Etiket arşivi: Griler

Lüzumsuz herif…

Vakit harcamaya bile değmeyecek basitlikte birisi. Sanki hayatı boyunca sürekli destek olduğu, el uzattığı, zor zamanlarında yanında olduğu, yanında bedel ödediği ve hayran bırakacak bir güzel ahlak ve mertlik sergilediği bir kişi, hiç olmayacak şekilde kendisine ihanet etmiş, kendisini meydanda bırakmış ve hiç hakkı yokken bir de kötü söz söylemiş gibi bir hale büründü.

Bir nevi sinir krizi geçirdi. Bağırdı, çağırdı. “Kim bu adam, kendini ne zan ediyor?” falan dedi. Ondan da tam bu türlü bir davranış beklenirdi. Bu işler hep böyledir, içi boş olanların dışı çok gürültü çıkartır. İnsanı değerli kılan, bulunduğu makam ve sahip olduğu rütbe değildir. İnsanı değerli kılan sahip olduğu ahlaktır, fazilettir, iyi niyettir ve insanlığa ne kadar hizmet ettiği, fayda sağladığıdır. Aslında benim tavrım da “Kim bu adam, nasıl geçmiş koca Çin’in başına, kendini ne zan ediyor? Nasıl olabiliyor da o ülkenin başında hala durabiliyor. Her şeyi berbat ediyor” tavrı ve bunu bile fark ediyor ama kabullenmek istemiyor. Kibir işte, insanı çok acınası hallere düşüyor.

Sert kayaya çarptı ama bir gün bunun yaşanacağı belliydi. Dünyanın kaç güçlü liderine birden çekmişim resti, Şi kim? Hiç mi düşünemedi bunca senedir, sıranın kendisine de geleceğini ve neden gereğini yapmadı, kendini düzeltmedi? Dünyadaki bütün zalimlere, kibirlilere, kötülere baş kaldırmış ve rest çekmiş bizler, onu neden görmezden gelelim? Onun adını neden “iyiler” listesine yazalım?

Ben onun aslında kim olduğunu ve kim olmadığını çok iyi biliyorum. Ne kadar aciz, güçsüz olduğunu da çok iyi biliyorum. O da benim kim olduğumu çok iyi biliyor. Yıllardır sürekli takipçim. Elindeki cihazda otomatik tercüme özelliği var, anında tercüme ediyor ve sabah akşam beni okuyor. Okumaya fırsatı olmadığında da adamları dikkatle takip ediyor ve önemli gördüklerini hemen ona haber veriyor. Dünyanın önemli mevzularına dair karar almadan önce benim o konuda ne dediğime mutlaka bakıyor. Ama boşa okuyor işte, içi boş… Bu Şi, ayara falan da girmez. Çin devleti ve milleti ile bir sorunumuz yok ama Şi bizim müttefikimiz değil. Böyle bomboş, zalim, kibirli, cahil, insanlığa düşman, organ işi bile yapan, üç kuruş para için masum canlara kıydıran, küçücük çocukları bile katlettiren cani bir herifin Çin’in başında olması Çin için büyük talihsizlik. Çin’in başına büyük felaketlerin gelmesine sebep olur.

Allah korusun, bir gün Çin, ABD’nin yerini alsa, Şi, Trump’tan çok daha zararlı politikalar uygular. Çok daha kibirli, cahilce ve insanlığı perişan eden kararlar alır. Şu Yeşilleri ve Grileri anlattım, bütün devletler ve liderler gibi Şi de konuyla ciddiyetle ilgilendi ama herkes “Dünyayı ve dünya insanlığını bunların zararlarından nasıl koruyacağız. Ne yapabiliriz” derken Şi ne yaptı? ABD’nin başındaki siyasetçiler ve konseyler yerine, Yeşillerle ve Grilerle kendileri müttefik olabilir mi, onun yollarına da baktırdı. Fırsat bulsa, bütün dünya insalığına düşman olup insanlığı tamamen yok etmek isteyen Yeşillerle ve Grilerle hemen şu dakika müttefik olacak.

Şi, sadece Çin’in değil, dünya insanlığının huzur ve mutluluğunun da önünde bir engel… Trump kadar büyük bir engel. Çin, Şi’den ve Şi benzeri kişilerin üzerinde görülen çirkinliklerden korunmalı ve yüksek ahlaklı/faziletli, insanlığın iyiliğini isteyen bir lider tarafından yönetilmelidir.

