Etiket arşivi: Avrupa

Mide bulandırıcı

Batı dünyasının Solomon Soysuz hususundaki çifte standardı mide bulandırıyor.

Bu kadar iki yüzlülük, bu kadar çifte standart, bu kadar art niyet, tahammül edilebilir şey değildir. AB’ne tam üye olabileceği iddiasıyla, kandırmacasıyla sürekli olarak her şeyine karışılan, müdahale edilen bir Türkiye var. Türkiye’deki gizli ermeni, gizli yahudi, gizli mason, gizli misyoner, açık veya gizli terörist adamlarının birinin başına ufaktan bir sıkıntı gelse, haklı şekilde ceza verilmek istense hemen gür sesle ve topluca bağıran Avrupa, şimdi nerede? Avrupa için insan hakları, insana göre değişen bir şey mi? Koca Türk milletinin hakkı, hukuku yok mu?

Uyuşturucu baronluğundan tutun da adam kaldırtmaya ve çok sayıda kişiye sıktırmaya varıncaya kadar, yalan beyanlardan tutun da bütün bir toplumu tehdit etmeye ve açıkça kanun/mahkeme tanımamayı tavsiye etmeye kadar… Yargılanmamış kişilerin bacaklarını kırmayı bütün millete tavsiye etmeye varıncaya kadar her suçu işlediği sabit olan sözde bir bakana, AB ve bütünüyle batı dünyası, nasıl tahammül ediyor? “Sizin demokrasiniz dibe vuruyor. Sizde hukukun üstünlüğü hiç kalmıyor. Sizde insan hakları ihlalleri artık tahammül edilemez seviyeye ve sıklığa varıyor. Siz iyi gitmiyorsunuz. Bu gibi idarecilerle, bakanlarla, danışmanlarla, siz bize yanaşamaz, yaklaşamazsınız. Bu yaşananlardan çok rahatsızız.” diye neden tepki gösterilmiyor?

Bu gün sormasalar bile yarın siyasi ve hukuki zeminlerde ayrı ayrı şunları sormazlar mı o batılılara: “Türkiye’de ayar bu kadar kaçtığı halde, neden bu kadar ileri seviyedeki skandallara, hukuksuzluklara, antidemokratik kararlara ve uygulamalara ve Soysuz gibi bir baş belasına sizlerden hiç kimse tepki göstermedi? Bunlar sizleri neden rahatsız etmedi ve birinizden bir kere bile bir tepki yükselmedi? Yoksa Soysuz üzerinden dönen türlü kara para işlerinde ortak mıydınız? Kararlılıkla ve organize şekilde sergilediğiniz bu sessizliğin ve tepkisizliğin mantıklı bir izahı olmalı ve onu arıyoruz. Ne diyeceksiniz?”

https://t.me/AkademiDergisi/53279

Mehmet Fahri Sertkaya

“Şehit Uzman Çavuş Abdurrahman Topuksuz” isimli operasyonumuzu başlatıyoruz.

Şu kritik anda, İran ile Türkiye arasındaki kara para trafiğini iyice kesmek maksadıyla, iki ülke arasındaki gizli tünelleri ve bu tünelleri kullanan bütün kara paracı insanları imha edeceğiz. Söz konusu kara paracıların arasında, çok sayıda resmi kimlikli kara paracı olmasına da takılmayacak, onları da imha edeceğiz.

Resmi kanallardan engellenirsek, gayr-i resmi operasyonlar yapmaktan hiç çekinmeyeceğiz. Resmi ya da gayr-i resmi operasyonların Türkiye ve dünya basınında, medyasında ve sosyal medya platformlarında yer bulması için de elimizdeki bütün imkanları seferber edeceğiz.

İran ile Türkiye arasında, doğalgaz nakli için yapıldığı iddia edilen, kısaca “Doğu Hattı – ITE” da denilen, yapılması sırasında ve yapıldıktan sonrasında hakkında türlü şüpheler bulunan o hattın her milimetresini de kontrol edeceğiz.

Diz çökmesine ramak kalmış olan Avrupanın, Türkiye’yi bir kara para üssü ve ayrıca nakil yolu olarak kullanmasına artık mani olacağız.

