Etiket arşivi: Griler

Adnancılarla çok şiddetli çatışmaya gireceğim

Her sahada olacak bu çatışma ve nerelere uzarsa oralara kadar gideceğiz. Onları da onları arkalayan masonları da gizli servisleri de mafyaları da adli yetkilileri de siyasetçileri de kesip kesip atacağım. Hiç acımayacağım. Çok çok fena yapacağım. Bu cerahate, vakti gelene kadar neşter vurmamak için olağan üstü derecede sabır ettim, çok zordu ve aşırı derecede zorlandım ve şükür ki artık vakti geldi.

Bu güne kadar, bana hukuki zeminde yapılan akıl almaz hukuksuzluklara, zulümlere sebep olanların başında Adnancılar var. 2013’ten beri açığımı aradılar, aradılar, aradılar ama ben göründüğüm gibi biriyim ve açığımı bulamadılar. Anadolu 39. Asliye Ceza Mahkemesindeki tamamen iftiralara ve yalancı şahitlere dayalı davayı da 2013’ten bu yana en çok onlar oynadılar. O dava hala kapanmadı. Skandal skandal üstüne devam etti, ediyor. Zincirleme reaksiyon misali hukuk her safhasında ayaklar altına alındı. Devlet gücü, karşımda çeteler, mafyalar, masonlar, vatan hainleri, gizli yahudiler, gizli ermeniler, gizli servisler tarafından su-i istimal edildi. Süreç boyunca bile hukuksuzluklara itiraz ettim ama aynı gizli teşekküller devlet gücünü, adli sistemi ayarından çıkartmaya devam ettiler. Hapis cezaları aldığım o meşhur Adıtürk’e hakaret davalarında da aynı şeyler yaşandı ve karşımda aslında adalet kurumları değil, Adnancılar vardı. Ben mahkeme salonlarında bağımsız Türk hakimleriyle değil, bu çetenin mensubu olan ya da bu çete tarafından satın alınan kişilerle muhatap edildim. Beni, onlar üzerinden yargısız infaz ettiler. Her safhasında hukuksuzluk zaten gözler önünde. Lakin şimdi bütün bağlantılar en somut delilleriyle gözler önüne serilecek. Ben ve on binlerce Türkiye vatandaşı, adalet kurumlarında adalet arıyorken, hükumet/AKPKK de Devlet Bohçalı da Süleyman Soysuz ve daha pek çok kişi ve teşekkül de bu süreçte onların yanındaydı. İsrail’i ve ABD’yi o konseylerin ve hahamların başına yıkmam gerekse bile, dünyanın tamamını ateşe vermem gerekse bile memleketimdeki bu gizli paralel devleti, bu insanlık dışı ve haince teşekkülü yıkacağım.

Adnancıları arkalamak isteyenlere hiç sözüm yok, serbest… Ben, her zaman yaptığımı yapıyorum, baştan ikaz ediyorum ve sonra söylediğimi yine yapmış kişi olacağım. Bu sefer süreç/mühlet, çok şaşırtıcı derecede kısa olacak. Çıkan gürültüyü, somut ispatlarla meydana serilen ve bütün dünya insanlığını sarsacak olan o pisliği belki Neptün, Plüton insanlığı bile duyacak. Yemin ederim ki bunca sene sabrın sonunda onlardan da onlara destek olanlardan da hala olacak olanlardan da intikamımı dünya tarihine geçecek kadar sert alacağım.

Adnan Oktar ve çetesine dair yapılan yargılamalarda aslında bu beklenen sonuca yakın bir sonuç meydana gelebilirdi, gelmeliydi ama o yargılamalar hep göstermelik yargılamalar oldu. O süreçte kullanılan başta adli yetkililer olmak üzere, siyasetçilere kadar herkesin de pisliklerini, her türlü şüpheden uzak somut delilleriyle ortaya sereceğim. Öyle bir toz duman olacak ki ortalık, öyle bir tayfun esecek ki vatan hainlerliyle dolu ve Adnancılarla da hep paslaşan şu AKPKK hükumetini devirmek diye bir derdimiz olmayacak. Zaten sebep sonuç ilişkisiyle birkaç güne devrilecekler. Daha beraberinde kaç kesim/grup ve şahıs birden devrilecek. O Doğu Perinçeklere kadar herkes anından oyundan düşecek. Ne Soysuz kalacak, ne Abdülhamid Gül, ne Bohçalı ne de çetesi…

Zaten sonrasında Türkiye’nin de dünyanın da mevcut dengeleri yerinden oynayacak.

Dünyanın bütün masonları, bütün satanistleri, bütün devletleri, bütün mafyaları, bütün yeşilleri, bütün grileri karşımda ittifak etseler bile bu yapacaklarıma mani olamazlar. Bu kadar yıldır, Türkiye ve dünya dengelerini/şartlarını buna hazırladım. Şimdi, çatışmanın tam vaktidir. Şimdi zalimlerin cezalarını bulmalarının tam vaktidir.

Benden söylemesi… Herkes safını seçsin. Karısını dul, çocuklarını yetim bırakmak isteyenler karşıma geçsin.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

Benim adım mfs…

Ben anlatmayacağım ama dünyadaki bütün taraflar detayları duyacak ve uzun uzun konuşacak

Şu anda, dünya üzerinde tesis ettiğiniz şeytani nizamın yıkılmakta olduğunu görüp topluca gayrete geldiğiniz şu anda, metafizik sahada tarihe geçen bir hezimeti daha yaşıyorsunuz. Benim adım mfs… Aslanlar gibi meydandayım. Hiçbir sorun yaşamıyorum ve ekibimle birlikte hepinizi oyundan düşürmeye devam ediyorum. Haydi, daha da daha da kalabalıklar bulun, başka kimler kaldıysa metafizik çatışmaya çağırın. Haydi, koşun, toparlanın, bir şeyler yapın ve yine, yine, yine ölün…

Ne güzel oynuyorduk, yine hemen öldünüz

Mehmet Fahri Sertkaya

Beni seçecek değiller ya, tabii ki onu seçecekler…

Ankebut Ağının önde gelen yayın organlarından biri olup da arka planda satanist yahudilere ve masonlara bağlı olan, daha arka plandan ise grilere bağlı olan Time dergisi, tam da beklediğim zamanda, beklediğim şeyi yaptı.