Okusun burayı da köpürüp dursun lüzumsuz. Kendini bütün dünyanın kralı zan ediyor. Emri altındaki yüz milyonlarca insana zulüm ediyor, bir saniye umurunda olmuyor. Sonra bulunmaz Hint kumaşı muamelesi görmeyi bekliyor.

Çin’deki diğer yetkililer de bu yaptığımızı iyilik olarak değerlendirmeliler. Şi’nin verdiği karşılığı vermemeliler. Şi’nin ve Şi zihniyetinin Çin’de sebep olacağı şey şimdiden belli: Kısa zamanda bütün dünya insanlığının düşmanlığını kazanmak ve kısa zamanda Çin’in parçalanıp bölünmesi…

Şi’nin yönetimindeki Çin devleti, organize suç örgütüne dönüştü.

Sadistçe uygulamalar yapıyorlar.

Çin’in idam mahkumlarının organlarını rızaları dışında alması bile başlı başına bir skandal, vicdanın el vermeyeceği bir uygulama… Çin, bu uygulamaya son vereceğini açıklayıp duruyorsa da artırarak devam ediyor.

Lakin, bundan çok daha ötesi var. An itibari ile Çin’in başında bulunan Şi’nin de bilgisi, izni hatta dahli/kontrolü dahilinde Çin devleti organ işi yapıyor. Sadece Doğu Türkistan bölgesinde değil, Tibet bölgesi dahil başka bölgelerde de Çin devleti tarafından organ işi yapılıyor. Masum insanlar kaçırılıyor, organları için acımasızca katlediliyor. Kültür ve eğitim seviyesi düşük, maddi imkanları da düşük bölgeleri tercih ediyorlar. Bu işi uzun zamandır sistemleştirmiş haldeler.

Ankebut Ağı nasıl insanlık dışı şekilde insan organı işi yapıyorsa, Çin de aynı sadistlik derecesinde aynı şeytanlığı yapıyor. Çin’deki diğer söz sahibi yetkililer Şi’yi hemen ters kelepçe ile tutuklatmalılar.

Şi’nin yönetimindeki Çin devletinin sadistçe uygulamaları ile her yıl on binlerce Çin vatandaşı organları için acımasızca katlediliyor.

Bu şeytanların bu şekilde elde ettiği insan organlarının büyük çoğunluğu Çin içinde kalıyor. Zengin ve hasta Çinlilere takılıyor. Şİ’nin ve çetesinin üyelerinin hali, karakteri, şeytanlık derecesi, Şeytan’ın Konseyi’nin üyelerinden farklı değil.

Kendileri gibi düşünmüyor, inanmıyor, giyinmiyor diye milyonlarca insanı birden zorla kamplara kapatmaya hakkı olduğunu düşünen ve dünyanın gözleri önünde buna teşebbüs eden tiplerin, kendi vatandaşlarını organları için katlettiğinin meydana çıkması, kimseyi şaşırtmamalı. İnsan, insanlıktan çıkınca şeytanlaşıyor.

Dünya genelinde büyük ses getirmeli, olağan üstü müdahaleler yapmalı, askeri seçenekleri bile değerlendirmeli ve sadist Şi ile çetesini durdurup Çin vatandaşlarını da korumalıyız.

Şi’nin yönetimindeki Çin’in dünyaya pek gösterilmeyen gerçek yüzü cehennem misali…

Fikirleri, siyasi görüşleri nedeni ile çok sayıda insan idama mahkum ediliyor. Bunların infazı acımasızca usullerde yapılıyor ve rızaları dışında organları alınıyor. Aslında organ ihtiyacı gözetilerek ve bahaneler uydurularak insanlara idam cezaları veriliyor.

Sudan sebeplerle idam cezaları verilen mahkumların cezaları infaz edilirken çok zaman bir iğne vuruluyor. Bu, mahkumun hareket kabiliyetini sınırlandırıyor, ölüme yaklaştırıyor ama öldürmüyor. O mahkumların organları diri diri alınıyor. İç organları toplanılıp alınıyor, gözlerindeki kornealar alınıyor ve bir de bütün deri yüzülüyor. Geriye kalan et ve kemik kısmına çöp muamelesi yapılıyor. Kaldırılıp kazan dairelerine, çöplüklere atılıyor. Sonra oralardan alınıp icabına bakılıyor.

Kaçırılıp organları için öldürülen Çin vatandaşı insanlara da aynı muamele yapılıyor.