Tekrar ediyorum, Türkiye değil, bütün dünya karışacak olsa da sahadaki bütün vatanseverler seferber olacaklar. Sonuna kadar gideceğiz. Her gün, her dakika operasyon istiyorum.

ITE: İran – Türkiye – Avrupa Doğalgaz Boru Hattı Projesi

Bazı doğalgaz boru hatları kara para işlerinde mi kullanılıyor

Bulgaristan sınırında Malkoçlar’dan Türkiye’ye giren, Hamitabat, Ambarlı, İstanbul, İzmit, Bursa, Eskişehir güzergâhını takip ederek Ankara’ya ulaşan Rusya-Türkiye Doğal Gaz Boru Hattı, kısaca Batı Hattı, kara para işlerinde mi kullanılıyor?

Yaklaşık on yıldır doğal gaz naklinde kullanılmayan Batı Hattı, kara para işlerinde mi kullanılıyor?

İran – Türkiye – Avrupa Doğalgaz Boru Hattı (Doğu Hattı) ile söz konusu Batı Hattı kullanılarak yer altındaki borulardan/tünellerden Türkiye’ye, Türkiye’den Avrupaya çok sayıda/miktarda insan, uyuşturucu, organ, nükleer madde, silah, mühimmat vb. şeyler kaçırılıyor mu? Bu şekilde, bu insanlık dışı kaçakçılık işi Avrupa tarafına doğru sorunsuzca çalışıyor mu? Türk milleti, Avrupa milletleri ve bütün dünya insanlığı, satanistlerin, masonların, yahudilerin kontrolüne girmiş devletlerin arasında dönen kara para işleri hususunda ayakta uyutuluyor mu?

Kendilerini dünyaya çağdaş/medeni devletler olarak gösteren ve her gün, her dakika bize örnek olarak dayatılan Almanya, Fransa, İtalya, İngiltere başta olmak üzere Avrupa ülkeleri, bu sistemle elde edilen kara paralarla ayakta duruyor mu? Hatta İsrail bile bu kara paralarla varlıkta tutuluyor mu? Dünya üzerinde insani, vicdani, İslami gelişmelerin olmasının önüne batı dünyası bu kara paralar sayesinde geçiyor mu?

İran’da, Türkiye’de, Avrupa ülkelerinde ve dünyanın diğer ülkelerinde, bu kara para hattını bilen ve kullanan kaç çete, mafya, terör örgütü var? Bu çetelerle birlikte çalışan kaç kamu görevlisi, siyasetçi, bürokrat, büyükelçi, konsolos ve ayrıca özel sektör patronu var?

Türkiye’nin adli makamlarına muhtıra vermeye kalkan batılı on büyükelçi arasından kaçı bu sistemin bir parçası? Ceza evinden çıkartmaya uğraştıkları Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala, bu sistemin tam olarak neresinde?

Türkiye’de ve dünyada terör, kara paracı devletler nedeniyle mi bitmiyor?

İdari/siyasi yetkililere bir şey sorduğumuz yok. Tıka basa gizli yahudi, gizli ermeni ve mason dolu TBMM’den de bir fayda beklemiyoruz ama adli yetkilileri derhal soruşturma başlatmaya çağırıyoruz. Zaten bitmiş tükenmiş bir AKPKK ve Ankebut Ağı var. Çok çok yakında bunlar sıra sıra iplerde sallanırken, şu anda vazifesini yapmayan adli yetkililerin sallanacaklarını garanti ediyoruz. Hatta vazifesini yapmayan Avrupalı adli yetkililerin de yakın gelecekte milletler arası mahkemelerde yargılanacaklarını ve idam cezaları alacaklarını garanti ediyoruz.

Türkiye’den geçen bazı petrol boru hatlarının bazı kısımlarında, boruların altında ya da yanında tüneller de var mı?

Bu tünellere bağlanan çok büyük yer altı odaları var mı?

