırır. Geçenlerde peşimden hemen hamle yaparak “Putin’in nükleer silah tehditleri blöf… Nükleer silah kullanamaz” dedi. Zelenski’nin tasmasını tutan batılı siyasi liderlerden ve Yahudi/Satanist kara paracılardan birkaçı “Putin blöf yapmıyor” dedi ve Zelenski de hemen çark etti. Bütün dünya biliyor ki Putin blöf yapıyor. Çünkü sözde düşmanı olan liderlerle arka plandan görüşerek, anlaşarak bunu yapıyor. O batılı liderler Putin’in blöf yaptığını bu kadar kesin seviyede biliyorlar. Lakin biz buralara da takılmayacağız. 

Şimdi böyle yazıyorum diye, tutup bir yerlerde düşük seviyede nükleer saldırı da yapabilirler. Bu da neticeyi değiştirmez. Gerçek bir nükleer savaş bu dünyadaki bütün tarafları mahvediyor ve istenmiyor. Biz Türkiye ve Türk/İslam dünyası olarak aslanlar gibi meydandayız. Danışıklı dövüşlerin içinde yaşatıldıklarını son süreçte iyice anlamış ve İstanbul’un duruşunun dünya insanlığı için ne kadar ehemmiyetli, kıymetli olduğunu da anlamış çok taraf var. Birbirlerine hakikaten düşman olan bunca tarafın tek ortak muhatabı İstanbul… İstanbul, onlarla da birlikte hareket edecek, dünyaya yine her hususta yön verecek ve danışıklı savaşlar büyüyüp yayılsa da yayılmasa da Ankebut Ağı’nın kalan son gücünü ve teşkilatını da yok edecek.

Daha önce de yaptıkları ve sonuçları kendilerine yarayan suni petrol krizini yine yapmak istiyorlar. Bu da mesele değil. Bunu yapsalar ya da yapamasalar da netice değişmeyecek. Her şartta şu dünyanın enerji kaynaklarını/piyasasını da İstanbul yönetecek. Onların bu konudaki planları da gerçekleşmeyecek. Suni kuraklık ve kıtlık projelerini bile şimdilerde güçlükle ayakta tutmaya çalışıyorlar ama gün gün bu konuda da kaybeden taraf olacaklar. Netice değişmeyecek. 

Daha anlatılabilecek çok şey var da anlatmanın vakti değil. Şu süreç iyice yaşanmaya başlasın, ben yeri ve zamanı geldikçe anlatırım. Önce bozar, planlarını başlarına yıkar ve o vakit anlatırım. 

Bizde kumar yasak. Lakin sık sık iddiaya girenler, Putin’in kısa sürede öleceği, Rusya’nın kısa sürede dağılacağı… Avrupa’nın, ABD’nin, NATO’nun kısa sürede resmen dağılacağı… Çin’in daha da büyük mali ve siyasi krizlere girerek kısa ya da orta vadede parçalanacağı… Biden’ın kısa sürede öleceği ya da başka sebeplerle iktidardan düşeceği… Çok kısa süre içinde İstanbul’un somut, bilinir, görülür, kabul edilir şekilde dünyanın merkezi olacağı… Ve ayrıca kısa sürede dünyanın bambaşka bir dünya olacağına dair iddialara girseler, kısa sürede büyük paralar kazanırlar. 

Şunların, neticesi baştan beri olan saçma sapan danışıklı dövüşleri ile vakit kaybetmek istemeyen taraflar bilsinler ki İstanbul hakiki dostluklara, ittifaklara kıymet veriyor. Düne kadar bize çok sıkıntılar çıkartanlar bile bu günlerde samimiyetle duruşlarını değiştirir ve bizlerle müttefik olmak isterlerse, bilsinler ki Muktedirler İttifakı (Mİ) büyük bir hızla genişliyor, büyüyor. 

| Mfs – Ezber bozan – Akademi Dergisi

Neden?

Uzay madenciliği gündeme gelip gelip sonra her seferinde neden gündemden düşüyor?

Kaf dağı (Van Allen radyasyon kuşağı) geçilemediği ve aslında dünyadan uzaya tam manasıyla çıkılamadığı için mi?

Katrilyonlarca dolar değerindeki gök taşları sadece uzaktan gözlenebildiği için mi?

Ayın yüzeyinde bile çok değerli madenler var. Bunlardan biri bile bolca dünyaya getirilse dünyada çok büyük bir bolluk olur, maddi refah olur, geçim sıkıntısı kalkar. Ay, “medeni” şekilde yaşayan uzaylılar tarafından konduğu için mi oradan bile madenler getirilemiyor?