Yıllardır gerçek yüzünü iyice gözler önüne serdiğim, son zamanlarda iyice köşeye sıkıştırdığım, işlerini bozduğum, aslında kara paracı olduğunu da ifşa ettiğim ve her an açıkça iflas etme ihtimali bulunan Elon Musk’ı, Time dergisi yılın kişisi ilan etti. Aslında Time dergisi, Elon Musk’ı değil, onun suretinde imal edilmiş olan, içinde grilere çalışan bir uzaylı bulunan biyonik robotu yılın kişisi ilan etmiş oldu.
Son haftalarda, çoğunlukla gri uzaylıların nüfuzu altında olan batı ülkelerine, AB teşkilatına, NATO teşkilatına, ABD’ye, başta araba imalatı yapan şirketler olmak üzere satanistlerin kontrolündeki batılı dev firmalara nasıl büyük darbeler vurduğumu, yayınlarımı düzenli olarak takip eden herkes biliyor.

Bu sert darbelerimden zaten her seferinde Elon Musk ve şirketleri de nasiplerini alıyorlardı. Üstüne, bir de onun ve şirketlerinin adını açıkça anarak da darbeler vurdum. Bu şartlarda, bu kadar bitik haldeki bu Ankebut Ağının, basın, medya, sosyal medya eliyle, estirdiğim rüzgarın aksine bir rüzgar estirmekten başka yapabileceği bir şey yoktu. Bunu yapabilmeyi deniyorlar ama boşa uğraşıyorlar. Aslında Time dergisi, bu kararı almakta, bu tercihi yapmakta, bu kapağı basmakta çok istekli değildi. Lakin griler kadar mason tarikatı da bu kapağı basması için Time dergisi bünyesinde büyük yönlendirmeler yaptı. Elbette bu kısımda da biyonik robotlar kullanıldı.

Time dergisinin baş editörü Edward Felsenthal bir tweet atarak “Yılın Kişisi Ödülü bir nüfuz işaretidir ve hem dünyada ve potansiyel olarak dünyanın dışında da @elonmusk kadar çok az insan vardır” dedi. Hedefleri, kendi adamlarından biri olan Elon Musk’a, kaybettiği itibarını geri kazandırmak ama Edward Felsenthal’ın da bir biyonik robot olduğunu, onun içinde de bir gri uzaylı bulunduğunu göz önününde bulundurursak, attığı bu tweet çok manidar olmuyor mu?

Son yıllarda, Ankebut Operasyonu sayesinde, Ankebut Ağına bağlı olan türlü türlü kurum, kuruluş, grup, şahıs, çok sıkıştı. Ankebut Ağının saygın, meşhur, muteber kişiler olarak göstermeyi bir şekilde başardığı şahıslar mum misali eriyorken, en itibarlı ve tesirli olarak kabullendirdiği basın ve medya kuruluşları da mum misali eriyorken, çok güçlü devletler/hükumetler olarak gösterdiği teşekküller mum misali eriyorken, dünya genelinde birbiriyle bağlantılı kara para mafyaları mum misali eriyor ve kara paralar kesiliyorken, körler sağırlar birbirini ağırlıyorken, bol bol vakit kaybediyorlarken, bizim ne yapmamız gerekiyor? Onlara hiçbir fayda, bize hiçbir zarar sağlamayacak olan bu basit hamleleri ciddiye alıp karşılık vermemiz gerekiyor mu? Ya da endişelenip bazı karar değişiklikleri yapmamız gerekiyor mu?

İstediğimiz her hangi bir zamanda, Elon Musk denilen biyonik robotu, hukuki zeminde bitirmek birkaç saatlik işken, gereksiz yere gerilmeli miyiz? Sadece birkaç saat içinde, dünya insanlığı onun hakkında o kadar sarsıcı gerçekleri görüp duyabilir ki, bu güne kadar onu göklere çıkartanlar, ona dair estirilen sanal rüzgara kendini kaptıranlar, o sorgulamayanlar, başkalarının yanında Elon Musk’ın ismini bile anamaz olurlar.

Dahası da var… Time dergisi için de aynı şey geçerli… Bundan sonra Ankebut Ağının ve bu ağın içine sızmış uzaylı tarafların, kontrollerindeki hiçbir teşkilatı, grubu, adamı, teşekkülü muhafaza ve müdafaa etme lüksü kalmadı. İşte AB’nin ve NATO’nun halleri dünyanın gözleri önünde değil mi? Akademi Dergisi yayınlarından haberdar olmayanların, dünya üzerindeki ani ve çok büyük siyasi ve ekonomik dalgalanmaları izah edebilmeleri mümkün mü?

Ben de dünyada, dünya tarihinde görülmemiş şekilde çok büyük ektiler oluşturduğum hatta kimsenin estiremeyeceği rüzgarları, bir de çok kısacık sürede estirebildiğim düşüncesine kapılmıştım. Demek ki aldanmışım. Zan ettiğimin aksine basit işlerle basit neticeler almışım. Düşündüğüm gibi olsa, Elon Musk’ı değil de beni kapak yapmazlar mıydı? Ya da her şey gördüğüm ve düşündüğüm gibiyse, bunu dünyadaki bütün taraflar da görüyorsa, o halde kim kaale alır Time’ı, bünyesinde çalışan biyonik robotları ve bunların kapak yaptığı şahısları…

Boşa oyalanma bunların yaptığı iş… Biz işlerimize bakalım. Bizim gücümüzün farkında olarak bizimle ortak paydalarda buluşmuş ve buluşacak bütün taraflarla birlikte dünya düzenini daha da hızlı değiştirelim. Çok yakında Ankebut Ağının, hususiyle de grilerin kontrolündeki holdinglerin, şirketlerin peş peşe iflas etmelerini beklemek, isabetli bir duruş/tavır olacaktır. Bütünüyle batı dünyasının büyük kayıplar yaşayacağını kabullenmeden siyasi ve mali kararlar alanlar, büyük zararlar yaşarlar.