Bunlar, teröristler, mafyalar ve gizli servisler tarafından, insan (bebek, çocuk, genç kız ve kadın ve yetişkin erkek) ve organ kaçakçılığı dahil olmak üzere her türlü kaçakçılık işlerinde kullanılıyor mu?

Mehmet Fahri Sertkaya

Büyük bir kriz çıkacak ve sonunda ya Türkiye ya da Avrupa açıkça batacak

Belki de dünya tarihinde bir kırılma noktası yaşanacak. Avrupanın müdahaleleriyle ortadoğu karışacak. Yeni ve çok büyük bir mülteci krizi de yaşanacak. İran, Türkiye’ye doğalgaz vermez olacak ve daha pek çok şeyler yaşanacak.

Avrupa çok zor duruma düştü. Maddi sıkıntıları iyice artıyor. Kara para gelirleri çok düştü. Siyaset sahnesinde de rezil oldular. Henüz büyükelçi sıfatlı uzman teröristlerini/fitnecilerini geri çekmediler ama şu anda bile çekmişten beter haldeler. Korkularını, paniklerini, endişelerini, zayıflıklarını, iç çatışmalarını, kararsızlıklarını bütün dünya bu elçi kriziyle birlikte bir kez daha gördü. Aynı zamanda Ankebut Operasyonumuzun gücünün nerelere ulaştığı da görüldü.

Avrupa bu halden kurtulmak için bir an önce para, çok para bulmak istiyor. Bunun yolunu da her zaman yaptığı gibi kara parada buluyor. En başta Türkiye, İran, Suriye ve Irak olmak üzere, bütün ortadoğuda terör faaliyetlerini, Avrupalı sözde elçiler ve konsoloslar üzerinden, ayrıca gizli servisler üzerinden, ayrıca Avrupa ile paslaşan holding patronları üzerinden, ayrıca Avrupa ile entegre olmuş basın ve medya organları üzerinden, ayrıca Avrupanın tamamen ya da kısmen kontrolünde olan terör örgütleri üzerinden artırmak istiyor. Sorunlardan çıkışı terörü artırarak, ülkeler arası sorunları artırarak, bölgede oluşacak kaos ortamında daha rahat ve daha büyük çapta kara para işleri yapmakta görüyorlar.

Bu nedenle Afganistan, Pakistan, Bangladeş, Hindistan ve benzeri ülkelerden, iş, aş, vatandaşlık, Avrupaya geçmek vaatleriyle kandırılmış çok yüksek sayıda mültecinin, terör örgütlerinin aracılığıyla İran’a getirilmesini, İran’dan da Türkiye’ye gönderilmelerini istiyorlar. Biyonik Soysuz da İran’a kara para işlerinde bir çıkış yolu bulmak için, yukarıda izah ettiklerimin temelini sağlamlaştırmak için gitti.

Biyonik Soysuz’un içindeki asıl uzaylı, yardımcılarına kıyasla son derece gün görmüş, tecrübeli bir kişi. Daha önce İran’da ve Çin’de biyonik robotlarla görev yaptığı biliniyor. Biyonik Soysuz’un ziyaret ettiği ve bu hususları konuştuğu İran İçişleri Bakanı da bir biyonik robot. İşte Avrupanın bir an önce tahliye edilmesini istediği Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş gibi kişiler de on yıllardır böyle insanlık dışı kara para faaliyetlerinin bir kısmında kullandıkları terörist ve hain piyonlar…

İran merkezli kaos planında başı çekenlerden biri Almanya, diğeri ise İngiltere… AB çatısı altında da bu plana tam riayet etme kararlılığı var. Biyonik Ursula da üzerine düşenleri büyük bir gayretle yapmak istiyor. Hatta Ursula’nın bu kaos, kan, terör, vahşet, katliam, soygun, sömürü, kara para filminde baş rolde olduğu söylenebilir.

Biyonik Hulusi Akar da bu projeye çalışıyor ve bu nedenle İran sınırını denetliyor görüntüsü verirken aslında son hazırlıkları yaptırıyor. Tayyip de bu planları çok detaylı olarak bilmese de bu ekibe uyuyor ve üzerine düşen kısımları yapmak, yaptırmak istiyor.