Resmini gördüğünüz insan şeytanının elinde cehenneme dönen Çin’de, devletin resmi açıklamalarına göre senede 15 bin kadar organ nakli ameliyatı yapılıyor.

Oysa devletin denetimi altındaki hastahanelerde bir senede yapılan organ nakli ameliyatı sayısı yüz binden fazla…

Yani Çin’de devlet sistemi insan şeytanı Şi’nin elinde olduğu için devlet, kendi denetimindeki hastahanelerde bir yıl içinde en az 90 bin yasadışı organ nakli ameliyatı yaptırıyor. Çin’de organ bağışı yapanların sayısı çok ama çok düşük olduğuna göre, bunca organ nereden bulunur?

Bu organları Şi’nin elinde organize suç örgütüne dönüştürülmüş olan Çin devleti buluyor. Çin devleti, devlet gücü ile organ işi yapıyor. Her sene on binlerce masumu öldürüyor. Bu sisteme dahil edildiğine inanamayıp isyan eden, Çin’i terk eden ve sığındığı ülkede Çin’in bu gerçek yüzünü göz yaşları ile anlatan Çinli doktorlar bulunuyor.

Bunlardan birisi, insanlar tam ölmeden organlarını aldıklarını ve cesetlerin derilerini de tamamen yüzdüklerini dahi itiraf etti.

Şi ve Şi’nin zihniyetindeki insan şeytanları Çin’in başında kaldığı sürece, bütün dünya devletleri Çin’e karşı ortak yaptırım uygulamalı. Eğer Çin, başındaki bu şeytan yöneticilerden kurtulamayacaksa, Çin halkının bu şeytanlardan kurtarılması için ortak askeri müdahale yapılması değerlendirilmeli.

Böylesine şeytanlar tarafından yönetilen ve giderek güçlenen bir Çin, dünya insanlığı için çok büyük bir tehdit unsuru olacaktır.

Çin’in yönetici kadrosu ve yönetim zihniyeti değişene kadar devletimiz de olağan üstü tedbirler almalıdır. Böylesine sadistlik, üstüne böylesine ahlaksızlık, böylesine kibir ve tehditkar duruş varken, Çin ile bütün resmi/bürokratik kanalları kesmek ihtimalini bile değerlendirmeliyiz. Dünyaya sesini duyurabilen TRT’miz üzerinden Çin’in gerçek yüzünü anlatmalıyız.

Mehmet Fahri Sertkaya

1955’ten 1985’e bir uçak hikayesi

Siz, Bermuda Şeytan Üçgeni’nin üzerinde uçuyorken aniden kaybolan ve kaybolduktan 37 yıl sonra geri dönen uçağın gerçek hikayesini biliyor musunuz?

Dünya dışındaki başka gezegenlerde de insan türleri olduğunu, yüksek bilim ve teknoloji seviyesine ulaşan bazı türlerin dünyamıza gizlice geldiğini ve gizli üsler kurduğunu kabullenmeden on binlerce tartışmalı konuya cevap bulamazsınız ve dünya tarihini doğru okuyamazsınız. Şu piramitleri bile açıklayamaz, onlarca sene tartışıp durursunuz.

1955 yılında o uçak Griler tarafından kaçırıldı. Grilerin UFO’larından biri uçağa yaklaştı, ileri bir teknik kullanarak uçağın radarda görünmez olmasını sağladı. Sonra uçağın kontrolünü uzaktan ele aldı ve rotasını değiştirdi. Planladıkları başka bir yere inmesini sağladı. Orada zaten dünya insanlarından olan adamları vardı. Aralarından biri otomatik silahla uçağa girdi, yolcuları ve mürettebatı taradı. Sonra cesetler de uçak da imha edildi.

Bermuda Şeytan Üçgeni’nde kaybolan yüzlerce uçak ve gemi gibi bu uçağa dair de kimse bir iz, işaret bulamayacaktı ve bulamadı. Lakin 1992 yılına gelindiğinde Griler Bermuda Şeytan Üçgeni’nden geçen uçakların ve gemilerin sayısının artmasından çok rahatsız oldular.

Çok konuşulacak, çok tartışılacak, uzun süre unutulmayacak ve dünya insanlarına korku verecek bir şey yapmak istediler. Akıllarına parlak bir fikir geldi.