Ha bu arada, Elon Musk, kripto para sahasında yönlendirdiği çok yüksek sayıda insanı ne zaman yolacak? Bu operasyon tamamlandığında, bu soygunu/vurgunu Elon yapmış gibi mi görünecek, yoksa başkasının üstüne mi yıkılacak? Bu vurgun, Elon Musk’ı ve şirketlerini bir süre daha ayakta tutabilir mi? Kesin/açık iflası öteleyebilir mi? Bozalım mı bu işi? Var mı gücümüzü yeniden görmek isteyenler?

Mehmet Fahri Sertkaya

Stratejik ehemmiyete sahip

Yıllardır yazıyorum, Göbekli Tepenin etrafında, yine yer altında çok sayıda başka maden ocakları da var. Yüksek teknoloji ile yapıldıkları daha net anlaşılabilecek kısımlar da var. Gelişmiş teknolojilerle yapılmış odalar da var.

Çok yıllardır Göbekli Tepenin gerçek değerinin ve ehemmiyetinin anlaşılabilmesi için yazılar yazdım, yönlendirmeler yaptım. Akademi Dergisine uygulanan bütün sansürlere rağmen bu yazılar her yere ulaştı. Son iki senedir ise Akademi Dergisi’nin tesir gücü dünya genelinde iyice arttı. Eski ve yeni bütün yazılarım, dünyanın dört bir yanından etkili ve yetkili kişilerce, kurum ve kuruluşlarca incelenir, üzerinde tartışılır ve çalışılır oldu. Bu çerçevede, bölgeye turist kafileleri gibi görünen ama casuslardan ve araştırmacılardan oluşan ekipler de gönderilir oldu. Son zamanlarda Ruslar da bunu yapıyorlar.

Satanistlerce dünya insanlığına dayatılan saçma sapan dünya tarihi kabullenişini ve evrim safsatasını, tek başına Göbekli Tepenin bile çökertebileceğini, çok yakında bütün dünya görmüş olacak. Lakin, o bölgede öncelikli olarak, geniş bakış açısıyla, hakkını vererek, gerçekten uzman kişilerle çalışmalar yapanlar, diğerlerinden çok önde olacaklar. Stratejik ehemmiyete sahip çok şeyleri önden çözebilecekler.

Yazmıştım, orada bütün dünyanın uğruna savaşa girişebileceği kadar mühim bir maden yatağı var. Hadis-i şeriflerde Fırat nehrinin altından çıkacağı ve uğruna harp edileceği haber verilen şey de tam olarak bu maden… Orayı, sadece bir millet ya da bir dönem/devir/nesil insanları kullanmadılar. Nesiller boyu, uzaylı insanlar da dahil olmak üzere farklı taraflarca kullanıldı orası ve tahmin edilebilenin çok üstünde sarsıcı gerçekler var o bölgede…

Orada taşların T şeklinde olması, manyetik alan teknikleriyle alakalı… Orada çok sarsıcı manyetik alan gerçekleri var. Oraların ibadethane/tapınak olduğu iddiası/tezi çoktan çöktü. Hala bunu iddia edenler de çoğunlukla Ankebut Ağı mensubu insan şeytanı kişiler. Yüksek teknoloji ile yapılmış bir yerin, bir sebeple terk edilmiş olması ve o teknoloji seviyesinde olmayan bir millet tarafından daha sonraki nesillerde kullanılması, sonraki neslin oraya kendi kıt imkanlarıyla eklemeler ve müdahaleler yapmış olması, kabullenilemez bir gerçek mi? Piramitlerden Göbekli Tepeye kadar dünyadaki binlerce tartışmalı mekanda bu gerçek var. Nesiller boyunca, farklı bilgi, teknoloji ve kültür seviyesindeki insanlar, oralarda farklı izler bıraktılar.

Mehmet Fahri Sertkaya

Tahmin edilemeyecek şekilde bitti

Gizli Ermeni ve terörist Abdullah Öcalan kanser oldu. Onu, on binlerce masum sivilin katilini hayatta tutmak için milletimizin vergileri ve şehitlerimizin kanlarıyla ayakta duran devletimizin bütün imkanları seferber edildi. Zaman zaman bu bilgi basına da sızdı. Sosyal medyada ve internet haber sitelerinde konu da oldu.

Tıka basa gizli yahudi, gizli ermeni ve mason dolu olan MİT kadar, CIA da elinden gelenleri yaptı ama onu hayatta tutmak mümkün olmayacaktı. Ermeni terör örgütü PKK, Ermeni terör örgütü ASALA’nın yerine MİT ve CIA tarafından kurulmuştu. Vur kafasına, al elindekini ayarında basit bir çaycı iken Abdullah Öcalan da bu sözde Kürt terör örgütünün sözde lideri gibi gösterildi. Onlarca sene boyunca, insanlık dışı vahşetler, cinayetler, su-i kastler, kaçakçılıklar, kara para işleri, bu milletin vergileri ile tesis edilen ve bu millete hizmet etmesi gereken MİT üzerinden, PKK eliyle yaptırıldı. Hala da bu böyle… MİT, tarihi boyunca gizli Ermenilerin ve gizli Yahudilerin yatağı, CIA’nın paravanı olmaktan ve bu millete ihanetler ve zulümler etmekten başka bir şey yapmadı.