Plan bu kadarla sınırlı değil. Bu ilk kısmı… Bu kısmı sorunsuz gerçekleşirse, devam eden safhalarında çok daha sıkıntı verici şeylere sebep olacaklar. Türkiyenin doğalgazsız, elektriksiz, susuz, altyapısız, internetsiz ve otoritesiz kalmasını sağlayacaklar. Bu kısımları yaparken, suni depremleri, suni selleri, suni fırtınaları da peş peşe yapacaklar. Santrallerimizi, rafinerilerimizi hedef alacaklar. Ermeni çetelerini kullanarak (Başta CHPKK ve HDPKK, ayrıca DEVA ve Gelecek) siyasi bir kaos ve büyük bir otorite sorununu da eş zamanlı olarak çıkartacaklar. Bu kısımda biyonik Kemal Kılıçdaroğlu’na da çok iş düşecek ki şu anda planlardan haberi var ve şu ana kadar durması gerektiği gibi durdu. Talimatları sorunsuz yerine getirmek istiyor.

Böylelikle, öncelikli olarak ihtiyaç duydukları yüksek meblağdaki kara para ihtiyacını bir nebze karşılamışken, bir yandan da batı dünyasının vahşi, sömürgeci, kan emici faaliyetlerine karşı dimdik duran ve bütün dünya insanlığı adına bir meydan okuma sergileyen yepyeni Türkiye’ye diz çöktürmek isteyecekler.

Yönlendirmeme gerek yok.

Söz konusu vatansa, milletse, geleceğimizse, gerisi teferruattır. Oyundan düşürme faaliyetlerinizde iktiza ettikçe şu saçma sapan guguk sisteminin dışına çıkmaktan hiç çekinmeyeceksiniz. Gazi olmaktan, şehit olmaktan ve zindanlara dolmaktan çekinmeyeceksiniz. Bu gün vatan sizden bunu bekliyor. Topraklarımızın altındaki milyonlarca isimsiz şehit bunu bekliyor.

Görelim bakalım kim kime diz çöktürecek. İttifak kurmuş olan, içimizde de hainleri bulunan düşmanlarımızın bu plan tamamıyla çökene kadar, ne gerekiyorsa yapacaksınız. Gerekirse binlerce can alıp binlerce can vereceğiz. Gerekirse kuklaların leşlerini kuklacıların kapılarına atacağız. Üzerlerine de imzamızı atacağız.

Vatan hainliğidir

Türkiye’de vatandaşalara yönelik muhtelif denetimlerin, bolca para cezaları kesilerek, hazineye nakit para girişi sağlamak maksadıyla yapılıyor olması, kabullenilebilir bir şey değildir. Bu, devlet görevlilerinin görevi kötüye kullanması dahil pek çok suç kapsamında yargılanmalarını gerektirir. Türkiyenin, sayıları yüz binleri bulan hukukçularının ve ayrıca bilmem hangi ülkede hangi ünlü ibnenin köpeğinin kaşını gözünü bile konu edinen köşe yazarlarının, bu gerçek sorunları/meseleleri hiç mevzu etmiyor olmaları, akıl alır ve kabul edilir şey değildir.

Bu kadar vergi veren, her şeyin en kalitesizini en pahalıya alan, ayrıca kamudan hizmet almak istediğinde resmi dairelerde her şeye ek ücret de veren, dünyanın en çok soyulan milletlerinden biri olan bu milleti, bir de sözde denetimlerle para cezalarına boğmak, kelimenin tam manasıyla vatan hainliğidir.

Türkiye, Avrupa’nın ahlaken ve manan dibe vurmuş milletlerini daha fazla beslemek ve onların aslında batak olan ekonomilerini daha fazla ayakta tutmak zorunda değildir. Zulüm arşa varmış, ülkede on milyonla çocuk peynir bile yiyemez hale gelmiştir. Bu derece insafsızlığa, alçaklığa ve hainliğe artık topluca tepki verilmelidir. Avrupa’ya haddi bildirilmelidir.