NASA, Roscosmos, ESA, JAXA başta olmak üzere bütün uzay kurumlarının birbirleriyle danışıklı şekilde dünya insanlığını kandırdıkları son zamanlarda iyice gözler önüne serildi. Artık bu konuda da herkesin çıkıp her şeyi konuşma vakti gelmedi mi?

Dünya insanlığının sayısız meselede vahim seviyede kandırılmış olması, bilim dünyasının vicdanında sıkıntıya sebep olmuyor mu?

| Mfs – Ezber bozan – Akademi Dergisi

Bence bir titreyip kendinize gelmeniz gerekiyor

C. A. (Akademi Dergisi takipçisi)

– Hoca hoca sen ya üstszsın yada hz isa başka mümkünatı yok

Bu şüphe benim yıllardır beynimi kemiriyor yeter artık aklımı kaybediyorum

Mehmet Fahri Sertkaya:

– Bence bir titreyip kendinize gelmeniz gerekiyor. İblis’in adamları kol geziyor, hepinize ayrı ayrı musallat oluyorlar. Ben ne üstazım, ne mehdiyim, ne de hz. İsa’yım. Ailem belli, soyum belli. Evet, gerçek üstazımız ile soyum az yukarıda çatal yapmış ve birleşiyor. Gerçek üstazımıza da hem sureten hem sireten çok çok benziyorum ama bu yola intisap etmiş, kendini bu yola hizmete adamış bir ademoğluyum.

C. A. :

– Hocam bu kadar bilgiyi paylaşmanız aklımızı aldı

Mehmet Fahri Sertkaya:

– İhtimal şu ki gerçek mehdi olan hz. üstazımızdan sonra çok büyük hizmetler yapmak nasip olan kahtani olabilirim. Bir nevi ikinci zülkarneyn gibi olup dünya genelinde adaletle hükmedebilir, dünyayı tek bir devlet yapabilirim. Bu hususta mütevazı da olmuyorum. Yapmak istediğimi, yapmayı denediğimi ve tarafları şaşkına çevirecek kadar büyük mesafeleri şimdiden aldığımı, üstelik bu kadar büyük mesafeyi bu kadar kısa sürede aldığımı herkes görüyor, biliyor. Şu anda bile dünya üzerinde açıkça ilan edilmemiş bir mfs tufanı esiyor. ABD ortada yok, Kraliçe mezara girecek, Putin ne yapacağını şaşırmış, onlarca büyük ülke şokları atlatamamış. NATO ve BM gibi teşkilatların adları unutulmaya başlamış. Derin bir sessizlik ve şaşkınlık hali var. Bunu bile benim bozmam bekleniyor, çünkü söz konusu taraflar hakikaten bocalıyor. Bunlar hakikat…

Ama bunlar bile çok başka şeyler, öyle mehdi, İsa demek çok başka şeyler. Dikkat edin, ayarı kaçırmayın. Oyunlara gelmeyin

C. A. :

– İnşallah o günleri görmek nasip olur bizlere

ALLAH razı olsun hocam içim biraz ferahladı

Mehmet Fahri Sertkaya:

– Paylaştığım bilgiler de bir şey değil. Aklınız almayacak, böyle İblis’in tuzaklarına geleceksiniz diye azıcık azıcık paylaşıyorum. Zamana yaya yaya paylaşıyorum.

| Mfs – Ezber bozan – Akademi Dergisi

At ve eşek eti yemek haram değildir

Hayır mahzuru yok, eşek eti yemek dahi haram değil mekruh. Mekruh olmasının sebebi de günlük hayatta ve harp esnasında kritik ehemmiyete sahip olması. Hep elde at ve eşek bulunmasının müslümanları güçlü yapmasıydı. Bu nedenle mekruh dediler yenilmesine ama yine de haram denilmedi.

Orta asyada müslüman türklerde at yeniyor çünkü orada aşırıya gitmediler, buralarda fetvada aşırıya gidildi, haram gibi kabullenilir oldu.

At da eşek de inek kadar koyun kadar temiz hayvanlar, etleri de temiz ve dahi artık harp vasıtası ve günlük hayatın vazgeçilmez parçası değiller yani yemek mekruh bile değil, sütleri de haram değil.

Zebra yenir mi, bazı geyik türleri eşekten iri, neredeyse at kadar, yenir mi, onlar yenirse eşek ya da at neden yenmez?