Binbir türlü gizli, kirli, kanlı, vahşi planın içinde, Abdullah Öcalan’ın hikayesi ise hiç tahmin edilemeyecek şekilde bitti. CIA ve MİT içindeki biyonik robotlar sayesinde, Abdullah Öcalan ölmeden önce öldürüldü ve biyonik robotla yerine geçildi.

Şu anlarda, Abdullah Öcalan suretinde imal edilmiş olan biyonik robotun içinde, İngiltere merkezli grilere çalışan bir uzaylı insan var.

Mehmet Fahri Sertkaya

Geçiş kapıları

Nasıl ki uzaydaki kara delikler, gökadalar arasında hızlı geçişi sağlıyorsa, dünyamızda da kara deliklere benzer geçiş kapıları var.

Bu kapıların yerlerini bilenler ve kullanabilenler, Kaf dağını (Van Allen kuşağını) geçebildikleri gibi, çok uzaklardaki gezegenlere de çok kısacık sürede geçiş yapabiliyorlar. Bu geçiş, sadece ruhla yapılan bir geçiş de değil. Ruh da beden de aynı anda geçiş yapıyor. Dünyamızdaki peygamberler ve derecesi çok yüksek veli zatlar, dünyamızdaki bu geçiş kapılarını kullandılar.

Ankebut Ağının mensupları arasında hatta dünyamızdaki uzaylı türler arasında bu gerçeği bilenler var ama o kapıları bulamadılar, bulamazlar.

Mehmet Fahri Sertkaya

Bu varyant çok tuhaf davranıyor

Omicron varyantı sanki yayınlarımdan korktu. Ya da hükumetler omicron varyantını da kısıtlayabiliyorlar, kontrol edebiliyorlar. Ya da meydanda bütün insanlığı ayağa kaldıracak kadar vahim gerçekler var.

Öyle bir panik havası oluşturulmuştu ki koronanın ilk zamanları gibi haller geri gelecek diye herkes emin olmuştu. Yine mason tarikatı üzerinde birleşen türlü kara paracı güç unsurları, ellerindeki her imkanı seferber etmeye başlamışlardı.

“Organize şekilde kara para işi yapan malum devletlerin kara paraları azaldı ve bu sözde varyant da kara para temini için yeni yöntem. Yine organları için çok yüksek sayıda insan öldürülecek” dedim diye omicron varyantı anlaşılan bana çok kızmış. Çok darılmış, artık oynamayacakmış, oyundan çekilmiş. Ya da biraz uyuyup geri gelecekmiş. Ya da kafası karışmış. Yani bir sorun varmış ama bilmiyorum ne imiş…

Kısıtlamalar, kapanmalar beklendiği gibi hızla artmadı, hükumetler bir şeyden korkar gibiler, basın ve medya faaliyetlerine kadar her şey bir tuhaf… Şu biyonik robot doktorlar, yazarlar ve bakanlar haricinde dünya insanlığından bu adice, bu sadistçe projelere hizmet edenlerin sayısı çok az kaldı. Bu kanlı oyunda bu güne kadar vazife almış herkes, insanlığın bu oyunu anladığının farkında… Herkeste bir yargılanma hatta yargılanmadan linç edilerek öldürülme korkusu var.

Aslında benim istediğim bu değildi. O kara paracı devletler/hükumetler inat etmeliydi, dayatmalar yapmalıydı, her gün biri kısıtlamalara ve kapanmalara geçmeliydi ve ben dünyanın her yerinde insanları sokağa dökecektim. Aynı anda Ankebut Ağının onlarca dev firmasını ve hükumetini yok edecektim.

Nasip… Belki uyanır gelir ya da korkularını yener gelir şu omicron… Öyle kaçak güreşmeyi terk eder.

Mehmet Fahri Sertkaya

Dünya insanlığı ahmak yerine konuluyor

İnsanlarla adeta dalga geçiliyor. Nerede ise her gün bir yerlere sözde göktaşları düşer oldu. Son aylarda Türkiye’ye bile onlarca ne olduğu bilinmeyen nesne yanarak düştü. Kaç kere yazdık, dikkatleri çektik. Yine de bunların nerede ise hiçbirine dair kale alınır incelemeler, soruşturmalar, açıklamalar yapılmadı. Bunların göktaşı olup olmadıkları hala kesinlik arz etmiyor. Bir ülkeye, birkaç ay içinde alevler yayarak onlarca nesne düşer de nasıl olup da ciddiyetle araştırılmaz, soruşturulmaz. Bunların uçan daireler olup olmadığını, düşman unsur olup olmadıklarını nasıl bilebileceğiz.

Ülke güvenliği bu kadar basite alınamaz. Son iki aydır Trakya bölgesinde, hususiyle de Tekirdağ’da çok sayıda olağan dışı hadise gözlendi. Yüksek sayıda insan uçan daireler gördü. Denizler, sahiller bir tuhaf… Kuşlar topluca ölüyor. Ekinler, tarlalar anormal… Su kaynakları, bilimsel izahı yapılamayacak surette ve hızda yok oluyor. Mevsimler birbirine girmiş. Çok sayıda ilçeyi etkisi altına alan bir koku duyuluyor ama üzerine günler geçtiği halde ne olduğuna dair kale alınır bir açıklama yapılmıyor. Türkiye, düşman unsurların organize saldırıları ile akıl almaz felaketlere sürükleniyor. Hala uçan dairelere karşı lazer silahları bile kullanılmıyor. Bu gidiş nereye, iktidar nereye, kimlere hizmet ediyor?

Mehmet Fahri Sertkaya

Bu yoğunluğun arasında, kafamdaki bir projeyi daha anlatacağım

Bu yoğunluğun arasında, kafamdaki bir projeyi daha anlatacağım. Tamamen temsili görseller kullanacağım. Görsellere hiç takılmayın, sadece fikir alın, asıl olarak yazdıklarıma odaklanın. Hızlıca yazıp paylaşarak aradan çıkartacağım.

Ne diyorsunuz?

Eee, ne diyorsunuz, TIR’ların, trenlerin, uçakların sayılarının çok azaltılmasının vakti gelmedi mi?