Mehmet Fahri Sertkaya

Türkiye bir an önce Avrupa’ya sırtını dönmelidir

Zengin olanlardan daha fazla vergi alınan, “Sen zenginsin ve her kalemde senden fazla fazla vergi alırım. Oranı ona göre ayarlarım hatta olmadık vergiler de uydurum” denilen bir ülkede iktidar yıkılır. Çünkü iktidarlar küfürle/dinsizlikle ayakta kalabilirler ama zulümle/haksızlıkla ayakta kalamazlar ve yıkılırlar. ÖTV denilen tamamen hukuksuz, zorbaca verginin tamamen kaldırılması şarttır. Türkiye’de vergi politikası temelden değiştirilmelidir. Her yanı aksak ve eksik olan, ayrıca haksızlıklara ve soygunlara/vurgunlara vesile edilen böyle bir vergi sistemine, sayıları yüz binleri bulan hukukçular ve ayrıca maliyeciler ve ayrıca kanaat önderleri ile mütefekkirler nasıl tepkisiz kalırlar, anlaşılır şey değildir.

Ya Asya’dan ithal edilecek motorlu taşıtların yüksek oranda ek vergilere tabi tutulması ve Türk milletinin, Avrupanın beş para etmez araçlarını satın almak zorunda kalması nedir? Türkiye, Avrupa’nın müstemlekesi midir?

Şu rejimin, şu guguk sisteminin, şu vergi/sömürme/soygun sisteminin, şu eğitmeme sisteminin, Avrupa’nın menfaatleri için Türkiyeyi frenlemek, asimile etmek, sorunlar içinde boğmak üzere tesis edildiğini anlamamak mümkün müdür?

Direnmenin faydası yok, Türkiye’nin her sahada dağlar kadar sorunları var ve bu sorunları kökten, kısa sürede çözebilmenin tek bir yolu var: Avrupa’ya sırtını dönmek, Avrupanın Türkiye’ye verdiği şekilden/ayardan ve Avrupanın nüfuzundan çıkmak…

Mehmet Fahri Sertkaya

Açık ve net ifadelerle yasaklanmalıdır.

Evrensel bir değer olan gökkuşağı renkleri, cinsi sapıklığın sembolü yapılamaz. İnsanlık ve çocuklarımız gökkuşağından ve güzel renklerden çekinir, tiksinir ve kaçınır hale getirilemez. Renklerle arasında dağlar gibi setler çekilemez.

Her manada dibe vurmuş olan Avrupalı milletlerin cinsi sapıklıkları bizi alakadar etmez. Türkiye, Avrupalılaşma, çağdaşlaşma palavraları ile çok ileri seviyede dejenere edilmiş, sömürülmüş, yozlaştırılmış ve kandırılmış bir ülkedir. Avrupalılar, çok yakında, yine tarihte pek çok defa olduğu gibi çok büyük toplu ölümler, helak oluşlar yaşayacaklar. Hal meydanda, Avrupa için bu kaçınılamaz bir son ama Türkiye zararın neresinden dönse kârdır. Türkiye özüne, öz değerlerine, geleneklerine ve maneviyatına dönmelidir. Türkiye, Türklüğe dönmelidir.

LGBT sapıklığına “sapıklık” denilemeyen bir ülkeye Türkiye denemez. Bu, Türkiye’nin adeti, kültürü ve hukuku değildir. Bu güne kadar yapılan ve LGBT’nin önünü açan Avrupa merkezli ve art niyetli müdahaleler, çok vahim acılara ve sorunlara sebep oldu. Bundan sonrasında aksi yönde kararlılık sergilemek ve hukuki düzenlemeler yapmak zaruri oldu. Bu düzenlemeler yapılırken, evrensel bir değer olan gökkuşağının, Türkiye sınırları dahilinde LGBT sapıklığının sembolü olarak kullanılması da açık ve net ifadelerle yasaklanmalıdır.

Türkiye, bu duruşuyla/tavrıyla da dünyaya örnek olmalıdır.

