AİHM hakimlerinin gerçek kimlilerine ve bağlantılarına dair de tartışmalar başlatılmalı, AİHM’de hukukun üstünlüğünün gerçekten var olup olmadığı sorgulanmalıdır. Bazı Avrupalılar hala dünyaya kendilerini çok müreffeh, eğitimli, adaletli ve medeni ülkeler olarak gösteriyorlar. Buna rağmen hala bir yandan da dünyanın farklı farklı yerlerinde üzeri örtülü şekilde, sinsice ve gizlice sömürgecilik, darbecilik ve terör faaliyetleri yapmaya devam ediyorlar. Acımasızca kan döküyorlar, sivilleri hatta kadınlarla çocukları bile katlettiriyorlar. Bir nevi üzeri örtülü haçlı seferleri de yapıyorlar. O ülkelerde nizamın olmaması, milletlelerin her türlü acının ve sorunun içinde kalması için, ayrıca hukukun bağımsız olmaması için ellerinden geleni yapıyorlar. Sürekli olarak o ülkelerin içişlerine müdahale ediyorlar. Kökü sömürgecilikten, barbarlıktan, yamyamlıktan gelen Avrupalı bazı gayr-i medeni milletlerin, AİHM’e gönderdikleri hakimler de gerçek hakimler mi yoksa aynı zihniyete, hedefe, teşkilata hizmet eden, bu nedenle hukuki değil de siyasi kararlar alabilen kişiler mi, bunlar çok tartışılmalı ve sorgulanmalıdır. Türkiye, hakimlerinin bağımsızlığının garanti edilemediği bir AİHM sisteminin üyesi asla olamaz, olmamalıdır.
Türkiye, kırk yıldan fazladır kapısında bekletildiği ve hiçbir zaman üye yapılmacağı ve en çok da kendisine karşı bir güç unsuru olarak kurulan Avrupa Birliğinden tamamen ve resmen yüzünü çevirmeli, AİHM’den de çıkmalıdır.
Avrupa Birliğine tam üye olmadığı halde AİHM sistemine Türkiye’nin dahil olması ve bu sisteme tam ahenk/uyum sağlamasının beklenmesi, hukuka uygun değildir. Samimi bir tavır ve beklenti değildir. Avrupa birliği uyum yasaları denen rezilliklerle Türkiye’nin düzeltilmesi çok uzun sürecek ve çok emek isteyen felaketlere sürüklendiği, milletçe Avrupalılar gibi dibe vurmak üzere olduğu gözler önündedir. Bu yetmezmiş gibi İstanbul sözleşmesi gibi maksadı belli sözleşmelerle Türkiye daha da batırılmak ve dibe çekilmek istenmektedir. Bütün bu kötülükleri, ahlaksızlıkları ve ihanetleri hak, hukuk, insan hakları, kadın hakları, çağdaşlık gibi kelimelerle savunmaya kalkanların sırtlarını hep “terör dostu ülkeler” listesinin başını çeken bazı Avrupalı ülkelere dayadıkları gözler önündedir.
Neresinden bakılırsa bakılsın, sorunun temelinin, bünye uyuşmazlığı apaçık şekilde gözler önünde olmasına rağmen Türkiye’nin batıcılığa/Avrupalılaşmaya zorlanması olduğu görülmektedir. Avrupa Birliğinin kırk yıllık çifte standartları ve samimiyetsiz tavırları Türkiye’de artık ciddi seviyede sıkıntılara sebep olmaktadır. Türkiye, kangren olmuş bu uzvu kesip atmalıdır. Sorunların en temelden çözümü bu şekildedir.
Avrupa Birliğinin terör, sömürgecilik, Türk ve İslam düşmanlığı, ahlak ve namus düşmanlığı ve satanist dayanışma ve haçlı birliği dayanışması temelinde bunca senedir faaliyet gösterdiği artık dünya insanlarından gizlenemeyecektir. Fiilen dağılmış ve beyin ölümü gerçekleşmiş olan ama bu hali resmen ifade edilmeyen Avrupa Birliği’nin, bundan sonrasında nasıl bir duruşa sahip olacağı, kendini düzeltip düzeltemeyeceği, varlıkta olup olamayacağı da kendi aralarındaki meseledir. Türkiye, kendi ayakları üzerinde devleşebilecek bir ülkedir. Lakin Türkiye’nin sağ kolu İslam birliği, sol kolu ise Türk birliğidir ve Türkiye yalnız kalacak bir ülke değildir.
Mehmet Fahri Sertkaya