Bermuda Şeytan Üçgeni’nin altındaki gizli yeraltı üslerinde, 1955 yılında imha ettikleri bu uçakla birebir aynı özeliklerde bir uçak yaptılar. Bu, Grilerin elinde olan teknoloji düşünüldüğünde mesele bile değildi. Böyle bir uçak yapmak için uzun bir zaman harcamaları, üretim hatları kurmaları, çokça personel kullanmaları gerekmiyordu.

Plan çerçevesinde, 1955’teki uçakta kaybolan insanlara benzeyen insanlar kaçırdılar. 1955’te kaç yaşındalarsa 1992’de kaçırdıkları insanları seçerken o yaşta görünenleri tercih ettiler. Onları da yeraltı üslerine götürdüler. Zihin kontrolüne tabi tuttular. O hale getirdiler ki bu insanlar gerçekten kendilerinin 1955’te yaşadığına inanmış hale geldiler. Büyükçe bir UFO’ları ile bu uçağı yeraltı üslerinden çıkarttılar.

Planı uygulamaya başladılar ve bu kopya uçak, bu talihsiz kaçırılmış insanlar içinde olduğu halde gerçekten hava limanına indi. Sudan çıkmış balık gibilerdi. Gerçekten 1955’te uçak yolculuğunda olduklarını, rotalarını karıştırdıklarını iddia ediyorlardı, çünkü zihinleri öyle programlanmıştı. Onları gören havalimanı personeli de sarsılmıştı. Sonra yine zihinlerine telkinler gönderildi, kararlarına müdahale edildi ve uçakları ile tekrar havalandılar.

Uçak inerken de tekrar kalkarken de radara görünmüyordu. Griler sonra uçağı yine istedikleri yere indirdi ve tekrar içindeki masum kişileri katlettiler. Griler, dünya insanlarına çok zulüm ettiler. Çok kan döktüler. Kaçırdıkları binlerce geminin sadece birinde üç yüz kişi vardı. Bir fırsatını bulsalar hiç tereddüt etmeden bütün dünya insanlığını yok edecekler. İçlerine sızdıkları Yahudileri de…

Mehmet Fahri Sertkaya

Bermuda Şeytan Üçgeni 2

Bermuda Şeytan Üçgeni denilen alanın altında, okyanus suyunun altındaki yeraltı üssünde gizlenen uzaylı türü, Griler denilen tür…

Bunların okyanus altındaki mağaralarda yaşadığı iddia edilemez. Yaşadıkları o yere mağara denemez. Orada muazzam bir sistem var. Öylesine büyük bir yeraltı üssü kurmuşlar ki yerleri ile gökleri arasında yani üzerinde yaşadıkları zemin ile tavandaki toprak arasında çok büyük mesafe var. Orada aynı anda çok sayıda dev uçak ya da UFO bir arada uçabilir.

Oradakiler sanki yer üstünde yaşıyorlarmış gibi şartlar içindeler. Başka türlerin, dünyanın başka yerlerinde yaptığı gibi burada da tavanları karanlık bir toprak parçası gibi durmuyor. Gelişmiş aydınlatma sistemleri var ve gün ışığı yayıyor. Bu sistem dünyamıza göre ayarlanmış ve dünyamızda o bölgede gece olunca onların da ışıkları kararıyor. Gündüz olunca yanıyor. Bazı kısımlarında ise daha ilginç bir hal var. Sanki okyanus suyu ile kendileri arasında kalın bir toprak parçası yokmuş gibi duruyor. O kısımlarda yukarı bakılınca okyanus suyunu ve içindeki deniz canlılarını görüyorlar.

Dünyamızda kendilerine Griler denilen bu uzaylı insan türünden olanların çoğu gayr-i müslim, saldırgan ve işgalci…

Fırsat bulsalar hemen şu dakika dünyamızın tamamını istila ederler ve dünya insanlığından kimseyi sağ bırakmazlar. Lakin buna fırsat bulamıyorlar. Başka bir uzaylı insan türü onlara set oluyor ki bu tür Merihli/Marslı Müslüman kardeşlerimiz.

Şu anda dünyamız üzerinde çok sayıda uzaylı başka insan türü var. Kiminin az sayıda adamı var, kiminin çok sayıda… Kiminin dostane niyetleri var ve kimi ise çok saldırgan. Lakin dünyamız üzerinde bulunan türlerden en ileri teknolojiye sahip olanı Merihliler… Bunun böyle olması, dünya tarihinde bir kırılma noktası oluşturuyor. Yoksa tamamen istila edilen ya da hiç istila edilmeden tamamen imha edilen belki yüzbinlerce gezegenden biri de biz olacaktık.