Mehmet Fahri Sertkaya

Türkiye, kendi ayakları üzerinde devleşebilecek bir ülkedir

AİHM hakimlerinin gerçek kimlilerine ve bağlantılarına dair de tartışmalar başlatılmalı, AİHM’de hukukun üstünlüğünün gerçekten var olup olmadığı sorgulanmalıdır. Bazı Avrupalılar hala dünyaya kendilerini çok müreffeh, eğitimli, adaletli ve medeni ülkeler olarak gösteriyorlar. Buna rağmen hala bir yandan da dünyanın farklı farklı yerlerinde üzeri örtülü şekilde, sinsice ve gizlice sömürgecilik, darbecilik ve terör faaliyetleri yapmaya devam ediyorlar. Acımasızca kan döküyorlar, sivilleri hatta kadınlarla çocukları bile katlettiriyorlar. Bir nevi üzeri örtülü haçlı seferleri de yapıyorlar. O ülkelerde nizamın olmaması, milletlelerin her türlü acının ve sorunun içinde kalması için, ayrıca hukukun bağımsız olmaması için ellerinden geleni yapıyorlar. Sürekli olarak o ülkelerin içişlerine müdahale ediyorlar. Kökü sömürgecilikten, barbarlıktan, yamyamlıktan gelen Avrupalı bazı gayr-i medeni milletlerin, AİHM’e gönderdikleri hakimler de gerçek hakimler mi yoksa aynı zihniyete, hedefe, teşkilata hizmet eden, bu nedenle hukuki değil de siyasi kararlar alabilen kişiler mi, bunlar çok tartışılmalı ve sorgulanmalıdır. Türkiye, hakimlerinin bağımsızlığının garanti edilemediği bir AİHM sisteminin üyesi asla olamaz, olmamalıdır.
Türkiye, kırk yıldan fazladır kapısında bekletildiği ve hiçbir zaman üye yapılmacağı ve en çok da kendisine karşı bir güç unsuru olarak kurulan Avrupa Birliğinden tamamen ve resmen yüzünü çevirmeli, AİHM’den de çıkmalıdır.

Avrupa Birliğine tam üye olmadığı halde AİHM sistemine Türkiye’nin dahil olması ve bu sisteme tam ahenk/uyum sağlamasının beklenmesi, hukuka uygun değildir. Samimi bir tavır ve beklenti değildir. Avrupa birliği uyum yasaları denen rezilliklerle Türkiye’nin düzeltilmesi çok uzun sürecek ve çok emek isteyen felaketlere sürüklendiği, milletçe Avrupalılar gibi dibe vurmak üzere olduğu gözler önündedir. Bu yetmezmiş gibi İstanbul sözleşmesi gibi maksadı belli sözleşmelerle Türkiye daha da batırılmak ve dibe çekilmek istenmektedir. Bütün bu kötülükleri, ahlaksızlıkları ve ihanetleri hak, hukuk, insan hakları, kadın hakları, çağdaşlık gibi kelimelerle savunmaya kalkanların sırtlarını hep “terör dostu ülkeler” listesinin başını çeken bazı Avrupalı ülkelere dayadıkları gözler önündedir.

Neresinden bakılırsa bakılsın, sorunun temelinin, bünye uyuşmazlığı apaçık şekilde gözler önünde olmasına rağmen Türkiye’nin batıcılığa/Avrupalılaşmaya zorlanması olduğu görülmektedir. Avrupa Birliğinin kırk yıllık çifte standartları ve samimiyetsiz tavırları Türkiye’de artık ciddi seviyede sıkıntılara sebep olmaktadır. Türkiye, kangren olmuş bu uzvu kesip atmalıdır. Sorunların en temelden çözümü bu şekildedir.

Avrupa Birliğinin terör, sömürgecilik, Türk ve İslam düşmanlığı, ahlak ve namus düşmanlığı ve satanist dayanışma ve haçlı birliği dayanışması temelinde bunca senedir faaliyet gösterdiği artık dünya insanlarından gizlenemeyecektir. Fiilen dağılmış ve beyin ölümü gerçekleşmiş olan ama bu hali resmen ifade edilmeyen Avrupa Birliği’nin, bundan sonrasında nasıl bir duruşa sahip olacağı, kendini düzeltip düzeltemeyeceği, varlıkta olup olamayacağı da kendi aralarındaki meseledir. Türkiye, kendi ayakları üzerinde devleşebilecek bir ülkedir. Lakin Türkiye’nin sağ kolu İslam birliği, sol kolu ise Türk birliğidir ve Türkiye yalnız kalacak bir ülke değildir.