Daha önce de ufaktan bir çıtlatmıştım bir yazımda… Olağan akışta TIR’lar çoktan tarihe karışmış olacaktı. Lakin insanlığın faydasının değil de cebini haksız, hukuksuz şekilde doldurmanın peşinde olan Ankebut Ağı mensupları, binlerce faydalı şeye izin vermedikleri gibi buna da izin vermediler.

Dünyada hala insan ve yolcu nakliye/taşımacılık masrafları da çok yüksek. Böyle olması gerekmediği halde böyle, çünkü Ankebut Ağı ve onların da içine sızan uzaylı insan türleri, dünyamızda iyiliğin, rahatın, bolluğun, saadetin, huzurun olmasını istemediler, istemiyorlar. Dünya insanlığını kendilerinin köleleri gibi görüyorlar. Sömürülecek, sağılacak, istifade edilecek hayvanlar misali görüyorlar.

Hedefleri insanlığın işlerini kolaylaştırma ve bu vesile ile de temiz şekilde para kazanmak değil. Hedefleri beş para etmez araçları, mükemmel araçlar gibi göstererek/kabullendirerek çok pahalıya satmak, sonra sürekli servis/bakım/tamirat kısmından da para vurmak… Sürekli lastik ve bazı yedek parçaları da satarak para vurmak… Sürekli benzin/mazot da kullandırmak. Ve dünya üzerinde mümkün olduğunca bu sahaları/sektörleri kendi adamlarının kontrolünde tutmak. Tek cümleyle ifade edilecekse, insanlığı sağımlık inek misali her gün, her fırsatta türlü türlü sağmak…

Geçenlerde tarif ettiğim ve dış görünüşü itibariyle jet uçak motorlarına benzeyen, silindir şekilli ve içinde spiral pervanesi bulunan iticiye, bundan sonra kısaca SİSİPER diyeceğim. SİSİPER, yani silindir şekilli spiral tarzda pervane…

O SİSİPER tekniği ile hem karada hem de denizde giden araba sahasında/sektöründe bir devrim başladı bile… Dünyanın dört bir yanında farklı taraflar hala sivil ve askeri deniz araçlarında denemeler yapıyorlar. Meydana çıkan ilk neticelere bile siyasi idareciler kadar mühendisler de inanamıyorlar. Gerçek bir devrimin başında olduklarını kabullendiler.

Bunun haricinde, camları, silecekleri, aynaları, farları ve gereksiz yüksek maliyeti ortadan kaldıran, aracın iç yüzeyinin çoğunun plastik ekranlarla kaplanması tekniği de çok şeyleri değiştiriyor, değiştirecek. Aracın iç ve dış yüzeyi arasına ısı ve ses yalıtımı sağlayan malzeme konulacak olması da kullanma maliyetlerini çok düşürecek. Arabalar karada ya da denizde, mevsimin ne olduğuna, havanın sıcak ya da soğuk olduğuna, gece ya da gündüz olduğuna hiç aldırış edilmeden kullanılacak.

Bundan böyle küçük ya da büyük deniz araçlarının saatte en az 300 km hız ile gidebileceği, istenirse bu hızın çok daha üstüne çıkabileceği de iyice anlaşıldı, kabullenildi. Üstelik, bunu sağlayacak araçların, mevcut araçlardan çok çok daha az yakıt harcadıkları, elektrikli motorla da desteklenebilecekleri, daha az arıza ve bakım masrafı çıkartacakları, kolayca da seri imalatının yapılabileceği kabullenildi.

Bu şartlarda, muhtelif boylardaki sivil ve askeri gemilerden sonra, denizaltılara ve hatta torpidolara kadar her şeyde büyük değişiklikler olacak. Dünyada havacılık sektörü bile çok çok küçülecek. Uçakların ve trenlerin kullanma oranı hızlıca çok düşecek. Buna bağlı olarak uçak imalatçısı firmalarda, bunların tedarikçilerinde, hava taşımacılığı hizmeti veren firmalarda adeta depremler yaşanacak. Meselenin geniş geniş yazılıp anlatılması gereken çok yönleri var. Benim vaktim dar ve kısaca devam edeceğim.

Bu değişiklik rüzgarından trenler kadar, TIR’lar da nasiplerini alacaklar. Hususiyle ülkeler arası nakliye yapan TIR’ların yüzde doksana yakınının birkaç sene içinde oyundan düşmesi ihtimali çok kuvvetli. Hızlı trenler bile eskisi kadar rağbet görmeyeceklerdir. Çünkü SİSİPER tekniği ile yapılacak deniz TIR’ları ya da trenleri, bildiğimiz TIR’ları ve trenleri yok olmaya ya da hiç değilse çok az sayıda kullanılmaya zorlayacak. Bir kara TIR’ının bir dorsesi oluyor ve üzerinde bir tek konteyner taşıyor. Karada ve en fazla 90 km hızda gidiyor. Trafiğe takılıyor. Kaza riski yüksek oluyor. Kazalar sonrasında yüksek masraf çıkıyor. Çok fazla mazot harcıyor.

Oysa bir deniz TIR’ı ya da treni, bir katar misali olacak, arkasına çok sayıda deniz vagonları bağlanacak. Bu deniz vagonları, sağa sola ve aşağı yukarı yalpalanmaya/dalgalanmaya uygun ara bağlantılarla birbirlerine bağlanacaklar ki bunu yapmak mesele bile değil. Bu deniz vagonlarının taşıyıcı kısmı (şasisi), tamamen kapalı ve içi hava dolu şekilde, paslanmaz metallerden imal edilecekler. Denizin içine çok girmeyen, oval biçimli tabanları olacak. Şasinin üst kısmı (yani konteynerin konacağı üst yüzey) ise düz olacak. Altı oval, üstü düz olan bu metal balonun içine hava da girmeyecek, içinden hava da çıkmayacak. Kasıtlı şekilde delinmezlerse, hiçbir hava şartında, ne kadar savrulup dursalar da asla batmayacaklar. Her bir deniz vagonunun iki yanında da SİSİPER varmış gibi içi hava dolu, silindir şekilli, uçları sivri ve paslanmaz metalden yapılmış balonlar olacak. Bunlar sayesinde deniz vagonlarının hem sağa sola yalpalanması çok azaltılacak, hem de katar hızlandıkça hem katar hem de bu vagonların gövdeleri sudan yukarı yükselecek. SİSİPER’ler ve SİSİPER benzeri metal balonlar üzerinde yol alınacak. Sürtünme çok çok azaltılacak. Hız artmış, yakıt harcaması çok çok fazla azalmış olacak.