Merihliler gezegenimizi Ay üzerinden de koruyorlar. Ay’da da onlar ve başka türlerden Müslüman müttefikleri var. Uzaydan gelecek saldırıları karşılayıp bizim haberimiz bile olmadan engelliyorlar. Geçen sene emekli bir ABD Generali bu gerçeği kameralar önünde itiraf etmişti ve hemen etramızda birilerinin bizi saldırgan başka birilerinden koruduğunu, lazerle savaştıklarını açıkça ifade etmişti. Bu ifadeleri bir belgeselde yer almıştı.

Mehmet Fahri Sertkaya|Akademi Dergisi

Phil Schenider…

Eski takipçilerimiz hatırlarlar. Çok senelerdir bu hususları izah eden paylaşımlar yaparım.

Yeni gelenler de vardır diye hatırlatayım. Fotoğraflarda ölü ve diri hali görülen kişi Phil Schenider’dır. Son senelerde artık onu herkes duydu gibi… Duymayan çok az kalmıştır. Onu öldürdüler. Venüslü’nün olduğu fotoğraf karesinde, Venüslünün hemen arkasında oturan ve ellerini dizkapaklarında birleştiren kişi, Phil’in babası Oscar Schenider.

Babasından öğrendiği gizli sırları ve ordu için çalışırken kendi yaşadığı sarsıcı olayları saklayamayan, anlatan Phil’i feci şekilde öldürdüler. CIA casuslarını kullanarak, intihar görünümlü bir cinayetle öldürürlerken, sık sık kullandığı ve vücutta biriken sıvıları çekmeye yarayan bir tıbbi aleti boğazına sapladılar. Phil’in anlattıkları, dinleyenlere uçuk gelse de en az yüzde doksan itibari ile gerçek.

Gerçekten de gizli tüneller açan bir gizli ekibin içindeydi, gerçekten tünelin ucu bir uzaylı insan türünün gezegenimizdeki gizli yer altı üssüne çıktı, gerçekten de o kazının emrini verenler işin sonunda bir gizli üsse çıkılacağını biliyorlardı, gerçekten de o anda orada uzaylılarla çatışma çıktı ve atmıştan fazla ABD özel kuvvetler askeri öldü, kendisi yaralandı. Sol elinin bazı parmakları koptu, vücudunun çeşitli yerlerinde yaralanma izleri kaldı.


Yalnız, kendisinin bile bilmediği sarsıcı gerçekler, dengeler, planlar vardı. Kör gözüne mücadele etti, kendini öldürttü.

Griler denilen uzaylı bir insan türüne (ki teknolojide bizden açık ara ilerideler, Müslüman değiller, saldırganlar, art niyetliler) çok zararlar verdi. Denk geldiği gizli yeraltı üssü de girilerindi. Griler onu kaçırıp karnını yarıp işlemler yapıp geri bıraktılar, pekçok defa hafizasını kısmen sildiler, o bunlardan hep habersizdi.

Bir Amerikan vatanseveriydi Phil ve insanlığa büyük hizmetleri oldu. Gerçekten de çok sayıda gizli projeyi ifşa etti. Kısmen bilinen bazı projelerin detaylarını verdi. Sonunda bir şeyi somut deliller ile ispat etti: ABD’yi uzaylılar da yönetiyor.

Mehmet Fahri Sertkaya

Griler ve Merkürlüler arasında gizli anlaşma var

Griler ile Merkürlüler arasında gizi bir anlaşma var. “Biz sizi, siz bizi açık etmeyeceksiniz. Biz dünyanın idaresini tam olarak ele geçirene kadar sizinle çatışmayacağız” dediler ve anlaştılar. Birbirlerinin projelerini bozmuyorlar, birbirlerine engel çıkartmıyorlar.

Şu son yayınlarımız tercüme edilerek Trump kılığına girmiş gri uzaylıya aktarıldı. Hiç şaşırmadı hatta sinirlendi. Çünkü zaten bildiği şeylerdi…

Mehmet Fahri Sertkaya

Terminatör filmi de bilimkurgu değil

James Cameron, Ankebut Ağı içinde önemli yeri olan bir ailenin çocuğu olarak büyüdü. Akrabaları arasında ve aile çevresi/dostları arasında önemli kişiler vardı. Bunlar, muhtelif devletlerin ve devlet kurumlarının başında bulunan, kritik konumlarda olup kritik bilgilere rahatça ulaşan kişilerdi. Aralarında NASA’dan, CIA’dan kritik kişiler de vardı.