Mehmet Fahri Sertkaya

Batmış bir batıdan Türkiye’ye fayda yok

Türkiye, her sahada/manada batmış vaziyetteki batı dünyasını daha fazla dikkate almamalıdır. Bu güne kadar batıcılık/Avrupalılaşma teşebbüsleri Türkiye’ye hiçbir şey kazandırmamıştır. Türkiye’nin bünyesi Avrupalılaşmaya karşı hep direnmiştir. Batı dünyası Türk milletine hep olduğundan başka şekilde anlatılmış ve gösterilmiştir. Bu gün dahi bu böyledir. Dünyada tecavüzün, ahlaksızlığın, eşcinselliğin, türlü cinsi sapıklıkların, cinayetlerin, kavgaların, hastalıkların, hırsızlıkların, soygunların, boşanmaların, intiharların, uyuşturucu madde kullanımının tavan yaptığı yer hep batı ülkeleridir.

Bu günümüzde, Avrupanın/batının içinde bulunduğu manevi, ahlaki, ruhi, tıbbi/fiziki ve mali krizler Avrupalıların aslında Asyalılaşması gerektiğini gözler önüne sermektedir. Avrupa ve hatta Amerika ve Kanada ile birlikte bütün batı dünyası kendini kurtaramaz haldedir. Türkiye bu vahim gerçekleri artık görmelidir.

Batı/Avrupa/Amerika rüyası çökmüş vaziyettedir. Türkiye artık hayatın gerçeklerine göre çok isabetli bir siyaset sergilemelidir. Bu güne kadar Türkiye için tek doğru yolun batılılaşmak ve batı ile organize olmak olduğu söylenmişse de bu, bir aldatacılıktan başka bir şey değildir. Artık Türkiye, orta Asya Türk devletleri başta olmak üzere, yönünü doğuya, Asyaya ve Afrikaya çevirmelidir.

Yeni bir dünya düzeninin kurulmasına Türkiye liderlik edebilir. Bu yeni düzende Avrupanın sapıklığı, vahşiliği, ahlaksızlığı, merhametsizliği ve dinsizliği olmamalıdır.

Şu Türkiyenin onlarca senedir büyük acılar çekmesine sebep olan terör belasının arkasında da batının acımasızlığı ve kan içiciliği bulunmaktadır. Türkiye, yeni bir dünya düzeninin kurucu liderliğini yapabileceğini göstermek için, evvela “Teröre destek veren ülkeler” listesi açıklamalıdır. Bu listede, o sözde demokrasiyle ve hukukun üstünlüğü ile yönetilen, sözde medeni olan ama gerçek yüzüyle vahşi ve terör dostu olan batı ülkeleri de ilan edilmelidir.

Mehmet Fahri Sertkaya

Bilinen tarihin en yüksek maliyetli su-i kast araçlarından biri: Titanic…

Titanic isimli gemi aslında buzdağına çarptığı için batmadı. Buzdağına çarpmadan önce geminin su aldığı yarıklar oluşmuştu ve gemi kontrol edilemiyordu. Ayrıca buzdağına doğru başka bir güç tarafından çekiliyordu.

O gemiye griler müdahale ettiler. Titanic’te çok sayıda etkili ve yetkili kişi vardı. Şimdilerde olduğu gibi o zamanlarda da dünya siyasetine yön vermek isteyen griler, Avrupa siyasetinde çok tesirli olan bu kişilerin özellikle birkaçını oyundan böylece düşürmek istediler. Netice elde ettiler. Zaten yolcuların çoğu sarhoştu ama griler ayrıca zihin kontrol teknikleri de uyguladılar.