Bu araç, katarın arkasına ayrı ayrı eklenecek onlarca deniz vagonunu, çok çok az yakıt harcayarak ve kaza riskini de çok düşükte tutarak, saatte en azından 300 km hızla denizden götürecek. Vagonlar insan/yolcu/turist taşımak, konteyner taşımak, eşya taşımak, otomobil taşımak, ziraat mahsulleri taşımak, çiftlik hayvanları taşımak da dahil olmak üzere çok değişik maksatlarla, farklı üst tasarımlara sahip olarak imal edilecekler. İnsan taşıyan vagonlarda da cam olmayacak. İç yüzeyler ekran dolu olacak. Isı sorunu da olmayacak, havalandırma sorunu da olmayacak.

Vagonlara gerçek SİSİPER takmaya gerek yok. Sadece en arka vagonda iki yana toplamda iki adet ve gerekli büyüklükte SİSİPER takılacak. Bunlar ters yöne dönük olacaklar. Sürücü aracı hızlıca durdurmak istediğinde, tek bir tuşa ya da pedala basacak ve ileri doğru dönmekte olan SİSİPER’lerin hepsi birkaç saniye içinde tamamen durduğu gibi, o birkaç saniye içinde en arkadaki SİSİPER’ler tam dönüş hızına çoktan ulaşmış olacaklar. Bu sayede bu aracın çok mükemmel bir fren sistemi olacak. Bu sayede bu araç ani frenleme yaptığında trenler misali savrulmayacak, kazalar yaşanmayacak. Çok hızlı giderken, çok kısa mesafe içinde, çok keskin dönüş yapmak istenmediği takdirde, bu aracın kaza ihtimali sıfıra çok yakın olacak. Çünkü, bu araçlar GPS sistemiyle ve devletler arası bir teşkilat tarafından takip edilip yönlendirilecekler. Tıpkı uçakların kuleler tarafından yönlendirmesi gibi… Ya da hiç değilse ilk zamanlar her ülkenin kara sularına girdiğinde, o ülkenin ilgili kurumuyla bağlantıya anında geçip yönlendirmelere de uyabilir. Böyle bir sistemle, birbirlerine tehlikeli şekilde yaklaşmaya başladıkları gibi yapay zekalar ya da insan operatörler hemen sürücüleri ikaz edecekler. Yönlerini ve hızlarını değiştirebilecekler. Sürücünün başına bir şey gelmiş olsa bile bu araçlar bu sistem tarafından otomatik olarak durdurulabilecekler. Zaten belki ilk zamanlar bu araçlarda sürücüler olur, olsa bile ilk zamanlarda da yolun tamamına yakınını otomatik pilot kontrolünde gider, sonraki zamanlarda ise tamamen otomatik pilot sistemiyle kullanılmaya başlanırlar.

Deniz nakliyesi sahasını elinde tutan belli başlı firmalar da büyük darbeler alacaklar. Deniz nakliyesi sahasında son yıllarda yaşanan büyük sorunlar ve maliyetin çok artması sorunu da çözülecek. Sürekli nakliye yaptıran firmaların kendi deniz TIR’ları olacak. Zan ediyorum ki havacılık firmaları anında havacılığa yapmakta oldukları yatırımları keserek, deniz trenleri ile yolcu taşıma işine girecekler. Hyperloop sisteminin de havası bir anda büyük oranda sönecek. Dünyanın her tarafını kara üzerinde büyük boru sistemiyle donatmanın, bunlara masraf etmenin gereği kalmayacak. Zaten batak haldeki Tesla, Boeing gibi firmalar da bu vesileyle son darbeyi alırlar. ABD ekonomisi de öldürücü son darbelerden birini daha almış olur.

Sadece üç beş saat içinde bu deniz TIR’ları ya da trenleri, onlarca konteyneri ya da toplamda binlerce yolcuyu, binlerce km uzaktaki hedef ülkenin limanlarına götürebilecekler.