Bunun bir neticesi olarak James Cameron’un gençlik yıllarında etrafında hep sarsıcı gerçekler konuşuldu. O, bunlara hep kulak misafiri oldu. Çok da ilgi duydu, şaşırdı, sorguladı, daha çoğunu öğrenmek istedi. James’in dinledikleri arasında bazıları, daha sonra dünyaca meşhur olmasını sağlayacak senaryoların temelini oluşturacaktı.

18 bin alem içinde bazı başka dünyalardaki bilim ve teknojinin bize on binlerce sene fark attığını… Oralarda gerçeğinden çok zor ayırt edilebilecek kalitede robotlar yapıldığını… Bu robotlarda gerçek insan derisi, dokusu, gözü, saçı kullanıldığını ama gerçek dokuların aslında gerçek insanlardan alınmayıp yapay yollarla üretildiğini… Bu robotlarda normal insan gibi davranabilen süper gelişmiş yapay zekalar kulanıldığını… Bu gerçekçi robotların bir kısmının harp maksadıyla üretildiğini, öldürmek ve termine etmek (bitirmek, yok etmek) için üretildiğini… Ve çok daha fazlasını, zaten elde edilmiş, kesinleştirilmiş gerçekler olarak yıllarca dinledi.

Daha sonra kendince bunları senaryo yaptı ve filminin yapılmasını istedi. O kadar çapsız, kabiliyetsiz bir gençti ki o hali ile senaryoyu kimse kale almadı. lakin yine Ankebut Ağı’ndaki bağlantılar devreye girdi. James’in senaryo diye yazdığı “gerçek bilgiler” Hollywood’a James üzerinden ulaştırıldı. Hollywood’takiler bunu alıp sıfırdan çalıştılar, kurgu, akıcılık, detaylar, mantık eklediler. Sosladılar, süslediler ve filmini yaptılar. Dünyaya da “İşte bu müthiş senaryo James Cameron’a ait” dediler. Bu, aynı anda birkaç kuş vurmaktı. Hem paraya para kattılar, hem Hollywood’u kıymetlendirmiş oldular, hem de gelecekte yerlerine geçirecekleri Yahudi ve Mason gençler arasına James’i de kattılar, James’i de çakma bir senarist, yönetmen ve yapımcı yapmanın önünü açtılar.

İşte gerçekte bir Ankebut Ağı olduğu için ve bu ağı oluşturan Yahudiler ile bu ağa sızan Griler, dünya insanlığını kendine köle gördüğü için NASA, Mars’ta sıvı su olduğunu 50 yıl sonra açıkladı. Bunu da başka çaresi olmadığı ve mecbur kaldığı için açıkladı. Binbir türlü kritik bilgi dünya insanlığından gizlendi, gizleniyor. Dünya insanlığına, Ankebut Ağı’nın kontrolüne girmiş onlarca devlet üzerinden akıl almaz tuzaklar kuruldu, kuruluyor.

Griler…

Yavaş yavaş mevzuya girelim ve Şeytan’ın Konseyi’ndeki casusları ifşa edelim.

Bunun için öncelikli olarak “Griler” denilen uzaylı, gayr-i müslim ve saldırgan insan türünü tanımalıyız.

Şu çizimde sağ kısımdakiler nerede ise fotoğraf kalitesine yaklaşan gerçeklikle çizilmişler. Griler tam da öyleler…

Çizime aldanıp gerçek hayatta da öyle oyuncak gibi durduklarını zan etmeyin. Ayrıca boyları da kısa değil. Gerçekten de dizkapakları ve dirsekleri çoğunlukla öyle oluyor. Ense ve sırt kısımları öyle… Sanki hafif kamburlarmış, bedenlerinin hiçbir yeri tam dik duramıyormuş gibiler.

“İnsanlar, uzaylıların, gezegenimizi işgal ederken büyük bir afete sebep olacaklarını, anıtları yıkacaklarını, doğal kaynaklarımızı çalacaklarını sanıyorlar ama öyle değil işte…”

Onlar hep içimizdeydiler ve bazılarımızı çiplediler: Gri uzaylılar (Griler, Grey aliens)

Mehmet Fahri Sertkaya