Titanic projesi daha başından beri bir toplu su-i kast projesi olarak başlatıldı. Bu nedenle geminin kurtarmaya ve insanların kaza anında ve sonrasında hayatta kalmasına yönelik kısımlarına ihtimam gösterilmedi. Personel iyice eğitilmedi. Filikaların nasıl suya indirileceğine ve yolcuların nasıl yönlendirileceğine dair tatbikat bile, yapılacağı açıklanmışken yapılmadı. Filikaların çoğu, alabileceğinin altında yolcu alarak Titanic’ten ayrıldı. Bunlara hep bir plan dairesinde kasten sebep olundu.

Geminin teknik ekibi içerisinde de biyonik robotlar vardı. Geminin enkazı istenilseydi en fazla bir iki sene içinde kesinlikle bulunabilirdi. Devrin şartlarına göre iyi kötü bir inceleme yapılıp raporlar yazılabilirdi. Buna da kasten mani olundu. Aslında geminin enkazı 70 küsur sene sonra değil, hemen bulundu ama açıklanmadı.

Bu gemi battıktan sonra Avrupa ve dünya siyasetinde ve maliyesinde mühim değişiklikler yaşandı. Bu hadisenin gerçek yüzünü tam manasıyla anlatırsam, isimlere ve somut bilgilere temas edersem, İngiliz Kraliyet Ailesi zan edilen o biyonik robotlar grubu insan içine çıkamaz.

Ayrıca bakınız: https://t.me/AkademiDergisi/48464

Mehmet Fahri Sertkaya

Bizim sabrımızı zorlamasınlar

Türkiye’deki Ermeniler, şu anda bile çok perişan haldeler. Sürekli olarak Avrupa devletlerine haberler gönderiyorlar. “Yeter artık. Biz de burada çok sıkıntı çekiyoruz. Şu sorunları bir şekilde çözün. Ya anlaşın ya yenin, bir şeyler yapın. Biz burada sizin için her şeyi yapıyoruz. Bizi koruyun.” diyorlar.

Aslında iyi günlerini yaşıyorlar. Bu küstahlıklar, bu ihanetler, bu damarımıza basmalar, bizim devletimizde bize ayar çekmeye kalkmalar bu şekilde devam ettirilsin de bakalım daha başlarına neler neler geliyor. ABD mi, Avrupa mı, Çin mi, Rusya mı onları koruyabiliyor.

İşte şuraya yazıyorum. Bir anda on binlerce gizli Ermeni’yi toplayıp idam etmeye, milyonlarcasını zorunlu tehcir (sürgün) etmeye, zaten ihanetlerle, dolandırıcılıklarla ve kara paralarla elde ettikleri menkul ve gayr-i menkul varlıklarını hazineye geçirmeye hukuki zemin var.

Evet, Türklerin buna hakkı var. Buna bile o ABD ya da AB ya da başkaları mani olamazlar. Bizim sabrımızı taşırmasınlar. Bütün taraflar, atacakları adımların önünü sonunu hesap etsinler.

Mehmet Fahri Sertkaya – http://www.mfs.tv

Mfs – Almanya muhalefeti görüşmesi

Almanya’nın muhalif siyasi isimleriyle 6 Nisan 2021 tarihinde görüşmelerim oldu. Şu ana kadar beni, mücadelemi en iyi anlayan, bu hususu en iyi şekilde çalışan tarafın Alman muhalefeti olduğunu gördüm. Gerçekten çok sıcak kanlı, çok dostane ve çok seviyeli bir yaklaşımları oldu. Benden de aynı şekilde karşılık aldılar. Bundan sonra Türk – Alman ilişkilerinde ve dünya meselelerinde kendileriyle her zaman istişare halinde olacağım. Beraberce neler yapabileceğimize bakacağız. Hem Türkiye ve Almanya, hem de dünya insanlığı için çok güzel şeyler yapabileceğimize inanıyorum.

Dinleyeceğiniz kayıt görüşmenin bir kısmıdır ve öyle yapılması uygun olduğu için tek taraflı olarak verilmiştir. Hazırlıksız olunan bir anda aniden gelişen/yaşanan bu görüşme, çoktandır beklediğim iletişimi başlatmış oldu.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

..