Biyolojik olarak, temizlik olarak bakılınca aralarında bir fark var mı? At ya da eşek eti yediği için ölen oluyor mu? Dermansız bir hastalığın sebebi at ya da eşek eti yemek olarak mı tespit edilmiş ?

Şu anda Türkiyenin ya da dünyanın herhangi bir yanında bir kişi at ya da eşek çiftliği kursa, bunları eti ve sütü için besleyip çoğaltsa ve satsa kimse ona mani olamaz ve “haram iş yapıyorsun” diyemez. Ondan ürün alarak yiyenlere de kimse “haram yiyorsun” diyemez

Devlet sistemi, bu gibi müteşebbislere mani olamaz. Ben devletin başında resmen olsam, hemen at ve eşek çiftliklerinin yaygınlaşmasını sağlarım. Domuz çiftliklerine verilen devlet teşviklerini hemen kaldırır ve o destekleri de at, eşek, zebra, geyik çiftliklerine veririm.

Bu hususta şu da bilinmeli ki dört mezhepte de “haram” diyenler değil “helal” diyenler çoğunlukta.

Hanefi mezhebinde, imam ı azam ın iki büyük talebesi vardı. içtihat makamındaki iki büyük talebeleri olan İmam ebu Yusuf ve İmam Muhammed de haram demedikleri gibi mekruh dahi demediler. Mübah dediler. Bu iki imama “imameyn” denilir ve bir meselede İmam ı azamın içtihadı farklı, imameynin içtihadı farklı ise fetva imameyne göre verilir. Bu kısımları iyice kavrayıp müslümanları her devirde sevk etmek ise “hakiki” müftülerin vazifesidir. Bir de mekruh denildiğinde tenzihen yani helale yakın mekruh mu yoksa tahrimen yani harama yakın mekru mu meselesi var.

At eti için hanefi mezhebinden olup mekruh diyenler tenzihen mekruh demişler yani helale yakın mekruh. Bu hususta mesned/kaynak kabul edilen hadislere bakılınca da hz. peygamberimizin at keserek etini yemeyi harp sırasında men ettiği anlaşılıyor, .sefer/harp sırasında fetvalar başkadır, hazerde yani normal zamanda fetvalar başkadır

Eşek yenir mi kısmında ise herkes daha da bir geri tutmuş kendisini ve hala öyle yapıyo. Bu da ilim adamlarının yapmaması gereken bir şey. Elbette Allahtan korkulacak ve fetva vermede istekli olunmayacak ama onlar vebal endişesiyle fazlasıyla geri durduklarında işler bu kadar karışıyor ve asırlarca doğru fetva ve amel üzerinde ittifak edilemiyor.

Eşek eti de helal ve dahi eşekle atın cinsi birleşmesinden oluşan katırların etini yemek de helal. Çünkü, ikisi de yenmesi helal olan hayvanın cinsi birleşmesinden oluşan hayvanın eti de helaldir.

Şurası da bilinmeli ki pek çok alim evcil at ve eşeklerin etlerinin yenilmesini yasakladı. Baştan yazdığım gibi, müslümanların hayatındaki dengeler hesap edilerek böyle fetvalar verildi ve bir de zaten peygamberimiz (sav) harp sırasında bile evcil olmayan at ve eşeklerin yenmesini yasaklamadı.

On yıldan fazladır aynı hususları anlatıyorum. Müzik konusunda da bizi men eden onca hadis i şerifler ve bunlara dayanarak fetva vermiş alimler var lakin o hadis i şerifler, kadınların hatta yarı çıplak kadınların söylediği, yanında içkilerin içildiği, sözlerinde küfürler hakaretler ya da dinen sakıncalı kısımlar bulunan müzikleri yasakladı.

Koca koca ehl-i sünnet alimlerinden hatta hakiki mürşidi kamillerden, bunları göz önünde bulundurarak, “sınırları gözetilerek müzik çalmaya ya da dinlemeye” helal diyenler çok oldu. Müziğin her türlüsü her şartta haram olmadığı gibi, at ve eşeklerin etlerini yemekten ve sütlerini içmekten de her şartta men edilmedik. Hanefi mezhebinde olanlar için evcil ya da vahşi, tabitta ya da çiflikte yetişmiş at ve eşeklerin etlerini yemek de sütlerini içmek de serbest.

Diğer üç mezhebe gelince… Artık bu hususta da gerçekçi olmak ve ameldeki bu üç hak mezhebin de artık unutulan, yok olan mezheplerden olup olmadıklarını seviyeli şekilde tartışmak lazım.