Çekici/katar çok özel şekilde yapılacak. İki yanında, yatayına konulmuş iki uzun füze gibi SİSİPER’ler olacak. Kendi alt gövdesi de zaten paslanmaz çelik hava balonu gibi olacak ve hiçbir şekilde batmayacak. Yanındaki SİSİPER’ler yalpalanmayı nerede ise sıfıra indirdikleri gibi, ayrıca dümen vazifesi de görecekler. Bunlar sağa ve sola doğru birlikte dönerek, çok başarılı bir yönlendirme/dümen olarak da iş görecekler. İç ön kısmı uçakların kokpitine benzeyecek ama çok daha sade, kullanışlı ve güzel görüntülü, ferah olacak. Camlar yerine, cam hizasına gelen kısımların iç yüzeylerinde boydan boya tek parça ekranlar olacak. Sürücülerden biri iş başında iken diğerinin istirahat edebilmesi için yatak, ayrıca buzdolabı, derin dondurucu, TV, internet, tuvalet, banyo dahil her şey olacak. Bu kısmın da arkasına kalan kısım ise makine dairesi gibi olacak. Bir elektrikli, bir de benzinli ya da mazotlu motor olacak. Bir büyük benzin/mazot deposu ve ayrıca iki ayrı ve büyük batarya olacak. Bataryalardan biri motoru ve bütün güç sistemlerini beslerken, araç denizden yukarı kalkarak adeta uçarcasına giderken, diğer batarya şarj olacak. Aracın, olmayan farları hizasına gelecek yerlerden içeri yoğun şekilde rüzgar çekilecek. Bu rüzgar, geniş borulardan çok süratli şekilde arka kısma gidip arka yan taraflardan dışarı bırakılırken, bu arada ikinci bataryayı şarj eden jeneratörü çevirecek. Bu sayede bu araçlar, yolun büyük kısmını elektrikle/şarjla gidebilecekler. Hatta tamamını elektrikle gitme ihtimali de çok yüksek. Zaten mazotla ya da benzinle çalışan motor bu araca ihtiyaten konulacak. SİSİPER sistemi sayesinde bu araçlar benzin ya da mazotla giderken de çok az yakıt harcıyacaklar ve maliyetleri çok düşürecekler. Ayrıca hem katarın/çekicinin hem de deniz vagonlarının en üst, çatı tarafları güneş enerjisi panelleri ile kaplanacak. Hatta yeni nesil güneş panelleri o kadar şeffaf ve güzel görünüşlü ki aracın vagonlarının iki dış yan yüzeyleri de bunlarla kaplanabilir.

Yazık günah… Hala kara TIR’ları kullanmak, hala konteyner taşımacılığını elinde tutan üç beş deniz nakliye firmasına bağlı kalmak, hala saatte 40 km hızla konteyner taşımak, hala soygun sistemine razı olmak, kabullenilebilir şey değil. İsterlerse, yoğun şekilde nakliye yaptıran firmalar bile kendi bünyeleri içinde ve kısa sürede deniz TIR’ları imal ettirebilirler. Bu araçların imalat sahasının da o malum firmalara ve patronlara bırakılması, yine vahim bir hata olur.

Dünya genelinde internet üzerinden alış veriş yoğunluğu büyük bir hızla artmaya devam ediyor. Dünyada milyonlarca insan, başka ülkelerdeki satıcılardan siparişler veriyorlar. Bunların teslim süresi sadece iki güne düşürülebilir. Bu sistem sadece bir iki ay içinde gerçekleştirilebilir, işler hale getirilebilir. On binlerce konteynerin bir araya gelmesini, bunların hepsiyle on ya da yirmi kişinin ilgilenip limanda takip etmesini, koca gemilerin yüklenmesini, dolmasını, yola çıkıp saatte en fazla 40 km yol almasını beklemenin artık bir mantığı yok

Böyle bir başlayalım, vakti gelince ben pervanesiz, kanatsız ve motorsuz şekilde ve tıpkı uçan daireler gibi uçabilen araçlara da yönlendireceğim dünya insanlığını… Bu geçiş sürecinde uçaklara, hava taşımacılığına, hızlı trenlere, hyperloopa, TIR’lara, Boeing’e, Airbus’a, Tesla’ya, ABD’ye ve Avrupaya ve bütünüyle Ankebut Ağına yatırım yapanlar, çok ani şekilde çökecekler ve fazla dayanamayıp batacaklar.

Hala şüphesi kalanlar var mı bilmem ama ben bu dünyanın bu kara düzenini değiştireceğim ve bunu kısa sürede yapacağım.

Hazırlıksız şekilde hızlıca yazdım. Birkaç saat sonra müsait olunca okur, gözden geçiririm. Yazı hataları varsa düzeltir, ayrıca ekleme yapacaksam yaparım. Hitap ettiğim teknik kişiler, şu kadar yazmadan bile zaten anlayabilirlerdi.

Mehmet Fahri Sertkaya

Benden bir kötülük mü gördünüz?

Siz insan kaldınız ve insan gibi davrandınız da benden bir kötülük mü gördünüz?

Bu güne kadar metafizik çatışmalarda yüz milyarlarca kayıp verdiniz. Ölmeye doymadınız. Ölmedim, inanamadınız. Baştan beri “ölmeyeceğim” dediğimde de inanmamıştınız. Siz saldırdıkça siz öldünüz ve ben her seferinde güçlenerek çıktım.

Kaç kere metafizik çatışmaların dışına çıkarak da beni öldürmek istediniz, her seferinde rezil oldunuz, aciz kaldınız.

Şimdi on binlerce kişi bir araya geliyorsunuz, bizden on binlerce sene ileri bilim ve teknoloji kullanıyorsunuz, tabii afet gibi görünecek bir teknikle beni öldürmeye oynuyorsunuz ama yer başınıza çöküyor, topluca kendinizi öldürüyorsunuz. Yine ölüyorsunuz, yine ölüyorsunuz. Öyle de ölüyorsunuz, böyle de ölüyorsunuz.

Buraya kadar da tamam, gülmüyoruz bu defa düştüğünüz trajikomik hale ama sonra niye yine ben suçlu oluyorum? Niye bana sövüp sayıyorsunuz? Ahmaklığınıza gülün ya da sövün… Ya da siz bilirsiniz, yeniden yeniden ölün…

Haydi, bütün tarafların önünde rest çekiyorum. “Siz beni öldüremezsiniz, her gün ve her saat karşımda mum misali eriyeceksiniz.” diyorum. Haydi sizi göreyim.

Kılıcımı kınından çıkarttım. Bundan böyle daha da ölümcül olacağım. Karşıma çıkanların çoğuna mühlet vermeyeceğim. Benim vurduklarım bir yana, üzerime gelen bile doğranacak…

Mehmet Fahri Sertkaya

Odağınızı bozmayın, bir an için bile elinizi tetikten ayırmayın

Türkiye değil, bütün dünya karışsa hatta yanıp yıkılsa bile, operasyonlarınızdan dönmeyin. Bu kadar kirlenmiş bir dünyada, bu kadar acıyla, zulümle, işkenceyle, namussuzlukla dolmuş şu dünyada, şu arzın üzerinde hiçbir şey yokmuş gibi yürüyüp hayatamıza bakamayız. O bebekleri, çocukları, kızları, kadınları, erkekleri kurtaracağız. Her türlü kara para işini boğacağız. Bu Türkiye üzerinden batı dünyasına ve İsrail’e bir dolar bile kara para akmayacak.