Zira bu mezheplerin hakiki müçtehid olan imamlarının peşinden giden hakiki alimler asırlardır yok. Maliki ve Hanbeli olanları geçtim, günümüzde Şafii mezhebine tabi olanlar bile bir çıkmazın içindeler, açıkça gözler önündeki bocalıyorlar. Çünkü tabi oldukları o hak mezhebe tabi olmuş hakiki mezhep içi imamlara, fetva makamında müftülere ihtiyaçları varsa da dünya genelinde tarama yapılsa bile söz konusu alimlerin “hakiki” olanından yok. Kendisinin ne kadar eksik vaziyette olduğunu bilse de o makamda imiş gibi gösterenleri var ama onların ise kendilerien bile faydaları yok.

Bu üç mezhebin içtihatlarından kaynaklara/kayıtlara geçen ve elde olan kısmı da bu mezhepleri ayakta tutmaya, var saymaya yetiyor mu, bunlar tartışılmalı.

Elde mevcut muteber kaynaklara göre, Şafii, Hanbeli ve Malikiler için de at eti yemek ya da sütünü içmek mübahtır. Mübah yani o işi/şeyi yapmaya izin verilir, yaparsan sevabı da yok günahı/azabı da yok demektir. Daha açık şekli ile at eti yemenin sevabı da yok, günahı da yok demektir.

Netice olarak, asırlardır dünyanın dört bir yanındaki müslümanlar at, eşek, katır, zebra ve daha pek çok hayvanı yemekten geri durdular, endişelendiler. Oysa bunların yenilmesinde mahzur olmadığına dair mezhep imamları gerekli fetvaları çoktan vermişlerdi ve kayıtlara da geçmişti. Asırlar boyunca bu hususlardaki “hatalı” geri duruş ve “aşırıya kaçma” hallleri, müslümanlara fayda değil, zarar verdi. Pek çok zor/elverişsiz coğrafyada bile at, eşek, katır, zebra ve benzeri hayvanların çiflikleri tesis edilebilirdi, pek çok “zor, yarı kurak” devirlerde bu davranış hayati faydalar sağlayabilirdi. Önümüzde yine zor ve yarı kurak ya da tamamen kurak devirler, coğrafyalar olacak. Bu hususların şimdiden sonra bile doğru anlaşılması çok faydalar sağlayacak.

Bence bu hususta da İblis’in çok “sinsi” oyunları olmuş. Alimlere de çok musallat olunmasını sağlamış, onların vesveselere düşmesini sağlamış. Elinden geleni ardına komamış ve bunca tertemiz, yenilebilir, sağlıklı, eti-sütü faydalı hayvanlar varken bütün dünyanın o pislik ve hastalık kaynağı domuz çiftlikleri ile dolmasını sağlamış.

Bu gün dünya insanlarının başına bela olup duran pek çok fiziki ve ruhi hastalığın kaynağı hep domuzlar ve dolayısıyla domuz çiftlikleri.

Bu kadar temiz hayvanlar varken insanların domuz yemesi için çok sinsi oyunların hem İblis hem deccal tarafından eş zamanlı olarak oynanadığı anlaşılabiliyor. Lakin dünya insanlığının hemen üzerine düşmesi gereken başka sarsıcı gerçekler de var. Dünyada, son zamanlarda genleri ile oynanarak türetilmiş inek ve koyun cinsleri var.

Söz konusu inek ve koyun türlerine türlü isimler konulmuş ve İblis ile deccalin kontrolünde olan batı aleminden doğu alemine doğru bu cinsler büyük bir hızla yayılmış ve hala daha fazla oranda yayılmaları sağlanıyor.

Devletlerin kontrolünü ele geçirmiş masonlar üzerinden de güya bilimsel kararlar ve tıbba uygun, akla ve mantığa uygun kararlar gibi gösterilerek ayrıca oyunlar oynanıyor. Bu sayede de söz konusu sonradan türetilmiş cinslerin hızla yayılması sağlandı, sağlanıyor.

Oysa söz konusu sonradan türetilmiş cinslerde, genetik kodlara sinsice müdahale edilmiş. Bunlara domuz genleri dahi katılmış.

Bir yandan domuzlar gibi pisliğe, kendi gübresine dayanıklı olsunlar, sürekli hastalanmasınlar ve kayıplar azalsın istenmiş ama bir yandan da hala domuz yediremedikleri ve domuz yediremedikleri için insanlıktan çıkartamadıkları insan topluluklarını hedef almışlar

Eş zamanlı olarak bu hayvanlar üzerinden, bunların etlerini yiyen ve sütlerini içen insanların da sağlıklarını bozmaya kastetmişler.