Çıkın, yetkiyi elinde bulunduran kişiler, makam sahipleri sizi durdurmak için hukukun dışına çıkarak emirler veriyorsa, itaat etmeyin ve sizler de hukukun dışına çıkın. İcap ediyorsa sıkın, söz verdim, ölsem dönmem, hiçbirinizi içeride yatıramayacaklar. Buna izin vermeyeceğim. İçeri alınabilenlerinizi en kısa sürelerde çıkartacağım. Pusulara dikkat edin, öyle kolayca şehit olmayın. Alemi değişmeden önce mümkün olduğu kadar insan şeytanı temizleyin. Mümkün oldukça daha çok sevap ve derece kazanın. Sizin sıkacağınız kişilerin hepsinin katl-i vacip… Onları katletmenin günahı değil, sevabı var. Hem de büyük sevabı var.

Dünya tarihinde, Adem babamızdan bu güne kadar, hiçbir devirde insanlığın bu kadar topluca ve ileri seviyede ayardan çıktığı ve şeytanlaştığı görülmedi. Bu devri hep beraber sonlandıracağız.

Tekrar ediyorum. Her ne olursa olsun vazifelerinize devam edin. Dağılmayın, sarsılmayın. Dünyanın dört bir yanında yönlendirdiğim etkili ve yetkili kişiler ve ayrıca gruplar da var. Herkes bizimle…

Enbiya, evliya, asfiya, kibriya, şüheda da bizimle… Yerin altı da üstü bizimle… Ben de 18 bin alem ittifak etse bile zarar veremeyeceği muazzam tedbirler içindeyim. Hakkımda ne söylenirse hemen itibar etmeyin. Bir süre sesimi duyamazsanız hiç endişe etmeyin. Daha çok uzun zaman hizmetim devam edecek.

İyice arıtılıp sonra kaynatılmadan su içmeyin. Kokan, rengi tuhaf olan suları içmeyin, riske girmeyin. Gaz maskesi olmayan kimse kalmasın.

Yabancı gizli servislerin mensubu olup da Türkiye dahilinde kara para işi yapan insan şeytanlarına en önden sıkın.

Mehmet Fahri Sertkaya

Bundan sonra havacılık sektörüne bir lira dahi yatırım yapılmamalı

Havacılık sektörü artık büyük oranda bitmiştir, öyle değil mi? Çok büyük gemiler denizde uçakların ortalama hızı kadar hızlı gidebilecekken, bu hızla yolcu ve yük taşıyabilecekken, uçakları kim neden tercih etsin?

Herkesin kendine ait hem karada hem denizde giden arabası olacakken, bu arabalar denizde saatte 300 km ve üzeri hıza ulaşabilecekken, insanlar ülkeler arası seyahati bile özel araçlarıyla birkaç saate indirecekken, kim neden uçaklara binsin?

Kaç senedir “Havalimanları yapmayın, uçaklara yatırım yapmayın, bize oyun kuruyorlar, bunlara yapılan yatırımlar çöp olacaklar” dedim durdum ama dinlemediler. Zararın neresinden dönülürse kârdır. Dünyadaki hiçbir taraf, bundan sonra havacılığa bir lira daha yatırım yapmamalı.

“NASA batak, Tesla da batacak.”

Yaklaşık on yıldır “Batı dünyası battı, ABD de battı. Batı dünyasının gerçek yüzü şöyle şöyle…” diye anlattım ve çok zor da olsa gerçekleri hakim kıldım. Yaklaşık beş yıldır ise “NASA batak, Tesla da batacak.” deyip durdum. İlk yıllarda Tesla’yı ve Elon Musk’ı eleştirmek bile zor zanaatti. Muazzam bir reklam, beyin yıkama, kabullenişleri yönlendirme siyaseti uygulanıyordu. Eleştirilmesi halinde insanların tepkileri çok sert oluyordu. Zihinlerde Tesla’nın ve Elon Musk’ın yeri arş-ı alaya çıkmıştı. İnsanların gözünde/zihninde oralara konmuş birini, bir ülkeyi, bir şirketi, bir projeyi, gerçek yüzüyle anlatmak çok zor zanaatti.

Akademi Dergisi bunu da yaptı, yalanları ezdi, geçti ve Ankebut Ağının, batı dünyasının son ümitlerinden biri olan Elon Musk’ı da zihinlerde yıktı. Son iki-üç senedir Tesla ve Elon Musk sanal rüzgarı epeyi dindi. İnsanların kafasında “acaba?” soruları oluştu. Bunca sinsi propagandalarla ve mason tarikatı mensubu medya patronlarının da büyük katkılarıyla zihinlerde devleştirilen Elon Musk, kısa sürede büyük bir baskı altında kalınca, Twitter üzerinden yaptığı bir 1 Nisan paylaşımında konuyu tiye almak zorunda kaldı. Yıllardır takipçim olanlar, bu süreçte neler yaşandığını ayrıntılı olarak gördüler, yaşadılar.

Şimdi diyorum ki çok çok yakın gelecekte o biyonik robot Elon Musk, Tesla, Boeing hatta NASA ya kadar toplamda yüzlerce şahıs, şirket ve kurum artık resmen/açıkça da batacak. Dünya üzerindeki bütün taraflar, bu gibi sarsıcı gelişmelere hazır olmalılar. Batı dünyasıyla, AB ile, ABD ile, NATO ile ve bunların başını çektiği muhtelif milletler arası kuruluşlarla/organizasyonlarla yakın durmaya devam edenler, bunlarla birlikte batacaklar.

Mehmet Fahri Sertkaya