Söz konusu sonradan türetilmiş cinslerden olan hayvanlara da hayatları boyunca türlü türlü sözde aşılar vuruluyor.

Bu sözde aşıların, hayvanların sağlığı için olduğu söyleniyor ama bu hususta mason, yahudi, satanist kontrolünden çıkartılmış, hainlerin elinden alınmış bir devlet idaresinin “hakkaniyetli” bir çalışma yapması gerekiyor.

Bu cinslerden olan hayvanlarla tam olarak neler hedeflenmiş, ne seviyeye kadar kastedilmiş.

Sözde aşılar da üzerine gelince o hayvanların bünyelerinde, etlerinde, genlerinde neler oluyor.

Bunları yiyenlerin, ya da bunlardan sağılan sütleri içenlerin ya da söz konusu sütlerden imal edilen süt ürünlerini tüketenlerin vücutlarında neler oluyor.

Bunların bir an bile kaybedilmeden soruşturulması, araştırılması gerekiyor ki her köşe başının hastahane, her evin hasta dolu olduğu şu “vahşi” zamanın son bulması sağlansın.

Merada ya da tabiatta serbest şekilde yetişen, istediği kadar hareket edebilen, koşabilen at ve zebranın etinde yüksek protein var. Özellikle çocuklara zebra eti yedirilmesi son derece isabetli bir karar olacak. Bağlanmadan, serbest şekilde ve sağlıklı şartlarda yetiştirilen zebraların etleri, inek etlerinden daha sağlıklı, daha besleyici ve daha çok proteine sahip.

Yine tavşan etinin yaygılaştırılması ve merada ya da tabiatta istediği kadar hareket ederek ve sağlıklı beslenerek yetişmiş tavşanların etlerinin öncelikle çocuklara yedirilmesi de bir kırılma noktası oluşturacak. İnsanlığın sağlığını baştan ayağa düzeltmesine vesilelerden biri olacak. Tavşan etinde de yüksek protein var.

Domuz eti ise şimdiye kadar sayısız kere incelendi de temiz olmadığı, sağlığa zararlı olduğu gözler önüne çıktı. Tıpkı eşcinsellerin AİDS yaydıklarının görmezden gelinmesi gibi, söz konusu mason, yahudi ve satanist idarecilerin elinde olan devletler, domuz etinin sağlığa zararlı olduğunu da görmezden geldiler, geliyorlar. Çünkü hem deccal hem de İblis onlardan böyle davranmalarını istiyor. Çünkü tam kadro olarak insalığın düşmanı olan bir teşkilat bu Ankebut Ağı…

Şu geyiklerin, yüksek protein dolu olan etleri tam bir şifa kaynağı… Yine nispeten yüksek proteinli olan geyik sütü ise ayrıca şifa kaynağı. İstenseydi dünyanın pek çok yerinde geyik çiftlikleri dolardı. Eti ayrı, sütü ayrı, derisi ayrı, boynuzları ayrı değerlendirilirdi. Yaygınlaştıkça fiyatları da düşerdi ve bu da insanlığa yararlı olurdu. Kuzey ülkelerinden, yıllık hasılasının epeyi kısmını geyikten elde eden ülkeler olurdu. Yetiştirip de dünyaya bol bol satarlardı. Bunlara hep kasıtlı olarak mani olunuyor. Böyle şeyler yapılıyormuş, serbestmiş gibi gösterilse de gizli gizli, sinsi sinsi önleri kesiliyor. Yaygınlaşmasına izin verilmiyor.

İblis az önce Asya ülkeleri tarafına koştu, gitti. Yazılarım oralardaki ülkelerde bulunan yüksek sayıda kişi tarafından tercüme ediliyor. Üzerinde tartışılıyor, kararlara tesir ediyor yazdıklarım. Bu hususta yazdıklarımı anlayamasınlar, topluca yanlış anlasınlar, idrakleri kapansın, daralıp bunalıp konuyu bıraksınlar diye İblis onlara kendi elleriyle topluca büyüler yapıyor şu anda… Emrindeki cinlerini sevk ediyor İblis o Asyalı insanların üzerine… Çünkü en çok da Asya tarafından gıda/yiyecek hususunda ayarı bozmuş, insana yakışmayan şeylerin yenilmesini sağlamış o İblis…

Ve insan ne yerse yesin, yediklerinin hem bedenine hem de ruhuna tesiri vardır. Manevi/metafizik tesirleri vardır. Vakti gelince, geniş bir zamanım da olursa yenilenlerin metafizik tesirlerini de açar izah ederim

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi